Fedaiyan-ı İslam: Fanatizm, Siyaset ve Terör

Fedaiyan-ı İslam: Fanatizm, Siyaset ve Terör
Ferhad Kazemi

Giriş

Safevi Devleti'nin 1501'de doğuşu ile birlikte Şii İslam, İran siyasetinde önemli bir güç olarak ortaya çıktı. Safevilerin yardımı ile Şii ulema, sosyal ve siyasi hayatın her kısmına nüfuz eden etkin bir organizasyon meydana getirdiler. Onaltıncı yüzyıldan beri dini ve siyasi sistemler arasında hat oluşturmayı amaçlayan, kapsamlı bir ilişkiler ağı devam edegeldi. Başlangıçta bu ilişki düzenli olmakla birlikte zaman içinde, dini hiyerarşinin (ulema) hanedana olan tesirlerinin konağını ara sıra zorlayan önemli dini ve siyasal tartışmalar çıkmıştır ortaya. Ulemanın İran hükümdarları ile olan ilişkileri çalışmamızın sahasını aşmaktadır. Bununla birlikte Şii ulemanın Nadir Şah Afşar (1736-1747) döneminde muazzam biçimde gördüğü zarar değinilmesi gereken önemli bir konudur. Nadir Şah planları ve eylemleri ile İran'da Şiiliğin üstünlüğüne meydan okudu ve ulemanın bir kısmının geleneksel imtiyazlarını sınırlandırdı. Ek olarak Şah ve O'nun vekilleri, ulema tarafından yönetilen vakıfların mallarını yağmaladılar. Ağa Muhammed Han Kaçar (1785-1796) bir kez daha İran devletinin Şii özünü vurguladı, bazı ulemanın elinden alınmış güçlerini yeniden iade etti. Hakim monarşiler ve ulema arasındaki bu sağlam, düzenli ilişki Kaçar dönemi boyunca (1785-1925) devam etti. Bununla birlikte Kaçar döneminin sonlarına doğru gerginlikler yavaş yavaş artmaya başladı. Ulema, liberal reformcular ve tüccarların oluşturduğu koalisyonlar çeşitli vesilelerle mutlakiyetçi monarşilere meydan okudular ve önemli imtiyazlar kazandılar.

Rıza Şah 1925 yılında Pehlevi hanedanını kurduğunda, dini hiyerarşi devletin üstün gücüne bağlı olmak zorunda kalmıştı. Ulemanın Rıza Şah'a etkin bir şekilde meydan okuyabilecek yeterliliği yoktu. İkinci Dünya Savaşı’nın başlaması ve Muhammed Rıza Şah'ın 1941 yılında tahta çıkması ile birlikte dini yapı, kaybettiği imtiyazlarını ve siyaset sahasındaki aktif rolünü yeniden kazanmaya muktedir oldu. Bu dönem boyunca çeşitli dini organizasyonlar ve partiler siyaset arenasında göründü ve önemli roller oynadı. Bu organizasyonların hepsi ulema ile bağ kurmuş olmakla beraber teolojik yönelimleri, sosyal temelleri, siyasi güçleri kayda değer şekilde değişiklik arzediyordu. Bununla birlikte dini öğretinin yönetimde söz sahibi olduğu önceki dönemlere benzer şekilde, iki geniş konu, bu örgütlerin aktivitelerini siyasal cepheye aktarmalarına yardımcı olmak üzere birleşti.

Dikkate alman konulardan ilki, Şii dini geleneğinde derin kökleri bulunan hükmetme hakkı ve laik monarşinin meşruiyeti hakkındaki teorik sorular yumağıdır. Siyasi otoritenin meşru icracıları kimler olacaktır -ulema mı yoksa monarşiler mi-? Şii ulemanın İmam rehberliğinde alması gereken görevi nedir? İkinci konu ise esas itibari ile dini ve teorik değildir. Bu konu ekonomik ve sosyal işlerin ifadesi ve sosyal düzeni çevreleyen krizler ile alakalıdır. Geçmişte olduğu gibi toplumsal krizler, ekonomik bozukluklar ve siyasi kargaşa ulemanın teolojik konularda ve siyasi meşruiyet sorunu hakkında güçlü ifadeler ortaya koymalarını sağladı. Sosyal sistemin içine düştüğü kriz, Şii ulemanın dini kaygıları tekrarlaması, yeniden yorumlaması ve yeniden teyit etmesi için önemli bir katalizör olmuştur. Kriz, ayrıca özellikle ekonomik sorunların daha yoğun hissedildiği şehir merkezlerinde toplu seferberlik sürecinin oluşmasına büyük katkıda bulunmuştur.

II. Dünya Savaşı ve onu takip eden yıllar boyunca İran'daki toplumsal kriz zirveye ulaştı. Müttefik kuvvetlerin İran'ı işgali, Rıza Şah'ın tahttan düşürülmesi ve savaşın yol açtığı çöküntü bir araya gelerek, derinleşen bir kriz idraki ile birlikte İran halkının sahip olduğu, İranlılar'ın güçsüz olduğuna dair yaygın endişe, İran petrollerinin İngiltere'den geri alınmaya teşebbüs edilmesiyle kısmen ıslah edilmiştir. Petrolün millileştirilmesi konusu kısa süre içinde, İranlılar'ın farklı öğelerini ortak bir dava ardında birleştiren en güçlü tek kuvvet olarak ortaya çıktı. Liberal milliyetçiler, dini kurum ve çarşı [bazar] esnafından meydana gelen büyük koalisyonun amacı milli petrol isteğini gerçekleştirmekti. Petrolün millileştirilmesini isteyen örgütler arasında Fedaiyan-ı İslam (İslam Fedaileri) olarak bilinen grup da bulunmaktaydı. Fedaiyan'a göre petrolün millileştirilmesi müminlerin kutsal bir göreviydi. Eylem için çağrıları fundamentalist dini bir biçimde ifade ediliyordu, bu ifade biçimi aşırı taktikleri meşrulaştırmış ve onaylamıştır. Böylece şiddet siyaset arenasında yer almıştır. Bu makalemizde Fedaiyan-ı İslam'ın doğuşundan günümüze kadar gelen tarihini, örgütünü, ideolojisini ve sosyal temelini ele almaya çalışacağız.

Kökeni ve Gelişmesi

Fedaiyan-ı İslam 1945 yılında Müçteba Nevvab Safevi tarafından Tahran'da kurulmuştur.1 Nevvab Safevi 1923 yılında, Mirlavhi adıyla bilinen dini bir ailenin çocuğu olarak doğmuştur. Aile adı Nevvab Safevi (Safevilerin Vekili) olarak değiştirildi. Bunun amacı ünlü Şii Safevi hanedanı ile aynı kimliği taşımaktı. Önceden de belirttiğimiz gibi Safeviler onlatıncı yüzyılda Şiiliği İran'ın resmi dini yapmışlardı. Ailesinin çok derin dini bağlılıkları vardı. Hz. Muhammed'in soyundan ve Safevilerin anne tarafından geldiklerini iddia ediyorlardı. Nevvab ilkokula Tahran'da gitti. Babası öldüğünde sekizinci sınıfı tamamlamıştı. Nevvab okulu terketti ve kısa bir süre için Anglo-İran Petrol Şirketi'nde çalıştı. Nevvab meşhur Şii dini merkezi Irak'taki Necef şehrine gitmek üzere işinden ayrıldı. Necef’te bir ilahiyat öğrencisi oldu.2

Nevvab, Necef’te ünlü İranlı aydın ve tarihçi Ahmet Kesrevi'nin çalışmalarından haberdar oldu. Kesrevi'nin kitapları ve makaleleri geleneksel Şiiliğe muhalifti ve dinin, İran toplumunun bir çok hastalığının sorumlusu olduğunu düşünüyordu. Çalışmalarından birinde Kesrevi Şiiliği tarihi olarak ele almış ve gerçeklerin yanlış yorumlanması ve çarpıtılması yoluyla, Şiiliğin İranlıları yanlış yola götürdüğü sonucunu çıkarmıştır:

“Şiilik, akıl ile ters düşmesine ek olarak bu sahada kabul edilemeyecek bir olgudur ve ayrıca (anlamlı) bir hayatın yaşanmasına da engel olmaktadır.

...Bu mezhep, takipçilerinin doğru yoldan çıkmalarına ve (gerçek) dinden uzaklaşmalarına yol açmıştır. Şiiler kendilerini "kurtarıcılar grubu" olarak adlandırırlar ve kendi mezheplerinden başka bir şey de tanımazlar. Ancak gerçek, bu iddia edilenin tam tersidir ve onlar (gerçek) dinin tamamen dışındadır.”3 (Kesrevi, 1945, s. 45).

Nevvab, Kesrevi'nin ulema karşıtı ve muhafazakar olmayan görüşlerinden şaşkın ve kızgın olarak, dini bir kıyafet ile Tahran'a döndü. Bu gezisinde, yazarın, çalışmaları kadar müfsid olup olmadığını keşfetmeyi amaçlıyordu (İbrahamiyan, 1969, s. 134). Nevvab Tahran ziyareti için, Necef’teki Şii ulemadan mali destek ve hayır duaları almıştı. Tahran yolunda Kesrevi karşıtı çeşitli konuşmalar yapmış, Abadan camii ve sokaklarında halka hutbeler vermişti. Nevvab, “Dinsizlerle Mücadele Cemiyeti”nin –Kesrevi’nin görüşlerini kökünden kazımak için kurulmuş bir organizasyon- alimleri ile ilişkiler kurdu. Bu grubun desteği ile çeşitli tartışmalarda Kesrevi'yi hedef alan saldırılarda bulundu. Kesrevi'nin kötülüğünden ve tehlikesinden yana tam olarak ikna olduğunda, Tahran ulemasının tanınan şahsiyetlerinden Hoca Şeyh Muhammed Hasan Talegani'nin tahsis ettiği para ile alınan bir silah ile Kesrevi'ye suikast yapmayı planladı.4 1945 Mayısında ilk suikast teşebbüsü başarısızlıkla sonuçlandı. Yaralanan Kesrevi kızgın saldırganın kendisini takip etmesine rağmen yakındaki bir hastaneye kaldırılmıştı.

Tutuklanan Nevvab, kefalet toplandıktan ve yatırıldıktan sonra kısa sürede serbest bırakıldı. Kısa süre sonra Fedaiyan-ı İslam'ın kurulduğunu ilan eden, Nevvab'ın imzaladığı bir bildiri bütün Tahran'a dağıtıldı. Bildirinin mücadeleci üslubu, Kur'an ayetlerine cömertçe yer verilmiş olması, gelecekteki Fedaiyan yayınları için konuları oluşturuyordu. Bütün dünya müslümanları silkinmeye, canlı olmaya ve haklarını yeniden kazanmaya çağrılıyordu.5

Kesrevi'ye karşı yapılan ikinci suikast daha sistematik planlandı. Mart l946'da Kesrevi ve sekreteri Adalet Bakanlığı binasında Nevvab'ın ilk takipçisi Hüseyin ve Ali Muhammed İmami tarafından öldürüldü, iki saldırgan Allahu Ekber nidaları ile kurbanlarını kanlar içinde bırakmıştı.

Saldırganlar çabucak yakalanıp, tutuklandı. Nevvab ise cezalandırılma tehlikesinden korunmak için önce Meşhed'e, oradan da Necef’e gitti. İmami kardeşlerin mahkemesi havayı iyice gerginleştirdi, sonuç olarak da suçsuz olduklarına hükmedildi. Ulema sınıfının ve çarşı esnafının kayda değer baskısı İmami kardeşlerin özgürlüklerinde geniş pay sahibiydi. Ulema liderlerinden Ayetullah Hac Ağa Hüseyin Rumi'nin yüksek rütbeli hükümet memurları grubuna şöyle bir söz söylediği rivayet edilmektedir: Kesrevi'nin öldürülmesi namaz kılmak gibi zorunlu bir eylemdir ve herhangi bir fetva alınması gerekmemektedir. HZ. Peygambere ve Ehl-i Beyt'e hakaret eden herkesin kanı helaldir.6 Tahran çarşısında hazırlanan bir bildiri, Kesrevi'nin öldürüldüğü günü 'yeni bir İslami bayram günü' ve ‘tarihin şanlı bir günü' olarak isimlendiriyordu.7

Fedaiyan-ı İslam kayıtlarında Kesrevi'nin katli, organizasyonu siyasetin ön saflarına taşıyan önemli bir başlangıç olarak anlatılmaktadır. "Bir yabancı bir yabancıdır" ismi ile Fedaiyan'ın gazetesi, Menşur-i Beradari [Kardeşlik Yayını]'de yayınlanan 'Yabancı Her Zaman Yabancıdır" adlı makalede, Kesrevi'nin ölümü övücü terimlerle ele alınıyordu:

“İlk olarak 1324 (1946)da kıvılcımlanan bu mert gençlik ateşi, İngiliz emperyalistlerinin on büyük aleti, müslümanları hiziplere ayırmayı kendine görev sayan Ahmet Kesrevi'nin hayatına son veren bir yangın olmuştur. Kesrevi'nin beynine sıkılan kurşun İngilizleri bir süre için geri çekilmeye zorlamıştır.”

Nevvab Tahran'a dönünce Ayetullah Ebu'l Kasım Kaşani ile tanıştı ve O'nunla 1946 Ağustosu'ndan 1951 Mayıs'ına kadar devam eden bir ittifak kurdu (Faghforry, 1978, s. 164-203). Kaşani, Temmuz 1946'da hükümet karşıtı eylemlerinden dolayı tutuklandığında, Fedaiyan-ı İslam, Kaşani'nin serbest kalması için yoğun çabalar harcadı. Başbakan Ahmed Kavam'ın 1947'de hükümetten düşmesi ile birlikte, Kaşani hürriyetine kavuştu. Kaşani'nin özgürlüğünü kazanması, Fedaiyan-ı İslam ve Kaşani taraftarlarının önderlik ettiği kamu protestoları ve gösterilerinin başlangıcı için bir işaret oldu. Bu gösteriler Filistin'deki Yahudi terörünün lanetlenmesinden, petrolün millileştirilmesine destek vermeye kadar farklı sahalarda düzenlenen özel bir davalar çeşitliliğini kapsıyordu.

Mayıs 1948'de Filistinli Araplar için düzenlenen büyük bir gösteride Fedaiyan-ı İslam-Kaşani koalisyonu binlerce aktif iştirakçi topladı. Bir grup genç Fedaiyan-ı İslam üyesi, şu sözlerle başlayan bir şiir okudu: “Biz İran'ın gençleriyiz, İslam'ın fedaileriyiz.” Filistin'deki Siyonistler halk tarafından lanetlenmişti ve Filistin'e İslami dava uğruna savaşmaya gitmek üzere gönüllüler toplanmıştı. Beşbin erkek gönüllü olarak imza verdikten sonra Fedaiyan-ı İslam İran hükümetinden gençlerin Filistin'e gitmesine izin verilmesini isteyen bir bildiri yayınladı. Bildirinin bir bölümünde “cesur İslam fedailerinin safkanları müslüman Filistinli kardeşlerine yardım etmek için kaynıyor”9 ifadesi bulunmaktaydı. Hükümetin bu taleplerini kabul etmemesi, Fedaiyan'ın Filistin taraftarlığı şeklinde oluşan aktivite safhasını sona erdirdi.10

Şubat 1949'da Şah Muhammed Rıza Pehlevi'ye suikast girişiminde bulunuldu. Saldırganların bağlantıları konusunda çelişkili haberler vardı. Suikastten, resmi olarak Tudeh (Komünist Parti) sorumlu tutulmuş ve parti kapatılmıştı. Ancak saldırgan, dini bir gazete olan Perçem-i İslam (İslam Sancağı)'a ait bir gazeteci kartına sahipti. Kaşani bir komplodan şüphe edilerek onaltı ay Suriye ve Lübnan'a sürgüne gönderildi. Fedaiyan'da doğrudan suçlanmamak ile beraber, Kaşani ile olan ittifaklarından dolayı şüpheli duruma düştü.

Devam eden aylar içinde Tahran'da şiddet gösterileri ve patlamalar oldu. İştirakçilerin büyük kısmı, Fedaiyan-ı İslam ve Kaşani'nin sancağını taşıyanlardı. Kaşani'nin Nevvab'a yazdığı gizli bir mektup, onaltıncı meclisin belirlendiği seçimlerde. Fedaiyan-ı İslam'ı Kaşani'nin adayları adına daha aktif bir rol oynamak üzere harekete geçirdi. Nevvab'a göre mektupta seçimlere katılmak emrediliyordu ve az bir sayıdaki Milli Cephe lideri de aday olarak ileri sürülüyordu.11

Bu gösterilerde ve seçim propagandalarında Fedaiyan-ı İslam'ın öfkesi, Adalet Bakanı ve eski Başbakan Abdülhüseyin Hazhir'de yoğunlaşmıştı. Hazhir, Kasım 1949'da Sipah Salar Camii'nde, İmami kardeşlerin şöhretsiz bir bireyi olan Hüseyin İmami tarafından öldürülmüştü. Suikastten kısa bir süre sonra, cinayetin övüldüğü ve sorumluluğunun üstlenildiği bir Fedaiyan-ı İslam bildirisi yayınlandı. Suikast muhtemelen, o zaman zarfında sürgünde olmasına rağmen Kaşani'nin tasvibi ile gerçekleştirilmişti. Fedaiyan-ı İslam Hazhir'in suikasti ile alakalı ihtimamlı bir dini mantık ileri sürdü. Örneğin Fedaiyan-ı İslam tarihçisi Muhammed Vahidi, İslami hukuk düzeni içinde cihad'ın iki türü arasında bir ayırım yaptı; Asıl Cihad ve Savunma Cihadı. Asıl cihat ise İslam ordusunun kafir topraklara tarihsel ve temel olarak yayılması ile ilgilidir. Asıl cihad, Gaib İmam'ın yokluğunda asla yerine getirilemez. Savunmacı cihad ise, İslami değerlerin erozyonu ve sosyal düzenin dini temeli ile savaş verdiğinden dolayı, her zaman için zorunlu bir cihattır. Vahidi'ye göre gerçek müslümanlar, kendilerini bu saldırılardan korumalı ve kafirlerin oyuncağı haline gelmiş siyasi liderlerin kökü kazınmalıdır.12 Fedaiyan-ı İslam'ın bakışaçısına göre Hazhir bu tip siyasi lider kalıbına uyan cazip bir örnekti ve ortadan kaldırılmalıydı.

Hazhir'in suikaste kurban gitmesi varolan siyasi kaosu daha da artırdı. Saldırganlar ve bazı muhalif liderler tutuklandı, Tahran'da sıkıyönetim ilan edildi. Bir kaçırma planını içeren İmami'nin kurtarılması için Fedaiyan-ı İslam'ın ortaya koyduğu teşebbüsler boşa çıktı. Kısa tutukluğu boyunca sanık İmami eylemi açıkça kabullendi ve 'idam edilmeye hazırım, şehadeti bekliyorum' diyen bir konuşma yaptı.13 Bir Kasım gününün ilk saatlerinde henüz gün ağarmamışken İmami asıldı ve bir halk mezarlığına gömüldü. Bu hızlı intikam ile birlikte gerilim hiç bir şekilde azalmadı. Kutsal şehir Kum, Fedaiyan-ı İslam'ın ikinci söz sahibi lideri Abdulhüseyin Vahidi'nin aktivitelerinin yol açtığı gerilim sayesinde kaynıyordu.

Sonuç itibarı ile hükümet Kaşani'nin sürgünden sonra dönmesine ve onaltıncı meclisteki yerini almasına müsaade etmek zorunda kaldı. Kaşani bir kahraman gibi karşılandı ve siyasi aktivitelerine yeniden devam edebilmesine izin verildi. 1950'de Kaşani'nin dönüşü ve petrolün millileştirilmesi davası arkasında oluşan halk seferberliği, Fedaiyan-ı İslam’a ajitasyon çevirmesi için çok geniş bir fırsat sağladı. Kaşani- Fedaiyan-ı İslam grubunun görüşüne göre milli petrolün karşısındaki en büyük engel o sıralar İngilizlerle yeni bir petrol anlaşması müzakere eden Başbakan Ali Razmara idi. Anlaşma taslağına parlamento tarafından karşı çıkılmıştı. Bu taslak aynı zamanda halkın hassasiyetine ve duygularına da ters düşüyordu.

Sadık bir Nevvab taraftarı olan Halil Tahmasbi 1951 Martı'nda Başbakan'ı Şah Camii'nde öldürdü. Kaşani'nin Razmara suikasti ile bağlantısı olduğu bilinse de, O'nun hakkında herhangi bir işlem yapılmadı. Bir Fedaiyan-ı İslam risalesi açıkça Tahmasbi'nin 'suçluların en büyüğünü cehenneme yolladığını ileri sürüyordu.14 Risalede suikastçinin üç gün içinde serbest bırakılmaması halinde Şah'ın ve Razmara kabinesindeki diğer bakanların da öldürüleceği tehditi savruluyordu.15 Fedaiyan-ı İslam'ın bildirisindeki üslup Kaşani'yi bile rahatsız etmişti; Kaşani, Nevvab'tan bildiriyi inkar etmesini ve geri çekmesini istedi.16 Tahmasbi, Razmara gibi kişilerin insan hayatım helak eden, çürüten bozukluğun kaynağı olduğunu savunan bir konuşma yaptı. Bu kişiler kanser gibiydiler; vücudun bir organında kök salıp bütün bedene zarar veriyorlardı.17 Cezaevinde bir süre sonra yapılan görüşmede Tahmasbi, Allah rızası için Kur'an ve İslami emirlerin uygulanması için bu eylemi gerçekleştirdiğini savundu.18

Razmara suikastinden on iki gün sonra, Tahran Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Dr. Abdülhamid Banganeh vuruldu. Eylemden Fedaiyan-ı İslam sorumlu tutuldu. Suikastçi Nusretullah Kumi'nin ifadeleri Fedaiyan-ı İslam’ın görüşleri ile benzerlikler arzediyordu: 'Bütün hainler yok edilmelidir. Dr. Zanganeh bir haindir; varlığı ile milletine ve kültürüne zarar vermektedir.'19 Bununla birlikte suikastçının Fedaiyan-ı İslam'dan emir almadığı ortaya çıktı. Muhammed Vahidi'nin beyanlarını da içeren Fedaiyan-ı İslam savunmaları, suikastçı ile aralarında doğrudan bir bağ olmadığını çıkardı.20 Ancak Fedaiyan-ı İslam'ın yarattığı terör atmosferinin muhtemelen en son suikastte rolü oldu. Tartışmalı geçen mahkemeler sonunda Kumi suçlu bulunarak Nisan 1953'te asıldı.

Tahmasbi 1952 Kasımı'nda meclisten çıkan bir tezkere ile serbest bırakıldı, ancak bu tezkere Senato tarafından onaylanmadı. Tezkerede Ali Razmara'nın katili olduğu kanıtlanır kanıtlanmaz yürürlüğe giren kanun temel alınarak Halil Tahmasbi'nin serbest bırakılacağı ve özür dileneceği vurgulanıyordu.21 Özgürlüğünü kazandıktan sonra Tahmasbi derhal Rey’deki kutsal türbeyi ziyarete gitti ve ardından Kaşani'ye olan saygısını göstermeye çalıştı. Ayetullah Tahmasbi'yi kutlayıp, elini Tahmasbi'nin başına koydu ve O'na “İslam'ın evladı” diye hitap etti.22

Razmara suikastının üzerinden çok geçmeden Fedaiyan-ı İslam ve Kaşani arasındaki ilişki soğudu, daha sonra da tamamen koptu. Nisan 1951'de Milli Cephe'nin iktidara gelmesi ve Muhammed Musaddık'ın Başbakan olması ile birlikte Kaşani'nin durumu çok değişti. Fedaiyan-ı İslam'ın icrada etkin bir görev alma talebi artık bir Musaddık taraftarı olan Kaşani tarafından terslenmişti, çünkü Musaddık böyle bir isteği kabul etmeyebilirdi. (Ahavi, 1980, s. 69; Faqhfoory, 1978, s. 194-197). Nevvab açıkça Diyanet işleri Bakanlığı'nda bulunmayı umuyordu.23 Richard Cottam, Fedaiyan-ı İslam ve Kaşani arasındaki kopukluğu ideolojik sebeplerle açıklamaktadır. Cottam Fedaiyan-ı İslam'ın mutlakiyetçiliğinin ve siyaseti tamamen dine bağlamasının, siyasi bir şahsiyet olan Kaşani'yi doğal bir hedef haline getirdiğini ileri sürmektedir (Cottam, 1964, s. 152).24

Haziran 1951'de Nevvab'ın da içinde bulunduğu Fedaiyan-ı İslam'ın önde gelen liderleri tutuklandı. Nevvab, Kaşani ve Milli Cephe'yi tutuklanmalarının sorumlusu olmakla suçlarken, Kaşani ile aralarının da bir daha düzelmeyecek şekilde ayrıldığını ilan etti. Nevvab, Kaşani'nin grubunun ve Milli Cephe'nin Kur'an ilkelerine dayalı bir İslam ülkesi kurmaya söz verdiklerini ileri sürdü. “Ancak görevi geldiklerinde kardeşlerimizi hapse attılar ve gazetelerimizi kapattılar.”25 Hapishaneden şu açıklamayı yapmıştı Nevvab:

“Eğer benim gayretim ve güzide kardeşim Halil'in güçlü kurşunu olmasaydı, ne petrol millileştirilebilirdi, ne de İngilizler kovulabilirdi. Kaşani için unutulmayacak hizmetler verdim. Evinin tozunu bile süpürdüm. Ancak çabalarımın ödülü cezaevine girmek oldu. Her ne zaman olursa olsun cezaevinin kapıları açılacak. Ancak benim kapımı onlar açıncaya kadar buradan çıkmayacağım. Allah'tan tek dileğim göğsümüzde kurşun yarası olmadan canımızı almamasıdır.”26

500 Fedaiyan-ı İslam üyesi Nevvab'ın tutuklanışını protesto eden gürültülü bir gösteri yaptılar ancak bu gösteri Nevvab'ın özgür kalmasını sağlayamadı. Fedaiyan-ı İslam'ın Kaşani ve Musaddık'ı öldürmeyi planladığını açığa çıkaran polis raporları sorunlara tam bir açıklık getirmedi.27 Fedaiyan-ı İslam’ın basına verdiği resmi bir mektupla bu raporları inkar etmesine rağmen, hükümet liderleri ve Fedaiyan-ı İslam arasındaki gerilim şiddetini korudu.28 Keskin ideolojik tezat ve taktiklerdeki farklılık Fedaiyan-ı İslam'ı Milli Cephe'nin laik liderlerinden ayırdı. Bir Fedaiyan-ı İslam üyesinin 1952 Şubatı'nda Dr. Hüseyin Fatemi'ye suikast teşebbüsünde bulunmasıyla bu zıtlık açıkça ortaya çıkmıştı. Fatemi tanınmış bir yayıncı ve Milli Cephe'nin milletvekili idi. Daha sonra Musaddık'ın Dışişleri Bakanı oldu. Suikastte ilk hedefin Musaddık olduğu açıkça ortadaydı. Dolaşan söylentiye göre Fatemi'ye suikast teşebbüsünün bir nedeni, Fatemi'nin gazetesi Bahtar-ı İmruz'da Tahmasbi'nin Razmara'ya karşı yazdığı bildirinin final cümlesi olan “Yaşasın İslam”ı metinden çıkarmış olmasıdır (Ibrahamiyan, 1969, s. 166). Suikastçı onbeş yaşında, küçük bir hırdavat deposunda çalışan Muhammed Mehdi Abdi adındaki bir gençti. Bir Fedaiyan-ı İslam üyesi olalı henüz altı ay olmuştu. Silahının üzerine sloganları kazımıştı: “İslam Düşmanlarına Ölüm”; “İslam'ın kutsal buyrukları derhal uygulanmalıdır”; “Nevvab Saf evi ve Tahmasbi'ye derhal özgürlük”; “Yabancıların elleri kesilsin ve İran'ın düşmanları Rusya, İngiltere ve Amerika kahrolsun.”29 Bununla birlikte Nevvab, Şubat 1953 başına kadar serbest bırakılmamıştı.30

Fedaiyan-ı İslam'ın son terör eylemi Kasım 1955'te gerçekleştirildi. Muzaffer Zülkadir, Başbakan Hüseyin Ala'ya, İran'ı Bağdat Paktı'nda temsil etmek üzere ülkeden ayrılmadan bir süre önce Şah Camii'nde suikast teşebbüsünde bulundu. Ala'nın yaralanmasına rağmen, suikast başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Saldırgan küçük bir dükkan sahibiydi, elbiselerinin altına üzerine kırmızı mürekkeple Kur'an'dan ayetler yazılmış bir kefen giymişti. Resmi sorguda İslami buyruklardan ibaret inancını tekrarladı. Bağdat Paktının, İran gençlerinin ölümüne sebep olan askeri ve savunma ağırlıklı bir pakt olduğunu ve bu nedenle yürüklükten kaldırılması gerektiğini savundu.31

Hükümet derhal Fedaiyan-ı İslam’ın önde gelen liderlerini, taraftarlarını ve Kaşani gibi önceleri yakın ilişkisi olanları içeriye topladı. Fedaiyan-ı İslam'ın sorgulanması esnasında, Razmara suikasti ile ilgili bazı noktalar aydınlığa kavuştu. Bir keresinde Kaşani'nin, Razmara'yı öldürenin Allah katında suçlu sayılmayacağını içeren bir fetva vermesinden dolayı affını dilediği bildirildi.32 Tutuklanan Kaşani ve diğerleri kısa süre sonra serbest bırakıldı. Bununla birlikte Hükümet, Ocak 1956'da Nevvab Safevi'nin de içinde bulunduğu dört Fedaiyan-ı İslam liderini idam etti. Bu idamlarla birlikte Fedaiyan-ı İslam'ın kısa ve şiddet dolu hayatı, şimdilik kapanmış oldu,33 Bu arada Fedaiyan-ı İslam'ın küçük çaplı öğeleri, sınırlı bir ölçüde eylemlerine gizlice devam ettiler. Fedaiyan'ın ismi 1965 Ocakı’ndaki haberlerde yeniden ortaya çıktı. İslami Milletler Partisi [Hizb-i Millal-i İslami] olarak bilinen gizli bir örgütün üyeleri Başbakan Hasan Ali Mansur'u parlamento binasının girişinde öldürdü. Grubun lideri Muhammed Kazım Müsavi Bucnerdi Irak'ta yaşayan bir İranlı'ydı ve önceden Irak'taki el-Dava el-İslam partisine bağlanmıştı. İran hükümetinin raporlarına göre İslami Milletler Partisi, genç üyelerden kurulu küçük grupları ve silahlı savaş yoluyla İslami hakimiyeti yeniden kurmayı amaçlayan fesatçı bir örgüttü. Kuzey Tahran tepelerindeki partinin saklı silahlarının bulunmasından sonra bu eylemlere daha ağırlık verilmişti. Partinin kırkbeş üyesi tutuklandı. Bunların onüç tanesi başbakan suikastine karışmıştı. Sanıkların mahkemeleri süratle icra edildi, askeri mahkeme değişik cezalar içeren hükümler verdi; bu hükümlerden dördü idamdı. Mahkeme esnasında sanıklardan bazılarının Fedaiyan-ı İslam üyeleri oldukları ortaya çıktı, birisi örgütün kasadarı olarak çalışıyordu. Açığa çıkmamakla birlikte Fedaiyan'la diğer başka bağlantıları da olabilirdi. Bununla birlikte her iki örgütte üyelerini esas olarak alt sosyo-ekonomik tabakadan toplamıştı ve her ikisi de İran'da İslami hakimiyet amacı taşıyordu.34

İran Devrimi ile başlayan dönemde Fedaiyan, İslam Devrim mahkemeleri başkadısı ve Ayetullah Ruhullah Humeyni'nin yakın dostu Şeyh Sadık Halhali'nin liderliğinde resmen yeniden canlandırıldı. Yakın zamanda yapılan bir görüşmede Halhali, medresede öğrenci olduğu günlerden beri Fedaiyan'ın bir üyesi olduğunu söyledi. Halhali ayrıca Fedaiyan'ın çalışmalarını artık açıkça yaptığını ifade etti.

“Artık yeraltında çalışmalar düzenlememiz gerekmiyor. Devrim mahkememiz var ve suçluyu çağırabiliriz. Bununla birlikte Fedaiyan'ın çalışmaları İran ile sınırlı kalmayacaktır. Fedaiyan'ın görevi bütün İslam topraklarına yayılacaktır.”35

İran İslam Cumhuriyeti'nin kurulması ile birlikte Fedaiyan'a gün ışığında geniş çaplı örgütlenmesi ve çalışması için büyük fırsatlar verildi. Fedaiyan'ın amaçlarının en azından bazılarının Humeyni'nin kurduğu yönetim sayesinde gerçekleştirilmesi ile birlikte36 Fedaiyan’ın bağımsız varlığı ve hükümet içindeki etkisinin gereksiz olduğu düşünülebilir.

Üyelik, Örgüt ve İdeoloji

Fedaiyan'in üyelerinin sayısı hakkında doğru bir istatistik bulunmamaktadır. Adile Firdevs örgütün üye sayısını Tahran'da 20-25000 arasında, Meşhed başta olmak üzere diğer şehirlerde ise 12-15000 arasında tahmin etmektedir (Firdevs, 1967, s. 40). Yakın zamanda oluşturulan Amerika Birleşik Devletleri hükümetinin Foreign Service Despatch Bölümü, Fedaiyan'ın nispeten daha dar bir kesime hitap ettiğini savunmaktadır.

“Fedaiyan-i İslam ne bir kitle hareketi ne de iyi örgütlenmiş bir yapı olarak düşünülemez. Safevi çeşitli zamanlarda 5.000 üyeleri olduğunu ve 100.000 kişinin de sempatizan ya da takipçi olduğunu ileri sürdü. Fedaiyan'ın geçmişte yaptığı acıkhava mitinglerinde hiç bir zaman bir kaç yüz kişiden fazlası olmadı. Bunlar bile Fedaiyan'a özgü olmaktan çok, Kaşani'nin takipçileri olarak dikkate alınmalıdır. Tutuklanmasından sonra Fedaiyan'ın Safevi'ye bağlı bölümü tutuklu olduğu cezaevinin ününde gösteri yapmak için 100 kişiden fazlasını toplayamıyordu.”37

Bu veriler kaydadeğer tahminler olmakla birlikte, tamamen güvenilir bilgiler olarak kabul edilmemelidir. Bununla birlikte Fedaiyan'ın Tahran ve Meşhed gibi büyük şehir merkezlerinde bile yapısı itibariyle bir kitle örgütünün özelliklerini taşımadığı aşikardı. Ancak II. Dünya Savaşı'ndan beri ortaya çıkan herhangi bir yerdeki diğer terörist örgütlerle karşılaştırıldığında, Fedaiyan'ın toplam üye sayısı hiç de azım sanmayacak bir miktardı. Ayrıca Fedaiyan'ın ve amaçlarının taraftarlarının sayısı çok daha fazlaydı. Kaşani ve diğer ulema unsurlarıyla kurduğu koalisyon, Fedaiyan'ın sayısal gücünden daha da kudretli bir görünüm kazanmasını sağladı. Fedaiyan üyeliği hemen hemen cahil, yarı okumuş, alt veya alt-orta sınıf çarşı gençliğine münhasırdı. Örneğin Fedaiyan'ın 1952 yılında herhangi bir eyleme katılmış yirmi dokuz üyesinin ortalama yaşı 24 idi ve hepsi de düşük statüsü olan işlerde çalışıyordu (İbrahamiyan, 1969, s. 136).38 Bundan başka üç Fedaiyan suikastçinin de marangozluk, küçük depo işçisi ve küçük bir dükkan sahibi olmak gibi düşük statülü işlerde çalıştığı biliniyordu.

Nevvab Safevi Fedaiyan örgütünün anahtar şahsiyetiydi. O'nun örgütte zirvede yer alması, istisnasız bütün takipçileri tarafından kabul görmüştü. Üst liderler halkasını (Nevvab'a ek olarak) Vahidi kardeşlerde içermektedir. Bu iki kardeş dini kökenli bir aileden geliyordu ve bir alim olan babaları, Şeyh Fazlullah Nuri'nin yirminci yüzyılın başından beri ortaya koyduğu anti-parlamenter tavrın sadık bir destekçisi olmuştu.39 Vahidi kardeşler örgüt yetenekleri ve Fedaiyan'a kazandırdıkları entellektüel katkı sebebi ile büyük önem taşıyorlardı. Ancak ikisi de hiç bir şekilde Nevvab'a eş olamamıştır. Vahidi kardeşler ve Nevvab arasında dahili bir ihtilaf oluştuğunda ve Vahidi kardeşler geçici olarak örgütten ayrıldıklarında bile, Nevvab'ın liderliğini açıkça kabul ettiklerini ve Nevvab'sız hiç bir önemleri olmadığını ilan etmişlerdir.40 Çok yoğun kişisel ilişki, Fedaiyan bireylerinin birbiri ile etkileşimini karakterize etti. Bu bireyler cemaatlarını sadık İslam savaşçılarının gerçek bir 'kardeşlik cemiyet'i olarak kabul ettiler.

Nevvab sadık takipçiler yaratmak ve üyeler toplamak için kişisel yeteneğini sonuna kadar kullandı. Mahkemesinden önce sorgulaması boyunca, Nevvab dağların efsanevi adamı Hasan Sabbah'ın öğreti metoduna duyduğu hayranlığı ifade etti, kendisinin de bazı olağandışı ve insanüstü niteliklerinin olduğunu savundu.41 Başbakan Ala'ya suikast düzenleyen saldırgan, suikastten önce Nevvab ile yaptıkları oturumu şöyle anlatmıştır:

“Silahı bana vermeden bir kaç saat önce... Nevvab bana içinde yuvarlanmış kağıt parçaları olan bir tas su verdi. Bunun bir tılsım olduğunu söyledi. Bu suyu içtikten sonra hiç kimse sana zarar veremeyecek ve sen herkesi kontrolün altına alacaksın.”42 [Bu iddiaların, Şahlık rejiminin sözcüsü olma durumundaki Ittilaat gazetesine dayandırıldığı gözönüne alındığında, Yazar'ın Nevvab Safevi hakkında bu söylediklerine kuşkuyla yaklaşmak gerekir. (ç. n.)]

Ayrıca örgüt elemanları benzer kürk şapkalar giyen güvenlik muhafızlarına sahipti.43 Görünen o ki güvenlik muhafızları içinde yeralan elemanlar silahlı eğitimden geçiyorlardı. Eğitim ve uygulamalar terkedilmiş ıssız bölgelerde ve Tahran'ın dış mahallelerinde yapılıyordu.

Birkaç tanınmış Tahranlı tüccar, Fedaiyan'a kaydadeğer mali destekte bulunuyordu. Yardımın miktarının yıllık 600.000 Riyal civarında olduğu iddia edilmiştir. Buna ek olarak Fedaiyan zekat toplayarak, çarşının zengin tüccarlarını tehdit ederek çeşitli kişilerden para topluyordu. Nakit para gerektiğinde Nevvab el yazısıyla yazdığı mesajı mali desteğe ihtiyaç duyulduğunu belirterek gönderiyordu. Böyle bir mektupta Nevvab; Kur'an'a uyarak böyle bir mektup yazdığını çünkü İslam için para gerektiğini, megafonlar, bir araba ve bildirilerin bastırılıp dağıtılması için paraya ihtiyaçları olduğunu vurgulamıştır. "Elçiye cömert cevabınızı veriniz."44

Ayrıca Fedaiyan'ın Türkiye, Irak ve Mısır'da benzer kardeş gruplarla bağları olduğunu ileri süren savlar vardı. 1955 yılında İran hükümetinin yayınladığı bir bildiride Fedaiyan, Tudeh'in askeri kanadı ile ilişki kurmakla suçlanıyordu; hatta Nevvab ve onbeş Fedaiyan teröristinin Tudeh askeri elemanlarından askeri eğitim aldıkları ileri sürülüyordu. Nevvab bir görüşmede kendisinin bir komünist olmamasına rağmen İranlı komünistler üzerinde Stalin'den daha büyük etki bıraktığım iddia etmişti.45 Fedaiyan ve Mısır'daki Müslüman Kardeşler arasında resmi bir bağ olduğu şüphelidir. Irak'la bağlantıları ise muhtemelen bir kaç İranlı sempatizan ve ikamet eden Fedaiyan üyelerinden ibaretti.46 Tudeh askeri elemanlarının bir kaç Fedaiyan'a silahlı eğitim vermeleri mümkündür, ancak bu iki örgüt ideolojilerinde taban tabana zıttılar ve daha ileri seviyeli bir örgütsel birliktelik ve ortak eylemin olması ihtimal bile kabul etmez. Tudeh askeri hareketinin amacı komünist bir rejim gerçekleştirmek olup, İslam devleti ile hiç bir alakası yoktur. Fedaiyan ve Tudeh arasında var olan herhangi bir işbirliğinin tek açıklaması bunun bir teknik olduğudur. Çünkü her iki örgüt de Batı karşıtı tavır ve Pehlevi hanedanı muhalifi olma hususunda aynı çizgide birleşiyorlardı. Tudeh'in marksist kavramları ve diyalektik materyalizmin ise, Fedaiyan'ın inanç sisteminde hiç bir yeri yoktur.47

Fedaiyan mesajını çeşitli risale, bildiri ve haftalık gazeteleri Menşur-i Baradari'yi yayınlayarak yaymaya çalıştı. Bu konuda önemli bir olay 1950'de Rahnama-yı Hakayık (Gerçeklik Rehberi) adlı ideoloji kitaplarını yayınlamalarıdır.46 Kitabın içerdiği fikirler, Şii İslam düzenine göre İran'ın yeniden yapılanmasında, Fedaiyan'ın tavırlarının belirlenmesine temel teşkil etti.

Fedaiyan'ın ideolojisi, İran milliyetçiliği öğeleri ile Şia mezhebine ait dini inanç ve gayreti bir araya getirmiştir. Fedaiyan "Farsça'yı sadeleştirmeye" çalıştı ve İranlı-Şii topraklarını biraraya getirerek İslami bir hükümet kurmayı amaç edindi (Binder, 1962, s. 82; Firdevs, 1967, s. 51).49 Fedaiyan laik hükümeti gasıp bir iktidar olarak niteledi ve itaat edilecek tek otoritenin bir halife ya da bir imamın önderliğinde teokratik bir Şii liderliği olabileceği görüşünü savundu.

Nikki Keddie ve A. H. Zarrinkub'un (1965) ileri sürdüğü gibi Fedaiyan'ın;

“Amaçları Şeriatın tam uygulanmasını ve dinsizliğin sona erdirilmesini içeriyordu. Fundamentalizmi şiddetli yabancı düşmanlığı ile birleştirdiler ve yabancılara ve dış bağlantıları bulunan politikacılara yapılan saldırıları bir Daru'l-İslam savunması olarak dikkate aldılar. Fedaiyan 'yabancıların' hükümetinin gayri meşru olduğunu bildirdi ve bu gibi kişileri kanlan akması gereken casuslar olarak adlandırdı.”50

İdeolojik kitaplarında Fedaiyan, mevcut İran hükümetinin anayasaya aykırı olduğunu iddia ediyor ve hain, gasıp... İslam düşmanlarından ibaret olduğunu ileri sürüyordu.51 Bu kitap monarşiye karşı bazı belirsizlikler gösterir. Kitap Şah'ı ve hanedanını çok ağır terimlerle suçlamakla birlikte, İslam kurallarına uyan ve İslami bir düzen vadeden bir monarşiye tolerans tanınabileceğini ima eder. Şah'ın görevlerinin ele alındığı bir bölümde, Şah'ın Şia mezhebinin ilkelerini ve kurallarını rehber edinmesi ve ilk imam Ali'yi kendine örnek olarak seçmesi gerektiği söylenmektedir. Ayrıca kutsal türbelere ve yerlere zekatı ödemek, cemaat namazlarına katılmak ve dini vakıfları denetlemek Şah'a atfedilmiş özel dini görevlerdi. Bölümün final cümlesi şuydu: “Eğer hükmeden görevlerini ve sorumluluklarını sürekli olarak... dinin emrettiği şekilde kontrol ederse o zaman Şah olmayı hak eder.”52

Fedaiyan, İran Parlamentosunu tartışırken şu fikri savunuyordu: Meclisten geçen İslami ilkelere ters düşen her kanun kaldırılmalıdır. Milletvekilleri,

“Ülke için kurallar ve kanunlar yapmamalıdır, çünkü kanun yapmak sadece Allah'a mahsustur. Yetersiz ve iradesiz kafalara dayanan, İslam hukuku ve ilkelerine ters düşen bütün kurallar ve kanunlar kanunsuz ve kabul edilemezdir. İran resmi olarak bir müslüman toprağıdır ve toplumu düzenleyen kurallar tamamen Caferi mezhebine dayanmalıdır.”53

Fedaiyan'ın sosyal ve ekonomik görüşleri geleneksel ve aynı zamanda çok şaşırtıcı derecede basittir. Bir kadının toplumdaki en uygun yerinin "evin düzenleyicisi, iyi bir anne ve eş olarak kocasının yanında yer almak” olduğuna inanırlar.54 Kadın haklan kavramı ile alay ederler ve fuhşun ortadan kaldırılması için muta'yı savunurlar.55

Milli ekonominin çalışmasını, bir bakkal dükkanının işletilmesi ile karşılaştırırlar ve bir bakkalın ekonomi veya maliye bakanlığı için en iyi seçim olacağını düşünürler: 'Eğer dindar bir bakkal, kafir bir maliye bakanının yerine geçerse bu görevi daha layıkıyla yerine getirecektir; ekonomiyi, ekonomi alanında uzman olduğunu iddia eden dünyanın herhangi yerindeki yetkin maliye bakanından çok daha iyi yönetip geliştirecektir.'56 Ayrıca enflasyonun düşürülmesi, İslam ilkelerine göre düzenlenmiş vergilendirme konularında spesifik öneriler getirmişlerdir.57

Fedaiyan, anlaşmazlıklara İslam hukukuna göre hüküm verilmesi, suçlulara katı dini cezaların uygulanması için Adalet Bakanlığı kurulmasını önermiştir. Bu nedenle hırsızların elinin kesilmesi, zanilerin halk önünde kırbaçlanması öngörülmüştür.58 Fedaiyan'ın militarist yönü de gözden kaçmamaktadır. Fedaiyan askeri eğitim ve savaş tekniklerinin, düzenli bir eğitim programının, fiziki eğitimi içeren bir parçası olarak okullarda öğrenilmesinde ısrar etmiştir.59 'Kur'an'ın askeri ilkelerinin' bütün askeri eğitimlere bir temel olması gerektiğine inanırlar.60 Bu, kafirlere ve İslam düşmanlarına karşı kutsal savaş fikrini de içermektedir.

Sonuç

Fedaiyan asla bir kitle örgütü olamadığı gibi halkın tüm kesitlerini de cezbedemedi. Mali kaynaklan, örgütü ve çeşitli kollarını yaymak için çok sınırlıydı. Siyasal önemleri, başarılı terörist eylemlerden ve İran'ın II. Dünya Savaşı sonrası içine düştüğü genel ekonomik ve sosyal durumdan kaynaklanıyordu. Ulema ile gerçekleştirdiği ittifak, Fedaiyan'ın hem mali kaynağının, hem üyesinin, hem de siyasal arenadaki öneminin artmasına yardımcı olmuştu. Ancak bu sefer de yeni üyelerini ve tercih safhasında olan kişileri sözü kabul gören mollalarla paylaşmak zorunda kaldılar. Ayetullah Kaşani ile yollarının ayrılması Fedaiyan'ın gidişatı için çok pahalıya mal olacak bir handikaptı. Fedaiyan'ın sadece çarşıda alt ve alt-orta sınıf tabakalarda taraftar buluyor olmasına karşın Mısır'daki İhvan-ı Muslimin’in toplumun çok geniş kesimlerine yayılmış olması bu iki örgüt arasında keskin bir tezatı ortaya çıkarıyordu. Her iki örgüt arasında taktik alanda, terörizmin kullanılmasında, İslami bir düzenin amaçlanmasında, şehirde taraftar bulmada ve Batı karşıtı yönelimlerde büyük benzerlikler bulunmasına rağmen, iki grubun örgütleri veya programı yakından incelendiğinde bu benzerlik sabun köpüğü gibi yok olur (Mitchell, 1969, özellikle bkz.: s. 234-141, 254-259, 264-267, 281, 328-331). İhvan şubeleri, idari büroları, kolları ve komiteleri ile işçi, köylü ve öğrencinin sorunları ile ilgilenen aynı zamanda mali, hukuki ve siyasi sorunlara da alternatif çözümler arayan çok geniş bir örgüte sahipti. Fedaiyan bu tür bir örgütsel aygıtı iddia edemez. Fedaiyan sempatizanları aynı zamanda siyasi olarak aktif olan ulema tarafından temsil edilirken, İhvan taraftarlarına karşı kendisini doğrudan ve etkili olarak temsil ediyordu, yani otoritesini başka bir kaynakla paylaşmıyordu.

İhvan'ın İslam hukukunu temel olarak hazırladığı siyasal örgüt programı daha kapsamlı ve sofistike idi. Bu programda hükümet beş farklı icra sahasına ayrılıyordu; idari, adli, mali, yasama ve 'kontrol ve reform' (Mitchell, 1969, s. 248). Buna ek olarak düşünce özgürlüğü, ibadet özgürlüğü ve mülkiyet özgürlüğü gibi bazı temel ilkeler İslam'ın bildirdiği doğrultuda belirlenmiştir (Mitchell, 1969, s. 249). İhvan ayrıca sosyal bir anlaşmanın ve halkın temsilcileri ile müzakerenin öneminin farkındaydı (Mitchell, 1969, s. 247-248). Fedaiyan'ın programı siyasal örgüt için detaylı olmakla birlikte, varolan bakanlıkları genel terimlerle yeniden örgütlemekten öteye gitmeyen bir basitlikteydi. Önerilen yeni örgütleri daha geniş siyaset ilkeleri ve siyasal birlik içinde gösteren hiç bir gerçek teşebbüs yoktu. Bundan öteye, monarşi ve meclis tartışmalarında bir çok belirsizlik mevcuttu.

İhvan'ın sosyal ve ekonomik örgütlenmede getirdiği teklifler daha teferruatlı ve bütüncüldü. Özel mülkiyet hakkının olması konusunda hemfikirdiler, ancak servetin özel dağılımının ölçüsünün belirlenmesinde, tekeli yasaklayan ve malın bir kısmını zekat şeklinde bazı tedbirler alarak özel mülkiyeti belli kesimin elinde dolaşmayan bir meta kılmaya çalıştılar (Mitchell, 1969, s. 253). Fedaiyan'ın ekonomik programı da (zekat) ve özel mülkiyet haklarını vurguluyordu, ancak bu programda da pazar işleyişi ve mali yönetime ilişkin basit analizlerle bağ kurulmuştu. Kadın hakları konusunda İhvan, Fedaiyan'dan bir adım önde idi. ihvan en azından gelecekte kadınlara eşit siyasal haklar verilmesini gözönünde tutuyordu ve kadınların hukuk, tıp veya diğer iş sahalarında çalışmalarına daha toleranslı yaklaşıyordu.

Bununla birlikte temelde hem Fedaiyan, hem de ihvan ortak taleplere sahiptiler. Her ikisi de ülkelerinin sosyal yapısını rahatsız eden ekonomik, siyasal ve kültürel değişikliklere katı birer tepki olarak ortaya çıktılar. Fedaiyan ve İhvan, II. Dünya Savaşı'nın sebep olduğu ekonomik rahatsızlıklara ve topraklarındaki 'kafir' gücün ezici varlığına karşı bir cevaptı. Vatandaşlık haklarını kaybetmiş kitlelerde bir çok kişi için bu örgütlerin reaksiyonlarını, kırgınlık hislerini ve İslam'ın 'Altın Çağına' geri dönme arzularını paylaşıyordu, İslam'ın altın çağında bu kadar karmaşık sorunlar yoktu ve bireylerin durumları sosyal düzen içinde açıkça belirlenmişti. Fedaiyan ve İhvan'ın kendine özgü tavırlarını diğerlerinden ayıran onların şümullü dini karakteri, tolerans taşımaması ve sık sık şiddet eylemlerine başvurmalarıdır.61

Çev.; Haluk Ersoy

 

Dipnotlar:

1- Fedaiyan'ın tam kuruluş tarihî konusunda görüş birliği yoktur. Firdevs kuruluş tarihini 1945 olarak belirtirken, İbrahamiyan ve son zamanlarda oluşturulan Birleşik Devletler Devlet Bakanlığı'nın Foreign Service Deapatch bölümü bu tarihin 1946 olduğuna inanmaktadır. Koddie ve Zarrinkub Fedaiyan aktivitelerinin başlangıç yılı olarak 1943'ü verirler. İran hükümetinin, Fedaiyan'ın mahkemeleri sırasında yayınladığı raporlarda verilen 1945 tarihi doğru gibi gözükmektedir. Ayrıca 1979'da yeniden basılan Fedaiyan'ın ideoloji kitabı Rahnama-yı Hakayık'ın girişinde, kuruluş tarihi olarak yine 1324/1945 verilmektedir. Son olarak Muhammed Vahidi'nin, Fedaiyan'ın tarihi üzerine yazdığı ve Hvahdani-ha'da yayınlanan makaleleri, ilk bildiri Mart 1946da yayınlanmakla beraber 1945 yılının Fedaiyan'ın kuruluş yılı olduğunu teyit eder (Firdevs, 1967, s. 26; İbrahimyan, 1969, s. 134; Keddie ve Zarrinkub, 1965, s. 882). ABD Devlet Bakanlığı Foreign Service Despatch, Tahran'dan Washington'a, No: 20, 7 Temmuz 1951, s. 1. İttilaat, 27 Aralık 1955, s. 4; M. Vahidi, Haterat-e Fedaiyan-e İslam ez Havades-e Çand Sel-e Ahir, Hvandani-ha, Mchr4, 1333, s. 14.

2- Nevvab Safevi hakkında daha geniş bilgi için Firdevs, s. 33; İttilaat, 27 ve 31 Aralık 1955 ve Hvandani-hadaki Vahidi'nin makalelerine bakılabilir.

3- Kesrevi ayrıca Safevi hanedanının soyunu Peygamber'e dayandırmasının bir sahtekarlık olduğunu yazmıştı. Nevvab, Kesrevi'nin hareketlerinden kızgınlık duymuştu ve Kesrevi'yi katletmek için daha hassas bir plan hazırladı. Bkz.: İbrahimyan,1980.

4- Vahidi, Hvandani-ha, 1 Mehr 1334, s. 13, 24.

5- Hvandani-ha'daki metine bkz.: 6 Mehr 1334, s. 14, 35.

6- Vahidi, Hvandani-ha, 6 Mehr 1334, s. 35.

7- A. g. e., s. 34. Aynı zamanda bkz.: Şerif Razi, 1979: s. 279-286 ve V. Razi, 1980 Fadaiyan-e İslam, Rahai (9 Bahman 1959), s. 10-12.

8- Mensur-e Baradari, 5 Urdibeheşt 1332, s. 2.

9- Vahidi, Hvandani-ha, 5 Behman 1334, s. 10.

10- Filistin sorunu hakkında sonradan da gösteriler yapıldı. Örneğin 1949'da Tahran'da Iraklı Yahudilerin Filistin'e göç etmelerini protesto eden gösteriler yapıldı.

11- 'Parvandeh-ye Mahramaneh-y Bazcu'iha-yeNeuvab-e-Safevi Faş Mişavad', 5 Behman 1334, s. 10.

12- Vahidi, Hvandani-ha, 24 Mehr 1334, s. 15-16 ve 2 Aban 1334, s. 31.

13- Vahidi, Hvandani-ha, 27 Mehr 1334, s. 9.

14- New York Times, 10 Mart 1951.

15- Bkz.: İttilaat, 11 Mart 1951.

16- Vahidi, Hvandani-ha, 16 Aban 1334, s. 18.

17- 'Çira Razmara ra Koştam, Taraqqi, 14 Mordad 1330, s. 3.

18- Taraqqi, 28 Mordad 1330, s. 1.

19- New York Times, 20 Mart 1951, s. 3. Asiya-ye Cavan, 13 Şehrivar 1330, s. 11.

20- Vahidi, Hvandani-ha, 18 Aban 1334, s. 16.

21- Taraqq i 'deki metin, 13 Mordad 1330, s. 1.

22- Asiya-ye Cavan, 28 Aban 1331, s. 12.

23- İttilaat, 13 Ocak 1956, s. 8.

24- Cottam ayrıca, kişisel çıkarcılığı savunan kişilerin, bu ayrılığın Fedaiyan'ın desteği karşılığında, Kaşani'nin maddi yardımı vermeyi reddetmesinden kaynaklandığını düşündüklerini ileri sürmektedir.

25- New York Times, 13 Mayıs 1951, s. 3.

26- Asiya-ye Cavan, 28 Aban 1331, s. 12.

27- Bkz.: New York Times, 6 Temmuz 1951, s. 6 ve 21 Nisan 1951, s. 9.

28- Taraqqi, Hordad 20, 1330, s. 7. Aynı zamanda bkz.: Taraqqi, 31 Tir 1330, s. 5.

29- Asiya-ye Cavan, Behmen 30, 1330, s. 12 ve İttilaat, 16 Şubat 1952, s. 7. Aynı zamanda Fedaiyan'ın Musaddık karşıtı bildirileri için bkz.: İttilaat, 1 Nisan 1952, s. 8.

30- Nevvab'ın serbest bırakılmasından önce Fedaiyan'ın Kum'da yaptığı eylemlerle ilgili detaylı bilgi için bkz.: Taraqqi, 22 Day 1331, s. 2-4, 23.

31- Bkz.: İttilaat, 22 Day 1331, s. 2-4, 23.

32- İttilaat, 22 Ocak 1956.

33- Fedaiyan'ın iki numaralı adamı ve önde gelen entellektüellerinden Abdulhüseyin Vahidi, Ahvaz'dan Tahran'a giderken tutuklandıktan sonra, polisin elinden kaçmaya çalışırken Kasım 1955'te öldürüldü.

34- İslam Milletleri Partisi'nin Mansur suikasti ile ilişkisinden dolayı tutuklananlar arasında İslam Cumhuriyeti'nde bir meclis üyesi ve bir dönemin başkanlık namzeti olarak saygın bir şahsiyet sayılan Habibullah Asgar Evladı de vardı. Evladi'nin ayrıca Hizbullah'da anahtar bir görev aldığı iddia edilmektedir. Çerihaye Fadai-ye Halq-e İran'da anahtar bir şahsiyet olan Bican Cazani de Mansur suikasti ile Fedaiyan arasında bir bağ kurmaktadır. Hizb-i Milal-i İslami'yi anlatırken Fedaiyan'dan farklı bir örgüt tasvir eder (Cazani, 1978-9, s. 63, 193-198).

35- Umid-e İran, Yeni Seriler, 4 Tir 1358, s. 22. Fedaiyan üyeleri, Mayıs 1980'de Başkadı Halhali'nin emri ile yirmi yıl önce İran'ın kurucusu Rıza Şah Pehlevi hanedanı şerefine inşa edilen mermer mozaleyi yıkarak uluslararası kötü bir şöhret kazandılar.

36- Ercümend'in eserinin 10. bölümüne bakınız.

37- US Department of State, Foreign Service Despatch, No 20, s. 4.

38- Bkz.: Ercümend'in kitabının 10. bölümü.

39- Onbeşinin mesleği gazetelerde yazılmıştı. Bunlar; iki tekstil terzisi, bir ilahiyat Öğrencisi, bir işportacı, bir vaiz, bir kuru temizlemeci, bir marangoz, bir mimar, bir dokumacı, bir kumaşçı çırağı, bir hakkak, bir seyyar satıcı, bir bakkal, bir makine sahibi ve bir bisiklet tamircisi (İbrahimyan, 1969, s. 136).

40- Metin için bkz.: İttilaat, 13 Mayıs 1953.

41- İttilaat, 1 Aralık 1955, s. 14.

42- İttilaat, 13 Aralık 1955, s. 1.

43- Taraqqi, 20 Eehmen 1331, s. 22.

44- İttilaat, 27 Aralık 1955, s. 16; 13 Ocak 1956, s. 14; 14 Aralık 1955, s. 14. Aynı zamanda bkz.: Firdevs, s. 66.

45- New York Times, 13 Mayıs 1951, s. 3.

46- Keddic ve Zarrinkub Fedaiyan'ın Irak ve Mısır'daki Müslüman Kardeşler ile ayrıca birbirlerini "kardeşler" olarak adlandıran diğer bir çok dini grupla bağları olduğunu ileri sürmektedirler. Bkz.: Keddie ve Zarrinkub, s. 882. Richard Mitchell de Fedaiyan ve İhvan arasında görünüşte hiç bir 'resmi' bağın olmadığına işaret etmektedir. Mitchell, Nevvab Safevi'nin Ocak 1954'teki Mısır ziyaretini ve İhvan tarafından saygıyla karşılandığını, ancak muhtemelen Safevi'nin Şia'yı sık sık vurgulamasından dolayı "gayri müttefik" bir duruma düştüğünü söylemektedir. Prof. Richard P. Mitchell'den mektup, Michigan Üniversitesi, Tarih Bölümü, 5 Aralık 1972. Ayrıca bkz.: Mitchell, 1969, s. 126, not 60. Fedaiyan'ın diğer gruplarla bağlantılarına dair ek materyal için bkz.: Hvandani-ha, 9 Azar 1334, s. 9. Taraqqi, 15 Day 1331, s. 2; Şerif Razi, s. 288.

47- Tudeh'in askeri şebekesi için bkz.: Kazemi, 1980, s. 224-233.

48- Vahidi, Hvandani-ha, Aban 9, 1344, s. 15-16. Vahidi bu kitabın basımı ve İran'ın siyasal ve dini liderlerinden meydana gelen seçkin bir gruba dağıtımı sürecini bütün berraklığıyla vermektedir.

49- Fedaiyan'in ideolojisinde güya 'memleketinin kaybettiği toprakları geri isteyen' bir üslup vardı. Ancak bu da diğer fikirleri gibi tamamen geliştirilmemişti.

50- Keddie ve Zarrinkub, s. 882. Aynı zamanda bkz.: İttilaat, 30 Mart 1953, s. 10.

51- Fedaiyan-ı İslam, Rahnama-yi Hakayık (Tahran: Kitabın basıldığı yer yok, 1329/1950). Kolaylığından dolayı Adele Firdevs'un tercümesini kullandım (1967).

52- A. g. e., s. 79-80.

53. A. g. e. s. 85.

54- A. g. e. s. 12.

55- A. g. e. s. 41.

56- A. g. e. s. 49.

57- A. g. e. s. 51-52

58- A. g. e. s. 34.

59- A. g. e. s. 68.

60- A. g. e. s. 71.

61- ihvan hakkında benzer yorumlar için bkz.: Mitchell, 1969, s. 320.

Kaynak: Dünya ve İslam Dergisi - Sayı: 6 - Bahar 1991

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler