Hurşid Ahmet: Müslüman Bir Eylemci ve İktisatçı

John O. Voll

İslami diriliş, İslam’ı manşetlere geçirdi ve hem medyanın olayları takip etmesine hem de ilmi olarak pek çok şeyin yapılmasına neden oldu.

Ayetullah Humeyni ismi halkın zihninde ve tasavvurunda İslami diriliş ile aynı anlama gelirken, gerçekte İslam’ın Müslümanın yaşantısında yeniden söz sahibi olması Sudan’dan Sumatra’ya bütün Müslüman toplumları kapsayan geniş tabanlı, karışık ve çok görünüşlü bir fenomendir. Onun liderleri ve örgütleri manifestoları kadar çeşitlilik gösterir.

Çağdaş İslami diriliş fert ve toplum hayatında dini kimlik ve değerlere daha fazla önem verilmesini içerir. Sonuç olarak fert ve toplum safhalarını birleştiren İhvan-ı Müslimin, Cemaat-i İslami gibi örgütler çağdaş İslam’ın liderlik ve dinamizmini en iyi şekilde yansıtırlar. Pakistanlı Hurşid Ahmet bu seçkin topluluğun etkin şahsiyetleri arasındadır. Hurşid Ahmet eğitilmiş bir iktisatçı, Mevlana Mevdudi (1903-1979)’nin ilk takipçisi, Cemaat-i İslami’nin kurucusu ve daha sonra Cemaat’in bir lideri, Pakistan senatosu ve kabinesinin bir üyesi, modern İslam ekonomisinin babası ve tanınmış Müslüman bir eylemcidir.

İslami dirilmenin ekonomik boyutu İslam devrimi tartışmasında pek fazla önem taşımasa bile çağdaş İslam’ın önemli bir parçasıdır. İslam ekonomisi kavramsal gelişmeleri ve soyut programları içerir. Geçen on yıl süresince İslami ekonomik kurumlar (bankalar, mali müesseseler, sigorta) ve vergiler birçok ülkeye girdi. Dirilişin diğer sahalarında olduğu gibi ekonomide de teori ve pratiğin bir arada olmasının ehemmiyeti hem teorisyen hem de eylemci liderlere olan ihtiyacı gündeme getirdi. Hurşid Ahmet, İslam ekonomisinin entelektüel bir disiplin ve yeni kurum ve programlarının bir dayanağı olarak ortaya çıkmasında önde gelen şahsiyetlerden birisi olmuştur. Hurşid Ahmet modern çağın temel İslami hareketlerinden birisine aktif katılımını, bir iktisatçı olarak meslek hayatıyla birleştirdi ve ayrıca iktisadi teori ve pratiği İslami yapı içerisinde geliştirmek için hükümetlerde, mali kurumlarda ve akademilerde çalıştı.

Hurşid Ahmet çağdaş İslam ekonomisinin ortaya çıkışının temel temalarını ve dinamiklerini kendi hayat ve düşüncesine yansıtır. Hurşid Ahmet bir teorisyen olduğu kadar bir eylemci olduğundan onun hayat hikayesini bilmek önemlidir ve onun hayatı İslam ekonomisinin mahiyetini yansıtmada düşüncesi kadar önemlidir. Hurşid Ahmet’i Cemaat-i İslami çevresine yerleştirmek de eşit derecede önemlidir. Çünkü Cemaat-i İslami onun hayatını ve düşüncesini şekillendirerek onun İslam ekonomisini formül haline koymasını ve kavramasını sağladı. Bu makale Hurşid Ahmet’in hayatını, Cemaat-i İslami’yi, Hurşid Ahmed’in Cemaat-i İslami’yle bağlantılarını ve onun tarafından kavranılan İslam ekonomisinin temel görüşlerini gözden geçiriyor.

Hurşid Ahmet: Kısaca Hayat Hikayesi

Hurşid Ahmet 1932 yılında Hindistan’ın Delhi kentinde dünyaya geldi. Hurşid’in babası Aziz Ahmet dergilerin finansmanı da dahil çeşitli projelerle ilgilenen tanınmış bir işadamıydı.

Aziz Ahmet bilim ve Marksizmle yakından ilgileniyordu. O bağımsızlık öncesi dönem boyunca İslami siyasette de faaldi. Delhi’deki Müslüman Birliği’ne danışman olarak hizmet ediyordu. Aziz Ahmet’in arkadaşları arasında daha sonra Cemaat-i İslami’yi kuracak olan gazeteci-yazar Ebu’l-Ala Mevdudi de vardı. Cemaat-i İslami, Hurşid’in hayatında ve gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır. Hurşid geleneksel bir İslami eğitim aldı. Genç bir çocukken Delhi’de İngilizlerin kontrolündeki bir liseye devam etti. O mükemmel bir öğrenciydi ve siyasi eylemcilik eğilimini çoktan göstermeye başlamıştı. Pakistan hareketine katılan babasından etkilenmişti. 1946’da Delhi’de Çocuklar Birliği’nin başkanlığına seçildi. O bir öğrenci lideri olarak ayılmadan önceki son aylarda Pakistan’ın bağımsızlığı için düzenli gösteriler başlattı. 1948’de Hindistan’ın bölünmesinden ve Pakistan’ın kurulmasından sonra Aziz Ahmet ve ailesi milyonlarca Müslümanla birlikte Batı Pakistan’a göç etti. Önce birkaç aylığına Lahor’a daha sonra ailenin yerleştiği Karaçi’ye gittiler. Cemaat-i İslami’nin kurucusu Mevlana Mevdudi de Lahor’daydı. O, Müslüman bölgesinde bulunan Ahmet’in evinin düzenli bir ziyaretçisi olmuştu.

Aile Karaçi’ye taşınınca Hurşid, Hükümet Koleji’ndeki Ekonomi ve Ticaret bölümüne kayıt oldu. Hurşid, burada hayat mücadelesindeki ikiz tutkuları iktisat ve Cemaat’e ciddi bir ilgi gösterdi. 1949’da İslam ve sosyalizm üzerine ilk makalesini yazdı. Makale Muslim Economist’te yayınlandı. Hurşid makalede genelde kendi dini kültürel yetişmesini ve İslam’la sosyal adaletin ilişkisini özelde ise işçilerin ve fakir Hurşidaklarını inceledi. Bu aynı zamanda onun Müslüman bir fikir adamı olan Mevlana Mevdudi’nin farkına vardığı andı.

Hurşid, Mevdudi’nin İslam ve Batı medeniyeti arasındaki mücadele tezinden derin bir şekilde etkilendi. Hurşid babasının siyaset bilimine olan ilgisinden ve eğitiminden dolayı Batı düşüncesine maruz bırakılmıştı. Zaten ilk makalesini de İngilizce yazmıştı. Genç öğrenci diğer iki büyük Müslüman düşünürden de ilham almıştı. Bu kişiler Batı ve İslam düşüncesinde eğitim görmüş ve İslam’ın çağdaşlığa uygunluğu hakkında yazılar yazmışlardı. Bunlardan birisi İslamiyet’e dönmüş Avusturyalı bir Yahudi olan Muhammed Esed’di (daha önceki adı Leopold Weiss). esed Pakistan’a göç etmiş ve Hurşid’i derinden etkileyen Yol Ayrımındaki İslam’ı* yazmıştı. Diğeri ise Pakistan’ın kurucularından filozof-şair Muhammed İkbal (1876-1938)’di. İkbal doktora yapmış ve hukuk diploması almıştı. İkbal Pakistan’ın büyük bir şairi olarak 20. yüzyıl Hindistan’ının ilk yıllarına hükmetti. Hurşid çocukken bütün Güney Asyalılar gibi İkbal’in şiirlerini ezbere bilmekle beraber şimdi bir kolej öğrencisi olarak ikbal’in farkına varıyordu. İkbal şiir ve düz yazıyı; İslam ile Batı bilim ve felsefesi ilişkisi, kapsayıcı bir hayat tarzı olarak İslam’ın günümüze uygunluğu, İslam’ı yeniden canlandırmak için yeniden yorumlama ve reform ihtiyacı ve İslam ümmetini yeniden diriltme ihtiyacı gibi, temaları dikkatle araştırmak için kullanarak birçok eser veren Müslüman modernist bir düşünür ve yazardı. Bu son temalar İkbal’in İslam’da Dini Düşüncenin Yeniden Yapılanması** adlı eserinde sentezlenmişti.

Hurşid Ahmet’in Karaçi’deki Hükümet Koleji’ndeki yılları önemli bir dönüm noktası olarak ortaya çıkar. Hurşid, orada bir alim eylemcinin sürükleyici yolunda din ve ilmi birleştirdi. O, aynı zamanda Tulaba’da da [İslami Öğrenci Derneği] faal duruma geldi. Bu dernek, Mevdudi’nin Cemaat-i İslami’sinin öğrenci kanadıydı. Onu Tulaba’ya çekmede özellikle 3 kişi etkili olmuştu. Bunlardan birisi daha sonra McGill Üniversitesi’nde İslam Araştırmaları’nda doktora kazanacak ve Suudi Arabistan’ın Dahran kentindeki Petrol ve Maden Mühendisliği Üniversitesi’nde ders verecek ve son olarak da İslamabad’daki İslami Araştırma Enstitüsü’nde direktörlük yapacak olan ekonomi öğrencisi Zafer İshak el-Ensari’ydi. Diğeri ise bilim öğretimi görecek ve İslam üzerine yazılar yazacak, İngiltere’nin Leicester kentindeki İslam Vakfı’nın başkanı olarak Hurşid’i takip edecek ve sonra da Pakistan’da Cemaat’in Emir (Başkan) yardımcılığı yapacak olan Hürrem Murat’tı. Hurşid’i etkileyen üçüncü kişi ağabeyi Amir olmuştu. O, bilim tahsil edecek ve 19085’teki ölümünden önce Pakistan deniz kuvvetlerinde Tümamirallik rütbesine yükselecekti. İslam Öğrenci Derneği’ne bu erken katılımı üzerine düşünen Hurşid Ahmet bu katılım hakkında şunları söylüyordu: “Hayatımın gelecekteki yönünü belirledi.”1 Hurşid, Tulaba derneğinde İslami anlayışını derinleştirdi ve gelecekteki eylemci yönelmesini, okuyarak ve Mevlana Mevdudi’nin eserlerini tartışarak formülleştirdi (özellikle Mevdudi’nin Müslüman Olalım adlı eseri). Hayat onu fikir olarak olduğu kadar duygusal olarak da geliştirmişti.

Hayat, farklı bir Müslüman olmak için adeta ruh ve bilinci harekete geçirecek olan İslam temellerini kapsar (inanç, ibadet, dua). Hayat sadece inanç ve dua değil aynı zamanda dünyayı değiştirme görevinde yeni bir rol oynamaktır.2

Hurşid 1949 Aralığında İslam Öğrenci Derneği’nin resmi üyesi oldu.

Tulaba, dini inançlar, dua, disiplin ve sosyal davranış bilgisinde tahsil programlarına devam eden ciddi niyetli öğrencilerden oluşuyordu. Hurşid, 1950’de Karaçi’deki Tulaba’nın başkanlığına seçildi. 1953’ten 1955’e kadar All Pakistan Jamiat-i Tulaba-i İslam’ın başkanı olarak hizmet etti. Hurşid bu görevinde 2 büyük değişiklik getirdi. Birincisi 2 haftada bir çıkan Öğrencilerin Sesi isimli bir gazeteydi. Gazete, İslam’ın Pakistan anayasasına temel teşkil edip edemeyeceği ve öğrenci sorunları gibi güncel meselelere değindi. Gazete öğrenci sorunları üzerine başbakana açık bir mektup yayınladıktan kısa bir süre sonra Pakistan’da öğrenci ayaklanmaları patlak verdi. İkinci değişiklik haftalık toplantıları özel evler ya da camiler yerine üniversitede yaparak İslam Öğrenci Derneği’ne daha yüksek bir görünüş kazandırdı ve Tulaba’nın öğrenci temelli ve öğrenci hakları örgütü olduğu imajını kuvvetlendirdi. Tulaba mükemmel organizasyon ve ithaf ünüyle siyaset kampüsünün merkezi olmuştu. O, İngiltere’den esinlenerek birinci sınıf öğrencilerine yönelik yapılan “Tanışma Günü”nü değiştirdi (bugünlerde içki içilir ve yeni gelen öğrencilere ağır işler yaptırılır ve el şakalarıyla onlar zor duruma sokulurdu). Tulaba bunun yerine ilk günden öğrencileri kayıt etti ve onları karşılayarak sınıflarına ve kütüphaneye götürdü. Yeni öğrencilere, kitaplarla ve öğrencilerle kampüsteki çalışma grupları, tartışmalar ve yayınlarla ilgilenme fırsatı sunuldu. Onların kayıt ve diğer masrafları karşılanmaktaydı. Dernek 1953’te Urdu Koleji’nde ilk defa kampüs seçimini kazandı. 1960’ta ise Pakistan’daki öğrenci dernekleri öğrenci seçimlerini %60 ile %80 oranında kazanıyordu.

1950 ve 1960’ın başları Hurşid Ahmet için akademik ve İslami açıdan uzun bir ilerleme oluşumu süreciydi. Hurşid 1953’te Ticarette (üstün başarı ile) lisans diploması, 1955’te Ekonomi’de yüksek lisans diploması, 1958’de Hukuk doktorasını (üstün başarı ile) ve 1964’de İslami Araştırmalar’da (üstün başarı ile) yüksek lisans diplomasını kazandı. Hurşid, İslam öğrenci derneğinin milli başkanı olarak 3 yıl hizmet ettikten sonra 1956’da Cemaat-i İslami’ye resmen tam üye olarak katıldı. Hurşid ayrıca Öğrencinin Sesi’nde editörlük yaptı (1952-1955) ve diğer üç cemaat yayınının da editörüydü. Yeni Çağ (1955-1956), İslam’ın Sesi (1957-1964) ve Chiragh-e Rah (1957-1968). Hurşid 1955’ten 1977’ye kadar Urdu Koleji’ndeki Ticaret ve İktisat Fakültesi’nde ve Karaçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde iktisat dersleri verdi. Hurşid 1960’ların sonunda ve 1970’lerde Cemaat’in bir üyesi olarak gittikçe artan bir şekilde bir iktisatçı olarak öğretim ve yazılarını dava; İslam’ın Pakistan’da ve yurt dışında yayılması ile birleştirdi. Böylece onun hayatını, düşüncesini ve faaliyetlerini anlamak için Cemaat-i İslami’nin ideolojik görünüşünü ve yapısını değerlendirmek gereklidir. Cemaat Hurşid’in hayat mücadelesine ilham, motivasyon ve içerik kazandırdı.

Cemaat-i İslami Deneyimi

1941 yılında Lahor’da Mevlana Mevdudi tarafından kurulan Cemaat-i İslami siyasi bir partiden ziyade ideolojik bir partiydi. 1948’de Lahor’a taşınan Mevdudi, İslam’ın toplum ve devleti yönetmede kapsayıcı ve evrensel bir yol olduğuna inanıyordu. Mevdudi, Müslümanların Batı’ya bağımlı olmalarını eleştiride, İslam devrimini ve Müslüman hayatındaki bütün safhalarda tedrici bir İslamileştirmeyi savundu. Bu safhalar siyaset, hukuk, ekonomi, eğitim ve sosyal hayatı kapsıyor. Mevdudi, gazetesi Tercümanü’l-Kur’an’da İslami anlayışını geliştirmek ve yaymak için birkaç yıla sahip olmuştur. Mevdudi, etrafında 75 inançlı dava adamı topladığında bu anlayışını uygulamaya başlamıştı. Onun amacı bu kişileri eğitmek ve Hindistan’da gerçek bir İslam toplumuna önderlik yapmaya ve bu toplumu oluşturmaya hazırlıklı yeni seçkinlerden oluşacak gerçek inananların öncüsü dinamik çekirdeği oluşturmaktı.

Oluşum, eğitim, disiplin ve tebliğ Cemaat’in temel prensipleriydi. Cemaat-i İslami’nin ideolojisi ve programı doğrudan doğruya liderinin verimli yazılarından oluşuyordu. Bu yazılar 2 prensip üzerine inşa ediliyordu: Allah’ın birliği ve egemenliği; “Allah’ın birliğine ve egemenliğine olan inanç peygamberler tarafından ortaya konulan toplumsal ve ahlaki sistemin temelidir.”3 Bu sistem Allah’ın vahyine (Kur’an’a) ve Hz. Muhammed (s)’in sünnetine dayanan şeriat kanununda tarif edilmiş ve korunmuştu. İslam bütünleştirici birhayat tarzıdır. Mevdudi’ye göre İslam toplumlarının çökmesinin sebebi Batının laikliğinin, milliyetçiliğinin, kapitalizminin ve marksizminin taklit edilmesidir. Ona göre İslam ümmetinin sağlığı, canlılığı ve gücü Müslümanların sadece ilahi olarak vahyedilen ve uygulanan kendi İslami alternatiflerine sahip olduklarını fark etmeleriyle yeniden canlandırılacaktır.

Cemaat, üyelerini okullardan, üniversitelerden ve camilerden seçiyordu. O, özellikle şehirli orta sınıfı cezbediyordu. Modern eğitim ve dini bağlılık eğitimli yeni seçkinleri oluşturma çabası için bir araya getiriliyordu. Cemaatin mesajı öğrenci grupları, işçi örgütleri, araştırma enstitüleri, yayınlar (gazeteler, dergiler ve magazin), vaazlar, sosyal hizmetler ve gençlik merkezleri vasıtasıyla yayılıyordu. Sonuç olarak Mevdudi, hayli etkileyici olmuştu: Mevdudi cemaatin eğitim ve faaliyetlerine şekil vererek İslam’ın genel anlayışını sundu. Ayrıca İslam’ı sistematik olarak sunması sayesinde Hindistan’daki Müslümanlar ve çeviriler aracılığıyla ise daha büyük İslam dünyası üzerinde geniş etkiye sahip oldu. Mevdudi Pakistan’da en çok okunan yazarlar arasındadır. O, orta sınıf Müslümanlara çağdaş konu ve meselelerden bahsederek onlar İslam’ın anlaşılır ve tutarlı bir tanımlamasını temin ediyordu. Mevdudi ve Cemaat uluslararası alanda ideolojik ve örgütsel olarak uzun yapıcı etkiye sahip oldu. Mevdudi, eserleri Fas ve Endonezya’da ve daha ötesinde bulunabilen en önemli İslam ideologları arasında kabul edilir (Mısır İhvan-ı Müslimin’den Hasan el-Benna ve Seyyid Kutub’la birlikte).

Hurşid Ahmet ilk günlerden itibaren hem gençlik lideri, editör ve ekonomi profesörü olarak hem de Mevdudi’nin çalışmalarının günümüzde çevirmeni ve editörü olarak Mevlana Mevdudi’nin mesajını anlamaya ve yaymaya gayret etti. Hurşid yirmi dört İngilizce kitap yazdı, Urduca yazılmış 16 kitap yayınladı ve birçok bölüm ile makale yazdı. O, yılda ortalama 3 ile 6 ay üniversitelerde ders veriyor, uluslararası genel toplantılara katılıyor, Müslüman dinleyicilere hitap ediyor ve cemaatlerini organize etmede Avrupa, Afrika ve Amerika’daki Müslümanlara yardım ediyordu.4

Hurşid Ahmet, akıl hocası Mevdudi gibi, İslam’ın ilahi olarak vahyedilen bir hayat düsturu olduğuna inanıyordu. İslam’ın kapsayıcı rehberliği ve onun hayatın bütün yönleriyle olan birleştirici ilişkisi tevhid akidesinde kök salıyordu. Mutlak tek tanrıcılık İslam’ın özüdür.

Kadir-i Mutlak, zaman ve mekandan münezzeh bir Allah’ın dünyanın yaratıcısı ve devam ettiricisi olduğu inancı kainattaki yasanın üstünlüğüne işaret eder ve apaçık farklılığın arkasında bütün birliği her tarafa yayar... Tevhid birleştirilmiş bir dünya görüşü sunar ve birleştirici kainat görüşünü ortaya koyar... O, dinamik bir inanış ve devrimci bir inançtır. O, bütün insanların Allah’ın kulları olduğu ve hepsinin eşit oldukları anlamına gelir.5

Hurşid Ahmet, insanın vazifesinin yeryüzünde Allah’ın halifesi olarak hizmet etmek ve yeni bir eşitlik ve adaleti, barış ve mutluluk düzeni tesis ederek Allah’ın isteğini yerine getirmek olduğuna inanır. Bu görev kişinin ve İslam cemaatinin üzerine yüklenmiştir. Böylece Hurşid Ahmet’e göre kişisel haklar İslam’ın sosyal sorumluluklara verdiği önemle telafi edilir. İslam benzer şekilde hayatın maddi ve manevi yönleri arasında bir denge oluşturur. Batının kutsal ve laik ayrım tuzağından sakınan İslam dini bütün bir hayat tarzıdır: “Hayatın bütün hareketlerine rehberlik eder; ferdi ve toplumsal, maddi ve manevi, kanuni ve kültürel, milli ve evrensel.”6 Bu birleştirici dünya görüşü Hurşid Ahmet’in dini olarak henüz motive edilmiş ve birleştirilmiş çok yönlü kariyerini destekledi. Bu ayrıca onun Batı’yı derinden eleştirmesine rağmen onunla entelektüel ve evrensel diyalog kurmasına yol açar.

Çağdaş İslami dirilişin özelliklerinden birisi Batı’yı eleştirmesi ve İslam’ın bağımsız olduğu iddiasıydı. Kendisini Batı Edebiyatı ve İngilizcede yetiştiren Mevdudi suçlamasını Batı ve onun değerlerine ve İslam’a olan düşmanlığına dayandırarak Batı kaynaklarından alıntılar yapmaya yönelmişti. İslam farklı olarak Batının başarısızlıklarının ve Müslümanların gerileyişlerinin cevaplarını içinde bulunduruyordu. Hurşid Ahmet, Batı suçlamasını paylaşıyordu. Fakat o buna rağmen Batı eğitiminin egemenliğine oldukça fazla maruz kalmış yeni nesli temsil ediyordu. Hurşid Ahmet eleştirmekle beraber, bilim ve teknolojinin öneminin farkındaydı ve Müslüman toplumlar uluslararası siyasi ve ekonomik sistemin parçasıydı: Hurşid Ahmet’e göre geçmişin bilgisi yalnızca Batı’ya karşı düşmanlık ve güvensizlik duygularını anlamak için gerekli değil, aynı zamanda Batı’yla işbirliğini ve daha iyi ilişkileri geliştirme çabalarına canlılık kazandırmak için de gerekliydi. Onun 1967’deki İslam ve Batı kitabı bu önemli farkın kitabın önsözüne eklenen Mevdudi tarafından kabul edildiğini işaret etti:

“Çağımızın ihtiyacı dünya barışı ve uluslararası iyi ilişkileri sağlama maksadıyla çeşitli milletler arasında karşılıklı ilişkileri yeniden oluşturmaktır... Amerika ve Avrupa halklarının İslam ümmeti ile yeni iyi niyet ve iyi durum temeli üzerinde ilişki oluşturma ihtiyacı fevkalade önemli olarak göze çarpar.”7

Hurşid, İslam ve Batı arasındaki çatışma tarihini eleştirel olarak gözden geçirirken İslam ve Hz. Muhammed’in kötülenmesi, Avrupa sömürgeciliğinin etkisini (ekonomik sömürü, siyasi ve kültürel üstünlük, Batı eğitimi ve Hıristiyanlığın empoze edilmesi, misyonerler ve müsteşrikler tarafından İslam’a yapılan saldırılar) Müslümanların Batı’ya güvensizliklerinin sebepleri olarak ortaya koyar. Karşılıklı işbirliği için gerekli olan bu sebepler iyice anlaşılmalıdır. Hurşid Ahmet radikal militanların aksine, Batının toptan reddedilmesini istemiyordu. O zamanının büyük bir kısmını tarih ve dinden bilim ve ekonomiye kadar Batı ilmini iyice öğrenmekle geçirdi. Hurşid kendine güvenir bir şekilde Batı ve İslam dünyası ilişkisinin köle-efendi ilişkisinden eşit ortaklar ilişkisine getirilerek yeniden tanımlanmasını daha iyi ilişkiler için bir temel olarak ortaya koydu. Bu, Müslümanlar baskı ve asimilasyonun bedelini ödemeden iki kesimden bir arada olmalarını ve birbirlerini etkilemelerini sağlar.

Şayet işbirliğinin pratik zemini bizim anladığımız kadarıyla, sadece Batı kültürünün asimilasyonu ve İslam’ın reddedilmesiyse anlaşmak için hiç bir zemin yoktur. Fakat işbirliği eşit koşullar içinde sağlanırsa bu son derece memnunluk vericidir.8

Hurşid Ahmet’in 1967’den günümüze kadar olan faaliyetleri Batı’ya açılmayı yansıtır. O, cemaatin dış ilişkiler bölümü üyesi olma konumunu elinde tutarken 1968’de İngiltere’ye gitti ve 1978’e kadar orada kaldı. Bu zaman zarfında onun vazifesi “dünya çapında dava” ile meşgul olmaktı (İslam’ın Avrupa, Afrika ve Amerika’da yayılması).9

Hurşid Avrupa İslam Konseyi Yürütme Şurası’nın organize edilmesine yardım etti ve orada görev aldı. Hurşid Leicester’de İslam Vakfı [Islamic Foundation]’nı kurdu. Vakıf her ne kadar kanuni olarak cemaate katılmadıysa da onun görünüş ve ideallerinden ilham aldı. Vakıf İslami kitapları basar ve dağıtır (Mevdudi’nin kitaplarının yeni çevirileri de dahil), dergiler ve İslam üzerine yazılmış Batılı ve Müslüman derlemelerin bibliyografyalarını yayınlar, konferanslar düzenler ve genel programlarla meşgul olur. Hurşid yılın altı ayında Avrupa ve Afrika’daki İslam merkezlerinde ya kurucu olarak ya da mütevelli olarak görev alır, üniversitelerde ve Avrupa, Afrika ve Amerika’daki Müslüman örgütlerinde de konferanslar verir ve uluslararası genel diyalogları başlatır ve onlara katılır. Onun faaliyetlerinin genişliği ve çeşitliliği bu zaman zarfında sahip olduğu görevlerde kendisini gösterir. Bu görevler şunlardır: Leicester’deki İslam Vakfı’nın genel müdürlüğü, Araştırma Merkezi’nde Başkan Yardımcılığı ve Avrupa’daki Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar üzerine konferanslar düzenleme.

Pakistan’daki olaylar onun 1978’de General Ziya ül-Hak’ın kabinesinde görev yapmak için Pakistan’a dönmesine sebep oldu. Ziya ül-Hak Temmuz 1977’de Başbakan Zülfikar Ali Butto (1971-1977)’dan iktidarı zorla aldı. Butto başbakanken Arap petrol parasını çekmek ve sosyalist politikalarının meşruluğunu artırmak için gittikçe artan bir şekilde İslam’a müracaat etmeye başlamıştı. Bu arada dini ve daha laik yönelikli partiler tayfını temsil eden muhalefet güçleri koalisyonu Pakistan Milli İttifakı’na katıldı. Kendilerini İslam şemsiyesi altına yerleştirerek Butto’nun İslami sosyalizmini reddettiler ve İslami bir hükümet sözü verdiler.

Ziya ül-Hak iktidarı ele geçirdiğinde yönetimini meşrulaştırmak için İslami sistem sözü verdi. O, aynı zamanda Cemaat-i İslami gibi örgütlerle ilgisi olan Pakistan Milli İttifakı’nın üyelerini hükümetine katılmaya çağırdı. Hurşid Ahmet diğer iki cemaat üyesiyle beraber hükümet bakanı oldu. Hurşid, 1978 Ağustosunda Federal Bakan (Planlama, Gelişme, İstatistik) ve Planlama Komisyonu Başkan Yardımcısıydı. Hurşid ve İttifak’ın diğer üyeleri Nisan 1979’da hükümetten istifa ettiler. Fakat Hurşid hükümete bir danışman ve Cemaat’in bir lideri olarak daha İslami yönelimli bir hükümet sistemi getirmede Pakistan deneyimine aktif olarak katılmaya devam etti.

Hurşid aynı zamanda uluslararası olarak İslam dünyasını tümden saran İslami diriliş akıntısıyla da artan bir şekilde ilgileniyordu. Çünkü onun özel uzmanlık alanı, faaliyetlerinin temel odağı İslam ekonomilerinin gelişmesi ve İslami reformların yerine getirilmesiydi. Urdu Koleji ve Karaçi Üniversitesi’ndeki bir profesör ekonomideki temel konuları ve karşılaştırmalı ekonomik sistemleri öğretirken, Hurşid ekonomik problemler üzerinde İslami bakış açılarını sunmaya ve ilerideki İslami ekonomi sisteminden bahsetmeye başlamıştı. Kahire’deki Ezher ve Mekke’deki Ummu’l-Kur’a gibi İslami üniversitelerde İslam’ın ekonomik inançlarından söz edilirken Hurşid İslam ekonomisini geliştirmek için sistematik bir çabaya girişmişti. Hurşid 1965’te Mekke’deki I. Uluslararası İslam Ekonomisi konferansı’na başkan yardımcısı olarak kalmıştı. Daha sonra İslam ekonomisi üzerine ders verdi ve yazılar yazdı. İslamabad’da kurduğu Siyaset Araştırma Enstitüsü’nün beyin takımının başkanı oldu. İslamabad’daki II. Uluslararası İslam Ekonomisi Konferansı’na başkanlık etti. İslamabad’daki Uluslararası İslam Üniversitesi’nde uluslararası İslam Ekonomisi Enstitüsü’nün başkanı oldu. Hurşid Suudi Arabistan’daki Uluslararası İslam Ekonomisi Araştırma Merkezi’nin Yüksek Danışma Heyeti üyesiydi ve İslam ekonomisi üzerine dersler verdi, kitap ve makaleler yayınlandı.

Çağdaş İslam ekonomisinin Temel Görüşleri

Hurşid Ahmet, dini ve siyasi faaliyetlerde dolu hayatında çağdaş İslami ekonomi ilmenin oluşturulmasına iştirak etti. Bu diğer faaliyetlere “ek olarak” yapılmıyordu. Bu onun İslami harekete aktif katılımının doğrudan bir parçasıydı. Hurşid, diğer çağdaş eylemci Müslüman düşünürler gibi teori ve pratiği birleştirir. Hurşid bunun en etkili çalışma usulü olduğuna değil bunun Müslüman bir profesyonel için tek yol olduğuna inanır. Hurşid’in bir inanan, Cemaat-i İslami’nin bir üyesi ve bir ekonomist olarak görevleri birçok önemli durumda bır araya getirilir.

Hurşid, bir iktisatçı olarak, İslam dünyasındaki ekonomik düşünce ve programların gelişmesinde önemli bir rol oynadı. Hurşid geçmişin ana hatlarını şöyle tanımlıyordu:

Başlangıçta üzerinde durulan nokta İslam’ın ekonomik öğretilerinin tanımlanması ve Batılı çağdaş teori ve siyaset hakkında İslam eleştirisinin sunulmasıydı. Bu dönem boyunca bütün çalışmalar ulema, solucu ve Müslüman sosyal düşünürler ve reformcular tarafından yapıldı. Müslüman iktisatçılar ve diğer profesyoneller yavaş yavaş bu tehdit edici teşebbüse katılmaya başladılar. Belki de I. Uluslararası İslam Ekonomisi Konferansı, ekonomi üzerinde İslami düşüncenin oluşum tarihinde bir sınırı teşkil eder. Bu konferans “İslam’ın ekonomik öğretilerinden”, “İslam ekonomisinin” ortaya çıkışına geçişi temsil eder.10

Bu ifade hem İslam’ın entelektüel dünyasında oluşan değişiklikleri tanımlamayı, hem de Hurşid’in bu değişiklikleri anlama kabiliyetini kavramayı sağlar. Hurşid’in tasvip ettiği bu değişimin program olarak oluşturulduğu ve onun bir iktisatçı olarak kendisini adadığı gelecekteki faaliyetlerine meydan okuduğu açıktır.

Hurşid ve diğer çağdaş Müslüman iktisatçılar Hz. Muhammed’in zamanından beri var olan temel değer ve çağrıları devam ettirdiler. Hurşid’in çalışmalarında açıkça görülen farklı yaklaşım yeni bir metot ve yaklaşım tarzıdır.

Daha geleneksel yaklaşım “İslam’ın ekonomik inançları” üzerinde yoğunlaşır. Özel ekonomik imalarda bulunan bütün Kur’an ayetlerini araştırma çabası vardır. Bu çaba, Hz. Muhammed’in ekonomik mesaja sahip hadislerinin benzer şekilde toplanmasıyla desteklenir. 1968’de New Jersey’deki “İslam’da Ekonominin Yeri” konulu konferansta, fikirlerin tanımlanması daha geleneksel yaklaşıma bir örnek teşkil eder. Planlamacılar şöyle diyordu:

Bu konferans konu üzerinde Kur’an’daki alakalı ayetlerin sınıflandırılmış olarak sunulması ve Hadis literatüründen alakalı hadislerin seçilmesiydi. Bu şekilde öncelikle özel sorunların ayrıntılarına girilmesi beklenildi ve konferansa katılanlara İslam ekonomik düşüncesinin üzerine kurulacağı temel kaynaklar hatırlatıldı.11

Bu yaklaşım ayrı planların ve daha sonra özel konumları meşrulaştırıcı olarak kullanılan özel durumların geniş bir birlikteliği temeline sahiptir. II. Dünya Savaşı’ndan sonraki birçok Müslüman aydının bakış açısından bu metodoloji İslami kaynak ve temelleri açıkça sunma zemini avantajına sahipti. Bu metodoloji İslami akideler ve bazı Batılı kavramların uyumlu olduğunu gösterme gayretinde özür dileyici bir tavrın ötesine geçme çabasını vurgular.

Bu yaklaşım aynı zamanda bazı problemlere de sahiptir. Bu yaklaşım daha kutsal ve birleştirici çözümlemelerden ziyade tartışmaların bir bütün olarak sonuçlanması eğilimindedir. Geleneksel yaklaşım ayrıca hadis çözümlemesi ve Kur’an çalışmasında ilmi birçok geleneksel tartışmayı içerir. Mesela bir hadisin diğer bir hadisle ya da bir Kur’an-ı Kerim ayetinin diğer bir ayetle neshi tartışmaları çözümleme için gerekli başlangıç noktaları olmuştur.12 Bütün bu tartışmalar “İslam’ın ekonomik inançlarını” sunmada çözümlemeci bir öneme sahip olarak kabul edilir.

İslam iktisadı buna karşılık daha kutsal bir teşebbüstür. Hurşid Ahmet gibi İslam iktisatçıları özel Kur’an ayetlerinin ve hadislerin bilincindedirler, fakat bu onların çözümlemeleri için başlangıç noktasından ziyade onların bakış açıları için bir temel teşkil eder. Hurşid bu farklılığı onun İslami gelişme iktisadının “ilk önerme” tanımında açık bir hale getirir: “Bizim iktisadi gelişmede yerleştirmek istediğimiz ilk önerme ekonomik kalkınmanın İslami bir çerçeve olduğu ve İslami kalkınma ekonomisinin de Kur’an ve Sünnet’teki değer yargılarından neşet ettiğidir.”13 Hurşid, İslam iktisadında belli ayetlerin özel hükümlerinden ziyade daha geniş Kur’ani “değer yargılarından” bahseder. Bu onun İslam iktisadı modelini İslami özelliklerin ve akidelerin bir listesinden ziyade daha geniş olarak bir bütün halinde sunmasını sağlar.

Belli temel konu ve inançlar bir iktisatçı olan Hurşid Ahmet’in yaklaşımı için bir temel oluşturur. Bunlar sık sık Batılı iktisatların temel varsayımlarından bilinçli olarak ayırt edilir. Her şeye rağmen Hurşid’in bakış açısı basitçe özür dileyici ve savunmacı değildir. Onunki İslami temelde entelektüel bir disiplin oluşturma teşebbüsüdür. Bu teşebbüs ameli program ve faaliyetler için rehberlik yapabilecektir.

İslam iktisadının ilk prensibi insan hayatının farklı bir yönünü tanımlamada ayrı bir sistem ve bütün bir hayat tarzı olarak kabul edilir. Bu çerçevede iktisat bir disiplin olarak resmin sadece bir parçasıdır ve sürecin ilk başlangıcından itibaren çözümlemenin diğer yönlerine tamamlanmalıdır.

İslam’ın kapsayıcı yapısı Mevdudi’nin öğretilerinin çok önemli temel prensiplerinde birisidir ve Hurşid bu prensibi devam ettirir. Bu kapsayıcılığın imaları son zamanlarda Hurşid’in bastığı ve yayınladığı Mevdudi’nin makalelerinde açıkça ayrıntılarıyla ortaya konulmuştur. Hurşid’in bu görüşleri paylaştığı açıktır. Mevdudi “İnsanın İktisadi Problemi ve İslami Çözüm” konuşmasında şunları söylüyor:

Gerçekte insan hayatının daha geniş probleminin parçası olan insanın iktisadi problemi bütünden ayrılmıştır ve sanki bağımsız bir problem gibi görülür. Ve bu davranış tedrici olarak ekonomik problemin insan hayatının tek problemi olarak değerlendirilmesinde sabit bir kaynak olmuştur. Bu... problemin çözümünü son derece güç bir hale sokmuştur.14

Beşeri iktisadi problem herhangi bir ekonomik sistemdeki benzer terimlerle tanımlanır:

Beşeri medeniyeti devam ettirme ve ilerletme görüşüyle birlikte bütün insanların var olmanın gereksinimlerini temin etmesini devam ettirmek için iktisadi bölüşümün nasıl düzenleneceği ve toplumdaki her bireyin kişiliğini geliştirme ve kapasite ve yeteneğine göre en yüksek mümkün mükemmelliği elde etmesini sağlayarak yeterli fırsatların farkına varması.15

Bu bakış açısı dahilinde, hayatın ekonomik boyutu hayatın geri kalanından ayrıldığı zaman ekonomik problemler ortaya çıkar. Bölüşüm problemleri yetersizliklerden değil, insanların gayri ahlaki hareketlerinden kaynaklanır.

İslam iktisadının temeli ve konumu Hurşid tarafından şöyle tanımlanır:

İslam, maddi ve manevi, dünyevi ve uhrevi hayat arasında herhangi bir ayrıma izin vermez ve insana bütün enerjisini sağlıklı temeller üzerine hayatın inşa edilmesine adamasını emreden İslam ona maddi ve manevi güçleri sıkıca birleştirmesini ve ruhi kurtuluşun koyu sofu bir yaşantıyla değil insanı iyiliği için maddi kaynakların kullanılmasıyla başarılabileceğini öğretir.16

Bu geniş bakış açısında iki anahtar kavram analiz için temel bir çerçeve oluşturur. Birisi Allah’ın egemenliği, yani tevhid; diğeri ise Allah’ın kainatında vekillik yani insanın halifelik işlevidir. Tevhid ve halifenin ekonomik imalarının nitelendirilmesi çağdaş İslam iktisadında düşünce ve çözümlemenin temel odağını temsil eder.

Tevhid Allah’tan başka egemenlik kaynağı olamayacağı ve Allah’tan başka mutlak insani bağlılık için bir odak noktası olamayacağı anlamına gelir. Bütün bu imalar bütün Müslümanlar tarafından kabul edildi. Fakat buna rağmen çağdaş İslami dirilişle ilgilenen insanlar daha geniş analizden ziyade tevhid analizinden daha sınırlı sonuçlar çıkardılar (1960’lardaki modern Müslüman düşünürler dahil). Siyasi ifadelerle Hurşid gibi kişiler devlet kurumlarının gerekliliğini ve milli teşkilatların meşru olarak mevcudiyetlerinin önemini belirtirken devletlere bağlılığın yani milliyetçiliğin Allah’a ve Müslümanların evrensel ümmet anlayışına bağlılığa itaat etmesi gerektiğini söylerler.

Daha ekonomik terimlerle, Hurşid’in İslam iktisadında ekonomik gelişme tartışması tevhidin gelişme hedeflerini oluşturduğunu gösterir: “İslami bir çerçevede gelişme çabası Allah bilinçli bir insanın gelişmesine doğru yöneltilir. Bu kişi insanlığı gerçeğin tanığı olarak etkileyebilmek için dengeli bir kişiliğe sahiptir.”17 Somut siyasi ifadelerle bu Hurşid için insan kaynağı gelişmesi (eğitim,mesleki uygulama, hayat şartlarının iyileştirilmesi) gelişme siyasetinin hedefidir.

Bu bakış açısından endüstrileşme programları reddedilmezken, endüstrileşmeyi gelişmede önde gelen unsur olarak gören politikalar uygunsuz kabul edilirler. Endüstri sektörünün gelişmesi toplumdaki bütün vatandaşlar için sosyal ve ekonomik adaletin şartlarını oluşturmada daha geniş bir içeriğe oturtulmalıdır. İslami modelde mülkiyete sahip olunabilir ve bu mülkiyet yatırım için kullanılabilir, fakat ihtiyaç içinde onları sömürmek ve onlar üzerinde avantaj sağlamak için kullanılamaz. Bu usulde vurgu “Allah bilinçli” planlama üzerinedir.

İnsanın ekonomik rolü de bu usulde anlaşılabilir. İslam iktisadı çözümlemesinde temel işleyen birim “ekonomik insan” değildir. Bunun yerine insanlar Allah’ın kainatında Allah’ın vekilleri yani doğrudan vasıtaları olarak görülürler. Müslümanların Allah’ın halifesi olması kavramı Hurşid’in İslam iktisadını ortaya koyuşunun önemli bir parçasıdır. Onun için hilafet ahlaki, siyasi ve iktisadi koşullarda insanın vekilliğinin eşsiz İslami kavramıdır.18 O Müslümanın yetenek ve görevinin kaynağıdır.

Hilafet insanı yüksek bir makama ve yeryüzünde Allah’ın vekili olmada soylu bir konuma getirir ve hayatını yüce bir amaçla geçirmesini sağlar: Yeryüzünde Allah’ın rızasını kazanmak. Bu insan toplumunun karışık problemlerini çözecek ve dürüstlük, adalet, barış ve refahın en üstün olarak hüküm süreceği yeni bir düzen oluşturacaktır.19

Hilafet kavramı insanı ekonomik ilişkinin baskın bir özelliği olan rekabeti ekonomik bir sistemin oluşturulması temeli için işbirliği ve karşılıklı yükümlülüklerle değiştirir. Böylece Hurşid ve Mevdudi tarafından tanımlanan İslam iktisadı insani vekilliğin yönetim sorumluluklarının bir parçası olarak özel mülkiyeti doğrular. Her iki eylemci alim maddi kazanımları elde etmede rekabet ve farklı başarıların olabileceğinin farkına varır ve bunu kabul eder.

Hurşid bu çerçeve içerisinde mülk sahibine mülkiyeti mutlak bir şekilde yönetmesine izin veren özel mülkiyet kavramını reddeder (o aynı zamanda bütün üretim vasıtalarının millileştirildiği sosyalist bir sistemi insan teşebbüsüne bir tehdit olarak görür). Hurşid şunu savunur:

İslam’ın ekonomi alanında yaptığı en önemli katkı mülkiyet kavramındaki değişiklikte görülür. Hiç kimse mülkiyete zarar verme hakkına sahip değildir. Şayet mülkiyet kötü kullanılırsa alınıp götürülür. Şayet mülkiyete ihtiyaç duyulmuyorsa diğerlerinin üzerine geçirilmelidir.20

Mülkiyet diğer bir ifadeyle Allah’ın mülkünün vekilliği tek bir insanın mutlak hakkından fazla bir şeydir. vekillik kavramı zenginliği elde etmede başarılı olanların bunu diğerlerine zarar vermeden yapması ve sonra bu zenginliği diğer insanlara yardım etmek için kullanması anlamına gelir.21

İslam ekonomisinin bilinen özelliklerinden olan faizin yasaklanması ve zekat bu dini yükümlülüklerin bir parçasıdır. İslam’ın beş şartından birisi muhtaçlara zekat vermektir. Zekat toplanan servetin, ticari malların, çeşitli işlerin, tarımsal üretimin ve hayvanların (sığır, koyun vb.) üzerindeki zorunlu vergidir. Zekatın amacı zor durumdaki zümreleri desteklemek için fon oluşturmaktır. Faize karşı olan meşhur İslam yasağı benzer şekilde Müslümanların idğer Müslümanlara yardım etmesi esası üzerine kurulmuştur (faiz yasağı geleneksel olarak banka faizini de kapsar). Mevdudi ve Hurşid faizin zararlı etkilerini şöyle gösterdiler.

Faiz, cimriliği, bencilliği, adam sendeciliği, acımasızlığı, para hırsını... insan karakterinde harekete geçirir. O, insanlar arasında para biriktirme eğilimini kamçılar ve sadece şahsi çıkarların artırılması için harcanmasını sağlar. Faiz servetin toplum içinde serbest dolaşımını engeller ve paranın fakirlerden zenginlere gitmesine sebep olur.22

Böylece Allah’ın mülkünün halifesi insanın görevini yapmasını engeller.

Son yıllarda gelişen diğer önemli İslam ekonomisi özelliği ise ekonominin bilinçli olarak programlanmasıdır. İslam’ın iktisadi öğretilerini sunmayı hedefleyen geçmişteki tartışmalar teori alanında kalmaya devam ettiler. Bilimin çoğu işadamı ve hükümet yetkilisi olarak çalışmayan geleneksel eğilimli alimlerin elindeydi. Hurşid Ahmet gibi profesyonel ekonomistlerin tartışmalara katılımının artması doktrinden ziyade fiili projelerin öneminin artmasına yol açtı. Mesela İslam bankacılığı ve mali kurumların ilk savunucularından biri olan Hurşid, bunların kuruluşunda ve hızlı gelişiminde önemli bir rol oynadı. Son on yılda dünyanın çeşitli bölgelerinde yüzden fazla İslam bankası ve yatırım grupları oluşturuldu. Hatta bunlardan bazıları göreceli olarak büyük bir başarı ve kar elde ettiler.23 Bu programlı eylemcilik İslam iktisadının ortaya çıkışının önemli bir parçasıydı.

En son İslam iktisadi özelliği Hurşid’in çalışmasında geliştirdiği gibi değer eğilimli bir disiplin olmasıydı. Hurşid diğer Müslüman sosyal bilimciler gibi ekonomik analizin “pozitivist objektiflik ve mutlak olarak değer tarafsızlığı ortamında” gerçekleşebileceği fikrini reddeder. Ekonomik düşüncenin çoğunun yakın bir incelemeyle değer tarafsızlığını başka bir şekilde maskelediği görülür. Birçok Müslümanın son 10-15 yılda Batılı planlamacılar ve çözümlemecilerle olan deneyimleri bu inancı doğrular nitelikte görünüyor. Sözde değer yargılarından bağımsız Batılı ekonomik analizin değerlere bağlılığı Batılı olmayan bağlamlarda uygulandığında açık olarak ortaya çıkar.24

Hurşid gibi Müslüman ekonomistler ekonominin değer yargılarından bağımsız bir akademik disiplin olmadığına kuvvetle inanıyorlar. Onlar değer yargılarından bağımsız bir sistem geliştirme çabalarını en iyisinden üretim karşıtı en kötüsünden şeytanca bir iş olarak görüyorlar. Onlar ekonomistlerin iktisadi adalet ve insanlığın mutluluğu gibi değerlere sahip olmaları gerektiğine inanıyorlar. Bu durum daha sonra İslam ekonomisinin olumlu bir yönüne dikkat çekiyor:

İslam’ın en büyük katkısı insan hayatını amaçlı ve bir yöne sahip kılmasında yatar. İslam’ın insan davranışlarında getirmek istediği değişimdir ve sosyal bilimleri durağan yanlış değer tarafsızlığından açık ve belli bir değerlere bağlılığa doğru harekete geçirmek ister.25

Bu şekilde İslam iktisadının ortaya çıkışı Batı ilminin geleneksel temel yaklaşımlarının bazılarının reddedilmesini yansıtır. Bu yaklaşım ayrıca ekonomik konularda geleneksel İslami yaklaşımlardan da uzaklaşmayı temsil eder. Hurşid çalışmasını Müslümanlara daha etkili programatik bilinç getirmek ve bütün toplumlardaki ekonomistlere değerlere bağlılığın önemini fark ettirmek görevi olarak görür.

Çağdaş İslam iktisadının temel görüşleri Hurşid Ahmet’i Müslüman bir eylemci ve ekonomist konumuna getirdi. İslam, onun için ve kapsayıcı bir sistemdir. Onun temel kavramları tevhid ve hilafet İslam dünyasındaki çağdaş entelektüel hayat ve siyasetin önemli bir parçasını temsil eden programatik ve değerlere bağlı bir disiplin için etkili bir kavramsal zemin hazırlar.

Çeviren: Murat Yörükoğulları

 

Dipnotlar:

*- Türkçesi için bkz.: Yolların Ayrılış Noktasında İslam, Nesil Yayınları, İstanbul.

**- Türkçesi için bkz.: Dini Düşüncenin Yeniden Doğuşu, Bir Yayıncılık, İstanbul, 1984.

1- İslam Vakfı’nda yapılan röportajdan notlar; Hurşid Ahmet, Haziran, 1988, s. 2.

2- A.g.e.

3- Ebu’l Ala Mevdudi, İslam Hukuku ve Anayasa (Lahor: İslami Yayınları), 6. baskı, s. 130.

4- Hurşid Ahmet, Röportaj, Haziran 1988.

5- Hurşid Ahmet, İslam Dini (Lahor: İslami Yayınlar, 1967), s. 6-7.

6- A.g.e., s. 18.

7- Hurşid Ahmet’in Batı ve İslam kitabının önsözünde Mevdudi’nin sözleri (Lahor: İslami Yayınları, 1967), s. v.

8- A.g.e., s. 61.

9- Hurşid Ahmet, Röportaj, Haziran 1988.

10- Hurşid Ahmet, İslam Ekonomisine Giriş, İngilizce ve Urduca dipnot kaynakları Muhammed Ekrem Han tarafından derlenmiştir (Leicester, İngiltere: İslam Vakfı, 1983/1403), s. 7.

11- “Giriş” İslam’da ekonomik düşüncenin çağdaş yönleri (American Trust Yayınları, 1973), s. xv.

12- Bkz.: Mesela nispeten geleneksel tarzda yapılan önemli bir çalışma. Abdulhamid Ahmed Ebu Süleyman, Çağdaş Yönleriyle İslam Ekonomi Teorisi, s. 9-54.

13- Hurşid Ahmet, “İslami Bir Çerçevede Ekonomik Gelişme”, İslami Bakış Açıları, Hurşid Ahmet ve Zafer İshak Ensari tarafından yayınlanan kitap içinde (Leicester, İngiltere: İslam Vakfı 1979/1399), s. 226.

14- Seyyid Ebu’l Ala Mevdudi, İslam İktisadi Sistemi, Hurşid Ahmet yayınladı (Lahor, İslami Yayınlar, 1984), s. 9.

15- A.g.e., s. 13.

16- Hurşid Ahmet, İslam Dini, s. 16.

17- Hurşid Ahmet, “Ekonomik Gelişme”, İslami Bakış Açıları, s. 232.

18- A.g.e., s. 230.

19- Hurşid Ahmet, İslam Dini, s. 8.

20- “Kendi Geleceğini Şekillendirmeye Niyetlenen Hareket” (Hurşid Ahmet’le röportaj, Arabia: Islamic World Review, No. 6), (Şubat 1982/Rebiyyül-Ahir, 1402), s. 54.

21- Mevdudi, Ekonomik Sistem, s. 91.

22- A.g.e., s. 165-166.

23- Bkz.: Mesela The Christian Science Monitor’daki makale, 8 Şubat 1988.

24- Hurşid Ahmet, “Ekonomik Gelişme”, İslami Bakış Açıları, s. 226.

25- A.g.e.

Kaynak: Dünya ve İslam Dergisi - Sayı: 13 - Güz 1993

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları