Çapraz Ateşte Müslüman Kadın

Hülya Şekerci

İslam'da kadın, gerek müslümanların gerekse laik kesimin gündeminden düşmeyen konulardan biri. Son zamanlarda Türkiye'de üniversitelerde okuyan tesettürlü öğrencilerin artmasının yanında okuyan, düşünen ve okuduklarının sosyal hayatta karşılığını arayan müslüman kadınların parti ya da başka kanallarla politize olmaları konuyu teorik temellerinden ziyade, yaşanılan pratikler çevresinde tartışmayı zorlamaktadır. Bu konuda laiklerin müslüman kadınların şahsında İslam'a yönelttikleri saldırılar belli başlı konularda odaklaşırken, müslümanların bu sorulara verdiği cevaplar temelde zihinsel farklılığın yansıması olarak çeşitlilik arzetmekte.

Seyircinin ilgisini çekmek için farklı dünya görüşlerine sahip flaş isimleri bir araya getirip kısıtlı bir zamanda tartışmalarına zemin hazırlayan özel tv kanalları, kadın konusunu da bu tartışmalar için oldukça elverişli buluyor olmalılar. Bu tip programlarda görmeye alıştığımız Mektup dergisi genel yayın yönetmeni Emine Şenlikoğlu 14 Mart'ta, Necla Arat ile birlikte Çapraz Ateş programının konuğuydu.

İki görüş arasında uzlaşma sağlamanın amaçlandığı söylenen programda konunun İslam'da kadın çerçevesinde tartışılacağı belirtilmesine rağmen konu program boyunca farklı mecralara taşındı.

Çağdaş kadın kimliği ile programa katıldığı vurgulanan Prof. Dr. Necla Arat, çağdaş, laik, demokrat bir profesörden beklenen bütün davranışları gözler önüne serdi. Program boyunca sinirli ve gergin tutumu ile E. Şenlikoğlu'nun şahsında İslami değerlere saldırmayı sürdürdü.

Şenlikoğlu'nu da içerisinde gördüğü şeriatçı müslüman kadınların, uluslararası boyuttaki bir planın parçasını oluşturduklarını ve şeriatçı kadınların İslami fundamentalist hareketlerin motoru olarak kullanıldığını söyledi.

Arat, şeriatın hakim olması halinde, Türkiye'nin şu anda geldiği noktadan geriye götürüleceğini -Cezayir ve Mısır örneklerini vererek- iddia etti. Özellikle şeriatın, aile hukuku uygulandığı zaman kadının eve hapsedileceğini, erkekle eşit haklara sahip olmayacağını, şahitlik ve mirasta yarım olarak görüleceğini söyledi. Bu korkularının halka anlatılmasını da bir zaruret olarak gördüğünü belirtti. Üniversitede okuyan başörtülü kızların okumayı bir amaç değil, şeriatın tebliğinde bir araç olarak görmeleri Necla Arat'ın korkularından biriydi.

Müslümanların demokrasiyi sahiplenmedikleri halde kullandıklarını söyleyen Arat, şu andaki anayasanın dışında herhangi bir hukuk seçilmesinin mümkün olmadığını, M. Kemal'e dil uzatanların da cevaplarını aldıklarını öne sürdü.

Konuşmasında ve sorularında konunun dışına çıkarak laiklik, kemalizm noktalarına kayan ve sık sık E. Şenlikoğlu'nun konuşma hakkını gaspeden Arat'ın Şenlikoğlu'na hitaben sürekli konuşuyorsunuz, bize sıra gelmiyor şeklindeki ithamı, herhalde demokrat olmasının bir gereğiydi.

Programda Emine Şenlikoğlu'na yöneltilen ilk soru; niçin bu kıyafetle geldiği ve bu kıyafetinin bir sembol olup olmadığı idi. Şenlikoğlu tesettürün farz olduğunu ancak farklı şekillerde yerine getirilebileceğini kendisinin kıyafetinin ise bir tercih meselesi olduğunu söyledi.

Şenlikoğlu'nun kullandığı bazı kavramlar, programın akışı içinde Necla Arat ve benzerlerinin düşünce ve tavırlarını kuşatıyordu. Bu anlamda çağdaş, demokrat, yobaz ve kemalist şeriatçılar ifadeleri yerini buluyordu.

Emine Şenlikoğlu, "Elhamdülillah şeriatçıyım, Atatürkçü değilim." gibi oldukça net tutumları yanında, yöneltilen bazı sorularda meseleyi farklı mecralara taşıdı. Mektup dergisinde yazdığı bir şiirin Necla Arat tarafından okunmasına karşı gösterdiği daha önceki net tavrıyla çelişen sözleri bunlardan biriydi.

Program yapımcılarının da müdahale etmemesiyle sık sık konuşmasının Necla Arat tarafından kesilmesine rağmen, E. Şenlikoğlu, hakkını alma konusunda yeterli olamadı. Özellikle Necla Arat'a göre, sabırlı ve olgun tavrını koruyan Şenlikoğlu'nun hakkına tecavüz edildiğinde sabrı bir kenara bırakmasını beklerdik.

Programa telefon ile katılan Yaşar Nuri Öztürk, kendisine tesettür ile ilgili sorulan soruyu, E. Şenlikoğlu'nun cevaplandırdığı yönde, örtünme şeklinin kültürlere göre değişebileceğini daha belirgin biçimde vurgulayarak cevaplandırdı. Öztürk, İslami emirleri ihmalin kişiyi din dairesinden çıkarmayacağını, ancak bir emrinin bile inkarı söz konusu olduğunda o kişinin müslüman olarak kalamayacağını söyledi. Kendisiyle telefon bağlantısı kurulan diğer konuşmacı Süleyman Ateş ise başörtülü olmayanların durumu sorulduğunda, tesettürsüz olanların da müslüman olabileceğini söyledikten sonra Kur'an'dan bir ayet okuyarak, Allah'ın dilerse müşrikleri de bağışlayacağını söylemesi oldukça ilgi çekiciydi. Ateş'in bu konudaki bilinen yaklaşımını İslam'a açıkça cephe alındığı ve şeriatın olumsuzluklarından (!) bahseden Arat ve benzerlerinin bulunduğu bir platformda söylemesi bir müslümanın tavrı açısından oldukça uygunsuzdu.

İki görüş arasında uzlaşma amaçlayan program, uzlaşmanın aksine ayrımı daha da kesinleştirdi. Müslümanlar ne kadar hoşgörülü olursa olsunlar, laiklerin aynı saldırgan tavırlarının süreceğini bir kez daha müşahede ettik. Bu anlamda programın sonunda E. Şenlikoğlu'nun uzlaşmaya hazırız sözüne karşılık

N. Arat'ın, M. Ali Biranda şeriatle nasıl uzlaşırız ifadesi bizler için önemli bir veri olmalıdır. Bize bilinçli bir şekilde savaş açanlara, bize hiçbir şekilde tahammül edemeyenlere kucak açmanın, bunun üzerine projeler üretmenin pratik hayatta hiç bir karşılığı olmadığını görmeliyiz.

İçinde yaşadığımız sisteme rağmen, ilkelerimizin korunması ve yaşanması noktasında yoğunlaşan sorulara, ayakları yere basan gerçekçi ve ilkeli yaklaşımlardan çok uzak olduğumuz bir gerçek. Bu yüzden bu soruna çok ciddi ve sağlıklı bir şekilde cevap aramamız gerekir ki çapraz ateşlerde daha iyi direnelim.

 

Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 37 - Nisan 94

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları