Bosna Dayanışma Mitingi - Bir Değerlendirme

Ali Gözcü

Büyük bir kampanya ile duyurulan Bosna Dayanışma Mitingi 13 Şubat 1993 Cumartesi günü Taksim Meydanı'nda yapıldı. Ancak mitinge katılım çok düşüktü. Meydandaki heykelin çevresi bomboş kaldı.

Miting saygı duruşuyla başlatılınca, bazı kimseler "Fatiha, Fatiha" diye seslerini yükselttiler. Mitingin tek konuşmacısı Turgut Özal'dı. Özal, Türkiye'nin laik olduğunu vurguladığında yuhalandı. Clinton'la gerçekleştirdiği ilişkiyi anlattığında yine kitleden "yuh" sesleri duyuldu. Bunun dışında kitlenin atılan sloganlara katılımı çok cansız kaldı. Kürsünün önünde yayılan MHP'liler ile Yazıcıoğlu ekibi arasında cılız sloganlara yansıyan bir gerilim yaşandı. MHP'liler "Bozkurtlar Bosna'ya" sloganını atarken, Bosna Dayanışma Grubu otobüsünün üstünde takipçisi zayıf ve dağınık olan iki üç kişi tarafından megafonla "Müslümanlar Bosna'ya", miting kürsüsünden de "Türk Ordusu Bosna'ya" sloganları atıldı. Taksim Meydanı'nın boşluğunda boğulan cılız sesli slogan yarışında "Türk Ordusu" galibiyeti sağladı.

Oysa Bosna Dayanışma Grubu'nun organize ettiği mitinge 300 bin kişilik bir katılım beklentisi vardı. 80 bin afiş ve binlerce çıkartma ilan bastırılmıştı; yüzlerce bez pankart yazdırılıp 20 ilde ve İstanbul'un ilçelerinde ve en merkezi alanlarında astırılmıştı. Günlerce TV ekranlarında mitingin reklamları yayınlandı. Belediye otobüslerinin arka camları, günlerce miting ilanlarını taşıdı. Bazı partiler mitinge katılacaklarını açıkladılar. Mitinge katılmayan partiler ise, kitlelerini mitinge katılım konusunda serbest bıraktılar. Özellikle Zaman, Türkiye, Orta Doğu, Yeni Asya gibi gazeteler günlerce okuyucusunu mitinge katılım konusunda teşvik etti. Adeta bu gazetelerde mitinge katılımın fazileti hakkında yazı yazmayan köşe yazarı kalmadı. Sivil toplumcu, Cedidci, İkinci Cumhuriyetçi, Neo-Osmanlıcı aydın, yazar, gazeteci takımı da mitinge önem verenler arasındaydı. Mitinge Ali İzzetbegoviç'in de gelebileceği duyurulmuştu. Ve miting günü erken saatlerde Taksim Meydanı trafiğe kapatıldı. Güvenlik güçleri gerekli tedbirleri aldı. Taksim mitinge hazırdı.

Ancak beklentiler gerçekleşmedi. Zira mitinge katılan insan sayısı en iyimser bir tahminle 15 bin kişilik bir kalabalığa yaklaşabilmişti ve 300 bin kişilik katılım beklentisi fiyaskoyla son buldu. Mitingi baştan sona izleyen insan sayısı ise 10 bin kişiyi bulmuyordu.

Lakin Bosna Dayanışma Grubu adına bazı kişiler basın toplantısı ile veya gazete ve dergilere verdikleri beyanatlarıyla çok idealist tablolar çizmişlerdi. Makedonya'dan, Gümülcine'den, Malezya'dan, Arap ülkelerinden mitinge kafilelerle gelenler olacaktı. Diğer illerden otobüslerle gelinip mitinge katılanacaktı. Almanya'dan ve Avusturya'dan miting için özel uçaklar kaldırılıyordu. 300 vakıf emre amade miting için bekliyordu. Miting için harcanan ve harcanacak olan masraf 100 milyonları aşıyordu. Ve amaçlanan dev bir mitingdi.

Bosna Dayanışma Grubu'ndan Turgut Özal'ın tarihi misyonunu keşfetmiş olan bazıları Taksim mitingine katılması için Özal'dan randevu almış, bazıları Bosna hakkında askeri yetkililere bilgiler sunarak güvenilirliklerini ispatlamış, bazıları da mitinge katabilmek için Cem Karaca, Hülya Koçyiğit, Serpil Barlas, Ayşe Gruda gibi artist ve müzisyenlerle ahbaplık kanallarını harekete geçirmişlerdi.

Ancak Bosnalı müslümanların sorunlarına sahip çıkmak endişesiyle biraraya gelen dayanışmacı arkadaşlar bir konuyu unutmuşlardı veya hatırlamak istememişlerdi: Bosna müslümanlarının ızdıraplarını fiili olarak paylaşan maddi ve bedeni yardımlarıyla gerçek dayanışmaya öncülük eden inkılapçı müslümanlara danışmak. Ve müslümanların sorunlarını ilkin bilinçli İslami çevrelerle istişare edip ve yapılacak işin politikasını belirledikten sonra konuyu kamuoyuna yansıtmak. Ancak bu hukuku gözetmek, seviyeli bir tutumdur. İslami yapılar ve çalışmalar hakkında eleştirilerini laik veya ateist demokratlara ve yerli oryantalistlere takdim edebilme meczubluğunu gösterenlerle birlikte bu seviyeyi yakalamak ise herhalde kolay olmasa gerektir. Ve maalesef dikkatle takip edilmesi gereken bu olumsuz tavrın temsilmcileri Dayanışma Grubu'nda itibar bulabilmektedirler.

Ayrıca bir taraftan İslami çalışmaları ve Refah Partisi'ni, kapalı ve kendisini merkezde gören yapılar olarak suçlayacaksınız, öbür taraf tan müslümanların genel bir sorunu üzerine kendi informel çevrenizi temel belirleyici konuma getirerek politika üreteceksiniz. Bu, eleştirilen ben-merkezciliğin çok daha tehlikelisi değil mi? Üstelik bu sorun karşısında, sorumluluk sahibi müslümanlarla ve İslami çevrelerle dayanışma yerine; devlet ricaliyle, laik güçlerle, Türkçülerle, artistlerle ve beyni köhnemiş muhafazakarlarla yapacağınız işi paylaşmaya çalışacaksınız. İşte bu tutumların sonucu Taksim'deki fiyaskodur. Fiyaskonun birinci sorumlusu da bellidir.

Ancak Taksim'deki fiyasko, olaya saf ve samimi olarak destek verenlerin dışında, Bosna sorunu gibi müslümanların en hayati bir meselesini, sivil Örgütlenme ve sivil toplum anlayışına dayanak yapmaya kalkışan kendiliğindenci ve ilkesiz çabaların veya yönü ABD tarafından tayin edilen değişimcilik tutkunu Yeni Oluşumcular'ın bir başarısızlığı olarak kalmıyor. Bu kişilerin neden olduğu başarısızlık, görünürde toplumda mevcut olan Bosna konusundaki duyarlılığı da zedeliyor. Mitingin tertiplenmesinde ve düzenlenen programda yapılan fahiş hatalar, müslüman kitleleri üzmüş ve bunun sonucunda mitinge katılım, inançlı bir avuç öğretmenin Üsküdar'da kız öğrencilerle düzenledikleri Bosna Dayanışma Yürüyüşü'nden çok daha zayıf ve niteliksiz kalmıştır. Sonuç olarak, Taksim'deki Bosna Dayanışına Mitingi'nin zayıflığı medyaya, kitlelerin Bosna meselesine ilgisizliği olarak yansımıştır. Bu, önemli bir vebaldir.

Peki ilkeli ve tanımlanmış bir işleyişi olmayan Bosna Dayanışma Grubu bu vebalin altından nasıl kalkacak? Ve yapılan yanlışların sorumlusu kim olacaktır? Üstelik sarfedilen onca çaba, fedakarlık ve 100 milyonları aşan maddi katkı üzerine ölçüsüzce bina edilen bu mitingden de en fazla istifade etmeye kalkışan, yeni dostu Clinton'un yanından gelen Turgut Özal olmuştur. Artık Taksim'deki kalabalıklara bile özlem duyan Özal, diğer konuşmacılara mikrofunu kullanma fırsatı tanımayan bir ataklıkla mitingi bir Turgut Özal şovuna dönüştürmeye çalışmıştır. Miting bitiminde MHP'lileri peşine takarak Papatya'sıyla ele ele Harbiye'ye doğru yaptığı yürüyüş de, bu şovun son sahnesiydi.

Şimdi müslümanların bazı Cuma namazlarından sonra bir çok engellemeye ve imkansızlığa rağmen yaptıkları ve binlerce insanın katılımıyla gerçekleşen tabii protesto eylemlerini marjinallikle suçlayan ve küçümseyen bizim yeni değişimci aydın müslümanlarımız düşünmelidir. Devletten izinli, Cumhurbaşkanı himayesinde, yüzlerce kuruluşun katılımıyla, Vali'nin ve Emniyet Müdürü'nün gözetiminde, Büyük Şehir Belediyesi'nin katkılarıyla, yeni oluşumcu partilerin aktif kitle desteğiyle, devlet ricalinin ve parti başkanlarının kutlamalarıyla, Mehter takımıyla, artistlerle, Bozkurt amblemli militanlarla, TV kanallarında ve basında tanıtım açısından yeterince imkan bularak ve en büyük siyasi partiye taş çıkaracak bir afişleme, pankartlama ve tanıtım sonucunda yaptığınız mitingde, bastırdığınız 20 bin Bosna bayrağını tutacak 10 bin kişi bile bulamadınız. Bu akibet mevcut imkanlarına rağmen kimlerin marjinal kaldığını açıkça ortaya koymuyor mu? Bu akibet, marjinallikle suçladığınız toplumsal amel sahibi müslüman kitlelerin değeri hakkında acaba düşüncelerinizi ciddi olarak yeniden gözden geçirmeye ve adaletli davranmaya sizleri yönlendirebilecek mi?

Ayrıca RP'ni yaptığı konuşmalarında ve yazılarında devletçilikle suçlayan Bosna Dayanışma Grubu içinden birileri, acaba müslümanların maddi ve manevi katkılarından yararlanarak gerçekleştirilen Taksim'deki Bosna Dayanışma Mitingi'nin bir resmi devlet mitingine dönüşmesinden rahatsız olup, buna neden olan dayanışmacı arkadaşlarını hiç ikaz etme ve engelleme teşebbüsünde bulundular mı? Yoksa rejimle uzlaşan kişiler içlerinde inisiyatifi ele aldı da, haberleri mi yok? Yoksa bu hal, çoğulculuk anlayışlarının bir versiyonunu mu oluşturuyor?

Boşnak müslümanlara Türkiye'den yapılacak yardımlarla katkıda bulunmak ve en önemlisi de Bosnalı müslümanlann sorunlarını Türkiye kamuoyuna duyurmak için İslami kaygılarla biraraya gelen bazı müslümanlar, bir dönem önce bir platform oluşturmuşlardı. Bu platform daha sonra isim edindiği Bosna Dayanışma Grubu adı altında faaliyet gösterdi. Grubun ilk amaçlarından birisi de, aynı amacı taşıyan diğer çevreler ve kuruluşlarla daha geniş bir dialog ağı kurarak, daha büyük bir organizasyonun gerçekleşmesine katkıda bulunmaktı.

Ancak Grup, Bosna için yapılan diğer çalışmaların temsilcileriyle diyaloga geçip iş birliğine gideceğine, giderek kendini merkeze alan etkinlikler göstermeye başladı. Olumlu tavırlar ve çalışmalar ortaya konduğu müddetçe, bu tutum çok da önemli değildi. Lakin Grub'un çoğunluğu müslümanlararası dayanışmayı önceleyeceği yerde, marjinal kalmamak gibi ne idüğü belirsiz bir kaygıyla toplumun diğer kesimleriyle; laik, liberal, muhafazakar, milliyetçi, sağcı, solcu ve farklı partilere mensup kitle ve liderlerle dayanışmayı hedefledi. Hatta toplumsal planda marjinalliğe düşmemek için müslüman kelimesi yerine Türk kelimesinin kullanımındaki tercihin önemini savunanlar bile oldu. Neticede İslami sorumluluk yerini sosyal pragmatizme bıraktı. Üstelik bu politika doğrultusunda müslüman güçlerden adeta kaçıldı. Ve Taksim Mitingi'nde müslümanların da katılacağı beklenen toplumsal mutabakatın sağlanamadığı görüldü.

Oysa görülmesi gereken şuydu: Müslümanların gerçek dostları sadece müslümanlardı. Ve Türkiye müslümanlarının önünü mevcut rejim tıkamayacak olursa, Türkiyeli müslümanların gücü Bosnalı kardeşlerinin yardımına fazlasıyla yeterdi. Yapılması gereken ABD politikasına tutsak olan resmi politikadan şefaat beklemek değil, müslümanların gücüne dayanarak Bosna önündeki engelleri kırmak için mevcut rejimi zorlamaktı. Sorun Bosna meselesini iç infiali yatıştırmak veya kullanmak için konuyu bir iç politika malzemesine dönüştüren laik siyasiler ve Türkiye'de veya Bosna'da yükselmekte olan İslami harekete düşmanlık besleyen TC iktidarıydı.

Bosna Dayanışma Grubu bir de Türkiye devletinin ve kendi tutsaklığının haline bakmadan, TV ekranlarında "Bosna İçin Tek Çare Biziz" spotunu kullanabiliyordu. Gerçekten sormak lazım: Çare mevcut TC devleti mi? Veya şu Taksim Mitingi'ni fiyaskoya dönüştüren Bosna Dayanışma Grubu mu?

Bosna Dayanışma Mitingi'nde bizden olan tek ses Ali İzzetbegoviç'in okunmak üzere gönderdiği mesajdı. Mesaj besmele ile başlıyor ve Allah'ın selamı ile bitiyordu. İzzetbegoviç'in vurgusu Bosna için yapılacak olanı net bir şekilde gösteriyordu:

"Bosna'da 20 bin kadına tecavüz edildi, 200 bin kişi kurşunlanarak katledildi, bine yakın cami yıkıldı. Ama dünyada yaşayan 2 milyara yakın müslüman Bosna'daki 2 milyon müslümanı koruma gücünü gösteremedi.

Siz bizi Bosna'dan Türkiye'ye çağırmayın. Bosna sizin vatanınızdır. Türkiye'den Bosna'ya siz gelin."

Evet çözüm buydu. Çözüm İslami mücadele saflarına katılmak ve İslami mücadele satıhlarını yaygınlaştırmaktı. Bosna Dayanışma Grubu bu mesajı, kendi aralarında mutlaka bir oturum konusu yapmalı ve bu mesajın gerekleri doğrultusunda yanlışlarını tashih etmelidir. Ve unutmasınlar. Müslümanların dostları ancak müslümanlardır; ve müslümanlar şeytanın dostlarından medet ummazlar.

Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 23 - Şubat 93

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları