Haziran 1967 Savaşından Sonra Filistin Gerillaları

Haziran 1967 Savaşından Sonra Filistin Gerillaları
Yezid Sayigh

Yezid Sayigh, Oxford St. Antony Koleji’nde araştırma görevlisi olarak bulunmaktadır. Burada “gelişmekte olan ülkelerin uluslararası ilişkileri” ve “III. Dünya ülkelerinin güvenliği” konularının üzerinde çalışan Sayigh’in en son eserleri şunlardır: Arab Military Industry [Arap Askeri endüstrisi], (Londra: Bassey’s 1992) ve Confronting the 1990’s Security in the Developing Countries [Gelişmekte Olan Ülkelerde 1990’lı Yıllarda, Güvenliğin Karşılanması], (Londra: International Institute of Strategic Studies, 1990). Orta Doğu’nun stratejik olayları, Arap-İsrail çatışması ve modern Filistin tarihi ve politikası hakkında geniş çaplı eserleri bulunmaktadır.

Filistin gerillaları için Haziran 1967 savaşının asıl hikayesi savaşın sonucunda yatmaktadır. O zamana kadar gerilla hareketi, görünürde belirgin bir seyri olmayan daha çok ikincil bir güç durumundaydı. Bu savaş Arap otoritesinin bölgede itibarını kaybetmesi ve mevcut devlet kontrolünün zayıflamasıyla Filistin gerillalarının bölgesel rolünün artması için yeni bir fırsat yarattı. Savaşı takip eden aylarda, gerillalar kendi kendini idare eden bir merkez kurma çabasına giriştiler ve İsrail işgali altındaki Batı Şeria’da silahlı bir çatışma başlatmak için çalıştılar. Bu girişim Filistinlilerin diğer Arap devletleriyle olan ilişkilerinin yeniden tanımlanmasına yol açarken, bu sayede Filistin’in iç politikasının değişimi de sağlandı. Buna rağmen, Filistin tarihinin yazımında bile bu hadisenin önemi yeterince değerlendirilememiştir.

Bu makale öncelikle Batı Şeria’daki Filistin kıyamının yeniden yapılanmasını ve Filistin gerillalarının savaş sonrası dönemdeki artan şansını ele alacaktır. Daha sonra önde gelen gerilla gruplarını -el-Fetih ve Arap Ulusal Hareketi [AUH]- ayaklanmanın iki ana safhası içerisinde inceler: 10 Haziran 1967 ile 27 Ağustos 1967 arasında takip edilecek yol üzerine yapılan tartışmalar ve hazırlıklar safhası ile bunu takip eden ve aynı yılın sonuna dek süren faal hareket safhası. Daha sonra ise gerilla hareketinin, Filistin hareketinin sonraki gelişimine tesirlerini değerlendirmeden evvel, bu silahlı kıyam çabalarının bir tarafta gerillalar ile diğer tarafta FKÖ ve Arap hükümetleri arasındaki ilişkilere etkisini inceleyeceğiz.

Tartışma ve Hazırlık (10 Haziran 1967-27 Ağustos 1967)

el-Fetih

Haziran 1967 Savaşı’nın sonucu Arap askeri gücüne ve Mısır lideri Cemal Abdunnasır’a güvenen Filistinliler için tam bir şok oldu. Yine de halkın tamamı, olaydan aynı derecede rahatsız olmamıştı. Fetih, savaştan önce Arap hükümetlerine bariz bir güvensizlik duymasına rağmen daha sonra bu savaşı Arapların denetiminden kurtulmak için adeta mucizevi bir fırsat olarak gördü. Fetih için 1967 savaşı “Arap hükümetlerinin baskıcı tesirlerinin yok oluşu” ve mücadelenin asıl tabiatı, yani “Filistin-İsrail çatışması”na1 dönüş sebebi olarak anlam taşıyordu. Bu itibarla, Fetih hızla harekete geçti.

Fetih’in Merkezi Komitesi savaş başladıktan tam olarak iki gün sonra, 12-13 Haziran’da Şam’da acil toplantıya çağrıldı. Çatışma bütün hızıyla devam ederken acil toplantı için Suriye’nin başkentine gelen Körfez bölgesinde ikamet eden komite üyeleri ve Fetih’in Suriye’deki ana askeri kadrosu hareketin seyrini değerlendirdiler. Azınlıkta kalan bir grup bekleme ve gözleme taraftarı olarak kalsa da Yaser Arafat ve Halil Vezir başkanlığındaki büyük çoğunluk işgal altındaki topraklara geçilmesini ve silahlı mücadelenin yeniden başlatılmasını destekliyordu.2

Fetih yönetimi daha sonra işgal altındaki topraklardaki durumu “yerinde” değerlendirmek için birkaç önemli kişiyi bölgeye gönderdi. Bu grubun başında ise, bölge hakimiyetinin kontrolünü elinde tutmak ve ortaya çıkan durumu kendi lehlerine dönüştürmek taraftarı olan Arafat vardı. Diğer gruplar ise Arafat’ın taktiğini aynen takip ettiler. Bunlar Kudüs ve civar kasabalarda Haziran sonuna dek kaldılar.3 Halkın güvencesini kazanma amacında olan Fetih; lider kadrosunun işgal altındaki topraklara geçtiğini, 21 Haziran ve 3 Temmuz’da basına yaptığı birer açıklamayla ilan etti.4 Asıl hedeflerinin başında, Batı Şeria’daki önceden yerleşik hayatı bulunan Fetih üyeleriyle bağlantıyı yeniden kurmak ve Ürdün ordusunun geri çekilmesiyle geride kalan silah depolarını ele geçirmek geliyordu.

Haziran’ın başlarında Arafat ve tecrübeli meslektaşları Şam’daki bir Fetih konferansına rapor vermek için Batı Şeria’dan ayrıldılar. Burada, bir kere daha azınlık bir grup işgal altındaki topraklarda yaşayan yerel halka karşı düzenlenebilecek bir İsrail misillemesinden korktukları için, erken bir askeri operasyona itiraz etti. Buna karşılık çoğunluğun ileri sürdüğü tez ise halkın moralini yükseltmek ve bölgede yaşayan insanları dirençli kalmaya ikna etmekti. Mısır’ın Süveyş Kanalı civarındaki küçük çaplı çatışmaları yeniden canlandırma kararı, Fetih’in üyelerini oldukça etkiledi ve bölgede ihtiyaç duyulan Filistin silahlı direnişini hızlandırma kararı aldılar.5

Fetih’in bu konuya önem vermesinin altındaki sebep; İsrail ordusunun Arap devletleriyle yapılacak ve Filistinlilerin bağımsız bir taraf kabul edilmeyeceği bir barış antlaşmasının bir koşulu olarak, işgal altındaki topraklardan kısa sürede çekilebileceği korkusuydu.6 Bu endişeyle gerçekleştirilen detaylı bir plan; işgal altındaki topraklarda askeri ve sivil halkın direnişini organize etmeyi, Arap hükümetlerini harekete geçirecek bağlantıyı kurarak, bu sayede mali destek güvencesi sağlamayı ve eğer mümkünse Fetih’in isteklerini ve açıklamalarını yayınlayacak bir radyo istasyonu kurmayı hedefliyordu.7 Fetih’e göre daha 1967 öncesinde Filistin halkıyla belli bir bağ kurulmuştu ve artık halkın aktif bir katılım içine girmesi zamanı gelmişti.8

Temmuz sonunda -aralarında Arafat’tan gelen aşırı iyimser bir raporun da bulunduğu- gelen son raporlara göre, Fetih Merkez Komitesi gelecek dönemdeki stratejisini belirleyecek hayati önem taşıyan bir toplantı yaptı. İşgal altındaki topraklarda halkı harekete geçirme görevinin zorluğu yüzünden çekingen davranan Fetih liderliğinin bir grup elemanı ise küçük çaplı gerilla gruplarını desteklemeyi tercih ediyordu.9

Diğer Fetih üyeleri İngiliz mandasına karşı gerçekleştirilen ve “Filistin devrimci geleneğinin en iyi temsilcisi” diye adlandırdıkları 1936 ayaklanmasının başarısını tekrarlamak hevesiyle oldukça hırslıydılar.10 Silahlı çatışmayı yaygınlaştırma taraftarı olan Fetih üyeleri kendi topraklarında ortaya çıkacak tartışmasız yeni, Arap etkisinden uzak bir Filistin Ulusal Liderliği kurmayı umuyordu.11 Merkez Komite’nin bazı üyeleri; her ne kadar diğerleri tarafından şiddetle karşı çıkılsa ve sonuçta kabul edilmese de, işgal altındaki topraklarda bir Filistin varlığı ya da bağımsız bir devlet kurmaya çalışıyorlardı.12

Fetih’in merkez komitesi sonunda, işgal altındaki topraklarda güvenli saldırı noktaları qavaid irtikaziyya kurma stratejisini onayladı. Batı Şeria’da sürdürülen silahlı mücadeleyi içerden yönetmek için görevlendirilen Arafat, bölgenin en kıdemli komutanı seçildi. Yaklaşık iki hafta sonra Ağustos ayı içinde Arafat, Ürdün Nehri’nin karşı yakasına 30 kişilik bir ekibi kendi komutasında gizlice geçirdi ve Nablus’ta gizli karargahlar kurdu. Arafat, Şam’dan ayrılmadan önce; Fetih diğer bir önemli adım atarak, 28 Ağustos’ta silahlı çatışmayı yeniden başlatma kararı almıştı. Bu tarih, planlanandan erken olmasına rağmen Hartum’da acil bir tarihi zirvenin yapılması için Arap liderlerinin katılımını sağlamakta bir baskı unsuru oldu.

Fetih aynı zamanda İsraillilere karşı sivil halkın direnişi olarak artan grevler, oturma eylemleri, istifalar ve diğer protestolarla desteklendi. Bu sivil direniş, koordinasyon zayıflığıyla karşılaşmasına rağmen, katılımın artmasıyla Fetih’in cesaretini artırmıştır. Böylece Mevcut Filistin gerilla gruplarının en genişi olma sıfatını elinde tutmaya başlayarak saflarını yeni üyelerin katılımıyla güçlendirmiştir.13

Arap Ulusal Hareketi (AUH)

Haziran savaşının ilk iki gününde, AUH liderliği bütün Araplar gibi Şam, Kahire ve Amman kaynaklı radyo yayınlarının asılsız muharebe başarısı iddialarına inandı.14 Düzinelerce Fetih üyesi Mısır’daki üniversitelerde başlatılan hızlı asker yetiştirme kurslarına başvururken; hareketin Lübnan ve Suriye’de bulunan yüzlerce elemanı ise Şam’da bir toplantı merkezinde bir araya geldiler ve Golan Tepeleri’nde görev üstlenmek için gönüllü olduklarını gösterdiler.15 Bunlardan birçoğu da Lübnan dağlarında, Kayfun köyü yakınlarında Filistin Kurtuluş Ordusu [FKO] tarafından Haziran ve Temmuz aylarında hazırlanmış iki haftalık geçici bir kampta eğitim gördüler.16

Savaş devam ettiği müddetçe, bu sıcak faaliyet AUH kadrolarını meşgul etmekteydi. Ancak 10 Haziran’daki ateşkes; hareketi, yıkılmış ve moralsiz olarak, yenilginin tam olarak ne getireceğini kavramakta zorluk çeken, tutarlı bir tepki verecek gücü bulamayan bir hale soktu. AUH’nin Batı Şeria’daki çabalarına öncülük eden bir örgüt üyesi, acele Beyrut’a, AUH’nin kurucularından George Habaş’a danışmaya geldiğinde, kendisine, “Batı Şeria ve Ürdün’de hiçbir örgütlenmemiz yok, herkes hapiste, kaçanlar ise güvenlerini yitirmiş durumdalar ve kimseye inanmamaktadırlar.” denildi.17 Liderliğe danışmak maksadıyla daha fazla insan, Beyrut’a gelmeye başladığında, AUH’nin Merkez Komitesinin bir düzine kadar üyesi [Merkez; örgütün kurucuları Habaş, Wadi Haddad ve Hani Hindi ile onların beş yardımcılarından oluşan Beyrut’taki gayri resmi, günden güne değişen karar alan liderliktir] Habaş’ın evinde Filistin bölge komutanlığı ve Filistin askeri eylem komitesi ile beraber toplantı yaparak bağımsız bir askeri eylemin hazırlığının gerekliliği yolunda karara vardı.18

AUH Merkez Komitesi, Haziran ve Temmuz’da tekrar tekrar toplandı. Ayrıca, genelde Beyrut7ta bulunan liderlerle diğer Arap ülkelerindeki AUH şube temsilcileri Temmuz ayının sonlarında bir Yürütme Komite toplantısı için bir araya geldiler.19 Tartışma iki temel eğilimi yansıtıyordu: Bir taraf, 1967’den önce Muhammed Kişli ve Nayef Hawatme (bunlar gerçekte 1967’de yoktular) önderliğinde ortaya çıkan solcu kesimdi. Bu kesim AUH’nin Arap devletlerinden bağımsız hareket edemeyeceğini savunurken; İsrail’e karşı askeri bir operasyonun başlama tarihini ertelemeyi ve dikkatli bir hazırlık evresini destekliyordu.20 AUH sağcıları diye adlandırılan diğer bir kesim -Habaş, Haddad ve Hindi- ise askeri bir hazırlık ve organize edilebilir bir teşkilat kurmak için zaman ve çaba harcamanın gerekli olduğunu vurguluyordu. Yine bu kesim; bu ertelemeyi İsraillilerin yeni bir oldubitti yaratmak için bir avantaj olarak kullanmasından da endişe ediyordu. Böylece yenilginin bir tavize dönüşmesini engellemek, Arap ve Filistinlileri İsrail işgali ile beraber yaşayabilecekleri düşüncesinden alıkoymak ihtiyacını hissediyorlardı.21 Vardıkları sonuç, AUH’nin “halka dayanan bir silahlı mücadele” hazırlıklarını başlatması gerektiğiydi.22

Mısır’ın izlediği politika oldukça güçlü bir biçimde Nasır yanlısı olan AUH için belirleyici faktör oldu. Nasır, Haziran savaşını takiben -“yalnızca savunma” diye adlandırdığı dönem boyunca- Mısır askeri gücünün bölgede yeniden kurulması ve etkili bir program hazırlanması için çalışmalar başlattı ve AUH yönetimine ise özel görüşmelerinde İsrail’le ikinci bir raunt hazırlığında olduğuna dair garanti verdi.23 Nasır’a en yakın AUH liderleri arasında 1967’den beri Genel Sekreterliğin daimi üç üyesinden biri olan Muhsin İbrahim de bulunuyordu. Bu şahıs daha sonra solcu kesime katılmasına rağmen 1967’de sağcıların Mısır’la olan ilişkilerinin gelişmesine katkıda bulunmuştu.24 İbrahim bu konuya ilişkin şunları yazıyordu: “Gerileme karşısında soluğumuzu toparlama safhasından sonra, Arap çabaları artık saldırganı caydırma safhasını planlamaya yönelmiştir... İkinci raunda yaklaştık.25

Mısır güvencesinden sonra AUH için acilen silahlı mücadele içine girmenin çok az sebebi vardı. AUH daha itinalı bir hazırlanma dönemi tercih etti. Bu niyetle verilen karar herkesçe onaylandıktan sonra ancak Haziran sonunda, AUH merkezi yönetimi Batı Şeria’ya tecrübeli bir birlik gönderebildi ve yeni bir gizli örgütlenme kurmaya başladı.

AUH tartışmasının başka bir boyutu da, o dönemde fetih’le sürdürülen diyalogdu. Temmuz ortasında Ağustos sonuna kadar altı hafta boyunca yapılan bir dizi toplantıya kadar AUH ile Fetih arasında çok az ciddi bir bağ vardı. Bu toplantılar AUH’dan Habaş, Haddad, Üsame el-Nakib ve Fetih’ten Arafat ile Vezir’in başkanlığında yapılıyordu. İlk toplantı Haziran savaşının sonuçlarını değerlendirirken bir ayaklanmanın planları üzerinde duruldu ve toplantı her iki tarafın da muhtemel silah ve askeri güç takviyesi sözüyle sonuçlandı.26

Peş peşe yapılan toplantılarda, asıl odağı İsrail işgaline karşı olası bir askeri hareketin zamanlaması ve şekli oluşturuyordu. Her ne kadar bazı AUH kaynakları konunun yeniden gözden geçirilebileceği bir süre olan Aralığa dek operasyonları geciktirme kararı olduğunu iddia ediyorsa da, iki taraf da askeri operasyonlarını en az bir ay geciktirme konusunda mutabakata varmışlardı.27 Buna rağmen işgal altındaki topraklarda karşılıklı personel ve silah değişimi gibi daha pratik işbirliği gerektiren konular tartışılmamıştı. Bu çok paradoksal bir durumdu, zira görüşmelerin bir noktasında AUH ve Fetih birleşmeyi bile tartışmaya başlamışlardı ve hatta AUH daha sonra iki tarafın da diğer başka bir gerilla grubuyla birleşme kararı aldıklarını açıkladı.28 Her halükarda Fetih 28 Ağustos’ta İsraillilere karşı tam anlamıyla “silaha sarılarak” başlattığı silahlı eylemlerle birlikte AUH ile diyalogu da sona erdirdi.

Silahlı Mücadele (28 Ağustos-Aralık 1967)

Fetih’in “Konuşlanması”

Haziran savaşının patlak vermesiyle Fetih 200 kadar elemanını gerilla eğitimi için Cezayir’e ve 30’dan fazla kişiyi de Çin’deki bir liderlik kursuna gönderdi. Çin’deki bu kursa gönderilenlerin çoğu daha sonra oldukça önemli sorumluluklar üstlendiler: Memduh Saydam, Fetih’in silahlı gücü el-Aşifa’nın başkomutanı oldu; öğrenci liderleri Hayil Abdulhamid ve Hani el-Hasan Merkez Komiteye katıldılar; Abdulfettah Gunaym ve Yahya Aşur Ürdün ve Lübnan’daki bölge komutanlıklarını; diğerleri ise Ürdün ve Suriye’deki gerilla gruplarının komutanlığını üstlendiler. Fetih’in yurt dışındaki öğrenci ağları -özellikle Almanya ve Mısır’da- yüzlerce gönüllünün harekete katılımını sağladı. Yine Fetih’in Suriye’deki Hama yetiştirme kampına Batı Şeria’dan gelen yüzlerce gönüllü ve sadık eleman akını başladı.29 Temmuz’dan sonra Fetih bu sürekli genişleyen insan gücünü ta’şiş [hücre] diye adlandırılan yerel silahlı hücre evleri oluşturmak için Batı Şeria’ya gönderdi.

Silahlı çatışmanın ikinci kez başlamasıyla 28 Ağustos’ta önde gelen pek çok militan Arafat komutasında bölgede konuşlandı.30 Tüm birlik elemanlarına İsrail sınır bekçilerinin kontrolü sırasında serbest giriş çıkış yapabilmeleri için sahte kimlik düzenlendi. Diğer bir kısmı ise Eylül ayında İsrail yönetimince yapılan nüfus sayımında yasal kimlikler aldılar. Merkez komutanlığını Nablus’ta kuran Arafat Batı Şeria’yı da üç komutanlığa böldü: Kuzey, Merkez ve Güney.31 Eğitimi hızlandırma ve yeni üyeler üzerinde kontrolü sağlamak için Arafat aynı zamanda Tubas tepelerinde bir yetiştirme kampı kurdu. Bu kamp Batı Şeria’nın kuzeyinde Quabatya yakınlarında hazırlanmıştı.

Fetih kendini “halkın özgürlük savaşı”nı başlatmaya hazır görüyordu. Bazı gerilla grupları “ikinci saldırının başlatılması”ndan haftalar önce birkaç saldırı gerçekleştirmişlerdi. Gruplardan biri; Hebron yakınlarında 1967 savaşı öncesinde belirlenen ateşkes hattında yerleştirilmiş Ürdün’e ait mayınları çıkarıp; Negev’deki İsrail yolunu mayınladı.32 28 Ağustos’tan sonra ise el bombaları, ateşli silahlar ve özellikle yılın sonunda havan topları kullanıldıysa da; çoğunluğu mayın döşeme, patlayıcı madde yerleştirme şeklindeki saldırılar artırıldı. Sayıca ve etkice tüm bu girişimler oldukça basit malzemeler içerse de Filistin’in gerilla basını tümünü abartılı bir biçimde gösterdi.

Fetih’in bölge komutanları genel bir ayaklanma başlattıklarını düşünerek büyük bir coşkuya kapıldılar.33 Batı Şeria’daki dağlarda bulunan göçebe gerillalar 1936-1939 isyanının sağladığı bağlantılarla civar kasaba ve köylerdeki gizli şebekelerce desteklenecekti.34 Gizli operasyonun sorumluları şehir saldırıları gerçekleştirme yükümlülüğü üstlenirken; bir sivil ayaklanmayı da organize etmeye çalışıyorlardı. Böylece gerillalar tüm bölgede İsrail ordusuna karşı yılmadan, yorulmadan saldırabilecekti. Kasaba ve köylerde ve ana yollar boyunca geride kalan İsrail varlığını ortadan kaldırmak için askeri baskı artırılarak; yarı özgür ve güvenli saldırı merkezlerinin gelişimi rahatlıkla sağlanabilecekti.

Buna rağmen tüm bu arzular Fetih’in şebekelerindeki emniyet gevşekliği ve zayıf organizasyonlar yüzünden hayal kırıklığıyla sonuçlandı. Aceleci tavrıyla, Fetih yeni elemanlarının seçiminde çok az önlemler almıştı ve gizli olması gereken operasyonları geniş gruplarla yapmaya başlamıştı. Bu önlemler zaten kısıtlı olan askeri eğitim imkanlarını zorlarken verilen talimatlara karşı belli bir güvensizlik yarattı. Batı Şeria’dan Fetih kamplarına gelen yüzlerce gönüllü insan ancak bir haftalık ya da en fazla iki hafta süren eğitim kamplarından faydalanabildi. Ayrıca bu kadar insanın birbirinden asıl kimliklerini gizlemeleri için hiçbir çaba harcanmadı.35

Ağustos başında İsrail güvenlik örgütlerince Gazze’de sayısız tutuklamalar yapılırken, 8 Ağustos’ta düzinelerce Fetih üyesi de Kudüs, Jericho, Bethlehem operasyonlarında yakalandılar. Tüm bu ve benzer olaylarda İsrailliler Haziran 1967’de ele geçirdikleri Mısır ve Ürdün’e ait güvenlik arşivlerinden faydalanarak, Fetih ve diğer operasyon sorumlularını tespit ettiler.36 Çatışma operasyonlarının resmi olarak başlaması İsrail’in yeni tutuklamalara girişmesini yoğun olarak provoke etti. Daha kötüsü Eylül sonunda İsrail’in Batı Şeria’da tespit ettiği 180 kadar gerillayı ve destekçilerini yok etmesiydi. Fetih Ekim’in ortasında 24’den azla, Kasım’da 70 kadar ve Aralık’ta yaklaşık 20 üyesini yitirdi.

İsrail ayaklanmaya karşı kampanyayı halka karşı uyguladığı sert tedbirlerle güçlendirdi. Bunlar arasında sivil direnişi kışkırtmakla suçlanan düzinelerce yerleşik halkı sürgün etmek; genç erkek mültecilerin bölgeye girme talebini reddetmek; özel izne sahip olmaksızın serbest giriş çıkışları yasaklamak ve diğer kitle üzerinde baskı kurma girişimleri bulunuyordu. Bu uygulamalar bölgede 1967 yılı sonunda 250 yetkiliye sahip askeri bir hükümet tarafından organize ediliyordu. Bu arada İsrailliler Batı Şeria ve Gazze’de bulunan on binlerce Filistinli için nakil vasıtaları sağlayarak Ürdün’e gitmeleri için zorladı.37 Daha sonra ise Ürdün Nehri üzerinden evlerine geri dönmek için sızma teşebbüsünde bulunan yüzlerce mülteci İsrail tarafından nehrin yatağında vurularak öldürüldü.

Ayrıca İsrail askerleri Gazze’de 5000 tutuklu Filistin Kurtuluş Ordusu askerini Mısır’a sürdü.38 Gerillalara yardım ve yataklık edenlere ise acımasız cezalar verildi. Beyt Avva ve Beyt Marsim’deki köyler sırf bu sebepten ötürü tamamıyla tahrip edildi. 24 Ağustos’ta Ebu Dis’de 6 eve düzenlenen silahlı bir saldırıya misilleme olarak ortadan kaldırıldı, Jiftlik köyü Kasım’da tahrip edilirken Nusayrat’ta 100 ev yıkıldı ve 200 kişi Aralık’ta sürgün edildi.39

Kayıplarını telafi etmek ve askeri gücünü yeniden organize amacıyla Fetih Batı Şeria’daki köy ve şehirlerde kendiliğinden oluşan gerilla gruplarının çoğunu saflarına çekmeye çalıştı. Arap Devrimciler Hareketi ve benzeri grupları tarafına çekerken, diğerleriyle eşit koşullar altında bir ortaklık kurmak istedi. Daha da önemlisi, AUH’nin Kudüs’teki eski bir lideri olan Suphi Goşe ve sivil ayaklanmayı koordine eden iki yetkili tarafından kurulan Filistin Halk Mücadele Cephesi [FHMC] örgütüyle başlatılan diyalogdu.40 FHMC, Fetih’in silah ve para yardımını kabul etti ve Arafat’ı gizleme ve bölgeden nakletme işine yardım etti. Buna rağmen herhangi bir tam birleşmeye yanaşmadı. Fetih, Filistin Kurtuluş Cephesi’yle olan ilişkilerinde ise daha başarılıydı. Bu örgüt asker ve silah sağlamasının yanında süreç içinde Fetih’e katıldı.41 Filistin Kurtuluş Cephesi’nin kendisi de, 1960’ların ortasında Ahmed Sadi ve FKÖ yetkililerinden Şefit el-Hat ve Behced Ebu Garbiyya yönetimindeki gruplar arasında kurulmuş bir koalisyondu. Bu koalisyonun Mısır’da, Ürdün’de (Batı Şeria), Kuveyt’te, Lübnan ve Suriye’de kolları bulunuyordu.

Kurtuluş, Fetih Gazze Şeridi’nde bulunan üyelerini daha fazla yardım için harekete geçirdi. 1967’den önce yaşanan Mısır zulmünün ve İsrailliler tarafından kimlikleri daha önce Mısır haber alma teşkilatınca tutulan dosyaların ele geçirilmesi yüzünden oradaki kadroların hemen tutuklanması veya kaçmak zorunda kalması dolayısıyla Fetih’in bu bölgedeki kolu oldukça zayıftı.42 Bu yüzden bölge Fetih’in Batı Şeria’daki güney komutanlığına bağlandı ve toparlanan 30-40 kadar Gazzeli militan Hebron tepelerindeki gizli üslere aktarıldı.

Fetih aynı zamanda Batı Şeria’ya nakletmek üzere Gazze’de FKO ve Mısır ordusunca terke dilmiş zengin stoklardan silah temin etti. Bu arada Gazze’de örgüt bağlantılarını bazı mülteci kamplarında yaptığı başarılı görüşmelerle yeniden kurmayı denedi.43 Buna kaşın Fetih, Gazze’deki diğer politik güçleri -Komünistler, Baas, Müslüman Kardeşler ve AUH-44 askeri operasyonlar başlatmaya ikna edemediği için Gazze’deki hareketi yılın sonuna kadar erteledi.

Buna karşın işgal altındaki topraklarda devam eden tutuklamalar Fetih’in gücünü zayıflatıyordu. Aralık’tan önce İsrail askerlerinin Arafat’ı yakalamak için Ramallah’ta 6 kez girişimde bulunması yüzünden Arafat, Batı Şeria’dan artık dönmemecesine ayrıldı. Her en kadar aksi iddia edilse de Fetih’in sağlam temelli hareket başlatma stratejisi ve genel anlamda bir silahlı ayaklanma planı üç ay içinde tamamıyla çöktü.

Komünistlerin Çekinik Tavrı

Fetih’in kurduğu lobi ani bir askeri müdahaleye başvurma konusunda komünistlerin karşıtlığını açığa çıkardı. Savaşın ilk günlerinde ve sonraki haftalarda komünistlerin ilgilendiği tek konu Ürdün’e yapılan mülteci göçünü yavaşlatmaktı. İşgale karşı koyma problemiyle daha fazla yüzleşince uzun vadede bir silahlı mücadeleye hazırlanma üzerinde daha çok durmaya başladılar. Onlara göre böylesi bir silahlı mücadele için hazırlanmak tüm yerel Filistin güçlerinin pratik koalisyonunu ve insanlar arasında geniş politik, organize edilebilen bir çalışma tabanını gerektiriyordu. Batı Şeria’daki Ürdün Komünist Partisi üyesi komünistler yeni bir yönetim komitesinin etkinliklerini yönetmek ve diğer partilerle bağlantı kurmak için -özellikle AUH ve Baas ile- diyalog kurdular.45

Garip bir gelişmeyle İsrail işgali Batı Şeria komünistlerini Gazze’deki yoldaşlarıyla 1948’den beri ilk kez direkt temasa geçirmekteydi. Gazze komünistleri Filistin Komünist Organizasyonu adı altında bağımsız bir parti kimliğinde gelişmişlerdi ve 1967’de askeri bir harekete Batı Şeria komünistlerinden daha yakındılar. Bu partinin liderleri o dönemde, silahlı bir ayaklanmayı organize eden FKÖ yetkililerinin bir kısmıyla görüştülerse de; bu kişilerin düşüncesizce hareket eden ve kendilerini önemseyen tavırlara sahip olduklarını düşünerek oldukça rahatsız oldular.46 Gazze’deki birçok komünist, diğer parti üyeleri gibi, 1965-1967’de FKO’nun gerçekleştirdiği ve 30.000 Filistinlinin yetiştiği bir askeri eğitim almışlardı ve görünürde sadece birkaçı FKO komutasındaki silahlı eylemlere açıkça iştirak etti. Buna rağmen bu komünist askeri etkinliğinin sınırlılığını gösteriyordu.

Batı Şeria komünistlerinin politikalarına eklenecek bir diğer husus da, üyeleri Ürdün ve Suriye’de yerleşik partinin merkez komitesinin davranışlarıydı. Amman Genel Sekreter Yardımcısı Fehmi Salfiti silahlı eylemi reddettiğini açıkça beyan etti.47 Bu olay; partinin Fetih, AUH ve Doğu Şeria’daki askeri organizasyonların öncülüğünü takipte başarısız olduğunu gösteriyordu. Parti FKO’nun alt kademelerinde önemli taraftarlara ek olarak Ürdün ordusundan ayrılan askeri birliklere ve cephaneliğe sahip idiyse de, kendi çıkarları doğrultusunda bu destekçileri hiç kullanmadı. Salfiti’nin etkisi altındaki parti, Kral Hüseyin liderliğindeki ulusal güçleri toplamak amacıyla baskı kullanmak yerine, Batı Şeria’daki kollarla şiddetli bir muhalefete girişti. Bölgedeki yerel komünistler gerilla hareketinin moral artırmadaki hayati önemini daha sonraları 1967’de fark etmişlerse de sosyal ve politik seferberlik, sivil ayaklanmayı güçlendirme gibi konularda daha çok yoğunlaştılar.48

AUH Kavgaya Katılıyor

Bu arada AUH, özellikle Fetih’in Ağustos ayı sonunda silahlı mücadele için “ikinci atılım”ı ilan etmesinden sonra kendilerinin de harekete geçmeleri gerektiği hususunda yandaşlarından baskı görüyordu. AUH, Haziran Savaşı’ndan sonra silahlı mücadeleye katılabilecek birçok kişiyi; bu kişilerin, kendilerini eğitebilecek, silaha ve belli bir hareket planına sahip olarak yalnızca Fetih ve Şam merkezli Ahmed Cibril liderliğindeki Filistin Kurtuluş Cephesi’ni görmeleri yüzünden zaten kaybetmişti.49

1966’da Ürdün’ün aldığı sıkı tedbirler karşılıklı güvensizlik ve üyeler arasında karşılıklı suçlamaları miras bıraktı. Bu yüzden Temmuz sonunda AUH’nin yeni organizatörü Batı Şeria’daki AUH’nin örgütlenmesini tekrar kurmaya çalışırken oldukça zorlanmıştı. Örgüt Ekim’de eski birimlerin bazılarını canlandırmayı ve kontrol altına almayı başardı, ama bölgesel rekabeti önleyemedi.50 Bu görevden sonra AUH, Ürdün kolunun yukarı kademelerinde yer alan Mustafa el-Zabari’yi Batı Şeria’yı yönetmek üzere gönderdi. AUH, Fetih’ten daha katı bir hiyerarşiyi benimseyerek belli başlı şehirlerde Ramallah’daki merkezi liderliğe bağlı beş ayrı yerel komuta merkezi kurdu. Gazze’deki AUH kolu kısmen özerkliğe sahipti; çünkü 1967’den önce Kahire’deki bölge komutanlığına bağlanmıştı ve halen oldukça kalabalık yandaşlara sahip “eski kadrolar” tarafından kontrol ediliyordu.51

Organizasyonun başarıyla yeniden gerçekleşmesi AUH’nin daha bir gayretlenmesine yol açtı. Ekim başlarındaki bir konferansta AUH’nin Filistin kolu, işgal edilmiş topraklardaki AUH stratejisinin ana ilkesini belirledi.52 Bu hareketin işgal altındaki toprakları kurtaracak bir hareket olacağı umulmuyordu; fakat, şu sonuç çıkarılabiliyordu: Hareket gerilla faaliyetlerinde bulunarak Nasır’a Arap gücü devreye girinceye kadar İsrail’i oyalayacaktı. Sonunda AUH kadrosundaki birçok kişi savaşmaları gerektiğini, böylece halkın moralinin de yüksek tutulabileceğini anladı.53 Daha ağırlıklı militan üyelerse kendilerini aynı zamanda Arapları İsrail’e karşı bir “halkın özgürlük savaşı”na sürükleyebilecek öncüler olarak da görüyorlardı.54

Hareketin Mısır’da bir öğrenci kolunun üst kadrosunda olan Yasir Abd Rabbu ve Ürdün’ün bölge komutanlığından Hamdi Matar’ın katılımıyla AUH merkezi Temmuz sonlarına doğru genişlemeye başladı. Habaş, AUH organizasyonunun yönetim sorumluluğunu Abd Rabbu ve Matar’la birlikte aldığı sıralarda Haddad ve Hindi zamanlarının çoğunu [1968 ve sonrasındaki uçak kaçırma olaylarını idare etmek için] bir örgüt kurmak için harcıyorlardı. Batı Şeria’nın Ürdün desteğinden faydalanması için Beyrut ve Amman arasında gidip gelen Abd Rabbu ve daha alt kadrolar tarafından epey çaba sarfedildi. Fakat problemler Ürdün’deki AUH teşkilatının peşini bir türlü bırakmıyordu. Örgütün genç militanları Ürdün’ün bölge komuta lideri Hamad Ferhan gibi geleneksel varlıklı yöneticileri reddederken; burjuva eğilimli kadrolar arasındaki gerginlik, Mustafa el-Zabari tarafından yönetilen mülteci kamplarının üst kademe elemanlarını bölmeye başlamıştı.55

İşgal altındaki topraklardaki örgütsel gelişmeler AUH’nin birleşme ve kaynak toplama amacıyla Cibril’in FKC ve diğer bazı küçük örgütlerle iletişim kurmasını sağladı. FKC, 1959’da Osman Haddad tarafından kurulmuştur. Suriye ordusunda Filistinli bir subay olan Osman Haddad, o yıllarda Mısır yönetimince gerçekleştirilen temizlik operasyonunda görevden alınan Cibril ve Ali Başhak gibi Filistinli genç subaylardan da yardım görmüştü. Haziran 1967’de FKC; Şam’da 200 kadar üye toplamışsa da, savaş sonrası dönemde uygulanacak siyaset ve anlaşmalar üzerinde derin ayrılıklar doğdu. Bu dönem problemleri ancak, Suriye askeri istihbaratının karşıtlarına yayınladığı üstü kapalı bir uyarıdan sonra Cibril’in lehine çözülebildi.56

Ekim 1967’de AUH ile görüşmeler sürerken FKC, Batı Şeria’ya Suriye’den iki tim sevketti. Cephe girişimlerini hızlandırarak, 13 Ekim’de kendi “Filistin’in kurtuluşu için silahlı devrimi”ni ilan etti.57 Bu sıralarda AUH merkezi kendi üyeleriyle birlikte FKO bünyesinde profesyonel askeri bir komutanlık kurmaya karar verdi. Bu etapta kesin planları olmamasına rağmen, AUH, teğmen Abdullah el-Acrami’yi FKO’nun Mısır kampından bu konuyu tartışmak için Beyrut’a çağırdı.

Kasım ayında AUH, FKC ve diğerleriyle beraber ortak hareket etmeye başladı. Batı Şeria’da öncü, Ürdün ile Suriye’de geri planda olmak üzere bir askeri komutanlık oluşturuldu.58 Acrami öncü komutanlığın başı olarak FKO’nun 4 subayı ve 30 askerinin ve tüm AUH’un lideri olarak Kasım ayı ortasında Batı Şeria’ya girdi. Her subaya farklı kesimlerde gizli şehir veya köy merkezleri kurmaları için yetki verildi. Bu arada Ürdün ordusunda yüzbaşı olan ve kuvvetli bir Nasır taraftarı olan Ahmed Za’rur, geri plan komutanlığının başına geçti.

Bu arada AUH’nin düşünce yapısı da değişiyordu. Daha önce AUH’nin askeri komitesinde beraber çalışmış olan Ferid Haddad ve arkadaşları bütün gücün, işgal altındaki topraklarda, Guevarist anlamda bir gerilla taktiği oluşturmak için harcanması gerektiğini savunuyorlardı.59 AUH bünyesindeki önemli bir grubun önderleri olan Feyiz Cabir ve Abdurrahim Cabir, bu taktiği daha önce Hebron tepelerinde uygulamıştı. Bu hareket Fetih’in sahip olduğu sağlam temelli bir başlangıç oluşturma stratejisine paralel olmasına rağmen, AUH için sadece bir modeldi. AUH Batı Şeria’nın kurtuluşundan daha çok, tüm “halkı kuşatan bir savaşı” gerçekleştirmeyi umuyordu.60 Oysa diğerleri bu halk savaşının böylesi basit yaptırımlarla mümkün olamayacağını ve bunu gerçekleştirmek için bir “Hanoi”ye ihtiyaç olduğunu, aynı zamanda Arapları bira araya getirmede bir Arap ülkesinin aktif desteğine sahip olunması gerektiğini söylüyorlar ve ayrıca AUH ve Fetih’e de Ürdün’deki Haşimi tahtını devirmek üzere çalışmalarını öneriyorlardı.61

Tartışma, 23 Kasım’daki Başkan Nasır’ın artık savaş sonrası ilk dönemde “katışıksız savunma”nın bittiğini ve Mısır’ın ikinci evre olan, silahlı gücünü savaş öncesi duruma getirme safhasına geldiğini belirtmesiyle de çözümlenemedi. Nasır özellikle AUH yönetimini Fetih’in örnekliğini takip etmeler ve saldırı operasyonları başlatmaları için zorluyordu. Zaten iç baskılara maruz kalan AUH yönetimi ç baskı ve Cibril idaresindeki FKC ve Fetih ile artabilecek bir rekabetin başlaması korkusuyla, kendini olası bir askeri harekete hazırlıyordu. Bu yüzden, bölgedeki gizli örgütlenmelerin böylesi bir adıma henüz hazır olmadığı yolundaki Batı Şeria komutanlığının yaptığı itirazları da reddetti.

AUH merkezi “hareket bizsiz başlayabilir ve bu da bizi tüketebilir” hissine kapılmıştı.62 Bu yüzden geri plan komutanı Za’rur, acil bir görevle Batı Şeria’ya ordunun hazır olup olmadığını denetlemek için gönderildi. Za’rur görevli iki subayla birlikte bazı şehir merkezlerini dolaşarak gizli silah depolarını ve tespit edilen hedef bölgelerini kontrol etmişti. Za’rur’un yerel AUH komutanlığına sunduğu raporda belirtildiği gibi; AUH merkezi hem politik çıkarlar elde etmek, hem de Arap mali destekçilerinden silah ve para temini amacıyla acilen silahlı operasyonların başlamasını istiyordu. Fetih usulü küçük çaplı hücumlar yerine yaygın ve şaşırtıcı taarruzlar gerekliydi. Za’rur’un değerlendirmesine göre askeri teşkilat harekete geçmek için hazırdı.

Rapordaki bu değerlendirme AUH gizli yönetimince tartışıldı, ancak Za’rur’a AUH merkezinden bir başka temsilci, Teysir Quba’ah, tarafından destek çıkıldı. Yeşil ışığın yakılmasıyla birlikte öncü ordu komutanı Acrami, Lydda hava alanına saldırıyla başlayacak bir dizi saldırı planladı.

Saldırı ile aynı güne getirilerek 11 Aralık’ta Filisin Halk Kurtuluş Cephesi [FHKC]’nin kurulduğu ilan edildi. FHKC; AUH’ni, onun cephe örgütü olan dönüş Kahramanları’nı, Cibril’in FKC’ni ve Za’rur ile onun eski Ürdünlü subaylardan oluşan Nasırcı yakın çevresini içeriyordu. Sonuçta Lydda saldırısı başarısızlığa uğradı ve bir yaralı gerilla İsrailliler tarafından esir alındı. Sonraki hafta boyunca ordu teşkilatından 56 üye toplandı ve bunu sene sonunda AUH’nin diğer 130 askerinin ele geçmesi takip etti.

1968 Ocak ayı ortalarında FHKC, organizasyonunun asıl gövdesini ve Batı Şeria’daki bölge komutanlığını yitirdi. Bu durumun tek nedeni, örgütün şekli yapısının ele geçmeyi kolaylaştırması değildi. Asıl yönetimle görüşmek için daha önce Amman’dan ayrılan Zabari, kurulan tuzaktan kurtuldu. Ama Acrami ve Quba’ah gibi değişim için gönderilen kadrolar gibi birçok bölge komutanlıklarının elemanları o kadar şanslı değildi. FHKC örgütünün Gazze’deki baş organizatörünün tutuklanması, 20 yüksek kademeli Mısır komando eğitim elemanını ve 70 kadar diğer grup elemanın yakalanmasına sebep olmuştur. Bu nedenle AUH Şubat başına kadar ezici bir darbeyle mücadele etmek zorunda kaldı.63 Örgütün merkez yönetimi sağ kalan diğer insan gücünü korumak amacıyla son 6 ayda Batı Şeria’ya sızan 300 kadar elemanını sınır dışına gönderdi.64

Yenilginin Ödüllerini Toplamak

FHKC ve Fetih, işgal altındaki toraklarda oldukça zarar görmüş olabilir, ancak onların kayıplarını açıklayan haberler onların oradaki aktif olarak direnen tek organizasyon olduğunu gösteriyor. Artan halk desteğinden ve politik güçlerinden, Arap hükümetleri ve FKÖ üzerindeki nüfuzlarını genişletmede faydalandılar.

Arap Onayı

Temmuz 1967’deki ani yenilgi Filistinli gerillalara, Arap hükümetleri üzerinde baskı unsuru olma fırsatı verdi. Arap hükümetleri ya gerillaların kendi topraklarını kullanmalarını engelleyecek güce sahip değildi ya da gerilla hareketine yardım yapmada kendi adına bir çıkarı bulunuyordu.

Filistin gerilla hareketlerini destekleyenler arasına Mısır yeni katılmıştı. Yeni atanan Mısır Genel Kurmay Başkanı Muhammed Fevzi’nin sözleriyle “Gerilla hareketi bizim için çok önemliydi... Özellikle hava gücü olarak sıfıra düştüğümüz bir dönemde... Öbür yanlarımızı öyle hareketlendirmeliyiz ki gücümüzü yeniden kurabilelim.”65 Yeni Savunma Bakanı Emin Huveydi de “düşman [İsrail] hudutları ötesinde ve Filistin’in kalbinde cephe açmak”66 gibi bir amacı vardı. Ayrıca genel istihbaratın da başında olması dolayısıyla Huveydi, Filistinli gerillalardan, istihbarat toplama işinde de yardım istedi. Kısmen bu yüzden Mısır 1956’dan Fedayin Taburu’nu terhis etmek zorunda kaldı ve bu askerlere Fetih’le birlikte Ürdün cephesinde gönüllü askerlik yapmaları için izin verdi.67

Mısır’ın gerilla hareketine olan ihtiyacı savaş öncesinde olduğunun aksine Fetih’e yakın bir politika izlemesine yol açtı. Daha önceleri ise Fetih, Mısır’ı İsrail’le vakitsiz bir savaş içine sokmak için hazırlanmış bir Suudi maşası olarak değerlendiriliyordu. Fetih Mısır’ın onayını ancak Ağustos 1967’de Batı Şeria’daki mücadele operasyonlarının tek yanlı olarak yeniden başlatılmasıyla kazanabildi. Fetih’in elçileri eski Nasırcı müttefikleri [AUH] ve diğer grupların temsilcileri gibi Kahire’de sıcak karşılandı. Mısır ordu istihbaratı Filistin gerillalarının önemini fark ettiği için onlarla birlikte Amman’a daimi bir irtibat subayı gönderdi.68 Her ne kadar Fetih’e mali destek için gerçek bir girişim Aralık ayına kadar başlatılmadıysa da Mısır ordu teçhizatının iki yüklü uçağı örgütün kullanabilmesi amacıyla gönderildi.

Mevcut rejimin içindeki sessiz güç savaşı yüzünden Suriye’deki durum çok daha belirsizdi. Başkan Nureddin el-Atasi ve Salah Cedid yönetimindeki Baas Partisi’nin, çoğunluğu sivil olan “solcu kesimi”, Savunma Bakanı Hafız Esad ile kapışmıştı. Cedid yanlısı Genel Kurmay Başkanı Ahmed Seydani’nin gerçekte, oradaki Suriye kuvvetlerinin zamansız geri çekilmesi için emir vermesiyle kaybedilen Golan bölgesinden Hafız Esad’ın sorumlu tutulması bu çekişmenin asıl nedeniydi.69 Her iki fraksiyon, gerillaların -özellikle Fetih- artan nüfuz ve popülaritesinin genel halk ve Filistin mültecileri arasında artmasından rahatsız oluyorlarsa da özellikle solucu kesim böylesi bir güçlenmenin kendi varlıklarını tümüyle tehdit ettiğini düşünüyorlardı. Bu görüş Suriye’deki FKO’nun Hittin Tugayı’na karşı olan davranışlara da yansıyordu.

1967 savaşından zarar görmeden çıkabilen birliklerden birisi olan Hittin, İsrail’le imzalanan yeni ateşkes hattı boyunca bir gözlemci görevi üstelenerek bölgeye atandı. Savaştan sonraki ilk iki ayda cepheyi sağlamlaştırmaya çalışan FKO ünitesi bu arada artan şöhretlerinden rahatsız olan Suriyeli liderlerin düşmanlığını da üzerlerine çekti.70 Ayrıca Filistin askerlerinin Nasır yanlısı fikirleri ve Temmuz 1963’de yapılan başarısız bir Baas karşıtı darbe girişimindeki rollerini hatırladıkça; Suriye liderleri mevcut rejimin korunmasında Filistinlilere hiç güvenemiyorlardı. Ağustos başlarında Seydani, Hittin’i cepheden uzaklaştırdı ve çöl şehri Tadmur [Palmira]’daki garnizonda görevlendirdi. Daha sonra ise kıdemli komutanlardan iki kişiyi görevinden aldı.71

Buna benzer olaylar Suriye’nin gerillalarla olan diğer ilişkilerine de yön verdi. Savaştan birkaç gün sonra Seydani; Arafat, Vezir ve Kaddumi’nin başkanlık ettiği Fetih delegasyonuna Suriye’nin İsrail ile yeni bir savaşı göze alamayacağını ve kesinlikle Golan cephesinde ortak harekatı da yasakladığını açıkladı.72 1964-1965’de Fetih’in güçlü bir yandaşı olan Seydani; 1967’de birkaç olayda Fetih’in Suriye stoklarından alınan ve Golan Tepeleri’ne bırakılan gizli silah depolarına el konulması için emir vermişti.73

Cedid grubunun davranışı aslında 1966 sonlarında Esad’ın Fetih’e olan desteğine karşılıktı. Biraz tereddütten sonra Esad, Suriye’yi yeni bir savaştan uzaklaştırmak istemesine rağmen, 1967’de Gazze’de ve Batı Şeria’da harekete geçmeleri için gerillalara bol miktarda silah vererek onları destekledi. Esad gerillalara Golan’da kurtardıkları ama kullanamadıkları ağır silahlara karşılık hafif silahlar vermeyi de kabul etmişti.74

Fetih, ilişkisinin bağlarını, Suriye’ye İsrail planları hakkında bilgi vererek daha da sağlamlaştırdı. Buna karşılık Fetih’e Suriye’deki eğitim kamplarında büyük çaplı bir aktivite sağlaması ve binlerce acemi askerin eğitim yapmasına izin verildi. Cibril’in FKC’si de aynı şekilde bu kamplara yerleştirildi ve ayrıca Suriye ordu istihbaratından da aktif destek gördü. 1963’deki darbe girişimindeki ortaklıktan beri sürgün olan AUH’nin Suriye topraklarında etkinliklerini sürdürmesi ve resmi olarak Suriye otoriteleriyle irtibat kurması için bir görevli atamasına izin verildi.75 Ayrıca AUH Suriye ordusunun sempatizan subaylarından gelen gizli destekten de faydalanıyordu.

Kısmen Suriye’nin kısıtlamalarına karşı çıkmak için Fetih Irak’la bağlantılarını geliştirdi. Haziran 1967’den sonraki aylarda Ürdün’deki Irak seyyar gücü komutanı General Hasan el-Nakib ve askerleri gerillalara her fırsatta sayısız yardımlarda bulunmuşlardı. Gerek Suriye ile Irak arasında, gerek Ürdün Nehri’ndeki Ürdün kontrol noktalarını geçmek için çoğunlukla Irak askeri izin belgeleri verilen gerillalar ve acemi erleri Irak kamyonları taşımaktaydı. Ağustos’ta Arafat, örgütünün lider kadrosunu Batı Şeria’ya getirdiğinde Ürdün’de Nakib tarafından karşılandı. Nakib gruba bizzat nehre kadar eşlik ederken Irak komutasındaki bir FKO ünitesini Fetih’e katılmak için terk eden bir subaya bölge idaresini bile vermekten çekinmedi.76 Iraklılar buna benzer birçok FKO firarına ve ordu malzemelerinin gerillalar tarafından kullanılmasına göz yumdular.

Böylesi yardımlar politik ayrılıklara yol açıyordu. Fetih, Nakib ve diğer subaylarla ya da Irak bağlantılı bağımsız gerilla grupları -Nablus’taki Arap devrimcileri hareketi gibi- sayesinde ilişkilerini Irak karşıtı Başkan Abdusselam el-Arif ile paralelleştirdi. Oysa Başkan Adusselam el-Arif, Filistinlilere sempati duymasına rağmen, 1967’den önce Fetih’e karşı Nasırcı çizgide düşmanca tavır almıştı.77 Sivil destek komitelerinin Irak’ta kurulması Ürdün’de gayri resmi lojistik ağ örgütünün yayılmasına yardım etti. Irak hükümeti, Fetih’in ünü nedeniyle bu komiteleri bastırmak zorundaydı, çünkü hükümete sızan Baas Partisi bunu Mart 1968’den önceki aylarda gücünün potansiyelini ve halk hareketini hızlandırıcı bir katalizör olarak kullanıyordu.78

Gerillaların Mısır, Irak ve Suriye’de artan nüfuzları; Temmuz 1967’den önce zulüm ve işkenceye uğratıldıkları Lübnan ve Ürdün’de rahatça hareket etmelerini sağladı. Savaş başladığı sırda Ürdün otoriteleri etkinliklerini sürdüren yüzlerce Fetih, AUH ve FKÖ üyesini serbest bıraktı. Lübnan ordusu binlerce Filistinli mülteciyi Güney Lübnan’daki kışlalarına götürecek kadar ileri gitti.79 Gerilla hareketleri daha da aktifleşince; Lübnan ve Ürdün hükümetleri sınırlarını kapayarak, kontrolü yeniden kazanmak için epey çaba sarfettilerse de başarılı olamadılar. İki ülkeden de Filistinli eylemcilerin tutuklanması ve sürgün olayları şiddetlendi ve Kral Hüseyin, 5 Eylül’de genel Arap politikasının bir parçası olmayan herhangi bir ordu harekatına karşı olduğunu açıkladı.80

Bu hükümet kararlarının kısa süreli de olsa bir etkisi oldu. Fetih’in Ürdün otoritelerine karşı yaptığı yoğun saldırılara -özellikle istihbarat müdürü ve başkanı Resul e-Kaylani’yi hedef almaktaydı- rağmen gerillalar Ürdün askerlerinin kendiler ile birlikte savaşmakta isteksiz olduğunu fark ettiler. 1967 sonunda Fetih, AUH ve FKC’nin Ürdün havalisinde kurduğu gizli üslerden, Batı Şeria’daki operasyonlarına hemen hemen resmi sayılabilecek bir destek gördü.81 Lübnan’da da gerilla hareketi halen yasak olduğu halde, Fetih ve AUH harekatı başlattılar. Her ne kadar yarı korsan olsa da, bu örgütler güvenlik, asker toplama teşkilatı ve danışma ofisleri kurdular ve yayınlar bastırabildiler.

FKÖ’ye Meydan Okumak

Gerillaların savaştan önce gelişmeleri FKÖ’nün zararına oldu. FKÖ ve iki ana gerilla grubu arasındaki ilişkiler, FKÖ’nün 1964 Arap zirvesinde alınan kuruluş kararından bu yana karşılıklı güvensizlik temelinde gelişti. Fetih FKÖ’yü, Arap devletlerinin militan Filistin milliyetçiliğini sınırlamada kullandıkları kolayca yönetilebilecek bir oyuncakları olarak görüyordu. AUH ise, Nasır ile aynı çizgide giden FKÖ’ye destek çıkma ile onun abartılı lideri Ahmed Şukayri’ye açık bir düşmanlık gösterip göstermeme arasında gidip gelen muallak bir görüşe sahipti.

FKÖ, 1967’de gözardı edilemeyecek derecede etkili avantajlar kazandı. Nasır’dan tam destek alırken; Gazze Şeridi’nde 400.000 Filistinli üzerinde bir otorite ve 10.000-12.500 mevcutlu ve 20.000’lik yardımcı kuvvetten oluşan Gazze, Irak ve Suriye’ye konuşlandırılmış olan FKO’nun elinin altında bulundurmasına izin verildi. Şukayri gerilla gruplarını parlamenter bir yapı -Filistin Ulusal Konseyi- altında toplayıp, aktif konumdaki grupları 1966’da FKÖ’nün kurduğu Filistin halk organizasyonuna katılmaya çağırarak FKÖ’nün tek toparlayıcı halk cephesi olduğu imajını kabul ettirmeye çalıştı. Bütün bunlar, Fetih’in Ocak 1965’te, planlanandan önce İsrail’le silahlı mücadeleye girmesiyle oluşan rekabette yer alamama endişesiyle yapıldı.

Bununla birlikte Şukayri’nin konumu eleştirel saldırılardan uzak kalmadı. Tahakkümce kişiliği ve övünmekten hoşlanan tavırları ve Araplar arasındaki birçok anlaşmazlıklarda takındığı tavırlar, 1965-1966’da liderliğine FKÖ, Yürütme Komitesi içinden itirazlar ve meydan okumaların doğmasına neden oldu. En önemli kriz 1967 yılı sonunda ortaya çıktı. Bunun sebebiyse, Şukayri’nin Yürütme Komitesi’ni kaldırmak ve yerine hayali bir Devrim Komuta Konseyi kurmak çabasıydı. Bu şekilde FKO uydurma bir kurtuluş konseyi ile engellenebilecekti. FKO komutası belli aralıklarla ortaya çıkan iç çekişmeler yüzünden bölünmüştü. Bunun nedeni de genç yöneticilerin kendilerine kumanda eden Mısırlıların yerine geçmek istemeleri; bunun da bazı görevlilerin görevlerinden alınmasına, bazılarının da Kahire’den Şam’a sürülmesine yol açmasıydı.

FKÖ bu olumsuz şartlarla, Haziran savaşını kaybedince karşılaştı. Bu savaşın en önemli sonucu ise, FKÖ’nün en büyük mücadele birimi olan Ayn Calut tugayından ve bu tugaya eleman sağlayan bir merkez olan Gazze’den mahrum bırakılmasıydı. Hittin Tugayı ise Suriye içindeki karmaşık güç mücadelesinin içine düştü ve kendi kumandanlığı olan FKÖ Yürütme Komitesi’nden daha çok Suriye Genel Kurmayı ve askeri istihbaratına hizmet verdi. Iraklıların kumandasında bulunan ve Ürdün’de konuşlanmış Kadisiye Taburu ise personelini gerilla savaşında yitirdiği için hızla küçülüyordu.

Savaş yeni nesil Filistinli resmi yetkilileri, FKO’nun liderliğini üstlenmeye itmişti. Mesela Mısır’da Ayn Calut’tan arta kalan yeniden düzenlendiğinde; Filistinliler Mısır komutanlarının yerini aldılar. Eşit derecede önemle; bazı milliyetçi ve bağımsız düşünceye sahip yetkililer aktif silahlı mücadele yapılması ve FKO’ya bağlı olarak bir gerilla grubu oluşturulması için Şukayri ve FKO Genel Komutanı Vezir el-Medeni’ye baskı yapıyorlardı. Bu grup yapabileceği diğer şeylerin ötesinde, Gazze Şeridi’nde bulunan binlerce eğitilmiş insanı bölgeye çekebilirdi.82 Temmuz-Ağustos’ta süren hararetli tartışmalarda 30 kadar FKO yetkilisi ve Ayn Calut Tugayı’na, işgal altındaki topraklarda gönüllü olarak çalışmaları için izin verildi. Eylül ve Ekim’de ise -Suriye’nin güvenliğini tehlikeye attıkları iddiasıyla Seydani’nin tepkilerine maruz kalan ve Suriye yolu üzerindeki tutuklamaların yol açtığı olumsuzluklara rağmen- bu askerler Ürdün’e geçtiler ve Batı Şeria ve Gazze’de pek çok üs kurdular. Bunların en önemli bağlantıları AUH, Cibril’in FKC’si ve FHKC olmasına rağmen; kendilerini gizli direnişe profesyonel askeri güç sağlayan bütünleştirici bir askeri birlik olarak görüyorlardı. 1968 Şubatına kadar bu adla bir etkinlikte bulunmamalarına rağmen öncü güçler sağlam olarak yerlerine ulaştıktan sonra 1967 Kasımının ortalarında, Halkın Kurtuluş Güçleri’nin FKÖ’nun gerilla kanadı olarak kurulmasına izin verildi.83

Şukayri başlangıçta bu güçlerin oluşturulmasına kendi otoritesinin sarsılacağı endişesiyle karşı olmasına rağmen sonraları bu güçleri benimsemekten geri durmadı. 16 ve 21 Kasım’da FKÖ’nün “silahlı mücadele”ye öncülük yaptığını övünerek açıkladı ve FKÖ’nün işgal altındaki topraklardaki üsleri ve tüm gerilla gruplarına sağladığı destekle topyekun bir halk ayaklanmasına giden yolu açtığını söylüyordu.84 24 Kasım’da ise FKO’nun, Çin ve diğer bazı ülkelerden sağlanan yardımlarla bir komando gücü olarak düzenlenmesiyle yeniden eğitimini ve silahlanmasını tamamladığını açıkladı. Bu açıklamalar İsrail’i alarma geçirdi ve bazı faal FKO üyelerinin İsrail tarafından tutuklanmasına yol açtı. Bu durum gerillaların Şukayri’ye duyduğu nefreti körükledi.

Bardağı taşıran son olay Şukayri’nin 9 Aralık’ta Filistin’in Kurtuluşu İçin Devrimci Komuta Konseyi’nin kurulduğunu, merkezinin Kudüs’te olduğunu ve tüm direniş güçlerini kontrolü altında tuttuğunu açıklaması oldu. Bu olay tamamen hayal mahsulüydü. Şukayri’yi istifaya zorlamak için Fetih basına ve Arap Dışişleri Bakanlarının katıldığı bir toplantıda bu yalanı alenen ifşa etti. Fetih’in bu suçlamaları FKÖ Yürütme Komitesi’nin -FKO komutanı Medeni de dahil- 7 üyesi ve yeni kurulan FHKC tarafından halkın geneline yayıldı. Arap liderleri de Şukayri’ye karşı bir sempati beslemiyordu. Şukayri Ağustos’taki Hartum zirvesi boyunca verdiği demeçlerde onları “Filistin davasını satmakla” suçlayarak kendinden soğutmuştu.

Filistin Ulusal Fonu’nun Başkanı Abdulhamid Şuman ve FKÖ içinde siyasi ve mali alanlarda kilit noktalarda bulunan şahısların Şukayri’ye karşı olan harekete katılmaları Şukayri’nin kaderini belirledi. Nasır’a son dakikada yapılan başvuru da sonuçsuz kaldı ve Şukayri 25 Aralık’ta istifa etti ve yerine sol görüşlü bir avukat olan Yahya Hammuda geçici başkan olarak atandı. Bir ay sonra, FKO tugaylarının iyice güçlenerek bağımsız hale gelmeleri, Suriye müdahalesi ve gerilla kuvvetlerinin güçlenerek rakip bir güç haline gelmeleri üzerine Medeni de görevini bıraktı. Birkaç ay sonra yerine, solcu kesimden ve Hammuda yandaşı biri olan Abdurrezak Yahya komutan olarak atandı. Tüm zorluklara karşın gerillalar Filistin Ulusal Hareket liderliğine uzun bir yolu kat ederek ulaşabilmişlerdi.

Dizginleri Elinde Tutmak

Filistinlilerin işgal altındaki topraklarda silahlı bir ayaklanma çıkarma teşebbüsleri 1967 yılının sonunda bir daha tamir edilemeyecek ölçüde zarar görmüş olmasına rağmen bu girişimin başlattığı siyasi süreç henüz son safhasına ulaşmamıştı. Şukayri yerinden edilmiş olmasına rağmen gerillalar FKÖ’yü nasıl değerlendirmeleri gerektiğini bilmiyorlardı. Fetih, organizasyonu ortadan kaldırmayı ve yeni bir yapı oluşturmayı düşündü ve Ocak 1968’de Kahire’de 7 küçük grupla bir araya gelerek “Gerilla Hareketinin Daimi Bürosu” adı altında geniş tabanlı bir yapı oluşturulurken FHKC bu toplantıyı boykot etti. FHKC Fetih’in tahakkümüne kızıyor ve FKÖ’ye katılma girişimine ise karşı çıkıyordu. Çünkü FKÖ’yü bürokratik tahakkümcü ve Arap hükümetlerinin sadık uşağı olarak tanımlıyordu.

Bu arada Fetih ve Mısır arasında düzenli ilişkiler gelişmeye başladı. Ancak Mısır’ın FKÖ’nün yeniden canlandırılması fikrini benimsemiş olması muhtemeldi, üstelik de Şukayri gitmişti. En azından Fetih böyle düşünüyordu. Basında çıkan haberler ve Nasır’a yakınlığıyla bilinen editör Muhammed Heykel’in bir makalesinde Filistinli gerillaların küçümsenmesiyle alarma geçen Fetih yeniden kendini ispat etmek için harekete geçti.85 Bu amaçla Fetih, Batı Şeria’ya yeni bir “lider ekibi” gönderdi. 6 Şubat’ta ise “işgal altındaki anayurtta kuruluşlarının tamamlandığı”nı açıkladı.86 Gerçekte Batı Şeria ve Gazze’de yapılan yeni tutuklamalar ve Ürdün Nehri’ni geçen Fetih devriyelerinin ele getirilmesi, Mart ayına kadar Fetih’in yaklaşık 200 elemanını yitirmesine ve örgüt ağlarının geride kalan kısmının hemen hemen yok olmasına yol açtı.

FKÖ’nün Fetih'in rekabetinde duyduğu endişe 21 Mart 1968’de ortadan kalktı. Çünkü İsrail ordusu Ürdün’ün doğu kesimindeki mülteci kasabası Kerame’deki gerilla mevzilerine saldırılarda bulunmaya başlamıştı. Fetih 100’e yakın ölü ve düzinelerce tutuklu vermesine (ve direnişte Ürdün ordusunun önemli payı bulunmasına) rağmen; Filistinliler ve Arapların gözünde yenilmez olarak bilinen İsrail’le savaştığı ve mevzilerini koruduğu için bir kahraman olarak tanındı. Bu savaş, gerillalar için bir dönüm noktası olmuştu. Çünkü Nasır, politik ve malzeme desteğini yalnızca Arafat’a veriyordu.87 Bu avantajı iyi kullanmak isteyen Fetih, FKÖ’ye karşı olan politikalarını tersine çevirdi ve örgütü (FKÖ’yü) ele geçirmeye karar verdi. Bu amaçla Arafat’ın FKÖ başkanlığına seçilmesiyle gerçekleştirilmiş oldu.

Fetih’in kazancı FHKC’nin zararıydı. 1968 başına kadar Vezir ve Habaş’ın zorlamalarıyla, iki grup ortaklık konuşmalarını sürdürdüler. Fakat örgütlerin diğer mensuplarının karşılıklı isteksizliği konuşmaların başarısızlıkla sonuçlanmasına yol açtı. FHKC; Batı Şeria’da yeniden toparlanmaya çalışırken pek çok “lider kadrosunu” bölgeye aktarmak istedi. Ama daha sonra artan iç sorunlar bu planların bozulmasına yol açtı. Bu kritik anda Suriyeliler AUH ile olan eski düşmanlıklarını Habaş’ı Şam’da 8 ay alıkoyarak yeniden ortaya çıkardılar. Habaş’ın yokluğunda FHKC içinde AUH ve Cibril’in FKC’si arasındaki gerginlik de artmıştı. 1968 yazında ise bu gerginlik Cibril’in ayrılmasıyla sonuçlandı. Bu FHKC için gerçek bir darbe oldu. Örgütün o dönemdeki askeri komutanı olan Ahmet Cibril’in klasik gerilla öğretiminin bir modeli olan üstün düşman karşısında geri çekilmeyi öngören klasik gerilla öğretisi gereğince Mart’taki Kerame Savaşı’na katılmama kararını vermesi FHKC’ye pahalıya mal oldu. Bunun faturası, halk ve resmi Arap desteğini yitirmek oldu. 1968 ortalarında Cibril’in ve 1969 Şubatında solcu kesimin ayrılmasından sonra gelişen olaylar ve Kerame olayı FHKC’yi Filistin politikasında Fetih’den sonra daimi olarak ikincil bir konuma mahkum etti.

Sonuç

1968 Haziranındaki ani çöküntüden sonra Filistinlilerin yaptıkları hücumlar asla gerilla hareketi seviyesine ulaşamadıysa da, silahlı bir ayaklanmaya yol açtığı için Filistinlilere ve Araplara moral kazandırdığı da bir gerçektir. Fetih, AUH ve onların yandaşı gruplar işgal altındaki topraklarda inisiyatifi ele geçirerek her türlü bağımsız kurtuluş örgütünün kolayca benimseyebileceği bir model geliştirdiler. Aynı zamanda işgal altındaki topraklarda işgalci güçle birlikte yaşanabileceği görüşünü bertaraf ettiler. İsrail alternatif bir liderlik sunabilecek önemli siyasi ve sosyal şahsiyetleri sürgüne göndererek ortak bir noktada buluşmayı sağlayacak zeminin yok olmasına sebep oldu. Uzun vadede gerillalar etkili bir direniş kampanyası oluşturamadılar, ama yaptıkları silahlı eylemler gerilla hareketinin kitle hareketi olmasını ve FKÖ’yü ele geçirip kendi çıkarlarını koruyan bölgesel bir güç olmasını sağladı.

İşgal topraklarındaki küçük nüfus ve sıkıştırılmış bölgede bulunan bu gerillaların, iyi bir organizasyon yapsalar ve daha iyi korunmuş olsalar bile, söz konusu askeri faaliyetlerinde başarıya ulaşmaları beklenemezdi. Ayaklanma girişimlerinin başarısızlığı ise, her durumda onların sınır ötesine geçme çabalarını hüsrana uğratmıştır. Ayrıca gerillaların merkez ve mücadelenin odak noktası ile bağlantılarının kopması da olumsuzluğa yol açtı. Bundan sonra stratejileri ve taktikleri biçimlendiren, askeri, politik, sosyal ve kurumsal etkinlikler arasındaki dengeyi belirleyen sürgün gerçeği oldu. Sürgün, gerilla hareketinin; Arap politikasının bir unsuru olmasına ve Arap devletlerinin büyük çaplı müdahaleleriyle karşı karşıya kalmasına sebep oldu.

1967’de kısa bir süre boyunca Filistin gerillaları erişilmez bir tutkuyu gerçekleştirme çabasına girdi: Ulusal mücadeleyi Filistin topraklarına yerleşerek sürdürmek hedefleniyordu ve bu, Arap kontrolünden uzak bağımsız bir hareketi simgeliyordu. Başarısızlıklarının da geniş çaplı ve olumlu bir anlamı vardı. Sürgün, Filistin politikasının ağırlık merkezini kesin olarak değiştirdi ve böylece daha önceleri halkı silahlı olmayan yollarla kitle seferberliğine davet eden, onların dikkatlerini işgal edilmiş topraklara çekmeye çalışan yöntemlerin önünü tıkayan yoğun askeri hareketler ikincil plana düştü. Değişim Filistinlileri ve onların ülke içinde ve bölgesel Arap ilişkilerindeki mücadelelerini karmaşık bir hale getirdi. Bu karışıklık daha sonra kendini Lübnan, Ürdün ve Suriye ile olan uyuşmazlıklarda belli edecekti. Haziran 1967 Savaşının etkileri 20 yıl devam edecekti. Filistinliler Aralık 1987 İntifada’sının başlamasına değin kendi zeminleri üzerine inşa edilmiş bir harekette bulunamadılar.

Çeviren: Türkan Çınar

 

Dipnotlar:

1- Fetih, "Filistin Devrimi ve Arap-İsrail Çatışması", Dirasetü's-Sevriyye, (yeni basım, basıldığı yer belli değil, es-Sevre Publication, tarihsiz), s. 85.

2- Ağustos 1990'da, Fetih'in Merkezi Komite üyesi Halid el-Hasan'la Tunus'ta yapılan bir röportaj. Merkez Komite üyesi ve Fetih'in Devrimci Konseyi'nin Genel Sekreteri Şakir Habaş'la, Şubat 1989 görüşmesi ve Fetih kadrosunun en kıdemlilerinden biri olarak 1967'de görev alan ve 1967'den 1985'e kadar İsrail hapishanelerindeki Fetih tutuklularının baş organizatörlüğünü yapan Ebu Ali Şahin'le Amman'da Mayıs 1985 ve Tunus'ta Ağustos 1990'da yapılan görüşmelerden.

3- Ebu Ali Şahin, 1967'deki Fetih kadrosunun kıdemli elemanı ve 1967'den 1985'e dek İsrail hapishanelerindeki Fetih tutuklularının baş organizatörü; Ağustos 1990'da Tunus'ta yapılan röportaj.

4- Middle East Record, Cilt 3 (1967), (Kudüs: Israeil Universities Press, Shiloah Center for Middle Eastern and African Studies; Tel Aviv University, 1971), s. 319; ve el-Ahram, (Kahire), 4 Haziran 1967 (el-Kitab el-Senevi li'l'qadiyyeti'l'Filistiniyya, 1967 (Filistin Sorunu Yıllığı, 1967), (Beyrut Filistin Çalışmaları Kurumu, 1963), s. 129.

5- Fetih Merkez Komite Üyesi Şakir Habaş'la, Şubat 1989'da, Tunus'ta yapılan görüşmeden.

6- Fetih Merkez Komite üyesi Halid Hasan'la Ağustos 1989'da Tunus'ta yapılan görüşmeden.

7- Ayrıntılar için bkz.; Halil el-Vezir, Hareketû'l-Fetih: en-Nuşu', el-İrtiqa, el-Tetavvur, el-Mümessil el-Şari, el-Bidayet I, (Fetih Hareketi: Doğuşu, Yükselişi, Gelişimi, Yasal Temsilciliği, Başlangıçlar I), 1986, s. 106-110.

8- Bu bir seferlik Merkez komite üyeliği yapan Hüseyin el-Hatib’in bir değerlendirmesidir. Fi’l Tecribihi’s-Sevriyyeti’l-Filistiniyye, (Filistin Devrimi Tecrübesi), (Beyrut; Dar’ul Tali’ah 1972), s.25

9- Fetih Merkez Komite üyesi Halid el-Hasan’la yapılan görüşmeden, Ağustos 1991

10- "Düşman Güçlü Olsa Bile Haklı Bir Üne Sahip Değildir", es-Sevretü'l-Filistiniyye: Qadayaha ve ab'aduha, [Filistin Devrimi: Problemleri ve Boyutları}, (yeni basım, Kuveyt: Daru'l-Qabas, tarih belirtilmemiş), s. 29.

11- Kıdemli organizasyon kadrosu (1967). Mayıs 1985'de Amman'da yapılan bir görüşmeden (isim gizli tutulmaktadır).

12- Halid el-Hasan bu tercihi fazlaca desteklemiş olabilirdi. Nitekim Kaddumi destekledi. Moşe Şemeş, The Palestinian Entity, 1959-1974: Arab Politics and PLO, (Filistin Varlığı 1959-1974: Arap Siyasetleri ve FKÖ], (Londra: Frank Cass, 1988), s. 288. Buna karşın güzle birlikte karsı görüş baskın çıktı ve Batı Şeria'da bir devlet görüşünü destekleyen Batı Şerialı önde gelen şahsiyetlerden birinin evine Aralık ayının başında roket saldırısı yapıldı.

13- Fetih'in haber alma teşkilatı Rasd'ın kurucusu. Ağustos 1991'de Tunus'ta yapılan bir görüşmeden, ismi gizli tutulmaktadır.

14- Fuad Matar, Hakimü's-Sevre:  Qıssatü'l-Hayat George Habaş, [Devrimin Doktoru: George Habaş'ın Hayat Hikayesi], (Londra: Highlight Publications, 1984), s. 116.

15- Taysir Quba'ah, Mısır'daki AUH komutanlığının önceki üyesi ve öğrenci lideri, daha sonra ise Filistin'in Kurtuluşu İçin Halk Cephesi [FKHCI Merkez Komitesi'nin bir üyesi. Ağustos 1991'de yapılan bir görüşmeden.

16- Kamp eğitmenlerinden -ismi gizli tutulmaktadır- biriyle Nisan 1989'da Amman'da ve Süheyl Naturla Ocak 1992'de Lefkoşe'de yapılan görüşmeden.

17- AUH'nin Filistin bölge komutanlığının önceki üyelerinden biri ve daha sonra Batı Şeria'daki AUH organizasyonunun başı ile Şubat 1989'da Kahire'de yapılan görüşmeden. İsmi gizli tutulmaktadır.

18- Bilal Hasan, Filistin bölge komutanlığının önceki üyelerinden ve daha sonra Filistin'in Kurtuluş İçin Demokratik Cephe [FKDC] Merkez Komite üyesi. Ağustos 1991'de, Tunus'ta yapılan bir görüşmeden alınmıştır. Merkez, özellikle Yönetim Komitesi'nin çalışma dönemleri arasında, AUH liderliğinin en son mercii olarak hareket etmişti ve 1960'larda merkezi Beyrut'a dayanıyordu. Çoğunlukla Habaş, Haddad, Hindi ve Muhsin İbrahim ile bunların yardımcıları ve hazır bulunan diğer komite üyeleri ve bölge komutanlarını içermekteydi. 1967 öncesindeki AUH yapısını incelemek için bkz.: Yezid Sayigh "Paradoksun Yeniden Oluşması: Arap Ulusal Hareketi, Askeri Mücadele ve Filistin, 1951-1966", Middle East Journal, 45, No. 4 (Güz 1991).

19- Kasım’daki bir Yönetim Komite toplantısının Haziran görüşmesi için verdiği beyanat. Fakat, asıl önemli sezon Haziran sonundaydı. FHKC, el-Cebhe... ve qadiyyatü'l-lnşikak, [Cephe., ve İhtilaf Sorunu], (Beyrut: FKHC Merkezi Haber Alma Komitesi, 1970), s. 55.

20- Salih Rıfat, önceki AUH kadro elemanı ve daha sonra FKDC'nin politbüro üyesi. Mart 1990'da Amman'daki bir görüşmeden. Hawatme, 1968'de AUH'nin Filistin koluna katıldı.

21- Ebu Ali Mustafa, AUH'nin Ürdün kolunun önceki lideri ve daha sonra Batı Şeria kolunun da lideri olmuştur. Daha sonra ise FHKC'nin Genel Sekreter Yardımcısı oldu. Ağustos 1987, Tunus görüşmesinden. Ebu Ali Mustafa, aynı argümanı Hezimetü'l-Huzayran ve Intilagatü'l-Mugavemeh, [Haziran Yenilgisi ve Direnişin Başlangıcı]'de de dile getirdi (Beyrut: FHKC, 1970), el-Hedef Books, s, 68-69, No. 4.

22- Arap Ulusal Hareketi, es-Sevretü'l-Arabiyye amam Ma'raketi'l-Masır, [Arap Devrimi Kader Savaşıyla Karşılaşıyor], Yönetim Komitesi'nin genişletilmiş oturumda politik rapordan, s. 30.

23- Nasır'ın AUH liderliğiyle yaptığı görüşmelerin ana özeti Filistin bölge komutanlığı üyelerine aktarıldı. Komutanlığın bir üyesiyle Şubat 1989'da yapılan bir Kahire görüşmesinden. İsmi gizli tutulmaktadır.

24- Favaz Trabulsi, Sosyalist Lübnan'ın kurucularından; daha sonra ise Lübnan Komünist Eylem Organizasyonu'nun kurucularından olan İbrahim'in ortağı olmuştur. Ocak 1992'de Oxford'da yapılan bir görüşmeden, 1968-1969'larda ise İbrahim sol kanada kaydı ve Nasır karşıtı oldu.

25- FHKC, el-Cebhe.., s. 12.

26- İlk toplantıda bulunan bir AUH Filistin askeri hareket komitesi üyesi. Mart 1990'da Amman'da yapılan bir görüşmeden, ismi gizli tutulmaktadır.

27- Abdurrahim Cabir, "Dönüş Kahramanları"ndan bir AUH kadrosu ve daha sonra ise gerilla kolunun lideri. Nisan 1987'de Cezayir'de yapılan görüşmeden.

28- Salah Salah, Lübnan'daki AUH Filistin bölümü başkanı ve daha sonra FHKC Merkezi Komite üyesi. Ağustos 1990'da Tunus'ta yapılan bir görüşmeden ve FHKC'nin kuruluş beyanatı el-Vesaiqu'l-Filistiniyyeti'l-Arabiyye,  1967, [Filistinli Araplara Ait Dokümanlar, 1967], (Beyrut: Filistin Araştırmaları Enstitüsü, 1969), s. 999.

29- Fetih'ten bir kaynak, kamplarında "binlerce" insanın eğitildiğini iddia etti. Bkz.: Mücahid'deki röportaj, (17 Aralık 1967), el-Vesaiqu'l-Filistiniyyeti'l-Arabiyye, 1967, s. 102.

30- Fetih; Duruş ve Tecarib Sevriyye, [Devrimci Dersler ve Tecrübeler], s. 9; ve Hani el-Hasan; "Kereme Savaşı'nın 4. Yıldönümünde Bir Değerlendirme", Şu'un Filistiniyye, Nisan 1972, s. 42.

31- Ebu Ali Şahin, 1967'de kıdemli kadro elemanı ve 1967'den 1985'e dek İsrail hapishanelerindeki Fetih tutuklularının baş organizatörü. Ağustos 1990'da Tunus'ta yapılan bir görüşmeden.

32- Aynı kaynak.

33- 1967'de kadro elemanı ve daha sonra Fetih askeri haber alma teşkilatı yetkilisi. Haziran 1988'de Tunus'ta yapılan bir görüşmeden, ismi gizli tutulmaktadır.

34- 1967'deki kadro ve daha sonra kıdemli bir organizatör. Mayıs 1985'de Amman'da yapılan bir görüşmeden. İsmi gizli tutulmaktadır.

35- 1967'deki kıdemli kadroyla Mayıs 1985'de Amman'da yapılan görüşmeden ve Rasd'ın kurucusu olan kişiyle Ağustos 1991'de Tunus'ta yapılan görüşmeden, isimler gizli tutulmaktadır.

36- Bunların bazıları 1967 öncesinde İsrail'deki Filistin vatandaşları olarak kayıtlıydılar. Suphi Goşe, eş-Şems mine'n-Nafısahi'l-Aliyah: Vücuh fi Rihleti'ş-Şicn ve'n-Nidah, [Yüksek Penceredeki Güneş: Mücadele ve Esaret Yolculuğuyla Yüz Yüze], (Beyrut: Arap Araştırma Kurumu, 1988), s. 125.

37- Mültecilere kendi özgür isteklerini bırakmaları yolunda uygulanan baskı ve tehditler altında mültecilere iltica formları imzalatıldı. Bkz.: İsrail Cumhurbaşkanı Haim Herzog'un, Alternatif Haber Merkezi'nin yayın organı News From Within'deki itirafları, 5 Aralık 1991, s. 9-11.

38- Brig'e göre, Yeshaya hu Gavish, İsrail'in Güney Cephesi Komutanı. Ha'aretz, 30 Nisan 1968, Arap Report and Record, 1968 içinde, (Londra).

39- Bkz.: Middle East Record, Cilt 3 ve Arap Report and Record 1967. İsrail'in karşı harekatı için bkz: Bard O'Neill, Armed Struggle in Palestine [Filistin'de Askeri Mücadele], (New York: Praeger, 1978).

40- FHKC Genel Sekreteri Samir Goşe'yle Şubat 1990'da Tunus'ta yapılan bir görüşmeden. FKO yetkilisi ve FHKC'nin kurucu üyesi olan bir kişiyle Nisan 1989'da Amman'da yapılan bir görüşmeden. İsmi gizli tutulmaktadır.

41- Bu cephe, 1963-1964’lerde kuruldu ve Ahmed Cibril'in Filistin Kurtuluş Cephesi'yle karıştırılmamalıdır.

42- 1967'den önce Fetih tutuklularına çeşitli işkencelerle baskı uygulayan Mısır askeri teşkilatının Fetih'e büyük bir düşmanlığı vardı. Buna karşın 1966'da genel haber alma teşkilatı ciddi diyalog girişimlerinde bulundu. Ağustos 1988'de, Kahire'deki eski bir Mısır askeri haber alma teşkilatı üyesiyle yapılan görüşme (ismi gizli tutulmaktadır); Emin Huveydi'yle (eski genel istihbarat yöneticisi) Haziran 1991'de Kahire'de yapılan görüşmeden.

43- Ebu'l-Mundir, Fetih'in Gazze gözetim yetkilisi, daha sonra Merkez Komite üyeliği yaptı. Görüşme Nisan 1987'de Cezayir'de yapıldı.

44- "Müslüman Kardeşler" hariç, bu partilerin hepsi sivil direnişi koordine eden bir şemsiye organizasyonu görevindeki Gazze'deki kısa ömürlü Ulusal Cephe'yi oluşturdular. Ayrıntılar için bkz.: Abdulkadir Yasin, Tecribetü'l-Cebke el-Vataniyye fi Qıtas Gazze, [Gazze Şeridi'ndeki Ulusal Cephe Tecrübesi), (Beyrut: İbn Haldun, 1980). Ayrıca Gazze hakkında bkz.: Muhammed Halid el-Azer, el-Mukavemetü'l-Filistiniyye fi Qıta' Gazze, 1956-1972, [Gazze Şeridi'nde Filistin Direnişi, 1956-1972], (Kahire: FKÖ Rehberlik Bölümü, 1988).

45- Süleyman Necib, Ürdün Komünist Partisi'nin Batı Şeria kolunda Baş Vekillik, daha sonra ise Birleşik Filistin Komünist Partisi Genel Sekreter Vekilliği'ni üstlendi. Ağustos 1989'da Tunus'ta yapılan görüşmeden.

46- Haydar Abduşşifai, 1966-1967'lerde Gazze Şeridi'nde FKÖ'nün Halk Organizasyonu'nun başkanlığını üstlendi. Ocak 1992'de Washington DC'de yapılan görüşmeden.

47- Teysir Aruri, Batı Şeria komünist organizatörü. Ekim 1991'de Cezayir'de yapılan görüşmeden. Genel Sekreter Fuat Nasar tamamen karşı bir görüşe sahipse de sürgüne gönderilince etkisi azaldı.

48- Daha sonraki açıklama partinin Genel Sekreter Yardımcısı Süleyman Necib tarafından yapıldı. Şubat 1990 Tunus görüşmesinden.

49- Bu durum önceden AUH Üyesi ve AUH kadrolarının başında bulunmuş, şimdi ise Fetih saflarına geçen biri tarafından doğrulandı: Örneğin Usame Şinar (Mart 1990'da Amman'da yapılan görüşmeden) ve Batı Şeria'daki AUH organizasyonunun başıyla Şubat 1989'da Kahire'de yapılan görüşme. İsmi gizli tutuluyor.

50- Batı Şeria'daki AUH organizasyonunun başı. Şubat 1989'da Kahire'de yapılan görüşmeden. İsmi gizli tutuluyor. Aynı zamanda AUH Filistin Askeri Hareket Komitesi'nin iki üyesiyle Mart 1990 ve Mayıs 1991'de Amman'da yapılan görüşmeden. İsimleri gizli tutuluyor.

51- Üsame Şinar ve Salih Rıfat, AUH kadrolarından ve daha sonra FKDC politbüro üyeleriydiler. Mart 1990'da her ikisiyle ayrı ayrı yapılan Amman görüşmesinden.

52- Istraticiyyetü'l'Amelü's-Sevri el-Filistini kema tefhamuka Haraketü'l-Qavmiyyini 'l-Arab fi İklim Filistin, [AUH'nin Filistin Komutanlığınca Anlaşıldığı Üzere Devrimci Filistin Hareketi İçin Strateji], Ağustos 1967; Haykal İstraciyyetü'l-Amelü'l-Filistini ve el-Vad' el-Tanzimi fi Mecet Filistin, [Filistin Hareketi İçin Bir Strateji Saptaması ve Filistin Saflarında Organizasyon Durumu], Ağustos 1967 ve İstraciyyetü'l-Amelü's-Sevri'l-Filistini, [Devrimci Filistin Hareketinin Stratejisi], Filistin Bölge Komutanlığı Kararları, Eylül 1967.

53- Batı Şeria'daki AUH organizasyonunun başıyla Şubat 1989'da Kahire'de yapılan görüşmeden. İsmi gizli tutuluyor. Abdullah el-Acrami, hem Batı Şeria'daki AUH askeri teçhizat yetkilisi ve hem de FKÖ yetkilisidir. Ağustos 1991'de Tunus'ta yapılan görüşmeden.

54- AUH Filistin askeri hareket komitesi üyesiyle Ağustos 1988'de Kahire'de yapılan görüşmeden. İsmi gizli tutuluyor.

55- Yasir Abdu Rabbu, FKDC'nin sonraki politbüro üyesi. Ocak 1992'de Moskova'da yapılan görüşmeden. Yine, FHKC'nin -daha önce AUH kadrosunda bulunmuş- yetkilisi bir üyesiyle de Tunus'ta Ağustos 1990'da yapılan görüşme. İsmi gizli tutuluyor.

56- Ömer Ebu Raşid, FHKC'nin kıdemli kadro elemanlarından. Ağustos 1991'de Tunus'ta yapılan görüşmeden.

57- el-Envar, 14 Ekim 1967; el-Kitab es-Senevi, 1967, s. 153.

58- Abdullah el-Acrami, Ağustos 1991'de Tunus'ta yapılan görüşmeden.

59- Filistin askeri hareket komitesinin iki üyesiyle Ağustos 1988'de Kahire'de yapılan görüşmeden. İsimler gizli tutuluyor. Abdurrahim Cabir, AUH'nin "Dönüş Kahramanlarından kadro elemanı; daha sonra gerilla lideri. Nisan 1987'de Cezayir'de yapılan görüşmeden.

60- Ebu Ali Mustafa, Ürdün'deki AUH kolunun önceki sorumlusu; daha sonra Batı Şeria'da ve FHKC'nin Genel Sekreter Yardımcısı. Ağustos 1987'de Tunus'ta yapılan görüşmeden.

61- Ebu Ahmed Fuad, FHKC'nin askeri komutanı ve eski AUH kadrosundan, Nisan 1987'de Cezayir'de yapılan görüşmeden. FKO Iiderlerinden Ahmed Şukayri aynı zamanda benzer bir teklif getirdi. Ekim 1967 el-Havadis'te yapılan görüşmeden, el-Vesqiqu’l-Filistiniyyeti'l-Arabiyye, 1967, s. 814.

62- Bu, Batı Şeria'daki AUH organizasyonunun liderine durumun nasıl açıklandığını göstermektedir. Şubat 1989, Kahire'de yapılan görüşmeden. İsmi gizli tutuluyor.

63- Hani Hindi, AUH kurucularından. Mart 1990'da Kuveyt'te yapılan görüşmeden.

64- Salih Rıfat, Mart 1990'da Amman'da görüşüldü.

65- Muhammed Fevzi, Eylül 1988'de Bağdat'ta görüşüldü.

66- Emin Huveydi, 1991 Haziranında Kahire'de görüşüldü.

67- Önceki Mısır askeri haber alma yetkilisi. Ağustos 1988'de Kahire'de görüşüldü. İsmi gizli tutuluyor.

68- Yetkili birisiyle Ağustos 1988'de Kahire'de yapılan görüşmeden. İsmi gizli tutuluyor.

69- Patrick Seale, Asad of Syria: The Struggle for the Middle East, [Suriye'nin Esadı: Orta Doğu İçin Mücadele], (Berkeley: University of California Press, 1990), s. 140.

70- Faysal Harani; Baas Partisi'nin Filistin kolunun önceki yönetici üyesi, Eylül 1991'de Cezayir'de görüşüldü.

71- Önceki Hittin Tugay komutanı. (Samir Hatib ile birlikte) Mayıs 1991'de Amman'da görüşüldü. FKO baskısıyla Tadmur'a gitmek için istifa etti.

72- Toplantıya katılan bir Fetih Merkez Komite eski üyesiyle Mayıs 1991'de Amman'da yapılan görüşmeden. İsmi gizli tutuluyor.

73- Fetih askeri istihbarat yetkilisiyle Tunus'ta Haziran 1988'de yapılan görüşmeden. İsmi gizli tutuluyor.

74- Halil el-Vezir, Fetih kurucularından ve Merkez Komite üyelerinden; aynı zamanda yönetimde yardımcı komutanlık görevi de üstlenmişti. Ağustos 1987'de Tunus'ta görüşüldü.

75- Feyiz Kadurah, bağlantı sorumlusu. Nisan 1991'de görüşüldü.

76- Fetih'in askeri istihbarat yetkilisi. Haziran 1988'de Tunus'ta görüşüldü. İsmi gizli tutuluyor.

77- Ebu Ali Şahin'e göre, Batı Şeria'daki böyle bir kontak kuran kıdemli bir Fetih organizatörü. Ağustos 1990'da Tunus'ta görüşüldü. Irak'taki önceki Fetih kadrosu. Ağustos 1987'de Tunus'ta görüşüldü. İsmi gizli tutuluyor.

78- Irak'taki önceki Fetih kadrosu. Ağustos 1987'de Tunus'ta görüşüldü. İsmi gizli tutuluyor.

79- Bir AUH üyesi, daha sonra ise FKÖ yetkilisi. Eylül 1991'de Cezayir'de görüşüldü. İsmi gizli tutuluyor.

80- Ürdün Haber Ajansı, 5 Eylül 1967, Arap Report and Record 1967.

81- Daha sonra üslerin komutanı ve sonraki Fetih'in Devrimci Konsül Sekreteri Yahya Aşur'a göre. Ağustos 1991'de Tunus'ta görüşüldü. Ebu Mahmud el-Duli, daha sonra AUH idaresinin komutanı, daha sonraki FKDC'nin Başkomutanı. Mayıs 1991'de Amman'da görüşüldü.

82- Moşe Dayan; Gazze'ye gizlice 8000-10000 FKO eğitilmiş elemanının gönderildiğini tahmin ediyor. el-Yevmiyyetü'l-Filistiniyye, [Filistin Kronolojisi], (Beyrut: FKÖ Araştırma Merkezi, 1968), Cilt 7,16 Şubat 1968.

83- FKÖ'nün yetkilisi ve sonra tugay komutanı olan bir kişiyle Eylül 1990'da Tunus'ta yapılan görüşmeden. İsmi gizli tutuluyor.

84- el-Yevmiyyetü'l-Filistiniyye, Cilt 6, 16 Kasım 1967.

85- Bkz.: el-Ahram, 19 Ocak 1968; Daily Star, 24 Ocak 1968. (Arap Report and Record).

86- 6 Şubat 1967, Arap Report and Record 1968.

87- Fetih'e karşı Nasır'ın politikasına savaşın etkisi, önceki başkanlığın sekreteri Abdulmecid tarafından doğrulandı. Eylül 1990'da, Londra'da görüşüldü.

Kaynak: Dünya ve İslam Dergisi - Sayı: 13 - Güz 1993

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler