Çevirin Gidenleri

Çevirin Gidenleri
Ali Değirmenci

"neden büyük ırmaklardan bile heyecanlıydı

karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak"

İ. Özel

Sigara dumanından ve kokusundan geçilmeyen yurt odalarında, fakülte kantinlerinde, tevatür konuşkan kitapçılarda, biz girince şenlenip şahlanan çay ocaklarında, bodrum katındaki nemli fakat mutantan evlerde, kimi zaman zamanı da unutturan, hatta sabahlara kadar süren konuşmalar yapmış, fevkalade tartışmıştık.

Açlığımız, acımız, sevincimiz, kaygımız, kavgamız, umutlarımız, düş kırıklıklarımız, beklentilerimiz birbirine karışmıştı. "Acıyı bal eylemiş," çarçabuk ve hulasaten adam olmaya çalışmıştık. Santim oynamadan, sapmadan, zerre miskal hile ve nifaka bulaşmadan dilimize, dışımıza düşerdi, içimizde/ özümüzde olan... Harbi ve delikanlıydık. Su katılmamıştık. Hareketli, mütecessis ve alabildiğine cıvıl cıvıl, kıpır kıpırdık; kızımız, oğlanımız...

Kitap okurken, büyüyüp birikirken, adam olurken, örtümüzü namus bilip savunurken, yürürken ve koşarken, yadırganırken ve kınanırken, coplanırken, anlatıp davet ederken, tanık olurken, ayrılırken; hasılı düşe kalka el yordamıyla yetişip "tevhid duvarında bir tuğla olmaya çalışırken", aynı çizgide dönüp durduk, kalkıp yürüdük birlikte...

Yoksulluk ve acı, sevda ve kavga; en yaman hocamız ve lakın en muhterem refikimizdi!

Öğretmen de bizdik öğrenci de... Düzelmesi gereken de bizdik, düzeltmesi gereken, düzelten de... Soran da sorulan/ sorgulanan da, yoran da yorulan da biz!..

"Akınlarda çocuklar gibi şendik" ve küçümsemek, horlamak kimsenin haddine değildir ki "dev gibi" zorlukları/ zorbalıkları, meydan okuyup meydan tutanları, maddi ve manevi dev gibi sorunları yendik! Vel hasıl olan kanaat odur ki, bila kayd u şart ödedik acıya borcumuzu.

Gel gör ki bizim acılarımızın, bizim döktüğümüz ter ve kanların, bizim başka dillere çevrilemez hüzünlerimizin üstüne kolayca tünedi, çöreklenip kapak attı birileri!.. En az hakeden birileri... Bizim biriktirdiklerimizin, mücadelesini verdiklerinizin, bizim kazanım ve açılımlarımızın beleş mirasçıları oldular. Yeterince anlamadan ve dinlemeden. Kavramadan ve kuşatmadan... Üstelik kimi yetersizliklerimizi dev aynasına çıkarıp yere çalarak! Terimize, kanımıza, gözyaşımıza kalem oynattı, ekmek bandı birileri!.. Bizden ve suret-i haktan görünerek. Zira meydanlar aralanmış, takvimlere çok çentikler atılmış, koridorlarda bize de yer açılmış, esamemiz itinayla okunur hale gelmiş, çizgimiz kalınlaşmıştı. Fakat diğer yandan, söylenenler yapılmamaya başlandıkça, "mertlik bozulmuştu" artık!..

Oysa biz, "Nice kara sıfatları üstümüze alaraktan" sokağa çıkmış ve "ağlamadan, dillerimiz dolaşmadan" konuşmuştuk. – Kimilerimiz- ortalıkta görülmemeye başlayınca ya da el çektirilince -kimilerimize-, o zamana kadar eve kapanıp kestane çizen doğal müttefiklerimiz, "koç gibi" tatlı su yandaşlarımız ve bilumum kalemşörlerimiz, meydanı boş bulurcasına boy göstermeye başladılar. Heyhat! "Ebuzer gibi konuşup Karun gibi yaşayanlar" birdenbire çoğaldı. Kaleyi içten fethediyorum diye daha baştan kendisi fethedilenler onore edildi. Felaha değil de refaha talip olunur hale gelindi. "Gün geçti ve öksürük haplarıyla geçti -nice- Cumartesi"... Aslında, hiçbir şey söylemeyen sözleri" olan adamların kasetleri ve kitapları, ayakta ve anında hidayete erdirme kliniği olmaya başladı. Bize "Yalnız Değilsiniz" diyorlardı ama, "Sahibini Arayan Madalyaları hep başkaları, onları hiç haketmeyen başkaları alıyordu.,.

... Çoğunuzu nice zamandır görmüyorum. "Bir çağ yangını"nda, ayakta durmak için çabalayanlar, evlenip evine ve içine kapananlar, onca zamandan sonra Hırasına çekilenler, hala yemeğe otururken "Kahrolsun Amerika!" diyenler, hücrelerde duvarlarla konuşanlar, diplomasını tezgahına asıp işportacılık yapanları, cinnet ve şizofreni içerisinde çırpınanları, "temiz aile çocuğu" takılanları, ölenleri, sonsuza uçan kelebekler gibi göçenleri görüyorum, duyuyorum ara sıra. İçimin mahzun duvarlarından bazan kimi resimler indiriliyor.

Ama yine de duyuyor ve biliyorum ki, direnenler, diriliş ve direnişi bir fazilet bilenler, davranış kalıbı haline getirenler de var. "Ağaçlar ayakta ölür" diyenler ve kendi sesiyle kendi şarkısını söyleyenler, söylemeyi önemseyen ve özleyenler...

Yolda dökülenleri, ayakları kayanları, kolayca saf değiştirenleri, bukalemunlaşanları geçiyorum. Fakat içinde hala bir yanardağ veyahut bir meş'ale taşıyanları, biliyorum. Kitaplarını ve resimlerini, nasır tutan parmaklarını ve cop izinden yaralarını saklayanları, okuyanları ve çağıranları... Gözyaşı dökebilenleri ve kalp gibi kalp taşıyanları, akl edenleri... Kırılmış, ipi kopmuş tespih taneleri gibi, üzgün de olsa yaşadığımız toprakların üstüne serpilenleri... Unutulan, terk edilen, arkadan vurulan fakat sineye çekmeye çalışanları...

Onlar var.. Biliyorum.. Suskun da olsalar, onlar hala onurlu ve emin.. Onlar hala aramızda.

... Ve onları konuşmaya çağırıyorum; büründükleri örtülerden sıyrılmaya, kalkıp uyanmaya ve uyarmaya! Saflarımızı sıklaştıralım, diyorum. Bulunduğumuz, şu anda yaşadığımız her yerde silkinelim. Kaldığımız yerden devam edelim, daha dinç, daha bilinçli...

Kur'an'ın aydınlığına doğru yürüyelim; şahidleri, şehidleri olalım kutlu vahyin!.. İster büyük bir şehirde, ister küçük bir kasabada olsun, diriliş ve direnişimizi örgütleyelim, vahiyle arınıp/ beslenip birbirimize uzatalım ellerimizi... Karnımız tok, sırtımız pek olmasa da, başımız dik olsun! Serpilip boy atalım, zorluklan göğüsleyerek, yaşadığımız her zaman ve zeminde, gövdesinin üzerinde dimdik doğrulan ve etrafına umut saçan ekinler gibi... Heyecanlı ve azimli, üretken ve kabiliyetli, mukavim ve mütevazı. Değişsin çehresi, acılı yürek coğrafyamızın. Safımızdaki, suyumuzdaki, soframızdaki zehir erisin, göversin yeniden dilimiz, gövdemiz. Eğnimizdeki, üstümüzdeki şaşkınlık çözülsün; yürüyen ayetleri olalım arzın! Rahat bir işe ve aştan çok, kavgamıza soluk veren eşlerimiz ve Bismillah boylu çocuklarımız, öğrencilerimiz olsun...

Hak etmeden konuşanlardan, oturup kalanlardan, çözülenlerden, tükenenlerden, kınayıcılardan çekinmeden vakfedelim emeğimizi, ekmeğimizi... Dilimiz çözülsün, göğsümüzdeki sıkıntı yok olsun. İslam boyamız, mücadele huyumuz, şehadet payımız olsun!

Kuşağım!.. Kur'an'ın dost ve kardeş kıldığı aynı kavganın çocukları olan civanlar! Varlığımız Allah yolunun varlığına armağan olsun!

Kuşağım!.. Acılı ve onurlu kuşağım!

Ellerimi uzatıyor ve uzanıp hepinizin namuslu yüreklerinden öpüyorum!..

Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 62 - Mayıs 96

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Anlamak mı Önemli, Anlamamak mı?21 Şubat 2015 Cumartesi 00:23
  • Gerçekliğe Dair...20 Şubat 2015 Cuma 00:58
  • Başkalaşan Direnç19 Şubat 2015 Perşembe 01:25
  • Hayatın Yükü ya da Yoğun, Yoksul ve Yoksun17 Şubat 2015 Salı 23:41
  • Çizgi Sahibi Olabilmek17 Şubat 2015 Salı 01:16
  • Barışık Karanfiller Ölümsüzdür16 Şubat 2015 Pazartesi 20:58
  • Bu Düzen Değişmelidir07 Şubat 2015 Cumartesi 21:41
  • Sanat ve İdeoloji04 Şubat 2015 Çarşamba 18:17