Cemaleddin Hoca'nın Ardından

Hüseyin Altun

Cemaleddin Kaplan Mayıs ayı içinde vefat etti. Türk devletinin lak-batıcı kimliğine tepki gösterdiği için onu hayattayken "Kara Ses" olarak itham eden "cuntacılar" ve "laik medya", ölüm haberini de onun şahsında müslümanları karalayan bir üslupla karşılayıp yansıttılar. Naşı Almanya'dan Erzurum'a getirilen Kaplan'ın cenaze namazı tüm engellemelere rağmen aktif bir katılımla eda edildi.

Bilindiği gibi Cemaleddin Kaplan, Adana Müftüsü iken Avrupa Milli Görüş Teşkilatları (AMGT)'nın İslami eğitim sorumlusu olarak Avrupa'ya gitmiş, İran İslam Devrimi'nden yana tutumu ve Türkiye'deki resmi ideolojiye ve mensuplarına karşı radikal tavırlarıyla Türkiye kamuoyunda dikkatleri üzerinde toplamıştı. 12 Eylül cuntacılarının "Kara Ses" diye vasıflandırarak müslümanlara hakaret vesilesi ettikleri Cemaleddin Hoca, o yıllarda demokratik mücadeleye getirdiği eleştiriler sonucu AMGT'den büyük bir kesimi de arkasına alarak kopmuş; İran'la ilişkilerini yoğunlaştırmış ve daha sonra da "Şii"liğini ileri sürdüğü İran İslam Cumhuriyeti'nden uzaklaşarak Almanya'da bağımsız bir yapılanmaya gitmişti. Bu yıllarda "Anadolu İslam Cumhuriyeti Anayasası" adıyla alternatif olduğunu iddia ettiği bir anayasa kaleme almıştı. Ve başlangıç maddelerinde bu anayasanın Ehl-i Sünnet Akaidi ve Hanefi Fıkhı esaslarına göre tanzim edildiğini ve değiştirilemeyeceğini belirtmişti.

Daha sonraları Almanya'nın hemen hemen bütün şehirlerinde açtığı camiiler, Kur'an kursları, alışveriş merkezleri ile yaygınlık kazanan Cemaleddin Kaplan ve cemaati, Atatürk devrimlerine karşı yeni devrimler yaptıkları tezi ile soyadı değişikliğine gitmişler, Kaplan da soyadını Hocaoğlu olarak ilan etmişti.

"Anadolu Federe İslam Cumhuriyeti" adıyla bir nevi sürgünde kurulan bir İslam devleti imajı verilen tüm bu düzenlemeler için bir de "Halife" gerekmekteydi. Ve Kaplan, son seneler içinde kendi ölçüleri içinde bir "Şura Meclisi" toplayarak kendini Halife seçtirdi. Cemaatin çıkarttığı "Ümmeti Muhammed" gazetesi, seçilen bu Halife'ye biat etmeyen müslüman camiaları adeta tekfir edici bir üslupla dışladı. Cemaleddin Hoca cemaat üyelerinin İslam adına konuşabilmesi için "on iki ilmi bilme" şartını öne sürüyordu. On iki İlim, klasik medreselerde okutulan arapça dil bilgisi, fıkıh, hadis, tefsir usulü gibi disiplinlerdi.

Cemaleddin Hoca'nın cemaatini Türkiyeli gurbetçiler oluşturuyordu. Bu gurbetçilerin Türkiye'deki yakınları da ister istemez Hoca'nın ilgi alanına giriyordu. Ancak Hoca'ya gösterilen ilgi son yıllarda gücünü kaybetmişti. İlgi, Türkiye'deki resmi ideolojiye gösterilen tepkinin sertliği ve tavizsizliği nedeniyle güçleniyordu. İlgi zayıflığı ise, Cemaleddin Hoca'nın din adına anlattığı ve pratize ettiği tezlerinin Osmanlı yaşam tarzını hatırlatan şekilsel bir sığlığa hapsolmasından ve bir türlü standardı belirlenemeyen istişari düzensizliklerden kaynaklanıyordu.

O, yakınlarının aktardığında göre Türkiye'de Diyanet Teşkilatı'nda da çalışırken rejime karşı muhalif tavırlarıyla idari makamları rahatsız etti;

Almanya'ya gittiğinde de... Ama İslam dışı yaşam tarzına ve ideolojilere tepki göstermek yetmiyordu. İslam coğrafyasında hakim olan İslam dışılık; zaten 19. yüzyılda İslam ümmetinin iç dinamiklerini ve vahyi ölçülerini alabildiğine yitirdiği için gelip dayanan ve boyun bükülen bir durumdu. Aslolan, İslam dışılığa karşı mağlup olmuş bir kültürü savunmak değil; tarihi kültürün kuşattığı halkayı yarıp, Kur'an'a ulaşılması ve var olan birikimlerimizin Kur'an ile tashihi yoluna gidilerek herkesin Kur'an'dan doğrudan yararlanabildiği yepyeni, diri, üretici, istişari özellikleri kuşanabilmiş bir Kur'an toplumu gerçekleştirebilmekti.

Oysa Kur'an'ın önerdiği yalın ve açık mesajı kuşanma bilincine ulaşmış, hakikatin şahidi olacak dinamik bir toplum nüvesini, sadece İslam düşmanlarına tepki göstererek kurmak mümkün değildir. Cemaleddin Hocaların tüm samimiyetlerine rağmen bıraktıkları boşluk bu noktadadır. Cemaleddin Kaplan'ı sevenler öncelikle bu boşluğun doldurulması için İslami kimliğin Kur'ani bir düzeye nasıl ulaştırılması gerektiği konusunda daha ciddi gayretlerin içinde olmalıdırlar.

Cemaleddin Hoca'ya Allah'tan rahmet ve mağfiret diliyoruz.

Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 51 - Haziran 95

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları