Amerika'nın Mısır’ı Kalkınma Endüstrisinin Eleştirisi

Tim Mitchell

İster Amerika'nın olsun, ister uluslararası bir kalkınma ajansının olsun, Mısır'ı konu alan çalışmalarına muhtemelen aynı basit imaj ile başladıkları görülür. Mısır'ın ekonomik kalkınma sorunu hemen hemen değişmez bir şekilde demografiye karşılık coğrafi bir problem olarak ortaya konur. Sebep olarak da dar Nil Nehri Vadisi'nde toplanmış milyonlarca yerleşik insan gösterilir.

1980 yılında yayınlanan Dünya Bankası'nın Mısır raporu tipik bir örneği gözler önüne sunar: "Mısır'ın coğrafi ve demografik karakteristikleri, Mısır'ın temel ekonomik problemini tasvir etmektedir." cümlesiyle başlar kitap.

Ülkenin 1 milyon km2’yi kaplayan toprağı olmasına rağmen sadece Nil Vadisi'ndeki dar çizgi ve nehrin deltası kullanılır durumdadır. Bu 40.000 km2'lik -toplam yüzölçümün % 4'ünden az bir kısım- alan çölün ortasında uzun bir vadidir. Mısır boyunca yaklaşık 1.000 mil akan Nil Nehri olmasa Mısır Sahra Çölü'nün bir parçası olabilir. Halkın % 98'i yerleşilebilir alanın içine tıkışmıştır... Nüfus hızla artmaktadır ve 1947'den bu yana ikiye katlandığı tahmin edilmektedir.1

Okuyucunun gözünde öncelikle böylesine bir basitlik oluşturan imaj, takip edilecek analiz mantığının prensiplerini belirlemek için nüfusa, yüz ölçümüne ve büyüme oranlarına dair kafi aritmetik figürleri biraraya getirir. ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı [USAID] için hazırlanan "Dünyanın en eski zirai ekonomilerinden biri" konulu rapor şöyle başlar:

Mısır, Nil Nehri'nin vadilerinde yetişen ürünlere ve deltasındaki verimli topraklara bağımlıdır. 5.000 yıldan fazladır tarım Mısır'ı ayakta tuttu. Bununla birlikte bu yüzyılın ilk yansında tarımdaki büyüme, halkın ikiye hatta üçe katlanan ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kaldı. Bu basit bir aritmetik sorunu...2

Alan ve rakamlara dair bu imaj Dünya Bankası raporunda rağbet görmüştür. "Bu iki konu -nisbeten sabit miktardaki kullanılabilir arazi ve nüfusun hızla büyümesi- Mısır'ın ekonomik problemlerinin tartışılmasında ana temalar olarak ele alınacaktır.3

Analiz zeminleri genel olarak konularını işleyebilecekleri bir temayül geliştirirler. Bazı mecazi kullanımlar aşikardır ve soruna doğru bir yaklaşım getirirler. Mısır'ın kalkınması üzerine yazan yazarların sahip oldukları şiirsel ve tasviri üslup ikinci paragrafta hemen değişmekte ve ülkenin içinde bulunduğu ciddi ekonomik ve sosyal tartışmalara geçilmektedir. Bir giriş paragrafının görsel tasviri, metnin analizi ve konusu arasındaki tüm ilişkiyi ortaya koyabilir.

Analizin konuları doğal bir olay olarak meydana gelmez, ancak onları tanımlayan bir söylem tarafından parçalar halinde bina edilir. Konular daha doğal gözüktükçe, daha az tutarsız bir binanın oluştuğu görülecektir.

Tanıtım değişmez bir şekilde Mısır'ın ekonomik kalkınması ile ve kalkınmanın iki temel yönüyle başlar, tik olarak nehrin ve onu çevreleyen çölün topografik tasviri yapılır ve bu dar alanda toplanan nüfus, kat kaynaklar, fiziki alan ve yeterlilik sınırları bakımından analiz edilecek konuyu ortaya koyar. Bu açık doğal sınırlar şu tür çözümleri mümkün kılar: Kaynakların yetkin kullanımı ve doğal sınırlan aşmak için teknoloji kullanımı. Ancak bu tasvirin doğallığı aldatıcıdır. Bu varsayımlar ve figürler, çok farklı bir resim çizmek için yeniden yorumlanabilir. Bu alternatif resmin sınırlan coğrafya ve doğa değil, zayıf düşürülmek ve sosyal eşitliksizliktir. Sunulması gereken çözümler ise teknolojik ve idari değil; sosyal ve siyasaldır.

İkinci olarak topografik tasvirin doğallığı şöyle bir kalkınma konusu ortaya çıkarır: Çalışmanın bir parçası olmayan ve onun dışında kalan bir konu. Uluslararası kalkınma örgütlerinin uzmanları ve istihbaratçıları ilgilendikleri ülkelerden ve halklarından tamamen kopuk bir şekilde çalışmaktadırlar. Bu istihbaratçıların büyük bölümü Mısır gibi ülkelerin ekonomik ve siyasi kararlarında önemli roller oynayan Dünya Bankası ve USAID gibi örgütler de yer almaktadır. Uluslararası kalkınmanın bu ülkenin iç sorunlarına karışması ve kendi başına dışarıdan çareler üretmesi gözden geçirilmesine ihtiyaç duyulan bir uygulamadır. Mısır'ın sık sık karşılaştırıldığı coğrafi realizm, bu aldatıcı basit ilişkinin kurulmasına yardımcı rol oynar.

Nüfus Çok mu?

İlk olarak aşırı nüfus ve yetersiz toprak tasviri ile başlayabiliriz. Susan George "aşırı nüfus" kavramını şöyle açıklıyor: "Tabancan ile ulaşamadığın hesap makinen ile ulaştığın"4 kitle. Susan George'un da ileri sürdüğü gibi "aşırı" ön ekinin kastettiği pek az açıktır, ölçümüz nedir? Neye göre kıyas yapacağız? Dünya Bankası'nın raporu Kalkınan Ekonomilerde Eğilimler'de Mısır'ın Orta Doğu'nun en yüksek nüfusuna sahip olduğu belirtilmiştir.' 52 milyon kişi Nil Vadisi ve deltasına yığılmıştır.. Buradaki nüfus yoğunluğu Bangladeş ve Endonezya'dakinden daha yüksektir.'5 Niçin Bangladeş ve Endonezya? Dünya Bankası aynı şekilde nisbeten Endonezya'dan üç ve dört kat yüksek nüfus yoğunluğunun bulunduğu Belçika veya Güney Kore'yi zikredebilirdi, ancak karşılaştırmanın olumsuz bir yansıması olabilirdi.

Mısır'ın hektar başına ekilebilir alandaki zirai nüfus seviyesinin Bangladeş ile aynı ve Endonezya'nın iki katı olduğu doğrudur.6 Fakat Mısır'ın hektar başına zirai üretimi hem Bangladeş'in hem de Endonezya'nın üç katıdır.7 Bu nedenle bu ülkelerle karşılaştırıp Mısır'ın yoğun nüfuslu bir ülke olduğunu söylemek pek kolay değildir.

Belki de Mısır'ın toprak kıtlığını daha fakir olmayan ancak nüfus yoğunluğunun aynı olduğu ve kişi başına GSMH'nın aynı olduğu, daha geniş ekilebilir alanlarla birleşmiş topraklara sahip ülkelerle karşılaştırarak ölçmek daha gerçekçi olabilir. Filipinler ya da Tayland'da GSMH ve nüfusu itibarı ile Mısır'a en yakın örneklerdir. Ekilebilen arazi ise Filipinler'de 3 kat, Tayland'da ise 8 kat Mısır'dan daha fazladır.8 Ancak kullanılabilir arazi miktarı muazzam ölçülerde fark ederken, Mısır'ın işçi başına düşen zirai üretimi hemen hemen % 8 Filipinler'den, % 73 de Tayland'ınkinden daha yüksektir.9

Nil Vadisi'ne 50 milyon Mısırlının toplanmasının yol açtığı görsel tasvire rağmen bu bölgede aşırı nüfusun olduğunu ispat edebilecek herhangi bir delil yoktur. Belki de daha genel bir ifade ile dünya nüfusunun, kaynaklarına bağlı olarak uyması gerektiği bir "denge"yi aştığı ifade edilebilir.10 Bu durumda da Mısır'ın ayına bir durumunun olması söz konusu değildir. Tam aksine Mısırlılar, Batı Avrupa, Japonya ve Kuzey Amerika'da yaşayanlarla karşılaştırıldığında dünya kaynaklarından çok daha ılımlı taleplerde bulunmaktadırlar.

Örneğin, İngiltere'de yaşayan bir kişi bir yılda altı Mısırlı'nın pay aldığı dünyadaki toplam enerjiden daha fazlasına ihtiyaç duymaktadır. Bir Amerikalı ise enerji kullanımında bir düzine Mısırlı'dan daha fazlasını tüketmektedir.11 Dünyanın sınırlı kaynaklarına Doğu insanından geldiğini söylemek saçmalıktır.

Mısır'da yaşayan 50 milyon kişi bu ülkeyi "aşırı nüfuslu" kılan yeterli sebep değildir. Kalkınma uzmanları hala Mısır'ın sorununun, sahip olduğu nüfus miktarı değil, nüfustaki hızlı artış olduğu konusunu ısrarla vurgulamak isteyeceklerdir. Bir ABD Tarım Dairesi'nce hazırlanan raporda "Mısır'ın karşı karşıya kaldığı en ciddi problemin nüfus patlaması olduğu" iddia edilmektedir.12 Nüfustaki hızlı artışın ülkenin kendi kendine yeterliliğini ortadan kaldırdığı ve 1974'ten beri Mısır'ın, zirai ürünler ithalatçısı olduğu görülmektedir. Yiyecek bugün Mısır'ın ticari ithalatının dörtte birini oluşturmaktadır. 78 orta gelirli ve yüksek gelirli ülke içinde bir tanesi hariç Mısır en yüksek yiyecek ithalatı oranına sahiptir. (Bu ülkelerin ortalama yiyecek masrafları, ithalatlarının % 10'u kadardır.)13 Bu veriler sayesinde diyebiliriz ki, nüfus verileri ve zirai kaynaklar arasında bir dengesizlik meydana getirilmiştir.

Yiyecek Yeterli Değil mi?

Bu çıkarımı kabullenmeden önce yine bazı ufak hesaplamalar yapabiliriz. 1965 ve 1980 yılları arasında Dünya Bankası'nın hazırladığı tablolara göre, Mısır nüfusu yıllık % 2,2'lik bir büyüme göstermiştir. Ancak yine Dünya Bankası tablolarına göre zirai üretim nüfustan hızlı büyüyerek yıllık % 2,7'lik bir büyüme göstermiştir. 1980'ler boyunca nüfus artış hızı % 2,7'lik düzeye geldiğinde zirai büyüme bu seviyeden yukarıda olma özelliğini kaybetmedi.14 1987 yılında kişi başına düşen yiyecek üretimi on sene öncekine oranla % 11 artmıştı.15 Bu nedenle nüfusun, ülkenin zirai yetkinliğinden daha çok büyüdüğü iddiası doğru değildir.

O zaman ülke niçin artan miktarlarda yiyecek ithal etmek zorunda kaldı? Şimdi ne tür yiyeceklerin yendiğine ve kimlerin bunu aldığına bir göz atalım.

Resmi istatistikler Mısırlılar'ın nisbeten daha fazla miktarlarda yiyecek tükettiğini ileri sürmektedir. Mısır, Dünya Bankası'nın orta gelirli ülkeler sıralamasında dibe en yakın bir yerde olsa da ülkede kişi başına harcanan günlük kalori miktarı arzının dört orta gelirli ülke hariç diğerlerinin hepsinden fazla olduğu tahmin edilmektedir. Aslında yüksek gelirli" ülkelerin de büyük bir kısmından yüksek olduğu söylenebilir.16 Kişi başına günlük protein arzı da orta gelirli ülkelerin hepsini ve yüksek gelirli ülkelerin pek çoğunu aşmaktadır.17

Bu istatistiki verilere rağmen, Mısırlılar yüksek seviyede yetersiz beslenme çekmektedir. 1979'da Massachusetts Teknoloji Enstitüsü ve Kahire Üniversitesi'nin yaptığı araştırmada Aşağı Mısır'daki beş yaşından büyük çocukların % 83'ü açlıkla karşı karşıya ve bunların %27'si üçüncü derecede (şiddetli) açlığa maruz kalmaktadır. Kahire'de yapılan anemi hastalığı (muhtemelen yetersiz beslenme ve mikrobik nedenle ortaya çıkar) araştırmasında bulunan koşullara göre iki yaşın altındaki çocukların % 80'i ve hamile kadınların %90'ında belirti mevcuttu.18 Açıkçası kişi başına düşen yüksek kalori ve protein arzı, Mısır'daki her ferdin gerçek yiyecek tüketimini yansıtmaktadır.

Yansıyan yüksek kalori arzına dair veriler, muhtemelen maddi açıdan durumu iyi olan kesimin yöneldiği pahalı yiyecekler, özellikle et ve insan ve hayvanların yiyecek gereksinimlerinde ortaya çıkan belirgin bir değişimdir. Jean Jacques Dethier, yiyecek talebinin toplam gelir karşısındaki elastikiyetinin çok yüksek olduğunu savunur.19 Diğer bir deyişle, zenginin tükettiği yiyeceğin değeri ve fakirin tükettiği yiyeceğin değeri arasında uçurum vardır.

1974-1975 yılma dair tüketici bütçesi araştırmasına göre kentsel kesimde yaşayan % 27'lik zengin kesim bir yılda % 27'lik fakir kesimin tükettiği et, süt, yumurta, kümes hayvanları gibi yiyeceklerin hemen hemen dört katını tüketmiştir.20 Sonraki yıllarda ortaya çıkan petrol fiyatlarındaki yükselme ve hem Amerikan, hem de Mısır hükümetlerinin yaptığı sübvansiyonlar sayesinde yükselen gelir seviyesi halkın daha geniş kesiminin baklagiller ve mısır tüketiminden, daha az sağlıklı olan buğday ve et ürünlerine yönelmelerine neden olmuştur. 1970-1980 arası dönemde mısır üretimindeki büyüme %17 iken, canlı hayvan üretimindeki büyüme %32 oranında olmuştur.21 Takip eden yedi yıl içinde mısır üretimi %10, canlı hayvan üretimi ise hemen hemen %50 oranında büyümüştür.22 1 kg kırmızı et üretebilmek için 10 kg tahıl tüketmek gerekmektedir.23 Bu hayvanları beslemek için doğrudan insanların yediği mahsuller ve hayvanların besleneceği mahsuller arasında pahalı ve önemli bir tercih yapmak gerekmektedir. Mısırlıların et ürünleri sayesinde aldıkları protein (sübvansiyonlar hesaba katılmadığında) mercimek ve fasulye tüketerek alabileceği proteine oranla 10 kat daha pahalıdır.24

Besiciliğin Yol Açtığı Sorunlar

Halkın nüfus artışından daha yüksek bir hızla et tüketimine kayması, ülkenin dışarıdan yiyecek, özellikle de hububat ithal etmesine yol açtı. 1966-1988 döneminde Mısır nüfusu %75 oranında büyüdü. Aynı dönemde hububat üretimi %77 arttı, ancak Mısır'ın toplam tüketimi %148 oranında arttı.25 1974'ten bu yana Mısır hububat ithal etmeye başladı ve Japonya ve Çin'den sonra üçüncü büyük hububat ithalatçısı oldu. İthalattaki artışın küçük bir oranı, 22 yıllık bir dönemde kişi başına düşen tüketimde, %12'lik bir büyümeye tekabül eder. İthalatın büyük bir kısmı hayvan yetiştiriciliğinde kullanılmıştır. 1966-1988 döneminde hububat ithalatı 5,9 milyon tona büyüdü; yiyecek olarak tüketilmeyen hububat (daha çok hayvan yemi, tohumluk olarak kullanılanlar) 5,3 milyon tona ulaştı, bu rakam ise %268'lik bir orana tekabül etmektedir.26

1974'ten beri yapılan hububat ithalatının sebebi nüfustaki büyüme olmayıp, et tüketimine kayan tercihle de alakası vardır. Mısır doğrudan hayvan ürünleri ithal etme yerine, yerli üretimini insanların yediği ürünler yetiştirmek yerine hayvan yemi yetiştirmeye yöneltti; insanların yiyeceği olan mısır ve diğer hububatların tüketimi 1966-1988 döneminde iç üretim açısından %53'ten %6'ya düştü.27 İnsanların gereksinimleri ithalat ile karşılandı. Ekmek yapmak için büyük miktarda buğday ithal edildi. Bu durumda insanların daha çok ekmek talep etmelerinden ötürü ithalata gereksinim duyulduğu gözüküyor. USAID 1975'ten beri durumu iyi olan kesimin et tüketimine kaymasını, Mısır'a 3 milyar doların üstünde bir kaynak finanse ederek Amerika'dan hububat almasını sağlayarak desteklemişti. Ancak kurumlar bu sübvansiyonların "fakirlere bir yardım mahiyetinde" yapıldığını iddia ederler.28

Sübvanse edilen Amerikan borçları Mısır'ın hububat ithalatının sadece bir kısmını karşıladı. Geri kalan kısmı ise daha da artan bir dış borç ile karşılanabildi. 1988 sonu itibariyle Mısır'ın dış borç toplamı 50 milyar dolara ulaştı. Bu rakam ülkenin GSMH % 142,5’una eşittir veya ihracatın 5 katıdır.29 Mısır bugün aldığı borçların faizlerini ödeyebilmek için daha çok dış borç bulmak zorundadır. Borçların ödenebilmesi ve yeni kaynakların bulunabilmesi için Uluslararası Para Fonu (IMF) ve USIAD şu çareler üzerinde durmaktadırlar: Mısır ihracatının artırılması, üretilen başlıca mahsullerden vazgeçilmesi.

Yiyecek tüketim alışkanlıklarındaki değişim sadece zirai ithalatı ve ödemeler dengesini etkilemedi; aynı zamanda yerel ziraati de etkiledi. Artık Mısır kapitalist ziraatinin "büyük ölçüde pamuk yetiştiriciliğine dayatıldığını"30 söylemek pek doğru olmasa gerek. Toprağın ve işçilerin seçiliş tarzına göre bugün için öncelik et, kümes hayvanları ve günlük yiyecekler üzerindedir. Bugün pamuk ve yıllık mısır üretimi 6 milyon feddanlık (1 feddan, 0,420 hektar'dır) arazinin yalnızca bir milyonluk kısmını işgal eder.

Diğer önemli yıllık endüstriyel ürün olan şeker kamışı üretimi bir milyon feddanın 1/4'ünde yapılır. 4,750,000 feddanlık arazinin yarısından büyük kısmında hayvan yemi yetiştirilir: Kışın yonca, yazın ve sonbaharda ise mısır ve süpürge dansı.31 Sonuç olarak Mısır, bugün insanların yiyeceğine nisbetle hayvanların yiyeceğini daha çok yetiştiriyor.

Et üretimine ve diğer hayvani ürünlere kaymanın iki temel nedeni vardır. Birincisi ikram'ın da ileri sürdüğü gibi "gelir dağılımındaki değişiklik effektif talepte değişikliklere yol açtı."32 Diğer bir deyişle zengin ve fakir arasındaki düzensiz gelir dağılımı, ülke kaynaklarını halkın genel ihtiyaçları yerine zenginlerin lüks ihtiyaçlarını karşılamaya yöneltti. İkinci olarak Mısır hükümeti ülkede yetiştirilen temel ürünlerin ithalatı, et, kümes hayvanları ve günlük yiyeceklerin üretilmesi hususunda Amerika tarafından yüklü borçlarla destekleniyordu. Buna karşılık, temel Ürünleri yetiştiren çiftçi ve köylüye ağır vergiler konuyordu.33 Canlı hayvan yetiştiriciliği 10 feddanı aşan büyük çiftliklerde yapılıyordu.34 Ancak hükümetin yiyecek politikası sonucu küçük çiftçiler bile hayvan yemi yetiştirmek ve sübvanse edilen buğdaya dayanmak zorunda kaldılar.

Hızla çoğalan, geniş bir nüfusun dar bir zirai alana sıkışmış olması bu nedenle biraz aldatıcıdır. Mısır'ın sorunu dar bir alanda aşırı bir nüfus değildir. Asıl sorun, hem içten hem de dıştan desteklenen bir grup insanın ülkenin temel üretim şeklini ve kaynaklarını, lüks ihtiyaçlarını karşılamak üzere değiştirmesinden kaynaklanmaktadır.

Yıllık %2,5 olan nüfus artış oranının pek de yüksek olmadığı iddia edilebilir. Tabii ki daha az çocuk, daha çok inek ve tavuk üretmek -aile planlama örgütünce de belirtildiği üzere- daha iyidir. Böyle bir öneri, Kahire'deki üst veya orta sınıfa mensup bir aile için makuldür, gerçekten de bu aileler de doğum oranı daha düşüktür. Ancak kırsal kesimde kız çocuklar evlendikten sonra ailelerinden bağlarının kopması, yaşlılara yönelik herhangi bir sosyal güvenlik sisteminin bulunmayışı, anne babanın yaşlılığım garantiye alabilmesi için en az iki erkek çocuk sahibi olmayı gerektirmektedir. Ülkenin en fakir kesimi olan Mısır'ın kırsal üst kesiminde kadınların ortalama doğum oranı 7,5 çocuktur, fakat her üç çocuktan biri çocuk iken ölmektedir.35 Çocuk yaşta ölüm; erkek çocuklarda, kızlara oranla daha yüksektir.36

Bu kadınlar ekonomik problemlerini, Dünya Bankası'nın ileri sürdüğü gibi hızlı nüfus artışına bağlamıyorlar. Daha açıkçası belki de onlar problemlerinin sebebi olarak, yerel, ulusal ve global kaynaklardan yeterince pay alamamayı ve durumlarını değiştirmelerine engel olan siyasi ve ekonomik güçsüzlüğü görüyorlar. Bu durumu ele alan her tür tartışma bu zayıflık olgusu ile işe başlamalıdır.

Toprak Sorunu

Çok verimli fakat dar bir alana yerleşmiş milyonlarca insan imajı, Mısır'ın çok çağdaş bir analizinin yapılmasını sağlar ve toprak sorunu çabucak halledilmiş olur. Çok dar alanı çok fazla kişinin işgal etmiş olması problemin açıklandığını göstermektedir. USAID'ın 1976'daki "Çiftçinin Ekonomik Statüsü"nü konu alan çalışmasında "mevcut resim berrak değildir" sonucu çıkmaktadır. Esas itibariyle yeterli arazi yoktur.

Toprak sahiplerinin ortalama arazisi 2 feddan, % 94 toprak sahibi 5 feddan'dan az araziye sahip. %2'lik kesim ise en az 50 feddanlık araziye sahipli.37

Milyonlarca küçük parsellerden oluşmuş bir ülke resmi bizi, bir kez daha Mısırlıların bazı şeyleri güç bulmalarının nedeninin zaten bir kısmının fazlasıyla araziye sahip olmasından kaynaklandığına ikna ediyor. Bu imajı göz ardı edip rakamları kontrol edebiliriz, ilk olarak 5 feddandan az arazi sahipleri göründükleri kadar şanssız değiller. Mısır'ın verimli topraklan, sulama olanakları ve güneş ülkeyi dört mevsim ekilebilir bir bahçe kılmaktadır. Yılda üç veya dört kez ürün alınabilir. Diğer bir deyişle 5 feddanlık arazisi olan bir çiftçi 10 veya 15 feddanlık ürün yetiştirebilir. Aslında 5 feddanlık bir arazi 5 kişilik bir ailenin istihdam edilebileceği ideal bir alandır.33 Kendisini besleyebilmesi için bir ailenin 1982 tahminine göre en az 0,8 feddan veya 19 girat (1 feddan, 24 girat'tır) araziye gereksinimi vardır.39 Bu arazi yıllık 250 kg hububat üretimi (veya eşdeğeri) ve % 30 üretim vergisi varsayılarak belirlenmiştir. O zamandan beri artan verim göz önüne alınırsa 1988'de minimum arazi 0,625 feddan veya 15 girat olmalıdır.

USAID raporu toprak sahiplerinin % 94'ünün 5 feddandan küçük arazi sahibi olduklarını zikretmişti. Ancak zikretmeyi unuttuğu bir şey var: 5 feddan ile bireyler için kanuni sınır olan 50 feddan ve aileler için kanuni sınır olan 100 feddanlık arazi sahibi olanların kontrol ettiği zirai alan, ülkenin zirai alanının %33'üdür.40 1970'lerin ortalarından itibaren 5 feddanın üzerindeki arazi sahiplerinin sayısı ve kontrol ettikleri alan miktarı arttı. 1982'de geniş alan sahiplerinin sayısı %10'u, kontrol ettikleri ekilebilir arazi de %47,5'i bulmuştu.41

Bu resmi rakamlar köylerdeki sicillere binaen verildiği için net bilgileri içermezler. Hakiki araştırmalarda büyük toprak sahiplerinin sayısının daha az olduğu ortaya çıkar. Çünkü büyük bir çiftliği farklı isimlerle aynı kişi kaydettirmiştir. Bunun nedeni kanuni sınırlar dahilinde olmaktır.42 Resmi sınırlamalar büyük zirai işletmelere karşı uygulanmamaktadır. Örneğin Bechtel International Agribusiness Division, bir Körfez yatırımcısının sahip olduğu Nuberriye'deki 10,000 feddanlık bir araziyi işletmektedir.43 Delta Şeker Şirketi'nin %50,3'ü Mısır devlet şeker şirketi, %49,7"si ise bir grup Mısırlı ve uluslararası bankaya aittir ve merkezi Kuzey Delta'da 40,000 feddanlık bir araziye sahiptir.44

50 ve 100 feddanlık resmi limit, 1950'lerde Tayvan ve Güney Kore'de gerçekleştirilen 7 feddanlık reform programlan ile karşılaştırılabilir. Kore'de arazinin % 20'den az bir kısmı 1975'de 2 hektar veya daha fazla miktarda (yaklaşık 5 feddan) alanlar halinde çiftliklere bölündü. Mısır'da ise % 47,5'lik arazi bu limitin üstünde idi.45 Öte yandan Mısır'daki toprak sahiplerinin hemen hemen üçte biri (% 32,3) bir feddandan az araziye sahiptir. Bunun toplam alanı ise %6'lık bir araziye tekabül ediyor.46 Zirai işgücünün oranı önemli olmakla beraber ölçülmemiştir. 1985'te zirai işgücüne mensup 43 milyon işçinin47 hiçbirisinin toprağı yoktur.

Güney Kore ve Tayvan'dakilerle karşılaştırılabilecek nitelikteki Mısır toprak reformu sayesinde toprak yetersizliği sorunu çözülebilir. 3 feddanlık araziler oluşturularak (1/5'i bir ailenin gereksinimini karşılayabilir) en azından 2,6 milyon feddanlık arazi yeniden dağıtılabilir.48 Eğer toprak, toprak sahibi olmayanlara dağıtılırsa, Mısır'da ziraatla uğraşmayan kesimin talep ettiği yiyecek miktarı 15 girattan daha azdır. Küçük çiftçilerin, büyük çiftçilere oranla daha çok üretimde bulunmasından ötürü, zirai toplam üretimde artar.49

5 feddanın üstünde arazi sahiplerinin sahip olduğu geniş oran genellikle göz ardı edilmekte ve "orta" büyüklükte kabul edilmektedir. Sadece 50 feddanın üstündeki toprak sahipleri "büyük" toprak sahibi olarak kabul görmüşlerdir. Bu Ölçü, 1969'daki toprak reformuna konmuştur ve İngiltere'nin Mısır Genel Valisi olan Lord Cromer tarafından 1894'te İngiltere'nin siyasi ve mali çıkarları doğrultusunda alınmış bir ölçüdür.50 Mısırlı çiftçilerin birçoğunun bugünkü çıkarlarına bu uygulama ters düşmektedir. Bu uygulama sonucunda mahsuldeki artış son 100 yıl içinde sadece %4,5 olmuştur.51 50 feddanlık bir çiftlik bugün, 1890'ların 225 feddanlık bir çiftliğinin ürettiği kadar mahsul üretebilmektedir, hatta sulamayı dikkate alırsak, 500 feddanlık çiftliğinki kadar.

Yeni bir toprak reformu, Mısır'ın gelecekteki ekonomik kalkınması açısından hiç gündeme alınmamaktadır. Dar Nil Vadisi'ne sıkışan halk tasvirine şükür ki, toprakların mümkün olduğunca küçük olmasının yararlı olacağına inanıyoruz ve şimdi diğer çözüm yollarına geçiyoruz.

Kalkınma Endüstrisinin Çözümleri

Mısır'ın yüzyüze geldiği sorunlar siyasi olmaktan öte "doğal" sorunlar olarak tanımlanmıştır ve sosyal eşitsizlik ve güçsüzlük sorunları arka plana saklanmaktadır. Bu nedenle analizler genel olarak bu "doğal" coğrafi ve demografik sorunlar etrafında odaklanmaktadır.

Uluslararası kalkınma endüstrisi, Mısır'ın sorunlarına iki tür metodu çare olarak sunmaktadır; teknolojik ve idari. Doğanın koyduğu üretim sınırları teknolojinin gücü sayesinde yenilebilir, ayrıca etkin idari mekanizmalarla üretim daha üretken olabilir. Mısır bürokrasisinin tahammül edilemez hantallığı doğal kaynakların daha üretken kullanılmasına engel olmaktadır.

Nil Nehri ve kıyısında yaşayanların tasvirinin coğrafi belirleyiciliği, karşımıza sık sık antik donemden beri değişmemiş bir zirai düzen yapısı ortaya koymaktadır. Sadece son zamanlarda bu eski dünya, Batı'yı veya -eş anlamlısı "20. yüzyılı"- keşfetti. "Nil Deltası ve hayat verdiği çizgi, Nil Vadisi güneye doğru 600 mil boyunca gitmektedir." cümlesiyle başlıyor, 1976'daki Amerikan Ziraat Dairesi (USDA)'nin raporu. Bu raporda "ve bu bölgenin 5,000 yıldan beri ziraat yapılan dünyanın en eski tarım bölgesi olduğu..." anlatılıyor.

Kabul edebileceğimiz ilginç bir iddia "birçok yönden Mısır'ın 20. yüzyıla 1952 Devrimi'nden sonra girdiği"dir.52 1977 USAID raporu açıkça şunu ifade etmektedir: "Mısır köylerinin transformasyonu 25 sene önce tarım reformu ile başlamıştır."53

İfadelerin ve tasvirin -20. yüzyılın sonuna kadar Nil Vadisi'ndeki hayat asırlardır değişmemiştir- karışması tabii ki hayli yanıltıcıdır.54 Bu yüzyıllardır gelen siyasi ve ekonomik değişiklikleri, Orta Çağdaki büyümeyi ve Nil Vadisi'nden geçen dünya ticaret ağının çöküşü gözardı edilmiştir. 19. yüzyılda ihracat yönelimli zirai üretim sistemini birleştirme, Mısır köylerindeki transformasyonu da içeren yeni özel toprak sahipliği kurumuna bağlıdır ve bu kurum en az 1952 Devrimi kadar önemlidir.55 Bu tür gelişmeleri ihmal etme, Nil Vadisi'nin bugünkü fakirliğinin "geleneksel" bir fakirlikten ve "20. yüzyıla zamanında ayak uyduramamaktan kaynaklandığı şeklinde yanlış bir imaj yaratmaktadır. Halbuki sorun, bu yüzyılın siyasi ve ekonomik güçlerinden kaynaklanmaktadır.

Bu, kendi kendine değişemez, durağan, geleneksel, kırsal ve zirai bir sistem tasviri öne sürmektedir; eğer Mısır, "tamamen çağdaş bir dünyaya girecekse"56 araçlar dışarıdan gelmelidir. Bu dışsal güçler, Mısır tarımında "niteliksel transformasyon"a yol açmalıdır.57 Yeni sermaye yatırımları, yeni sulama metodları, tohumluklar, mekanizasyon, ihraç ürünleri ve sebzelere yapılan yatırımlar için gereken sermaye, dışarıdan karşılanabilir. Bunlar, bu transformasyonu gerçekleştirmek için gerekli temel araçlardır.

1979-1987 arası USAID'in finanse ettiği Zirai Mekanizasyon Projesi, "geleneksel" zirai sistemin çözümünün teknoloji olduğunu kabul ettirmeyi amaçlıyordu. Projenin ifade ettiği amaç, Mısır çiftçilerinin mekanizasyon hususunda cesaretlendirilmesi, Amerika'dan teknik ekipmanların alınması, makinelerin servis merkezlerinin inşa edilmesi ve Mısırlıların Amerika ve diğer ülkelere "teknikler ve teknoloji transferi" konusunda eğitim görmeye yollanmasıydı.58 Louis Berger, International Inc. of Drange, New Jersey, 38 milyon dolarlık proje kontratı ile ödüllendirilmişti. Kontratı yapan şirket nihai raporunda, mekanizasyon programının "altında yatan felsefeyi" açıklıyordu.

Projenin kalkınma amaçlarına hizmet etmesini garanti etmek için, mekanizasyonu kalkınma teorisi ile ilişkilendirmemiz gereklidir, böylece mekanizasyon kalkınma ile tezat oluşturmaz, kalkınma amaçlarına daha da destek sağlar.59

Bunun sonuna T. W. Schultz'un ekonomik kalkınma teorisinin ilk klasiği olan Transforming Traditional Agriculture'a dair fikirleri sürülmüştür. Schultz "geleneksel tarımdaki çiftçilerin uzmanlıklarına ve mevcut teknolojilerine göre kaynaklarını etkin bir şekilde kullanabildiklerini iddia etmiştir. Deneme yanılma yoluyla geçen uzun yıllar sonunda Schultz, yetersizliklerin ayıklandığını ve "belirli bir denge şekline ulaşıldığı" ve bu dengede "zirai ekonominin yüksek maliyetlerindeki hariç, büyümeyi mümkün kılmadığı" iddia etmektedir. Sadece teknoloji ve sermaye ithali, "geleneksel ekonominin atalarından gelen tekniklerini değiştirmelerini" sağlayabilir.60 Diğer bir deyişle Louis Berger Inc. şöyle anlatır:

Geleneksel girdilere yatırım yapmaya devam etmek çok az miktarda ek gelir getirir. Sonuç olarak, geleneksel tarımın transformasyonu, yeni yüksek karlı girdilere bağlı bir yatırım sonucudur: Bilimsel tarım girdileri.61

Schultz'un tarifine uygun bir "geleneksel" tarım hiç bir zaman mümkün olmamıştır. Mısır'ın yakın geçmişinde kesinlikle böyle bir sistem var olmamıştır, 1980'lerde Louis Berger şirketinin gelişiyle birlikte hala da gayet zayıftır. Bireysel çiftçilerin gelirlerini artırmak için aldıkları rasyonel kararlar konusunda Schultz'un dikkatinden kaçan sosyal ve ekonomik eşitsizlik kavramlarıdır. Örneğin Mısır'daki fakir çiftçiler genellikle iyi tohumluk almaya güç yetiremezler ve bu nedenle düşük verim almak zorunda kalırlar. Schultz'un terimlerine göre en "etkin" kaynak kullanımı, Polly Hill'in de ileri sürdüğü gibi, fakir çiftçilere hiç bir surette torpak tahsis edilmemesidir.62

Schultz'un ileri tarihli tartışmaları kanıtlardan yoksun olmakla beraber, Amerika'nın Mısır ziraatini mekanizasyonlaştırması projesi "felsefe"sini haklı çıkarmak için ileri sürdüğü bir iddia idi. Mekanizasyon ayrıca Dünya Bankası ve uluslararası Japon firmalarca da önemli miktarda maddi açıdan desteklendi, kaynak aktarımı sağlandı.63 Bu dış fonlar aynı zamanda Mısır hükümetinin de büyük katkılarda bulunmasını gerekli kıldı. Hükümet çiftçiye sübvanseli kredi ve yakıt sağladı. USAID'in kiraladığı danışmanlar, Mısır'ın problemine çözüm olarak sunulan yüksek karlı metodun, rekolteler arasındaki farklılığı azaltacağını ve rekolte gelirlerinde %55'e varan artışlar sağlayacağını iddia etmektedir.64 Yüksek mahsul gelirinin sadece istisnai durumlarda ve kesinlikle Mısır gibi intensif tarım olmayan koşullarda mekanizasyonla gerçekleşebileceği iddiası diğer ülkelerle tezat içermektedir.65

Bu ayrıca Alan Richards'ın da belirttiği üzere, Mısır'ın var olan deneyimleri ile çelişki içermektedir: "Traktör kullanılan çiftliklerdeki rekoltenin, mekanizasyon olmayan çiftliklerdeki rekolteye oranla - daha yüksek olduğunu gösteren bir delil yoktur."66 Daha sonra yapılan bir çalışmada ise gerçekten de rekolte de bir artış olmadığı ortaya çıkmıştır.67

1970'lerden sonra var olan ve 1980'lerin başına kadar devam eden tarım işçisi kıtlığı büyük toprak sahiplerinin mekanizasyona olan taleplerini arttırdı. Bu "kıtlık" özellikle büyük şehirlere yakın. bölgelerde çalışan erkek tarım işçilerinin ücret seviyelerinin yükselmesine yol açtı, çünkü aynı dönemde Körfez'e yönelen yoğun işçi göçü ve inşaat sektöründeki patlamanın şehirde daha yüksek ücret sağlaması gibi olumsuzluklar ortaya çıkmıştı.68 Tarımsal ücretler 1970'lerin ilk yarısı boyunca, bütün ekonomik sektörlerdeki ortalama ücretin 1/3'ü ortalamaya sahipti,69 bir süre sonra kentsel ücretleri yakalamaya başladı. Büyük çiftçiler, mahsullerini suni olarak düşük fiyata sattıklarından Ötürü işçilere yüksek ücret veremiyorlardı veya vermek istemiyorlardı. Diğer bir deyişle işçi "kıtlığı”nın gerçek sebebi, toprağın eşit olmayan dağıtımı (büyük çiftliklerin, çok işçi talep etmesi) ve devletin belirlediği düşük zirai fiyatlardır. Bu problemleri ifade etmekten ziyade devlet, büyük çiftçiler ve uluslararası kalkınma kuruluşları yüksek karlı mekanizasyon programına yöneldiler. Yüksek karlar rekolteyi arttırmadı, ancak makine sahipleri ve onların yabancı üreticilerinin karlarım artırdı. Kırsal kesimde erkek işçiye olan talep yeniden düştü ve tarım işçisi ile toprak sahibi arasındaki eşitsizlikler daha da pekişti. Mekanizasyon ve diğer yüksek karlı girdilerin biraraya getirdiği eşitsizlikler Nil Vadisi'nin şartlan ve "geleneksel" tarımın dönüştürülmesi ihtiyacından kaynaklanan eşitsizlikler gözönünde bulundurulmalıdır.

Eşitsizlik ve Devlet

Mısır'daki kırsal eşitsizliğin ikinci bir boyutu vardır ve bu boyut Nil Vadisi'nin tarihî tasvirini doğallaştırmaya meyleden ikinci bir veçhedir. Kırsal fakir kesim, sadece toprak ve diğer kaynakların dağılımından kaynaklanan bir eşitsizliğe maruz kalmıyor, aynı zamanda merkezi kırsal kesimden devlete yönelik zenginlik transferi politikalarına da maruz kalıyorlardı. Devlet eşitsizliği yalnızca sürdürmekte değil, fakat üretmekte de en önemli rolü oynuyordu. Bu siyasi bir sorudur: Devlet kimi temsil etmektedir ve zenginlikten yararlanma kime mahsustur? Uluslararası kalkınma bu konuyu politik olmayan bir konuya dönüştürür ve temel sorunun kaynakların yetersiz ve uygun olmayan şekilde kullanılması olduğunu savunur. Yetkinliği artırmak için öne sürülen çözümler; devlette merkeziyetçiliğin kalkması ve gücünün bir kısmının "piyasa"ya aktarılmasıdır.

1952 Devrimi'nden önce, büyük toprak sahipleri zenginliği, çiftçi halktan alıp diğer taraflara aktarmayı tercih ettiler. 1952'den beri önemli toprak sahipliği eşitsizliklerinin devam etmesine rağmen, çiftçilerin büyük bir kısmı doğrudan merkezi hükümetin kontrolü altına girdi ve hükümetin tarım politikalarına uymak zorunda kaldı. Dethier devletin sulama yatırımlarına ve çiftlik girdilerine yaptığı sübvansiyonları hesaplamış, 1960 ve 1985 arası dönemde devlet politikalarının zirai gayri safi yurtiçi hasılaya etkisinin yaklaşık %35 olduğunu bulmuştur.70

Küçük çiftçiler, günlük yiyecekler, sebze, meyve ekerek daha fazla kar edebilecekleri alanlarda yatırım yapma fırsatından mahrum kalarak daha büyük zararlara uğradılar. 1970'lerin ortalarından beri ve özellikle 1980'lerin sonunda kırsal kesim halkı için dezavantaja sebep olan sabit fiyat Ve zorunlu mahsul ekimi politikaları aşama aşama değiştirildi. Ancak değişiklikler ilk elde büyük toprak sahiplerinin yararına yapıldı. Küçük toprak sahipleri oransız bir şekilde, dev­letin sabit fiyat uyguladığı şeker kamışı, pamuk ve pirinç ekimine devam ettiler.

Zenginliğin kırsal kesimden kentsel kesime aktarılması sistemi, devletin hakim sosyal çıkarlara -devlet burjuvazisi, devlet destekli özel sektör ve daha büyük toprak sahipleri- göre ürettiği politikalarının yansıttığı siyasi bir sürecin ele alınmasını gerekli kılıyor. Nil Vadisi tasviri, Nil halkı ve 5,000 yıllık tarım imajları bu tahsisin; Nil Vadisi'nin coğrafyasından ve Firavun dönemine uzanan tarihinden kaynaklanan "güçlü merkezi hükümet" geleneğine atfedilmesini beraberinde getirmektedir. Bu nedenle USAID'ın, Doğu Kentucky Üniversitesi'nde, Mısırlı yerel görevlilerin eğitimini finanse eden programının koordinatörü şunları söylüyor:

Asırlardır Mısır merkezi bir karar alma mekanizması ile yönetildi. Bazı küçük istisnaların olmasına rağmen bu gerçek M.Ö. 4. bin yılda aşağı ve yukarı Mısır'ın birleşmesinden beri geçerlidir.71

Benzer tasviri çizerek yazar merkezi gücü coğrafi ve demografik terimlerle anlatmaya devam eder:

Mısır Arap Cumhuriyetinin idari yapısına ek olarak en temel sosyal ve ekonomik sorunu aşırı nüfus artışı ve Nil Nehri'dir. Mısır Arap Cumhuriyeti'nin toplam alanı 1,000,000 km2 olmakla beraber nüfusun %96'sı Nil Nehri kıyısında çizilen %4'lük toprak parçasında yaşamaktadır.72

Bir tür depolitize olmuş bir şekilde devletin, halkın kaynaklan ve yaşamı üzerindeki kontrolü ve bir güç sorunu olarak tarımdaki rolü sona ermektedir. Sorun sadece idari bir sorun olur o zaman. Devletin müdahalesi, "dengesizlik" olarak sonuçlanmıştır. Tarımsal güçlerin arzı ve talebi ("piyasa") arasındaki doğal denge yeniden "düzenleme" süreci ile düzenlenmelidir.73

Bu dengeyi sağlamak için USAID kırsal kesimde, "özelleştirme" ve "merkezi otoritenin paylaşılması" sloganlarıyla devletin rolünü aşama aşama zayıflatma çalışmalarına başladı. USAID bölgesel yönetimlerin rolünü artırarak ve seçilmiş köy meclisleri oluşturarak "çoğulculuk ve demokrasi"nin güçlendirilmesi gerektiğini ileri sürüyordu.74

Merkezi bürokrasinin gücünün zayıflatılması kırsal kesimdeki Mısırlılar için olumlu olabilir; asıl siyasi çıkış noktası, otorite ve fonların aktarılacağı eyalet, bölge ve köy seviyelerinde güç ve kaynakların dağıtımına dayanacak mahalli yönetimin veya özel sektörün merkezi hükümetten daha demokratik veya hatta daha etkin olması gerekmez. Eğer herhangi bir role sahipse köy halk meclisleri çarçabuk güçlü toprak sahipleri ve yerel resmi memurlar tarafından kontrol altına alınabilir. Merkezi yönetimin kaldırılması sömürünün el değiştirmesinden çok daha fazla bir işe yaramaz.

Sekiz farklı köyde gerçekleştirilen merkeziliğin paylaştırılması projelerinde gözlenen vakıa da, fonların alt yapı hizmetlerine, gelir getirebilecek, kümes hayvanları, arı, ipek böceği yetiştirme, günlük paketleme, süt soğutma üniteleri kurma, traktör ve taksiler alma gibi işlere yatırıldığı görülmüştür. USAID için hazırlanan raporda şu vurgulanmaktadır: "Bu projeler doğal olarak her köylü tasarruflarını yatırıma dönüştürmemektedir" karların toplandığı kesim "fakir halktan çok, orta ve üst gelir seviyesindeki gruplardır,"75 Örneğin Fayyum köyündeki yağ çıkartma ve kutulama projesinde 200 köylü istihdam edilmişti, ancak hizmet ettikleri pazar sadece beş zengin çiftçinin ihtiyaçlarına yönelikti; çünkü sadece zengin çiftçiler zeytin ağacı yetiştirebiliyordu. Şöyle ki:

Sadece zengin köylüler arı yetiştirmeyi ümit edebilirler, çünkü böyle bir teşebbüsün ekonomik açıdan başarılı olabilmesi için en az. 20 arı kovanına ihtiyaç vardır. Köyün idarecileri sık sık bu tür çiftçilerle ortaklığa girerler ve bu tür projeleri kendi üstlerine alırlar.76

Diğer bir deyişle, kaynakları mevcut olan bir eşitsizlik sistemine aktardığında "merkezi sorumluluğun paylaşılması" eşitsizliği güçlendirmekten sorumlu olacaktır. Karlar büyük çiftçilere ve mahalli idarecilere gider ve fakir de sadece bir miktar ücret alma fırsatıyla avunur. USAID raporunda şöyle bir ifade vardır: "Hali vakti yerinde, eğitim görmüş ve uzman idareciler sıradan köylülerden daha çok fayda sağlamaktadır." Ancak bu durumun "kalkınmışlık açısından tavsiye edilebilir" olduğu da iddia edilmektedir. Kırsal kapitalistler ve çalışanlar arasındaki ilişki, sömürü olarak nitelendirilemez denmektedir. Rapor ancak "farklı avantaj" terimi ile durumu açıklamaktadır; "Bireylerin ve grupların mevcut fırsatları daha iyi kullanma ve edinme kabiliyetleri diğerlerine göre değişiklik arz eder."77 Bir yatırımdan "daha büyük faydalar elde etmenin" güvenli bir yolu daha düşük işçi ücretleri ödemektir. Bu "kabiliyet" toprak dağılımına, asgari ücretin yerleşmiş olmamasına, hamilik sistemine ve "fakir halkın" koşullarını değiştirmek için örgütlenme veya protesto etme haklarının engellenmiş olmasına bağlıdır.

Kalkınmanın Amacı

Nil Vadisi'nin coğrafi tasvirine dair son veçhe kalkınma örgütlerinin Mısır'ın siyasal ve ekonomik dinamiklerinde yer almaya başlamasıdır.

Gözümüzde Mısır’ı bir resim gibi canlandırdığımızda, Mısır bize gayet doğal bir tasvir sunar. Mısır adıyla tanınan halk ve toprak bütünü, deneysel bir nesne olarak sunulmuştur. Kalkınma literatürünün ürettiği bakış açısına göre Mısır, benzer birimler serisi boyunca fiziki alana yayılmış, kendine özgü bir birim olarak var olmaktadır. Bu birimi çalıştıranların -ekonomik fonksiyonlar, sosyal etkileşimler ve siyasi süreç- içsel mekanizmalar olduğu varsayılmıştır. Bunlar birimin iç kısmını oluştururlar, onu dışarıdan etkileyecek olan ekonomik ve siyasi güçlerden bağımsızdırlar.

Ülkeleri deneysel nesneler olarak tahayyül etme teamülü, nadir rastlanılan bir teamüldür. Bir kaç yüzyıldır halkın yaşantısını şekillendiren ilişkiler, güçler ve hareketler aslında hiç bir surette ülkenin kendi iş yapısına bağlı olmadı ve sınırlarından dışarı taştı. Halkın ürettiği değer, tükettiğinin maliyeti ve paranın alım gücü global ticaret ilişkilerine bağlı kaldı. Halkın ve kültürel malların hareketleri, turistlerin, televizyon programlarının, mültecilerin, teknolojinin, göçmen işçilerin ve modanın uluslararası akışından etkilenmektedir. Halkın tüm "milli" kimliği, ekonomisi, dili veya kültürü, bu uluslararası ilişkiler ve hareketlerin gücü karşısında sürekli yeniden tanımlanmaktadır.

Mısır gibi modern bir milli devlet görünümü, son zamanlarda uygulamaya konulan sosyal pratiğin ve örgütlenme metodunun bir sonucudur. Havaalanlarının ve yollarının inşa edilmesi, toplumdaki beşeri ve mal hareketlerinin kontrol edilmeye çalışılması, okullar için tarih kitapları ve haritaların üretilmesi, büyük hacimli orduların dağıtılması ve yeni askerlere yeni bir öğretinin aşılanması, haberlerde milli devletin sunulması, uluslararası spor olayları ve turizmden haberlerde bahsedilmesi, milli para ve dilin oluşturulması "ülke çalışmaları" söylemi ve Amerika kaynaklı uluslararası kalkınma endüstrisinin ulusal istatistiklerinin kullanılması buna bir örnek olarak gösterilebilir.

Esas itibariyle dilde yapılan düzenlemeler alan ve harekete dair çalışmaların kökeni çok yakın zamana dayanmaktadır. Milli devletin kendi başına bir önceliğe sahip olmasından ötürü biz bu sürecin tamamen bir milli devlet oluşturma süreci olduğuna inanıyoruz. Aslında milli devlet, her gün ortaya konulan düzenleme ve temsillerin bir etkisidir. Bu etki deneysel bir nesnenin görüntüsünü hatırlatmaktadır. Nil Nehri'nin coğrafi tasviri ve etrafında yaşayan insanlar Mısır'ın kalkınmasıyla alakalı birçok çalışmayla karşı karşıya kalmıştır. Onlarda bu etkiyi görmek mümkündür.

Model Cevaplar

Kalkınma ekonomilerinin milli devletleri kalkınmanın nesneleri olarak addetmelerinin iki sonucu vardır: İlki "model" illüzyonudur. Milli devletler ulusal sınırları aşan ekonomik ve siyasi güçlerin oluşturduğu daha büyük düzenlemeler içinde yer almaktan çok, serbest bir konumda düşünülmüşlerdir. Belirli bir milli devletin, diğer birimleri geliştirebilecek bir model olarak kullanıldığı ve karşılaştırıldığı fonksiyonel bir birim olduğu kabul edilir. Bu varsayılan mukayese edilebilirlik Uluslararası Kalkınma Ajansı'nca yapılan istatistiklerde vurgulanmaktadır. Tarihi ve ekonomik bağlar çok farklı olmadığı takdirde bir devletin ekonomik özelliklerinin diğer devletlere aktarılması gayet kolaydır.

USAID ve IMP gibi kurumlar Mısır örneğinde ihracatın büyümesini, ülkenin ekonomik sorunlarına bir çözüm olarak sunmuşlardı. Mısır kış sebzelerini ve çiçeklerini Avrupa'ya ve Körfez ülkelerine pazarlamak, tekstil ve diğer yoğun teknoloji gerektirmeyen malların ihracatım geliştirmek zorundadır. Ancak bu sayede dış borçların faiz ödemelerini karşılayabilecek döviz kazanabilir. Mısır ve benzer ülkelerin Doğu Asya ülkelerinin -Singapur, Hong Kong, Tayvan ve Güney Kore- gerçekleştirdiği ekonomik mucize yolundan geçebilecekleri fikri mevcuttur.

Doğu Asya'dan elde edilen sonuçların diğer üçüncü dünya ülkeleri için bir model oluşturmaları fikri bir acayiptir.78 Mısır'ın 1987'deki mal ihracatı dünya ticaretinin %1’inin 1/5'inden daha azdır. Bu ihracatın 2/3'ünden fazlasını petrol oluşturmaktadır ve gelecekte bu arzın azalması söz konusudur. Singapur'un kişi başına düşen ihracat seviyesini karşılayabilmek için Mısır, ihracatını dünya ticaretinin %23'ü oranında artırmalıdır. Veya açıkça Japonya ve ABD'nin ihracatından daha fazlasını gerçekleştirmelidir.79 Daha ılımlı bir amaç olan Güney Kore'nin ihracatına yetişmek bile Mısır için dünya ticaretinin %2,35'ini ele geçirmesini gerekli kılar. Güney Kore'nin 1980'de kişi başına düşen ihracatı 1120 Dolar değerindeydi. Bu demektir ki, petrol dışı ihracat 40 kat artmalıdır. Yani mevcut yıllık seviye olan 1,25 milyar dolardan 52 milyar dolara ulaşmalıdır.80 Avrupa'nın Mısır'ın ihraç ettiği sebze ve çiçeklere olan talebini bu miktarda arttırması söz konusu değildir. Güney Kore'de ortaya konulan toprak reformunun bir benzerinin Mısır'da gerçekleşmemesinden ötürü bu tür ihracat politikalarının toprağı olmayan Mısır halkına bir yarar getireceği de imkan dahilinde gözükmüyor. Sonuç olarak bu ihracat eğilimli çözüm ekonomik tasarruf dönemine girilmesine yol açacaktır -ve yarım düzine üçüncü dünya ülkesi ekonomisinin benzer özellikler taşıdığı ve aynı pazar için rekabet ettiği bir dönem olacaktır-.81

Üstteki ve Dıştaki Örgütler

Nil Vadisi ve etrafında yaşayan halkın tasvirinin ikinci sonucu ortaya çıkardığı kendine has özelliğiyle yaşayan halkın tiplemesidir. USAID gibi örgütlerin hazırladıkları coğrafi betimlemeler insan aklında "dış dünya"dan bir varlık uyandırmaktadır. Örgütün iddia ettiği betimleme bu nesnenin bir veçhesi değildir. Ölçmek için Mısır haritasının üstünde durmakta ve planlar yapmaktadır. USAID haritayı açıkça çizmemiştir.

Bu nedenle kalkınma söylemi bir kendini aldatmacadır. Bunu Partha Chatterjee "Kalkınmasız bir şey oluşturulamayacağı için gerekli bir kendini aldatmaca" olarak tanımlamaktadır.82 Rasyonel planlama, etkin planlama yapmak söylemi, planlamanın amacını kendi bütünlüğü içinde kavramalıdır. Planlar günlük hayattaki realitelere uygun olmalıdır. Yanlış bir hesaplama veya ihmal, planın uygulanması esnasında bazı olumsuzluklara yol açabilir. Hesaplar daima icraat sürecini etkileyebilecek siyasi güçleri içermelidir.

Hesabın, kendini aldatmanın gerekli olduğu yerde bir sınırı olmalıdır. Chatterjee'nin de ileri sürdüğü gibi rasyonel planlama siyasi güçlerin etkisini iki açıdan hesaba katmalıdır; hem planın icraından hem de planlama örgütlerinin kendi başlarına faaliyetleri açısından. Ülke dışında, rasyonel bir bilince sahip bir kurum olarak kendini tahayyül eden USAID gibi örgütler aslında ülke içindeki güç gruplaşmalarında merkezi öğe konumundadırlar. Ancak dışsal rasyonilite söylemi olarak, kalkınma literatürü hiç bir surette bu güç gruplaşmasında kendi yerini tanımlayamaz.

USAID'in merkezi otoritenin paylaşımı programını düşünelim. Bu program ile USAID ülkeye "demokrasi ve çoğulculuk" getirme iddiasıyla Özel sektöre ve kırsal kesime fonların aktarılmasını sağlamış, devletin rolünü azaltmayı planlamıştı. Ancak alıntılar yaptığım raporda, fonlardan yararlananların büyük çapta yerel devlet memurları, devletin ziraat mühendisleri ve diğer devlet aygıtının üyeleri olduğu ileri sürülüyordu. Diğer asıl yararlananlar ise bu memurlarla ortaklığa giren zengin çiftçilerdi.83 "Özel sektör"ü devlete karşı güçlendirme programı daha güçlü bir devletin ve hamilik sisteminin ortaya çıkmasına neden olmuştu. Yeni zenginlik dağılımı artık yan özel bile değildir. Çünkü mal akımı devlete doğru işlemektedir.

Bu programların icramdan veya düzenlenmesinden kaynaklanan bir hata değildir. USAID bir devlet kurumu olarak "kamu sektörü"nün bir parçasıdır. Mısır'ın kamu sektöründe var olması devletin hamilik kaynaklarını ve zenginliğini güçlendirmektedir. Bu nedenle USAID, problemin yok edilmesi gereken bir parçasıdır. Kalkınma söyleminin kendisini mantıklı ve ele aldığı konudan bağımsız bir düşünce olarak sunması gerektiğinden, USAID kendisinin problemin içsel bir parçasını oluşturduğu gerçeğini göremez.

Sübvansiyon Aldatmacası

Bu zorluk, güçlü ve daha büyük bir aldatmacayı yansıtır. Dünya Bankası, IMF ve USAID gibi örgütlerin hakim görüşleri, Mısır gibi ülkelerin sorunlarının girişimciliğe ve özel sektörün özgürlüğüne konulan sınırlamalardan kaynaklandığı doğrultusundadır.84 "Yapısal düzenleme" programı ile örgütler Mısır'ın devlet sübvansiyonları ve kontrolleri sisteminden vazgeçmesi gerektiğini vurguladılar. Mısırlılar'ın tüketimde ödedikleri fiyatlar uluslararası piyasadaki fiyatları yansıtmaktadır.

Ancak burada şunu belirtmeliyiz ki uluslararası piyasalarda bir çok malın fiyatı "özel" piyasa güçleri tarafından değil, devletlerin ve çok uluslu şirketlerin oluşturduğu monopol ve oligopoller tarafından belirlenmektedir. Petrol fiyatları, üretici ülkelerin kota ve fiyat seviyeleri üzerine yaptıkları işbirliği ile belirlenmektedir. Dünya Bankası'nın belirlediği diğer mallar içinde dönüştürülebilirliği iki kat fazla olan ham şekerin (Mısır'ın en önemli endüstriyel ürün) fiyatı Amerikan ve diğer hükümetlerin fiyat destek programlarına göre belirlenmektedir. Sadece dünya üretiminin %14'ü piyasada serbestçe alınıp satılabilmektedir.85 Mısır'ın önemli ağır endüstrilerinden biri olan alüminyumun uluslararası piyasadaki hareketi de dış devlet kontrolleri altında gerçekleşmektedir.

Belki de en bariz örnek dünya hububat piyasasıdır. Mısır'ın kendine özgü ürettiği yiyecek ürünlerine karşı getirilen argümanlardan birisi de dünya pazarlarında Mısırlı çiftçinin, Amerikalı çiftçinin düşük fiyatları ile rekabet edemeyeceğidir. Ancak bu fiyatlar, pazar kontrolleri ve sübvansiyonların bir ürünüdür. Amerikan ziraatı, zorunlu bir büyüme katsayısı ile dev şirketlerin hakimiyetinde yürümektedir. Bu şirketler ziraat girdilerini sağlar ve ürünleri pazarlar, üretimin her aşamasında söz sahibidirler. Amerikan çiftliklerinin 3/4'ünden fazlasının sunduğu endüstri, 4 firma tarafından kontrol edilmektedir. Yine bir özel sektöre ait altı şirket Amerika'nın buğday ve mısır ihracatının %95'ini ve dünyadaki toplam hububat ticaretinin %85'ini kontrol etmektedir.86 Bu monopoller tarafından hem girdilerin sağlanmasından, hem de ürünlerin pazarlanmasında kıskaca alınmış olan Amerikan çiftçisi kurtuluş yolu olarak sürekli üretimi artırıcı yeni teknolojiler kullanmayı ve gittikçe yükselen borç yüküne girmeyi kabullenmek zorunda kalıyor.

Sistemin etkisini hafifletmek için devlet muazzam sübvansiyonlarda bulundu. Yeni düzen programının fiyat destekleri ve rekolte kontrolleri, savaş sonrası Marshall Planı'ndaki sübvanseli ihraca, 480 nolu Kanun (1950'ler ve 60'lar boyunca Amerikan hububat ihracatının %58'e varan kısmının finanse edilmesi) Başkan Nixon'un 1972'deki Yeni Ekonomi Politikası (çiftçilere 62 milyon hektarlık üretim dışı alan için yüksek fiyat ödenmesi ve ihracatın sübvanse edilmesi, bu alan Mısır'ın ekim yapılan arazisinin on katına eşittir). Bu politikaların bir sonucu olarak, 1982 yılında Amerika hububatım ortalama üretim maliyetinin % 40 altında sattı. Çiftçilere devlet sübvansiyonu ile yapılan destek 12 milyar dolar tutuyordu. Düşük üretici fiyatlarına rağmen yine de tüketici fiyatları çok yüksektir ve 40 milyon Amerikalı yiyecek alabilmek için federal fonlardan bir yılda 20 milyar ile 24 milyar arasında değişen bir miktarı sübvansiyon olarak talep etmektedir.87 Batı dışı ülkelerde orta ve üst sınıf tüketiciler için ödenen hükümet ihracat sübvansiyonları ile et merkezli diyetlere yönelinmesini ve bu sayede Amerikan hayvan yemleri pazarının genişletilmesi amaçlanmaktadır. Amerika'nın bu sistemine dünya çapında en geniş şekilde ayak uyduran ülke Mısır olmuştur. Devletin bu işbirliğini sağlayan kollan ise USAID örgütü olmuştur. USAID'in söyleminde var olan kendini aldatmaca, Mısır objesinin içsel rolünü tanıyamayışından kaynaklanmamaktadır. Aslolan bu varsayılan objenin daha büyük güç gruplaşmalarında, yanıltıcı ismiyle "dünya pazarı" demler» monopoller ve sübvansiyonlar ağı içinde yakalanmasıdır. Kendisini sübvansiyonların kaldırılması ve "özel" sektörün geliştirilmesine adayan bir kurum, dünyada devlet sübvansiyonu sisteminin en güçlü elemanıdır.

Hemen hemen Mısır'a 1974-1975'den beri yapılan 15 milyar dolarlık "Ekonomik Yardım" bütçesinin her kuruşu aslında Amerikan şirketlerine tahsis edilmiştir. Mevcut paranın yarıdan fazlası Mısır hükümeti tarafından Amerikan malları alımında harcanmıştır, PL 480 yiyecek yardım programı ve ticari mal ithalat programı 1989'da 7,7 milyar dolar tutuyordu ve bu yardımı Mısır'ın hububat, diğer zirai mallar, zirai ve endüstriyel ekipmanlar ve diğer Amerikan malları ithalatı yapması sağlanıyordu.88 Malların yarısı dolar olarak ödendi, bu miktar düşük faizli Amerikan uzun vadeli kredileri ile karşılanmıştı. Diğer yarısının ise kısa dönem kredisi veya nakit ödeme olarak Mısır lirası üzerinde yapılması kararlaştırılmıştı.89

1 milyar dolarlık toplam yardım ise doğrudan Amerikan hükümeti tarafından ödendi. Bundan amaç Mısır'ın askeri borcundan nakit transferi yapmaktı. ABD yasalarına göre bir ülkeye yapılan yardımlarda eğer bir yıllık askeri borç tutan ödenmemişse yiyecek hariç diğer bütün yardım kalemleri durdurulur. Mısır'da 1983-1984 kışında bu konumda idi. Amerikan hükümeti bu sübvansiyon sisteminin tehlikeye düşmemesi ve kendi özel sektörünün geleceğinin tehdit altına girmemesi için Mısır'a ayrılan tahsisatın, Mısır'ın önceki silah alımlarından kaynaklanan bütün borçlarının ödenmesine tahsis edilmesi gibi bir illegal yola başvurdu.90 Bu arada Amerikan hükümeti, USAID'e talimat vererek kanunda hile yaparak bir yılda 100 milyon dolarlık, kalkınma fonuna ait nakitin, New York Federal Reserve Bank'a yatırılmasını sağladı ve bu para sonradan Mısır'ın askeri borcunun aylık faiz ödemelerini Washington'a ödemekte kullanıldı. Kongre, ekonomik kalkınma fonlarının illegal bir şekilde, askeri amaçlarla kullanıldığını ortaya çıkardığında, USAID böyle bir olayın varlığım inkar etti, ancak uygulamaya devam etti. Bir USAID avukatının da sonradan itiraf ettiği üzere kanun "akademik bir sorundu, çünkü Nakit Transferi harcamaları açığa çıkarılamazdı."91 Bu nedenle 8,7 milyar dolarlık toplam miktar veya bütün Amerikan yardımının %58'i, Mısır'daki kalkınma projelerine gideceğine, doğrudan Amerika'da harcandı. "Amerikan Yardımı"nın büyük bir kısmı aslında Mısır'ın Amerika'ya ödediği parayı ifade etmektedir.

Amerika'nın Mısır'a tahsis ettiği ekonomik yardım fonlarından arta kalan %42'lik kısım, 6,3 milyar dolar tutuyordu ve ülke içindeki projeler için ayrılmıştı. Ancak bu miktarın tamamı Mısır'daki Amerikan şirket veya yatırımcılarınca veya doğrudan Amerika'da harcandı. Mısır'da Amerikan yardımından yararlanan bazı şirketler; General Electric, Westinghouse, Bechtel, Ferguson International, Caterpillar, John Deere ve International Harvester'dir. Ayrıca yüzlerce milyon dolar da Amerikan üniversite ve araştırma enstitülerine eğitim, zirai bilimler, işletme ve teknoloji transferi sağlamak için gitti.92

Bu projelerin pek çoğu da Mısır'ın yerel bölgelerinde Mısır lirası ile harcamalar yapılmasını gerekli kıldı. 1988'de bu tür genel icraatın toplam maliyeti 200 milyon Mısır lirası idi. Yıllık olarak dikkate alındığında bu miktar 100 milyon Amerikan dolarından daha fazlasına veya Amerika'nın kalkınma projelerine verdiği yardımın %10'una eşittir.93 Bu tür ödemeler Amerika'nın fonundan ödenmedi. Mısır hükümetince, Mal İthalat Programı altında ithal edilen Amerikan malları için ödenen yerel döviz fonları, Kahire'de USAID tarafından bütün yerel masrafları karşılamak için kullanılıyordu.

Kaldıraç Politikası

Milyonlarca Mısırlı'nın en azından kısa dönemde bu politikalardan faydalandığını söylemeye gerek yoktur. Haberleşme, elektrik, sulama ve diğer çeşitli alanlarda gerçekleştirilen alt yapı yatırımları ve hizmetleri Mısır ekonomisinin bozulmuş fiziki yapısının gelişmesini sağlamıştır. Aynı zamanda bu faydalar, Amerikan malları ve teknolojisi bağımlılığına mal olmuştur. 1980'lerde Amerika, Mısır'ın ithalatının en büyük kısmını karşılayan ülke olmuştu. Bu bağımlılık ve onunla birlikte artan borç seviyesi, Amerika'nın Mısır'ı aktif bir şekilde etkilemesine yol açtı. USAID, makro ekonomik politikaların üretilmesinde, Mısır hükümeti ile "kabine seviyesinde diyalog" yürüttü. Bu "diyalog" "tamamen başarılı olmadığında" -bunun anlamı Mısır hükümetinin Amerika'nın taleplerini reddetmesi veya ertelemesidir- diye USAID rapor hazırlıyordu ve "yıllık fonlar kesintiye uğruyor veya erteleniyordu."94 Mısır'daki kalkınma projelerini değerlendiren USAID'e göre Mısır bürokrasisinin her seviyesinde gerekli olan "kaldıraç politikası" artık en önemli ölçüttür.95 Ve bunların hepsi, ABD'deki sözde özel sektöre geniş sübvansiyonlar sağlayan bir program sayesinde başarıldı. Hem Amerika'nın milyarlarca dolarlık mamulü ithal edildi, hem de gelecekteki bir Amerikan pazarı olundu.

Bu nedenle USAID, Mısır'da devlet desteklerini kaldırmaya çalışırken, Amerikan özel sektörünü destekleyen bir devlet kurumu şeklinde faaliyet içindeydi. Mısır'ın politikasını yanlış yönlendiren, USAID'in söyleminde anlatılanların hiç birisi, rasyonel, bağımsız bir seviyede "politika" Üretebilecek bir "diyalog" ortamına önderlik etmemektedir. Ancak Mısır'daki kalkınma söyleminde gözden daha çok kaçan bir nokta var. 15 milyar dolarlık yardım analiz edildiğinde, bu yardımın sadece yansının Mısır'a gittiği görülür. Mısır'a yapılan askeri ekonomik yardım ise -daha çok Amerikan silahlan alımı için tahsis edilmiştir- kabaca bu miktara eşittir. 1985'ten beri tek başına Mısır'a yapılan askeri yardım, ABD endüstrisinde 7,7 milyar dolarlık bir sübvansiyon sağladı.

Mısır askeriyesi Amerikan fonlarının desteğiyle, ülke ekonomisinde en önemli varlığa sahip oldu. Silah endüstrisi, devlet sübvansiyonları almaktadır, ancak geliri milli çıkarlar yerine, askeriyeye gitmektedir. Bu endüstri ülkenin en büyük imalat sektörüdür ve ihracata yönelik imal ettiği miktarın, tekstil dışı üretimin üç katı değerde olduğu tahmin edilmektedir.96

Ordu ayrıca sivillere yönelik imalata da yöneldi. General Motors müzakere gereği 1986 yılında yolcu arabaları imal etmeğe başladı. Amerikan Büyükelçiliğinin baskısı ile, bu projeyi desteklemek için yardım bütçesinden 200 milyon dolarlık bir taahhüt yapıldı.97 Ziraat de askeriyenin hakim olduğu diğer bir sektördür. Bu sektörün kalkınmışlığı yiyecek yetiştirme endüstrilerinin gelişmesi, et, sebze ve meyve yetiştiriciliğinin modernleşmesinden kaynaklanıyordu. Askeriyenin Yiyecek Güvenlik Bölümü 1985-1986 döneminde 488 milyon Mısır lirası değerindeki üretimiyle ülkenin en geniş zirai endüstrisini gerçekleştirmişti. Ürettiği değer, Mısır'ın toplam üretiminin hemen hemen 1/5'ine eşitti.98 Askeriye ayrıca, köprülerin, telefon sistemlerinin, yolların ve diğer alt yapı projelerinin yapımında önemli bir rol oynadı. Bütün bu aktiviteler hamilik sisteminin kurulmasında ve kişisel yüksek karların sağlanmasında önemli fırsatlar sağladı. Herkesin kendi evinin, hastanelerin, dükkanların, gezinti yerlerinin ve elit öğretim kolejlerinin inşa edilmesi gibi gelişmeler askeriyede bazı transformasyonlara yol açtı. Springborg bu durumu şöyle tanımlamakta: "Üçüncü dünyanın gittikçe artan bir şekilde fakirleşen ve kıyıda kalan bir ekonomisinde, orta sınıfın hemen hemen tamamen otonom bir bölgede yaşadığı çağdaşlık."99

Mısır ekonomisinde devlet fonlarının ve Amerikan desteğinin çok büyük paylarının var olmasına rağmen, askeriye USAID ve Dünya Bankası gibi örgütlerin literatürlerinde hemen hemen hiç dikkat çekmemişlerdir. Kalkınmanın amaçlarının özel sektörü ve çoğulculuğu sağlamak olduğu varsayılmakla beraber ordunun sessizliği şaşırtıcıdır. Ekonomi ve Mısır askeriyesinin gücü hakkında sistematik bir araştırma yapıldığında, Mısır ordusunun, Amerikan askeri sistemine, devlet sübvansiyonları sistemi ve endüstrilerinin bağımlılığı nedeniyle göbek bağıyla bağlı olduğu görülür. Aynı şekilde Mısır'ın tarımı da uygun bir analizden geçirilirse, et üretimine kayışın ve bu sebeple yiyecek kıtlığının ve büyüyen borcun, Amerikan çiftçilik krizi ve çare olarak ileri sürülen sübvansiyonlu yiyecek ihracatı olayları arasında bağlar olduğu ortaya çıkacaktır. Bu tür analizler şunu hatırlamamıza yardımcı olacaktır; kalkınma söylemi ülke içinde belirlenir, yoksa global ilişkiler gibi dışarıda değil.

Sessizliğin sebebi budur. Kalkınma söylemi kendi başına ayrı bir rasyonalite ve bilgi merkezi sunmak ister. Batı ve Batı dışı arasındaki ilişki bu terimler üzerine inşa edilecektir. Batı, Batı dışının yoksun olduğu teknoloji, uzmanlık ve işletme hünerlerine sahiptir. Bu yoksunluk, Batı dışının problemlerinin kaynağıdır, ister global seviyede uluslararası hububat pazarlarındaki devlet sübvansiyonları ve silah ticareti ister daha yerel seviyedeki toprak sahipliği, yiyecek arzı ve gelir dağılımı, iktidar ve eşitsizlik sorunları hiç bir yerde tartışılmayacak. Bu tür sorularda sessizliği sürdürmek için, kalkınma söylemi kendi başına ileri çıkan bir objeye İhtiyaç duymaktadır. Böyle bir amaç için, dar nehir vadisi ve onu çevreleyen çöl ve burada sıkışmış hızla çoğalan milyonlarca yerleşik insan tasvirinden daha doğal bir obje bulmak mümkün mü?

Çev.: Haluk Ersoy

Dipnotlar:

1- Halid İkram, Egypt: Ecûnomic Management in a Period of Transition (Baltimore ve Londra: The Johns Hopkins University Press, Dünya Bankası için hazırlanmış, 1980), s. 3.

2- Pamela R. Johnson, Egypt: The Egyptian American Rural İmprovement Service, a Point Four Project, 1952-63, AID Project Impact Evaluation, No. 43 (Washington DC: Uluslararası Gelişme Ajansı için hazırlanmış, 1983).

3- İkram, s. 3.

4- Susan Gcorge, "Consience 'planıtaire' et 'trop nombreux' pauvrea", Le Monde Diplomatiaue, Mayıs 1990, s. 18,

5- Dünya Bankası, Trends in Deueloping Economies 1989 (Washington DC, 1989), a. 129.

6- BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), The State of Food and Agriculture (Roma, 1989), Ek tablo 12b.

7- Inter Country Comparisons of Agricultural Production Aggregates, FAO Ekonomik ve Sosyal Gelişme Raporu 61 (Roma, 1986), Tablo 5-7, s. 6.

8- FAO, Yearbook 1987: Production, Cilt 41 (Roma, FAO, 1988), Tablo 1.

9- FAO, Inter-Country Comparisons..., Tablo 5-6, s. 34.

10- Aynı zamanda bkz.: George, s, 19.

11- Dünya Bankası, World Development Report 1989 (New York, Oxford University Presa, 1989), Tablo 5.

12- Birleşik Devletler Tarım Gelişme Dairesi (USDA), Egypt: Majör Costraints to Increasing Agricultural Productivity, Dış Ekonomiler Raporu, No. 120 (Washington DC, 1976) Nüfus artış problemine verdiği büyük öneme rağmen USAID 1975'lerden beri toplam ekonomik yardımın yalnızca %1'ini nüfus programlarına ayırmıştır. Status Report: United States Economic Assistance to Egypt (Kamu İşleri Bürosu, USAID/Kahire, 1989), s. 105-108.

13- World Development Report 1989. Bu rakamlar Sovyetler Birliği, Doğu Almanya, Çekoslovakya, Bulgaristan ve Avrupalı olmayan beş Sovyet müttefiği ülke ile Arnavutluk gibi bildirimde bulunmayan ülkeleri hariç tutmaktadır. Tablo 15.

14- World Development Report 1989, Tablo 2-4 ve 26.

15- FAO, Yearbook 1987: Production.

16- World Development Report 1989, Tablo 28.

17- FAO, Yearbook 1988: Production, Cilt 42 (Roma, 1989) Tablo 107.

18- A. S. Nockrashy, Osman Celal ve Jay Dovenport, More and Betler Food An Egyptian Demonstration Project (Washington DC: Ulusal Araştırma Konseyi, 1987), s. 30-32.

19- Jean-Jacqucs Dcthier, Trade, Exchange Rate, and Agricultural Pricing Policies in Egypt, Cilt 1, The Country Study, Dünya Bankası Mukayeseli Araştırmalar: The Political Economy of Agricultural Pricing Palicy, (Washington DC, 1989), s. 20.

20- İkram'dan hesaplanmış, Tablo 4-5 ve 4-6.

21- Dethier, s. 19.

22- FAO, Yearbook 1987: Production.

23- İkram, s. 195.

24- İbrahim Süleyman ve Şahla Şapuri, The Impact of Wheat Price Policy Change on Nutritional Slalus in Egypt (Washington DC: USDA Uluslararası Ekonomiler Bölümü, Ekonomik Araştırmalar Servisi, Personel Raporu, No. AGES831129, 1984), Tablo 13, s. 21. FAO'dan hesaplanmış, Trade Yearbook (Roma, 1981).

25- Agricultural Dala Base (Kahire: Tarım Kredi ve Ekonomisi Bürosu, USAID/Kahire, 1989), s. 221.

26- USAID'den hesaplanmış, Agricullural Data Base, s. 209-224.

27- USAID'den hesaplanmış, Agricultural Data Base, s. 209.

28- 'Mısır'da Amerikan Yardımına ilişkin yaygın yanlışlar' (Kahire: Kamu İdaresi Bürosu, USAID/Kahire, 1989).

29- Ekonomik Haber Alma Ünitesi, Egypt: Country Report, No. I, 1990 (Londra, 1990), s. 20.

30- Georg Stauth, "Capitalist Farming and Small Peasant Households in Egypt", Kathy Glavanis ve Pandeli Glavanis'in yayınladıkları The Rural Middle East: Peasant Lives and Modes of Production isimli kitabın içinde (Londra: Zod Press ve Birzeit Univcrsity, 1989), s. 122.

31- USAID, Agricultural DataBase.

32- İkram, s. 175.

33- Bkz.: Dethier, s. 246-265.

34- Simon Commander, The State and Agricultural Development in Egypt Since 1973 (Londra: Ithaca Press, 1987), s. 80, Tablo 4-13.

35- Allan C. Kelly, Atıf M. Halife ve M. Nebil el-Horazati, Populatİon and Development in Rural Egypt, Duke Press Policy Studies: Studies in Social and Economic Demography (Durham, NC: Duke University Press, 1982), s. 9.

36- Kamu Hareketlilikleri ve istatistikleri Merkez Ajansı, Nüfus incelemeleri ve Araştırmaları Merkezi, Maternal Health and Infant Mortality in Egypt, (Kahire: CAPMAS/PSRC, 1987), s. 3, 46 ve 49.

37- USDA, Egypt: Majör Constraints to Increasing Agricultural Productîvity, Dış Ekonomiler Raporu, No. 120 (Washington DC: Tarım Bölümü, 1976), s. 172.

38- Thierry Ruf, Histoire contemporaine de l'agriculture ıgyptienne Essai de synthese (Bondy, Fransa: Editions de l'Orstiom, 1988), s. 236.

39- Ruf, a. 214, 220, 236.

40- Mohays A. Zeytun, "Income Distribution in Egyptian Agriculture and Us Main Determinants"', Gouda Abdulhalık ve Robert Tigmor'un yayınladıkları The Political Economy of Income Distribution in Egypt (New York; Holmcs and Meier, 1982), s. 277.

41- Robert Springborg, "Rolling Back Egypt's Agrarian Reform", Middle East Report, 166 (Ekim-Aralık 1990), s. 29.

42- Örneğin bkz.: Timothy Mitchell, "The Representation of Rural Viohnce in Writings On Political Development:The Case of Nasserist Egypt", John Waterbury ve Ferhad Kazımi'ni yayınladıkları Peaaants and Politics in the Modern History of the Middle East isimli eserin içinde (Gainseville, Fİ.: University Presses of Florida, 1991).

43- Springborg, 'Rolling Back...", s. 29.

44- Uluslararası Finans Kurumu, Report and Recommendation of the President to the Board of Directors on a Proposed Inveatment in Delta Sugar Company SAE, Arab Republic of Egypt (Washington DC, 1983).

45- Eddy Lee, "Egalitarian Poasant Frming and Rural Development: The Case of South Kores", World Development 7(1979), s, 510; Springborg, "Rolling Back", s. 29.

46- Springborg, "Rolling Back", s. 29.

47- Dethier, s. 5.

48- Sprinborg'dan hesaplanmıştır, "Rolling Back", Tablo 1.

49- Bu tez Hindistan örneğinde de sıkça gündeme gelmiştir.

50- Aynı zamanda bkz.: Petcr Gran, "Modern Trends in Egyptian Historiograpky: A Revieıv Article", International Journal of Middle East Studies, 9, 3(1978), s. 370.

51- Ruf, s. 214: USAID, Agricultural Data Base, s. 224.

52- USDA, Egypt: Majör Constraints, s. 1.

53- Iliya Harik, "Decentralization and Development in Rural Egypt: A Description and Assesment", USAID için hazırlanmış, Mısır (Mimeo 1977), s. 1.

54- Timoty Mitchell, "The Inuention and Reinvention of the Egytian Peasant", International Journal of Middle East Studies, 22, 2(1990), s. 129-150.

55- Aynı zamanda bkz.: Timothy Mitchell, Colonising Egypt (Cambridge: Cambridge University Press, 1988).

56- USDA, Egypt Majör Constrainis, s. 25.

57- İkram, s. 5.

58- Status Report United States Economic Assistance to Egypt (Kamu işleri Bürosu, USAID/Kahire, 1989), s. 60.

59- Louis Berger International Inc., Agricultural Mechanization Project; Final Report (East Orange, New Jersey: Louis Berger International Inc., 1985), s. 2-1.

60- T. W. Schultz, Transforming Traditional Agriculture (New Haven: Yale University Press, 1964), s. 23, 29.

61- Berger International, s. 2-1.

62- Polly Hill, Development Economics on Trial The Antkropological Case for a Prosecution (Cambridge: Cambridge University Press, 1986), s. 25-26.

63- Commander, s. 233.

64- ERA 2000 Inc., Furlher Mechanization of Egyptian Agriculture (New York, 1979).

65- Hans Binswager, “Agricultural Mechanization: A Comperative Historical Analysis", World Bank Research Observer, 1,1 (1986), s. 30-32.

66- Alan Richards, "Egypt's Agriculture in Trouble", MERIP Reports, 84 (Ocak 1980), s. 11.

67- Winrock International, Policy Guidelines for Agriculture Mechanization in Egypt (1986), s. 41.

68- Commander, s. 162-166,

69- İkram, a. 211.

70- Dethier, s. 220.

71- J. Ailen Singleton, "The Training ofLocal Development Fund Officals and the Decentralizalion Process in Egypt", (Louisvillo Üniversitesi'nde düzenlenen örgütsel Gelişme ve Siyaset konulu konferansta verilen tebliğ, Louisville, Kentucky, Mimeo, 1983), s. 1.

72- A. g. e. s. 2.

73- İkram.

74- USAID, Stalus Report, s. 37.

75- Harik, s. 22.

76- Aynı yerde.

77- Aynı yerde.

78- Aynı zamanda bkz.: George, s. 18-19.

79- World Development Report'dan hesaplanmıştır, 1989, Tablo 14.

80- World Developmend Report'dan hesaplanmıştır, 1988, Tablo 14-16.

81- Irma Adelman, "Beyond Export Led Groıuth", World Development, 12,9 (1984), s. 937-949.

82- Partha Chatterjce, "Development Planning and the Indian State", (Kalküta: Sosyal Bilimler Araştırma Merkezi, mimeo, 1989), s. 10.

83- Harik, s. 24.

84- Aynı zamanda bkz.: Zeki Laidi, Enquete sur la Rangue Mondiale, (Paris: Fayard, 1989).

85- Uluslararası Finans Kurumu, 1983.

86- James Wessal ile Mort Hanlman, Trading the Future Farm Exports and the Concentration of Economic Polver in Our Food System (San Fransisco: Gıda ve Gelişme Siyaseti Enstitüsü, 1983), s. 91-93.

87- Aynı yerde; ayrıca New York 2'imes, 20 Ağustos 1990, s. A12.

88- PL, 480

89- USAID, Status Report, sy. 1-8, şekil: 3

90- ABD Kongresi Dış ilişkiler Komitesi'nin Avrupa ve Orta Doğu'dan sorumlu alt komitesi, Foreign Assistance Legislation for Fiscal Year 1985 (Bölüm 3). Economic and Military Aid Programs in Europe and the Middle East, 98. Kongre, ikinci oturum, Şubat-Mart 1984, s. 508.

91- ADU Kongresi Dış İlişkiler EU Komitesi

92- USAID, Stat us Report.

93- USAID, Annual Budget Submission, FY 1990: Egypt (Washington DC: USAID 1988), s. 21.

94- USAID, Status Report, s. 8.

95- Robert Springborg, Mubarak's Egypt: Fragmentation of the Political Order (Boulder, Colorado: Westview, 1989), s. 258-259.

96- Springborg, Mubarak's Egypt, s. 111.

97- A. g. e. s. 110.

98- A. g. e. s. 113.

99- A. g. e. a. 107.

Kaynak: Kaynak: Dünya ve İslam Dergisi - Sayı: 9 - Kış 1992

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları