Hayat Sermayemizden Eksilen Dört Yıl ve Biz

Muammer Yağcı

Ayrılık, bana hep hüzün verir. Ağlatır, yıpratır ve sessizce bir şeyler alır götürür. Yerine ise ömür boyu sürecek özlemi, hayat boyu anımsanacak hatıraları ve yıllarca unutulmayacak anıları bırakır. Özlem ise duygulandırır, aratır ama en güzeli de buldurur, kavuşturur. Hatıralar ise özlem duygusunu kuvvetlendirip arttırır.

Hayat sermayemiz gittikçe azalıyor. Biz ise müsrif bir tüketiciyiz. Bilinçsizce adeta bozuk para gibi tüketiyoruz bu kıymetli sermayeyi. Gel biraz da sen oyalan misali oyalanıp duruyoruz. Ama dünya hayatı bir oyalanma değil. Hele bir müslüman için hiç ama hiç oyalanma değil ve olmamalıdır. Çünkü, biz biliyoruz ki dünya ahiretin tarlasıdır. Biz burada ne yapıp ettikse ahirette onlardan sorumlu tutulacağız.

Sorumluluk!... Sorumluluk!... Sorumluluk!...

Ancak bu duygu ve bilinçle insan olabilir yine o sorumluluk bilincimizi harekete geçirdiğimiz müddetçe insanlara faydalı olabiliriz. Çanakkale'ye gelişimiz daha dün gibi. Dört yıl hemencecik nasıl da geçiverdi? Şöyle bir düşündüğüm zaman, bir gün hayatın da böyle sonuna varacağımı ve ölümün gerçekliğinden kurtulamayacağımı biliyorum. Ama bizler hayatı ve ölümü o kadar az düşünüyoruz ki hemencecik dalıveriyoruz gerçekten kopuk hayallerin içine. Dalışımız uzun sürüyor, oksijensiz kalıyoruz. Hayat anlayışımız dünyevileşiyor, yaşam tomurcuklarımız açmadan soluyor. Hücrelerimiz kokuyor, çürüyor ve ardından dökülüyor.

Çanakkale'nin bütün olumsuzluklarına, müsait olmayan İslami çehresine rağmen bizlerin burada çok şey öğrendiği kanaatindeyim. Herkesin kendi doğrularını insanlara götürdüğü, insanları kendi doğrularına çağırdığı ve kendi doğrularını Kur'an'la onaylatmak istedikleri bir mekanda elbette ki gerçekten Kur'an'ın doğrularını bulmak bir hayli güç ve zordur. O nedenledir ki kolay olmayana talip olanlar daha değerli ve samimidirler. En azından bunun böyle olması gerekir. Şurasını unutmamamız gerekir ki bütün güçlükler aşılır, bütün zorluklar bir gün nihayet bulur. O yüzdendir ki bizler bütün bunlardan kaçmamalı, hakkından gelmeli hatta üstüne üstüne gitmeliyiz.

Dünya hayatının güzellikleri insanlar için daha çekici ve kolay şeylerdir. Uzun soluklu olmak, okumak, düşünmek, özveride bulunmak ve üretmek insanlar için hiç de çekici ve kolay değildirler. Ama bizler nitelikli insan ve müslüman, keyfiyetli birer beyin, üreten bir mekanizma ve düşüncelerini amelleştiren bir kul olmak istiyorsak bütün bunlar bizim hayatımız olmalı. Kitapların üzerinde uyumalı, düşünceler içerisinde gezinmeli, özveriyle bir olmalı, özgünlük ve üretkenlikle dirilmeliyiz. Sıradanlaşmamak, eriyip-tükenmemek bütün zorluklara karşı direnmek hatta başkaldırmak için okumalı, düşünmeli, özveride bulunup salih amel üretmeliyiz.

Çanakkale'deyiz. Bittiği, tükendiği hatta iflas ettiği söylenilen, tartışılan bir düşüncenin bitmediğini, tükenmediğini, iflas etmediğini, var olduğunu, ürettiğini, dirilttiğini ispatlamaya çalışan bir kaç öğrenciyiz. Yeşertmeye, diriltmeye, üretmeye, var etmeye çalıştığımız düşüncenin kıymetini iyi bilmek durumundayız. Çünkü biz onu konforlu özel yurtlarda veya emrimize amade öğrenci evlerinde bulmadık. O yüzden bizim yine kendimizden beklediğimizden daha fazlasını bu davanın bizlerden beklediğini unutmamalıyız. Unutanların-unutulduğunu, kaybedenlerin-kaybolduğunu, aramayanların-aranmadığını, çalışmayanların ise üretmediğini yeni baştan düşünmeliyiz. Gerçeğe giden kolay yolun bulunmadığını ise iyi idrak etmeliyiz. Bizim umudumuz yine biziz. Bizim derdimize ancak biz derman oluruz. Bizi kurtarmaya gelecek mehdimiz de yok, gelmesini beklediğimiz yüz yılımızın müceddidi de. Ama hayat kitabımız Kur'an'ımız var. Bizim mehdimiz o, müceddidimiz o. Hz. İsa öldü ve dönmeyecek. Ama Kur'an burada yanı başımızda ve yaşıyor. Bize düşen ise onu hayatın içine sokmak; dünü bugünü ve yarını onunla anlamak­tır. Akif'in dediği gibi:

"Doğrudan Kur'an'dan alarak ilhamı

Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam'ı"

Ama öyle söyletmeliyiz ki asrın Ebu Cehil'lerinin beyinlerini çatlatırcasına, asrın Lat, Menat ve Uzzalarını devirircesine, asrın Ebu Leheb'lerini kahredercesine, asrın mustazaflarını kucaklarcasına, özgürlüğe kanat açıp esarete başkaldırırcasına...

Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 40 - Temmuz 94

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları