Bosna Hersek'te Müslüman Katliamı

Mehmet Kara

Günümüz dünya coğrafyasında, tansiyonun oldukça yüksek olduğu belli bölgeler bulunmaktadır. Tarihten gelen ve belli özellikleri olan bu bölgeler günümüzde de kendilerine has özellikler taşımaktadırlar; Siyasi, ekonomik ve stratejik özelliklere sahip olan bu bölgelerin istikrarı hemen hemen yok denecek kadar azdır. Söz konusu özelliklere sahip olan bölgeler arasında Orta Doğu, Kafkaslar ve Balkanlar bulunmaktadır. Doğu Bloku'nun dağılması ve Komünizmin çözülmesiyle birlikte, paralel gelişmelere sahne olan Balkanlar, tam bir keşmekeşi yaşamaktadır. Mevcut devletler dağılıyor, yeni devletler ve yapılar doğuyor. Yugoslavya da aynı süreçte, aynı rotayı takip eden bir Balkan devleti idi.

Tito zamanında Yugoslavya'da kurulan birlik, o öldükten sonra Yugoslavya istikrarsız bir sürece girdi. Doğu Bloku'ndaki gelişmeler ve Sovyetler'in dağılması ise birliğin bozulmasının tuzu biberi oldu, ilk olarak Slovenya ve Hırvatistan bağımsızlığını ilan ettiler, ilanın hemen akabinde, komünistlikten fanatik milliyetçiliğe kayan Sırplar'ın kontrolündeki Federal Ordu bu cumhuriyetlere savaş açtı Kanlı çatışmalar sonucunda, Batı'nın özellikle Almanya'nın baskılarıyla Sırplar bu devletleri tanımak zorunda kaldılar. Bununla paralel olarak, diğer cumhuriyetlerden ayrı bir politika izleyip, yalnız kalmak istemeyen Bosna-Hersek de Makedonya ile birlikte bağımsızlık talebinde bulundu. Sırpların bu talebe karşı koymalarına karşılık, Mart ayında yapılan referandum sonucunda -Sırplar bu oylamaya katılmadı- %100'e yakın bir sonuçla bağımsızlık istendi. Bunun üzerine Bosna-Hersek bağımsızlığını ilan etti. Bu devleti ilk tanıyan ülke Bulgaristan oldu. Daha sonra da ikinci olarak, Orta Asya Cumhuriyetleri karşısında düştüğü rezil durumu kurtarmak için Türkiye tanıdı. Üçüncü olarak da İran islam Cumhuriyeti tanıdı.

Hırvatistan ve Slovenya cumhuriyetlerini fiilen tanımak zorunda kalan Sırbistan, Federal Ordu kuvvetlerini Bosna bölgesine kaydırdı. Bağımsızlığın ilanından sonra ufak çapta saldırılar ve çatışmalar başladı. Önceleri Hırvatlarla Sırplar arasında başlayan çatışmalar, daha sonra Müslümanları da etki alanına aldı. Böylece çatışma çıkmayacak söylemini geliştiren Ali İzzetbegoviç'in temennileri değil, halkın endişeleri gerçekleşmiş oldu. Özellikle AT ve akabinde ABD'nin Bosna'yı resmen tanımalarının ardından. Federal Ordu silahlarıyla donatılmış Ortodoks Sırp çetecileri, saldırılarını roketatar, havan topları gibi ağır silahlarla yoğunlaştırdılar. Adeta uygar dünya(!) kadın, çocuk ve yaşlı ayrımı yapılmadan gerçekleştirilen bir Müslüman soykırımına tanık olmakta.

Sırp çetecilerinin saldırılarını hesap eden Müslümanlar ise, ufak çaplı silahlarla milis kuvvetler oluşturmaya çalışıyorlar. Yeşil Bereliler (ZB) diye adlandırılan bu Müslümanlar ellerinde var olanlarla ve Hırvatistan'dan aktarılan mühimmatlarla kendilerini savunmaya çalışıyorlar. Müslümanlar, Sırplarla-Müslümanların beraber yaşadıkları bölgelere, Sırpların hava akınları düzenleyemeyeceklerini planlamışlardı. Fakat son günlerde, büyük kafileler halinde, bu bölgeden Sırbistan'a yapılan tahliyeler sonucu, Müslümanlar hava akınlarıyla da karşı karşıya kaldılar. Sırpların elinde olan hava kuvvetleri de acımasızca sivil halk üzerine bomba yağdırmaya başladı Bunun sonucunda halk büyük bir panik içinde bölgeyi terketmek için yollara döküldü Yapılan tüm ateşkes girişimlerine rağmen, Bosna-Hersek'te yaşanan katliam bütün dünyanın gözü önünde devam ediyor. Müslüman halk açlık ve vatanlarını terketme tehditleriyle karşı karşıya Göç dalgaları hızla yayılıyor. Bu durumda müslüman milisler eli silah tutabileceklerin göçüne izin vermiyorlar.

Bosna-Hersek yönetimi ise çaresiz bir durumda herkesten yardım istiyor Fakat her türlü yardım çabası Sırplı çeteciler tarafından engelleniyor. Hatta BM dahi Sırpların bu tutumlarında değişiklik yapamıyor Bu noktada yardımlar, sadece maddi boyutuyla sınırlı kalıyor Yani, Bosna-Hersek Müslümanlarına ancak nakit yardım yapabilme olanağı var.

Bu arada Bosnalı Müslümanların İslami bilinç seviyelerinin, gün geçtikçe tevhidi çizgiye yöneldiği gelen haberler arasında. Camilerin dolu olduğu, kadınların tesettüre ilgi duydukları, ayrıca Müslümanların teknik açıdan ileri derecede organizeli bir yapıya sahip oldukları da söz konusu edilmekte.

Bugüne kadar Bosna-Hersek'i 40 devlet tanımış durumda. Sırbistan'ı resmen tanıyan devlet sayısı ise çok daha az. Bu durum Sırbistan'ın takındığı vahşi tutumun bir göstergesidir. Ayrıca Sırpların tarihten gelen. Büyük Sırbistan hayalleri de bu tabloda etken olarak görülmekte. Görünürde Sırplar'ın Bosna-Hersek'i ilhak etmeleri imkansız. Fakat Hırvatistan'da yaptıkları gibi, Bosna-Hersek'te de. Sırbistan'a sınır olan bölgeleri kuşatıp oralarda katliamlar ve tahliyelerle çoğunluğu sağlayıp bu bölgeleri ilhak etme politikası güttükleri söylenebilir. Çarpışmaların yoğun olduğu iller de söz konusu bölgelerde yer alıyor.

Hırvatların Müslümanlara karşı tavırları ise daha yumuşak bir rotada seyrediyor. Şu anda Müslümanlarla Hırvatlar ittifak halindeler, fakat Hırvatların Müslümanlara karşı asimilasyon politikası da söz konusudur.

Bosna-Hersek'te yaşanılan bu trajik olaylara karşı laik TC'nin tavrına gelince: TC'nin dış politikası Batı'nın dümen suyunda döndüğü için. Bosnalı Müslümanlara karşı da aynı rotayı takip etmektedir. Dün Irak'a karşı tutumunu, kime ve hangi şartlara göre belirlediyse bugün de Bosnalı; Müslümanlara, Karabağ'daki katliamlara ve Libya'nın içine düştüğü krize karşı tavırlarını da aynı perspektifte belirleyecektir. Türkiye'deki milliyetçı-mukaddesatçı çevreler ise Bosna-Hersek. Kosova, Arnavutluk ve Makedonya'yı Anadolu Türklüğünün ileri mevzileri saydıkları için, ileri mevzilerine her türlü yardımın yapılmasını talep ediyorlar.

Bölgedeki olaylara ABD'nin ve Avrupa'nın bakış açısını ise, her zaman olduğu gibi faydacı yaklaşımlar oluşturuyor. ABD bölgede, Irak Kürdistanı'nda yaptığı şeyi gerçekleştirmek istiyor. Önce bölge Müslümanlarını güç durumda bırakıp, daha sonra müdahale veya başka yöntemlerle bölgeyi nüfuzu altına almaya çalışıyor. Çıkarlarının işleyebilmesi için, yapması gereken şey olduğunun bilincinde olarak, İslamcı Kadroları halkın gözünden düşürerek muhalefete -laik, demokratik- imkan hazırlamayı hesaplıyor. Ancak bölgede ABD ile Almanya'nın çıkar çatışmasına düşecekleri de ileri ki dönemlerin bir gerçeği olarak görülüyor.

Sonuçta gerek A. izzet Begoviç'in ve gerekse Barbakan Yardımcısı Muhammed Cengic'in ABD'den yardım, hatta müdahale etmesini istemeleri bölge müslümanlarının içine düştüğü trajik durumu anlatabilecek en güçlü boyutudur. Müslümanların kuşatma altında oldukları ve yapılacak her türlü hareketin aleyhlerine çalıştığı bir dönemde denize düşen yılana sarılır atasözüyle açıklanabilen durumları, ABD'nin dünya konjonktüründeki Konumu hasebiyle. ABD'ni Bosnalı müslüman yöneticiler nezdinde yılan konumuna getirmişti.

Müslüman halklara yönelik yapılan katliamlar zincirinin bir halkası olan Bosna-Hersek Müslümanlarına karşı, bütün dünya müslümanlarının duyarlı olması ve her zamankinden daha fazla birlikte olarak küfre karsı mücadele etmeleri gerekmektedir. Nisan ayında Beyazıt Camii'nde Türkiyeli Müslümanların yaptığı protesto, bu çerçevede Yeni Dünya Düzeni denilen şeyin aslında hiç eskimeyen, Özünde, halkların düzeri içerisinde sömürülmesi esasını ifade etmektedir. Sömürülen ve zulme uğrayan halkların kurtuluşu ancak İslami bir mücadeleyle mümkün olabilir.

Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 14 - Mayıs 92

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları