Devrimci Çoşku ve Bölgesel Yayılma

F. Greogry Gause

Toplumsal devrimler dahili oldukları kadar uluslararası olgudurlar da. Neden ve sonuç açısından uluslararası çatışmayla yakından ilgilidirler.1 Yönetici elit zümrelere karşı kitle desteği kazanmış başarılı bir muhalefet, komşu ülkelerdeki hoşnutsuz unsurlar için örneklik teşkil eder. Birçok devrimci rejimin evrensel ideolojik iddiaları, sınır ötesi muhalefet hareketleri için ilham kaynağı olur ve bu tür hareketler yeni devrimci hükümetin en azından bazı kesimlerinden sık sık destek alır. İran Devrimi de bu genel şablonun bir istisnası değildir. Devrim, bazen sadece örnek olarak, diğer durumlarda muhaliflere ideoloji ve materyal yardımı yoluyla, Irak olayında ise sekiz yıllık zayıflatıcı bir savaşın bir tarafı olarak rejimlere karşı siyasi muhalefetin manifestolarını gösterdi. Devrim, birçok gözlemciyi "İslam"ın bölgede tırmanışta olduğu sonucuna iletti.

Ancak devrimden 10 yıl sonra Arap Doğu'nun siyasi haritasında hala dikkate değer bir değişiklik olmadı. Ayetullah Humeyni'nin şiddetle eleştirdiği rejimler -Körfez bölgesi ve Ürdün'ün "gayri İslami" krallıkları, Irak'ta Saddam Hüseyin'in "ateist" Baas rejimi- hala iktidarda. Hiç şüphesiz yerel siyasette "İslami" unsurlar daha belirgin hale gelmiştir. Bununla birlikte vurgu, yönetim ve politikalardaki değişiklikler hep mevcut rejimlerin kalıpları içinde gerçekleşmiş, İran modelinin popüler yükselişi sonucunda olmamıştır. Peki İslam Devrimi neden "ihraç edilebilir" olmamıştır?

Bu soruya verilen, aşağıda incelenmiş geleneksel cevaplar, devrimci mesajın ve onun İranlı temsilcilerinin karakteristikleri üzerinde yoğunlaşmaktadır. Ben daha iyi bir açıklamanın potansiyel "ithalciler" üzerinde yoğunlaşması gerektiğini düşünüyorum. Yerli siyasi yapılarda son otuz yılda meydana gelen değişiklikler, Arap rejimlerini yabancı ideolojik baskılara daha dayanıklı hale getirmiştir.2 Siyasi liderler toplumları üzerinde hakimiyet kurabilmek için daha çok vasıtaya ve bunu gerçekleştirebilmek için de daha büyük, daha karmaşık ve daha etkili bürokratik yapılara sahip olmuştur. Bu değişimlerin önemini 1980'li yılları 1950 ve 1960'ların Nasırcı yıllarıyla, İran'ın Arap Körfezi'ndeki tesirini Lübnan'daki tesiriyle karşılaştırdığımızda açıkça görebiliriz.

Rejim İstikrarına Yönelik Tehditler ve Devrim

İran Devrimi'nin Arap rejimlerinde benzeri siyasi bir değişim gerçekleştirmedeki nihai başarısızlığı, arzettiği tehditin reel olmadığının "isbatı" olarak algılanmamalıdır. Daha ziyade, devrimin taşan etkisi, komşu Arap rejimlerinin iç siyasi istikrarına ciddi bir tehdit oluşturmuştur. Körfezin Arap yakasında rejim istikrarına en belirgin tehdit İran-Irak Savaşı'ydı. Özellikle İran kuvvetlerinin çatışmayı Irak içlerine taşıdığı Temmuz 1982 tarihinden sonra. İran'ın elde edeceği askeri bir zaferin Saddam Hüseyin'in rejimi için oluşturacağı tehdit açıkça belliydi. Muzaffer bir İran'ın jeopolitik ve ideolojik darbesi yeni Irak rejimini etkileyecekti. Bu ise, Körfez ve Arap dünyasının tamamı için korkunç bir şey olabilirdi.

Arap rejimleri için Devrimi takiben özellikle Şii gruplar içinde baş gösteren iç hoşnutsuzluk da aynı derecede önemliydi: Humeyni'nin Irak'taki sürgün yılları esnasında yakın dostu Şii dini lider Muhammed Bakır es-Sadr'ın tutuklanmasıyla beraber Haziran 1979'da Şia'nın kutsal şehirleri olan Necef ve Kerbela'da şiddetli gösteriler gerçekleştirildi. Nisan 1980, şimdiki Irak Dışişleri Bakanı Tarık Aziz'e Bağdat'ta bir suikast teşebbüsüne ve akabinde rejim tarafından Irak Şii toplumuna uygulanan baskılara şahit oldu. Binlerce Iraklı Şii ve Irak'ta yerleşik İranlı İran'a sürüldü; illegal Şii hareketi el-Dava üyeliği ölüm cezasını gerektiren bir suç kabul edildi ve Ayetullah es-Sadr idam edildi. İran'la savaşın ilk aylarında Irak ordusu askerleri arasında hayra alamet olmayan memnuniyetsizlik haberleri açığa çıkarıldı.3 Sürgündeki bir Humeynici hükümet olarak “Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi"nin kurulması, Şii nüfus arasındaki karışıklık çıkartma çabalarına örgütsel bir gerçeklik kazandırdı. Nisan 1987'nin sonuna doğru el-Dava Saddam Hüseyin'e bir suikast teşebbüsünde bulundu.4

Körfez krallıkları da aynı tehdidi hissettiler. Ağustos 1979'da ve Ayetullah es-Sadr'ın idamının ardından Nisan-Mayıs 1980 tarihlerinde Körfez'in Şii çoğunluğa sahip tek şeyhliği Bahreyn'de kargaşalık baş gösterdi. Eylül 1979'da İranlı Ayetullah Sadık Ruhani, eğer yönetimin daha "İslami" bir şekli uygulanmazsa rejimi devirmekle tehdit etti.5 Aralık 1981'de İran'da karargah kurmuş olan "Bahreyn'in Kurtuluşu için İslami Cephe"ye ait birimlerin katılımıyla, bir darbe girişimine Tahran'ın da destek verdiği iddia edildi.6 Şubat 1984'te Şii eylemciler tutuklandı ve sakladıkları silahlar ortaya çıkarıldı.7

Nüfusunun yaklaşık % 25'i Şii olan Kuveyt ise sürekli bir iç baskıyla ve topraklarına ve petrol tankerlerine "kazaen" gerçekleştirilen hava ve batarya saldırıları gibi İran'ın doğrudan yıpratma taktikleriyle karşılaştı.8 Aralık 1983'te bir dizi patlama şeyhlikteki Kuveyt, Amerikan ve Fransız hedeflerini tahrip etti. Sorumluluk el-Dava örgütüne yüklendi ve Kuveytli yetkililer İran'ı saldırıları desteklemekle suçladılar. Mayıs 1985'te Emir'e bir suikast gerçekleştirildi. İki ay sonra hükümet suikast teşebbüsünün ardından Şii topluluğa karşı hapis ve ihraç kampanyası uygularken iki meşhur kafede patlamalar oldu.9 1986 Temmuzunda rejim siyasi tansiyonun yükselmesi dolayısıyla Kuveyt Parlamentosu'nu askıya aldı. Aralık 1987'de ise hükümet İran'ın boykot ettiği bir İslam Konferansı zirve toplantısına ev sahipliği yapma hazırlıkları içindeyken Kuveyt petrol bölgelerinde yangınlar çıktı.

Suudi Arabistan'da da İslam kaynaklı bazı hoşnutsuzluklar baş gösterdi. Kasım 1979'da bir grup Sünni muhalif Suud ailesini gerçek İslam yolundan ayrılmakla suçlayarak Kabe'yi ele geçirdi ve üç hafta zaptetti. İslam'ın en kutsal mekanında rejimin ideolojik temeline karşı gerçekleştirilen bu dramatik meydan okuyuşun İran Devrimi'yle direk bir ilgisi yoktu, ama saldırı zamanının İran Devrimi'nin başarıya ulaşmasından hemen sonraya tekabül etmesi krallıktaki siyasi krizi arttırdı. Petrol üretim bölgesi olan Doğu eyaletinde yoğunlaşan Şii nüfus İran'daki olaylara, Kasım 1979, Şubat 1980 ve Kasım 1980 tarihlerinde rejim karşıtı hislerin vurgulandığı gösterilerle karşılık verdi.10 Tahran'daki devrimci liderler Riyad'ın çok hassas olduğu bir konuda, Mekke'ye düzenlenen hacc konusunda Suudilere açıkça meydan okudular. İranlı hacılar Suudi yetkililerin bazı mülahazalarla kesin olarak yasakladığı siyasi gösteriler düzenlediler. Bu gösterilerin bir kısmı şiddete yol açtı, en ciddisi ise Temmuz 1987'de 400'ün üzerinde hacının ve Suudi güvenlik güçlerinin ölümüyle sonuçlanan olaylardı.11

Körfez Arap devletlerinin liderleri İran'ın iç istikrarsızlığı kışkırtmada oynadığı rolü hakkında kesin bir yargıya sahiptiler. Bu düşünce kamuoyuna yapılan açıklamalarla ya da diplomatların çekilmesi ve diplomatik ilişkilerin kesilmesi gibi diplomatik hareketlerle ifade edildi. Irak'ın Eylül 1980'de savaşı başlatma kararı alması ve Körfez ülkelerinin Irak'ın gücü ve hırsı hususundaki kuşkularına rağmen Irak'ın savaş girişimini destekleme kararı, ancak Tahran'daki devrimci rejimin arzettiği tehditin ışığında anlaşılabilir. Bir çok iç unsurun İran'ın mesajını almaya müsait olmasından dolayı İran, bir sembol ve bir ajan provokatör olarak bile bu rejimlere karşı bir tehdit olarak görülüyordu. Kendisinden çok sık alıntılar yapılan bir Körfez bölgesi araştırmacısı şöyle yazıyordu:12

İran'ın meydan okumasının asıl can alıcı özelliği onun jeo-stratejik avantajı veya üstün ideolojik mesajı ya da bu her iki faktörün kombinasyonu değil. Daha ziyade, komşu ülkelerdeki Şii halkın artan şikayetleri ve yönetim kadrolarının daha iyi bir hayat standardı, sosyal adalet ve politik katılım taleplerine karşılık verememesinin doğurduğu sosyo-politik kolay etkilenebilirliktir.

İran tehdidi gerçeği ilgili devletler ve dış gözlemciler tarafından iyice anlaşıldı. Devrimci hükümet uluslar üstü ideolojik mesajın müthiş gücüne, önemli jeopolitik kıymetlere ve bu avantajları kullanma kudretine sahipti. Karşısındaki devletler İslami devrim taleplerine açık ülkeler olarak görülüyorlardı. Bütün bu faktörler devrimin niçin yayılmadığı sorusunu daha karmaşık ve ilginç bir hale getiriyor.

"İhraç" Önündeki Engeller - Mevcut Açıklamalar

Tahlilcilerin büyük çoğunluğu Körfez ülkelerinin İran Devrimi'nin tazyiklerine göğüs germe kabiliyetini, Sünni Arap toplumları için devrimci mesajın çekiciliğini azaltan bazı özel İran karakteristiklerine -Şiilik, Pers milliyetçiliği, devrimin içe yönelik uygulamalara dayandırırlar. Fuad Acemi'ye göre "İran güçlü ve eşsiz bir ulusal ve kültürel geleneğe sahip olmasından dolayı yalnız bir toplum olarak kalmıştır."13 Şiiliği ana unsur olarak barındıran bu gelenek (İran'ı) Orta Doğu'nun geri kalan kısmından soyutlamıştır. Aynı şekilde James Bili, Fars-Arap ve Sünni-Şii gerilimlerini İran'ın devrimci mesajının yayılmasını engelleyen üç büyük "olumsuzluk"tan ikisi olarak tanımlar.14

Henry Munson'a göre İslam devriminin başarıya ulaşmasının "ana nedeni", sadece Şiiliğin sağladığı ideolojik kaynakların bir sonucu olarak Ayetullah Humeyni'nin taşıdığı karizmatik otorite idi.15 Emmanuel Sivan ise, Şii ve Sünni siyaset teorilerindeki ve tarih anlayışlarındaki farklılıklara parmak basıyordu. Bütün siyasi fırkalardaki Sünniler, en ileri şekliyle Humeyni'nin velayet-i fakih anlayışında vücut bulan ulemanın liderliği şeklindeki Şii düşüncesini reddediyordu. Sivan'a göre ise "Şia'nın kendine haslığı Humeyniciliği örten kefeni yırtmayı ısrarla engelliyordu."16

Hiç şüphesiz İran'ın "benzersizliği", komşu Arap ülkelerinin İran'ın devrimci mesajını talep etmelerini sınırlayıcı bir rol oynamıştır. Ancak, devrimin "taşınabilirlik" özelliğindeki yetersizliği yalnızca Şiiliğe ve İran'ın ulusal kimliğine dayandıran açıklamalar bazı problemler içermektedir. Eğer Şii-Sünni ihtilafları temel engel ise Şii çoğunluğa sahip Irak ve Bahreyn gibi Arap ülkelerinin devrimci dalgaya kapılmaları beklenirdi. Bununla beraber baskılara karşı koymada Sünni çoğunluğu idare eden rejimler kadar başarılı olmuşlardır. Eğer Humeyni'nin devrimci mesajının kabul edilmesine İranlılar'ın milli ve kültürel kimlikleri böyle (temel) bir engel teşkil ettiyse, devrimin taşan tesirlerinin Körfez Arap toplumlarında (yukarıda kısaca anlatıldığı gibi) bu kadar büyük oluşunun ve İran-Irak Savaşı'nın bu kadar uzun ve kanlı olmasının nedenini açıklama çok zor olur. Şayet İran Devrimi yalnızca ulusal bir devrim olsaydı, Arap rejimlerinin iç dengelerine bir tehdit oluşturmazdı.17

Başka bazı açıklamalar ise Irak'ta ve Körfez’deki Arap Şii toplulukların İran'dakinden temelde farklı olduğu ve bu yüzden devrimlerin yapımında kullanılan "hammadde"yi yeterince taşımadıklarını izah eder. Charles Tripp Irak Şiasının ayrı bir toplum oluşturmadığını, imandan kaynaklanan bir siyasi kimlik bilincine sahip olmadığını ve İran ulemasının temsil ettiği gibi güçlü bir siyasi liderlikten mahrum olduğunu iddia eder. Daha ziyade toplum "kabile, klan, kır ve şehir kimlikleri taşıyan daha zorunlu bölünmelere maruz kalmıştır."18 Joseph Costiner Körfez Şii topluluklarının Sünni çoğunluk arasında tehlikeli, zayıf bir konumda bulunduklarını, "İktisadi olanakların yok olması, dini baskı, hatta sürülme gibi ihtimaller karşısında sonu belirsiz bir İslam devrimine doğru radikal bir harekete başvuramayacaklarını belirtiyor."19

Tripp Irak Şiası hakkındaki genellemelerini desteklemek için herhangi bir detaylı delil sunmamaktadır. Toplumda belirttiği bölünmeler -kır ve şehir, kabile ve klan özellikleri- devrim öncesi İran'da da Irak'taki gibi mevcuttu. Dahası Irak'taki Şii siyasi örgütler, özellikle Dava, İran Devrimi'nden daha öncelere dayanıyordu.20 Tripp'in "nadir ve müstesna bir alim" olarak nitelediği Muhammed Bakır es-Sadr'ın 1970’lerde Irak Şii toplumunun lideri olarak temayüz etmesi onun yerel liderlik potansiyeli hakkındaki şüpheleri bertaraf etmiştir. Devrim sonrası Irak Şiası içindeki huzursuzluk, tutuklamalar, ihraçlar ve gözaltılar içeren büyük bir hükümet kampanyasına girişilmesine ve İran'daki devrimci yönetime karşı tam tekmil bir savaşın başlatılmasına yol açacak derecede büyük boyutlar taşıyordu. Kostiner'in Körfez Şii toplumları hakkındaki yargıları, nüfusunun önemli bir çoğunluğunu Şiilerin oluşturduğu Bahreyn'e uymuyordu.

Her ikisi de bu devletlerin sosyal temellerinin ve devrimi gerçekleştirecek olan unsurların İran'dakinden çok farklı olduğunu iddia ediyor, Bu yazarlar bahsedilen farklılığın, Körfez'deki Arap Şiasını İran'ın yaşadığı tecrübeye ilgisiz kılacak kadar büyük olduğunu söylüyorlar. Fakat açıkça görülüyor ki Devrim'in yankıları Körfez'in Arap yakasından duyulmuştur. Bu Şii topluluklar İran'daki dindaşlarından çok farklı değillerdir ki İran'ın siyasi tecrübelerinden hiç etkilenmesinler. Devrimin, hakim rejimleri devirecek ölçüde olmasa da Arap Körfez ülkelerinin iç siyasi istikrarı üzerinde önemli bir tesiri olmuştur. Körfez'deki Arap Şii toplumlarının özellikleri tek başlarına İslam Devrimi'nin İran dışında gerçeklememesini açıklayamaz.

Yerli Yapılar ve Devrim "İthali"

Yukarıdaki açıklamalar devrim ideolojisini "ihraç eden" (ülke)ye ait ya da muhtemel "ithal eden" (ülke) içindeki özel bir sosyal gruba ait ya da devrimci bir tehditle karşılaşan rejimlerin nihai istikrarını açıklamada kullanılan faktörler üzerinde yoğunlaşmaktadır. Çok önemli bir faktörü ihmal ediyorlar: Devlet teşekküllerinin gelişimi ve Arap ülkelerinde devlet-toplum ilişkilerinde meydana gelen eş zamanlı değişim. Petrol zenginliği, bürokratik büyüme ve devlet destekli eğitimin yaygınlaşması daha önce kolay bozulan Arap rejimlerine kendilerini takviye etme fırsatı vermiştir. Daha büyük hükümet bütçeleri, daha büyük ve daha karmaşık bürokrasiler, daha geniş ve etkili iç güvenlik mekanizmaları şeklinde ortaya çıkan bu takviye, yönetici elitlere halklarını sosyal ve mali çıkarlarla sisteme entegre etme ve başkaldırma ruhunu öldürme imkanı bahşetti. Devlet pozitif ve negatif tesirleriyle artık toplumun içine daha çok girmiş durumda ve bu yüzden uluslarüstü ideolojik meydan okuyuculara karşı geçmişte olduğundan daha güçlü bir rakiptir.21

Bu tespit, Arap rejimlerinin ellerinde bulundurdukları petrol zenginliğiyle hoşnutsuzluğu "satın alıverdikleri"22 ya da zalimane baskılardan korkmanın sonucu olarak İran deneyiminin örnek alınamadığı anlamına gelmez.23 Bu tür argümanlar artan finans ve baskı kaynakları ile daha genel bir olgu olan devlet oluşumu gerçeği arasındaki ilişkinin kurulmasına katkı sağlamamıştır. Aslında pek çok analizde mevcut bulunan bu argüman, Körfez Arap devletlerinin özellikle krallıkların bölgesel baskılarla baş edebildiği çünkü bunların "geleneksel", "kabileci" ve "az gelişmiş" olarak kaldıkları ve bu yüzden toplumlarıyla daha uyumlu oldukları şeklindedir.24 Burada "geleneksel" kavramının ne anlama geldiğinin açıklandığını kabul etsek bile, bu argüman petrol ülkelerinde 1970’lerden bu yana meydana gelen devlet ve toplum değişikliklerini görmezlikten geliyor.

Rejimlerin uluslararası baskılara ve tecavüzlere nasıl karşı koyduğunu açıklamak için iç yapısal faktörlere -devletin organizasyonu ve devlet-toplum ilişkileri- müracaat edilmesi köklü bir yaklaşımdır.25 Bu faktörler üzerinde yapılan açık bir vurgu, 1970'lerde büyük ölçüde Peter Katzenstein ve Stephen Krasner'in çalışmalarıyla yeniden gündeme gelmişti. Her ikisi de 1970'lerdeki ekonomik krize gelişmiş sanayi devletlerinin farklı tepkiler göstermesini farklı iç yapılara sahip olmalarına bağlıyor.26 Hatta onların vardıkları sonuçlara karşı çıkan bir çok kişi dahi hükümetin kuruluş düzenlemeleri ve devlet-toplum ilişkilerinin merkezi öneme sahip değişkenler olduğunu dolaylı yollarla teyid ediyorlardı. Mesela G. John Ikenberry ve Robert Putnam, yerli siyasi kuruluşlar ve bu kuruluşlarla ilişki kuran sosyal grupların siyasi ağırlığının dış ekonomi politikasının önemli değişkenleri olduğu konusunda hem fikirdirler.27

Krasner ve Katzenstein yerli yapısal değişkenleri dış ekonomi politikasının sonuçlarını açıklamak için kullanıyor. Bana göre bu değişkenler uluslararası arenada diğer devletlerin ve/veya uluslarüstü ideolojik güçlerin baskılarına bir devletin karşı koyma yeteneğini açıklamak için de eşit derecede faydalıdır.28 Devletin kurumsal gücü ve toplum üzerindeki hakimiyetinin büyüklüğü uluslararası güçlerin bazı özel iç meselelerde siyaseti etkileme aracı olmaktadır. Diğer değişkenler sabit kalmak şartıyla, yerli sosyal gruplarla bağlantıları da artar. Devletin bürokrasisi büyüdükçe ve karmaşıklaştıkça, vatandaşlarına hizmet götürme, onların siyasi örgütlerdeki çalışmalarını izleme ve savaş zamanında onları hizmet için seferber etme gücü de artar. Bir devletin toplum üzerindeki kontrolü -baskı, ikna, çıkar vaad etme ve vatandaşların güvenini kazanmak amacıyla semboller ve ideolojilerle oynama yoluyla- büyüdükçe, dış kaynaklı ideolojik hareketlerin yeterli halk desteği görüp, mevcut sistemi tehdit eder hale gelmesi güçleşir.

Arap Körfez Ülkelerinde İç Yapısal Gelişmeler

Son kırk yılda Arap dünyasının çoğunda özellikle İran'ın siyasi/ideolojik meydan okuyuşuna maruz kalan Arap devletlerinde önemli içyapısal değişiklikler meydana gelmiştir. Petrol, hükümetlerin sahip olduğu muazzam bir finans kaynağı olmasıyla bu değişikliklerin itici gücü olmuştur, ama tek itici güç petrol değildir. Söz konusu rejimler on yıllardır kendilerini muhkemleştirmek, yeni bürokratik yapılar kurmak ve toplumun daha büyük bölümünü kontrol altına almakla meşguldür. Baas Irak'ta 20 yıldır iktidarda. Suud ailesi şimdiki bölgeleri 1920'lerden beri yönetiyor. Körfez şeyhliklerindeyse yönetici aileler devletlerini Kuveyt örneğinde 30 yıldır, diğerlerinde de 20 yıldır idare ediyor. 1970'lerde petrol fiyatlarında meydana gelen artışlar, bölgede zaten başlamış olan bir süreci hızlandırdı.

Petrol ülkelerindeki siyasi gelişmeler Avrupa siyasi tarihinden elde edilen modellerden önemli yönlerden farklılaşır. Devlet-toplum ilişkilerinin gelişmesinde ve temsili yapıların doğuşunda merkezi bir rol oynayan toplumdan vergi toplama olayı, petrol ülkelerinin hükümetleri için bir gereklilik değildir. Bu yüzden bu ülkeler toplumlarından daha büyük bir otonomi (Özerklik) elde etmişlerdir. Bu otonomi, bazı tahlilcilere göre, bu devletleri vergilendirme ihtiyaçlarına dayanan sosyal bağları kurmak zorunda kalmamalarından dolayı çok nazik bir hale getirdi.29 Tabii ki Arap Körfez devletlerinin hazırcı yapısı siyasi gelişimleri açısından bazı özel problemlerin doğmasına yol açmıştır. Ancak petrol kaynakları bu rejimlere, devletle toplumun büyük bir kısmını birbirine bağlayan hizmet ilişkileri ağını genişletme ve devletin toplumdaki rejim karşıtı unsurları kontrol etme gücünü arttırma imkanı vermiştir.

Açıkça görülüyor ki, petrol serveti söz konusu hükümetlerin vatandaşlarına daha geniş imkanlar sağlamasına yol açmıştır. Sağlık ve eğitim hizmeti serbesttir ve gittikçe gelişmektedir. Barınma gibi günlük hayatın pek çok temel ihtiyacı devlet desteğiyle karşılanmaktadır. Yollar inşa edilmiş, elektrik şebekeleri genişletilmiştir. Kuveyt gibi daha zengin devletler, serveti vatandaşlarına dağıtmak için gayri menkulleri devlete satmak ve kiralamak gibi karmaşık yollar geliştirmiştir.30 Bu yararlar, liderliğin bir lütfü değil de vatandaşlığın temel hakları olarak algılansa bile, devlet aygıtları ile vatandaşlar arasında somut bağlar kurmaktadır. Devletin güçlenmesiyle birlikte gelişen vatandaşlık kimliği, halkın rejimden siyasi katılım talebi dahil daha fazla siyasi taleplerde bulunma sürecini geliştiriyor. Ama bunun yanında devletin ve rejimin temellerine karşı çıkan ideolojik güçlerin taleplerini de azaltıyor. Rejime açıkça muhalefet eden bireylerin bu tür imkanlardan mahrum edileceği şeklindeki açıkça telaffuz edilmeyen bir tehdit bu bireylerin muhalefeti için caydırıcı bir güç olmaktadır.

Aynı zamanda petrol kaynakları rejimlerin ülkedeki önemli sosyal grupların ekonomik çıkarları için kaynak temin etmesini sağlıyor. Yerel ekonomilerde hükümetin hakim ve genişleyen bir role sahip olması sonucunda tüccar kesimi gibi önemli gruplar geçimlerinin gittikçe artan oranda hükümetle aralarındaki ilişkilere bağlı olduğunu anladılar. Oluşan endüstri ne olursa olsun ya doğrudan hükümet kontrolündedir (Suudi Arabistan petrokimya endüstrisi ve Irak'taki millileştirilmiş endüstri dalları gibi) ya da neredeyse sadece hükümet mukavelelerine ve yönetmeliklere bağlıdır (bütün bölgedeki inşaat ve finans sektörü). Suudiler özel sektörü 1980'lerdeki ekonomik düşüşün zararlı yönlerinden korudu. İş adamları ise ekonomi politikasında önemli bir yetkiye sahip.32 Kuveyt hükümeti, Kuveyt'in Suk el-Manah olarak bilinen gayri resmi borsasındaki çöküş sonucunda milyonlar kaybeden yatırımcıları kurtardı. Irak Baası bile, 1950'lerin sonu ve 1970'lerin başındaki toprak reformlarıyla müsadere edilen toprakları özelleştirerek bağımlı bir tarım burjuvazisinin gelişimini teşvik etmiştir.33 Sonuç olarak, yerel ekonomilerde hükümetin rolünün artması, rejimlere bireylerin bağlılığını kazanma ve gruplarla işbirliği yapma hususunda daha çok imkan, muhalefete kayma ihtimali olanları cezalandırma konusunda ise daha çok araç kazandırmıştır.

Bölgedeki Arap devletleri aynı zamanda, son 40 yılda bürokratik yapılarını daha büyük ve daha karmaşık hale getirdiler.34 Bu olay, 1970'lerdeki petrol patlamasından önceye rastlar. Kuveyt 1962'de bir merkezi planlama kurulu oluşturdu ve birinci beş yıllık kalkınma planı 1967'de uygulamaya kondu. Suudi Arabistan'da Kasım 1962'de Veliaht Prens Faysal tarafından yönetim reformuna ve gelişimine yol açacak çok yönlü bir reform programı açıklandı. Hükümet eğitim, ekonomi ve yapılanma alanında gelişme sözü vermişti. 196O'lı yıllarda dört büyük bakanlık kuruldu (Petrol, Çalışma ve Sosyal İlişkiler, Hac ve Vakıflar ve Enformasyon). Irak'ta bürokratik yapının geliştirilmesi ve eğitimli bir kadro oluşturulması manda yönetimi dönemine kadar geri götürülebilir.

Bütün bunlara rağmen, 1970'lerdeki petrol patlamasıyla birlikte hükümetin hacminde ve yükümlülüklerinde gözle görülür bir büyüme meydana geldi. Bu büyüme yalnızca hükümet bütçelerinin hacminde değil, bürokrasi ve kamu sektörünün büyümesinde de etkisini göstermiştir. Suudi Arabistan'da 1970'li yıllarda yedi bakanlık kurulmuştur (Adalet, Yüksek Öğretim, Sanayi ve Elektrik, Şehir ve Köy İşleri, Planlama, Barınma ve Kamu İşleri ve Posta, Telefon ve Telgraf). Kuveyt'te devlet memurlarının sayısı 1966-1976 yılları arasında 52,000'den 116,000'e çıkarak iki katından fazla bir artış göstermiştir.35 1983'e kadar 144,000'e ulaşarak % 25'lik bir artış daha göstermiştir. Devlet memurlarının sayısı Irak'ta 1964-1977 tarihleri arasında iki katma çıkmış; 1978'de milli işgücü toplamının % 20'si maaşını devletten almaktadır.36

Bürokratik yapıdaki büyümenin devlet-toplum ilişkilerine bazı etkileri vardır. En azından, kazancını devletten elde eden insanların siyasi faaliyetlerini izlemek ve kontrol etmek daha kolaydır. Hükümetin hacminin artması daha fazla vatandaşın devletin bakış açısı içinde kalmasını sağlar. Daha büyük ve daha karmaşık bir bürokrasi; daha fazla insana daha çok ve farklı hizmetler sunulmasını, toplumu daha yakından gözlemeyi ve daha büyük ve karmaşık iç güvenlik birimleri oluşturulmasını mümkün kılmıştır. Bütün bunlardan dolayı, hükümet sektörünün büyümesi toplum üzerindeki kontrolün artmasına, devlet ve toplumu birbirine bağlayan maddi mükafaatların daha çok elde edilmesine yol açar.37 Evet, büyük bürokratik müesseseler inisiyatif yüklenmeyi engelleyebilirler ve bir ekonomiyi bunaltabilirler, fakat aynı zamanda çok etkili sosyal kontrol aracıdırlar da.

Artan petrol gelirleri ve büyüyen devlet aygıtlarının etkisi, devletin topluma nüfuzu ve hakimiyetini gösteren iki önemli istatistik! göstergedeki zaman boyunca oluşan değişikliklerde görülebilir: Devletin toplumdan militer (askeri) ve paramiliter (ordu harici güvenlik gücü) amaçlar için insan gücü sağlayabilme kapasitesi38 ve devlet okullarında kayıtlı okul çağı çocuklarının yüzdesi.39

Irak ve Kuveyt'te 1000 kişiye düşen silahlı asker sayısında Körfez Savaşı öncesinde dahi sürekli bir artış vardır. Ürdün 1970'lerin ortasına kadar önemli artışlar gösterse de sonrasında ani güvenlik tehditleri (1970 iç savaşı, 1973 savaşı)nın azalması ve 1982 sonrasının mali zorlukları yüzünden azalan bir eğim takip ediyor. Ürdün hükümeti kriz durumlarında 1970 ortalarındaki katılım düzeyine muhtemelen çabuk ulaşır, çünkü daha önce bunu başardı. Suudi Arabistan'da rakamlar nisbeten sabit. Bu durum sivil sektörde pek çok ekonomik fırsatların bulunduğu durumlarda askeri donanıma personel bulmada çekilen sıkıntıları gösteriyor.

1950'lerle 1980'ler arasındaki fark çok çarpıcı, bölge devletlerinin eğitim hizmetlerini arttırması ve devletin sınıf ve coğrafi sınırları aşması bunda büyük bir etkendir.

Devletlerin toplumlarını kontrol etme kapasitelerindeki bu artış, rejimler açısından meyvasını 1980'li yıllarda, İran Devrimi hem ideolojik, hem de devrimci İran devleti olarak arzettiği tehditlerle bu devletleri sarstığı sıralarda vermiştir. Irak'ta, devletin silahlı gücünü büyük ölçüde arttırma kabiliyeti, İran'ın askeri tehdidine karşı koyabilme fırsatını vermiştir. Gerçek şu ki askerlerin çoğu devletin gelişkin örgütlenme kabiliyetini gösterecek bir tarzda Şiilerden oluşuyordu. Bu neferlerin Irak devletine ya da Saddam Hüseyin rejimine karşı sadakat hissi taşıyıp taşımadıklarını bilemiyoruz. Bildiğimiz tek şey, devletin yönetim araçlarının onları göreve hazır hale getirmesi, orduya alması ve yoğun baskı ve büyük yenilgiler içinde bile görevde kalmalarını sağlamasıdır.

Rejim acımasız baskı metodları kullanarak muhalefeti yok edememesine rağmen, elde ettiği imkanları meşruiyyetini arttırmak için etkili bir şekilde kullandı. Silahlı güçler genişletilerek İran'dan gelen askeri tehdite karşı konuldu. Bir yandan da görevlilerin takibi, Baas Parti siyasi komiserlerinin birimleriyle beraber yerleştirilmeleri ve Baas Partisi'nin ve/veya Saddam Hüseyin'e kişisel bağlılığı olan kişilerin doğrudan kontrolünde olan alternatif siyasi birimler kurulması yoluyla siyasi tahakküm elde edildi.40 Rejimin en büyük katılım sağlama, sosyal kontrol ve seferberlik oluşturma aracı Baas Partisi'nin safları 1970'lerde büyük ölçüde genişletildi.41 Bu, rejime ülkede geniş bir istihbarat ağı ve insan gücü kaynağı sağlamasına rağmen, Şiiler de dahil daha büyük bir insan kitlesine sosyal devinim olanağı verdi.

Rejim maddi vasıtaları artan gözaltı ve baskıyla birleştirerek Şiilere karşı çok yönlü bir strateji uygulamaya koydu. Şii dini hiyerarşi ve daha önce bağımsız olan dini gelir kaynakları üzerinde kontrol kuruldu. Rejimle işbirliği yapan mollalar kilit noktalara getirildi. Şii bölgelerde devlet harcamaları önemli oranda arttırıldı. Şii bayramları resmi tatil olarak ilan edildi. 1980 yılında % 40'ı Şiilerden oluşan bir Millet Meclisi seçildi.42 Saddam Hüseyin işbirliği yapamadıklarına karşı devletin baskı ve zulüm kapasitesini sonuna kadar kullanmakta tereddüt etmedi. İran Devrimi'nin Irak'taki Şii nüfus arasında başlangıçta oluşturduğu iştiyak, geniş çaplı tutuklamalar, sürgünler ve Ayetullah Muhammed Bakır es-Sadr'ın idamıyla karşılaştı. Daha önce hükümet güçleriyle belli bir düzeye kadar savaşma gücüne sahip olan Kürtler gaz saldırısına ve acımasızca uygulanan zoraki bir iskana tabi tutuldular.

Irak gibi, diğer Körfez Krallıkları da toplumu ve ekonomiyi yönlendirmedeki geniş olanakları sonucu İran kaynaklı tehdide karşı koyabilmişlerdir. Bu ülkelerdeki iç güvenlik birimleri dahili sorunları bastırmada nisbeten daha başarılı olmuşlardır. Kuveyt ve Bahreyn, devrimden kısa bir süre sonra İran'la bağlantıları olan bazı Şii eylemcileri belirleyip sürgüne gönderdi. Bahreyn ve Suudi Arabistan yetkilileri 1981 yılında bir askeri darbe komplosunu ortaya çıkardılar ve Kuveyt'te el-Dava hareketine 1983 Aralığındaki bombalamalara katılan 17 mensubunun tutuklanmasıyla büyük bir darbe indirildi. Suud, Kuveyt ve Bahreyn güçleri zaman zaman başarısızlıklarla karşılaşılmasına rağmen gösterileri kontrol altına alma ve dağıtma konusunda gerektiğinden daha fazla bir başarı elde ettiler.43 İç güvenlik kuruluşlarındaki kayıtlar mükemmel değildi, tabii ki. Kuveyt, terörist saldırılarını veya 1985 yılında Emir'e düzenlenen suikast girişimini engelleyemedi. Suudi Arabistan iç güvenlik kuruluşları Kasım 1979 Kabe baskınından sonra yeniden düzenlendi ve bilgi toplama, denetleme ve anti-terör çalışmaları hızlandırıldı.44 Fakat devrim tehditleri, Körfez Savaşı ve iç siyasi hoşnutsuzluklar Körfez krallıklarını dahili hoşnutsuzluk belirtilerine karşı daha duyarlı olmaya ve eskisinden daha büyük politikalar geliştirmeye şevketti. Körfez İşbirliği Konseyi iç güvelik meselelerinde işbirliğine gidilmesini teşkil etti.45

Körfez krallıkları, bir yandan ellerindeki gücü kullanmaktan çekinmezken diğer yandan siyasî huzursuzlukları yok etmek için imkanlarını akıllıca kullanmaktan geri kalmadılar. Sünni dini teşkilatları destekleyerek, İslami eğitim programlarına ve cami yapımına finans sağlayarak İslami bir meşruiyyet elde etmeye çalıştılar.46 Suudi Arabistan'ın doğusundaki Şii bölgelerde baş gösteren huzursuzlukların ardından, devlet bu bölgelerdeki halkın refahını arttırmak amacıyla düzenlenen projelere muazzam kaynaklar ayırdı.47 Suudi Arabistan ve Kuveyt hükümetleri, petrol fiyatlarındaki düşüşten dolayı oluşan 1982 sonrası bölgesel durgunluğun tesirlerinden (birçok iflas olayına rağmen) toplumlarını korudular. Suudi Arabistan zengin rezervlerini aşağı çekerek, Kuveyt ise çok çeşitli yatırımlarından elde ettiği gelirleri kullanarak, hükümet harcamalarını yukarıda tuttular. Bahreyn bile petrol kaynakları daha az olmasına rağmen hükümet bütçelerinde sosyal hizmetlere büyük kaynaklar ayırmaya devam etti.48

Sivil hizmetlerde biraz kemer sıkılmıştır, ancak Körfez krallıklarında bürokrasiler en son (bazen ilk) yerdir ve toplum kazancını buralardan elde eder. Bakanlıklar aynı zamanda, ilgili oldukları gruplar, kabile ve kan bağıyla bakanlıkların yüksek mevkilerinde bulunan insanlara bağlı bireyler aracılığıyla şikayetlerin devlete iletildiği kanallar haline gelmiştir.49 Siyasi rahatsızlıkların ifade edilebileceği daha resmi kuruluşların bulunmamasına rağmen, bürokrasinin karmaşıklaşması bireylere ve gruplara siyasi sürece katılabilecekleri yeni yollar sağlamıştır. Bürokrasinin bu şekilde siyasileştirilmesi bir kitle yönetim unsuru olarak verimliliğini azaltsa da, bir başka açıdan devlet ve toplumu birbirine bağlama görevini de görüyor.

Karşılaştırmalı Örnekler: Nasırcı Pan-Arabizm ve İran'ın Lübnan Üzerindeki Nüfuzu

1980'lerdeki "İslam dalgası" ulusal sınırları aşan ideolojik baskılar altında bulunan bölgede ilk defa görülmüyordu ve siyasi faaliyetler rejimlerin dengesini sarsmak için güçlü bir devlet tarafından organize ediliyordu. Mısır'daki iktidar tarafından desteklenen Nasıra Pan-Arabizm, 1950'lerin ortalarından 1967'ye kadar yerel elit tabakalar için Humeynici İslam kadar tehdit ediciydi.50 İki dönemin kısa bir karşılaştırması yapıldığında, Körfez Savaşı ve İran Devrimi tarafından oluşturulan baskılara karşı Körfez devletlerinin karşı koyma kabiliyetini açıklarken iç yapısal değişimleri kullanmanın önemli olduğu ortaya çıkar. Çünkü tehdit edilen ülkelerin iç siyasi yapıları 1950'lerde ve 1960'larda, 1980'lerde olduğu kadar güçlü değildi; bu yüzden "Nasırcılığın" iç siyasi yansımaları "Humeynicilik"ten daha fazlaydı.

Ürdün, Irak ve Körfez krallıklarının toplumları üzerindeki hakimiyeti 1950'lerden 1980'lere kadar büyük ölçüde artmıştır. Aynı artış Suriye için de geçerlidir. Bu pek şaşılacak bir durum değildir. 1950'lerde Ürdün ve Suriye sömürgeci yönetimden daha yeni kurtulmuş, bağımsız birer devlet haline gelmişlerdi. Irak 1932'den beri resmi olarak bağımsız olmasına rağmen, İngiltere iç siyaset ve rejimin güvenliği konularında büyük bir role sahiptir. Suudi Arabistan 1950’lerde modern bürokratik devletin alt yapısını daha yeni oluşturuyordu. Kuveyt ise bağımsızlığını 1961'de elde edebilmişti. Hem sivil, hem de askeri kuruluşlar daha emekleme dönemlerini yaşıyordu. Batılı güçlerin Ürdün, Lübnan ve (1958'e kadar) Irak üzerindeki tesirleri, buralardaki devlet kuruluşlarını yozlaştırdı. Böylece, bu devletlerin liderleri pan-Arabizmin kendi vatandaşlarına çekici görünmesini engelleyecek yeterli araca sahip değillerdi.

Nasırcı dönem boyunca devletin zayıflığı sonuçta bir rejim istikrarsızlığını ortaya çıkarmıştır. Sadece Mısır'ın değil diğer Arap devletlerinin kötü niyetli müdahaleleri sonucu, 1950'ler boyunca Suriye siyasetinde görülen tutarsızlık, Suriye'nin egemenliğinin, Birleşik Arap Cumhuriyeti adı altında Suriye'nin elinden 1958'de Mısır'a geçmesiyle doruk noktasına ulaştı51 ve bu hakimiyetin kayboluşu Suriye'yi Birleşik Arap Cumhuriyetinden ayıran 1961 askeri darbesine yol açtı. Ardından 1963, 1966 ve 1970 darbeleri izledi.52 Suriye gibi Ürdün'de de 1954-1956 yılları arasında Bağdat Paktı'na katılmaktan kaynaklanan anlaşmazlığı ayaklanmalar ve sayısız kabine değişiklikleri izledi. Süleyman Nabulsi'nin krallık karşıtı ve pan-Arabist hükümeti Eylül 1956 seçimleriyle kralı zor durumda bıraktı. Ama akabinde, Şubat 1957'de kraliyet kaynaklı bir darbeyle devrildi. Rejimi güçlendirmek maksadıyla Amman'a 1958 Temmuzunda İngiliz paraşütçü birlikleri sevkedildi. Filistinli gerilla grupları üzerinde otorite kurmak istemesi sonucunda, 1970'de krallıkta bir iç savaş patlak verdi.53

Körfez bölgesindeki Arap devletleri bu baskılara karşı bağışıklık taşımıyorlardı. Çok değişken kabineler, büyük çapta huzursuzluk ve sıkıyönetim kanunları, Bağdat Paktı'nın imzalanmasından sözde pan-Arab ve Nasır yanlısı subayların Temmuz 1958'de krallığı devirmesine kadar süren Irak siyasetini karakterize etmektedir. Bu subaylar da, 1963'te Baasçı-Nasırcı bir askeri koalisyon tarafından devrilecek olan Abdulkerim Kasım tarafından iktidardan uzaklaştırıldılar. Baas daha sonra iktidardan uzaklaştırılmaya zorlanmış ve 1968'de bir karşı darbeye maruz kalmıştır.54 Kuzey Yemen'de Nasır yanlısı subaylar 1962'de 1000 yıllık imamet yönetimini devirdiler ve Mısır ordusunun desteğiyle iktidarda kaldılar. Mısır Güney Yemen'deki sömürge karşıtı ayaklanmayı destekledi ve 1967'de Marksist Ulusal Cephe iktidara geldi.55

Yukarıda söylenenlerin yanında Nasırcı tehdit Suudi Kraliyet ailesi içinde de gerilimlere yol açmıştı. Kral Suud iktidarı 1958'de Veliaht Prens Faysal'a devretmek zorunda kaldı. 1960'da yeniden eline geçirip 1962'de tekrar kaybetti. Suud sonunda, 1964'de ailenin toplu kararıyla krallıktan uzaklaştırıldı. Suud ve Talal İbn Abdulaziz liderliğindeki bir grup genç Suudi prensi, 1960'larda Kahire'yi birçok kereler krallıkta bazı değişiklikler yaptırmak amacıyla bir üs olarak kullanmışlardır. 1969 darbe planları askeriyede son anda ortaya çıkarılmıştır.56

Bu devletlerin rejimleri 1980'lerde de benzeri bir tehditle -güçlü bir devlet tarafından desteklenen uluslararası çekici bir ideoloji- karşılaşmalarına rağmen, iç siyasi denge bağlamında sonuç çok farklı olmuştu. Suriye'de Esad, Tahranla yaptığı stratejik işbirliği yoluyla İran'ın düşmanlığını kazanmaktan kaçınmasına rağmen, iyi organize edilmiş bir Sünni muhalefet hareketini gaddarca ve ustaca bastırmıştır. Ürdün krallığı, İran'ın propaganda saldırıları ve yerli İslami muhalefet ile uğraşmasına rağmen istikrarına yönelik ciddi bir tehditle karşılaşmadı. Saddam Hüseyin savaşın ağır sonuçlan ve İran kaynaklı dahili muhalefete rağmen, Bağdat'ta iktidarını hala sürdürüyor. Kuveyt ve Bahreyn'i yöneten aileler iktidarlarını kaybetme konusunda hiç bir belirti taşımıyorlar. Suudi Arabistan'da ise, 1982'de Kral Halid'in ölümünden sonra iktidarın sessizce el değiştirmesi 1950'lerin sonu ve 1960'lann başındaki Suud-Fayaal çatışmasıyla tezat teşkil etmektedir.

Lübnan'ın içinde bulunduğu acı durum, İslam devriminin niçin "ihraç edilebilir" olmadığını açıklamada yerli yapısal faktörleri kullanmanın önemli olduğunu daha iyi pekiştirmektedir. İran Devrimi, Arap dünyasında sadece Lübnan'da bir ideolojik nüfuz temeli oluşturabilmiş ve hatırı sayılır bir taraftar kitlesi elde edebilmiştir.57 Mamafih, Lübnan, Arap devletleri arasında görülen, toplum üzerinde kontrolü arttırma eğiliminin dışındadır. 1970'lere kadar Lübnan'ı bir arada ve işler halde tutan siyasi sözleşme, Lübnan devletinin güçsüz ve toplumun işleyişine uzak kalmasına dayandırılıyordu. Lübnan Devlet Başkanı Fuad Şihab (1958-1964) ve haleflerinin daha güçlü bir devlet kurma gayretleri Lübnanlı hiziplerin baltamaları sonucu boşa çıkarılmış ve Süleyman Frengiye'nin 1970'de devlet başkanlığına seçilmesiyle tamamen terkedilmiştir. İran'ın Lübnan'daki başarıları iç savaşta devlet otoritesinin tamamen kırılması şeklinde ortaya çıkabilmiştir.

Sonuç

Bu makalenin iddiası gayet basittir: Körfez bölgesindeki Arap rejimleri İran Devrimi'nin siyasi ve ideolojik baskılarına karşı koyabilmişlerdir. Çünkü devlet kuruluşlarının boyutunun, gücünün ve çeşitliliğinin artması bu rejimlerin, toplumla daha güçlü bağlar kurmalarına ve toplum üzerindeki hakimiyetlerini artırmalarına sebep olmuştur, Devletin toplum içindeki fonksiyonunun ve hükümetin temsilcileriyle bireyler arasındaki "sürtüşmenin" artması kaçınılmaz olarak daha büyük insan kitlelerini politize eder. Bu insanlar da ya rejime ya da muhalefet hareketlerine destek ve katılım sağlarlar. İran Devrimi bu sürecin açık bir örneğini teşkil etmektedir. Yalnız, sonuçta oluşan hoşnutsuzluk daha çok hizmet, daha geniş temsil veya bir rejim değişikliği talepleri şeklinde yükseldikçe devletin dahili çerçevesinde yoğunlaşır. Devlet, insanların yaşantılarıyla daha çok ilgilendikçe, uluslarüstü ideolojiler ve yabancı liderlere ilgi daha da azalır. Devletin kapasitesi büyüdükçe yabancı müdahalelere karşı koyma kabiliyeti -devlet kontrollü basın, güvenlik birimleri, vaad edilen menfaatler yoluyla- artar.

20. yüzyılın ikinci yansında Orta Doğu'da kısmen petrol zenginliğinin doğurduğu sosyal, ekonomik ve siyasi değişiklikler, toplumun politizasyonu ve devletin kurumsallaşması arasında eşit olmayan ama eş zamanlı bir yarışın başlamasına neden olmuştur.58 Bu yarışın yansımaları olaydan olaya değişmektedir, Ama henüz sona ermemiştir. Bu değişiklikler, bahsedilen devletleri kendi toplumlarına perçinleme ve siyasi gündemi uluslarüstü olanların aksine yerli sorunlar ve yerli aktörler üzerinde yoğunlaştırma işlevi görmüştür. Her şeye rağmen, devrimci İslami ideoloji ve onun İranlı öncüsünün baskılarına karşı koyabilme kabiliyeti, Bağdat, Riyad, Manama ve Kuveyt City'de rejimlerin yerel kaynaklı siyasi değişim taleplerine karşı bağışıklık taşıdıklarını anlamına gelmez.

 

Dipnotlar:

1-Theda Skocpol, bu bağlara yakın zamanlarda dikkat çeken bir araştırmacıdır. Bkz.: Skocpol, States and Social Revolutions (New York: Cambridge University Press, 1979); ve "Social Revoutions and Mass Müitary Mobilizations", World Politics, Cilt 40, No, 2 (Ocak 1988), s. 147-168.

2-Arap devlet sisteminde gelişim konusuna genel bir yaklaşım kısa zaman önce yayınlanan iki eserde ele alınmıştır: Adeed Dawisha ve I. William Zartman (der.), Beyond Coercion: The Durabillty of the Arab State (New York: Croom Helm, 1988); ve Gaasan Salame, (der.), The Foundations of The Arab State, (New York: Croom Helm, 1987).  Özellikle Salame'nin derlediği eserde yer alan, Baghat Korany'nin "Alien and Beseiged Yet Here to Stay: The Contradictions of the Arab Territorial State" başlıklı yazı.

3-Shahram Chubin ve Charles Tripp, Iran and Irak at War, (Boulder, Colorado: Westview Press, 1988), s. 25-27, 54-57; Mecid Hadduri, The Gulf War, (New York: Oxford University Press, 1988), s. 111.

4-Chubin ve Tripp; Iran an lraq, s. 102.

5-Colin Legun ve diğerleri (der.), Middle East Contempnrary Survey, Cilt III (1978-1979), (New York: Holmes ve Meier, 1980), s. 441.

6-R. K. Ramazanı, Revolutionary Iran: Challenge and Response in the Middle East (Baltimore: John Hopkins University Press, 1986), s. 50-51; Hadduri, Gulf War, a. 126-128; Joseph Kostiner, "Shi'i Unrest in the Gulf, Martin Kramer'in derlediği Shi'ism, Resistance and Revolution, (Boulder, Colorado: Westview Press, 1987) içinde, s. 178-180.

7-Ramazani, Revolutionary Iran, s. 53.

8-Şii nüfusun Körfez ülkelerindeki dağılımı için bkz.: James A. Bili, "Resurgent İslam in the Persian Gulf", Foreign Affairs, Cilt 63, No. 1 (Güz 1984), s. 120.

9-Ramazani, Revolutionary Iran, s. 12, 43-45; Kostiner, "Shi'i Unrest..", s. 180-181; Hadduri, Gulf War, s. 126-128.

10-Ramazani, Revolutionary Iran, s. 39-40; Hadduri, GulfVfar, 126-128.

11-Önceki hac olayları hakkında bkz.: Ramazani, Revolutionary Iran, s. 94-96. 1987 yılındaki olaylar için bkz.: Neuı Yok Times, 1 Ağustos 1987 ve 3 Ağustos 1987.

12-Ramazani, Revolutionary Iran, s. 53. Diğer analistler de Körfez ülkelerindeki hem Şii, hem de genel muhalefetin yerli karakterlerine işaret ederler, örneğin bkz.: Kostiner, "Shi'i Unrest..", s. 179; ve Bili, "Resurgent İslam", özellikle s. 108.

13-Fuad Acemi, "Iran: The Impossible Revolution", Foreign Affairs, Cilt 67, No. 2 (Kış 1988/1989), s. 142.

14-Bili, "Resurgent İslam", s. 117.

15-Henry Munson, İslam and Revulotion in the Middle East, (New Haven: Yale University Press, 1988), s. 131.

16-Emmanuel Sivan, "Sünni Radicalism in the Middle East and the Iranian Revolution", International Journal of Middle East Studies, Cilt 21, No. 1 (Şubat 1989), s. 23-25.

17-Ramazani, Revolutionary Iran, s. 20-21, Humeyni'nin ideolojisindeki sirayet edici unsura dikkat çekerek, îslami siyasi birlik ve kimliğin Iran milliyetçiliğinin üzerinde olduğu sonucunu vurgulamaktadır. Buna bir örnek olarak Humeyni'nin vasiyetine bakınız: "Bu noktada şunu söylemek istiyorum ki, benim bu siyasi ve ilahi vasiyetim yalnızca aziz İran milletine değildir. Bilakis tüm müslüman milletlere ve dini ve ırkı ne olursa olsun dünyanın tüm mazlum halklarınadır." Aynı vasiyetin bir başka yerinde: "Benim müslüman milletlere tavsiyem, İslam Cumhuriyeti yönetimini ve mücadeleci İran halkını kendinize örnek almanızdır. Başınızdaki zalim yönetimlere, İran halkının da aynen paylaştığı halklarınızın talepleri karşısında boyun eğecekleri ana kadar mücadele edin." Keyhan International, 24 Haziran 1988, Özel ek, s. II-III.

18-Çubin ve Tripp, Iran and Iraq s. 84, 98-100.

19-Kostiner, "Shi'i Unrest", s. 184-185.

20-Bkz,: Hanna Batatu, "Iraq's Underground Shi'a Movement: Characteristics, Causes and Prospects", Middle East Journal, Cilt 35, No. 4, (Güz 1981), s. 578-594.

21-Haldun Hasan el-Necip de, Körfez Arap devletlerinin toplum üzerindeki artan kontrolü hakkında aynı sonuçlara ulaşmakta fakat, etkilerini vatandaşlar için tümüyle olumsuz olarak görmektedir. el-Muctema ve'd-devle fi'l haliç ve'l cezire el-arabiyye [Arap Yarımadası ve Körfez'de Toplum ve Devlet], (Beyrut: Merkez Dirasetu'l-Vahdeti'l-Arabiyye, 1987), 5-7. bölümler, özellikle s. 143-145.

22-Bill, "Resurgent İslam", s. 122.

23-Martin Kramer, "Introduction", Kramer'in derlediği Shi'ism, Resistance and Revolution içinde, s. 11, 17.

24-Acemi, "Iran", s.  138; Bili, "Resurgent İslam", s. 122.

25-Machiavelli Fransa gibi feodal devletlerin İran ve Osmanlı devletleri gibi üniter devletlerden fethedilmesini daha kolay, fakat yönetilmesi daha zor olduğunu düşünüyordu: "...Çünkü her zaman rahatsızlık içinde olanlar ve yenilik arayışında bulunanlar olacağından, krallığa bağlı bazı baronları elde etti mi buralara girmek kolaydır." The Prince, 4. Bölüm. Albert Hirschman, Nazi Almanyasının nasıl başarılı bir biçimde II. Dünya Savaşı öncesinde Güneydoğu Avrupa devletlerinde önemli ekonomik çıkarlarla güçlü ilişkiler kurmak için ticari bir politika izlediğini anlatır. National Poiver and the Structure of Foreign Trade, (Berkeley: University of California Preas, 1945), özellikle s. 29. James Rosenau, 'nüfuz edici sistem' kavramını kullanarak, yerli müttefiklerle işbirliği içindeki yabancı unsurların, genellikle dış politika kararlarının alınması sürecine doğrudan katıldıklarını ileri sürer. "Pre-Theories and Theories of Foreign Policy", R. Barry Farrell'in derlediği Approaches ta Comparative and International Politics'in İçinde (Evanston, Illionia: Northwestern University Press, 1966), s. 53-65.

26-Peter Katzenstein, "International Relations and Domestic Structers: Foreign Econonıic Relations of Advanced Industrial States", International Organiza-tion, Cilt 30, No. 1, (Kış 1976); Peter Katzenstein, (der.), Betuıeen Power and Plenty: Foreign Economic Policies of Advanced Industrialized States, (Madison: University of Wisconsin Press, 1977), Giriş ve Sonuç bölümleri; Stephen D. Krasner, "Domestic Constraİnts on International Economic Leverage", KJaus Knorr ve Frank N. Trager'in derledikleri Economic Issuett and National Secu-rity (Lawrance, Kansas: Regents Press of Kansas, 1977) adlı kitabın içinde; Stephen D. Krasner, Defending the National Interest, (Princeton: Princeton University Press, 1978).

27-G. John Ikenberry, "Conclusion: An Instjtutional Approach to American Foreign Economic Policy", International Organization, Cilt 42, No. 1, (Kış 1988), s. 226-229 [makalenin yeni baskısı; G. John Ikenberry, David Lake ve Michael Mastanduno'nun derledikleri The State and American Foreign Economic Policy (Ithaca: Cornell University Press, 1988) isimli eserde yer almıştır]; Robert D. Putnam, "Diplomacy and Domestic Politics: The Logic of Two-Level Games", International Organization, Cilt 42, No. 3 (Yaz 1988), s. 431-433, 442-450.

28-Ben, bu delili, Saudi- Yemeni Relations: Domestic Structures and Foreign Influence (New York: Columbia University Press, 1990) isimli eserimde- uluslararası etkide bulunacak güçlerin özel durumlarıyla da alakalandırarak daha bir ayrıntılaştırarak geliştirdim.

29-Orta Doğu'da rantiye devlet olgusunun tartışması için bkz.: H. Beblawi ve G.Luciani'nin derledikleri The Rentier State, (New York: Croom Helm, 1987); Jill Crystal, "Coalitions in Oil Monarchies: Kuwait and Qatar", Comparative Politics, Cilt 21, No. 4, (Haziran 1989), s. 427-444; ve Kiren Aziz Chaudhry, "The Price of Wealth: Business and State in Labor Remittance and Oil Economics", International Organization, Cilt 43, No. 1, (Kış 1989), s. 101-145; el-Nakib, el-Muctema ve'd-Devle... s. 123-132, 143-159.

30-el-Nakib, el-Muçtema ve'd-Devle, s. 123-126.

31-Körfez Arap devletlerinin karşılaştığı tehditlerle doğrudan karşılaşmamasına rağmen şu nedenlerle tablolara Ürdün de eklenmiştir: 1) Bir monarşi olarak, İran'ın suçlamalarına zemin oluşturmaktadır. 2) Iran-Irak Savaşı'nda çok açık olarak Irak'ın yanında yer almakla iran'ın düşmanlığını artırmıştır. 3) 1980'li yıllarda Ürdün'deki İslami hareketler daha açık bir rejim karşıtı tutum takınmışlardır. 4) Petrole sahip olmaya bir ülke olarak, diğer devletlerle ilginç bir karşılaştırmaya imkan vermektedir. Yukarıda tartışılan eğilimlerin diğer devletler kadar Ürdün için de geçerli olması, petrolün tek başına dahili yapısal değişimlerin sorumlusu olmadığını ortaya koymaktadır.

32-Chaudhry, "The Price of VVealth", s.  137-140.

33-Robert Springborg, "Infitah, Agrarian Transformation and Elite Consolidation in Contemporary Iraq", Middle East Journal, Cilt 40, No. 1, (Kış 1986), s. 33-52. Devlet ve bağımlı özel sektör arasındaki bağlar hakkında genel bir tartışma için bkz.; el-Nakib, el-Muçtema ve'd-Devle, s. 149-151, 157-159), ve s. 188-189'daki tablo.

34-Bkz.: Nezih Eyubi, "Arab Bureaucracies: Expanding Size, Channing Roles", Dawisha ve Zartman'ın derledikleri Beyond Coercion içinde, s. 14-34.

35-Richard F. Nyrop, (der.), The Persian Gulf States: Country Studies, (Washington, D.C.: U.S. Government Printing Office, 1985), s. 126.

36-Richard F. Nyrop, (der.), Iraq: Country Study, (Washington, D.C.: U.S. Government Printing Office, 1979), s. 189; Phebe Marr, The Modern History of lrag, (Boulder, Colorado: Westview Press, 1985), s. 273.

37-el-Necip, siyasal özgürlükler açısından etkilerine üzülmekle birlikte, geniş bürokratik mekanizmaların sosyal kontrol üzerindeki etkisini kabul etmektedir. el-Muçtema ve'd-Devle..., s. 152-157:

38-Örnek için bkz.: Youssef Kohen, Brian Brown ve A. F. K. Organski, "The Paradoxical Nature of State-Making: The Violent Creation of Order", American Political Science Reviewt Cilt 75; No. 4, (Aralık 1981), s. 901-910. Charles Tilly derlediği eserinin sonuç bölümünde, toplumdan insani ve mali kaynaklan toplama ve dağıtma yeteneğinin devlet oluşturma olgusunun merkezinde yer aldığını vurgulamaktadır. The Formation of National Statets İn Western Europe, (Princeton: Princeton University Press, 1975).

39-Joel Migdal bu rakamların toplumu devlet kurumları ve otoritesine seferber etmenin kontrolünü sağlamada sürmektedir, Strong Socities and Weak States, (Princeton: Princeton University Press, 1988), s. 286.

40-Chubin ve Tripp, İran and Iraq, s. 19-20.

41-Marr, Iraq, s. 227.

42-Chubin ve Tripp, Iran and Iraq, s. 98-100; Ramazani, Reuolutionary Iran, s. 38-39; Christine Moss Helms, Iraq: Eastern Flank oftheArab World, (Washington, D.C.: Brookings Institution, 1984), s. 101, 187.

43-Kostiner, "Shi'i Unrest", s. 182; Bili, "Resurgent İslam", s. 123.

44-Nadav Safran, Saudi Arabia: The Ceasetess Quest for Security, (Carobridge: Harvard University Press, 1985, s. 438-439.

45-Ramazani, Reuolutionary İslam, s. 11, 128-132. Kuveyt çok yönlü Körfez işbirliği Konseyi anlaşmasının dahili güvenlikle işbirliği maddesini resmen imzalamamıştır; fakat organizasyonun bu alandaki çalışmalarına katılmaktadır, özel Röportaj, Körfez İşbirliği Konseyi Genel Merkezi, Riyad, Ocak 1989.

46-Bili, "Resurgent İslam", s. 111, 116, 123.

47-Kostiner, "Shi'i Unrest", s. 182; Ramazanı, Revolutionary Iran, s. 41.

48-Shireen T. Hunter, "The Gulf Economic Crisİs and ita Social and Political Consequences", Middle East Journal, Cilt 40, No. 4, (Güz 1986), s. 593-613.

49-Ayrıntılandmlmış tartışmalar için bkz.: Chaudhry, "The Price of Wealth" ve Crystal, "Coalitions in Oil Monarchies". el-Nakib, el-Muctema ve'd-Devle, Körfez Arap devletlerindeki devlet-toplum ilişkilerinin analizinde en iyi çerçeveyi korporatizmin sağladığını ileri sürmektedir.

50-Bu karşılaştırma Maridi Nahas'ın mükemmel makalesinde tartışılmıştır: "State Systems and Revolutionary Challenge: Nasser, Khomeini and the Middle East", International Journal of Middle East Studies, Cilt 17, No. 4, (Kasım 1985), s. 507-527.

51-1945-1958 arası dönemde Suriye siyaseti; Patrick Seale'in The Struggle for Syria (yeni baskısı yakınlarda [1987] Yale University Press tarafından yapıldı) isimli klasik çalışmasında başarılı biçimde ele alınmıştır.

52-Suriye politikasının 196O'lı yıllardaki inişleri çıkışları Malcom Kerr'in The Arab Cold War (New York: Oxford University Press, 1971) isimli eserinden takip edilebilir; ayrıca John Devlin'in The Ba'th Party (Stanford: Hoover Institution Press, 1976) adlı çalışmasına da bakılabilir.

53-Bu dönemde Ürdün'ün İç siyasetinin ayrıntıları, George Lenczowski'nin The Middle East in WorldAffairs (4. baskı), (Ithaca: Cornell University Press, 1980) adlı eserinde bulunabilir, s. 476-498; ayrıca bkz.: Kerr, Cold War, s. 7.

54-Bu dönemdeki Irak politikasının ayrıntıları için bkz.:  Marr, Iraq, 4., 6. ve 7. Bölümler; Batatu, The Old Social Classes and Revolutionary Movements in Iraq, (Princeton: Princeton University Press, 1978), 41-58; Lenczowski, Middle East, s. 277-307.

55-Yemen'deki olaylar için bkz: Gause, Saudi-Yemeni Relations, 2. ve 3. bölümler.

56-Bu dönemde Suudi siyasetini ayrıntıları için bkz.: Safran, Saudi Arabia, 4.Bölüm; Lenczowski, Middle East, s. 586-601.

57-İran'ın Lübnan'da yerleşmesinin ayrıntıları için bkz.: Ramazani, Revolutionary Iran, s. 183-187. Acemi, "Iran", Tahran'm Lübnan'la ilişkilerinin en somut göstergesi olarak bu ülkedeki yandaşlarına yıllık 100 milyon dolar verdiğini bildirmektedir (s. 141-142).

58-Bu genel iddia Samuel Huntington'un klasik tezine dayanmaktadır. Political Order and Changing Society, (New Haven: Yale University Press, 1968), özellikle 1. bölüm

Kaynak: Dünya ve İslam Dergisi - Sayı: 14 - Bahar 1993

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları