1960’lı Yıllarda Türkiye’de İslami Uyanış

Mehmet Said Çekmegil

Sizce, 1960'lı yıllar Türkiye'sinde Müslümanların bilinçlenmesine ve İslami uyanışa katkıda bulunan en önemli faktörler ve etkinlikler neler olmuştur.

HakSöz

Aziz kardeşlerim, Türkiye'deki İslami uyanışın faktörlerini soruyorsunuz. Ve diyorsunuz ki: "1960'lı yıllar Türkiye'sinde müslümanların bilinçlenmesine... etkiler neler olmuştur?"

Hani bir temsil vardır: Su kazana konulur da altında ateş yakılırsa uzun süre ses seda vermez. Oysa altında yanan ateş fark ettirmeden suyu ısıtmaya devam eder. Sonra bakarsın ki, kazan dibinde yavaş yavaş tomurcuklar belirir, buharlaşma başlar. Bu hal suyun kaynamaya başlamasının işaretidir. Sonra fokur fokur kaynar, taşıp durmaya başlar.

İşte sorunuz bana bu temsili hatırlattı. Ta Osmanlının çöküş döneminde Said Halim Paşalar, Mehmed Akif'ler, Said Kürdiler (Nursi) gibi gayyur şahsiyetler; 'Sırat-ı Müstakim', 'Sebil'ürreşad' benzeri neşriyatlar, İslam aleminde gelişerek Türkiye'ye taşınan fikri cehtleri 1920'lerden sonra tomurcuklanmaya başlamıştır, 1928'lerde Ömer Rıza tarafından Türkçe'ye çevrilerek 9'u asli harflerle, 10. cildi de latin harfleriyle yayınlanan on ciltlik Asrı Saadet Tarihi ve 1935'ts yayınlanmaya başlanıp 1938'de tamamlanan Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır'ın dokuz ciltlik tefsiri; 50 yıl aralıklarla yayınlanıp duran Sekilürreşad mecmuası ve benzeri gayretlerin ısıtmaya başladığı bir Türkiye vardır. Yer yer aksayan, doyurur bulunmayan bu gayretler, bazı yanlışlarına rağmen, Türkiye'de müslümanların şuurlanmasına pek çok katkıları olmuştur.

Mesela 1950'de kurularak yurdun pek çok yerinde şubeler açan Büyük Doğu Cemiyeti, ki biz de onun kurucularındanız. O zamanlar genç heyecanlarla arka arkaya yayınladığımız 'Ruhta inkılap', 'insanoğlu Kendini Arıyor', 'Bir Nur Doğacak' adlı kitaplarımız gibi neşriyatımızla, karınca kaderince, bu doğruluşlara katkıda bulunuyorduk. (Bkz. Dünya İslam Devleti, Cekmegil, 1992, Sn. 106).

Bütün aksamalarına ve 'Umumi Raisi'nin mistik yapısına rağmen Büyük Doğu Cemiyeti bir silkiniş davasını ve kendisine geliş ayıklığını gösterir. Necip Fazıl bir düşünce aksiyonunun yılmayan bir sanatkarıdır; duygusallığının öne çıkarılmasının ve daima önde olma tutkusunun aksaklıklarını gözardı edebilirsek, hafakanlarının yoğurduğu bir dava adamıdır, diyebiliriz ona.

"Sütü döv yağı çıksın; cemiyeti baskı altına al şahsiyetler fışkırsın." Acımasız baskıların da katkısıyla oluşan; yakılan bu ateşin biraz da nostaljinin üflemesiyle tutuşan bir meşale, müminlere bir ümit ışığı oluyor; batılıları, batıcıları endişelendiriyor, durdurma çareleri aratıyordu. Bu ateş etrafı sarmasın, geniş halk kesimine sıçramasın diye 1950'lerden sonra baskıyı biraz hafifletir gibi olunca, kazanın altındaki yanan odunları su alır olmuştu. İşte 1960 darbesi bu sulandırmaları buharlaştırmaya başlamıştır.

Yeni yeni arayışlar; dostu düşmanı tanıyışlar; Tağut'a küfredip Allah'a iman etme yolunda koşmanın yegane sağlam KULP olduğu (Bkz. Kur'an, 2/256) genç ve taze dimağlara yerleşik bir ideal olmanın kapısı" açılmıştır. İşte bu kapının aralanır gibi olması, artık sağ bir kesimin de bilinçlenmesinin tezahür etmesi, o geçmiş dönemlerin meyvesi olsa gerek.

Mesela Hak Batıl karışımı bir din anlayışına gücüne savaş açmış bulunan Malatya Müftüsü İsmail Hatip Erzen gibi alimlerin, İslam'a sokulan katma ve atmaları sorgulamaları 1960'lardan öncelere rastlar. Bu muhteremlerin eserleriyle; vaazlarıyla Kur'an'a dönüşte ve tevhid akidesinin yenilenmesinde emeği unutulmayacak. Bu mümin ilim ve fikir adamlarının Malatya'da bir anda görülmesi, o dönemde gözleri Malatya'ya çevirmiş, gizli ve açık, her hurafe kesiminde İsmail Hatip Erzen ve arkadaşları iftiralara boğulmak istenmişti. Görülen odur ki bu iftiralar artık hurafe kesiminin dışında yer etmiyor. Şükürler olsun.

Yani bugün şükranlarla gördü­ğümüz İslami uyanış; imanın verdiği mukaddes heyecanını taşıyarak ilmi olana yönelmesine, fikri ağırlıklı olarak devam etmesine duacı olduğumuz bu uyanış, 1960'larda, biraz daha bariz şekilde görünüyorsa, belki de kazanda kaynamaya başlayan mukaddes suyun buharlaşıp tomurcuklanmasındandır. İnşaallah ateşi sönmez.

Teşekkürler Rabbimize, selam size.

Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 14 - Mayıs 92

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları