Büyük Biritanya İslam Parlamentosu: Siyasi Yenileme ve Uyarlama

Kelim Sıddıki

Tarih tekerrürden ibarettir derler. Belki de öyledir. Fakat bugün, Büyük Britanya İslam Parlamentosu açılışının bir benzeri yoktur. Günümüz Britanyası’nın en orijinal ve yenilikçi sosyal yapısını oluşturuyoruz. Bugünden sonra, İngiliz toplumu, bir daha asla aynı olmayacaktır. Buna rağmen, bu parlamento tarih içerisinde derin köklere sahiptir. İslam tarihi ve Müslümanların engin siyasi tecrübeleri onun fikri yapılanmasını ve oluşumunu etkilemiştir. Bu parlamento, aynı zamanda, İslam siyasi kültürünün düşman Batı ortamına nüfuzunu temsil eder. Bu nüfuz, farklı şekillerde bastırılmış durumda olan diğer küçük Müslüman topluluklarda bir canlanma çabasını doğurdu. Bu oluşum, farklı denebilirse, iki siyasi geleneği zenginleştirebilir. Bugün, İngiliz toplumunun daimi bir parçası durumunda olan Müslüman topluluk, bir göçmenin çekebileceği bütün sıkıntıları çekmiştir. Son üç yıl içerisinde, bizleri küçük düşürmek ve morallerimizi bozmak üzere çeşitli girişimlerde bulunuldu. Daha da önemlisi, İslam ve İslam peygamberini Londra gece hayatının Soho kültürüne açma teşebbüsünde bulunuldu. Bu saldırıların her ikisini de geri teptik. Batı tarafından şimdiye kadar İslam ve Müslümanlara uygulanmış en şiddetli baskıya rağmen her iki taraf da boyun eğmeyi reddettik. Sahip olduğumuz yüksek morali koruduk, pekiştirdik ve karşıtlarımızı, kendi var oluş esaslarını oluşturan değerleri yeniden gözden geçirmek üzere püskürttük. Liberalizm hak ettiğini aldı: Bizim ona sunduğumuz test karşısında fazlaca hayatta kalamadı.

Bunun ötesinde, Müslümanların konumlarını ve içinde yaşadığımız bu ülkenin temel yasalarını değiştirmeye yönelik başarılı bir siyasi sistemin oluşturulması için manevi ve entelektüel kaynaklarımız üzerinde derin bir çalışmaya giriştik.

Problemlerimiz oldukça karmaşık. Kökleri yüzyıllarca öncesine gidiyor. Birçok insanın, ilk başta idrak edebilecekleri sınırın ötesinde birtakım olaylarda gizliler. Bu parlamentonun amaçlarından biri de, günümüz problemlerinin üstesinden gelecek, yeni Müslüman nesil için bir gelecek oluşturabilecek bir tarih bilincinin geliştirilebilmesidir. İslam Parlamentosu, geçmişten aldığı ışıkla günümüzü ve geleceğimizi aydınlatacak bir prizmadır, inşallah.

Bütün ışığın kaynağı, Kur’an’ın ilahi rehberliği ve en büyük örnek Allah’ın Rasulü Hz. Muhammed (s)’in hayatıdır. Bu yüzden konumuzu Kur’an ve İslam peygamberinin sünneti ile belirlemeliyiz. Kur’an oldukça kesin olarak ortaya koyar:

... (Yapacağın) iş(ler) hakkında onlara danış, bir kere de azmettin mi, artık Allah’a dayan; çünkü Allah kendine dayanıp güvenenleri sever. (Al-i İmran, 159)

Ve yine Allahu Teala buyuruyor ki:

(Allah’ın mükafatı şu kimseler içindir ki) Rablerinin çağrısına gelirler, namazı kılarlar. İşleri, aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan (hayır için) harcarlar. (Şura, 38)

Allah’ın Rasulü’nün ortaya koyduğu örnekteki gibi, o İslami siyasi manifestonun ilk örneğini oluşturdu. O bize, küçük bir azınlık durumundayken İslam’ın siyasi gücünün nasıl oluşturulabileceğini, İslami bir devlet kuruluncaya ve karşıtları karşısında İslam galip gelinceye dek nasıl geliştirilmesi gerektiğini gösterdi.

Hz. Peygamber’in liderliğe, örgütlülüğe ve disipline verdiği önem onun üç kişinin bir seyahate çıkması durumunda aralarından birini lider (emir) seçmeleri gerektiği tembihinden ölçülebilir. Mesaj açık: Müslümanlar asla lidersiz, örgütsüz ve disiplinsiz olmamalı.

Dolayısıyla, İslam’ın iki milyon insana lidersizliği, örgütsüzlüğü, disiplinsizliği reva gördüğünü düşünmek makul müdür? Topluca bu parlamento ve onun tek tek bütün üyeleri, İngiltere’deki Müslüman topluluk içerisinde disiplin, örgüt, liderlik rol ve görevini üstlenmişlerdir. Bu bakımdan, Büyük Britanya İslam Parlamentosu’nun kökleri, büyük örnek İslam peygamberinin tarihi deneyimine dek gider.

Bu İslam Parlamentosu’nun (kısaca Temsilciler Meclisi) açılısıyla yalnızca temel bir yapı tesis ettik. Asıl varmak istediğimiz hedef, bazı noktalarda çeşitli belirsizliklerle gölgelenen uzun bir yolun alınmasını gerektiriyor. Buraya çok az bir kaynakla, ancak, durmaksızın artan ve kendini bu davaya adamış kadın-erkek insanlarla geldik. Yine de, tüm bu güçlük ve kaynak sıkıntısına rağmen hiçbir işi üstünkörü ve kestirme yoldan halletmedik. Zorluklardan kaçınmadık. Bu yolda alınan her mesafe için büyük gayret gösterdik. Sıkı ve titiz bilimsel bir metot takip ettik. Öncelikle ortaya orijinal fikirler çıkardık ve bunları İngiltere’nin güç yaşam şartlarında bir sınamaya soktuk. İhtisas gerektiren alanlarda geniş araştırmalarda bulunduk. Müslüman olmayanların görüşlerini dikkatle inceledik ve her kesimden Müslümanın düşüncelerine başvurduk. İlk başta, tamamıyla bize düşman bir medyayla karşılaştık. Kafalarında şüphe olan birtakım insanları, bugün kendimize inandırdık. Üstü örtülü destekler alıyoruz. Dahası, medyadaki önemli ve etkili kaynaklar bize anlayış göstermeye ve hatta azmimize ve gelişmemize biraz da imrenerek bakmaya başladılar. Metodumuz entelektüel katılığa karşı yılmaz bir söz, dürüstlük ve açıklık oldu.

Şimdiden, İngiliz toplumunun ahlak düzeyini yükselttiğimize dair birtakım kanıtlar var. Lordlar Kamarası’nda BBC-2 kanalının bir küfür filmi olan Günaha Son Çağrı’yı yayınlama planı üzerinde yapılan münakaşalar bunun bir göstergesidir. Avam Kamarası’nın önde gelen sözcülerinden Lord Tonypandy, Hz. Muhammed’in şerefinin onun takipçileri tarafından korunduğunu ifade etti. Ona göre Hz. İsa’nın onurunun da aynı şekilde korunması gereklidir. Yine içlerinde Lord Lailsham, sözcü Lord Chancellor gibi birtakım zevat aynı noktayı işaret ettiler. BBC filmi yayından kaldırmaya zorlandı. Elbetteki bu, liberal lobide bir korkuya (hayrete) sebep oldu. Fakat şantajlara direnerek, liberalleri onların en meşhur silahlarıyla, “yasa” ile, geri çevirdik. Yasalara saygı gösteren insanlar olarak ne zaman prensiplerimizi ortaya koymanın ve kalanın yasalar tarafından halledilmesine bırakılmasının doğru ve yerinde olduğunu seziyoruz.

Bu, beni, İslam Parlamentosu’nun günümüz İngiliz toplumu içerisinde rol ve yerinin ne olduğu hususunda düşünmeye sevk ediyor. Bu toplumun neresindeyiz?

Kendimize Parlamento adını verdik, çünkü terimin her yönü ve manasıyla “politik bir sistemiz”. Büyük Britanya’nın birincil kurumları içerisinde yer almak istiyoruz. Bu parlamentonun açılışı İngiltere’deki hor görülmüş Müslüman azınlığı kendi amaç ve istekleri olan siyasi bir topluluğa dönüştürüyor.

Bugünden sonra Whitehall, yerel otoriteler ve diğer kanun koruyucular için ve hatta Westminster’deki Parlamento için bize danışmadan Müslümanları etkileyen yasa ve politikalar üretmek mümkün olmamalıdır. Bu parlamento, bu tür hareketlere karşı baştan uyanık olacaktır. Yasa koyuculara ve günlük politika üreticilerine bizim görüş ve yaklaşımlarımızı hesaba aldıracak ve onlara yol gösterecek, siyasi, yasal çözümler geliştirmek bu parlamentonun amaçlarındandır. Bu çözümlerin iyi bir yönetim için gerekli olduğunun anlaşılacağı ve ortaya konacağı bir zaman elbette gelecektir.

Çoğu zaman denir ki, siyasi bir sistem, güce sahip olmadığı müddetçe önemsizdir. Bu İslam Parlamentosu’nun gücü nedir? Eğer güçten kasıt, anayasal kurumlar, asker veya polis gücüyse, İslam Parlamentosu bunlardan hiçbirine sahip değildir. Ama güç, ahlaki otorite, ikna, işbirliği, kolaylaştırma ve gerektiğinde engelleme gücüne sahip olma manasıyla daha geniş bir şekilde tanımlanırsa, İslam Parlamentosu şimdiden büyük bir güce sahiptir. Bundan birkaç yıl öncesine kadar hakkımızda konuşulan birtakım saçmalıklar da büyük oranda ortadan kalktı. Bu, bizim, İngiltere’de halihazırda var olan gücümüzün göstergesidir.

Ayrıca, herkesin de görebileceği gibi, bugün burada Kesington’daki Büyük Salon’da toplanmamız, bizim İngiliz toplumuna ulaşan derin etkimiz için bir kanıttır. Bunun ilk ve sağlam kanıtı, İslam Parlamentosu’nun Avam Kamarası’nın iki yıldan daha az bir süre içerisinde tesis edilmiş olmasıdır. Üyelerimiz İngiltere’nin birçok yerinden ve farklı İslam düşünce ekollerinden gelmiştir. Dahası, bu parlamentonun üyeleri, İngiliz toplumunun belli bir kesiminden seçilmemişler. Hepimiz Arapça, Urduca, Pencapça, Türkçe, Bengalce veya Malayca konuşmuyoruz. Bugün burada olanlar, İngiltere’de yaşayan her dil ve etnik gruptan gelen şahıslardır. İslam Parlamentosu üyeleri arasında ortak olan tek dil İngilizce. Daha da önemlisi şudur ki, içimizde çok farklı sosyal ve mesleki alt yapılardan gelen kadın-erkek kişiler var. Bunlar arasında felsefeciler, akademisyenler, doktorlar, dişçiler, öğretmen ve öğrenciler, yazar ve gazeteciler, küçük esnaftan insanlar ve birkaç büyük işadamı var. Tüm bunların üstünde, aramızda erkek-kadın, tek eğitimleri ilk işçi göçmen sınıfının günlük hayatta çektiği sıkıntı, cefa ve zorluklardan oluşan sıradan insanlar da var.

Dolayısıyla yüksek kalitede insan gücüne sahibiz. Bu parlamento, bu gücü, manevi ve sosyal mükemmellik arayışında çaba veren güçlü ve disiplinli bir makinenin inşası için kullanma azmindedir. Bu demektir ki:

· Ülke ortalamasının üstünde bir mezun kitlesine sahip Müslüman toplum amaçlamalıyız.

· Daha güçlü bir Müslüman girişimci sınıf amaçlamalıyız. (Diğer azınlıklardan daha fazla milyonere sahip olmanın hiçbir sakıncası yoktur.)

· Belli başlı bütün beslek dallarında daha güçlü Müslüman temsilcilerine sahip olmalıyız.

· Ve ayrıca bu Müslüman toplumun sonsuza değin gelir, tasarruf, ev sahibi olma ve tüketim alanında ekonomik tabakanın en altında olmayacağından emin olmalıyız.

Daha iyi bir gelecek tesis etme yolunda, uzun bir özveriler listesine sahip olan Müslümanların başarılı olacaklarından eminim. Aynı zamanda İngiliz insanına aile yapımızla, dul, yetim ve yaşlılara gösterdiğimiz ihtimamla iyi bir ahlaki örneklik göstermeliyiz.

Zaman gelecek İngiltere’de yaşayan her Müslüman aile bizim kayıtlarımızda olacak. Bir çocuk doğduğunda, bu parlamento onu duyacak. Birisi uzaklaştığında, bu Parlamento onu bilecek. Birisi işini kaybettiğinde, bu Parlamento harekete geçecek. Aileler ve yetimler zor duruma düştüğünde, bu Parlamento onların imdadına yetişecek kaynaklara sahip olacak. Yavaş, fakat emin bir şekilde, zekat ve diğer yükümlülüklere dayalı bir kurumlar ağı oluşturulacak. İslam’ın refah sistemi hiçbir Müslüman erkek, kadın veya çocuğun muhtaç duruma düşmeyeceğini garanti edecek. Bu ülke içerisinde, insanlara en iyi bakımı sağlayan bir topluluk olarak tanınacağız. Ve zaman gelecek Müslüman olan-olmayan herkese yardım elimizi uzatabileceğiz.

Bugün sahip olduğumuz her şey, tarih içerisinde en çok sömürülmüş, en az para ödenmiş, en yoksul kalmış olan göçmen işçi sınıfının gösterdiği özverinin ifadesidir. Bunların birçoğunu bünyemizde barındırmaktan gurur duyuyoruz. Bizi bekleyen büyük gelecek, bu insanların gözyaşı ve alınteri üzerine bina edilmiş yapılar üzerinde yükselecektir. İngiltere’deki Müslümanları bu ülkedeki en başarılı insanlar arasına sokmak bizim amaçlarımızdan biridir, ancak gelecekteki bu başarı II. Dünya Savaşı’nın İngiliz ekonomisinde yarattığı yıkımın yeniden inşası için buraya katılan insanların özveri, yoksulluk ve mahrumiyetleri üzerine kurulacaktır.

Ayrıca bizim ve bu ülkede yaşayan herkesin anlaması gereken bir şey vardır ki, gücümüz ve etkimizin kaynağı:

· Bu kaynak, bizim İslam’ı savunmada ve ona hizmetteki kararlılığımızdır.

· Bu kaynak, bizim İslam’ın en büyük örneği Hz. Peygamber’in metodunu takip etmedeki kararlılığımızdır.

· Bu kaynak, her manasıyla yüksek ahlaka sahip olmadaki kararlılığımızdır.

· Bu kaynak, İngiltere’deki Müslüman topluluğa ve İngiliz toplumuna hizmet etmedeki kararlılığımızdır.

· Bu kaynak, bizim İngiltere’deki Müslümanları en iyi eğitilmiş, en yüksek ahlaki düzeye erişmiş, yasalara uyan bir topluluğa dönüştürmedeki kararlılığımızdır.

Bu gücü elde etmek için esas olarak ve çekinmeksizin siyasi metodu kullanmayı tasarlıyoruz. Siyaset terimi laik ve Batılı bağlamda arklı anlamlara gelir ve üzerinde mutabık kalınan bir tanımı yoktur. Fakat bizim siyaset anlayışımız bu parlamento ve Britanya’daki İslam cemaati bağlamında açık ve kesindir.

Biz siyaset terimiyle, Britanya’da ortak vatandaşlık esası üzerinde güçlü Müslüman mevcudiyetini tesis etmeyi, belli başlı meseleler üzerinde Müslümanlar arasında fikir birliğini geliştirmeyi, İslam cemaati için hedefler oluşturmayı, Britanya’daki Müslümanların ekonomik ve sosyal konumlarını iyileştirmeyi ve İslam cemaatinin beşeri, maddi ve manevi kaynaklarını cemaatin ve İslam’ın faydası yönünde harekete geçirmeyi hedefleyen faaliyetleri kastediyoruz.

İslami bağlamda siyasetin yapısı kişisel ve ortak takva üzerine kurulur. Hiçbirimiz toplumsal yaşama kişisel çıkar için girmedik. Birçoğumuz toplumsal yaşama ilk defa sadece Britanya’daki Müslümanların yüksek menfaatlerinin korunmasına inandığımız için değil, aynı zamanda İngiliz siyasi sürecinin akıntısına bırakıldığında bu menfaatlerin büyük bir yok olma tehlikesiyle karşılaşacağına inandığımız için girdik. İngiliz hükümetinin, bütün siyasi partilerin, kiliselerin ve Britanya’daki bütün etkili grupların, İslamiyet’in Britanya’daki etkisini arzulanmayan bir şey olarak değerlendirdikleri açıktır. İngiliz hükümetinin bazı bölgelerdeki politikaları Müslümanlara karşı açık ve çekincesiz bir şekilde haksız ve ayrımcıdır. Hükümetin İslami okullara gönüllü yardımda bulunmaya ısrarlı bir şekilde izin vermemesi açık bir örnek teşkil eder. Bazı aşamalarda Majeste’nin hükümetini dünya kamuoyu mahkemesi, yani Avrupa Mahkemesi gibi kuruluşlara götürebiliriz. Ayrıca durumumuza dikkat çekmek için sivil itaatsizliğin sembolik formlarını uygulayabiliriz. Bu açıdan İngiliz sosyal yaşamındaki bir baskı grubunun normal faaliyetleriyle meşgul olacağız. İslam parlamentosu bir bütün olarak ulusal seviyedeki benzer faaliyetlerle meşgul olurken bu parlamentonun ve yüksek konseyin üyeleri ve ülkedeki çeşitli İslam Manifesto grupları kendi bölgelerinde yerel düzeyde yoğun baskı grubu faaliyetleriyle meşgul olacaklar. Şunu açıkça belirtelim ki Britanya Müslümanları çıkarlarımıza ters olarak değerlendirdiğimiz herhangi bir yasaya muhalefet edecekler ve gerekirse karşı koyacaklardır. Demokrasi olarak giyinip süslenmiş çoğunluğun diktatörlüğü kabul edilemez bir şeydir.

Her şeye rağmen bir baskı grubu olarak rolümüzün birçok meselelerimizin sadece küçük bir parçasını oluşturacağını samimi bir şekilde umut ediyoruz. İslam parlamentosu ve kurumları şebekesinin çalışmalarının büyük çoğunluğu Britanya’daki İslam cemaatinin Kur’an’ın ifadesiyle “bütün toplumların en iyisi” olarak sağlamlaştırılmasıyla ilgili olacaktır. Bu, çocuklarımızın en iyi şekilde eğitilmeleri, gençlerimizin en iyi davranışlarda bulunmaları, yetişkinlerimizin erkekliğin ve kadınların en iyi örneklerini oluşturmaları, hasta, yaralı, sakat, işsiz, dul ve yetimlerimizin mükemmel bir şekilde bakılmaları gerektiği anlamına gelir. Bu kolay olmayacaktır. Davranış standartlarının bütün alanlarda hızla düştüğü bir toplumda küçük bir cemaat içindeki standartları yükseltmek çok sıkı ve fedakar bir çalışmayı gerektirir. Bu, modern batı medeniyeti modern dünyanın hasta adamıdır. O, unutulmaya mahkumdur ve en sonunda Marksizmin tükendiği aynı tarih çöplüğündeki yerini alacaktır. İslam ise ahlaki olarak çökmüş hasta dünyanın yegane ilacıdır.

İslam Manifestosu’nun belirttiği üzere Kur’an’daki “iyiliği emretmek ve kötülükten nehyetmek” emri İngiliz toplumda bizim görevimiz olmalıdır. Küçük bir azınlık ortamında şayet iyiliği emretmek istiyorsak birlik içinde hareket etmeliyiz ve kaynaklarımızı harekete geçirmek ve birleştirmek zorundayız. Bizim için muğlak bir şekilde neyin iyi, neyin kötü olduğunun farkına varmak yeterli değildir. Sadece genel bir amaç ortaklığı da yeterli değildir. Gereksinim duyulan şey gelişmesine ön ayak olmaya çalıştığımız iyiliğin bütün özelliklerinin, ilk önce bu ülkede kurulmuş İslam kurumlarında bir araya getirilmesidir. Bu tür kurumların ilki bu parlamentodur. Gelişme ve güç kazanma arzusu İslam’ın yapısında ve metodunda mevcuttur. Gelecek aylar ve yıllarda cemaatimizin hizmetlerini görmek ve uzmanlık gerektiren işleri yerine getirmek için yeni kurumlar oluşturulması teklifleri bu parlamento’ya teklif edilecektir.

Mesela İslam manifestosunda teklif edilen gündemin bir maddesi de bir İslam üniversitesinin kurulmasıdır. Şu anda Britanya’da İslami eğitimle ilgili bir resmi broşür hazırlanmaktadır ve broşür teklifi değerlendirecektir. Meselenin aslı hepimizin her şeyin ötesinde bir kitabın (Kur’an) insanları olmamızdır. Bunun anlamı sosyal faaliyetlerdeki temel aracımızın bilgi olduğudur. İslam bilginin elde edilmesine büyük önem verir. Britanya’daki İslami Cemaati yüksek eğitim ve araştırma alanına katkıda bulunmalıdır. Bizim kimlik ve ahlaki mükemmellik anlayışımız kendi bilim felsefemiz ve bilimsel bilgi anlayışımız üzerine kurulmalıdır. İslam’ın Batı ile mücadelesi dünyanın farklı yerlerinde çeşitli şekillerde gerçekleşebilir. Fakat Britanya’daki İslam cemaati bu mücadeleye Batının tabii ve beşeri bilimler felsefesine karşı koyarak katkıda bulunacaktır. İslam Üniversitesi ayrıca İslam’ın entelektüel ve manevi gücünü temsil edecektir. Büyük Britanya İslam Parlamentosu’nun siyasi rolünün anayasal kısıtlamalarla engellenebilme ihtimaline karşı bu tür kısıtlamalar İslam Üniversitesi’nin çalışmasını engelleyemeyecektir. İslam Üniversitesi’nin kuruluşu ile ilgili teklifler bu meclisten önce birer birer yerine getirilecektir. İslam Üniversitesi’nin “iyi”yi tanımlama ve teşvik etme rolü kısıtlamasız ve serbest olacaktır.

Diğer taraftan kötülüğün nehyedicileri olarak görevimiz daha problematiktir. İncil ve Kur’an gibi ilahi kitaplarda kötü olarak tanılanan birçok şey modern Britanya’da şimdi fazilet olarak görülüyor. Mesela kumar, fuhuş ve homoseksüellik gibi birçok kötülük parlamento kurumlarıyla himaye ediliyor, hatta teşvik ediliyor. Bu kötülüklerden bazılarına karşı çıkmak kanunsuzluk olarak değerlendirilebilir. Müslümanlar ahlak anarşisinin gittikçe artan bu baskıcı ikliminde en azından kendi cemaatimizde iyi ve kötü cephelerini açıkça belirlemeli ve anlaşılır hale getirmelidir. Bir gün manevi değerlerine dönebilecek yoldan çıkmış insanlığa bir örnek oluşturmalıyız.

Görevler oldukça zordur. Metodumuz, ihtiyatlı olmayı gerektirdiğinden dolayı yavaş gelişmelidir. Mesela Britanya’daki İslami eğitimle ilgili resmi broşürü birkaç haftalık bir süre içinde yayınlamayı ümit ediyoruz. Bu resmi broşür Mayıs ayında bu mecliste tartışılabilir. Onun tedrici olarak uygulanması için yapılan daha ayrıntılı teklifler bu meclisten önce yılın daha sonraki bir zamanında bir tasarı şekline getirilebilir. Resmi broşür ve eğitim tasarısını tamamlamak için yapılacak çalışma bir yıldan fazla bir zamanımızı alabilir. Bu zaman kaybettirici bir süreçtir. Fakat harcanan süre bu meclis tarafından alınan kararların mükemmel olarak tartışılmasını ve derinliğine düşünülmesini sağlayacaktır. Bu meclisin üyeleri ayrıca resmi broşür ve tasarıyı kasaba ve şehirlerdeki halk toplantılarında tartışma fırsatı bulacaklardır. Bu parlamentonun çalışması, ancak güçlü ve bilgili bir Müslüman kamuoyunun bizim yanımızda olmasını sağlayabilirsek, anlamlı olacaktır.

Bu kısaca bizi camilerin rolünü gözönünde bulundurmaya götürür. Sayıları bini bulan camilerimiz belki de en büyük başarımızdır. 20 yıl içinde yaklaşık 200 milyon paundluk yatırım yaptık camilere. Bu, Britanya’ya gelen ilk nesil Müslüman göçmenlerin Britanya’da İslam’ın temel kurumlarına olan ihtiyacın derin olarak bilincinde olduklarını gösterir. Buna karşılık bu camiler, belki de en büyük başarısızlığımızı temsil ederler. Camiler yetişen genç İslam cemaatinin ihtiyaçlarını karşılamakta olan İslami bilgi ve sosyal ve siyasal platformların dinamik merkezleri olmalıdırlar. Camilerimiz genç erkek ve kadınlarımıza disko kültürüne karşı bir alternatif sunarak, Britanya’da İslami bir kültürün gelişmesine ön ayak olmalıdır. Fakat camilerimiz şu anda sosyal, kültürel ve siyasi olarak ölü durumdadırlar. Camiler mezhebi bir taassup ortamında sadece günlük ibadetlerin yerine getirilmesini sağlıyorlar. Bu camileri kontrol eden ulema ve komiteleri suçlamak kolaydır. Belki de iki yönlü bir stratejiye ihtiyacımız vardır. İlk strateji, bu parlamentonun cami komitelerine, mütevelli heyetlerine ve ulemaya yakınlaşmak ve şu anda mevcut meseleleri sona erdirmenin yollarını ve çarelerini onlarla birlikte tartışmaktır. Birçoğunun işbirliği yapacağına eminim. İkinci strateji gelişen cemaatin ihtiyaçlarını karşılamak için camilerin sayısını arttırmayı planlayan cesur, yeni bir program başlatmaktır. Yeni camilerin yeni bir İslami kültürün habercileri ve İslam cemaatinin İngiliz toplumunda sosyal ve siyasi güç ve rol merkezleri olmalarını sağlamalıyız.

Şimdi yine kısa bir şekilde İslam Manifesto gruplarından (İMG) bahsedeceğim. Bu gruplar halka dayalı bir kuruluşlar ağını oluştururlar. Şu anda gelişme aşamasındadırlar. Fakat hemen hepsi iki ya da daha fazla halk toplantısı düzenlemiştir. Her bir grup sık olarak toplanan yerel İMG’nin etrafında bir merkeze sahiptir. Bu hizmetlerden birçoğu bu meclisin üyeleri tarafından yönetilen kayıtlı bağışlarla yerine getirilebilir. Bu gruplar kurulu camilerle yakın bir şekilde çalışmaya gayret etmeli ve yeni camiler kurmalıdırlar. Bu gruplar zaten çok sayıdaki üyeleriyle bu meclisin oluşturulmasında önemli bir rol oynamışlardır. Gelecek yıllarda bu grupları seçim kolejleri olarak kullanarak daha doğrudan bir seçim sistemi tasarlanabilir.

Aynı şey bu mecliste temsil edilen meslek grupları için de geçerlidir. Bunlar İslam Tıp Enstitüsü, İslam İş Grubu ve Müslüman bilim adamları ve Teknoloji Uzmanları Birliği gruplarıdır. Aktif ve çok yönlü Müslüman Kadınlar Enstitüsü’nün şimdi birçok kasaba ve şehirde şubeleri vardır. Bu parlamentonun en büyük başarılarından birisi çok sayıda Müslüman kadını toplumsal yaşama çıkarmış olmasıdır. (Hatta bu parlamentonun resmi açılışından önce gerçekleşmiştir.) Hatta o dereceye kadar ki bu meclisin üyelerinin %20’den fazlası kadındır. (Laf arasında bu oran Westminster’deki %7’lik oranla karşılaştırılabilir.) Toplumsal yaşamdaki Müslüman kadınlar, İslam’ın kadınları baskı altında tuttuğu yalanını çürütme hususunda ek bir sorumluluğa sahiptirler. Bu propaganda yüzyıllar boyunca Batının İslam’a saldırısında öncü bir rol oynamıştır. Şimdi, tarihte belki de ilk defa, Batı’da yaşayan konuşkan Müslüman kadınlar İslam’da sahip oldukları onurlu ve itibarlı yeri gösterme fırsatına sahip olmuşlardır. Bu mesele üzerinde savunmacı pozisyonda olmayı bırakmalıyız ve bunun yerine modern Batılı kadının tarih içerisinde en fazla yorulan, hak ettiğinin karşılığını alamayan ve cinsel tacize maruz kalan sömürülen ve aşağılanan kadınlar olduğunu açıklamalıyız. Batılı kadın günümüzde sadece tüketimin diğer bir faktörüdür; bu kapitalizmin mantıksal bir sonucudur. Bu meclis Müslüman Kadınlar Enstitüsü’ne kaynak üretiminde ve dağıtımında en büyük önceliğe verecektir. Zaten Enstitü’nün önde gelen şahsiyetlerinden ikisi bu meclisin delege sözcüsüdür.

Biz sadece maddi dünyanın meşguliyetlerinin beğenildiği laik bir toplumda yaşıyoruz. İslam’ın, insanlığa Allah tarafından bahşedilmiş bu dünyadaki lezzetleri araştırmayı ve sahip olmayı emrettiği nadiren hatırlanır. Bu sıfatla ve İslam’ın ahlaki örnekliği içerisinde İslam parlamentosunun en büyük hedeflerinden birisi Britanya’daki Müslüman cemaatin zenginlik üretimini ve refah seviyesini en üst düzeye çıkarmaktır. Bu hedefe iki şekilde ulaşabileceğimizi umuyoruz.

Birincisi daha çok sayıda genç Müslüman kadın ve erkeği yüksek öğrenime gitmeye teşvik etmektir. Şu anda hükümet tarafından takip edilen politikalar yüksek öğretimin aileler üzerindeki mali yükünü arttıracaktır. Bu, kaçınılmaz olarak, Müslüman ailelerin daha fakir kategorilerine girmeleri nedeniyle İslam cemaati bu yönde bilinçli bir çaba harcamadıkça çok az sayıda Müslümanın yüksek öğrenime gideceği anlamına gelir. Öğrenci-Harç projesi ayrıca düşük gelirli ailelerdeki Müslümanları yüksek öğretimden caydırıcı bir unsur olacaktır. İslam eğitimi ile ilgili resmi broşür Müslüman öğrencilerin gelirlerini temin etmeyle ilgili teklifleri de içerir.

İkinci olarak, Müslümanları tıp, hukuk, dişçilik, muhasebecilik, mühendislik gibi önde gelen mesleklere girmeye çağırmak; bu mesleklere giren Müslümanların sayısını arttırmanın yollarını ve şekillerini planlamaktır. Bu meseleyi yakından araştırmak ve ilgili stratejileri geliştirmek için davet edilen meslek grupları çalışmalara başlamış bulunuyorlar. İslam cemaatinde güçlü bir müteşebbis grup oluşmuştur. Müslüman profesyonelleri ve müteşebbisleri Yüksek Meclis’in üyeleri olmaya çağırıyoruz.

İslam parlamentosunun yüksek meclisi İslam cemaatinde ferahın artması için baş motor vazifesi görecektir. O, cemaatimizdeki saygın erkek ve kadınlara değerli bilgi ve deneyimlerini diğer insanların yararına kullanabilmelerini sağlayacak itibarlı bir zemin temin edecektir. Ayrıca, cemaatimizden birçok yaşlı kişi Yüksek Meclis’i İslam’ın hizmetindeki güzide mesleklerini sona erdirmek için uygun bir yer olarak bulacaktır.

Meslek sahipleri ve müteşebbisler bizden daha iyi durumda olmalarına rağmen kendi grupları içerisinde hala dezavantajlılar arasındadırlar. Mesela Müslüman doktorlar arasındaki işsizlik oranı bir bütün olarak diğer doktorlar arasındakinden daha yüksektir. Ayrımcılığın hatta mağdur durumda bırakmanın çeşitli şekilleri tıp mesleğinde yaygın bir durumdadır ve aslında bu ayrımcılık bütün mesleklerde yaygındır.

Müteşebbislerimiz ise ticaret, bankacılık ve endüstride çeşitli zorluklarla karşılaşıyorlar. Hatta en başarılıları bile sık sık küçük karlar elde ediyorlar. Büyük çocuklar (Müslüman olmayan müteşebbisler) büyük karlar elde ettikten sonra Müslüman müteşebbislerin kırıntıları toplamasına izin veriyorlar. İslam parlamentosu işadamlarımızın ve sanayicilerimizin problemlerine özel bir hassasiyet gösterecektir. Açılan geniş Avrupa pazarıyla birlikte kırıntıları toplama imkanlarımız da genişleyecektir. Buradaki ve denizaşırı ülkelerdeki Müslümanlara imkanlar sağlamak için denizaşırı pazarları ziyaret etmek üzere parlamento ticaret ve meslek delegasyonları oluşturacağız. Bir İslam parlamentosu ticaret delegasyonu yakında Güney Afrika’ya gidecektir. Müslüman müteşebbislerin daha başarılı olmalarına yardım ederek daha fazla sayıdaki Müslümana ticaret ve endüstri alanları açmayı umuyoruz.

Kısacası aramızdaki meslek sahiplerine, tüccarlara ve sanayicilere yardım ederek sayılarının artmasını ve daha başarılı olmalarını umut ediyoruz. Ayrıca bu gruplardan bilgi ve uzmanlıkları için faydalanmayı bekliyoruz. Önümüzdeki yıllarda islam parlamentosunu meşgul edecek çeşitli diğer ilgi alanları olacaktır. Bunlardan bazıları İslam Manifestosu’nda belirtildi. Bu konuyu bugün tekrarlamayı düşünmüyorum.

Bugün bahsetmek istediğim bir konu daha var. Bu, İslam Parlamentosu’nun ve programlarının finanse edilmesiyle ilgilidir. Hemen belirtmeliyim ki mali desteğin büyük kısmı Britanya’da yaşayan Müslümanlardan gelecektir ve böyle de olmalıdır. Ortalama bir hesaplamayla bu ülkede 400.000 İslam hanesi olduğunu tahmin ediyoruz. Ortalama endüstri maaşı şimdiki durumda yılda 12.000 Pound’dan fazladır. Her İslam hanesinde bir kişinin maaş aldığını farzedersek, İslam cemaatine yılda yaklaşık 5 milyon Pound gelir olarak ulaşır. Bu mali kaynaklarımızı karşılayacak büyük bir havuzdur. Bu ülkedeki Müslümanlar son 20 yıl içinde yaklaşık bin tane caminin inşa edilmesine 200 milyon poundluk katkıda bulunurlar. Eminim ki Britanya’daki Müslümanlar henüz doğmamış nesillerin geleceğini korumak için ihtiyaç duyduğumuz okulların ve diğer kurumların inşasına gelecek 20 yıl içerisinde daha büyük miktarlarda katkıda bulunacaklardır.

Bununla birlikte Britanya’daki İslam cemaati evrensel İslam ümmetinin bir parçasıdır. Günümüzde evrensel bir köyde yaşıyoruz. Eski İngiliz Başbakan’ının dünyanın her yerindeki dostlarınca sağlanan finans ile bir “Thatcher Vakfı”nın kurulacağına ilişkin haberler yakın zamanda duyuldu.

İngiliz hükümeti de ABD ile” özel ilişkisini” devam ettirirken Avrupa ile olan bağlantılarını genişletiyor.

Batının değerlerinin yeni insanlık için oluşturduğu gündemin çok azını onayladığımız oldukça iyi bilinir. Bir hayli önemli ve kritik sahada değerlerimiz taban tabana zıttır ve bizim gündemimiz tamamen farklıdır. Değerlerimiz ve gündemimiz İslam kültürünün ve alternatif evrensel medeniyetin parçalarıdırlar. Açıkça anlaşılmalıdır ki bu parlamento genelde dünyada, özelde ise Britanya’da İslam’ın gündem ve değerlerinin teşvik edileceği bir platform olacaktır. Bu aşamada fiziki, ilmi ve manevi kaynaklarımız dünyanın çeşitli köşelerinden temin edilebilir.

Her şeye rağmen, son tahlilde bu parlamento kendi üyelerinin performansıyla ayakta durmalı ya da çökmelidir. Bu ifadeyle bu meclis katındaki performansımızı, yani parlamentoya ait münazara kabiliyetimizi kastetmiyorum, söylemek istediğim cemaatimize hizmet götürmemizdir. İslam Parlamentosu’nun üyeleri olarak mümkün mertebe bölgemizdeki birçok Müslüman ev ve aileleri ziyaret etmeliyiz. İhtiyaç sahibi, yaşlı, hasta, yetim, işsiz, kuvvetsiz ve sakatları bulmalı ve onlara ne gibi yardımlar yapacağımızı araştırmalıyız. Hastanelerdeki hastaları, yakınları vefat eden aileleri ziyaret etmeli ve düğün gibi sosyal olaylara katılmalıyız. Benzer şekilde meclis üyeleri yerel Müslümanlarla yani İslami organizasyonlarla, camilerle, onların mütevelli heyetleri ve imamlarıyla temas halinde olmalıdırlar. Bir parlamento üyesi herkesin kendisine güvendiği bir kişi olmalıdır. Parlamento üyesi (kadın ya da erkek) camilerin kontrol edilmesi gibi meselelerde çekişen grupların arasındaki küçük politikaların üzerinde olmalıdır. Bu parlamenterler asla taraf tutmamalı yani hizip tartışmalarına katılmamalıdırlar. Bir parlamenter kendisini yerel DSS ofisine, sosyal servislere, belediyeye, polise, okullara ve eğitim ofisine tanıtmalıdır. Sosyal, kültürel ve eğitim gruplarıyla işbirliği yapmalı ve mümkün olduğu takdirde bu gruplar tarafından düzenlenen toplantılara ya da diğer faaliyetlere katılmalıdır. Biz hiç kimseye karşı değiliz. Hiç kimseyle karşı karşıya gelmek istemiyoruz. Nihayetinde meclis üyeleri, İslami yerel yönetimler şeklinde örgütlenecek İslami Parlamento grubu çerçevesinde cemaat için faaliyet göstermeli ve ona hizmet etmelidir.

Bu parlamento Britanya’da İslam’ın menfaatini tanımlamalı, korumalı ve geliştirmelidir. Başlıca siyasi sistemlerin ve hükümetin ilgilenmediği İslam cemaatinin sorunlarını çözmelidir. Buna karşılık bu parlamento hiçbir açıdan bölücü bir yapı değildir. Bu ülkede yaşayan Müslümanların büyük çoğunluğu İngiltere doğumludurlar. Burada kalıyoruz ve bu ülkenin tam anlamıyla entegre olmuş vatandaşları olarak yaşamalıyız. Bu yüzden bu parlamento ortak vatandaşlığın sorunlarını ortadan kaldırmalıdır; bu ülkedeki Müslümanlara İngiliz toplumunda tam olarak yer almaları için cesaret vermeli ve yardım etmelidir ve böyle yaparak bütün toplumun ahlaki anlayışını yükseltmelidir. Bu parlamento kısaca çağdaş Britanya’nın bütünleyici ve nemli bir parçası olmalıdır.

(Çeviren: Murat Yörükoğulları)

Kaynak: Kaynak: Dünya ve İslam Dergisi - Sayı: 10 - Bahar 1992

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları