Cuheyman El-Uteybi'nin Suudi Halkına "Risaleleri"

Joseph A. Kechichian

Giriş

İslam Fundamentalizm'i günümüzde mevcut sayısız dinî hareketi anlama ve açıklama durumunda kalan Orta Doğu gözlemcilerini şaşırtmaya devam ediyor.1 İslam dünyasındaki bir çok dinî hareketi sınıflandİran başarılı bir girişim hariç,2 bu konuda yapılan tüm çalışmalar bir ya da daha fazla ülkede aktif olan belli başlı hareketleri inceliyor. En fazla kayda değer olanı ise büyük dikkatleri üzerine çeken Mısır ve Suriye'deki Müslüman Kardeşler hareketi.3 Son yıllarda, Devrimci İran'daki çarpıcı değişimlere de özel bir ilgi gösterilmektedir.4 İslam dünyasının diğer bölgelerindeki dini hareketleri oluşturan tekil grupların hangi özel taleplere sahip olduklarını anlamak belge yokluğundan dolayı oldukça zor olsa da, bu hareketler itinalı bir şekilde araştırılmaktadır.

Suudi Arabistan'da önemli dini hareketler 1979'dan itibaren siyaset sahnesinde yeniden etkili olmaya başladılar. İlk olarak, Cuheyman b. Muhammed b. Seyf el-Uteybi, aralarında Muhammed b. Abdullah el-Kahtani'nin de bulunduğu yüzlerce bağlısıyla birlikte 20 Kasım 1979'da Beytullah'ı ele geçirip Suud ulemasına Kraliyet Ailesiyle yaptıkları ittifaktan ayrılmaları çağrısında bulundular.5 Ardından, Aralık 1979 ve Ocak 1980 tarihlerinde Kraliyet'in petrol üretim bölgesi olan Doğu Eyaleti'nde meydana gelen Şii ayaklanmaları toplum düzenini tehdit etti. Fakat 5 Aralık 1979'da Mescid-i Haram yeniden Suudi yetkililerin kontrolüne geçmiş, 'asiler'i bastırmak için güç kullanımı 24 Kasım'da aynı ulemanın verdiği bir fetvayla meşrulaştırılmıştı.6 Uteybi'nin çağrısı Kral Abdulaziz b. Suudla (1880-1953) işbirliği yapmış olan İhvan'ı hatırlatmaktaydı. Necd’li Cuheyman, hiç şüphesiz Krallık sınırları içinde 1932'den beri uygulanan hızlı modernleşme programını reddetmekteydi ve sözkonusu hadise, Suud toplumunun görünürdeki istikrar ve refahının altında yatan değişik dinî hoşnutsuzluklarını etkileyici bir şekilde gözler önüne sermekteydi.7

Yazdığı bir dizi risalede Uteybi, Krallık'ta mevcut toplumsal, ekonomik, dinî ve hatta siyasî karışıkları modern değişim hızına ve Suud ailesi ile ulema arasındaki tarihsel ittifaka bağlamıştır: Uteybi, Muhammed b. Abdulvahhab ve Muhammed b. Suud arasında 1744'de yapılan dinî-politik ittifaka da karşı çıktı.

Uteybi'nin bir çok konuyu kapsayan, 190 kitap sayfası uzunluğundaki yazılarının sistemli bir şekilde incelenmesi şunları göstermektedir:8 Bu genç Suudlu'ya göre ulema ile monarşinin meşruiyet iddiası arasında bir ilişki mevcuttur ve onun için bu konu büyük önem taşımaktadır.9 Uteybi'nin tehlikeli biri veya Suudi Arabistan için kötü (veya iyi) emellere sahip olup olmadığı o kadar önemli değildir. Asıl önemli olan Monarşi'ye muhtemel tesirlerinden dolayı, bu şahsı "put-kİran" yapan nedenlerin teşhis edilmesidir. Suudi Arabistan'da başka 'Cuheymanlar'ın aktif olup olmadığını bilmek imkansızdır. Fakat buna rağmen Cuheyman'ın hareketine yol açan ve önce Mekke'de, kısa süre sonra da Doğu Eyaleti'ndeki Katif bölgesinde en azından binlerce kişiden destek görmesini sağlayan eğilimlerin bilinmesi mümkündür. Genel kanaate göre tüm bu Sünni ve Şii isyanlar, hızlı ve gelişi güzel modernleşmenin neden olduğu kültürel şoktan giderek artan dozda acı duyan bir toplumun ideolojik ve toplumsal hoşnutsuzluğunu yansıtmaktadır.10 iktidar ailesini gerçekten sarsan bu Suud karşıtı çıkışların kökenleri, Suudi Devletinin 1920lerin sonunda çalkantılı bir şekilde ve çoğu kez şiddet kullanılarak meydana getirilişine dayanmaktadır.

Suudi Arabistan: Siyasî Süreç (1932-1979)

Suudi Arabistan Krallığı tarihsel gelişim olgusuna aykırı değildir.11 I95ûnerin sonu ve 1960’ların başında kısa bir süre devam eden siyasî istikrarsızlık dışında halkın Suud Hanedanı'na verdiği destek iktidar ailesine siyasî meşruiyet ve görece bir istikrar sağlamıştır. 1774 ittifakına muhalefet, gerçekleştirildiği dönemlerde bile çok sınırlı kalmıştır. Krallığın sosyo-ekonomik ve siyası sorunlarına rağmen acaba bu durum 1990larda da devam edecek midir?

Son olaylar çok açık bir şekilde göstermiştir ki ülke yöneticileri mevcut israf ve taşkınlıkları artık göz ardı edemezler. Azalan petrol gelirleri ve halkın kültür düzeyinin hızla artması sebebiyle şimdi devlet harcamalarını ekonomik açıdan izah etmek zorundadır. Siyasî ifade imkanlarının çok kısıtlı olması nedeniyle dinî hayat muhalefet için devamlı açık bir kanal olarak kalmıştır. İronik olarak toplumsal ve dinî işlerde gösterilecek herhangi bir gevşeklik, manevra yapabilme yeteneğinin kurumlar düzeyinde sınırlandırılmasından dolayı, Suudi siyasî hayatında çok olumsuz yansımalara yol açabilir. Kral ikna gücünü kullanabilir, ancak kabilevi ve dinî sorumluluklarına yönelik hareketleri de hesaba katmak zorundadır. Maslahat [toplum menfaati] kavramı dinî denetim altında taavun [işbirliği] kavramı ile dengelenmek zorundadır.

Abdulaziz'in, Suudi Arabistan'ı oluşturan dört eyaletteki (Necd, Hicaz, Asir, Hasa) kabileleri birleştirdiği 1932'den, Ibn Suud'un tahta geçtiği 1953 yılına dek iktidar seçkinleri siyasî sahadaki hakimiyetlerini Şeriatla sağlamlaştırdı. Ülkeyi, ulemayla birlikte yönetmeye devam ederken, Abdulaziz meşhur bağlılık yemini [beyat] uygulamasını başlatıp, Danışma Meclisi [Meclisü'l-Şura] ve İhtiyarlar Meclisi [Meclisü'l-Has] yoluyla Monarşi'nin siyasal güç kaynağını kurumlaştırdı. Bundan daha da öte kral, Yüksek Komite'nin [el-Lecnetü'l-Uld] önde gelen üyeleri, ulema ve etkili işadamları ile dikkatle hazırlanmış kabile kökenli bir danışma sistemi icat ederek konumunu iyice sağlamlaştırdı. Bu danışma sistemi Abdulaziz'in karizmatik kişiliği sayesinde daha yoğun bir işlerlik kazandı. Aslında, kralın bu başarıları ikna kabiliyetinin ve kabile liderleri, dinî yetkililer ve işadamları arasındaki dengeyi sağlamada gösterdiği başarının bir sonucuydu. Bununla birlikte ulema kralın özel ilgi odağını oluşturmaktaydı. Verdikleri desteğin meşrulaştırın bir araç olarak ne kadar büyük bir önem taşıdığının farkında olan Abdulaziz, günlük toplantılar yaparak onların tavsiyelerini almaya çok özen gösteriyordu.12

Bu desteğin önemi; Prens Faysal, kardeşi Suud'un halefi olarak 1964'te tahta geçtiğinde çok belirgin bir biçimde açığa çıktı.13 1953 ve 1956 yıllarında ARAMCO çalışanları daha iyi ücret talebiyle grevlere başlayınca 'milliyetçi' ve 'anti-emperyalist' sloganlar geniş kabul gördü. Mısır'ın devrimci coşkusu ve Filistin davası, Riyad'daki monarşiyi 'Arap Milliyetçiliği'ne karşı olarak değerlendirenlerin desteğini kazandı. Bu düşünce Dahran hava üssünü Amerika'nın kiralaması ve Kral Suud'un Eisenhower Doktrini'ni kabulü ile daha da güçlendi.14 Arap milliyetçiliği 1960 Hazİran'ında bir grup prens ve eğitim görmüş kişinin büyük çaplı anayasal reformlar yapılması çağrısında bulunmalarına yol açacaktı. Kral Suud'un bu genç prenslere artan yardımıyla bir çoğu Veliaht Faysal'a rağmen yönetimde görev aldı. Krallığın ekonomik faaliyetlerinde peşpeşe gelen başarısızlıklar, Yemen ve Mısır konularında büyük dış politika hataları nedeniyle Faysal iktidar seçkinlerinden yeni bir hükümet kurmak için sınırsız yetki istedi ve aldı. Bunu Kral Suud'un tahtı terketmesi izledi. Bu hareketin Suudi Arabistan'ı siyasî bir kaostan korumuş olduğu söylenebilirse de şu vurgulanmalıdır ki Faysal'ın ulemadan gördüğü desteğin kaynağı, Arapçılık duyguları iktidar seçkinlerinin siyasî ve dinî politikalarına aykırı düşen genç prensler pahasına statükonun korunmak istenmesiydi. Kral Faysal ülke içinde İslami meşruiyete sırtını dayadı ve dışarıda pan-İslamik hareketleri teşvik etti.15 1973 yılına gelindiğinde Kral Faysal, Suudi Arabistan siyasî yapısını tehdit etmeyen bir şekilde en yüksek Arap ulusal lideri olacaktı. Bununla birlikte ulema genç prenslerin eylemlerini değerlendirdi ve mahiyetlerinin fazla 'laik' olduğuna karar verdi, işte bu, iktidar seçkinlerini ayakta tutan dinî, siyasî maslahatın kendine has pragmatik yanıydı.

Suudi Arabistan'daki dinî muhalefet, Hanbelî/Vehhabî mezheplerinin sofu anlayışları göz önünde bulundurulursa ilk bakışta çelişkili gözükebilir. Bu, Hanbelî alimlerin nasslara aykırı olan akide ve pratikleri desteklememelerinden dolayı değildi. Örneğin Ibn el-Cevzi 'filozofların, dinsizlerin, kelamcıların, gelenekçilerin, ünlü vaizlerin, dilbilimcilerin, şairlerin, sufîlerin, sıradan insanların ve zenginlerin' suistimalleriyle ilgileniyordu.16 Ibn Teymiye, Cüneyt, Sahi el-Tustarî, Ebu Talip el-Mekkî, Ebu Kasım el-Kuşeyrî, Ebu Hafız Suhreverdî ve Abdulkadir Geylanî gibi sufi yazarların çalışmalarına hayrandı.17 Ve Ibn Kudava sufi içtihad geleneğinin aynı ölçüde övgüye laik bir üyesi idi.18 Böylece, hatta Sünniler arasında bile, geçmişte olduğu gibi (günümüzde de) nasslara aykırı akidelerin (esasen Sufi) takdir görmesi sadece bir örnektir. Tevhide davet hareketine bağlı Sünniler mevcut kısıtlamalara rağmen hizipleşmeler olabileceğini önceden tahmin etmeliydiler. Bu, özellikle, kelama ilişkin yorumlan tevhidi çerçevenin esasını oluşturan Hanbeliler'in içtihadı şiddetle savunmalarından dolayı böyledir.19

Suud Hanedanlığını tehdit eden bu sünni başkaldırılar kadar öneme sahip bir diğer siyasi-dinî muhalefet de Hasa Eyaleti'nde yaşayan Şii azınlıktan gelmekteydi. İran Devrimi ve Mekke İsyanı'ndan esinlenen Suudi Arabistan Şiileri hoşnutsuzluklarını, Riyad'ın bastırdığı geniş gösteriler düzenleyerek ifade ettiler.20

Sayıları 250,000 ilâ 400,000 arasında olan Şiiler en çok Doğu Eyaleti'nin Katif, Hufuf, Sayhat ve Hasa şehirlerinde bulunmaktalar. Bunların çoğu petrol endüstrisinde çalışmaktadır ve sahip oldukları iş gücü bu endüstri için elzemdir. Dolayısıyla Şiilerin yönetim karşıtı eylemlerinden dolayı, kitleler halinde sınır dışı edilmeleri petrol endüstrisine büyük zarar getirecektir. Bahreyn'de yaşayım Şiilerin aksine, bunların iktidar seçkinlerinden uzaklaşması, doğası itibari ile ekonomik olmaktan çok, dinî ve ideolojiktir. Suudi Arabistan'daki dinî hayatın dışında kalan Hasa Eyaleti Şiileri, Kerbela, Necef ve Rum'daki ulema ve müçtehidlerin öğretilerine itibar ettiler ve ruhani önderlik için Irak ve İran'a yöneldiler. Şii geleneklerinin Suudi Arabistan'da reddedilmesi uzun zamandır tartışılan bir konu olsa da dinî açıdan Şiiler'e yapılan muhalefetin (örneğin, onlar gerçek müslümanlar mı?) bu geçen süre içinde arttığına dair çok az şüphe vardır.21 Gerçekten, Şiiler Aşure Günü'nde tören düzenlemekten vazgeçmeleri için bir çok kereler "ikna edildiler". İslam ülkelerinde, Muharrem ayının 10. gününde imam Hüseyin'in şehadetini anmak için yapılan törenlerde mezhep ayrılıklarının sebep olduğu şiddet olayları meydana gelmektedir. Tarihte, Hasa Eyaleti'nin yöneticileri Ibn Ciluviler, Şiiler'in Aşure Günü'nde tören düzenlemeleri için verilmiş izni kaldırmışlardı. Gerçi yalnızca siyasî açıdan da olsa bunun, Şiilerin iyiliği için yapıldığı söylenebilir; fakat, İran'dan yayılan devrimci heyecanla beslenen Katif’teki Şiiler, 1979 yılında Aşure kutlamalarının yapılacağını ilan ettiler. 28 Kasım 1979'da Cuheyman Uteybi ve bağlıları Mescid-i Haram'ı işgal ettiği sırada Şiiler de Seyhat ve Katif şehirlerinin sokaklarında gösteriler yapmaya başladılar.22 Bu tür gösterilerde çok sık olduğu gibi, göstericilerle güvenlik güçlerinin karşılaşması kanlı çatışmaların meydana gelmesine yol açtı. Ayaklanmanın ilk 24 saatinde 17 Şii hayatım kaybetti, içişleri Bakan Vekili Prens Ahmet arabuluculuk teşebbüsünde bulundu, fakat 1979 Kasım ayında verilen sözler 1 Şubat 1980:de unutuldu. İmam Humeyni'nin İran'a büyük bir zafer kazanmış olarak dönüşünün yıldönümünde yapılan gösteride 4 Şii'nin hayatını kaybetmesi ile Katif’te şiddet olayları yeniden patlak verdi.23

1980'den bu yana Suudi yetkililer Doğu eyaletindeki Şii muhalefeti "idare" edebilmek için her yola başvurdular. Bayındırlık projeleri çok kısa zamanda hazırlanan bölgeye, cömertçe yapılan mali desteğe ek olarak, Kral Halid ve Kral Fahd'ın da içinde bulunduğu bir çok Kraliyet Ailesi üyesi, önde gelen mahalli liderlerle ortak meseleler üzerinde görüş alış verişinde bulunmak amacıyla bölgeyi ziyaret etti. Bu anlamda iki tarafın anlaşmasının önündeki en büyük engel İran İslam Devrimi'nin etkileridir. Tartışılabilir olmasına rağmen, Krallık'ta yaşayan Şiiler'in huzursuzluğu çoğunlukla Suudi Arabistan'ın İran ile ilişkilerine ve İran-Irak Savaşı'nın yansımalarına bağlıdır. Gerçekten de Körfez Savaşı'nın İran'ın kesin zaferi ile sonuçlanıp Bağdat'ta ikinci bir Şii hükümetinin kurulması, Suudi Arabistan'da yaşayan Şiiler'in daha fazla siyasî reform ve özgürlük için harekete geçmelerine yol açabilirdi. Buna eş derecede önemli olan bir başka şey de Suudi Arabistan'daki ihya edilmiş bir Şii toplumun iktidar seçkinlerinin güç tabanına karşı girişebileceği saldırılardır. Diğer taraftan, Tahran'ın İran Devrimi için geçici bir geri çekilme olarak yorumladığı, 1988 yılında Irak'la yapılan ateşkes Riyad'ı kuvvetlendirdi. Bu şartlar altında, "düzen yanlısı" ulema büyüyen Şii tehdidine karşılık nasıl bir tepki gösterdi? Artan Şii hareketlilik acaba Sünni düzen karşıtı hareketlerle işbirliği yapıyor muydu?

Dinî hizipleşmenin siyasi arenada bazı kazanımlar elde ettiğini söyleyebilmek için gerekli kesin deliller mevcut olmadığından bu soruları cevaplayabilmek oldukça zordur. Bundan dolayı Cuheyman Uteybi'nin 1979 yılındaki eylemleri ve Doğu Eyaleti'ndeki Şii isyanı değerlendirilirken şunlar göz önünde bulundurulmalıdır: a) iktidar seçkinlerini bir arada tutan dini-siyasî "denge”ye yönelik tehdit; ve b) Sünni-Şii tahammül dengesinin istikrarsızlığı.

Kabe Baskını24

20 Kasım 1979, Hicri 1400 yılının ilk günü. Mescid-i Haram'ın imamı Şeyh Muhammed b. Sebil, bu özel günün ilk namazını kıldırmak için hazırlanıyordu. Cuheyman b. Muhammed b. Seyf el-Uteybi silahını bir kaç kez ateşledi ve iddialara göre, etrafta bulunan elli bin dolayındaki hacıya, eniştesi Muhammed b. Abdullah el-Kahtani'yi beklenen Mehdi olarak tanımalarını söyledi.25

Şeyh Muhammed b. Sebil, yardım çağırmak için Kabe'nin telefon odasına kaçtı. Kabe baskınının sabah 5.30 sıralarında başlamasına ve kısa süre içinde Şeyh'in, yetkilileri durumdan haberdar etmesine rağmen, üç saat boyunca hiç bir değişiklik olmadı ve ancak 8.30'daki ikinci bir telefondan sonra cami çevresinde önlemler alındı. Bu üç saat, baskıncıların cami kapılarını kapatıp savunmalarını hazırlamalarına fazlasıyla yetti. Bütün hacılara açık bir ibadet yeri olan bu cami Suudi Arabistan Krallığı'nın korunması en zor yerlerinden birisiydi. Bu yüzden çok miktarda cephane ve malzemenin kolaylıkla camiye sokulmuş olması şaşırtıcı değildi. Milli Muhafız Alayı Kumandan Vekili Şeyh Abdulaziz El-Tuvayciri'ye göre Cuheyman'ın silahları doğrudan ordu depolarından gelmiş ve caminin içine kadar da askeri araçlar tarafından taşınmıştı.26 Açıkça görünmektedir ki, bu olanlar dini fanatizmden öte Suudi iktidarına karşı ciddi siyası bir başkaldırıydı.

Bu olayı takip eden iki hafta boyunca Suudi yetkililer, Kabe'nin kontrolünü tekrar ele geçirmek için sahip oldukları tüm imkanları kullandılar.27 İlk askeri saldırı, (aşılması güç duvarların koruduğu) baskıncıların başarılı direnişi ve silahlı kuvvetlerin kendi içinden kaynaklanan isteksiz tavırları nedeniyle başarısızlıkla sonuçlandı. Burası, bir kaç saat içinde kolaylıkla ele geçirilebilecek bir tepe değildi. Dahası, Kabe'nin içinde bulunan (aslında rehine olan) masum hacılar ve kutsal bir yapı söz konusuydu. Suudi yönetimi, saldırıdan sonra caminin alacağı şekli de hesaba katmak zorundaydı. İslam dünyasına Beytullah'ı ne şekilde sunacaklardı? Koruyuculuk görevlerini hakkıyla yerine getirebilecekler miydi? Kabe'nin kontrolünü tekrar ele geçirmek için ne kadar güç kullanabilirlerdi? Suudiler ilk haftanın büyük bölümünü, politik ve dinî konumlarını sağlamlaştırmakla geçirirken, kuvvet kullanımını da sınırlı tuttular. Ama kısa zaman içinde, İslam Dünyası'nın büyük bölümünde ve Krallık içinde halk desteğini sağlayan Suudiler, şiddete başvurmakta gösterdikleri isteksiz tavırlarından vazgeçtiler. İspatlaması zor olsa da, ilk başlarda görülen isteksizliğin ordu içi hizipleşmeyi yansıttığını söyleyebiliriz. Gerçekten de, Riyad, camiyi ele geçirmeleri için Milli Muhafız Alayı'na bağlı bir kaç piyade birliği gönderdi. Birliklere ateş emri verilmiş olmasına rağmen subay ve askerlerden sayısı tam olarak belli olmayan bir kısmı emri uygulamayı reddetti. Hatta bazıları asilerin kaçmasına da yardımcı oldu. Diğerlerinin ise, yiyecek ve ilaç yanında cephane, makineli tüfek, zehirli ve göz yaşartıcı gazlara karşı kullanılan maskeler ile dolu çok sayıda kutunun asilere ulaşmasında yardımcı oldukları sanılıyordu.28 Yetkililer bu çeşit yardımların olduğunu öğrenince, Milli Muhafız Alayı'na bağlı birlikleri geri çektiler ve yerlerine ordu birliklerini gönderdiler. Anti-terörist harekatlarda deneyimsiz olan ordu birlikleri daha başarısız oldular.29 Bu şekilde de isyanın bastırılamayacağı anlaşılınca Riyad teknik tavsiye ve destek için Fransa'ya başvurdu, Paris, mahzende bulunan asileri çıkarmak için öldürücü sinir gazı kullanılmasını tavsiye eden GIGN [Milli Jandarma Harekat Timi]'ne bağlı subaylarını hemen gönderdi. Riyad önce tereddüt etti; ancak Kabe'ye sonuçsuz saldırılarda bulunan Suudluı askerlerinin daha fazla kayıp vermesini önlemek için Fransızların tavsiyesini kabul etti. Sinir gazı kullanılmasına rağmen Uteybi ve bağlıları ancak 5 Aralık 1979 tarihinde ele geçirildi. Asilerin bir çoğu caminin mahzeninde göğüs göğüse çarpışma sonucu öldürülmüşlerdi. Diğerleri iki hafta sonra ortaya çıkınca, televizyonda 'mütecaviz' ve 'vahşi' kişiler olarak teşhir edildiler.

Kabe Baskını, Mekke'de meydana gelen sıradan bir olay değildi. Sadece Krallığın doğu bölgesinde yaşayan yoksul Şiilerin başlattıkları karışıklıklarla bağlantılı da değildi. Bu, Suudi Hanedanlığı’nın itibarına indirilmiş bir darbeydi. Bu yüzden Kraliyet yetkilileri Uteybi ve mesajına karşı büyük bir kampanya başlattılar. Beytullah'a saygısızlık eden Uteybi'ye çok az müslüman hak verebilirdi ve öyle oldu. Uteybi ve hareketini karalamak için en çok vurgulanan şey, İslam Dünyası'nın en kutsal yeri olan Kabe'de silah kullanmasıydı. Dinî otoriteler ve emniyet güçlerinin uzun zamandır bildikleri (Uteybi'nin) mesajını, iktidar seçkinleri ancak kavrayabilmişlerdi.

Uteybi'nin mesajı, Arap Yarımadası'nın birleşmesiyle sonuçlanan tarihsel süreç göz önüne alındığı zaman daha iyi anlaşılabilir. Abdulaziz bin Suud ve ulema, çabalarında başarı gösteren 'üçlü' grubun siyasal ve dinî kutuplarını oluşturmaktaydılar. Vaktiyle yöneticiler, kabileleri birleştirme çabalarının ancak Yarımada'daki yerleşim birimleriyle Suudi egemenliğinin sağlanmasında önemli rol oynayan İhvan'ın desteği ile olabileceğini anladılar. Ulema, kabileler arası bu 'ittifak'ı onaylayabilir ve kral da aileler arası evlilikler gibi muğlak yöntemlerle taraftar kazanabilirdi. Ama kralın, siyasî düzenini tümüyle kurabilmesi için muhtemel direnişlerin üstesinden gelebilecek bir güce ihtiyacı vardı. Bu gücü ona ancak İhvan gibi sadık askerler sağlayabilirdi. İhvan, hizmetlerinin karşılığı olarak Krallık içindeki etkisinin uzunca bir süre devam edeceğini umuyordu.30

Abdulaziz'in görece hoşgörülü ve siyasî açıdan kurnaz yönetimi îhvan'ın sofu yaklaşımlarının önünü tıkayacaktı. İki grup arasındaki mücadele yıllarca sürecek ve 1930'ların ortasında kralın zaferi ile sonuçlanacaktı. Kendilerini sahih imanın savunucuları ve şeriat taraftarları olarak tanımlayan İhvan'ın sadece kralın 'modern' düşüncelerine karşı olmadığını belirtmek gerekir.31 İhvan; telsiz, telgraf ve otomobil de dahil olmak üzere ülkeye sokulan yeni icadlara muhalefet ederken, bunun yanı sıra, kendi siyasal hayatı için de mücadele ediyordu. Onlara göre ittifak üçlüydü, Suudiler ve ulemaya göre ise iki kutupluydu. İhvan kabilevi kurumları için koruma istiyor ve güç tabanının erimesinden korkuyordu. Daha sonraki gelişmeler, İhvan'a ait bir çok yerleşim biriminin özgürlüğünü kaybetmesine ve kraliyetin yeni kurduğu kabilevi hiyerarşisi içinde erimesine neden oldu. Bu durumun alternatifi ise tamamen yok olmaktı. Uteybi, İhvan'ın ülke siyasetindeki konumunu yeniden güçlendirmek için uğraşıyordu. Bu, devlet yöneten bir kralın büyük hedefleri ile İhvan'ın ganimetlerini koruma çabası arasındaki pratik farkı göz ardı etmek değildir. Bir çok İhvan lideri ve şüpheci ulemanın en sonunda Abdulaziz'in Suudi Arabistan'a getirdiği pratik icadları kabul etmeye ikna edildikleri bilinmektedir. Onlara, radyo ve televizyonun tebliğ aracı olarak kullanılabileceği ve bu sayede sahih iman ve şeriatın yerleşmesine yardımcı olacağı 'öğretildi'. Kısaca İktidar seçkinleri ve İhvan arasındaki mücadelenin gelecekteki güç dağılımından başka bir meseleyle ilgisi yoktu.32

Cuheyman el-Uteybî, giydiği uzun parlak cüppesi ve basit, nerede ise ilkel toplumsal değişiklikleri savunmasıyla İhvan'ın görüntü ve tavrım devam ettirdi. Seleflerinin telsiz telgrafa karşı oluşlarına benzer şekilde o da televizyon ve fotoğrafı eleştirdi. Modern nimetlere ve eğilimlere karşı oldu, sadeliği tercih etti. Uteybi'nin, makinalı tüfek de dahil, modern silahları kullanmaktaki ustalığı yukarda bahsedilen tavrıyla çelişmez; çünkü İhvan her zaman tüfek ve diğer silahları kullanmış ve bunu da dinî terimlerle meşrulaştırmıştır (örneğin iman ve ibadetlerin korunması gibi). Ne var ki, Uteybi ve bağlıları yaşadıkları bölgeleri savunmak amacıyla çatışmamışlardır. Onlar, temelde kendi davalarına adam kazanmak ya da belirli sınırlara sahip bir bölgede huzur içinde dinlerini yaşamak için de uğraşmıyorlardı. Mesajları, beklenen Mehdi'nin geldiğini ilan etmenin yanında, Suudi Hanedanı ve iktidar seçkinlerinin ittifak sistemine karşı bir başkaldırıydı. Suudi Ailesi'ne karşı duyulan nefret, içinde intikam duygulan da barındırıyor olabilirdi. Uteybi'nin dedesi İbn Humeyd Sultan bin Bicad 1929'da Sebila'da, Necdli kuzenlerle yaptığı çarpışmada öldürülmüştü.33 Ama şiddetin modern yöntemlerle uygulanması -çoğu Hicri 1400 yılının ilk günü Kabe'de hayatını kaybeden -korkmuş müminlerin Kahtani'yi, dinî veya kavmiyetçi sebeplerle de olsa desteklemelerini sağlayamadı. Yine de Uteybi ve Kahtani, İhvan'ın yaralanmış onurunu korudular. Dinî terimlerle dile getirilen ve iktidar seçkinlerine yönelik olan muhalefet, açıkça görülebileceği gibi, aslında siyasî bir hareketti. Bunu en açık Uteybi'nin yazılarında görebiliriz.

Uteybi'nin Risaleleri

Uteybi'nin risalelerine atıfta bulunan en azından dört adet eser vardır ve bu farklı referanslardaki risale sayıları ile bunların müellifleri arasında da farklılıklar mevcuttur.

Buchan

'The Return of the Ikhwan-1979' [İhvan'ın Dönüşü) başlıklı makalesinde James Buchan Uteybi'ye atfedilen tarihsiz iki risaleden alıntı yapmaktadır ki,34 bunlar;

Risale 1 : 'Bağlılık ve İtaatin Şartları: idarecilerin Kötü yönetimi' ve

Risale 2 : 'İhvan'ın çağrısı'.35 1982 yılında Buchan, Cuheyman'ın vaazlarının kendi imzasını taşıyan dört risale halinde bulunduğunu ve metinlerin kesinlikle bildiri değil tefsir şeklinde düzenlenmiş olduğunu yazmıştır'.36

El-Yassini

El-Yassini, 'Religion and State in Kingdom of Saudi Arabia' [Suudi Arabistan Krallığında Din ve Devlet] adlı eserinin dipnotlarında sayfa numaraları ile birlikte sekiz başlık vermiş olmasına37 rağmen 'Cuheyman tarafından yedi risalenin yazılmış olduğunun bilindiğini'38 belirtmektedir.

Ahmet

Mısırlı yazar Rıfat Seyid Ahmet 'Resail Cuheyman el-Utaybi [Cuheyman el-Utaybi'nin Risaleleri] başlıklı kitabında Uteybi'ye atfedilen on bir risaleyi biraraya getirmiş ve bunları dörtlü ve yedili olmak üzere iki gruba ayırmıştır.39 Ahmet'in eserinde bulunan risalelerin başlıkları şöyledir:

1. GRUP: Erba'a Resa'il fi'l-İmara ve't-Tevhid ve'n-Nasika ve'l-Mizan [İmaret, Tevhid, Nasihat ve Mizan Üzerine Dört Risale] Risale 1: el-İmara ve'l-Bey'a ve't-Ta'a ve'l-Keşf Telbisü'l-Hükkam alâ Talabâtü'l-îlm ve'l-Ulûm illim Talebeleri ve İlimler Üzerinde Söz Sahibi Olanların Hakkı Batıla Karıştırmalarının Keşfi, itaat, Biat ve işlerin Düzeltilmesi] - 44 sayfa.

Risale 2: et-Tevhid [Tevhid] - 44 sayfa.

Risale 3: en-Nasiha [Nasihat] -13 sayfa.

Risale 4: el-Mizan il Hayati'l-İnsan [insan Hayatı için ölçü] - 32 sayfa.

2. GRUP: Seb'a Resail [Yedi RisaleJ

Risale 1: el-Fiten ve Ahbarü'l-Mehdi ve Nuzûl laâ (a) ve Esratü's-Sâ'a [Fitneler ve Mehdi'nin Haberleri ve İsa (a)'nın Yeryüzüne inmesi ve Kıyamet Alametleri] - 42 sayfa.

Risale 2: Beyanü'ş-Şirk ve Hatarlhi [Şirk ve Tehlikelerinin Açıklanması] - 27 sayfa.

Risale 3: Fıtratü's-Selime [Temiz Fıtrat] -17 sayfa.

Risale 4: Evsaq 'ura el-îman: el-Hubbu fi'ilah ve'l-Buğzu fi'llah [İmanın Delilleri: Allah İçin Sevmek ve Allah için Buğzetmek] - 23 sayfa.

Risale 5: Medahili'ş-Şeytan II Îfsadi'l-Qulûb [Şeytan'ın Kalpleri İfsad Etme Girişimleri] - 26 sayfa.

Risale 6: İhtisar Risaletü'l-Emri bi'l-Ma'ruf ve'n-Nehy-i ani'l-Münker II îbn Teymiyye [İbn Teymiyye'nin Emr-i bi'l-Ma'ruf ve Nehy-i ani'l-Münker Konulu Risalesinin Özeti] - 37 sayfa.

Risale 7: el-Beyan ve't-Tafsîl fi Vücûb Ma'rifeti'd-Delîl [Delil'in Bilinmesinin Gerekliliğinin Ayrıntılı Açıklaması] - 53 sayfa.

İkinci grubu oluşturan yedi risalenin devamında, Abdurrahman b. Muhammed b. Hacer el-Hüseyni el-Cezairi'den alıntılar ve Uteybi'nin bunlara ilişkin yorumu yer almaktadır. Ahmet, kitabını Uteybi'nin 'çağrı'sı ile bitirir.

Basılmış El Yazmaları

Uteybi'nin "Yedi Risale'sinin el yazmaları, yayımcısı belli olmayan ve tarihsiz 190 sayfalık bir fotokopi metnine dayandırılmaktadır.40 İçindekiler ve risaleler birden yediye kadar numaralandırılmıştır. Şu başlıkları taşımaktadırlar;

Risale 1: el-Fiten ve Ahbarü'l-Mehdi ve Deccal ve Nuzûl İsâ (a) ve Eşratü 's-Sâ 'a - 29 sayfa (Cuheyman b. Muhammed b. Seyf el-Uteybi imzalıdır).

Risale 2: Beyanü'ş-Şirk ve Hatarihi -17 sayfa ('Hoca'nın bir talebesi' şeklinde imzalıdır).

Risale 3: Fıtrata's-Sellme -12 sayfa (Cuheyman b. Muhammed b. Seyf el-Uteybi imzalıdır).

Risale 4: Evsak 'ura el-İman: Hubbu fı'llah ve Buğzu fi'llah – 14 sayfa (Hasan b. Muhsin el-Vahidi imzalıdır).

Risale 5: Medahilü'ş-Şeytan lî lfsadü'l-Qulûb - 17 sayfa ('Hoça'nın bir talebesi' şeklinde imzalıdır).

Risale 6: İhtisar Risaletü'l-Emri bi'l-Ma'ruf ve'n-Nehy-i ani'l-Münker li Îbn Teymiyye - 25 sayfa (Cuheyman b. Muhammed b. Seyf el-Uteybi imzalıdır).

Risale 7: el-Beyan ve't-Tafsîl fi Vücûb Ma'rifeti'd-Delîl - 33 sayfa (Muhammed Abdullah Kahtani imzalıdır).

Ahmet'in nüshasında olduğu gibi, bu "Yedi Risale'yi de Abdurrahman b. Muhammed b. Hacer el-Hüseyni el-Cezairi'den alıntılar ve Utaybi'nin yorumu takip etmektedir. Metnin son üç sayfası Uteybi'nin 'Hazihi Hiya Davetuna' (Bu bizim çağrımız)41 başlıklı mesajını içermektedir. Uteybi, tarihsiz el yazmalarındaki 1, 3, 6 numaralı risalelerin yazandır ve altlarında imzası bulunmaktadır. Birlikte hareket ettiği lider Muhammed Abdullah Kahtani 7 numaralı, Hasan Muhsin Vahidi 4 numaralı risalelerin yazan olarak belirtilirken, 2 ve 5 numaralar 'Hoça'nın bir talebesine' atfedilmektedir. Bu dört grup belgeden yalnızca sonuncusunda risalelerin sonlarında değişik yazarlara ait imzalar bulunmaktadır.

Özellikle de Cuheyman'ın ümmi olduğuna dair söylentiler mevcut iken bu risalelerden herhangi birinin sahihliğini ispat etmek imkansızdır. Cidde'nin tanınmış bir tüccar ailesinden gelen genç sempatizan Yusuf b. Cüneyd'in gruba katıldıktan sonra Riyad'da Uteybi'yi mali açıdan desteklediğine ve risaleleri kaleme aldığına dair iddialar da spekülasyona açık bir diğer konudur.42

Yine de, 1960'h yıllarda katıldığı Milli Muhafız Alayı'nda uzun süre görev yapmış hareketli bir onbaşı (Cuheyman 1973 yılı içinde bir tarihte Muhafız Alayı'ndaki görevinden ayrıldı) ve 1972-1974 yılları arasında Medine Üniversitesi'nde (Dinî Araştırmalar Fakültesi) öğrencilik yapan Uteybi'nin ümmi olabileceğine inanmak bir hayli güçtür.43 Her nasılsa mevcut metinler Tedi Risale', yazar ya da yazarlarının Arap dilini ve Sünni geleneğini çok iyi bildiğini/bildiklerini gösterir şekilde fasih Arapça ile yazılmışlardır. Kur'an'dan, Sünnet ve özellikle sahih hadis kitaplarından sık sık yapılan kusursuz alıntılar yazarların geleneksel metinler üzerinde derin bilgi sahibi ve siyasî hedeflerini ifade etmeye yarayan, ilahiyata ait olmasa bile, dinî yorumlar yapmaya muktedir kişiler olduğunu göstermektedir. Yedi Risale'nin bu yönü çok açıktır ve gerektiği şekilde değerlendirilmelidir.

Siyasî Mesaj

Mescid-i Haram'ın işgali esnasında, bağlılarından biri genel hoparlör sistemini kullanarak Cuheyman'ın siyasî mesajını özet halinde hacılara iletti. Bu mesajın içerdiği beş önemli madde şunlardı:

1) Kokuşmuş Batı taklitçiliği yerine gerçekten İslami olan toplumsal-kültürel değerlerin benimsenmesi ve doğasında sömürgeci olan Batılı devletler ile diplomatik ilişkilerin kesilmesi.

2) 'Hain' Suud Krallığının yıkılması ve Suudî halkından çalınan hanedan servetinin de hesabını soracak adil bir İslami yönetim kurulması.

3) Yabancıların ülkeyi sömürmelerini teşvik etmelerinden dolayı yetkiyle iş başında bulunan Kral Halid ve yardımcılarının (burada ulemanın ve iktidar ailesi kastedilmektedir) adaletsiz ve günahkar olduklarının ilan edilmesi.

4) İslam'ın ve müslümanların düşmanı Birleşik Devletler'e petrol ihracının durdurulması; milli servetin israf edilmemesi ve petrol satışının yalnızca ülkenin ekonomik ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde sınırlandırılması.

5) Arap Yarımadası'na tahakküm eden tüm yabancı sivil ve askeri uzmanların sınır dışı edilmesi.44

Siyasî hedeflerini oldukça açık bir şekilde ortaya koymasına rağmen (muhtemelen Suudi Arabistan nüfusunun çoğunluğu tarafından bu amaçlar paylaşılmıyordu) Cuheyman'ın sahip olduğu dinî düşünceler, Mekke İsyanı'nın sert rüzgarına kapılıp sersemlemiş olan hacılar ve hükümet yetkilileri gözünde belirsizdi. Cuheyman'm meşruiyeti algılayış şekli ve Mehdi'ye ilişkin teolojik yaklaşımının tahlil edilmesi, bunların temelde titizlikle tasarlanmış "biat" düşüncesi üzerine kurulu teoloji ve meşruiyet ile bağlantılı olduğunu açığa çıkarmaktadır.

Siyasî Meşruiyet

Uteybi İhvan geleneğine sımsıkı bağlıydı. Suud Hanedanı'nın meşruluğu ve beklenen Mehdi'nin zuhuru hakkındaki vaazları, iktidar seçkinlerinin siyasî meşruiyetinin onun asıl ilgi odağını oluşturduğunu göstermektedir. Bir numaralı risale, okuyucuya İslam dünyasında yöneticilerin iki sınıfa ayrıldıklarını hatırlatarak bu noktayı oldukça sık tekrarlamaktadır. Bir tarafta Kur'an ve Sünnet'e uyan idareciler, diğer tarafta ise tebasına iradesini bildirenler vardır. Uteybi, (klasik Sünni siyaset teorisi ile aynı doğrultuda) şöyle demektedir:

“Tüm müslümanlar dini benimsemeyen zorba idareler altında yaşıyorlar. Bizler yalnızca Allah'ın Kitabı ile yönetenlere itaat borçluyuz. Müslümanları değişik yasalar ve sistemler ile yönetenler ve dinden işleri ne geleni alanlar bizden kendilerine itaat etmemizi isteyemezler, onların iktidar iddiaları da batıldır.”45

Fakat Uteybi ilgisini, tüm müslüman idarecilere hitap eden bu genel ilkeden daha çok, özellikle Suud Hanedanı üzerinde yoğunlaştırmıştır. Yerleşik siyasî geleneğe karşı çıkan bu gence (ve tabii İhvan'a) göre Suudi Arabistan'daki tüm sorunlar Yarımada'daki kabilelerin, Türkler'e karşı cihada engel olan ve süreç içinde Hicaz'da Şerif Hüseyin'e ihanet eden Abdulaziz bin Suud'un yönetimini kabul etmesiyle başlamıştır.46 Uteybi'nin kraliyet ailesi için kullandığı ifadeler oldukça açıktır. Aşağıdaki pasaj bunun bir örneğidir:

“Yarımada üzerinde Kral Abdulaziz'in iktidarı başladığından bu yana insanların İslami kurallara karşı ilgisizleştiğini görürsünüz. Dar görüşlü ve duruma vakıf olamayanlar kurulan İslami yönetimde bazı iyi yanlar gördüler fakat onun cihadı tehir edip Hıristiyanlarca ittifak kurarak ve dünyalık peşinde koşarak saklamaya çalıştığı söylerin farkına varamadılar. Bizler, her ne kadar İslama inandıklarını iddia etseler de bu idarecilerin iş başında kalmasının Allah'ın dinine zarar verdiğine inanıyoruz. Bunların tümünden bizleri kurtarması için Allah'a yal varıyoruz.”47

Bunlar oldukça tesirli ifadelerdi. Onlar, Suudi Hanedanı'nın halka ancak maddi şeyler verebileceğini ve ruhani önderlik anlamında ise pek bir şey yapamayacağını söylüyorlardı. Fakat, bu pasajda daha başka şeyler de söylenmektedir, iktidar seçkinlerinin gayri müslimler ile anlaşıp dünyalık peşinde koşarak halkı aldattığı da üstü kapalı olarak ifade edilmektedir. Aslında Uteybi 1960'lı ve 70'li yıllar boyunca kendisinin de tanık olduğu 'ilerleme'yi reddediyordu.

Uteybi'nin, iktidar seçkinlerine ihtarı, yukarıda belirtildiği şekilde halkı aldatmaları üzerinde yoğunlaşırken dünyalık peşinde koşmalarına yönelik daha mı az eleştiri içeriyordu? Başka bir pasaj buna açıklık getirmektedir:

“Devletin kurucusu Abdulaziz ve onun iktidarını paylaşan, politikalarında hem fikir olup destekleyen ve işlediği günahlar karşısında sessiz kalan kabile reisleri ve Abdulaziz'in kendisi (iktidar seçkinlerinin halkı aldatışına) en iyi ve açık örnektir. Abdulaziz tüm müslümanların imamı olarak İhvan'ı Kur'an-ı Kerim ve dinî akideler gereği kendini desteklemeye çağırdı, ihvan, onun için savaşıp dini yaydı ve ülkenin sınırlarını genişletti. Fakat o, hakimiyetini kurup kendini arzu ettiği derecede emniyete aldıktan sonra, Hıristiyanlarca (İngiliz ve Amerikalılar) anlaşma yaptı ve cihadın Yarımada dışına taşmasını engelledi.”48

Yazar, kendini iktidar seçkinlerinden ayırmanın yanında, atalarının yaşadığı ihanet ile Hicaz İsyanı'na karşı sömürgeci güçlerle işbirliği yapan kralın bu ihanetini bir tutmaya özen göstermektedir. Daha da önemlisi, burada İhvan kapalı bir şekilde övülmektedir. Geçmişte mücahidlere daha adil muamelenin, o zamanki kralın iktidarına meşruluk kazandırabileceği ima edilmektedir.

İhvan'ın Arap Yarımadası'nda oluşan iktidar yapısı dışında bırakılması konusu Uteybi'yi oldukça meşgul etmişe benziyor. Yazdığı Yedi Risale'nin tümünde İhvan'dan sık sık bahsetmiştir. Uteybi'ye göre, iktidar seçkinleri sahih imanın savunucularını ülkedeki güç tabanının dışında bırakmışlardı ve iktidarda kalmaları görece 'nüfuz sahalarını' muhafaza etmelerine bağlıydı. Bu anlamda, Şeyh Ailesi ve Suud Hanedanı arasındaki ittifak, oluşan güç dengesini kabul ediyordu. Uteybi'ye göre maalesef iktidar seçkinleri dine yapışmadılar ve fesat her yana süratle yayıldı. 'Yedi Risale'nin yazarına göre Kraliyet Ailesi ve ulema doğru yoldan sapmışlardı. Parayı aşırı derecede seviyorlar ve onu camilere değil de görkemli saraylar için anlamsız şekilde harcıyorlardı. (Gerçekte, Suudi Kraliyet Ailesi tüm dünyada binlerce caminin yapım masraflarım karşılamıştır) Ve Uteybi, iktidar seçkinlerinin siyasî-dini yetkinliğini kabul eden bir Suudi'ye baskı yapılabileceğini ve hatta işkence edilebileceğini söyleyerek uyarıda bulundu. Uteybi, rejimle işbirliği yapan Suudiler'in gene aynı rejim tarafından ödüllendirildiğini belirtip böyle davrananları din adına ülke kaynaklarını israf etmekten dolayı suçlu kabul etti. Uteybi söyle demektedir:

“Bugün herkes onların dini nasıl alaya aldıklarını görebilir. Bu yöneticiler müslümanları kendi çıkarlarına tabi kıldılar ve 'din'i maddi menfaat sağlamak için kullandılar. Onlar, müslümanlara şer ve fesat getirdiler.”49

Bazı alimler iktidar ailesini, içindeki bozulma ile ilgili olarak uyarmış oldukları halde Uteybi, Yüksek Din Konseyi'nin Başkanı âmâ alim Şeyh Abdulaziz bin Baaz'ın Suud Hanedanı'nın hizmetinde olduğunu ve işlediği kötülükleri onayladığım iddia etti. Gerçekte, özellikle de Kral Faysal tarafından yeni teknolojik icatlar ülkeye sokulduğunda Bin Baaz, Kraliyet Ailesi ile anlaşmazlığa düşmüştü (Örneğin dünyanın düz olduğunu yazarak teknik ilerlemelere karşı çıkmıştır). Bin Baaz'ın açık kapı bırakmak ve herkese dostane davranmak şeklinde bir yaklaşımı vardı. Bununla beraber, Medine'de derslerine devam eden öğrencilerin bir çoğu onun bağımsız olmadığı ve bu yüzden de artık ona güvenilemeyeceği sonucuna varmışlardı. Uteybi, kendisinin ve arkadaşlarının başlangıçta Bin Baaz'dan etkilendiklerini fakat alimin kraliyet ailesine bağlılığını bir türlü kabul edemediklerini yazmıştı.50 Şöyle diyordu; 'Bin Baaz, Sünnet'i çok iyi biliyor olabilir, ama onu bozulmuş yöneticileri desteklemekte kullanıyor.'51

Bin Baaz ve diğer dinî şahsiyetler, yetkilerini gayri meşru yönetimi desteklemekte kullanan, kokuşmuş düzenin temsilcileri olarak tüm mektuplarda sert bir şekilde kınanmaktadır. İronik olarak 1978 yılının Temmuz'unda güvenlik güçleri düzene karşı bir hareketinden kuşkulanıp gözaltına aldıklarında Uteybi ve bir kaç arkadaşını bu âmâ alim sorgulamıştı. O zaman, Yüksek Din Konseyi'nin Başkanı, genç 'öğrencilerin suçsuz olduğuna ve salıverilmeleri gerektiğine karar vermişti.52 Uteybi bu olaydan bir çok şey öğrenmiş olmalı ki Bin Baaz ve ulemaya ilişkin (muhtemelen 1978'den sonra yazılmış) eleştirilerinin hepsim sahih örnekler üzerine kurulu dinî terminolojiye oturtmuştur. Sahih kabul edilen Buhari, Müslim, Ebu Davud ve İbn Mace'nin hadis kitaplarından ve Ibn Teymiye hatta Abdulvehhab'dan sıkça yapılan alıntılar, Uteybi'nin Suudi Arabistan'ın dinî geleneklerine karşı olmadığını açıkça göstermektedir. Bu alıntılar, Uteybi'nin mücadelesinin, doğasında siyasî olduğunu ve öncelikle Suud Ailesini hedef aldığını ortaya koymaktadır.

Mehdî

Bu mektupların oldukça şaşırtıcı bir yönü de içerdiği mehdi tartışmasıdır. Terim olarak mehdi Kur'an'da geçmemesine rağmen, İslam dünyasında yoğun tartışmalara neden olmuştur. Sünni gelenekte kimliği belirsiz ise de, Şii gelenek içinde Mehdi belirli bir şahıstır (ve şu an gizlenmektedir). Uteybi ve bağlıları, muvahhid İslam'ın beşi­ğinde Mehdi'yi neden gündeme getirdiler? Uteybi çalışmaları içinden tüm bir risaleyi bu Mehdi konusuna ayırmıştır. El-Fiten ve Ahkarü 7-Mehdi isimli risalesinde Uteybi bu konudaki zengin edebiyata eklene­cek olan Önemli bir tefsir sunmaktadır.53 Bu, Hanbeli geleneğinin 'muhtedi' kavramına yer vermemesinden dolayı muvahhid çevre için oldukça alışılmışın dışındadır. Bu yüzden Suudi Arabistan'daki ikti­dar seçkinleri Uteybi'nin Şeriatı yorumlayacak ehliyete sahip olmadı­ğım ve Kahtani'nin Mehdilik iddiasının da batıl olduğunu ısrarla söy­lediler. Üstelik asilerin dini iddialarına yönelen dikkat, Kabe'nin genel hoparlör sisteminden okunan Suudi karşıtı eleştirileri de 'steri­lize' etmiş olan yetkililer tarafından istenilen kalıba sokuldu." Suudi yetkililer aslında Kahtani'nin bir sahtekar olduğuna halkı inandır­mak için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Kabilevi kökeni, milliyeti ve eğitimi üzerine söylentiler yayılmaya başladı. Ölümü dahi tartışma konusu yapıldı. Bazıları Uteybi tarafından öldürüldüğünü iddia eder­ken, diğerleri hala,hayatta olduğunu öne sürdüler.54 1979 yılında muhalif güçler 'Mehdi tartışmasının hayal ürünü olduğunu ve Suudi yönetimi tarafından uydurulduğunu söylediler.55

Bunlar, her ne kadar kafa karıştırıcı olsa da bir kaç noktayı açık­lığa kavuşturmak mümkündür. Birincisi, 1979 yılındaki isyanın lideri Muhammed Kahtani değil Cuheyman Uteybi idi. İkincisi, 20 Kasım 1979'da Kabe'de bulunan binlerce hacıdan hiç biri ne Kahtani'nin ne de bir başka kişinin beklenen mehdinin geldiğine dair bir iddiada bulunduğunu işitmemişti ve hiç kimse TVIehdi burada! Mehdi burada!' şeklinde bağirmıyordu. Aksine hacılar asilerin oluşturduğu kalaba­lıktan 'Allahu Ekber! Allahu Ekber!' seslerinin geldiğini söylüyor­lardı.56 Üçüncüsü; mehdi tartışması her ne kadar içinden çıkılmaz hale getirilmişse de bu konuda tek sahih kaynak vardır, o da Uteybi'nin risalesidir. ilginçtir ki, risale İslam'da, Ehli Sünnet ve Şia tarafından büyük dikkatle tahlil edilmiş konulardan biri olan mehdilik hakkında herhangi yeni bir şey içermemektedir.57 Metin, bu konu üzerine yeniden ilgi uyandırmak için daha önceki yorumlan itinalı bir şekilde özetlemektedir. Nihayette, böyle bir tefsirin amacı 1) Suud ulemasının hatalı öğretilerine ilişkin 'taklidi (kör taklid) tashih etmek ve sahih İslam anlayışı üzerine bir cemaat oluşturmak; 2) Arap Yarımadası dışında yaşayan Sünni kitlelerin inandığı efsanevi bir kavrama başvurmaktır.

Sonuç

Suudi içişleri Bakanı Prens Naif’in 1979 ve 1980 yıllarında sürekli tekrarladığı gibi Uteybi ve bağlıları son derece sınırlı olan dinî muhalefeti temsil ediyorlardı. Fakat bu olayın, siyasî meşruiyetin kaynağını dinin oluşturduğu Suudi Arabistan'da meydana gelmiş olması, 47 yıllık iktidar sonrasında bile krallığa yönelik dînî muhalefetin ortadan kalkmadığını göstermektedir. En genelde, sayıları milyonlara varan hacılar için sınırları açık tutma zorunluluğu muhalefeti beslemektedir. Toplumsal-siyasî kızgınlığın dinî geleneklerin tam koruması altında özgürce ifade edildiği Mekke'ye yapılan bu serbest geçiş gizli İslami hareketlerin ilişki kurmalarını kolaylaştırmaktadır. Örneğin Mısır Devlet Başkanı Sedat'ı Öldüren Halid Ahmed İslambuli'de 'Yedi Risale'nın bir kopyasının bulunması bu bakımdan dikkat çekicidir. Bu nüshalar 1979 yılı Aralık ayında Mekke'de bulunan kardeşi Muhanımed aracılığı ile eline geçmiştir.58 Çok açık nedenlerden dolayı iktidar seçkinlerinin, her ne kadar yakın zamanlarda bu doğrultuda girişimlerde bulunmuşlarsa da,59 milyonlarca hacı için ciddi bir kısıtlama getirmeleri mümkün değildir.

Uteybi'nin çağrısı sadece kısmen Suudi Kraliyet Ailesi'nin dinî geçmişini söz konusu ediyordu. Yedi risalenin okunması halinde görüleceği üzere, Suudi Arabistan'daki iktidar seçkinleri 1970'li yıllar boyunca ekonomik ve toplumsal gelişmeyi teşvik ederken, Uteybi ve bağlılarının istediği türden siyasal reformları yapmak hususunda isteksiz davranıyorlardı. Camilerin inşası ve dinî şahsiyetlere verilen cömert mali yardımlar müfrit muhalifler tarafından Suud Ailesinin lekeli geçmişini unutturabilecek hareketler olarak görülmüyordu. Uteybi ve bağlıları 'peygamberin yöntemini taklit etmek - vahiy, tebliğ ve cihad', 'mevcut müfsid yöneticileri devirmek' ve 'İslamı kafirlere karşı koruyan ve yabancılara uşaklık etmeyen saf bir İslam cemaati kurmak' istiyorlardı.60 Böylesi talepler karşısında, Kral Fahd'ın 'Majeste' olan unvanını 'Hadimü'l-Haremeyn'e değiştirme kararı ancak dil ve üslup üzerinde ısrarla duran bazı insanları yatıştırabilir. Oysa büyük siyasî reformlar yapmadan iktidar seçkinlerinin güç tabanlarını muhafaza edip edemeyecekleri konusu halen büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, bu siyasi reformlar 'Yeni İhvan'ın güç tabanını da hesaba katmak zorunda kalacaktır. Çözümü 'ictihad'ta değil ‘hidayet'te gören Uteybi'nin de istediği buydu.

Çev.; Mehmet Uzun

 

Dipnotlar:

1- Bir kaç örnek için bkz. Daniel Pipes, in the Path of God; İslam and Polİtical Power [Tanrının İzinde: İslam ve Siyasî iktidar] (New York, Basic Books.1983) ve J.B. Kelly, Arabia, the Gulfand the West [Arabistan, Körfez ve Batı] (New York, Basic Books.1980). İslam dünyasındaki değişimin kısa bir tahlili için bkz. "Müslim Modernists: The Torch -Bearers of Progressive İslam." [Müslüman Modernistler: ilerici İslam'ın Öncüleri], IS. XXXI (1987), s. 194-204; Yvonne Y. Haddad, "Müslim Revivalist Thought in the Arab World: An Owerview" [Arap Dünyasında İslamî Diriliş Düşüncesi: Genel Bir Bakış], MW, LXXVI (1986),s. 143-67; ve M. E. Yapp, "Con Lumporary Islamic Revivalism" [Çağdaş İslamî Dirilişçilik], Assian Affairs, XI (1980), s. 178-95.

2- R. Hrair Dekmcjian, İslam in Revolution: Fundamenlalİsm in the Arab World [Devrim Sürecinde İslam: Arap Dünyasında Kökencilik], (Syracuse: Syraaise University Press,1985).

3- R. P. Mitcbell, The Society of the Müslim Brothers [Müslüman Kardeşler Cemaati], (Londra: Oxford University Press,1969); ayrıca bkz. Olivier Carre ve Gerard Michaud, Les Freres Musulmans [Müslüman Kardeşler], (1928-1982) (Paris: Gallimard,1983), ve Gillcs Kepel, Müslim Extreminm in Egypt: The Prophet and Pharaoh [Mısır'da İslamî Aşırılık: Peygamber ve Firavun], (Berkeley: University of California Press,1986).

4- Nikki R. Keddie, (der.), Rdigion and Politics in İran: Shi'ism from QltieU$m to Revolution [İran'da Din ve Siyaset: Sessizlikten Devrime Şiilik], (New Haven: Yale University Press,1983); ayrıca bkz. Nikki R. Keddie ve Erİc Hooglund, The İraninn Revolution and the İslamic Republic [İran Devrimi ve İslam Cumhuriyeti], (Syracuse: Syracuse University Press, 1986).

5- Nazih N. M. Ayubi, "The Polîtics of Militanı İslamic Movement in thy Middle East" [Orta Doğu'da Militan İslamî Hareketlerin Politikası], Journal of International Affairs, XXXVI (Sonbahar/Kış 1982/1983) s. 271-83, özellikle, s. 274-76.

6- Joseph A. Kechichian, "The Role of the Ulama in the Politics of an İslamic State: The Case of Saudi Arabia" [İslamî Bir Devletin Siyasetinde Ulemanın Rolü: Suudi Arabistan Örneği], IJMES, XVIII (1986), s. 53-71.

7- William Ochsenwald, "Saudi Arabia and the İslamic Revival" [Suudi Arabistan ve İslamî Diriliş], IJMES, XIII (1981), s. 276.

8- Cubeymanb. Muhammed b. Seyf el-Uteybi, Seb'a Resa'il [Yedi Risale] Basılı Metin, basıldığı yer ve tarih belirtilmemiş.

9- Cezadan kurtulmak için, mürted veya asilerin kendi hareketlerini Kur'an'ı tevil ederek meşrulaştırabilme ihtimalinden dolayı İslam'da dahilî düşmanlara karşı yapılan savaş veya muhalefet, haklılık kategorisine sokulabilir. Müzakere için bkz. Jogi L. Kraemcr, "Apostates, Rebels and Brigands" [Mür-tedler, Asiler ve Eşkiya], İsrael Oriental Studie. S. X (1980), s. 34-73.

10- Dekmejîan, İslam in Revolution, s. 137; ayrıca bkz. Ayubi, Journal of International Affairs, XXXVI (1982-83), s. 174-76, ve Abdurrahman eş-Şeyh, Salih al-Dail ve Abdullah al-Zayr, "Intifadatu'l-Minteqa eş-Şarkıyya" [Doğu Mıntıkasında intifada], (Londra: Munazzamat os-Sevra al-İslamiyya fi'l-Ccziretü'l-Arabiyya 1981) sa. 29-34.

11- David G. Edens,"The Anatomy of the İslamic Revolution" [İslam Devriminin Anatomisi], IJMES, V (1974), s. 50-64.

12- Abdulaziz her gün akşam namazından sonra bir ulema heyeti ile görüşürdü. Kral Halit döneminde bu (sağlık nedenlerinden dolayı ?) haftalık toplantı şeklinde yapılmaya başlandı, bkz. Fuad Hamza, El-Dilade'l-Arabiyya el-Sa'udiyya [Suudi Arabistan Ülkesi], (Mekke: Matba'at Ummu'l-Qura,1937), s. 90-91; ayrıca bkz. James Buchan, "Secular and Religious Opposition in Saudi Arabia" [Suudi Arabistan'da Laik ve Dinî Muhalefet]; Tim Niblock (der.), State, Society and Economy in Saudi Arabia [Suudi Arabistan'da Devlet, Toplum ve Ekonomi), Londra and Exeter: Croom Helm ve Centre for Arab Gulf Studies, 1982, s. 108 [Buradan itibaren Buchan 1982 diye atıf yapılacaktır.]

13- Kral Suud'un liderlik özelliklerinin yetersizliği onun Suud Ailcei'nin kıdemli üyeleri ve ulema arasında varılan anlaşma sonucu 1964'de iktidarı kaybetmesine yol açtı; bkz. Farouk A. Sankari, "İslam and Politics in Saudi Arabia" [Suudi Arabistan'da lalam ve Siyaset], Ali E. Hillal Dessouki (der.), İslamic Resurgence in the Arab World [Arap Dünyasında İslamî Canlanış], New York: Praeger,1982, s. 185-88; ayrıca bkz. "Transfer of Powers from King Saud to AmirPaysaî" [Kral Suud'tan Emir Faysal'a iktidarın Transferi], MEJ, XVIII (1964), s. 351-54. Daha eleştirel bir değerlendirme için bkz. Alexander Bligh, From Prince to King : Royal Successıon in the House of Saud in the Twentieth Century [Prensten Krala: Yirminci Yüzyılda Suud Ailesinde Saltanat Silsilesi], (New York: New York University Press, 1984) s. 56-83.

14- Eisenhower Doktrini ile Orta Doğu'da komünizmin kontrol altına alınması amaçlanmış iken Nasır'ın liderliğindeki Arap milliyetçileri tarafından doktrin Arap karşıtı olarak değerlendirildi.

15- James P. Piscatori, "The Roles of İslam in Saudi Arabia's Political Development" [Suudi Arabistan'ın Siyasî Gelişiminde İslam'ın Rolü], John L. Esposito (der.), İslam and Development: Religion and Sociopolitical Change [İslam ve Gelişme: Din ve Sosyo-politik Değişim], (Syracuse: Syracuse University Press, 1980), s.135.

16- George Makdisi, "Hanbelite İslam" [Hanbelî İslam], Merlin L. Swartz (der.), Studies on İslam [İslam Çalışmaları], (New York: Oxford University Press, 1981) s. 249.

17- A. g. e.

18- A. g. e. a. 250.

19- Henri Laoust, Les Schistnes dans İslam [İslam'da Şiilik], (Paris: Payot, 1965,1983 ) s. 114-118 ve 266-276.

20- Abdullatif Amr, "el-Haraketül-İslamiyya fi'l-Ceziretü'l-Arabiyya" [Arap Yarımadasında İslamî Hareket], (Londra: Munazzamat es-Sevru'l-İslamiyya fi'l-Ceziretü'l-Arabiyya, 1406 H); ayrıca bkz. James Dorsy, "Saudi minority sect is restive" [Suudi Azınlık Mezhebi Rahatsız], The Christian Science Monitör, 20 Şubat 1980.

21- Martin Kramer, "Tragedy in Mecca" [Mekke'de Trajedil, Orbis, XXXII (Spring 1988), s. 232-33.

22- Cuheyman'ın yazılarında Şii hoşnutsuzluklarına ve faaliyetleri ne yaptığı açık atıflardan dolayı bu olay sadece bir tesadüften ibaret olmayabilir. Örneğin bkz. Abdurrahman eş-Şeyh, İntifadat , s. 207-08.

23- A. Arafi, Hatta Matlau'l-Fecr [Fecr'in Doğuşuna Kadar], (Londra: Munazzamat es-Sevru'l-tslamiyye fi'l-Ceziretü'l-Arabiyya, 1984) Arap Yarımadasında İslam Devrimi Teşkilatı tarafından basılmıştır. Bu resimli kitap, gösterilerin boyutuna ve baskının şiddetine dikkat çekmektedir.

24- Yazar daha önce belirtilen IJMES XVIII (1986)'deki makalesinde aynı olaylardan bahsetmişti, s. 58-60. Ayrıca bkz. Wilhelm Dietl, Holy War [Kutsal Savaş], (New York: Mac Millan, 1984 ) s. 211-227.

25- Sandra Mackey, The Saudis: inside the Desert Kingdom [Suudiler: Çöl Krallığının içinden], (Boston: Houghton, Mifflin Company, 1987), s. 230; ayrıca bkz. Abdulazim İbrahim Matani Jarima: al-Asr: Qıssalu ihtilal Mescidü'l-Haram [el-Asr: Mescid-i Haram Kıyamından Dersler], (Kahire: Daru'l-Ehsar,1980).

26- Mackey, The Saudi's, s. 231.

27- Fahd al-Qahtani, Zilzal Cuheyman fi Makka [Mekke'de Cuheyman Depremi], (Londra: Munazzamatü's-Sevratü'l-İslamiyya fi'l-Arabiyya, 1987) s. 171-210.

28- "The Army is Capable of Toppling the Saudi Dynasty" [Ordu, Suudi Hanedanını Devirmeye Muktedirdir], Makka Calling, No. 38 (Ocak 1987), s. 22-23.

29- Intifadatul-Haram 1400 H. 1979 [Mescid-i Haram İntifadası h. 1400/M. 1979], (Londra: Munazzamat es-Sevratu'l-İslamiyye fi'l-Ceziretü'l-Arabiyya, 1981) s. 61-70.

30- John S. Habib, Ibn Sa'ud's Warriors of İslam: The Ikhwan of Najd and Their Role in the Creation of the Sa'udi Kingdom, 1910-1930 [Ibn Suud'un İslam Savaşçıları: Necd ihvanı ve Suudi Krallığının Oluşumundaki Rolleri], (Leiden: E. J. Brill, 1978 ) s. 25-44 ve 105-155 ; ayrıca bkz. Alois Musil, Nortern Negd: A Topographical Inquiry  [Kuzey Necd: Topografik Bir Araştırma], (New York: American Geographical Society, Oricntal Explorations and Studies, No.5 , 1928 ), s. 256-303.

31- Edens, IJMES, V (1974), s. 58-59.

32- Habib, Ibn Sa'ud's Warriors, s.156-161.

33- A. g. e., s. 140; ayrıca bkz. Musil 'Northern Negd, s. 283-286 ve 289-90 ve Dokmejian, İslam İn Revolution, s. 138. Dekmcjian, Sebila Savaşı'nda (1929), Abdulaziz'in, en sonunda Mutayr Kabilesi lideri Faysal ol-Daviş ve Uteybe Kabilesi lideri İbn Humeyd Sultan b. Bicad tarafından yönetilen İhvan'ı yendiğini söyler ve 1979 Kasım'ında Mescid-i Haram'ı İşgal eden asiler içinde bu kabilelere mensup kişilerin çokluğunun rastlantı olmadığı sonucunu çıkarır.

34- James Buchan, "The Return of the Ikhwan - (1979)" [ihvanın Dönüşü-1979], David Holden ve Richard Johns, The House of Suud; The Rise and Rule of the Most Poıverful Dynasty in the Arab WVorld [Suud Hanedanı: Arap Dünyasındaki En Güçlü Hanedanın Doğuşu Ve iktidarı], (New York: Holt, Rinehart and Winston, 1981), s. 511-526.

35- Buchan bu risalelerin Arapça mı, yoksa İngilizce mi olduklarını belirtmemiştir. Yazısında verdiği üç referansın sayfa sayıları belli değildir ve muhtemel 2 nolu risale hakkında hiç bir bilgi yoktur.

36- Bu örnekte yalnızca ilk risalenin başlığından bahsedilmektedir. Bkz.: Buchan 1982, s. 121-122. Buchan burada 1 nolu risalenin muhtemelen 1978 yılı başlarında basıldığını söyler.

37- Eymen el-Yassini, Religion and State in the Kingdom of Saudi Arabia [Suudi Arabistan Krallığında Din ve Devlet], (Bouldor and Londra: Westview Press,1985) s.125.

38- A. g. e. s. 151. (Al-Yassıni'nin tercümesinde) aktarılan risalelerin başlıkları;

Risale 1; el-lmara ve'l-Bey'a ve Keşfü't-Telbis el-Hük(k)am alâ talebatü'l-İlm ve'l-Avam - 37 sayfa.

Risale 2: Da'vetü'l-Ihvan, Keyfe Beda'at ve ila Aya(sic)-Tasir- - 36 sayla.

Risale 3: el-Mizan li Hayati'l-Insan - 27 sayfa

Risale 4: Muhtasarü'l-Hasene lî Ibn Teymiyye - 29 sayfa.

Risale 5: Refül-İltibas an Milat men Celalullah İmamü'n-Nas - 20 sayfa.

Risale 6: Muhtasarül1-Emri bi'l-Ma'ruf ve'n-Nehyi ani'l-Münker – 34 sayfa.

Risale 7: el-Fiten ve Ahbarü'l-Mehdi ed-Deccal - 30 sayfa.

Risale 8: Fıtratü's-Selime -10 sayfa

39- Rıfat Seyyid Ahmed, (der.), Resa'il Cuheyman el-Utaybi: Qa’ıdü'l-Muqtahimin li'l-Mescidü'l-Haram bî Mekke (Kahire: Maktabat Madbula, 1988).

40- El-Uteybi, Resa'il, s. 1-190.

41- A. g. e., s.188-90.

42- Dietl, Holy War, s. 216; Dietl ayrıca risalelerin ilk defa Talia Yayınları tarafından Kuveyt'te basılmış olduğunu söyler; James Buchan silahların maliyetini karşılamak amacıyla Cüneyt'in Cidde'de bir mülkü elinden çıkardığını ve ardından Uteybi ile bağlantı kurduğunu ileri sürer. Silahların büyük bir kısmı Milli Muhafız Alayı'nın teçhizat depolarından gelmiş olmasına rağmen Cüneyt muhtemelen ihvan Hareketi içinde faaldi; bkz. Holden ve Johns, The House of Saud, s. 521.

43- 1936 yılında doğan Cuheyman, 19 yaşındayken 1955 yılında Suudi Milli Muhafız Alayı'nda görev aldı. Orduda 18 yıl görev yaptıktan sonra Medine Üniversitesi'ne devam etmek için 1973 yılında görevinden ayrıldı. İstifasının kendi isteği ile mi, yoksa mecburi mi olduğu bilinmemektedir; bkz. İntifadatü'l-Haram, a. 35-39, ve Dekmejian, İslam in Revalution, s. 141-142.

44- İntifadatü'l-Haram, s. 49; bu konuların tartışıldığı başka bir yor için bkz. Ebu Zer, Sevra fi Rihab Mekke (Londra; Dar Sevtü't-Tali'a, 1980). Bu eserin yazarı veya yazarları tarafından Ebu Zerr müstear isminin seçilmesi Mekke İsyanı'na büyük derecede meşruluk kazandırmak amacını taşımasından dolayı bilhassa ilginçtir. Hz. Muhammed'in Sahabesi Ebu Zerr Gifari uzlaşmacı olmayan ve takva sahibi bir kişiliği temsil etmektedir, Müslümanları İslam Devleti'nin laikleştirilmesine karşı çıkmaya çağırması ve bu hareketinden dolayı da Halife'nin baskısına maruz kalması sebebiyle Ali taraftarları, Ebu Zerr’i yüceltirler. Daha fazla detay için bkz. Abdulhamid Cevdetu's-Sahhar, Ebu Zerru'l-Gifari: el-lştiraki ez-Zahid, (Kahire: 1966); Salah, Azzam, Şehidü'l-Kelime: Ebu Zer el-Gifarî, (Kahire: 1966), A. J. Cameron, Abu Dharr. al-Ghifari: An Examination of His Image in the Hagiography of İtilam [İslam Biyograficiliğinde Ebu Zer İmajının Değerlendirilmesi], (Londra: Luzac and Company Ltd., forthe Royal Asiatic Society, 197M), özellikle s. 62-119; ve İzzeddin İsmail, Ebu Zerrü'l-Gifari, (Bcyrut:1974); Cameron "İran'da kendilerini Ebu Zerr'in soyuna atfeden müslümanlar bulunduğunu... ve bir kaç sene önce de Tahran'da Ebu Zerr Derneği kurulduğunu söyler (s. 33).

45- El-Uteybi, Ahmed'deki ilk risale, Resa'il, s. 71.

46- Habib, The Saudi Warrior, s. 25-30.

47- El-Uteybi, Ahmed'deki ilk risale, Resa'il, s, 88.

48- El-Uteybi, Ahmed'deki ilk risale, Resa'il, s, 89.

49- El-Uteybi, Ahmed'deki ilk risale, Resa'il, s. 67.

50- El-Uteybi, Ahmed'deki ilk risale, Resa'il, s. 82-83 ve kitabın değişik yerleri.

51- El-Uteybi, Ahmed'deki ilk risale, Resa'il, s. 160.

52- Ebu Zerr, Sevra, s. 250-252.

53- Abdulaziz Abdulhüseyin Sachedina, İslamic Messianism: The İdea of Mahdi in Twelver Shi'ism [İslam'da Mesih Anlayışı: On iki imanı Şiiliğinde Mehdi Fikri], (Albany: State University of New york Press, 1981); yine bkz. Douglas S. Crow, "İslamic Mes si anisin", Encyclopedia of Religion, K (New York: Mac Millan Press), s. 477-481.

54- Ebu Zer, Sevra, s. 86-87.

55- A. g. e., s. 80.

56- A. g. e., s. 80-81, 83.

57- El-Uteybi, Ahmed'deki ilk risale, Resa'il, s. 201-242; ve el-Utaybi (basılmış el yazması), Resa'il, s. 3-31.

58- Muhammmed Heykel, Autumu of Fury: The Assassinalİon of Sadal [Öfkenin Sonbaharı: Sedat'ın Öldürülmesi], (New York: Randam House, 1983), s. 247. [Türkçesi için bkz.: "Öfkenin Sonbaharı; Sedat'ın Öldürülüşü", İnsan Yayınları]

59- 26 Nisan 1988'de bir bakıma 150,000'i bulması beklenen İranlı Hacıların sayısını azaltmak için. Suudi Arabistan İran ile diplomatik ilişkisini kesti. 31 Temmuz 1987'de Mekke'de meydana gelen ve 400’ün üzerinde hacının öldürülmesi ile sonuçlanan gösterilerin tekrarlanmasını istemiyorlardı. Bu yüzden Riyad yalnızca 45.000 İranlı hacıya vize verileceğini açıkladı, İran anında reddetti. İran Suudiler'in. bu şartına razı olmaktan öte 1988 haccını boykot etti, bkz.: "Saudi Arabia and İran; Towards High Noon at Mecca" [Suudi Arabistan ve İran: Mekke'de Dönüm Noktasına Doğru], The Economist, (30 Nisan 1988), s. 41.

60- "Ahdesü'l-Haram Beynü'l-Haqa'iq ve'l-Abatil", Sevtü't-Tali'a (Mayıs 1980), s. 120-122. Dekmejian'ın bahsettiği gibi, İslam in Revolution, s. 142.

61- "Fidei Defensor", The Economist, (8 Kasım 1986), s. 49

 

Kaynak: Dünya ve İslam Dergisi - Sayı: 7 - Yaz 1991

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları