Düzenin Çirkin Yüzu ve Yeni Maskeler

Haksöz

Düzen çürüyor. Çürümenin boyutlarını tespit için uzun boylu tahlillere gerek yok. Sadece günlük gazete sayfalarında göz gezdirmek bile çürümüşlük olgusunu olanca açıklığıyla görmeye yetebiliyor.

Düzene 70 yıl önce belirlenmiş ilkeleriyle "bir kutsal inek" mantığıyla iman edenler çürümenin bizatihi düzenin gelip dayandığı doğal bir son olduğunu görmeyip, sorunu düzenin kutsallarına iman eksikliğinde arama tavrını öne çıkartarak karşılaşılan bunalımı aşabileceklerini sanıyorlar. Dolayısıyla bu çevrelerin önerdikleri çözümler de soruna ilişkin tespitlerini yansıtıyor: "Daha fazla Atatürk, daha fazla laiklik, daha fazla Ne Mutlu Türküm Diyene!". Ve her türlü tehlikeye karşı biricik teminat: "Ordumuz."

Son yıllarda emperyalist strateji ile uyumlu bir biçimde tüm dünyada sarsıcı rüzgarlara yol açan demokratikleşme, liberalleşme akımları kendine özgü koşulları nedeniyle Türkiye'yi sadece şöyle bir yalayıp geçiyor. Kemalist laik iktidar sahipleri açısından soğuk bir şaka olmaktan fazla bir anlam taşımıyor. Siyasal özgürlüklere yönelik kısıtlamalar, işkenceler, baskılar ve sömürü dolu dizgin devam ediyor.

TC her geçen gün Yekta Güngör Özden, Nusret Demiral ve Doğan Güreş isimleriyle (ve de kimlikleriyle) artan bir biçimde özdeşleşiyor. Adeta bir "Özden/Demiral/Güreş Cumhuriyeti" ile karşı karşıyayız. -Bu sonuncu "şahsiyef'in emekli olması, fiili görevini bırakması çok önemli sayılmamalı. Çünkü aslolan şahsı değil, konumu, dolayısıyla Güreş gitse de, Güreşler eksik olmaz. Üstelik gider ayak "iktidar"a dayattığı program şahsen de etkili olmayı sürdüreceğinin bir göstergesi olarak düşünülmeli.- Özden/Demiral/Güreş Cumhuriyeti düzenin kriz halinin yoğunlaşmasına paralel olarak daha bir belirginleşiyor.

Bu üçlünün oluşturduğu sacayağı asıl iktidarı temsil ediyor. Seçilmişler ise -nasıl ve niçin seçildikleri ayrı bir komedi oluşturmakta- tam bir iktidarsızlık numunesi olarak halkın karşısında acziyetlerini kamufle derdinde. Mevcut hükümet 12 Eylül cunta döneminin göstermelik hükümetlerinden bile daha silik, daha kukla bir niteliğe sahip. Kitle desteğinin gittikçe eriyişi, tükenişi karşısında çaresizlik içinde bocalayan "Çiller hükümeti neredeyse tamamen ordunun vesayeti altına girmiş görünüyor. Özellikle Kürt sorununun TC'yi yüz yüze getirdiği açmaz karşısında, selameti ordunun emrine girmekte gören DYP-SHP koalisyonu ilkesiz, basiretsiz ve çelişik politikalarıyla TC tarihinin en güdük, en kokuşmuş hükümet örneğini oluşturmaya aday. En son geçtiğimiz ay içinde ordudaki terfiler konusunda yaşanan gelişmeler, tam bir menfaat şebekesine dönüşmeye yüz tutmuş koalisyonun bütünüyle militarist gücün vesayetine girdiğini ortaya koyuyor.

Kukla iktidarın iktidarsızlığının belirginleşmesi ile eş zamanlı olarak "asıl iktidar" olgusu netleşiyor. Asıl iktidar, düzenin demirbaş kurumları ve bu kurumları temsil etme konumunda bulunan şahıslarla şekilleniyor. Ordu ile birlikte Anayasa Mahkemesi, DGM gibi düzenin demirbaş kurumlan özellikle bu zamanlarda asıl iktidar mevkileri olarak daha bir göze çarpıyor. Bu noktada Yekta Güngör Özden ve Nusret Demiral gibi şahsiyetler düzenin işleyişine ilişkin olarak öğretici ve önemli örneklikler oluşturuyor.

Adeta "düşmek üzere bulunan bir kaleyi tek başına savunma" ruh halini yansıtan Özden'in uzun bir zamandır taşıdığı etiketin de fevkinde bir politik rol üstlendiği rahatlıkla görülebiliyor. Zaman zaman "yöneticilerin gaflet ve dalaletleri"ne de vurgu yapmaktan geri kalmayan söylemiyle, İmam Hatip okullarından özelleştirme konusuna kadar her konuda yaptığı açıklamalarla resmi ideolojinin en geri, en bağnaz, en şoven yorumunu seslendiren Özden, TC düzenini bihakkın temsil fonksiyonunu icra etmektedir.

Özden ne kadar orijinal, ne kadar nevi şahsına münhasır bir tip olsa da, ne mutlu düzene ki tek başına değil. Bekçilik konusunda kendisiyle rahatlıkla yarışabilecek bir Nusret Demiral var. On yıldır bu ülkede sanığından polisine, gazetecesinden politikacısına kadar Demiral ile ters düşmeyen, Demiral'ı eleştirmeyen kimse kalmadı, ama on yıldır da Demiral'ı kimse bir milim bile yerinden kımıldatamadı. Demiral mıhlanmışcasına oturduğu koltukta tavizsizce işini sürdürüyor. En son olarak, TC'yi uluslararası platformlarda son derece kötü bir pozisyona düşürmesine rağmen DEP'li milletvekilleri'nin yargılanması olayında bildiğini okudu. Sivas davası hakkında hazırladığı iddianame de 163. maddenin kaldırılmasını açıkça eleştirerek adeta "hakimiyeti millet adına üstlendiği" varsayılan meclise haddini bildiriyor.

Yüz yüze geldiği bunalımlar karşısında panikleyen düzen, kurtuluşu, en açık şekilde Özden/Demiral/Güreş saçayağınca temsil edilen resmi ideolojiye çaresizce sarılmada aramakla birlikte, muhtemel risklerin önüne geçmek için de alternatif tedbirleri ihmal etmiyor. Bütün kartları cebinde toplamayı ilke edinen egemenler 70 yıllık geleneğe uygun olarak düzenlerini baskı ve şiddet yoluyla korumayı sürdürür, bu yönde yeni adımlar atarken, bir yandan da alternatif oluşum görüntülerini de ihmal etmiyorlar. Bir müddettir düzeni değiştirme adı altında birtakım "kozmetik değişim" talepleri ile siyaset pazarına sürekli yeni ürünler sürülüyor.

Aydın Menderes balonu patlayınca şimdi Cem Boyner ismi yeni umut olarak şişiriliyor. Liberal ideolojinin bugün en sağdakinden en soldakine kadar bir çok siyasi hareket tarafından bazı nüanslarla genel kabul görmeye başlamış olmasının da verdiği rahatlıkla hareket eden ve medya desteğini de arkasına alan "şişman kediler"in bu eski genel başkanı sadece ve sadece cüretkar üslubu ve enteresan sayılabilecek bir kaç slogan sayesinde yeni umut olarak pazarlanıyor.

Cem Boyner, "bu düzen değişmeli" diyor. İyi de, bu düzenin değişimi düzene göbek bağı ile bağlı oluşumlar tarafından gerçekleşecekse ona değişim denebilir mi? Bugün Boyner tarafından dile getirilen söylemler bir süredir II. Cumhuriyetçi denilen aydınlar, Aydın Menderes, Besim Tibuk, Yusuf Bozkurt Özal gibi politikacılar tarafından ileri sürülen görüşlerle tıpatıp benzeşiyor. Ve tüm bu "orijinallikler"in patenti aslında Turgut Özal'da aranmalı. Söz konusu bu isimlerin hemen hepsi Özal'ın iyi veya kötü birer kopyası durumunda. Bunların dile getirdiği bir çok görüş geçmişte, üstelik çoğu zaman çok daha radikal bir tarzda Özal tarafından gündeme getirilmişti.

Peki "büyük değişimci" Özal'ın döneminde düzene ilişkin neler değişti? Hatırlayalım: İthalat-ihracat yapmak kolaylaştı, ehliyet almak kolaylaştı, bürokratik işleyiş rahatladı vesaire, vesaire. Peki, düzene ilişkin daha köklü anlamda neler değişti? En yalın ifadesiyle düzenin üzerine oturduğu destek ve ilişki ağı daha karmaşık ve daha yaygın bir hale kavuştu. Yani düzen büyüdü ve olgunlaştı. Öyle ki kendisine muhalif oluşumları bile kuşatabilecek, içselleştirebilecek bir yeterliliğe ulaştı.

163. maddenin yerine ikame edilen Terörle Mücadele Kanunu ile 163'ü arar hale gelen Müslümanlar, iktidarın Körfez Savaşı sırasında takındığı emperyalist işbirlikçisi tavrı yüzünden de Kemalist rejimin "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" politikasızlığını arar duruma düştüler. Daha buna benzer bir çok örnekle de görülebileceği şekliyle, değişimci kimlik adına sergilenen uygulamalar sonuç itibariyle düzenin uzun vadeli çıkarlarını gözetir tarzda daha iyi işlemesine, daha rahat hazmedilmesine imkan sağlayacak şekilde "törpülenmesi"nden başka bir şey olmadı.

Dolayısıyla topyekün bir değişim, daha net bir tanımlamayla "devrim"in savunucusu olan müslümanlar olarak, bu köhnemiş, içi geçmiş düzenin değişmesi gerektiğini ileri sürenlere karşı, en az bu düzenin fanatik bağlılarına karşı olduğumuz kadar uyanık olmak zorundayız. Kozmetik çabalarla.düzeni allamak pullamak gayreti içinde olanların, kokuşmuşluğu ancak geçici bir süre için gizleyebilecekleri açıktır. Düzeni değiştirme adına yola çıkanların köklü, bütüncül değişimlerin önüne bir engel olarak dizilmesi ihtimaline karşı hassas olmak gerekmektedir. Özden/Demiral/Güreş sacayağının alternatifi medya destekli liberal değişimciler değildir. Hak ile Batılı birbirine karıştırmama ilkesinden hareket eden müslümanlar için razı olunabilecek tek alternatif, ancak Rabbimizin de razı olacağı tek bir alternatif olan, Hak'kın ikamesi olmalıdır.

Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 41/42 - Ağustos/Eylül 94

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları