Amerika'da İslam ve Müslümanlar

Amerika'da İslam ve Müslümanlar
Hüseyin Ceyhan

Amerika'da büyük bir önem arzeden son 20 yıllık ihtida (İslam'a dönüş) hareketlerine baktığımızda bunların yoğun olarak 1960'lı yılların sonları ile 1970'li yılların başında kurulan İslami merkezlerin etkisinde geliştiğini görürüz. Amerika'ya yoğun göç dalgası, ülke genelinde irili ufaklı yüzlerce dini merkezin kurulmasına neden olmuştur. Ayrıca bu dönemde ABD'ye gelen müslümanlar, önceki nesillere göre daha bilinçli ve sömürge kültürünün etkisinden ve Amerikan biçimi yaşam tarzına yakınlık duymaktan uzaktırlar. Bu manada toplum içinde İslami tebliği daha etkili bir şekilde sürdürebilmektedirler. Amerikalı yerlilerin İslam'a dönmeleri, genelde bu tür tebliğ çalışmalarına dayanmaktadır. Ama yine de göçmenler tarafından kurulan bu merkezler İslam davasını yaygınlaştırma ve İslami hassasiyeti canlı tutma gayesinden ziyade, göçmenlerin kendi sosyokültürel ihtiyaçlarına hizmet vermek amacıyla çalışmaktadırlar. Özellikle Doğu ülkelerinden, materyalist ve gayri İslami Amerikan toplumuna gelen müslümanlar, öncelikle sahip oldukları dini değerleri korumaya çalışıyorlar, bunları yaygınlaştırma mücadelesine girmeye fırsat bulamadan. Korkular, Amerika'da büyüyüp yetişen çocukların kendi İslami değerlerini, ideallerini yitirmesi, inançlarını kaybetmesi ve Amerikan biçimi bir yaşam tarzını benimsemesi etrafında yoğunlaşıyor.

Tabii bu hususta İslam'a dönen Amerikalı müslümanlar ile göçmenler arasında farklılıklar vardır. Çünkü ihtida eden Amerikalı, her şeye rağmen burada büyümüş ve bu şartlar dahilinde İslam'ı tercih etmiş olduğundan, Amerikancı zihniyetten korkmuyor. Fakat İslam'ı tercih etmiş olmakla birlikte etrafındaki insanların yoğun bir tecrit tavrıyla karşılaşıyor.

1964 Amerikan Medeni Sözleşmesi'ne göre din özgürlüğü koruma altındadır ve hiç kimse dini inançlarından dolayı iş, mesken ya da hayatın herhangi bir alanında ayrımcılığa tâbi tutulamaz. Fakat bu tür yasalar pratikte hiçbir değer ifade etmez. Örneğin, başörtülü müslüman bir kadının iş bulabilmesi hemen hemen imkansızdır ve bu tür pratik meseleler müslümanlar karşısında ciddi bir tehdit unsuru oluşturmaktadır.

Bir muhtedinin karşılaştığı sıkıntılar

İslam'a dönen bir Amerikalının sosyal hayatında karşılaştığı en büyük zorluk, müslüman olmadan önceki sahip olduğu sosyal ilişkilerin ve arkadaşlıkların hemen birçoğunu kaybetmesidir. "İslam'a dönen bir kişiye gerek ailesi, gerekse arkadaşları ve sosyal çevresi bu kimsenin bir takım ruhsal hastalıkları olduğu şeklinde davranır. Öyle ki, bazı Amerikalılar müslümanların ruhsal bir AİDS hastalığına sahip olduğuna inanırlar. Bu yüzden müslüman olmayı düşünen bir insan sosyal baskılar yüzünden uzun yıllar kararsızlıkta kalır. Kalben İslam'a inandığı halde, uzun süre bunu çevresinden saklayan insanlar vardır. İslam'a dönen bir bireyin ailesi içinde muhakkak surette bir gerginlik, münakaşa ve çatışma yaşanır"1.

İslam'a dönen bir Amerikalının ikinci büyük açmazı iş meselesidir. Amerika'da mesleki dışlamacılık vardır: Eğer bir kimsenin din değiştirip İslam'a döndüğü anlaşılırsa ona işveren olmaz. Bu yüzden ihtida esnasında isimlerini değiştirmelerine rağmen Amerikalı müslümanlar arasında iki isim kullanmak çok yaygındır. En azından kimsenin kendisine zarar veremeyeceği zamana kadar, genellikle yasal olarak eski Amerikan isimleri kullanılır. Sonradan İslam'a dönen bir Amerikalı müslüman olan Prof. Mansur el-Mücahid şöyle demektedir: "Üniversitede ders verirken ve çalışmalarımı yayınlarken hep Amerikan ismimi kullanıyorum. Beni tanıyan insanlara karşı ve İslam ülkelerinde yeni ismimi kullanıyorum. Birçok Amerikan üniversitesinde bir iş için müracaat ettiğimde eğer benim bir Amerikalı müslüman olduğumu anlarlarsa beni üniversiteye almazlar. Bu konuda birçoğumuz aynı şeyi yapıyoruz. Berkeley, California Üniversitesi'nde öğretim üyesi olan Hamit Algar da aynı hileye başvurmaktadır. Üniversitede kadrolu (üniversitenin daimi bir öğretim görevlisi) olana kadar Amerikan ismini kullandı. Ama kadrolu olduktan sonra ismini Hamit Algar olarak değiştirdi ve şu an kimse kendisine bir şey yapamıyor"2

ABD'de İslam'a ihtida üzerine bir çalışma

İnsan hayatında bir dini, düşünceyi, yaşam biçimini bırakıp doğru bildiği bir diğerini tercih nadir olarak yapılan fakat insanı büyük bir seçime zorlayan, yol ayrımına getiren, hayatı yeni baştan tanzim etmeye sevk eden bir zihinsel değişimdir.

Çoğunlukla bir ihtida hareketi anlık ve beklenmedik bir hadise gibi gözükür, ama yine ekseriyet itibariyle yeni bir dini tercih öncesinde uzun bir olgunlaşma dönemi vardır. Ne zaman ki kişi ihtida etme noktasına gelmiştir. İşte bu andan itibaren kişinin heyecanı doruk noktasına ulaşır.

ABD'de değişik bölgelerde oturan ve İslam'a ihtida eden Amerikan vatandaşı beyaz insanlar arasında yapılan bir araştırma dikkate değer bir takım sonuçları bizlere vermektedir. Burada konuyla ilgili olarak yapılan bir çalışmadan önemli gördüğümüz birkaç maddeyi alıntılıyoruz.3

İhtida yaşı:

ABD'de ihtida yaşı hemen tamamen 25 yaş altına yaklaşmaktadır. 25 yaş üstü ihtida oranı azdır ve 30 yaş sonrası ise hemen hiç yok gibidir. Bu yüzden ihtida hareketi bir genç eylemi özelliğindedir.

Çalışmadan özetler:

Çalışmaya katılanlar arasında yaş dağılımı 20 ile 41 arasında değişmektedir. Genel ortalama ise 28.92'dir.

Soru 1: Ne kadar zamandır müslümansınız?

Cevaplar 3 aydan 15 yıla kadar dağılmaktadır. Gruplar öncelikli olarak aslında ABD'li müslümanların çok genç ve aynı zamanda yaklaşık yirmi yıllık bir geçmişleri olduğu bilgisini bize sunmaktadır. Bu ise ABD'de geniş kapsamlı sahih bir İslam'ı tebliğin tarihinin 20-25 yıllık bir geçmişe dayandığını göstermektedir.

Soru 2: İslam'la ilk önce nasıl tanıştınız?

Dini cemaatler aracılığıyla %20, arkadaşlar veya müslüman öğrenciler aracılığıyla %44, siyah müslümanlar aracılığıyla %4, gerçeği bulma ve bir çözüm arayışı ile %8, evlilik yoluyla %4, Malcolm X'in otobiyografisi ile %8, dini toplantılara katılarak %12.

İnsanların İslam'ı seçimi gerçekte bireysel çabalamalar ve dışsal etkilenmeler sayesinde gerçekleşmektedir. Malcolm X'in otobiyografisinin halen insanların İslam'a dönmeleri için bir vesile olması, bir yandan Malcolm X'in saygınlığının halen canlılığını koruduğunu, diğer yandan da tebliğ hususunda ciddi bir boşluğun olduğunu göstermektedir.

Soru 3: İslam'a dönmeden önce İslam hakkındaki görüşleriniz nasıldı?

İyimser %20, kayıtsız/ilgisiz %20, düşman %24, herhangi bir düşüncesi olamayacak kadar bilgisiz %36.

Belli bir arayış sonucunda İslam'a dönen insanlar, İslam konusunda en duyarlı insanlar olma özelliğini taşırlar. Fakat, ancak %20'lik bir grup bu konuda bir hassasiyete sahiptir. Bugün bir kesimin İslam düşmanı olması ya da ilgisiz bulunmasının sebebi, Amerika'da ilkokullarda, orta ve liselerde hatta yüksek okullarda İslam hakkında hepsi birkaç paragrafı geçmeyen ama tamamen önyargı ve karalamalardan ibaret hristiyan misyonerlerin anlatımına dayalı bir bilginin verilmesidir. Ki bunlar, Doğu dinlerinin gerilediğinden dolayı Doğulu milletlerin geri kalmışlığına örnek olarak, parmaklarıyla yemek yiyen, masa, sandalye yerine yerde oturan, dört kadınla evlenen, üç kere kadına "boş ol" demekle kadına hiçbir hak tanımaksızın evliliği sona erdiren, kadının sosyal ilişkisini reddeden ve ona toplumda düşük bir statü var eden ve Muhammed'e tapan bir anlayışın olduğu kitaplarda açıklamaktadırlar.

Daha önceden İslam'a düşman olan birisi şöyle demektedir: "Beni İslam'a karşı olan tavrımı aslında, okulda ve diğer kitaplarda öğrendiğime dayanmaktadır. Müslümanları hep dolandırıcı, cani sahtekar vs. olarak öğrendim. Onlar büyücülük yaparlar, kaval çalıp yılan oynatırlar, sihirli halılarla uçarlar, insanların kalbine korku saçarlar".

Bunlar Amerika'da insanlara İslam adına öğretilen şeylerdir ve dünyada en yaygın ikinci din olan İslam'dan ise %36 haberdar değildir. Bunlar dünyanın en ciddi araştırma-inceleme çalışmalarının yapıldığı ABD halkının cehaletinin göstergesidir.

Soru 4: İslam'la kucaklaştığınızda kaç yaşındaydınız?

İhtida yaşının genel ortalaması 22, ve bu ortalama kadın ve erkeklerde çok yakındır.

Ankete katılanların % 98'inin hristiyanlıktan İslam'a döndüğü gözlenmektedir ve bu kimseler arasında yaşanan zihinsel ve pratik sorgulamalar ve sıkıntılar hep birbirine benzemektedir. Araştırma buna iyi bir örnek olarak hristiyan olarak büyütülüp, daha sonra İslam'a dönen bir bayanı göstermektedir. Çocukluğu boyunca her ne kadar Amerika Vaftiz Kilisesi'ne gitse de kendisine öğretilenlere hep şüpheyle bakmıştır ve hristiyanlığın ilkelerini sürekli sorgulamıştır. Özellikle teslis inancı, ezeli günah anlayışı gibi inançlar sürekli korku uyandırmıştır. Hristiyanlık hakkında şüpheye ve karamsarlığa düştükten sonra hakikatleri kavrayabilmek adına Ortodoksluk, Normonizm, Metodizm gibi bir takım mezheplere yönelir, fakat tatmin edici bir cevap bulamaz. Bu arada ABD Hava Kuvvetleri'nde çalışmaktayken bir süre Sinagog'a gider, fakat ABD'nin İsrail'e uyguladığı askeri destekten dolayı rahatsız olur.

31 yaşında Hava Kuvvetlerinden ayrılır ve üniversiteye döner. Bir kitapçıda alışveriş yaparken Kur'an-ı Kerim'i görür ve bir gecede yarısını bitirir. Sabahın ağaran tan yeri ile birlikte "kurtuluş için bir mesaj"a muhatap olduğunun farkına varır. Kitabı tamamen okuyup bitirdiğinde hayatında ilk defa varlığına manevi bir anlam bulduğunu hisseder. Bir yandan İslam'ı hayatına geçirmeye çalışırken diğer yandan da müslüman kesimlerle tanışmaya çalışır.

Öncelikle ailesinden ve beraberinde de arkadaş çevresinden büyük bir tepki görür ve akabinde evlilik hayatı da boşanma ile sona erer. Bunu müteakip karşılaştığı işsizlik bunalımı ile yeni dini inancı hakkında tereddüte düşer. Fakat şu an inançlarında hiçbir şüpheye mahal bırakmaksızın İslam davasının savunuculuğunu yapmaktadır.4

Yvonne Haddad Yazberk, Amerikalıların İslam'la tanışmasında Sufizmin de önemli bir role sahip olduğunu ve ABD'de sufilerin ekseriyetinin İslam'a dönen Amerikalılar olduğunu söylemektedir.5

ABD'de İslam Düşmanlığı

Amerikalı müslümanların varlığı, New York Dünya Ticaret Merkezi'nin bombalanmasıyla sıkça gündeme gelmeye başladı. Acaba Amerika'da müslümanlar eylem yapabilecek kadar örgütlenmişler miydi? Ve yahut, Amerikalı müslümanlar bu hadiseye nasıl bakıyorlardı?

Farklı cemaatlere mensup olsalar da birçok Amerikalı müslüman aydın ya da İslami dergiler, Amerika'daki yahudi unsurunu öne çıkardı.

Çünkü, İslam ABD'de en fazla büyüyen, yayılan din idi. Ve bağlılarının sayısı 8-10 milyonu bulmaktaydı. Amerika'da aslında ülke siyaseti üzerinde etkinliği, yönlendiriciliği olan yahudi azınlığın nüfusu da bu kadardı.

Amerika'da İslam, Arabla özdeştir, öyle algılanır.

1967 Arap-İsrail Savaşı, 1973 Petrol Krizi (Arapların OPEC bünyesinde Batı'ya petrol satışını durdurmaları hadisesi) ve yıllarca devam eden Filistin gerginliği Amerika'da Araplara karşı bir anti-propaganda oluşmasına sebebiyet vermiştir. Arapları karalama kampanyaları süresince hep İslam=Ortadoğu, Arap=Çöl bedeviliği (geri kalmışlık)=petrodolar arasında denklemler kurulmuş, ister radyo-televizyon olsun, isterse yazılı basında ve okul kitaplarına varıncaya kadar bir çok alanda gelişmeye ve endüstrileşmeye karşıt, sahip olduğu petrolle Batı ekonomilerini tehdit eden göbekli Arap şeyhleri karikatürize edilmiştir.

Amerika'da Arap aleyhtarlığından en büyük nasibi de yine ABD'de yaşayan özellikle Ortadoğu kökenli müslümanlar aldılar. Doğrusu ekseriyetle sahih bir İslam anlayışından uzak olan bu insanlar, ABD medyasında sürekli karşılarına çıkarılan dolandırıcı, bedevi, şişman-göbekli, terörist Arap imajından kendilerini uzak tutabilmek gayesiyle kendi kökenlerini örtbas etmeye; ırklarını, dinlerini, geldikleri ülkeleri gizlemeye başladılar. Yoğun propaganda Arapları atalarından utandırmaya kadar gitmektedir.

Hatta bir kısmı tamamen Amerikan toplumunda asimile olmak için kendi isimlerini bile değiştirmeye, Avrupalı isimleri kullanmaya başladılar.

Amerikan medyasının Arapları (dolayısıyla müslümanları) alay konusu yaptığı programlar, haberler, filmler vs. bir müslüman için gülüp geçilecek kadar bir basitlikten öte, müslümanlara yönelik işten çıkarma ya da iş vermeme gibi daha ciddi alanlara doğru uzanmaktadır.6

Amerika'da İslami Kurumlar

ABD'de 2 binden fazla İslami kurum ve kuruluş vardır. Bunların %70'inden fazlasının üyesi 50'yi aşmaz. En büyük örgüt olarak İslamic Society Of North Amerika (ISNA-Kuzey Amerika İslam Toplumu) söylenebilir. Bunu müteakiben Müslim Students Association (MSA-Müslüman Öğrenciler Birliği) gelir. Özellikle bunların yıllık toplantılarına Kuzey Amerika'nın dört bir tarafından binlerce insan katılır. ICNA (Islamic Circle Of North Amerika).

Kuzey Amerika'da müslüman cemaatler yüz binlerce dolar tutan masraflarla konferanslar düzenleyen herhalde tek toplumdur. Ama henüz İslam'ı ve İslam kültür ve uygarlığını sahih bir biçimde öğrenecek ve öğretecekleri bir yüksek okulları olmadığı gibi, yine kendi sosyal, siyasi, dini vs. görüşlerini rahatça açıklayacakları düzeyli bir aylık ya da haftalık dergileri ya da günlük gazeteleri de mevcut değildir.

Amerikan siyasi hayatında rol oynayan çeşitli etnik ve dini gruplara nazaran müslümanların bu yönde lobi oluşturma ya da siyasi baskı gurubu kurma gibi herhangi bir girişimleri de yoktur. ABD'de şu an en doğurgan millet müslümanlardır ve bir yandan da artan ihtida hareketleriyle hızla büyümektedirler. Uzun vadede artan bu sayısal oran Amerikan sosyal ve siyasi hayatı için potansiyel bir tehlikeyi içinde barındırmaktadır. Artan bu nüfusa karşı yahudi azınlığın gizli bir çekişme içinde olduğu söylenebilir. Hatta esas gayesi ne olursa olsun Dünya Ticaret Merkezi'nin bombalanması, Oklohama City hadisesi gibi bir takım olaylar, İslam'ın özellikle Amerika'da artan hızını kesmek için ABD medyasında yoğun olarak kullanılmaktadır.

1975 yılında Elijah Muhammed'in vefatından sonra ikiye bölünen hareketin bir kanadını sahih İslam'a dönen Warith Deen Muhammed çekerken, diğer kanadı ise halen popülaritesini koruyan Louis Farrakhan sürdürmektedir. Siyah ırkçılığa karşı ilk tepkiyi gösteren Malcolm X karşısında Elijah Muhammed'in görüşlerine sıkı sıkıya bağlı kalan ve halen 6O'lı yıllara ait İslam ulusu inançlarını koruyan Louis Farrakhan bugün Amerikan TV kanallarının gözdesi durumundadır. Ekranlarda sık sık yahudiler aleyhinde yaptığı sert konuşmaları yüzünden diğer bazı müslüman çevrelerin "günden güne büyüyen İslami hizmetleri eleştirmek için fırsat kollayan yahudi kontrollü iletişim organlarına büyük fırsat sağlamak" ve Amerikan sistemine sigorta işlevi görmek suçlamasıyla karşı karşıya kalmıştır.

Kuzey Amerika'da belirgin bir azınlık gurubu teşkil eden müslümanlar özellikle büyük metropollerde yoğunlaşmış durumdadırlar. Bu bölgelerde tesis edilen İslami merkezler ve camiler aracılığı ile öncelikli olarak çocukların ve gençleri dini eğitim ve öğretimlerinin sağlanması arzulanmaktadır. Şu an, mevcut vakit namazlarının kılındığı bu mescitler aynı zamanda dini konferans, toplantı ve kültürel programların düzenlendiği, bayramlarda özel kutlamaların yapıldığı, cemaatsel dergilerin yayınlandığı ve dünyanın diğer bölgelerinden gelen müslümanların kabul edildiği ve çeşitli bağlantılar kurulduğu merkezler konumundadırlar.

Hafta boyunca mescitlerde akşam okulları da açılmakta ve bu kurslarda çeşitli yaş gruplarına göre dini eğitim programları düzenlenmektedir.

Diğer yandan İslami eğitimin verildiği hükümetçe tanınmış resmi ilk ve orta dereceli okullar da kurulmaktadır ve siyah müslümanların öncülüğünü yaptığı Sister Clora Muhammed Schools buna bir örnektir. Özverili öğretmenlerin gayretiyle Kur'an, İslam fıkhı, İslam tarihi, Siyer gibi konuların öğretildiği bu okullarda ders programları ancak amatörce düzenlenmekte, gerek ders kitapları ve eğitim-öğretimle ilgili ders malzemeleri ve gerekse konusuna vakıf öğretmenlerin azlığı açısından bir istikrarsızlık mevcuttur.

Çoğunlukla Hindistan, Pakistan gibi ülkelerden getirilen kitaplar ise İngilizcesinin zayıflığı ve belli bir ders programı esasına göre düzenlenmemiş olması münasebetiyle yine en yaygın olarak okutulan kitaplar olmasına rağmen ihtiyaca gereğince cevap vermekten çok uzaktır.

Bu konularda 1960'larda kurulan Müslüman Öğrenciler Birliği'nin de çalışmaları vardır. Her ne kadar mesleki grup örgütlülükleri oluşturmaya çalışsa da şimdilik verimliliği düşüktür. Müslüman Cemaatler Birliği'nin de ders kitapları konusunda daha tamamlanmamış bir çalışması mevcuttur. Bu konuda en kapsamlı çalışma, Kral Abdülaziz Üniversitesi'nin desteğiyle Şikago İslam Cemaati Merkezi'nin yaptığı eğitim programı ile ilgili çalışmalarıdır.

Amerikancı İslam!

Amerika'da, kendi evinde.

"Ey müslümanlar! Kimi bu asrın son çeyreğinde bu kıtaya göç eden, kimi de bir kaç asır öncesinde esir gemilerinde köle tacirlerince buraya getirilen, evet bir kısmı da kendi çabasıyla "sırat-ı müstakimi bulan ve namaz için yüzünü günde beş kez Mekke'ye çevirenler, Amerika'ya hoşgeldiniz"Eski Amerikalı müslümanların yeni Amerikalı müslümanlara hitabı bu. İslam'ı "ABD'de Mısır asıllı Dr. Hasan Hathut ve Dr. Fethi Osman Amerikan tarzı bir İslam geliştirmek istiyor. Hasan Hathut ve arkadaşları İslam'ı Amerikan balkının idrakine söyletmek istiyorlar, yani uzlaşmacı ve modernist bir İslam geliştirmek istiyorlar. Ancak bu devlet müdahalesinden uzak bir çaba"8.

ABD, kendine endeksli İslam'ın en iyi örnekliğini kendi iç politikasında görmektedir. Suya sabuna dokunmadan kendi kültürel değerlerini yaşatma gayreti içerisinde olan bazı müslümanlar nasılsa kraldan çok kralcı kesilerek "hoş geldikleri Amerika"yı kısa zamanda kendi öz vatanları gibi algılamaya başlamışlardır.

Belirgin bir dini çevreye hitap eden Islamic Circle Of North America ICNA'nın aylık yayın organı olan The Message dergisinde Ahmed Hasan imzasıyla çıkan bir yazı, aynı zamanda genel politikayı da yansıtmaktadır:

"Bir gerçek olarak şu söze gelelim: Amerika bizim kendi evimizdir ve bizler de Amerikanız. Arkanıza yaslanıp, Amerika'yı lanetlemeyin ve bunu asla yapmayın. Sık sık bazılarının Amerika'nın nasıl bir şeytan olduğunu söylediklerini ve bu genelleme ile ilgili eleştiride bulunduğunuzda ise "kardeşim, sen benim ne demek istediğimi anlıyor musun?" dediklerini duyarsınız.

Bundan sonra birisi size böyle bir şey diyecek olsa sırtınızı dönün ve "Hayır, bir müslüman ve bir Amerikalı olarak (l'm oflended), bundan imtina ediyorum" deyin. Bu kardeşlerimizi eğitmek için daha nazik bir tarzla onlara yaklaşmaya çalışın.

Siyahı, beyazı, melezi ve işyerlerinde Joes, Bills ve Jamesleri ve çocuğumuzun okuldaki arkadaşları ile birlikte "Amerika" için çalışan bizler genel olarak bu insanları iyi insanlar olarak kabul etmeliyiz.

Bu yapıcı mantığımızı Amerika'ya uyarlamalıyız. Eğer Amerika'nın bir uyuşturucu problemi varsa, bu aynı zamanda senin ve benim de problemimdir. Ulusumuzun yardıma ihtiyacı var demektir. Cehalet, açlık, işsizlik, bunlar bizim problemimizdir. Birçoğumuz "dava"yı Amerika'ya verebileceğimiz tek "hediye" olarak düşünmekteyiz. Davanın sadece "gayri müslimlere tebliğ" ya da "hristiyan-müslüman çatışması" olduğunu da kim söylüyor?

Evine geri dönmeyi düşünenleriniz varsa, onlara açıklayın ki burası bizim evimizdir. Biz bu topraklara yüksek ahlak, sevgi ve fedakarlığı sunmak için buradayız. Hepimiz Amerika'yı kendisiyle ittifak içinde olduğumuz bir ulus olarak görmeliyiz. Burayı kendi evimiz olarak adlandırmalıyız. İran'daki müslümanların burayı "ŞEYTAN" olarak düşünmesine izin vermeyelim. Filistin problemi karşısında kayıtsız ifadelerle sabrımızı taşıran Amerikan kurumlarının körlüğüne müsaade etmeyelim.

Eğer bu körlüğün nedenini tespit edebilirsek, Amerikan halkını kızdırmadan probleme çare bulabiliriz"9

 

Bu eğilim Amerika'da yerleşik grupların bir çoğuna hakimdir ve dolayısıyla ABD hükümeti bu çevrelerle yakın diyalog içindedir. Benzeri gruplara yönelik hükümetin aleyhte bir tavrı söz konusu değildir, öyle ki "Amerikancı İslam"ın nüvesini kendi bünyelerinde taşıdıklarından aynı zamanda bir örneklik de teşkil etmektedirler.

1992 yılı Başkanlık seçimleriyle ilgili The Minaret dergisi kapak konusunda "oy vermeyeceğim" başlığı ile çıkan yazıda Ahmad Nadim oy vermeme gerekçelerini izah etmektedir. Yayın organının siyasi çizgisinin de yansıtıldığı yazı, bütüncül bir bakış açısından uzak, daha çok ikincil meseleler üzerinde yoğunlaşmaktadır:

"1981'den beri Cumhuriyetçi idim. İki kere Reagan ve Bush için oy verdim. Ama bu sefer oy vermeyeceğim. Bu vermek istemediğimden dolayı değil, aksine her iki adayın da benim oyumun ve desteğimin hakkını veremeyeceğini düşündüğümdendir"10. Akabinde sayıları Bosna'dan, Irak'a, Filistin'e, ekonomik sömürüden bir takım lobilerin taşeronluğunu yapmaya varıncaya kadar uzanan hükümete yönelik eleştiriler ve hükümetin haksız, anti-demokratik tutumlarına dair verilen örnekler tevhid-şirk düzleminde bakıldığında Kur'anî perspektiften ve Nebevi hareketten uzak bir anlayışı gösteriyor. İslam'ın ümmetçilik anlayışının karşısında Amerikan milliyetçiliğinin bu gruplarca öne çıkarılması, Amerika'nın her ne kadar farklı ırk ve dinlerden oluşan bir toplum olmasına karşın ne kadar "özel" bir ülke olduğu anlayışına denk düşmektedir. Buna göre kendini Amerikalılarla ifade eden ve diğer bütün toplumlardan üstün olduğunu kanıksayan anlayış aslında devlet milliyetçiliği şeklinde yoğun olarak ABD medyasında ve okul kitaplarında vurgulanmaktadır.

Amerika'da İslam'ın yükselişinin önüne geçemeyen hükümet terörizm=fundamentalizm=Ortadoğu=İslami radikalizm denkleminde işine geldiği gibi çıkarımlar yaparak çok güçlü medya araçlarıyla kendi kamuoyunu etkilerken aynı zamanda, ABD'de gelişen İslami hassasiyeti Ortadoğu militarizminden de uzak tutmaya çalışmaktadır. Son birkaç yıldır adı çokça zikredilmeye başlayan HAMAS'ın ABD'de örgütlenmesine ve kendine destek bulmasına karşı özellikle yahudi lobisi hükümet üzerinde 2-3 senedir etkili olmaya çalışarak hakkında en ufak bir şüphenin dahi bulunduğu Arap kökenli müslümanların ABD'ye alınmaması, uluslararası hukuka aykırı olmasına rağmen Hamas üyesi olduğu iddia edilen bazı müslümanların İsrail'e verilmesi konusunda yoğun olarak çalışmaktadır. Bunun somut örnekleri ise öncelikli olarak Hamas'ın ABD'de bürosunun kapatılması ve en son olarak ise Hamas'lı liderlerden Musa Ebu Mezruk'un İsrail'e iade edilmesidir.

Amerika'da genel olarak müslümanlar arasında eğitim seviyesi dünyanın diğer bölgelerinde azınlık olarak yaşayan müslümanlarla kıyaslandığında oldukça yüksektir. Göçmen olarak ABD'de kalan insanların bir kısmı öğrencilikten bir kısmı ise yüksek öğrenimli meslek gruplarından gelmektedir. Bununla birlikte Amerikalı beyazlar arasında İslam'a ihtida edenlerin birçoğunun yüksek tahsilli olduğu dikkat çekmektedir. Geçmişi dini gelenekten kopuk elan ABD'li müslümanların kendi aralarında yeni bir heyecan ve ruhla İslam'ı yaşamak ve yaşatmak için çalıştıkları söylenebilir.11

Dünya genelindeki hemen bütün İslami/dini grupların mevcut olduğu ABD'de bir yandan asırlık mezhebi/fıkhi anlayışlar korunurken, diğer yandan da yerel şartlara uygun ve çağın problemlerine cevap veren yeni fıkhı çalışmalar yapılmaktadır. Bu aynı zamanda cemaatlerin yapısıyla ilgilidir. Bir takım sufi hareketlerin ya da İranlı Şii ya da geniş bir nüfusa sahip Pakistanlı ya da Arap Sünnilerin geleneksel tarikat yapılanmalarında yeni bir fıkhi arayıştan bahsetmek elbetteki söz konusu değildir.

Siyah müslümanların siyah-beyaz ırk ayrımını reddederek İslam'a dönmesiyle birlikte kendi yapılanmalarına herhangi bir şekilde beyaz müslümanları dahil etmemeleri önce uzun bir süre onların halen siyah ırk ayrımcılığı yaptığı düşüncesini uyandırsa da cemaatler arası artan ilişkilerde bunun ırk ayrımcılığından ziyade gerek geçmişe ait ve gerekse şu an şartların böylesi bir yapılanma ile cemaatin daha iyi organize olabileceği düşüncesini pekiştirmiştir. Hizbi noktada diğer cemaatlere göre herhangi bir tarihsel arka plandan yoksun olmanın avantajına sahip olan siyah müslümanlar özellikle fıkhi konularda kendi yerel şartlarına istinaden daha esnek düşünebilmektedirler. Özellikle Kur'an-ı Kerim'i ve Rasulullah'ın hayatını esas almaları ve tarihsel hizbi tartışmaların dışında bulunmaları münasebetiyle (geleneksel tartışmalarla kafaları bulandırmadan) kaynakları kullanmada daha avantajlıdırlar. Aslolan bu avantajı tevhidi kimliklerini oluşturmak ve sosyalleştirmekte kullanabilmeleridir.

 

Dipnotlar:

1-Prof. Mansul El-Mücahid, "ABD'de İhtida Üzerine", Al-Nahdah, 1987.

2-A.g.e.

3-Nafees El-Batool Khan, "ABD'de İslam'a İhtida Üzerine Bir Çalışma", Al-Nahdah, 1985

4-Larry Poston, "Hristiyan Batı'da Müslüman Olmak", Journal Ins. Müslim Minority Affairs, January 1991, s. l66.

5-Yvonne Haddad Yazbeck, "Islamic Values In The U.S.", Oxford Univ. Press. s.171.

6-Michael W. Suleiman, "Arab Amerikans: A Community Profile", journal Institue Of Müslim Minority Affairs.

7-The Message, April 1995, s.15.

8-Mustafa Özcan, "Medeniyetler Çatışması", Yeni Şafak Kitaplığı, 1995, s.59.

9-Ahmed Hasan, The Message, "At Home, in America", Nisan 1993, s.17.

10-Ahmed Nadim, The Minaret, "I Will Not Vote", Eylül-Ekim 1992, s.12.

11-İlyas Ba- Yunus, "Potentinlities Of Muslims as a Minority In North America", Al-Nahdah.

Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 55 - Ekim 95

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Ulema ve Siyaset13 Şubat 2015 Cuma 00:51
  • Modern Bir Samiri: Yaşar Nuri Öztürk10 Şubat 2015 Salı 03:04
  • Bir Göç Anatomisi ve Almanya'da Müslümanlar09 Şubat 2015 Pazartesi 23:49
  • Amerika'da Kölelikten İslam'a Uzanan Çizgi06 Şubat 2015 Cuma 23:21
  • Siyonizmin Tarihi06 Şubat 2015 Cuma 23:12
  • Modern Milliyetçiliğin Doğuşu ve İslam Dünyasına Girişi -223 Ocak 2015 Cuma 19:30
  • İsrailoğulları23 Ocak 2015 Cuma 18:44
  • Cahiliyye Dönemi Medyası: Şair22 Ocak 2015 Perşembe 16:49
  • Modern Milliyetçiliğin Doğuşu ve İslam Dünyasına Girişi -122 Ocak 2015 Perşembe 16:44
  • Medyum ve Medyumluk22 Ocak 2015 Perşembe 10:02