Güney Yemen'de İslam ve Devlet

Güney Yemen'de İslam ve Devlet
Norman Cigar

Hükümet Marksist yönlendirmesine bağlı bazı özgül öğeler sergilese de, YDHC [Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti veya Güney Yemen]'in bölgenin diğer kısımlarındaki dini akımlardan muaf kalamadığını gösteren belirtiler artmaktadır.1 Bu yönlendirme gerek iç gerekse dış politikaların meşruiyet çerçevesini çizmektedir. Politik söylem neredeyse tamamen Marksist terimlerle ifade olunmaktadır. Marksist sembollerin siyasi hayattaki tekeli çok kayıtsız bir Güney Yemenli için dahi çok barizdir. Sembollerin kuşatıcılığı ve yaygınlığı okulların adından (örneğin "proleterya") resmi yerlerde Marks, Engels ve Lenin'in resimlerinin asılmasına, ulusal bayraktaki kızıl yıldızdan medyada Lenin'in doğum gününün kutlanmasına kadar uzanmaktadır. Bunun yanında daha fazla bilinen İslami semboller açıkça dışlanmaktadır.

Bu çalışma, İslam'ın şu anki durumunu, hükümetin din politikasını ve İslam'ın siyasi sistem ve toplum üzerindeki etkileri ile anlamını inceleyecektir. Maalesef YDHC, Batılı akademisyenlere büyük ölçüde kapalıdır. Sonuç olarak İslam hakkında bilmediklerimiz, bildiklerimizden büyük ölçüde fazla olmakta, bazı soruların cevapları spekülasyonlarda kalmaktadır. Daha da ötesinde dini aktivistler de dahil rejim muhalifleri hakkında elde ettiğimiz bilgilerin büyük çoğunluğu sadece hükümet kaynaklarından gelmektedir.

Rejimin her şeyden önemli gösterdiği hedefleri arasında toplumun "rasyonel, sosyalist" bir hale dönüşümü ve "Yeni Yemen İnsanı"nın yaratılması bulunmaktaydı. Rejimin kendi planlarını uygulamaya çalışırken karşı karşıya geldiği ikilemlerin en zoru İslam'la nasıl başa çıkacağı idi.

1967'deki bağımsızlıktan sonraki ilk bir kaç yıl, Ulusal Kurtuluş Cephesi [UKC] tarafından ülkenin dini müesseselerine karşı açılan ve yoğunluğun bölgeden bölgeye değişebildiği şiddetli kampanyalara şahit oldu. Göründüğü kadarıyla bunların içinde en şiddetlisi statükoya karşı kampanyaların uzun bir süre hüküm sürdüğü, din adamlarının ve ailevi olarak dini statü sahiplerinin mevcut sosyal, siyasi ve ekonomik hiyerarşiyle kendisini sıkıca özdeşleştirdiği Hadramevt'te gerçekleşmiştir.2 Burada -ve daha dar bir ölçüde muhtemelen diğer yerlerde- UKC esinli başkaldırılar [intifada], halkın İzzeti nefsinin kırılması, işkence ve çok sayıda din adamlarının katliyle sonuçlandı.3 Dini hiyerarşinin ne ölçüde ve nasıl bir kalıcılıkla değiştiğini tespit edecek hiç bir sistematik araştırma yapılmamış olsa da, geleneksel evlilik modelinin ve kabilesel bağlılıkların sürmesi gibi göstergeler, bu bölgede dahi çok az bir değişim yaşanabildiği ne işaret etmektedir.4 Bu gibi kişisel saldırıları bütünlercesine, rejim, din adamlarına bağımsızlık ve toplum içinde nüfuz sağlayan bütün vakıfları 1970'de devletleştirdi. O andan itibaren devlet din adamlarının maaşlarını kendi ödedi ve halktan ve hükümet dışı kaynaklardan camiler için toplanan tüm fonları bir bakanlığın denetimi altına sokmaya çalıştı.

Toplum ve devlet arasındaki karşılıklı etkileşim, bana göre iki yaygın İslam'ın oluşması şeklinde sonuçlandı: Resmi İslam ve Popüler İslam.

Resmi İslam

Din Politikasının Yeniden Belirlenmesi

İslam'a devlet tarafından yapılan cepheden saldırı silahlı direniş ve hicret dahil olmak üzere hatırı sayılır dahili hoşnutsuzluklar doğurdu. Aynı zamanda diğer Müslüman ülkelerin düşmanlığına sebep oldu ve Aden rejimini lanetli bir etiket olan ve o zamandan beri peşinden ayrılmayan "ateist"likle damgalandırdı.

Bir yandan hala derin ve kopmaz İslami köklere sahip bir toplum üzerinde rejimin gerekli gördüğü düzenlemeye çalışılırken, öte yandan da hem iç hem de dış kamuoyunu rejimin karşısına almama maharetini gösterecek stratejinin Aden rejimine Doğu Bloku tarafından önerildiği bilinmektedir. Abdülfettah İsmail'e (YDHC'nin tanınmış, kararlı bir ideologu ve 1986'daki ölümüne kadar partinin önde gelen siyasi siması) göre Doğu Almanya'da iktidardaki Sosyalist Birlik Partisi'nin Merkez Komite Sekreteri Güney Yemenliler'e şunları öğütlemiştir:

Din size karşı bir silah olarak kullanılıyor. Niçin siz aynı silahı düşmanlarınıza karşı kullanmayasınız? Niçin bu önceliği gericilerle oportünistlere bırakıyorsunuz? Niçin ilericiler öncülüğe sahip değiller? Niçin "Biz sömürücü kapitalizmin karşısındayız" ve aynı zamanda "Efendimiz Muhammed de sömürücü kapitalizmin karşısındaydı" demiyorsunuz? Hiç bir fakih veya kadı, gerçekten sömürünün karşısında olan Muhammed'in sömürücü kapitalizmi desteklediğine dair ayet veya hadis bulmaya muktedir değildir.5

Sovyetlerin, ülke içinde yaygın bir danışman rolü, Orta Asya'daki İslam'la ilgili tecrübelerini gözönüne alırsak, onların da Aden yönetiminin dini problemlerine rehberlik ettiği düşünülebilir.6

Sonuçta, o dönemde YDHC'de daha derin ve esnek ikiyüzlü bir politikanın kesin bir şekil aldığı görülmektedir. Her ne kadar, Hadramevt'te din adamlarına yapılan fiziki saldırıların en azından 1973'e kadar sürdüğü görülse de, devlet, bağımsızlık sonrası dönemin hemen akabinde hiyerarşi ve camiler üzerinde oluşturduğu doğrudan kontrolü muhafaza ederek fazla dikkat çeken şiddet hareketlerini ve İslam'ı doğrudan eleştirmeyi tedrici olarak bıraktı.

Kurtuluş İlahiyatı [Liberation Theology]

Rejim, gittikçe artan bir şekilde dini sembolleri kendi avantajı için kullanmaya ve böylece anti-İslami suçlamalardan kaçmaya gayret gösterdi. Örneğin, hükümet liderleri kutsal günlerde camilerde görünmeye başladılar ve medyada ulemayla buluşmalarının haberleri yayınlandı. Bu buluşmalar, aynı zamanda ulemanın rejimi kabul ettiği intibaını veriyordu. Daha da önemlisi, 1970'lerin başından beri önem verilen nokta "kurtuluş ilahiyatı"nın, yani İslam'ın rejimin savunduğu ideolojiye daha yakın ve "resmi" İslam olarak ifade edilen bir perspektifte yorumlanmasının yerleştirilmesi oldu.

Dini muhalefeti bertaraf etme stratejisinin bir parçası olarak rejim, İslam'ın "uygun şekilde yorumlanması" şartıyla sosyalizm ve İslam arasında çelişki olmadığına halkı inandırmağa çabalamaktadır. İslam, yalnız bu dünya ile ilgili sosyo-ekonomik bir fenomen şeklinde görülmektedir. Tamamlayıcı ruhsal yanma önem verilmemekte veya bu yanı en iyisinden öbür dünya meselelerine bırakılmaktadır.7 Bu kurtuluş ilahiyatı İslam'ın 'sömürü' ve 'emperyalizm'e karşıtlığım önemle belirtmektedir. Rejimin İslami görünüşünün altında yatan, tüm bireyler için eşit olarak geçerli objektif bir hak [gerçeklik] sistemi şeklinde, İslam'ın geleneksel yorumuna taban tabana zıt sübjektif bir yaklaşımdır. Salim Salih Muhammed'e (şu anda YSFnin Genel Sekreter Yardımcısı'dır) göre, kitleler yerine getirmeye uygun hissettikleri Sünnet'ten parçalar, bölümler seçebilirler.

Gerçekten rejim için, kişilerin sosyo-ekonomik statülerine göre temellenen "doğru olan" ve "yanlış olan" olmak üzere iki İslam yorumu vardır. Yani, zengin İçin ayrı fakir için ayrı birer İslam vardır. Aynı röportajda, fakir cihetten (!) Salim Salih Muhammed'e göre, İslam, adaletsizlik, sömürü ve servet birikimini eleştirirken, sosyal adaleti ve refahı savunmaktadır. Diğer yandan zengin, İslam'ı kendi gerici hedeflerine ulaşmada ve kişilerin hak ve çabalarına karşı koymakta kullanmaktadır.

İslam sırf tarihsel bir fenomen olarak yorumlanmakta, kökenleri ve gelişimi ekonomik ve sosyal güçlerle açıklanmaktadır.8 İslam'ın ruhunun "eşitlik ve sınıf sömürüsünün sonu" olduğu söyleniyor, "özünün ve misyonunun manası da yüce olana ulaşma ve sadece insan hayatı, demokrasi, sosyal adalet ve toplumun sosyal çelişki ve sömürü ilişkilerinden bağımsız şekilde oluşturulması" şeklinde özetleniyordu.9

Dış politikadaki portreyi tamamlayıcı boyut, İslam'ın emperyalizme ve uşaklarına karşı mücadelesi şeklinde sunulmaktaydı. Rejim İslam'ın Haçlılara karşı kovuştaki rolüne sık sık işaret etmekte, emperyalizmin de İslam için benzer bir tehdit olduğunu vurgulayarak halkı mobilize etmeye çalışmaktadır. Bazen medyada İslam'ın içine düştüğü zillet karşısında kızgınlık ifade edilmesi, -sözgelimi 1986 yılının Kadir Gecesi'nde İsraillilerin Mescidü'l-Aksa'ya girdikleri haberi- rejimin kendi rengini bilen Güney Yemenliler için şaşırtıcı gelebilmektedir. Fakat buradaki amaç, İslam'ın müdafaasından ziyade açık olarak dinin cazibesini kullanarak İsrail karşıtlığı fikrini oluşturmaktadır. YDHC, Sovyetlerin 1979'da Afganistan'ı işgalini destekleyen ve o zamandan beri Kabil yönetimini destekleyip mücahidleri suçlayan tek Arap ülkesi olduğunda belki de İsrail karşıtlığından daha kararlı bir şekilde bölgede oluşan dini konsensüse katılmayı reddetti.

Üstelik Aden, İslam'a en azından adet yerini bulsun diye bir bağlılık göstererek, uluslararası İslami örgütlere üye oldu. Bu giriş bu bağlılık gösterimi olmadığı sürece gerçekleşemezdi. Bu aynı zamanda, YDHC'nin bu örgütler içinde Sovyet siyasetine karşı yöneltilen tenkitleri hafifletebilme imkanı dolayısıyla SSCB'nin de potansiyel bir avantaj olarak işine gelebilmekteydi. Bu faktörün önemi Moskova'nın tutucu Arap hükümetlerine karşı aktif kur yapmasıyla birlikte önemini artırmış, Sovyetler Birliği'nin uluslararası İslami örgütlere -büyük oranda Müslüman nüfusa sahip bir ülke olarak- üyelik arama ihtimalini de yükseltmiştir.10

Resmi Ulema

"Kurtuluş İlahiyatı"nı başarılı bir şekilde yerine getirme, geleneksel suretlerinden farklı görüntüler arzeden din adamları gerektirmektedir. Adalet ve Evkaf Bakanlığı'nda Din işleri Genel Müdürü olan Şeyh Yahya Abdullah Kahtan'a göre ideal din adamı, asil milliyetçi davranışlar sergilemesi ve doğruluk ile bilgi sahibi olması kadar, SSCB'de Taşkent ve Buhara'da bulunan ve ideal diye takdim edilen din adamları gibi devrimin yasalarını destekleyendir.11 Hükümetin istediği din adamları "hükümet kararlarını günlük yaşama tercüme edecek"lerini taahhüt edenlerdir.12

Ülkedeki din adamlarının hangi oranda bu kategori içinde bulunduğunu söylemek imkansızdır. Ancak, ister ikna oldukları için olsun, ister kişisel menfaatleri için, hükümet denetimindeki dini hiyerarşide liderlik konumlarında olanların bu tip bir İslam'a bağlı olduklarını çıkarabiliriz. Daha önce bahsedilen Şeyh Yahya gibi bazı din adamları "kurtuluş ilahiyatı"na açıkça inanabilirken, diğerlerinin bir kısmı, muhtemelen arzu etmedikleri halde, kişisel kazanç sağlamak veya yetkililerle sorun çıkmasından kaçınmak için boyun eğmeyi uygun bulabilirken, bir kısmı da büyük olasılıkla kökten reddetmektedir. Buna mukabil, halkın ne kadar bir ekseriyetle bu gibi din adamlarını dikkate aldığını kesin olarak bilemeyiz. Buna rağmen resmi ulemanın belli bir popüler nefretin hedefi olduklarına dair belirtiler gözükmektedir. "Kararmış kalpleri milliyetçi ulemaya karşı nefretle dolu olan... daha başlangıcından İtibaren devrime inatla ve kararlılıkla karşı çıkan"ların resmi makamlarca kınanması bu tür bir eğilime işaret etmektedir.13

Aynı zamanda, devlet din adamları üzerinde kontrolü sürekli sağlamakta ve dini sözleri denetlemede dikkatli davranmaktaydı. Ve toplumda din adamlarının rolünü ve halkın dindarlığını zayıflatmaya devam etti. Sadece "evkaf üzerindeki kontrolü muhafaza etmekle kalmayıp, rivayete göre camilerde okunan hutbeleri hazırlamaya çalışmaktaydı.14 Aynı zamanda da kişilerin günlük yaşantılarında dinin rolünü azaltmaya çalışıyordu. Sözgelimi, pek çok sahada şeriatın yerini laik hukuk aldı. 1974'de yürürlüğe giren ve şeriata aykırı laik Aile Kanunu'nun onaylanmasıyla medeni hukuk da buna dahil oldu. Bu kanunların yorumu ve uygulaması laik memurlara, evlilik gibi özel durumlarda ise devletçe yetki verilen güvenilir din adamlarına tevdi edilmişti. Benzer olarak, halk eğitimi, medya, yayıncılık ve sanatlar da laikleştirildi ve bu alanlara din adamlarının yaklaşması tamamıyla gözetim altına alındı. Mülkiyetin ve sosyal şekillerin sürdürülmesindeki merkeziliğine rağmen, devlet, doğrudan dini tabanlı miras sistemine müdahale etmedi. Bu davranış, muhtemelen böyle bir hareketin rejime karşı hasıl edeceği popüler reaksiyondan dolayıdır.

Açıktan açığa karşı koyma yaklaşımını tamamıyla bırakmış olmakla beraber, devlet yine de mümkün olan her yerde dolaylı olarak İslam'a şekil vermeye devam etti. Bu, dini ibadetlerin yerine getirilmesini zorlaştırma yoluyla olabilir. Örneğin, Aden'de yayınlanmakta olan günlük 14 Uktu bir gazetesinin editörüne gönderilen bir mektupta, devletin tekelindeki radyo yayınlarının oruç tutmayı bir hayli zorlaştıran gündüz yemek pişirme programlarını Ramazan boyunca yayınlamasından şikayet ediliyordu.15 Gerçekten de, devamsızlık, iş gücünün azalması ve yiyecek tüketiminin artması gibi Ramazan'ın olumsuz görünen yönleri, medyada aşırı şekilde kötüleyici ifadelerle belirtilmekte ve tanımlanmaktadır.16

Bununla beraber, genel olarak medya tarafından İslam'a önem verilmemektedir. Mühim olarak, Güney Yemen basını Arap dünyasında namaz vakitlerini ve Ramazan boyunca oruç vakitlerini vermeyen yegane basındır. Benzer olarak, hükümet liderleri kanun yapmak, siyasi faaliyetlere veya dış politikaya meşruluk kazandırmak için çok nadir İslami atıfta bulunmaktadırlar. Basında dini kutsal günlerin kutlanması bile üstünkörü bir biçimde, iki üç cümleyle geçiştirilmektedir. Zamanla İslami yaldız özellikle inceltildi. İslam sadece diğer siyasi hedeflere ulaşmaya hizmet eden bir atlama tahtası yapılmıştı. Netice de, Ramazan Bayramı münasebetiyle son zamanlarda çıkan bir gazete başyazısı, bayramı sırf "karşılıklı ziyaret ve tebrikler için bir vesile ve yoldaşlar arasındaki ilişkileri güçlendirmede iyi bir fırsat" şeklinde tanımlayabilir hale gelmiştir. Aynı başyazıya göre, aslında bu bayram sadece dini merasimlerle sınırlı dini bir bayramın ötesinde anlamlar taşır. O, mahalli Arap ve beynelmilel bir dayanışma gösterisine dönüşmüştür.17

Popüler İslam

Farklı olarak, "popüler" İslam'ı, tezahürleri devlet tarafından desteklenmeyen ve kontrol edilemeyen İslam şeklinde tanımlayabiliriz. Bu başlık dahilinde iki genel kol bulunduğu kanaatindeyim. Bir yandan, inanışların, örflerin ve geçmişten bu yana süren ilişkilerin barındığı ve devletin sona erdiremeyeceği esnek geleneksel sistem. Buna ek olarak daha yeni bir fenomen bulunmaktadır. Bir İslami uyanış; az veya çok Ortadoğu'da bulunduğu yerlerde, Batılılar tarafından genellikle "fundamentalizm" diye adlandırılan İslam.

Geleneksel İslam

Devletin Marksist bir inanış sistemini aşılama çabalarına rağmen, YDHC'nin halkının büyük bir kısmı görünüşe göre hala geleneksel ifadelerle İslam'a bağlanmaktadır. Kutsal dini günler hala birçok Güney Yemenli'nin gündelik yaşamının ahengini tanzim etmektedir. Örneğin, birçoğu hala Ramazan'ı geleneksel yollarla icra etmekte; gün boyunca oruç tutmakta, geceleri akraba ve arkadaşlarını ziyaret etmekte ve toplanmaktadır. Seyirciler gece belli bir zamandan sonra TV'de özel müzik ve eğlence programlarını beklemektedir, insanlar hala Ramazan'da yeni giysiler ve özel yiyecekler talep etmektedirler. Bu artan talep, yüksek kara borsa fiyatlarına yol açmaktadır.18 Gerçekten, kırsal kesimlerde kutsal dini günler, şiir yarışmaları, dans etme ve şarkı söylemeyi içeren geleneksel halk festivalleriyle birleştirilmektedir. Hadramevt'te Ramazan için yapılan bu gibi kutlamalar yüzlerce kişiyi çekmekte ve 10-15 gün her gece tekrar edilebilmektedir.19 Devlet bunu istemeyerek de olsa onaylamaktadır ve çalışma programlarını Ramazan boyunca hafifletmektedir. Devlet, aynı zamanda artan yiyecek tüketimini karşılamak için ek yiyecek ithal etmektedir. Bununla beraber devlet destekli/yönlendirmeli medya, düzenli olarak, devlet sektöründe çalışanların işe geç gelmeleri, bir önceki gece geç yatmalarından dolayı yorgun olmaları ve eve gitmek için erken ayrılmalarından dolayı az iş yapmaları gerçeğini tenkid etmektedir. Hakikaten, birçoğu işe devamlı gelmekten kaçınmak için yalancıktan hastalanmaktadır.20

Geleneksel İslam'ın devamlılığını açıklamada, hepsinden evvel, birçok Güney Yemenli'nin İslam'ı ilahi olarak buyrulmuş hakikat sistemi şeklinde gördüğünü tespit etmeliyiz.21 Bunun ötesinde insanların yaşamlarında İslam'ın devam eden canlılığı onun yaşamasına yardım etmektedir. Ne bugün mevcut olan geleneksel dini hiyerarşinin kimlerden oluştuğunu ve ne de yeni yerel elitlerin kendi mevkilerini desteklemek için İslam'ı nasıl kullandıklarına dair, hakikatte işe yarar bir bilgi bulunmamaktadır. Bununla birlikte, önemli olan özel mülk, miras, aile yapısı, kadının rolü ve hatta kabilesel dayanışma gibi geleneksel temel sosyal kalıp ve değerlerin şaşırtıcı şekilde zamanla esnek olarak devam etmekte olduğunun görünmesidir. Milattan sonra yedinci yüzyılda Güney Arabistan'a girmesinden beri, İslam gerek mevcut yerel kabile ve dini yapıları ile onların geleneklerini biçimlendirerek ve gerekse onların bazı yönlerini benimseyerek toplumda derin kökler attı. Sonuçta ortaya çıkan birliktelik, karşılıklı takviye edilen bir meşruluk sağladı ve İslam'ı bireyin kişisel kimliği kadar toplumun zorunlu bir parçası yaptı.

Genel olarak, İslam'ın bu kolu yakın geçmişte YDHC'ndeki açık, hedefi belli bir siyasi hareket için esas teşkil etmemiştir. Sonuçta, ülke nüfusunun çoğunluğu rejimin siyasi hareketliliği tekelinde tutmasından dolayı, siyasi olarak en hareketsiz durumdadır. Yemen Sosyalist Partisi [YSP] siyaset için yasal olan tek alandır ve siyasi söylem Marksist-Leninist terimlerle şekillenmektedir. Geleneksel İslam'ın siyasi ehemmiyeti; daha çok devletin mahalli seviyede yerleştirmek istediği değişimler ve kurmaya çalıştığı denetim için ciddi bir engel teşkil etmesinde yatar. Zira rejimin faaliyetlerine bazı örgütsüz, gayri resmi de olsa gerçek parametreler getirir. Örneğin, rejim tarafından, İslam'a veya İslam'a bağlı olduğu görülen müesseselere açık ve doğrudan bir meydan okuyuş; eğer şikayete sebeb olan halleri bu çatı dahilinde açık açık ifade edecek ve hareketi organize edecek bir liderlik mevcut olduğu taktirde, harekete geçirici bir kuvvet olarak din tabanlı bir muhalefet doğurabilecektir. Sonuç olarak, devlet siyaset oluştururken en azından halkın dini duyarlılığını dikkate almak zorundadır.

Uyanış

İslam'ın birinciyle bağlantılı da olsa ikinci bir kolu olan "uyanışçılık" ancak 1980'lerin başından beri fark edilebilir olmuştur. Bölgenin diğer yerlerindeki çağdaş fenomene benzer olarak ortaya çıkmış ve takipçileri geleneksel müslümanlara nazaran daha kolay anlaşılır, kendine fazla güvenen ve siyasi açıdan daha bilinçli olarak nitelendirilmektedir. YDHC için yeni akımın hedefleri ve eğer varsa örgütlenmelerinin yapısı ve derecesi gibi temel sorulara hala cevap verilememiş olsa da, göstergeleri şüphe götürmeyecek ölçüde açıktır. Artan cami devamlılığı ve Kur'an çalışmaları, özel camilerin filizlenmesi ve sakal gibi sembollerin yaygınlaşması haberleri gelmektedir.22

Kadınlar için "Neo-İslami" giysi -uzun elbise, saç ve kollar örtülü, açık yüz veya 'yeni' bir peçeyle örtülü yüz- YDHC basınında fotoğraflarla belgelendiği gibi öğrenciler ve fabrika işçileri arasında yaygınlaştı. Bu fenomen Güney Yemenli kadınların geleneksel giysilerinden ve "çador"dan oldukça farklıdır. Gerçekten de, Aden Üniversitesi yönetimi kendisini 1985'te öğrencilerine "Neo-İslami" kıyafetle okula gelmelerini resmen yasaklamak zorunda hissetti.23 Yeni İslami giysi aşikar surette son zamanlarda ortaya çıktı, fakat çok hızlı bir şekilde yayıldı. Resmi yasaklama kararı dini terimlerle ifade edilmedi. İslami kıyafete daha çok dolaylı yollardan saldırıldı. Mesela "insan zevkine aykırılığı", "öğrenci ile öğrenci olmayanın ayırt edilmediği" gibi gerekçeler gösterildi: "Tehlikeli bir tezahürü" temsil ettiği söylenirken, aynı zamanda sadece farklı bir "moda" denilerek de kötülendi. Öğrenciler tarafından beyaz örtünün [qurma] kabul görüşü özellikle can sıkıyordu. Bundan böyle ISHID'de [resmi gençlik teşkilatı] yeni bir para-militar öğrenci üniforması mecburi kılındı. Bununla beraber, uygulamaya sokulan yeni yasanın ne kadar etkin olduğu açık değil. Örneğin, Ağustos 1986'ya ait Aden Teknoloji Enstitüsü'ne yapılan başvurulardaki fotoğraflarda kadınların çoğunluğunun "Neo-İslami" giysiyi giydiği görülmekteydi; üniversitenin durumu bu giysinin aynı zamanda orta dereceli okullarda da yaygın olduğuna işaret etmekteydi.

Yurt dışı kaynaklı basına göre, gerçekten, 1987 sonlarında otoriteler, İslami giysili genç kadınların üniversite ve orta dereceli okullara girişlerini engelleyerek onları cezalandırmaya başladı. YSP öğrencilerin örtülerini zorla çıkarmaya karar verdiyse de, Güvenlik Bakanı halkın tepkisinden çekinerek uygulamaya koymayı reddetti. YSP'nin zor kullanarak örtünmeyi engelleme teşebbüslerinin, sonunda kadınların destekleyicileriyle polisin müdahale etmesini gerektirecek çatışmalara yol açtığı söylenmektedir.24

YDHC deki uyanışa, aynı temel inanç ve sembolleri paylaşmasından dolayı, geleneksel İslam'a karşı olmasından çok onun bir tamamlayıcısı olarak görmek muhtemelen daha doğru olacaktır. Bununla beraber, onu diğerinden ayıran şey, daha fazla eylemciliği ve resmi siyasi sistemi alenen tenkit etmesidir.

Gerçekten, siyaset üzerinde ve toplumun yeniden yapılanmasında bir tekel oluşturmaya çalışan her rejim için olabileceği gibi, uyanış eğilimi de Aden rejimi için devam eden bir ikilemdir, ideolojik kavramlar açısından, dinin bu kolu, açıkça Marksizm-Leninizm'e karşı bütüncül, alternatif bir sistemi ifade etmektedir. Haddi zatında, İslam, rejimin ifa etmeye çalıştığı sosyal, ekonomik ve kültürel politikalarıyla kişiler ve gruplar tarafından yapılabilecek bir muhalefeti meşrulaştırabilmekte veya en azından teşvik edebilmektedir.

Sempatizanlarının sayısı muhtemelen daha fazla ve genişliyor olmasına rağmen, hareket şimdiye kadar şekilsiz ve oldukça küçük görünmektedir. Hangi grup veya grupların aktif olduğu veya eğer varsa dışarıdaki hangi gruplarla bağlantılı oldukları belli değil. Siyasi anlamda, halkla paylaştıkları ortak değerlere seslenerek muhtemel kısıtlı kadro üyeliğinin çok ötesinde geniş bir kitleye ulaşabilirler. Sözgelimi, devletin uygulamalarını anti-İslami markasıyla damgalayarak uyanışçılar rejimin itibarını gelenekselci çoğunluğun gözünden bile düşürebilirler. Böylece, potansiyel olarak, muhalefeti ülke çapında seferber edebilecek tek mümkün çerçeveyi sağlamış olacaklardır. Zira, ülkenin oldukça bölünmüş toplumsal yapısında, kabilesel, bölgesel ve ailesel ayrılıkların ancak ortak bir din çatısı altında üstesinden gelinebilir.25 Söz konusu eğilimin bugüne değin ne derece politize olduğu muğlak bulunsa da, bir yandan devlet himayesindeki kanalların ve yorumların dışında bir İslam vurgusunun artması ile; öte yandan rejime karşı muhalefet etme arasındaki bağlantıyı görebilmekteyiz. Aden'de günlük olarak yayınlanmakta olan 14 Uktubir'de yakın zamanda çıkan bir makalede bu fenomene nadir rastlanan bir açıklıkla değinilmiştir.26Görünüşe göre, "İslam'ın siyasi partilere karşı olduğu ve bunlara katılanların İslam'a ihanet etmekte oldukları argümanı resmi toplantılarda, okullarda ve camilerde ileri sürülmektedir." Yazı, bunu YSP gibi "öncü sınıf partileri"ni kesin olarak hedef alan bir saldırı şeklinde görmektedir. Aynı zamanda, İslam'ın yaptığı bu eleştirileri YSP'nin ekonomik ve sosyal politikalarına saldırmak için kullanılan "bir paravan" olarak itham etmekte ve "özel mülk hırsı ve sınıf sömürüsü" tarafından kışkırtılan "emperyalist ve karşıt güçler" suçlanmaktadır. Bu tarz eleştiri "sadece bir anti-Komünizm şekli" diye yaftalanıyor. Okuyucularım "geçmişe dönüş, geleceğin meydan okumasına bir çözüm değildir" ve "son tahlilde bir ümitsizlik hareketidir" şeklinde tatmin ötmeye çalışmasına rağmen, yine de makale bazı endişeleri ifşa etmektedir. Zira "bu çağrılar ve tavırlar tehlikesiz de sayılamazlar, çünkü..." gibi ifadeler yer almaktadır. Rejim, sayıları çok daha fazla olan geleneksel güçlere nazaran bu uyanış eğilimi hakkında endişeli görünmektedir. Eğer gelenekselcilerin görüşü bir gün aniden değişmeyecekse, en azından daha pasifler ve aktif bir siyasi meydan okuma şeklinde kendilerini göstermemektedirler. Öte yandan rejim, aşikar surette uyanışçılardan tutuklamalar yapmaktadır.27 Yukarıda da dikkat çekildiği üzere, sırf "Neo-İslami" giysinin yasaklanması bile söz konusu resmi endişeyi göstermektedir. Hareketin şekilsiz, örgütsüz gibi gözükmesi kalıcı, belirgin ve bilinen bir örgütsel yapısı bulunmaması aslında hükümetin hareketi bastırmasını zorlaştırabilir ve onu merkezi hiyerarşik bir yapıya göre dağılmaya ve bozguna uğramaya daha az müsait bir halde tutabilir.

Uyanışın aktif olduğu diğer Orta Doğu ülkelerinin birçoğundaki durumdan farklı olarak, YDHC'nde Amerika bir düşmanlık hedefi olarak görülmemektedir. Bilakis burada Sovyetler öfkenin temel hedefini oluşturmaktadır.28 Bu koşullar altında, bu olgu sürpriz değildir. Amerika'nın ülkede herhangi bir mevcudiyeti bulunmamaktadır. Öte yandan Sovyetler aşırı bir şekilde göze çarpan varlıklarıyla Aden rejiminin temel dış destekçisi ve birçok politikalarının ilham kaynağıdır. Libya, Suriye ve Afganistan'da olduğu gibi Güney Yemenli uyanışçıların saldırılarının hedefi Sovyet çıkarları olsa da, uzun vadede Batı hakkındaki görüşlerinin ne olacağına dair hiç bir belirti bulunmamaktadır.

Bir Uyanış - Niye Şimdi?

İslami uyanış, her şeyin ötesinde, derinden zapt edilen [deeplyheld] inançlara -devlet tarafından gelişmesi için yardım edildiğinin farkına varılan- açık ve zimmi bir meydan okumaya karşı bir cevap olan dini bir fenomen olarak görülmelidir. Bununla beraber, bu fenomenin niye ve ne zaman ortaya çıktığını açıklamaya yardım edecek ve halk üzerindeki potansiyel etkilerini berraklaştırabilecek gerek dahili ve gerekse harici belli somut faktörler bulunmaktadır. YDHC'nde bu durumda bir uyanışın görülmesi, bölgedeki uyanış hareketleri ile benzerlik noktalarını -ve belki de etkilerini- akla getirmektedir. Gerçekten YDHC'nde kullanılan "Neo-İslami" giysi diğer Arap ülkelerinde kullanılanların aynısıdır. YDHC'nde fenomen biraz daha sonra ortaya çıktı ve diğer yerlere göre daha yavaş gelişti. Esas olarak hala gelişmemiş bir harekettir ve karizmatik liderlerin oluşumu görülmedi veya hala etkili bir yapılanma oluşturulmadı. Bu geri kalma, kısmen, hükümetin gösterdiği bariz düşmanlık nedeniyledir. Halkı bir bütün olarak harekete geçirmenin göreceli yavaşlığı da aynı şekilde bir faktör olabilir.

Kuzey Yemen'deki artan İslami aktivizme -Güney ve Kuzey Yemen halkları arasında yakın bir ilgi ve bazen de ailevi bağlar olması nedeniyle- YDHC'nde dış etkinin önemli bir faktörü olarak bakılabilir. Diğer dikkate alınması gereken bir faktör, Körfez'de çalışan Güney Yemenli işçilerin (YDHC'nin toplam aktif işgücünün 1/4'ü) uyanış etkilerine maruz kalmasıdır. Körfez ülkelerinin uyanış etkileri her ne kadar Tahran'dan yayılan fikirlere göre farklı bir renk olsa da hem İran, hem de yerel körfez basını ve dini kurumlardan yayılan bilgiler buna dahildir.29Diğer bir etkilenme yolu da YDHC'nin içine nüfuz eden Körfez ve Kuzey Yemen medyası olabilmektedir. Güney Yemenliler, göçmen işçilerin dönüşlerinde getirdikleri yayın ve kasetler ile radyo ve TV yayınlarını oldukça yakından izlemekte ve etkilenmektedirler. Görülmeyen ve muhtemelen önemli bir diğer faktör de, İran'da İslam'ın bir siyasal alet şeklinde başarısının örneği olabilmektedir.

Dışarıdan gelen etkiler bir uyarıcı şeklinde hareket ederken bir ıslahat hareketi iç koşullara karşı büyük ölçüde tabandan gelen bir cevaptır. Tabandan gelen bu yanıtlar ise, diğer Orta Doğu ülkelerindeki İslami uyanışın güçlenmesine karşı oldukça hassastır. Bu ve burada belirtmediğimiz koşullar hükümetin ortalama Güney Yemenli üzerindeki çekiciliğini azaltmaya ve mevcut sisteme duyulan güven ve bağlılığı azaltma yönünde hareket etmektedir. Gerçekten gelişime etki edebilen belli faktörler 1980'lerin başlarında değişmekteydi. Demografik kavramlarla ifade edilirse, YDHC gelişmekte olan bir Ülke için tipik bir nüfus şekline sahiptir. Nüfus gençtir (%65'i, 24 yaşında veya daha genç) ve hızla artacak gözükmektedir30 ve kırsal bölgelerden şehirlere, özellikle başkente kaymaktadır.31 Aynı zamanda 1980'lerde ekonomide devlet sektörü başarı kaydedememiştir. Yiyecek, ilaç ve diğer tüketim mallarının kıtlığı kronik hale gelmiştir. Endüstri ve bürokrasinin her ikisi de gereğinden fazla çalışan barındırmakta ve iş bulma imkanı giderek zorlaşmaktadır.32 İş sahasına atılan yüksek okul mezunları dahi durumun git gide zorlaştığını söylemekte ve genelde kişisel bağlantıları vasıtasıyla buldukları işler için uzun süreler beklemekteler. Göç iyi bir emniyet sübabı haline geldi; fakat Körfez'deki ekonomik durgunlukla birlikte bu daha az tercih edilir hale gelmektedir.

Yeni yetişmekte olan nüfus devlet hizmetlerinde zorlukların artmasına yol açabilir. Barınma, su tedariki, ulaşım, halk sağlığını koruma tedbirleri, sağlık hizmetleri ve eğitim güç bela iyi halde sürdürülmeye çalışılıyor ve YDHC basını tarafından bol bol belgelendiği gibi birçok durumda bariz bir şekilde bozuluyor. Aynı zamanda beklentiler de, bölgesel medyanın etkisiyle ve dışarıda çalışanların tecrübesiyle de beslenerek hızlı bir şekilde artmaktadır. 1987 yılında ülke topraklarında petrol bulunmasının yarattığı sevinç ve bunun neticesinde doğan harcamaların artabileceği fikri, beklentileri, elde edilen gelirin kat kat ötesine taşıyacağa benziyor. Rejimin vaadleriyle malların ve hizmetlerin pratikteki dağılımı arasındaki nispetsizlik devlet ve toplum arasındaki uçurumu muhtemelen iyice şiddetlendiriyor. Dikkat çekildiği üzere devletin meşruiyet çatısı açık olarak Marksizm-Leninizm'dir. Bununla beraber halkın genelinin rejim etrafında toplanmadığına ve Marksizm'in toplumda derin kökler atamadığına dair güçlü belirtiler bulunmaktadır. Ortalama bir Güney Yemenli'nin kendi hayatına doğrudan tesir eden önemli devlet kanunlarını meşru olarak görmediği fark edilmektedir. Bu durumu en iyi anlatabilecek bir örnek verirsek; sosyal yaşamla ilgili yasamanın çekirdeğini tesis eden aile yasası paketi hakkında yetkililer hoşlanmasalar da "bu kanunların yeniden düzenlenmesi konusunda sürekli itirazlar duyduklarını" itiraf etmektedirler.33 Ülkenin liderliği dahi devam eden bu meşruiyet krizinin doğruluğunu kabul etmektedir, örneğin, son bir konuşmasında, YSP'nin Genel Sekreteri Ali Salim al-Bid, vatandaşların "gerici zihniyeti" hakkında yakınmakta ve şeyhlerin, sultanların ve feodalizmin gittiğini, fakat zihniyetlerinin ve kültürlerinin kaldığını iddia etmektedir.341986'da YSP'nin Aden olağanüstü kongresindeki nihai ortak bildiriye göre, YSF'nin içinde dahi çoğu kez sadece "üstünkörü bir Marksizm bilgisi" bulunmaktadır. Bilgilerin derecesi de bir kaç ezber slogan seviyesindedir. Siyasi faaliyet YSP ve diğer rejim kontrollü kitle teşkilatlarıyla sınırlandırılmakta ve halkın çoğunluğu rejimin zorlaması veya kendi tercihleri sonucu siyasi yaşamın dışarısında kalmaktadırlar. Üstelik halkın genelinin en fazla temas ettiği devlet aygıtı olan bürokrasi YDHC basınında katı, keyfi, etkisiz ve rüşvetçi olarak tanımlanıyor. Rejimin Sovyetlerle sıkı bağlantıları -ki her ikisi de ortalama bir Güney Yemenli'nin gözünde ateist ve saygı duyulmazdır- muhtemelen toplumla daha sıkı ilişkiler oluşturulmasına diğer bir engeldir. 'Yeni Sınıfın ayrıcalıklarının ve keyfi davranışlarının gözler önüne serilmesine yol açan, Parti'nin şu anda dışlanmış bulunan eski önderlerinden Ali Nasır Muhammed'in taraftarlarının yakın zamanlardaki duruşmalarında YSP'nin kirli çamaşırlarının temizlenmeye çalışılmasının da rejimin meşruiyetini güçlendirmede bir katkı sağlaması imkansızdır.

Aynı zamanda sosyal mühendislik -medya da dahil- alanlarında devletin araçları henüz tam gelişmedi. Bu tesbit Aden'deki önemli kitle organizasyonları için dahi geçerlidir. Zaten Aden'deki bu tür organizasyonlar sadece "kağıt üzerinde ve tek tuk" olarak tanımlanmaktadır.36 Rejimin zaten belli bir birlik içinde olmayan toplumdan gelen açık siyasi meydan okumaları bastırabilecek yeterli güvenlik aygıtı olsa da özellikle kırsal kesimlerde rejimin askeri gücüne rağmen bazı olanaksızlıkları dolayısıyla belli ölçüde özerklik olmalıdır. Örneğin, ülkenin 6.000 köyünde bulunan tahmini 18.000 camiyi devletin ne kadar yakından izleyebileceği tartışılır. Özellikle de uzaklık ve ulaşım güçlükleri gözönüne alınırsa.37 ilk dönemlerden farklı olarak Başkan Ali Nasır Muhammed'in muhtemelen Körfez ülkelerinden daha fazla yardım alabilmek için dini hareket üzerindeki hükümet baskılarını hafifletmesi anlamlıdır.

Güney Yemende Uyanış: Radikal mi, Muhafazakar mı?

YDHC'ndeki İslami uyanışın "radikal-muhafazakar" ideolojik spektrumunda yerinin ne olacağı sorusuna verilebilecek cevap bence meselenin değişik boyutlarına bağlıdır ve göreceli terimlerle değerlendirilmelidir. Yani hareketin tavırları ve etkileri -bilinçli eylemler sonucu doğmasa da- özel kilit meseleler üzerinde ülkedeki ilişkili olduğu diğer düşünce sistemlerine kıyasla ele alınmalıdır. "Radikal" burada, yeni ve farklı bir şey başarmak için, hızlı ve köktenci bir değişim -şiddetli olması gerekmez- lehinde statükodan aşırı derecede hoşnutsuz olanlar için kullanılmıştır. Karşıt olarak "muhafazakar" statükodan memnun olanlar için kullanılmıştır. Şiddete de başvurabilirler.38 Şu anda elimizde bulunan malumatın yetersizliği, her türlü yargımızı ham bir başlangıç kılmasaydı da, açık seçik ve kesin bir sınıflandırma yapmak yine de çok zor olacaktı. Tabii ki bunlar ideal kategorilerdir ve gerçek daha karmaşıktır. Yine de analitik çözümlemelerde kategoriler genel parametreler göstermede kullanışlı olacaktır.

YDHC meselesinde; siyasi sistem, sosyal yapı ve geleneksel inanç sistemleri hususunda mevcut statükoya karşı Marksizm'in uyanışçı, geleneksel ve resmi İslam'ın tavrı mukayese edilebilir. Yerleştirme de şematik olarak basit bir matrisle gerçekleştirilebilir (Tablo).

TABLO:

 

STATÜKOYA KARŞI TAVIRLAR

 

Siyasi Sistem

Sosyal Yapılar

Geleneksel İnanç Sistemleri

Marksizm (Rejim)

Lehinde

Karşı

Karşı

Resmi İslam

Lehinde

Karşı

Karşı

Geleneksel İslam

Kararsız

Lehinde

Lehinde

Uyanışçı İslam

Karşı

Kararsız

Lehinde

 

Siyasi sistem tercihinde, rejim tarafından desteklenen ideolojilerin -Marksizm ve resmi İslam- her ikisi de tabii ki taraflı bir tutum gösteriyorlar. Öte yandan İslami uyanış aktif olarak karşı olmasa da sistemin meşruiyet temeline meydan okumaktadır. Geleneksel İslam hususunda şöyle bir tahminde bulunmak mümkün: Mevcut rejim yanlısı değilseler de somut, bütüncül bir alternatif geliştiremediklerinden büyük ölçüde suskundurlar. Mevcut sosyal yapılar bağlamında rejim bağlantılı ideolojiler statükoya karşıdırlar. Ülkeyi daha kolay yönetmek için kabileler gibi mevcut toplumsal ağları kullanmaları onların bu karşıtlığım değiştirmez. Diğer yandan geleneksel müslümanlar mevcut sosyal yapıları desteklemektedir. Bu konuda uyanışçıları kararsız olarak sınıflandıracağım. Tabii ki Güney Yemenli uyanışçılar da bölgedeki statükonun özellikle değiştirilmesini istiyorlar. Ancak işin içyüzüne bakılınca onların da hükümet gibi mevcut sosyal yapıyı, mesajlarını yaymak için kullanabildiklerini görebiliyoruz. Buna rağmen, yukarıda da belirttiğim özellik, onların bağımsızlık öncesi statükoya dönmeyi ya da sosyal yapıyı olduğu gibi tutmaya çalıştıkları ya da çok dengeli yavaş ve hassas bir tür değişim aradıkları anlamına gelmemelidir. Aslında eğer uyanışçılar başarılı olabileceklerse değişim, özellikle de geleneksel dini hiyerarşi hususundaki değişiklik eylemlerinin kaçınılmaz bir yan ürünü olacaktır.39 Son olarak ise, -aralarında kozmoloji, cinsiyet rolleri, fertler arası ilişkiler vb. gibi konular da dahil olmak üzere daha soyut fakat daha az gerçek olmayan inanç sistemleri bağlamında- rejime bağlı ideolojiler hakim statükoya karşı çıkarken, gerek geleneksel gerekse uyanışçı İslam mevcut olanı destekleyebilmektedir.

Bu bakış açısından yaklaşıldığında, mevcut siyasi sistemde ancak uzun vadede gerçekleştirilebilecek bir değişimi hedeflemeleri açısından YDHC'ndeki uyanışçılık 'radikal', diğer taraftan geleneksel inanç sistemlerine yaklaşım açısından ise 'muhafazakar'dır. Öte yandan Marksizm ve resmi İslam'a sosyal yapılarda ve geleneksel inanç sistemlerinde değişim doğrultusunda tavırlarından dolayı "radikal", fakat siyasi sistem hususunda "muhafazakar" denilebilir. Kısaca YDHC'nde de rejimin ve bölgedeki diğer uyanış hareketlerinde de olduğu gibi uyanışçıların radikalizm ve muhafazakarlık öğelerinin her ikisini de sergilediği söylenebilir.

Güney Yemen'de toplumdaki değişmeye karşı Yemenli uyanışçıların göreceli tarafsızlığı, köklü bir toplumsal yeniden yapılanmayı hedefleyen Orta Doğu'daki diğer uyanış hareketleriyle zıtlık arz edebilir. Bu tavır farklılığı, daha çok toplum tabanında rejime verilen desteğin derinliğiyle, rejimin toplum içine sızabilme derecesiyle, toplumun "hakiki İslam"dan sapması hususundaki tespitin niteliğiyle her türlü ideolojik kanattan bireylerin aşın tavırlarım yumuşatabilen geleneksel aile ve kabile bağlarının güçlülüğü ile açıklanabilir.40Yemen örneğinde rejimin toplum için çizdiği model İslam'dan çok uzak olsa da, gerçek uygulamaları bugüne dek pek çok engelle karşılaşmış, Güney Yemen'in toplumsal yapısı ve değerleri üzerindeki tesiri sınırlı olabilmiştir. Bundan dolayı, eğer devlet değiştirilse, toplumun kendisini tekrar İslam'a döndürmesi diğer bölgelere kıyasla çok az bir çaba gerektirecektir.

Zihinleri ve Gönülleri Kazanma Yarışı

Tablo-I'de de görüldüğü gibi rejim ve uyanışçılar anahtar konularda kendilerini tamamen karşıt buluyorlar. Üstelik kendi taraflarına çekmeye çalıştıkları ortak hitap kitlelerinin -geleneksel müslümanlar- zihinlerini ve gönüllerini kazanmak için rekabet halindeler.

Halkın tam olarak hangi oranlarda "resmi" veya "popüler" İslam'ı takip ettiğini öğrenecek herhangi bir yol bulunmamaktadır. Bununla beraber rejim bile, "kitleler"in hala dine meylettiğini tasdik etmektedir. Dini aktivistlerin sayısı nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan müminlerin sadece küçük bir bölümü olmakla beraber bu çoğunluğa uyanışçılara bir engelden ziyade onlara yeni taraftarlar sağlayacak bir potansiyel olarak bakılmalıdır.

Bu çekişmede, uyanışçılar ideolojik açıdan, rejime göre epey avantajlı görünmektedir. Uyanışçıların inanç sistemi rejimin Marksizmine nazaran kitlelere daha yakındır. Tablo-I'de de görüldüğü gibi tüm tavırlarda iki İslam kolunun bir tanesi "kararsız" kalıp diğeriyle uyuşmasa da ikisinin de genel yönü rejime nazaran birbirlerine daha yakındır. Paylaşılan değerler ve semboller sayesinde geleneksel kitleleri 'uyanışçılık' yönünde harekete geçirmek için Marksizm'e nazaran daha az bir çaba gerekecektir. Müslüman halktan birinin, kendi inancından tamamen farklı bir bakışa sahip, yabancı görünümlü Marksizme geçişi neredeyse din değiştirmek kadar, zordur.

İlginçtir, Aden basını uyanış aktivistlerini "basit kitleleri çekmek için çağrılarını onların düşünce seviyelerine uygun yapmaları" gerçeğinden esef etmektedir.41 Uyanışçıların varlığı gerçekten de rejimin kitlelere ulaşmasına bir engel teşkil etmektedir. Uyanışçıların eleştirilerini açık olarak ifade edemediği bir durumda, rejimin karşısındaki kitleye ulaşması şüpheye yok ki daha kolay gerçekleşebilirdi.

Rejim, "resmi İslamı", şüphesiz, aradaki uçurumu gidermede bir köprü olarak kullanmaya çabalamaktadır. Bununla beraber, "resmi İslam"ın yanında devletin gücü bulunsa da bu iki ucu keskin bir kılıçtır, İslam'ın devletin bir parçası ve uzantısı haline getirilmesi, zaten tonu sulandırılmış resmi ilahiyatı iyice sınırlayacaktır. YDHC örneğinde, kurtuluş teolojisi geleneksel kesimden doğan ve Marksist rejimle birleşmeye doğru giden bağımsız bir entellektüel hareket değil de, gerçekten de rejimin ürettiği bir düşünce olarak görünmektedir. Gerçekten, onun Marksist görünüşü hiçte kurnazca değil. Üstelik Marksizm-Leninizm'e bağlılık İslami meşruiyete ulaşmada rejime ciddi bir engel oluşturmaktadır. Mesela, şu anda İslam'ın kurtuluş ilahiyatı versiyonunu kısa vadede uyulması gereken bir ehven-i şer, nihayetinde İslam'ı tüm şekilleriyle birlikte yok edip yerine Bilimsel Sosyalizmi getirtmek için başvurulan geçici bir taktik araç değil de, doğru ve geçerli bir metafizik inanç sistemi olduğuna hakikaten kalpten inanan Güney Yemenliler bulunabilir. Bu da rejim için uzun vadede belli tehlikeler taşır.

YDHC'nin yönetici eliti kesinlikle homojen olmaktan çok uzaktır. Abdulfettah İsmail ekolündeki inançlı komünistlerden uslanmaz fırsatçılara [oportünistler] kadar geniş bir yelpazeyi teşkil ederler. Özellikle bu son grup sosyalizmi pek dikkate almayan fakat, kabilesel veya bölgesel sadakatlerle pek çok geleneksel değere yürekten bağlı olan kişilerden oluşmaktadır. Düşüncelerini okuyamasak da, ne çeşitten olursa olsun İslam'ın, çoğunun inanç sisteminde merkezi bir yeri olmadığı şüphe götürmez. Öte yandan YDHC liderlerinin çoğu askeri kaba güce, polis kuvvetlerine, kabilesel reayanın siyasi desteğine yaslanmayı sürdürüyorlar. Hala geleneksel kafa yapısının ve değerlerinin taşıyıcısı olan -ki bu, dini değerler için de geçerlidir- kabile kökenli halka bağımlı olmak, liderleri İslam konusunda daha dikkatli davranmaya İtmektedir. Kısacası halkı İslam hususunda gereksiz yere karşılarına almaktan kaçınmak, Marksizme en sadık liderlerin menfaatinedir.

Uyanışçılığın Geleceğine Bakış

Durumun zamanla nasıl gelişeceğini önceden kestirmek oldukça zor. Hemen görünen ilk şey, karşılıklı uzlaştırılamaz bakış açıları ve gündemleri dolayısıyla bir yanda İslami uyanış, öte yanda resmi İslam ve Marksizmin birbirleriyle kavgalarının devam edeceğidir.

Özellikle geleneksel kitleler arasındaki geniş potansiyel sempatizan kitlesindeki bir takım gelişmeler İslami uyanışın gidişini etkileyecektir, ilk önce, rejim toplum için uzun süreli tasarılarını daha bir adam akıllı ve kararlı yerine getirmeye teşebbüs edecektir. Başlık parası, çok evlilik peçe ve toplumda kadının yeri gibi mevzularda mevcut yasaların zorla uygulatılması kolaylıkla dini bir içerik kazanabilecek yaygın tepkileri doğurabilir. Benzer şekilde rejim eğer onaylamadığı dini harekete karşı sıkı tedbirler uygulamaya başlarsa, ciddi bir muhalefeti alevlendirebilecektir. Genellikle rejim bu alanda ihtiyatla yürümektedir, İslam'la doğrudan yüzleşmenin sakıncalarını gösteren Afganistan örneği, Aden üzerinde dizginleyici bir etki bırakmaktadır. Özellikle de, kendisine benzer bir şekilde parçalanmış bir kabile toplumu olan Afganistan'da İslam'ın, tüm kesimleri tek bir çatı altında toplamadaki başarısı Aden rejimine güven vermiyor olsa gerek.

İkinci bir değişken ekonominin dramatik bir gerilemesi olabilir, özellikle, yurt dışında çalışan önemli sayıdaki Güney Yemenli geriye dönmeye zorlanırsa. Bu dönüş sadece ülkenin önemli bir döviz kaynağını kaybetmesine yol açmayıp aynı zamanda geriye dönenlerin yerel ekonomi içine entegre edilmesi gibi zor bir sorun çıkaracaktır. Ortaya çıkan göçler ve hoşnutsuzluk, tekrar, dini bir söylem kullanarak ifade edilecektir.

Üçüncü olarak, ister tasvip etsinler ister etmesinler İran'daki sistem Güney Yemen'deki uyanışçılar üzerinde kendi İslami projelerinin de gerçekleşebileceği ümidini vermesi açısından önemli bir etkiye sahip olsa gerek. En azından İslam'ın siyasi bir araç durumundaki etkinliği ve verimliliği Yemenli müslümanları da daha fazla faaliyet göstermeye sevk edebilir. Bu itici faktör İran'ın Körfez Savaşı'ndaki acı verici yenilgisinin ardından gücünü yitiriyor olabilir.

Dördüncü olarak, rejimin kendi içindeki çekişmeler Ocak 1986'da yeniden geniş çaplı sıcak bir çatışmaya dönüştü ve uzun müddet sürdü. Şüphesiz bu, aralarında uyanışçıların da bulunduğu rejim karşıtlarını cesaretlendirip eylemlerini arttırmıştır.

Son olarak, yakın zamanlardaki petrol keşiflerinin ne ölçüde umulmadık bir zenginlik tedarik edeceği, bunun da mevcut durumu nasıl etkileyeceği belli değil. Bir ihtimal, petrolün bulunması halkın günlük yaşamında dikkate değer bir zenginleşmeye ve devletin gücünde buna paralel bir genişlemeye yol açacak bunun sonucunda da devlet isyan ve itirazları daha rahat bastırabilecektir. Kararlı, inancına sadık uyanışçılar rejime karşı düşmanlıklarını aynı şekilde sürdürseler de daha güçlü bir devlet karşısında daha az bir hareket serbestisi ve daha iyi şartlar tarafından "satın alınan" daha az duyarlı bir potansiyel sempatizan kitlesi bulabileceklerdir. Alternatif bir senaryo, ani bir petrol zenginliği toplumda çarpıklıkların hızla artmasına katkıda bulunabilir, hükümetin yolsuzluğunu arttırabilir ve onu sosyal projelerini uygulamaya teşvik edebilir. Bu da, popüler muhalefete ve uyanışa katkıda bulunabilir.

1986'daki iç savaşın nihayette İslam'ın durumunda -eğer varsa- uzun vadede ne kadar bir etkiye sahip olduğunu söyleyebilmek için henüz çok erken.42 Fakat en azından kısa vadede rejimin din politikasının süreceğini, yani her ne şekli olursa olsun popüler İslam'a dolaylı yollardan engel olunacağını ve kurtuluş ilahiyatının yaygınlaştırıl­maya çalışılacağını bekleyebiliriz. Hükümet memurlarının önemli kutsal günlerde umumi dini merasimlerde hazır bulunması medyada hala haber olmaktadır. Aynı zamanda, İslam'ın sadece sosyo-ekonomik ifadelerle yorumlanmasına devam edilmektedir.

Diğer yandan, uzun süre devam edip etmeyeceği belli olmayan görünür bir gelişme YSP'nin daha radikal unsurlarının basın üzerindeki nüfuzunun artmasıdır. Bu, dindar Güney Yemenlileri tahrik edici ortamlar hazırlayabilir. Örneğin bugünlerde sivil savaşta öldürülen Abdulfettah İsmail'i tanımlamak için basında ilk defa aynen "komünist" [Şuyu'i] sözcüğü kullanılmaktadır.43 Daha da ötesinde İsmail için yazılan methiyelerden bir kısmı pek çok müslüman için hakaret ve küfür sayılabilir. Sözgelimi bunlardan bir tanesinde, İsmail için peygamber olduğu söyleniyor ve ölümünden dolayı Allah azarlanıyor ("O'nun kirli tuzağı" ve benzeri ifadelerle). Şehadetle alay ediliyor. "Şehadet ederim ki, Abdulfettah ile parti arasında hiç bir fark yoktur."44 Bu durumda okur-yazarlık derecesinin düşüklüğü ve iç basının kısıtlı sayıda insan tarafından okunması, bu terbiyesizlikleri örtebilmektedir.

1986'daki yenilgiden sonra Ali Nasır Muhammed ve taraftarları da İslam'ı ele alışlarında bir ikilemle karşı karşıya kaldılar. Tekrar dönebilmek için halkın İslami hassasiyetinden yararlanmak meselesi üzerine sürgündeki hareket için de tartışmalar sürerken, bunun ne kadar zor olacağı anlaşıldı. Şu anda Aden'de iktidarda olanlar gibi, Ali Nasır'ın önde gelen yoldaşları da geniş bir ideolojik yelpaze çizerler. Bir önceki Abyan valisi Muhammed Ali Ahmed gibi bazıları son olaylarda da görüldüğü üzere, açıkça Sovyet karşıtı çizgi geliştiren milliyetçilerdir. Ba Zıb kardeşler gibi diğer bazıları da hala birer doktriner marksisttirler. Ali Nasır'ın da aralarında olduğu liderlerin büyük çoğunluğu ise bu iki nokta arasında bir yerde bulunmaktadırlar.

Şüphesiz, birçok kişi, ideolojik açıdan, İslam'ı bir taktik yol olarak kullanmaya başladı. Bunun Ali Nasır'ın mültecileri -geleneksel değerlere sahip kabile üyeleri çoğunluktadır- dış Arap desteği ve YDHC'nin halkını harekete geçirecek muhtemelen en etkin araç olacağı gerçeğine rağmen beraberinde yol açacağı yeni sorunlar Ali Nasır'a faydalarından daha ağır gelebilir. Her şeyden önce böyle bir ortamda, İslami tabanlı bir hareket kendileriyle SSCB arasındaki köprülerin yanmasına yol açacaktır ki, Moskova'nın Aden'deki yeni rejime açık desteğine rağmen, Ali Nasır bunu yapmak istememektedir. Aynı derecede önemli olarak, böyle bir hareket Ali Nasır ve taraftarlarının kontrolünü aşacak derecede bazı dengelen sarsacak ve mevcut rejime olduğu kadar ona da muhalif olacaktır. Dahası, İslami tabirlerle Ali Nasır'ın meşruiyeti en azından şüphe arz edecektir. Ne olursa olsun, bu tercih sürgündeki hareket etkinliğini yitirip silinmeye yüz tutunca iyice tartışılır olmaya başladı.

Yukarıda değinilen öncüllerin yanı sıra, olayların gidişatının daha uzun vadeli eğilimlerden etkileneceğinin delilleri şimdiden görülüyor. Mevcut sosyo-ekonomik problemlerin -hızlı nüfus artışı, sosyal hizmetlerin yükü, iş sahalarının azalması ve kıtlıkların- yakın bir gelecekte de devam etmesi beklenmektedir. En azından bu tür bir arka plan, rejim muhalifleri için daha duyarlı bir halk kitlesi yaratacağa benziyor. Rejime kalırsa o, şu anda sahip olduğu meşruiyetini daha fazla genişletmek veya medyayı ve daha etkin bir yönetim yapısını geliştirmek istemiyor gibi durmaktadır. Üstelik geriye dönen işçiler ve bölgesel medya vasıtasıyla taşınarak, Körfez, Kuzey Yemen ve Mısır'dan gelen fikir akışı YDHC'ne ulaşmaya devam etmektedir.

Uzun vadeli gelişmeler için dikkate değer bir öneme sahip olması bakımından rejimin gençliği sosyalleştirmede muvaffakiyet gösteremediğini kaydetmek gerekir. Yaşlı neslin artık şekil verilemeyecek kadar kemikleşmiş olduğunu farkeden rejim, tüm ümitlerini, ülkenin genç nüfusunun bir değişim aracı olarak dönüştürülmesine bağlamıştı. Bununla beraber, rejimin gençliği sistemin destekleyicileri yapmak için harcadığı kayda değer çabalara rağmen sonuçlar, aşikar surette hayal kırıklığı yaratıyordu. Güney Yemenli kaynaklar gençlik arasında "birçok eski değerlerin, geleneklerin ve inançların hala baskın" olduğunu ve bundan dolayı da "devrim ve değişim"in "zor ve karmaşık bir görev" olacağını kabul etmektedir.45

Rejim, eğitimin yaygınlaşmasının gençliğin, din dahil olmak üzere geleneksel bağlarını zayıflatacağını farz etmekteydi.46 Bununla beraber eğitimin yayılmasının önemine ve Güney Yemen gençliğinin hayatla içiçeliğinin artmasına rağmen, meseleler umulduğu gibi sonuçlanmadı. Ülkedeki en az geleneksel çevre olan Aden'de dahi, ISHID (resmi gençlik teşkilatı), "yetersiz siyasi çalışma" ve bundan dolayı öğrenciler arasındaki "Marksist yönlendirmeye düşman güçler tarafından doldurulan boş zaman bırakmakla" suçlandı. "Bazı geleneksel düşmanca fikirlerin ilk ve orta öğretimde bazı öğrencilerin arasına sızmasıyla" durumun çok genç nüfus arasında dahi iyi olmadığı görülmektedir.47 Gençliğin geleneksel değerlerinin temelinin çürütüldüğü durumlarda dahi, sonuç -Marksizmin benimsenmesinden ziyade- daha çok kimliksizlik ve değersizlik olmaktadır.

Özellikle de eğer rejim ekonomik geleceğim rayına oturtamazsa, ister geleneksel kafaya sahip, ister bunalım içinde olsun ülke gençliği yakın gelecekte uyanış hareketinin en verimli insan kaynağı potansiyeli olmaya devam edecektir. Diğer yandan İslami uyanışın yayılmasına karşın fren şeklinde hareket eden, en azından iki önemli faktör bulunmaktadır. Biri, toplumun herhangi bir grup tarafından harekete getirilmesini zorlaştıran, ülkenin bölgesel kabilevi ve köy derecesinde geleneksel bağların bölünmüşlüğüdür, özellikle kırsal kesimlerde bu siyasi ve sosyal bölünmüşlüğünün büyük ölçüde yerel dini liderler ve yerel veli kültüne sahip eski geleneksel İslam'dan miras kaldığı söylenebilir. Eğer devam etmekte olan yerel bağlılıklar siyasi sahada dikkate değer bir delil ise bu durum muhtemelen yavaş olarak değişecektir. Bununla beraber, yurt dışında yabancılar arasında çalışmanın getirdiği tecrübe bu yerel bağlılıkların zayıflamasına yardım edebilir ve pek ön plana çıkmayan Güney Yemenli kimliğinin önem kazanmasına katkıda bulunabilir.

İkinci bir engel devletin geniş güvenlik aygıtıdır. Ordu, parti milisleri ve polis -Doğu Bloku'ndan danışmanlar tarafından desteklenen- halihazırdaki açık siyasi meydan okumaların üstesinden gelmeye muhtemelen yeterlidir ve rejimin dışındaki siyasi harekete engel olacaktır. Bildirilenlere göre 10.000'in üzerinde insanın öldüğü 1986'nın başlarında iki hafta süre devam eden iç savaş istemeden de olsa, yöneticilerin zalimliklerini hatırlatarak potansiyel muhaliflerin gözünü korkutmuş olabilir. Süregelen bu gerçekler düşünüldüğünde, yukarıda değindiğimiz Özel faktörler olmasa bile, İslami uyanışın kesintisiz olarak yavaşça genişleyeceği söylenebilir.

1988'de "Din ve Sınıf Çatışması" adındaki bir hükümet konferansında İslam'la mücadelede en iyi yaklaşımın hala "kurtuluş ilahiyatı'nı teşvik olduğu sonucuna varıldı.40 Daha da Ötesinde es-Sevrî son zamanlarda "ilerici sisteme karşı olan muhalif ideolojik hareket"in gelişmesinin devam ettiği hakkında uyarıda bulundu. Bu uyarısına "muhalif güçler genç insanların mentalite, fikri seviye ve kabiliyetlerini cezbeden usuller kullanmaktalar; fakat biz onların korkunç suratlarını din maskesi altında gizlediklerini görüyoruz"49 diye devam etti.

1989'un ortalarında Aden hükümeti kendi perestroikasının bir parçası olarak ekonomide ve toplumda bir liberalleşmeyi ilan etti. Bunun "Arap ve İslam kültürü, din ve dini liderler hakkındaki yanlış görüşlerin düzeltimini ve camii ve dini müesseselerin tekrar inşasını" içerdiği söyleniyor.50 Bununla beraber, bakalım bu hükümetin tavrında temel bir değişime dönüşecek mi, yoksa sadece taktik bir uygulama mı olacak ve halkın hoşnutsuzluğunu dağıtacak mı yoksa uyanışçıların hareketlerini mi kolaylaştıracak?

Çev.: Rıdvan Ahmetoğlu

Dipnotlar:

1- Ulusal Kurtuluş Cephesi [UKC] rejimi aşamalarla daha radikal duruma gelmiştir. 1978'de iki ufak tefek solcu teşkilatla birleşmesinden sonra UKC ismini Yemen Sosyalist Partisi [YSP1 şeklinde yeniledi ve açık olarak Marksist-Leninist öncü partisi olduğunu belirtti. Bununla beraber 1969'dan beri UKC içinde Marksist-Leninist hizip zaten her zaman baskın olmuştur. Güney Yemenlilerin tamamı Sünnidir.

2- Bölgedeki sosyo-politik gelişmenin arka-plan için bkz.: Abdalla S. Bujra, The Politics of Stratifcation. A Study of Political Change in a South Arabian Town (Oxford: Oxford University Press, 1971).

3- Bu gibi hareketler Awad al-Arşani'nin Güney Yemen'de Komünist Terörizm [Al-Irhab Al-Şuyu 'i fil-Yaman al-Canubiyye], kitabında kaydedilmiştir. (1978, yer belirtilmemiş). Kitap, ülkenin sürgün gruplarından birinin adına basıldı. Bu dönem boyunca tipik sloganlar "Daha fazla din adamına hayır" ve "Hey, din adamları sizi savunmaya gelmesi için Tanrınıza ve Kur'an'a başvurun" şeklindeydi, s. 180-182.

4- Bkz.: Helen Lackner, P. D. R. Yemen: Outpost of Socialist Development in Arabia, (Londra: Ithaca Press, 1985), s. 108. Yine görülmektedir ki, 1972'de, yani İnlifadalaf dan hemen sonra; ziyaret eden bir Fransız gazeteci Tarim şehrinde -Hadramevt'te- sıradan insanların hala dini saygıdan dolayı Seyyid (Muhammed'in soyundan gelen)lerin ellerini öptüklerini nakletti. Alain Rouaud Les Yemen et leurs populationsâa bu haberi iktibas etti, (Brüksel: Editions Complexc, 1979), s. 136.

5- İsmail'in konferansı, 1972'de UKC yönetici kadrolarına ve askeri görevlilere verildi; son zamanlarda sadece es-Sevri'de (Aden) de yayınlandı. 29 Kasım 1986. Al-Thawri, YSP'nin resmi yayın organıdır.

6- Sovyetler sık sık SSCB'de İslam'ın durumunu Güney Yemenli dinleyicilere ideal olarak takdim etmektedir. Daha da ötesinde, son zamanlarda Aden "ülkedeki Adalet ve Evkaf Bakanlığı ile Sovyetlerdeki Din işleri Konseyi arasında iki taraflı işbirliği ilişkilerini kuvvetlendirme niyetini ilan etti. Sovyetler de o sıralar Güney Yemenli memurlara Konsey tarafından oynanan "önemli rol" hakkında öğüt veriyordu. 14 Uktebir (Aden), 24 Nisan 1987. SSCB'de Din işleri Konseyi dini topluluklar için en önemli resmi kontrol teşkilatıdır.

7- Al-Raya'da (Aden) mülakat, 10 Mart 1985. Aslında bir de "dünya işlerine gelince siz en iyisini bilirsiniz" şeklinde bir hadisi aktararak insan aklının ilahi kaynaklı bilgilere karşı üstünlüğünü ima etmektedir.

8- Örneğin, es-Sevri'ye göre, 24 Ocak 1987. Yemenliler esasında ülkelerini İşgal eden Persiilcr'i kovmak için kullanmayı bir fırsat olarak görerek İslam'ı kabul ettiler. Aynı şekilde, müteakip Ridde-Sava şiarı Mekke'nin Kureyş aristokrasisinin sömürüsüne karşı ulusal Yemen isyanı şeklinde ve İslam'a karşı isyanın liderleri de ulusal kahramanlar olarak görülmekteydi.

9- Hükümet memurlarının hazır bulunduğu, Aden'de Ramazan Bayramı'nda verilen hutbe, 14 Uktubir, 3 Temmuz 1Ü84.

10- YDHC Adalet Bakanlığı ve Evkaf Bakanlığı ve SSCB Din işleri Konseyi arasındaki görüşmeler sonunda, iki ülke arasına "uluslararası İslami konferanslar ve törenlerde" işbirliği yapılması kararlaştırıldı. 14 Uktubir, 24 Nisan 1987.

11- 14 Uktubir, 3 Ağustos 1986. Şeyh Yahya aynı zamanda ülkenin Yüksek Halk Konseyi'nin bir üyesidir.

12- es-Sevri, 15 Haziran 1985.

13- 14 Uktubir, 3 Ağustos 1986.

14- Al-Wahda (Kahire), 15 Mayıs 1985. Bu aylık yayın, Güney Yemenli göçmen gruplardan biri tarafından yayınlanmaktadır.

15- 17 Mayıs 1982.

16- 14 Uktubir (25 Ağustos 1985) tarihli bir karikatürde, Kurban Bayramı'nda kurban kesilmesi qat çiğnemeye benzetilir.

17- 14 Uktubir, 15 Ağustos 1986.

18- 14 Uktubir, 19 Temmuz 1982 ve 26 Mayıs 1985.

19- 14 Uktubir, 3 Mart 1983.

20- 14 Uktubir Al-Usbu'i (Aden), 15 Haziran 1984.

21- Salim Salih Muhammed'e göre "kitleler" hala İslam'ı "Allah'la insan arasındaki bir ilişki" şeklinde anlıyorlar. O İse bunu uygunsuz görüyor. Al-Raya (Aden), 10 Mart 1985.

22- Al-Wahda, 15 Eki 1983.

23- 14 Uktubir, 12 Haziran 1986.

24- Al-Wahda, 15 Mayıs 1988.

25- Göçmenlerin ve sürgünlerin 1986'da Güney Yemen'in kurtuluşu için kurdukları İslami cepheye dine dayalı millet çapında bir çerçeve çizmeleri bu hususta dikkat çekicidir.

26- 14 Uktubir, 20 kasım 1986.

27- Al-Wahda, 15 Ekim 1983. Sorgulamalar sırasında en azından bir kişinin öldüğünü haber vermektedir.

28- Sözgelimi YDHC'deki uyanıştan söz eden 20 Kasım 1986 tarihli 14 Uktubir gazetesi "ne kadar farklı güçler ülkede seslerini yükseltmişse, siyasi arenaya, sosyalist ülkelere ve Sovyetler Birliği'ne olan karşıtlığını ön planda tutmuştur.

29- Örneğin, Körfez ülkelerindeki din adamları, 1982'de, ülkenin Marksist rejimine karşı Allah'ın cezalandırılmasının bir parçası olarak YDHC'yi şiddetli sellerin basacağı şeklinde vazediyordu. Fayetteville Times, 26 Haziran 1982.

30- Bağımsızlıktan bu yana YDHC'de -o da tam hatasız olmayan- sadece bir nüfus sayımı gerçekleşmiştir ve nüfus şekilleri "yumuşak" [soft] durmaktadır. Temmuz 1987 itibarıyla nüfus tahmini 2,35 milyon ve yılık büyüme hızı % 3,07'dir (The World Handbook 1987, CIA, Washington, DC., 1987, s. 268). 2000 yılı itibarıyla nüfusun 3,5 milyona ulaşacağı Güney Yemen kaynaklarınca tahmin edilmektedir. es-Sevri, 2 Şubat 1985. bu arada, Dünya Bankası'nın tahmini 3 milyondur (World Development Report, 1987, Dünya Bankası, Oxford, 1987, s. 254). Bu makale yazıldığında 1988 sayımı sonuçları tamamlanmamıştı.

31- Bu göç Aden'de gecekonduların filizlenmesine yol açmıştı. 14 Uktubir Al-Usbu'i, 4 Mayıs 1984 ve 14 Uktubir, 10 Kasım 1986; işsizlerin ve sahiplerinin büyümesi, 14 Uktubir, 24 Ocak 1984; ve serserilerin sayısında bir artış, 14 Uktubir Al-Usbu'i, 14 Haziran 1985.

32- Başkan Ali Nasır Muhammed ölümünden önce "lüzumsuz işçiler"den kurtulmak için bir kampanya başlatmayı düşünüyordu. (14 Uktubir, 22 Ocak 1984). Gizli işsizlik hala problemdi, bir işçinin ya da bürokratın kafi geleceği yerde üç kişi birden vardı. (14 Uktubir, 4 Kasım 1986).

33- Al-Haris (Aden), Eylül-Ekim 1981. Bu koşullar altında, bu kanunların "gerçek dışı" ve hatta "tamamen konu ile ilgisiz" olduğunu eklemektedir. Al-Haris, YDHC iç güvenlik kuvvetlerinin resmi gazetesidir.

34- es-Sevri, 25 Ekim 1986.

35- 14 Uktubir, 25 Ekim 1986.

36- A. g. e. Aynı zamanda bkz.: N. Cigar, "State and Society in South Yemen", Problems of Communism, Mayıs-Haziran, 14 Ağustos 1986.

37- İstatistikler Adalet ve Evkaf Bakanlığı tarafından temin edilmiştir. 14 Uktubir, 4 Eylül 1984. Gerçekte, göçmen işçilerin bağışladıkları paralarla inşa edilen camilerin bakımına oradaki mahalli cemaat tarafından devam edildiği açıklanmıştır.

38- Bu tanımlamalar geniş ölçüde Leon P. Baradat'ın Political Ideologies: Their Origins and Impact adlı eserinden aktarılmıştır. (Eglewood Cliffs, NJ, Prentice-Hail, 1979), 1-29.

39- Geleneksel ve hatta modern kökenli dini hiyerarşinin göçler ve ölümler dolayısıyla bağımsızlık sonrası (ilkede dolayısıyla bıraktığı boşluk, yeni bir liderliğin ortaya çıkmasını zorunlu kılar veya kolaylaştırır.

40- Aden'deki sivil savaşın aydınlatıcı noktalarından birisi de, camiyle toplumun bağlantısı tasvir etmektedir. Savaş sırasında, bir keresinde şehrin su sistemi bozulmuş ve su sağlayan yegane kaynak cami tarafından sağlanmıştır.

41- 14 Uktubir, 20 Kasım 1986.

42- 14 Uktubir, Al Wahda'da yeniden yayınlandı (reproduced), 10 Mart 1987. Bunun gibi, Kurban Bayram'ında, 14 Uktubir editörü, "partinin tasfiyesi ve yönetim işleri" ile "Sovyetler Birliği'nin partimizde dayanışması" bile.

43- Al-Wahda, 15 Mayıs 1988.

44- 14 Uktubir, Al-Wahda'da tekrar basıldı, 10 Mart 1987.

45- 14 Uktubir, 10 Kasım 1986.

46- Sovyet uzmanları bunun gerçekleşebileceğine dair onlara açıkça teminat verdiler. Örneğin, Merkez Komite'nin Uluslararası Bölümü'nün Yemen Masası Şefi Aleksander Guskov'a göre; "ilim ve eğitim, dini, ülkenin ilerici rejimine karşı kullanma kabiliyetlerini tesirsiz bırakacaktır. Demokraticheskii Iemen: 20 let revolyutsii, (Moskova: Mysl, 1983), s. 20.

47- YSP'nin Aden Olağanüstü Kongre Önergesi, 14 Uktubir, 14 Ağustos 1986.

48- 14 Uktubir, 10 Mayıs 1988.

49- es-Sevri, 24 Aralık 1988.

50- Arab News (Cidde, Suudi Arabistan), 31 Temmuz 1989.

Kaynak: Dünya ve İslam Dergisi - Sayı: 5 - Kış 1991

Etiketler: ,
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler