İntifada ve İslami Hareketler

İntifada ve İslami Hareketler
Seyyid Hadi Hüsrevşahi

Giriş

Hiç şüphesiz şimdi işgal topraklarında cereyan etmekte olan şey, Arap bölgesinin şahit olduğu değişimler kümesinden ayrı düşünülemez. Gerçekte bölge devletleri ve milletleri arasındaki karşılıklı ilişkiler, söz konusu devlet ve milletlerden her birinin bir diğerine tesir etmesine neden olmuştur.

Bu konu görünüşte alelade bir konudur; fakat her halükarda bu, Arap ve Arap olmayan ülkelerin çoğunun endişe ve inceleme konusu olmuş ve hemen hemen çağdaş Arap tarihinin en önemli siyasi olgusu haline gelmiş mevcut keskin akımlardan biri konusunda araştırma yapmak için bir giriş olarak kabul edilmelidir. Zikredilen bu akım işgal edilmiş topraklarda mevcut olan “İslami hareket”tir.

Son yıllarda Filistin içlerinde çeşitli siyasi ve sosyal olayların ortaya çıkışı, araştırma dizisini bu akım ve somut olarak bu akımın iki yeni olgusuna sevketmiştir. Bu iki olgudan biri geleneksel İslami kanadın nüfuzunun artmasıdır. İhvan-ı Müslimin tarihsel açıdan söz konusu nüfuzun tecelli yeridir. Diğer olgu ise İslami hareketin içerisinde yeni bir kanadın ortaya çıkışıdır. Bu kanat, yürürlükte olan eski geleneksel yöntemi yeterli görmüyor ve silahlı mücadele sloganını benimseyerek işgalci güçlere karşı cihad operasyonları yapmak gerektiğine inanıyordu.

“İslami Cihad” gibi isimlerin ortaya çıkışı, belki bu yeni gerçekliğin bir ifadesidir. Biz bu araştırmada, “Bu akıma hangi güçler canlılık kazandırıyor”, “Bu güçler siyasal açıdan nasıl bir denge teşkil ediyorlar?”, “Onların liberal Fetih hareketinin resmi liderliğiyle ilişkileri nasıldır?” gibi Filistin İslami hareketi konusunda gündeme gelen bazı sorulara cevap vermeye çalıştık.

Bu sorulara ayrıntılı cevaplar vermeden önce şu noktayı zikretmek zorunludur: “İslami akım”ı tahlil etmek beraberinde birtakım zorluk ve engelleri de getirmektedir. Bunların en önemlisi belki de İslam adı altında ortaya çıkan siyasi hareketle -ki buna ıstılah olarak “İslami hareket” adı veriliyor- dini ya da itikadi ideoloji arasındaki mevcut karışıklıktır. Bu karışıklık, hareket ve ideolojiye eşit bakmakla sonuçlanıyor. Öyle ki bu konuda yapılan her tür eleştiri başından dine itiraz olarak algılanıyor. Buna ek olarak böyle bir tahlilde, hareketin askeri kanatlarının gizliliği ve hareket hakkındaki bilgilerin dağınıklık ve azlığından kaynaklanan başka bir zorluk da var. Genellikle bu zorluklar, Arap dünyası İslami hareketi akımlarından birini incelemeye tabi tutan her araştırmacının yolunun başında durmaktadır. Fakat Filistin İslami hareketinden söz ederken somut olarak devamlılığını koruyan en son sorun, siyonist işgalin gerçekliği ve Filistin hareketinin yaka paça olduğu aşamanın mahiyetidir.

İhvan-ı Müslimin’in Geçmişe Dayanan Varlığı

Yukarıdaki kısa giriş, işgal bölgesinde kendisini yeni göstermiş siyasi bir akımdan bahsetmek niyetinde olduğumuz anlamına gelmez. İşgal edilmiş Filistin, kendi savaşım tarihi boyunca dinsel ve siyasal liderliğin birliğiyle tanışık olmuştur. Hacı Emin el-Hüseyni ve Şeyh İzzeddin Kassam gibi isimler bu gerçekliğin kurucusudurlar.

Fakat örgütlenmiş bir İslami akımın ortaya çıkması, şüphesiz İhvan-ı Müslimin’in Filistin’de ifa ettiği role kapı aralıyor. İhvan’ın eskilere dayanan varlığı, 1930’un ilk yarılarına kadar uzanır. Bu durum, İhvan’ın Filistin sorununa verdiği açık önemi beyan etmektedir. Hatırlanacağı üzere Abdurrahman el-Benna’nın (Hasan el-Benna’nın kardeşi) 1935’te Filistin’e yaptığı yolculukta, Kudüs Müftüsü ve Yüksek İslam Meclisi Başkanı Hacı Emin el-Hüseyni ile görüştüğü iyice ortaya çıktı.

Mısır’da İhvan-ı Müslimin hareketinin kuruluşunun hemen başında Abdurrahman el-Benna, bu örgütün Filistin sorununa verdiği önemi göstermede etkin bir rol ifa etti.1 İhvan, Filistin’e ilk resmi desteğini 1936-1937 yılları arasındaki büyük grevler esnasında yaptı. 1940’lardan önce Hasan el-Benna, İhvan’ın Genel Mürşidi [mürşid-i amm] unvanıyla Filistin’e görüşmelerde bulundu. Beytülmukaddes, Yafa, Hayfa, Nablus ve Tulkerem gibi Filistin şehirlerinin bir kısmında da hareketin çekirdekleri oluştu. Şurası açıktır ki İhvan hareketi, 1948’de Yahudi işgalcilere karşı yapılan savaşta gönüllü birlikler göndermede öne çıkan ilk hareketlerdendi; İhvan, cephelere Mısır’dan üç tabur, Ürdün İhvan lideri Abdullaif Ebu Küre komutanlığında Ürdün’den bir güç ve Şam İhvan lideri Mustafa es-Sıbai’nin komutanlığında Suriye’den bir ordu gönderdi.2

Bu güçler, İhvan teşkilatının işgal topraklarındaki özellikle Mısır’ın gözetimi altında idare olunan ve geniş bir siyasi faaliyete sahne olan Gazze Şeridi’ndeki temel çekirdekleriydi. Böylece İhvan, somut bir örgüt şeklini aldı. 1930’larda Yafa ve Beytulmukaddes’te İhvan’ın şubeleri açılırken Gazze’de de ilk İhvan şubesi Ayiş Umeyra tarafından kuruldu.3

Söylenmelidir ki bu şubelere üyelik, İhvan’ın savaşa katılmış olan gönüllüler ordusunun subay ve erlerine özgü değildi. İhvan teşkilatı, hemen başından itibaren geniş bir üye alma yoluna giderek, çeşitli sınıf ve kesimlerin bağlılıklarıyla halk kitlelerini kendi örgütüne çekmişti. Ayrıca İhvan, işçi ve öğrenci kuruluşlarından birçoğunu kendisine çekmeye çalıştı.

Gerçekte İhvan’ın işgal edilmiş Filistin’de oynadığı siyasi rol konusunda söylenen her söz, bu örgütün Gazze’de faaliyetlerini tırmandırmada ve işgal edilmiş Filistin’in diğer bölgelerine yaymada ifa ettiği başlıca rolü görmezlikten gelemez. 1948’den4 sonra Gazze Şeridi’nde geleneksel yerel rehberliklerin çerçevesi dışına çıkarak kendisini gösteren İhvan, siyasi olguya canlılık kazandırdı. Gerçi o döneme egemen gözle görülür şartlar, toplumsal nüfuz dengesi hariç onların siyasi fonksiyonlarına çok tesir etti. Fakat her halükarda Gazze Şeridi’ndeki faal şartlar ve toplumun siyasal şartları, diğer milliyetçi hareketlerin aksine İhvan’ın ideolojisi ve siyasi hareketiyle daha bir uyumluydular. Görünüşte bu duruma tesir eden iki temel etken vardı:

1. Aşiretsel ve kabilesel rengin galip olduğu Gazze Şeridine egemen kültürel içerik; özellikle Filistin bedevilerinin çoğu Gazze Şeridi’nin güney kısmında odaklanmışlardı. Bu durumun, geleneksel dini kültürün temelinin oluşmasında payı vardı. Şüphesiz bu kültür, uygun zeminlerin oluşmasıyla yolu, İhvan’ın düşüncesi ve siyasi ideolojisi için açtı.

2. İhvan gönüllülerinin 1948 savaşındaki pratik rolleri

Ayrıca Gazze Şeridi’nin Mısır ve Mısır’ın siyasal olaylarıyla organik bağı, İhvan-ı Müslimin’in siyasi güçlerinin Gazze’de tırmanmasını sağlayan başka bir faktördü. Bu noktada Mısır’daki subaylar darbesinin eşiğinde Gazze Şeridi’nde İhvan’ın resmen desteklenmesi olayına işaret edilebilir. Bunu yapmakla Mısır devlet makamlarının hedefi, İhvan’ı himaye ederek diğer siyasi güçlerin faaliyetini sınırlamaktı. Mısır rejimi bu amaçlarla İhvan’a bazı imkanlar verdi. Örneğin; Gazze Şeridi sakinlerinin kötü sosyal şartlarının iyileşmesi için halktan toplanan yardımları dağıtma sorumluluğunu İhvan’a bıraktı. Bu yardımlar “rahmet katarları” olarak adlandırılıyordu. Bu sorumluluğun İhvan’a bırakılmasının pratik anlamı, komünistlerin elini kesmekti. Ne ki ekonomik durumların bozukluğu, Gazze Şeridi’nin ıstırap duyduğu korkunç fakirlik karşıt siyasi güçlerin faaliyet sahnesine çıkmaları için uygun bir zemin oluşturuyordu. Buna ek olarak Mısır devleti tarafından Gazze Şeridi’ne gönderilen dini heyetler ve öğretim grupları da dinsel ortamı yaymada büyük bir rol ifa ettiler. Bütün bu etkenler, siyasal açıdan İhvan’ın lehine gelişti ve hareketin halkçı kitlesel bir teşkilata dönüşümü için önemli bir dönüm noktası oldu.

Mısır hükümetinin komünistlere karşı tavrı birtakım farklı sonuçlara yol açmıştır. Zamanın hükümetinin karşıt tavır alması, İhvan’ın rakibi olan komünistlerin faaliyet ve hareketlerine meydanı daraltmıştı. Şunu da söylemek gerekir ki komünistlerin İsrail’le yapılan savaş karşısında ihtiyatlı tavır takınmaları ve ondan sonra da 1948’deki bölme bildirisini kabul etmeleri kendilerinin halktan soyutlanıp yalnız kalmalarıyla sonuçlanmıştır. Aynı zamanda İhvan, Mısır’daki resmi yayın organı ed-Dava gazetesinde çeşitli makaleler yayımlayarak halkı silahlanmaya çağırıyordu. Bu yayın organında fedakarca ruh hali övülüyordu. Bu yüzden İhvan, halkı harekete geçirmede diğer siyasi güçlerden daha başarılıydı.

a) İhvan ve Yeraltı Faaliyeti

Teşkilatın zahiri yapısındaki değişikliklere rağmen, İhvan’ın varlığı, siyasi faaliyetin gereksinimlerine göre bir aşamadan öbür aşamaya devam etti. Mısır’da siyasi durumların değişiklik göstermesi açık olarak örgütün görünen yapısına tesir ediyordu. Örneğin; örgüt, zamanın Mısır Başbakanı Mahmud Nukraşi hükümetince çıkarılan fesh emriyle yüz yüze geldiğinde mecburen Gazze’deki faaliyetini durdurdu. Bu durumda örgütün liderleri, alternatif çerçeveyi yani “Tevhid Encümeni”ni oluşturdular ve mezkur encümenden yeraltı faaliyetleri için gizli olarak yararlandılar. Bu encümenin başkanı, Zafir eş-Şiva idi. Sonraları Salah Halef (Ebu İyad), Selim ez-Za’nun (Ebu’l-Edib) ve Süleyman eş-Şurefa (Ebu Tarık) gibi bazı üyeleri Fetih hareketini kurdular. Bu aşamada örgütün faaliyeti, askeri eğitimlerle ilgili bazı çalışmalara ilave olarak kültürel alanlarda ve İhvan’ın düşüncelerini tebliğde odaklandı. 1954’te Mısır’da hükümetin istikrar bulmasıyla İhvan’ın Cemal Abdunnasır ile liderlik ihtilafı yüzünden örgütün faaliyetinin yasaklandığı ilan edildi ve İhvan-ı Müslimin bir kez daha yeraltı faaliyeti içine girdi. Gazze Şeridi’ndeki on bir on iki birime varan teşkilat şubeleri de faaliyetten men edilme tehlikesiyle yüz yüze geldiler.

1954’ten 1955’e kadar devam eden bu aşamada İhvan, silahlı faaliyette bulunmak amacıyla iki yeraltı grubu oluşturdu. Birincisi grubun adı “İntikam Gençleri” idi. Bu grubun en seçkin üyesi ise Salah Halef idi. Diğeri ise “Hak Taburu” grubu idi ve Halil el-Vezir (Ebu Cihad)* onun üyelerindendi. Bu grup İsrail dahilinde düşman askerlerine karşı askeri faaliyetler başlatmıştı. Fakat siyasi hareketin cazibesine ve siyasi aracı kullanma güçlerinin varlığına rağmen ellili yıllarda özellikle Mısır rejimi tarafından sürekli yapılan takip şartlarından dolayı, İhvan’ın faaliyeti düşüş göstermekle karşı karşıya geldi. Ama bozulmanın sebebi yalnızca bu değildi. Çünkü hiç şüphesiz ellili yılların ikinci yarısında Gazze Şeridi’nde Baas Partisi örgütü ve Arap milliyetçileri hareketi gibi yeni siyasi teşkilatların ortaya çıkışı, İhvan’ın siyasi varlığına olumsuz yönde etkide bulundu. Ek olarak bu durum seçkin siyasi dairenin genişlemesinde de etkisiz kalmadı. Öyle ki siyasi faaliyetlerin çerçevesi İhvan’ın, komünistlerin ve diğer dinsel ya da dini olmayan hareketlerin tekelinden çıktı. Bu da doğal olarak İhvan-ı Müslimin hareketiyle bir tür siyasi rekabeti beraberinde getirdi. Fakat işgal topraklarında, özellikle Gazze Şeridi’nde İhvan’ın siyasal geri kalmışlık aşamalarından söz etmek, onların siyasi rolleri ve sosyal faaliyetlerinin kesildiği ya da durduğu anlamına gelmez; çünkü bu aşamalarda bile -siyasi nüfuzunun azalmasına rağmen- İhvan, büyük ideolojik ihtilafları görmezden gelerek ulusal savaşımlar sahnesine yeni çıkmış siyasi güçlerle işbirliği ve birliktelik fırsatını yakalamıştı. Örneğin Baasçıların ve bazı bağımsız milliyetçilerin katılımıyla “Halkçı Direniş Cephesi”ni kurdular. Hatta ellili yılların yarısında gündeme gelen “sığınmacıları Sina’nın kuzeybatısında yerleştirme” planına karşı çıkma konusunda “Ulusal Komite”de komünistlerle liderliği paylaşma yoluna gittiler.5 Bu komite söz konusu plana itiraz yöntemini gösteriyor, bu itiraza öncülük ediyordu.

İşte bu nedenle denilebilir ki ellili yılların sonlarında Fetih hareketinin kuruluşu ve İhvan’ın önde gelen simalarından birçoğunun sonraları Filistin Kurtuluş Örgütü’nün en büyük siyasi grubu haline gelen bu yeni harekete bağlanmaları, Filistin’de İhvan teşkilatına köklü bir darbe vurdu ve İhvan teşkilatının zayıflamasında etkin oldu. Dolayısıyla bu aşamada Fetih, işgal edilmiş Filistin’de İhvan-ı Müslimin hareketinin asıl rakibi sayılabilir; her ne kadar İhvan’ın kucağında yetişmişse de!

b) Fetih ve İhvan-ı Müslimin: Geleneksel Kanat

Gazze’de Fetih hareketini kuran unsurların çoğu, İhvan-ı Müslimin hareketinin içinden çıktı. Fetih hareketinin, İhvan hareketinin geleneksel çerçevesinin dışında kurulması, bazı Arap rejimleriyle açık çekişmelere girmekten kaçınma amacını taşıyordu. İhvan özellikle birkaç Arap ülkesinde ezilmiş ya da takip altına alınmıştı. Bu yüzden açık siyasi faaliyet yapmak için alternatif bir yol bulmak, doğal bir arayıştı.

Fetih hareketinin kurulmasıyla ortaya çıkan yeni eğilim, İhvan-ı Müslimin örgütündeki diğer bazı kurucu unsurların muhalefetiyle karşılaştı. Bu unsurlar, yeni çerçeveyi reddettiler ve ona katılmaktan kaçındılar. Bu kanadın takipçileri, alternatif örgütü benimsemenin, yeraltı faaliyetinin yükünü omuzlara yüklenmeye güç yetirememenin ve acizliğin göstergesi olduğuna inanmaktaydılar. Elbette Fetih hareketi kurucular kanadına göre alternatif çerçeveyi kabul etmek, ideolojik veya farklılaşan siyasi sloganları bir kenara bırakmayı gerektirmekteydi. Böyle olursa hareket çeşitli kesimlerin kendisine bağlanmasıyla tüm Filistinlileri “kuşatıcı” bir şekilde gelişebilir ve ulusal mücadele Filistin’i geri almak için bu hareketin ekseni olabilirdi. Bu söz, ulusallık meselesinin, ideolojik ihtilaflardan daha üstün olduğu anlamına geliyordu. Açıktır ki Fetih kanadının dayandığı bakış açısı şunun üzerine kuruluydu: “Filistinlilerin öncelikle İslam ideolojisine bağlanarak vatanı kurtarmak için çalışmaları gerek. Fakat bu işin gerçeklemesi, İslam davetinin zafer zamanına bağlanamaz.”

Bu husus, Fetih hareketinin ideolojik alt yapısını teşkil etti. Elbette Fetih, Arap birliğinin gerçekleşmesini, Filistin kurtuluşunun birincil temeli olarak bilinen pan-Arabizm düşüncesine benzer bir tavır edindi ve pan-Arabizm’in sloganını ters çevirerek, Arap birliğinin gerçekleşmesinin yolu, Filistin’in kurtuluşudur” tezini temel şiar olarak benimsedi. Bu çerçevede, İhvan ve “Fetih”in daha ziyade tek siyasi hareketin iki kanadı olarak kalmalarına inanmak şaşırtıcı değildir. Tabii ki yeni harekete girmeyi reddetmiş olan muhalif kanat, bugüne kadar muhalif geleneksel İslami kanadın yatağı olmuştur.

İslami Hareketin Tırmanması: Bazı Görüntüler

İhvan’ın siyasi faaliyeti, çeşitli dönemlerde iniş çıkışlar göstermesine rağmen, işgal toraklarındaki varlığı hiçbir zaman ortadan kalkmadı. Bir grubun iddiasına göre, İsrail makamlarının İhvan’a karşı sergiledikleri tavır, bir noktaya kadar onun varlığının beslenip devam etmesinde pay sahibi olmuştur! Fakat siyonist makamların böyle şayialar çıkarıp yaymaktaki hedefleri, İhvan’la diğer İslami güçler ve Ulusal Filistin Liderliği arasındaki rekabeti genişletmektir. Açıktır ki böylesi iddialar, İslami hareketin siyasi nüfuzunun arttığına dair yorum yapmak için yeterli ve makul değildir; çünkü İslami hareketin siyasi tırmanışı hatırlanırsa, görülecektir ki hareket tüm Arap bölgesinin şahit olduğu ve işgal topraklarıyla da sınırlı kalmayan kuşatıcı/genel bir olgudur. Belki burası bu olgunun sebepleriyle meşgul olmak ve onun hakkında çözümlemeli birkaç boyutlu bir betimleme göstermek için uygun bir yer olmayabilir. Şüphesiz bu olgunun ortaya çıkışında çeşitli faktörler vardır:

1. 1973 savaşından sonra petrol üreticisi ülkelerin siyasi rolünün tırmanış göstermesi,

2. Fars Körfezi’ne göç,

3. diğer siyasi güçlerin zayıflıkları ve son yıllarda gerilemeleri,

4. İran’da İslam devriminin zaferi.

Bu arada en önemli etken geleneksel din temeline dayalı Arap kültürünün mahiyetine kapı aralıyor. Arap İslam kültürü, diğer siyasi faktörlerin yanı sıra daima dinsel düşünce hayatının yenilenmesi için uygun bir zemin hazırlamıştır. Bu çerçevede bazı sosyal, siyasal ve örgütsel yapılar, son yıllarda işgal bölgesinde İslami akımın siyasi nüfuzunun attığını tekit etmektedir. 1967’den sonra işgal toraklarında camilerin sayısının birkaç kat artması İslami akımın tırmanışını gösteren sosyal olgulardandır. Mevcut istatistiklere göre son yıllarda Batı hududunda camilerin sayısı 400’den 750’ye çıkmıştır. Aynı şekilde Gazze Şeridi’nde 600’den fazla cami vardır; halbuki 20 yıl önce Gazze Şeridi’nde cami sayısı 200’ü aşmıyordu.6 Tam sahihlik ölçüsünü bir kenara bırakırsak bu rakamlar İslami akımın sosyal yaşamda büyük bir tırmanış kaydettiğini gösteren işaretlerden biri sayılır. Özellikle camilerin sayısının artışı, sosyal, kültürel hatta siyasi faaliyetlerin artışıyla orantılı olmuştur. İşgalcilerin siyasetlerini protesto mahiyetinde yapılan çeşitli gösteriler camilerden başlamıştır. İşgalci makamlar tarafından gerçekleştirilen kamuya açık yerleri kapatma olayından azade bulunan camiler günlük siyasi sorunları konuşup tartışma yeri haline gelmişler, temel siyasi rolü üstlenmişlerdir.

Camilerin sayısının artışı dinsel ortamı besleyici tek sosyal olgu değildir. Ayrıca son yıllarda “İslami Münasebetler” [er-Revabitu’l-İslamiyye/İslami Cemiyetler] adı verilen şey de artmaya yüz tutmuştur.

Filistin köylerinin bir kısmından [el-Müsellis, el-Celil ve en-Nasıra köylerinde] “Er-Ravabıt”, fakir ailelere yardım, cami yapmak, çocuk beşiği yapmak ve Ümmü’l-Fahm köyünde sayısı üçe varan iş yerleri tesis etmek, gibi çeşitli sosyal faaliyetlerde bulunuyor. “Er-Ravabitu’l-İslamiyye”nin, dini irşad noktasında odaklanan başka kültürel faaliyetleri de vardır. “Er-Ravabıt”ın mali masrafları, kendisine bağlı zekat komitelerinin topladığı para ve diğer yardımlardan temin ediliyor. Sosyal yaşamda dini ortamın yayılışı, özellikle Gazze Şeridi’nden bireylerin davranışlarına yansımıştır; örtülü kadınların sayısının artması ve İslami içerikli törenler yapılması gibi.7 Aynı şekilde bazı kişiler, umumi içki satış yerlerine ve İslami hicaba riayet etmeyen kadınlara karşı birtakım tepkilerde bulunmuşlardır.

Siyasi Görüntüler

İslami akıma bağlı siyasi güçlerin hacmi, son yıllarda işgal altındaki Filistin’deki üniversitelerde yapılan öğrenci seçimlerinin sonuçlarının yanı sıra, birkaç yerel araştırma ve siyasi anketle şüphe ve gizlilikten arınmıştır.

70’li yılların ilk yarısında (1971’le 1973 yılları arasında) Cuneyn, Tulkerem ve Nablus gibi bazı bölgelerde çeşitli mesleklerden bir grup kişi ile yapılan yerel araştırmaların birinde kedileriyle söyleşi yapılan bireylerin yaklaşık %55’inin, dinin sosyal yaşama katılmasını tercih ettikleri, aynı şekilde söz konusu bireylerin çoğunun (%76’sının) İslam’ı kendi yaşamlarının çerçevesi olarak kabul ettikleri ortaya çıktı. Bununla beraber bu sonuçtan, İslami akımın gerçek hacminin örgütlenmiş siyasi bir akım olarak yansıdığını söyleyemeyiz; zira İslam, diğer siyasi güçlerden birçoğu tarafından da kabul edilebilir.

El-Fecr gazetesi ile bir Avustralya televizyon kanalı ve Amerikan Newsday dergisinin 1986 Ağustosunda işgal topraklarında, birlikte yaptıkları son ankette, akımın gerçekliği öncekinden daha açık bir şekilde ortaya çıktı. Batı sahilleri ve Gazze Şeridi’nde çeşitli ordugah, şehir ve köylerden muhtelif kesimlere mensup bin kişiye otuzdan fazla soru sorularak, onlardan bu sorulara cevap vermeleri, bu konulardaki görüşlerini beyan etmeleri istenmişti. Bu sorular arasından belki de bu konuyla ilgisi olan 14. soruydu. 14. soruda, açık olarak şöyle denilmişti: “Bağımsız bir Filistin devleti kurulması durumunda, hükümet sistemi olarak aşağıdaki sistemlerden hangisini tercih edersiniz?” Bu soruya verilen cevaplar şöyleydi:

1. Anayasaya dayalı padişahlık sistemi (%1,1)

2.Batı Avrupa ve ABD’deki mevut düzenlere benzer kapitalist düzen (%1,9)

3. Doğu Avrupa ve Sovyetler Birliği’ndeki sosyalist ülkelerdekine benzer sosyalist düzen (%6,7)

4. İslami yasalara dayalı bir düzen (%26,5)

5. Pan-Arabizme dayalı bir düzen (%2,1)

6. Filistin Arap-İslam devleti (%29,6)

7. Laik demokratik Filistin devleti (%10,4)

8. Demokratik Filistin devleti (%21,2)

9. Diğer düzenler (%5)

Eğer sadece “İslami yasalara dayalı rejim”i seçen dördüncü grubun İslami akımı ortaya koyduğunu; “Filistin Arap-İslam devleti” şeklindeki cevabın yalnızca genel eğilimi yansıttığını ve “İslami yasalara dayalı düzen” tercihinin somut anlamını taşımadığını söylersek, o durumda İslami tercihin, bu ankete katılan diğer siyasi tercihler arasındaki yeri belirginleştirilebilir. Şüphesiz, İslami tercih, gerekli çoğunluğu elde ederek diğer siyasi eğilimler arasında önemli bir konum kazanmıştır.

a) Üniversitelerde İslami Hareketin Zaferi

Beş üniversitedeki** (masraflarını Hıristiyan kuruluşların sağladığı Beyt-i Lehem Üniversitesi hariçtir) siyasi hareketin gelişimine bakılırsa, İslami hareket güçlerinin hissedilir tırmanışı görülür. Eğer bu hattın üstünlüğü ve öğrenci sendikalarına egemen oluşu -Beytu’l-Mukaddes ve el-Halil üniversitelerinde eskiden beri az çok İslami özellik bulunuşu dolayısıyla- görmezden gelinebilirse dahi, Nablus’taki en-Necah veBeytu’l-Mukaddes’in kuzeyindeki Bir Zeit üniversitelerinde İslami akımın zirveye doğru tırmanması, bu üniversitelerdeki laik-liberal eğilimlerin geleneksel olarak güçlü oluşları öz önüne alındığında tam olarak anlaşılacaktır. İslami akımın gelişimi 70’li yılların sonlarından itibaren başladı; 1979’da Bir Zeit Üniversitesi’nde yapılan en son öğrenci sendika seçimleri de ulusal birlik adayları karşısında İslamcı adayların anlaşıabilir üstünlüğünün (%43) şahidi idi. İslamcı adayların listesinde, bazı Hıristiyanların adı da göze çarpıyordu. İslamcı adaylar, “dinsizlere karşı cami ve kilise” sloganını gündeme getirdiler. Fakat bir yıl sonra İslamcı adayların listesi tam bir İslami şekil aldı. Elde edilmiş oylar %25-35 arasındaydı. En-Necah Üniversitesi’ndeki İslami kanat da 1980-1981 yıllarında benzeri başarılarla karşılaştı.8

1982, müstesna bir yıldı. Bu yıl, İsrail’in Lübnan’a tecavüzü, Filistin Kurtuluş Teşkilatı’nın Beyrut’tan çıkışı işgal bölgelerindeki siyasi harekete özel birtakım şartlar yükledi. Çeşitli siyasi akımlar, birlik ve düzenlerini korumak amacıyla örgüt çevresinde toplanarak kriz nedeniyle ortaya çıkmış ihtilafları geçici olarak bir kenara ittiler.

Sonraki yıllar, başka birtakım görüntüler getirdi; çünkü İslami kanat Bir Zeit Üniversitesi’nde tüm oyların %31,3’ünü elde etti. 1985’te oylarda küçük bir azalma oldu. Buna karşılık sol güçler (kural icabı Bir Zeit’te güçlü olmaları gereken güçler) oyların sadece %25’ini alırken Fetih hareketi %40’ını elde etti.

En-Necah Üniversitesi’nde yapılan 1986 seçimlerinde Fetih adaylarının (Şehit Sa’d Sail kanadı) listesi ilk sırada yer aldı ve 1511 oy kazandı. Yani, tüm öğrencilerin %89’unu oluşturan oy verenlerin tamamının %52’sini elde etti. İslami adaylar listesi, 1154 oyla ikinci sıradaydı. Öğrenci cephesi kanadı (Halk Cephesi ve Komünistlerin İttifakı) 309 oy, ulusal Birlik kanadı ise 98 oy kazandı.

1987’de en-Necah Üniversitesi’nde yapılan seçimlerde, her ne kadar elde edilen oylar küçük farklılıklar göstermişse de kanatların sıralamasında önemli bir değişiklik olmadı. Fetih adayları Genç Öğrenciler Hareketi (Filistin Devrim Şehitleri Aileleri’nin Kanadı) adıyla 1446 oyla on bir sandalyenin hepsini elde ederek öğrenciler şurasını kurdu. İslami akım adayları (Saib ve Şehit Cevdet Kanadı) ise 1238 oy kazanarak ikinci sırada yer aldılar. Ondan sonra Halk Cephesi (Şehit Gassam Kenfani Kanadı) 209 oyla, Demokratik Cephe adayları (Şehit Halil Nezzal ve Hac Sami Ebu Guş Kanadı) da 99 oyla son sırada yer aldı.

b) Solcu Akımla Çekişme

Gelişmeye yüz tutmuş İslami akım kendisini siyasi çekişmeler meydanına çıkarırsa şaşmamak gerek. 80’li yıllar gerek üniversitelerde, gerekse diğer milliyetçi siyasi örgüt, kurum ve kuruluşlarda İslamcılarla diğer siyasi güçler arasındaki birkaç kavgaya şahit olmuştu. Belki de onların en önemlisi, Gazze’deki Kızılay’da (Hilal-i Ahmer) meydana gelen ve silahların kullanıldığı kavgaydı. İslami eğilim yanlısı öğrencilerle din dışı ve solcu akımlar arasındaki başka bir çatışmada Gazze Üniversitesi’ndeki Müslüman profesörlerden biri öldürülmüştü.

Gerçekte İslami akımın izleyicileri, 70’li yılların sonlarında devamlı olarak İslam dışı güçler ve solcularla mücadeleyi sürdürdüler. 1980 yılının başlarında Gazze Üniversitesi, solcuların Filistin milliyetçi kurum, örgüt ve kuruluşlara olan tasallutunu protesto eden birtakım gösterilere sahne oldu. Bu olaylarda, Hilal-i Ahmer’in ikametgahı saldırıya uğrayarak ateşe verildi. Aynı yıl Ekim ayında başka bir olay oldu. Kurtuluş Teşkilatı’na bağlı “Milli Eğilimler” komitesi “el-Bire” camisinde bir toplantı tertip etmişti. Bu arada bir grup, oturumu karıştırmak amacına yönelik hareketler yaptı. Henüz 1982 yılı bitmemişti ki en-Necah Üniversitesi’nde eğitim birimi ve öğrenciler sendikasında birtakım huzursuzluklar baş gösterdi ve onlarca insanın yaralanmasıyla sonuçlandı.

El-Halil Üniversitesi’nde de benzer huzursuzluklar vuku buldu. Bir yıl sonra Gazze üniversiteleri, yaklaşık üç hafta süren bir greve şahit oldular. Mezkur üniversitenin İslam İdari Şurası, Kurtuluş Örgütü’yle yakın ilişkileri olduğu zannedilen kişilerden birinin üyeliğini kabul etmedi. İş, iki taraf arasında kavgaya kadar götürüldü ve birkaç kişinin yaralanmasına mal oldu. Henüz yıl sona ermeden, Gazze, el-Halil ve Bir Zeit üniversitelerindeki İslami akım takipçileri bir araya gelerek üniversitenin Hıristiyan müdürlerinin aleyhine slogan attılar. 1984 yılının başında en-Necah Üniversitesi’nde Filistin Komünist Partisi’nin kuruluş yıldönümü merasimlerinde İslamcılar bir grup öğrenciyle çatıştı. Şüphesiz böyle olayların meydana gelmesi, Filistin siyasi sahnesinde bulunan çeşitli gruplar arasındaki siyasal anlaşmazlıkları ortaya koymaktadır. Bu, Filistin devleti ve sosyal düzenin mahiyeti konusundaki görüş farklılığının genellikle siyasi güçleri bir iç kargaşaya sürüklemesi anlamına gelmektedir. Her ulusal kurtuluş hareketi için gerçek tehlike burada gizlidir.

c) Kurumlaşmış/Örgütlenmiş Faaliyetler

Zikredilen şey, İslami akımın işgal topraklarındaki göreli gücünü gösteren siyasi ve sosyal olaylardan bir kısmıdır. Gerçi bunlar, mevcut görüntü ve örneklerin tamamı değildir; çünkü bu akım, kurumlaşmış ve örgütlenmiş faaliyetle tanışmış ve son yıllarda ellerine “İslam” sloganını alan çeşitli teşkilat ve grupların oluşmasına şahit olmuştur. Bu örgüt ve cemaatlerden bazısının faaliyet alanı, tebliğ işiyle sınırlı kalıyor; örneğin “Cemaatü’t-Tebliğ ve’d-Davet” [Tebliğ ve Davet Cemaati]. Bu cemaatin üssü Ramle yakınında bulunmaktadır. Aynı zamanda söz konusu cemaatin Hindistan ve Pakistan’la sağlam ilişkileri vardır. Hareketin lideri ve kurucusu Mevlana Muhammed İlyas’tır. Bu grup, her tür siyasi faaliyet yapmaktan kaçınarak cami ve umuma açık yerlerde tebliğ yapmakla yetiniyor. Bu tebliğin temeli, peygamberin siretini izlemeye ve “İslam ümmeti” kavramı konusunda tüm Müslümanları bilinçlendirmek için çaba sarfetmeye dayanmaktadır. Tebliğ sınırlarını aşan ve siyasi faaliyetlerde bulunan gruplar da vardır ki “Hizbullah” grubu bunlardandır. Hizbullah Gazze zindanlarında ve İran İslam Devrimi’ni destekleme yolunda ortaya çıktı. Gazze Şeridi’nde sınırlı bir varlığı olan “Cemaatü’l-Müslimin” grubu ise 10 Eylül 1984’te, bazı üyeleri aleyhine Ramle askeri mahkemesi tarafından hükümler verilmesiyle birlikte kendisini gösterdi.

Bu grupların yanı sıra diğer bazı İslami grup ve teşkilatlar da vardır ki, bunlar ya geleneksel İslami akımın temsilcisi olan İhvan-ı Müslimin’e bağlıdırlar ya da ondan etkilenmişlerdir. Örnek olarak “El-Eydi’l-Müslime” [Müslüman Eller] örgütü verilebilir. Bu örgüt, pek tanınmamıştır ve liderliğini Batı hududunda Besam el-Cerar adlı Müslüman bir bilgin yapıyor. Aynı şekilde Ürdün ve Irak’la bağlantıları olan Gazze Şeridi’ndeki “Şehabu’l-Ma’riketi’l-İslamiyye” [İslami Savaş Gençleri] ve “Hareketu’l-Islahi’l-İslamiyye” gruplarını da sayabiliriz. Bunlardan sonra sıra tam manasıyla İhvan’a bağlı olan “eş-Şebabü’l-Müslim” örgütüne gelir.

Gerek bazı üyelerinin faaliyeti çevresindeki mevcut gizlilik sebebiyle ve gerekse işgal şartları nedeniyle işgal topraklarında İslami gidişatın örgütsel yapısını tam olarak betimlemenin zorluğuna rağmen, dikkate şayan olan, hareketlerin (bir kısmı küçük çapta olmakla birlikte) düşüncelerini yayma aracı olarak “tebliğ”in yanında siyasi faaliyet yöntemini izlemeleridir. Dolayısıyla “silahlı faaliyetler” sloganını benimseyen, önceliği özgürlük ve işgal boyunduruğunu temizleme sorununa veren ve böylece İslami cemaatlerin geleneksel üslubunun dışına çıkan “İslami Cihad” adında yeni bir grubun ortaya çıkışı önemlidir. “İslami Cihad” bu çıkışıyla sadece önemli ve ayrı bir yer kazanmamış, ayrıca İslami akım içerisinde yeni bir olgu sayılmıştır. İslami Cihad’ın, geleneksel İhvan-ı Müslimin kanadına paralel olarak başarı kazanmış olan yeni kanadın temsilcisi olduğunu söylersek, boş ve anlamsız bir söz söylemiş olmayız.

d) İslami Cihad ve Silahlı Faaliyet

İslami Cihad grubu, silahlı mücadelenin, siyasi çalışmanın stratejisi olduğuna inanmaktadır. Bu grubun yayınları, İslami Cihad’ın, Filistin’de İslami hükümet ikameden sonra toplumda İslami yasaları yürürlüğe koyacağını göstermektedir. Bu durum, İsrail varlığının bütünüyle yok olmasını ve neticede bu hedefe öncelik verilmesini gerektirmektedir bu da sadece işgalci güçlere karşı cihad ederek gerçekleşir.9

Kudüs’ün ve tüm Filistin’in özgürlüğü için cihada davet eden İran İslam Devrimi, İslami Cihad grubu üyelerinin düşüncesinin şekillenmesinde yapıcı bir rol ifa etmiştir. Bu düşüncenin gözle görülür billurluğu, grubun son iki yılda özellikle Beytulmukaddes şehrinde yaptığı şehadet operasyonlarının duyumsanır yükselişiyle kendisini göstermiştir.10 Gerçi İslami Cihad adıyla yapılan en önemli şehadet operasyonu, 1986 Ekiminin yarısında her ikisi de Beytulmukaddesli olan Tarık ve Nasır Halis grubunun “Babu’l-Muğarebe” adıyla yaptıkları operasyondur. Bu operasyonun yanı sıra sonraki yılın 6 Ekiminde Gazze’nin eş-Şecaiyye mahallesinde başka bir operasyon yapıldı ve bu operasyonda bir İsrail güvenlik subayı öldü. Buna ek olarak grup adına başka bir operasyon daha yapıldı. Gerçi bunda, önceki operasyondaki gibi bir başarıya ulaşılamadı. Elbette bu, İsrail’in ekonomik alanlarından bir kısmını hedef alan operasyonlardan değildir. Bu yönetimi, askeri hedeflerle sınırlı olmayan ve belirli bir savaş alanına bağımlı olmayan, aksine operasyon eksenlerinin çeşitliliği esasına dayanan ve tüm devlet birimlerine ayrılan gerilla savaş stratejisine benzemektedir. Kuşkusuz bu, düşman gücünü çözmek, düşmanı uzun süre savaşmaya mecbur etmek ve düşmanın savunma gücünü dağıtmak amacını taşımaktadır. Böylece İslami Cihad grubunun örgütsel yapısı; vurucu güçler içermesi ve geniş coğrafi alana yayılması bakımından gerilla savaşına özgü yapıya benzemektedir. İslami Cihad, geleneksel şekli, dört beş kişilik küçük çekirdekler yöntemiyle değiştirmiştir. Bu çekirdekler, müstakil olarak çalışıyorlar. Bu durum, fertlerin hareketlenmesini kolaylaştırıyor. Bu çekirdeklerin harcırahlarının veya teçhizat kaynaklarının nasıl temin edildiği konusunda ise elde tam bir istihbarat yok.

e) İslami Cihad ve Onun Organizatör Liderliği

Arap ve Batı kaynaklarında İran İslam Devrimi’nin parladığı 1979 yılında Kifr Kasım köyünde ikamet eden Şeyh Abdullah Derviş’in İslami Cihad grubunu kurduğuna işaret olunmuştur; ancak Şeyh Abdullah, 1979’da Eğitim-Öğretim Bakanlığı’ndan ihraç edildi. İhraçtan önce kendi köyü Kifr Kasım medreselerinde dini tedrisat yapıyordu. Daha sonra İslami Cihad’la temasları neticesinde tutuklandı ve üç yıl zindanda kaldıktan sonra 1983’te serbest bırakıldı. İlgi çekici olan şu ki zindandan çıktıktan sonra camilerde vaaz vermeye yönelerek İslami daveti yayma ve şeriatı yürürlüğe koyma aracı olarak İslami bilinçlendirmenin ve bilgi artırmanın önemi üzerinde durdu ki bu, İslami Cihad topluluğunun siyasi stratejisiyle uyuşmamaktadır; çünkü böyle bir şey, İslami hükümetin kurulması için gerekli cihad düşüncelerinden ya da silahlı faaliyetlerden geri kalmak demektir.

Gerçekte Şeyh Abdullah Derviş, siyasi çalışma konumunda, özellikle tebliğ alanında İhvan-ı Müslimin’in geleneksel düşüncesine ve bilinen stratejisine yakın bulunuyor. Şeyh Abdullah, kendisinin İhvan’dan, özellikle Mısır’daki İhvan’ın önceki Mürşid-i Am [Genel Mürşid]’ı Şeyh Ömer Tilmisani’den aşırı derecede etkilendiğini inkar etmiyor. Şeyh Abdullah Derviş, işgal bölgesinde yayınlanan haftalık dini dergi es-Sırat’ın yayın kurulunun başkanlığını üstlenmişti.

Buna karşılık İslami Cihad grubundaki faal elemanlar daha çok silahlı cihadı savunan başka bir dergi çıkardılar. Başyazarlığını Dr. Halid Diyab’ın yaptığı el-Beyan adındaki dergi Londra’da yayınlanıyordu. Fakat bugün manevi rehber olarak Şeyh Abdulaziz Udeh***, İslami Cihad örgütünün askeri sorumlusu olarak Dr. Fethi Şikaki**** zikrediliyor. Eğer operasyonlarını İslami Cihad adına yapan grupların şimdiki örgütçü liderleri hakkında söz edecek olursak, bu konuda dikkate şayan olan en önemli konu şudur: liderlik özel bir grubun tekelinde olmamıştır, aksine Filistin Kurtuluş Ordusu’nun önceki askerlerinden bir kısmı İslami Cihad’ın liderliğini yapmaktadır. Cabir Ammar en seçkin kişilerden olup eski bir binbaşıdır. O, İsrail zindanlarında siyasi-dini faaliyetlerde bulunmuş ve Gazze Şeridi’nde geniş bir faaliyet alanı edinmiştir. Onun faaliyetleri, yaşamının bir kısmını geçirdiği Mısır’dan başlamıştır. Ammar’ın propagandası İslami Cihad ekseni üzerinde yoğunlaşmıştı.

Bu çerçevede Filistin Kurtuluş güçlerinin içinden başka bir isim daha çıktı: Ahmet Mihna. Ahmed Mihna, Cihad grubunun Gazze Şeridi’ndeki askeri kanatlarından birinin liderliğini üstlenmiştir. O iki kez ve son alarak da 1986’da bu gruba bağlılık ithamıyla tutuklandı. Buna ek olarak Cihad mensuplarından bir kısmı, sınırlı bir şekilde işçiler arasından çıkmıştır; Ferida Bumeh gibi. Ferida Bumeh ilkokul mezunu olup Tel Aviv’de oturan bir işçidir. Sonraları el-Müsellis köylerinden birinde cihad çekirdeklerinden birinin komutanı oldu.

Grubun askeri olmayan faal elemanları arasından, Refhli Dr. Halid Diyab’ı söyleyebiliriz. Dr. Halid, Mısır’da yaşıyordu; tıp öğrenimini Zekazik Üniversitesi’nde tamamladı. İşgal altındaki topraklara dönmeden önce siyasi faaliyette bulundu.

Bunlar işgal altındaki topraklarda İslami seyre öncülük eden en önemli unsurlardandır.

Fetih ve İslami Seyir

Fetih hareketine ve İslami çizgisindeki güçlere egemen olan iki tür bağa işaret edilebilir. Misal olarak Fetih’in, İhvan’ın temsilcisi olduğu çizginin geleneksel kanalıyla ilişkileri, Fetih’in bu akıma bakışı, her Arap düzenini, kendisine muhalif siyasi güçlere karşı izlediği geleneksel yöntemden farklı değildir. Fakat Fetih hareketi, bu kanadı kendi tarafına çekmek veya onu Fetih hareketinin bir bölümü olarak adlandırmak için sürekli çaba harcamıştır. Bu husus Nisan 1987’de Cezayir’de kurulan ulusal mecliste açıkça müşahede edildi. İhvan temsilcilerinden otuzu bu meclise üye oldular. İki kişi merkezi şuraya, bir kişi meclis sekreterliğine yol buldu. Bu gösteriyor ki onlara, nicel görünümlerine oranla daha ağır siyasi görev verilmişti. Fakat bu siyasi muhasebelerde güçler arasında dengeyi sağlıyor. Özellikle komünist unsurlar, Filistin Ulusal Meclisi’ne girdikten sonra, Fetih hareketinin, İslami güçlerin bazı elemanlarının solcu güçlerin toplantı mahalli haline gelmiş olan Kızılay [Hilal-i Ahmer] merkezine saldırısı karşısında yumuşak tavır takınması, Fetih’in bu güçler karşısındaki yumuşak/ılımlı siyasetine işaret etmektedir.

Ama Fetih’in diğer İslami kanada, yani İslami Cihad grubuna karşı tavrı tam anlamıyla farklıdır. Bazı zamanlar Cihad grubunun yaptığı operasyonda birliktelik aşamasına kadar varan birincil ilişkiler, yardımlaşma ve işbirliği ilişkileri vardır. Bu konu, Gazze Şeridi’nde ve Fetih’in en seçkin askeri komutanlarından olan Şehit Halil el-Vezir [Ebu Cihad]’ın kontrolü altındaki bölgede yapılan operasyon esnasında somut olarak göze çarpıyor. Bu operasyon şehitlerinden biri Fetih hareketine bağlıydı. Babu’l-Muğarebe operasyonundan sonra işgalciler tarafından tutuklanan Cihad hareketine bağlı bazı bireyler askeri eğitimlerini Fetih’in bazı komşu ülkelerde kurulmuş olan garnizonlarında yaptıklarını söylemişlerdi. Böyleci İslami Cihad hareketinin Fetih’le birtakım ilişkilerinin olduğu ortaya çıkıyor. Fetih, kurulduğu zaman kendisini kurtuluş yolu olarak devrimci ve halkçı bir savaşa inanan ulusal kurtuluş hareketi olarak göstermiştir. Hala işgal edilmiş topraklarda “silahlı” strateji yöntemini biraz devam ettiriyor. Bu çerçevede İslami Cihad düşüncesine yönelmek anlaşılabilir ve şüphesiz seferberlik oluşumunda din unsuru nihai derecede faal ve etkindir. Özellikle Filistin topraklarının işgal şartlarında Filistin kimliğinin temel nişanelerinden biri; yani İslam, aynen kalıcılığını sürdürüyor ve aynı zamanda kültürün derin temellerinden biri olarak tanınıyor. Elbette Fetih siyasi grupların silahlı hareketlerini üstleniyor. İşte bu nedenle Batı, İslami Cihad’ın Fetih’le sadece işbirlikçi değil, ayrıca müttefik olduğunu zannediyor. Kuşkusuz Fetih hareketinin, bazı İslami kuruluş, teşkilat ve akımlarla (gerek bölgesel ve gerekse yerel düzlemde) olan ilişkileriyle ilgili gözlemler, İslami Cihad’la olan ilişkisini de açıklıyor. Hareketin liderlerinden bir kısmı İslami siyasi teşkilatlardan uzak olmamışlardır. Aksine Hizbu’t-Tahriru’l-İslami gibi İslami Cihad’a benzeyen bir düşünce mantığına göre şekillenmişlerdir. Bu hizbi ellili yılların başlarında Filistin ahalisinden Şeyh Takiyüddin en-Nebhani kurmuştur. Hizbin siyasi stratejisi, diğerlerinin mani olduğu sabır ve beklemeyi reddediştir. Bu yüzden Hizb’in, Cihad gibi radikal rengi vardır. Dolayısıyla Fetih hareketi, Lübnan sahnesinde görünen birçok İslami Güçlerden farklı değildir. Bu mevzu, Fetih hareketinin İslami Tevhid hareketiyle ilişkisi noktasında da doğrulanıyor. Bu hareket, Fetih’in kurulmasında pay sahibi olduğu üç gücün birleşmesinden oluştu. Bu hareketler şunlardan ibarettir: Fetih’in, Suriye’yle yüz yüze gelmede Lübnan’ın kuzeyinde oluşturduğu “Lübnan Arap Ordusu”; 1969’da Ali Akavi’nin rehberlik ettiği, ondan sonra da kardeşi Halil Akavi’nin liderliğini üstlendiği ve nihayet 1982’de İslami Tevhid Hareketi’ne katılan “el-Mukavemetu’ş-Şa’biyye”. Bu hareket, yetmişli yılların ortalarında Fetih hareketine bağlı teşkilatlardan biri sayılıyordu. Son olarak da İslami Tevhid Hareketi’ne bağlanmadan önce Filistinlilerin açık desteğinden istifade eden ve kuruluşunda Halil el-Vezir’in yapıcı bir rol ifa ettiği, sonraları Suriye’nin yıktığı “Cundullah” grubu.

Her halükarda İslami Cihad’ın İran İslam Devrimi hakkındaki tavizsiz tutumu ve Fetih’in liderliğinin tahmili savaşta düşmanca tavır takınması ve Irak Baas rejimini savunması, netice itibariyle İslami Cihad ve Fetih’i birbirinden ayırdı. Gerçi Fetih’in siyasi yapısı bu ayrılığı kabullenmeye veya ilan etmeye izin vermiyor. Fetih, kendine özgü siyasal görüşüyle tüm Filistinli İslami grupları kendisine mensup biliyor. Bu siyasi taktik, kendisinin, daima Filistin halkının tek sözcüsü olarak görünmesine neden olmuştur.

İslami Cihad ve İhvan’ın İntifada Karşısındaki Yeri

İslami Cihad örgütü 1986-1987 yıllarında yaptığı operasyonlarla İntifada’nın meydana gelmesinde önemli bir rol ifa etti. Bu durum, diğer güçlerin ve tüm Müslüman Filistin halkının memnuniyetine ve birlikteliğine neden oldu; zira İslami Cihad bu hareketiyle diğerlerinin sabır ve bekleme (intizar) siyasetine iptal çizgisi çekiyordu. İslami Cihad çeşitli bildiri ve yayınlarla***** Filistin halkını İntifada’ya katılmaya ve grev yapmaya çağırıyordu.

İhvan teşkilatı İntifada’ya, başladıktan iki ay sonra katıldı. Burada dikkat çekici olan, İhvan’ın stratejisinde meydana gelen değişimdir. Önceki aşamada İhvan’ın stratejisi, Filistin’in kurtuluşu sorununa zarar bile verdi. Fakat İntifada esnasında “Hamas” adıyla anılan İslami Direniş Hareketi’nin bildirisi/açık mektubu, bu stratejideki özellikle işgale karşı cihadla ilgili husustaki önemli değişikliği teyit etmektedir. (Hamas’ın açık mektubunun 12. ve 13. maddesine bakınız.) Şu da zikredilmeye değerdir ki halkın İslami güçler ve İntifada’yla aynı yönü paylaşması, diğerlerinin geçmişten daha çok yalnız kalmasına neden oluyor; özellikle de uzun süre kurtuluşçu mücadeleler sahnesinden uzak kalmış İhvan örgütünün. Bu durum üyelerden İhvan liderliğinde kavga ve kargaşaya neden oldu. Özellikle dinsel elemanlardan birçoğu İntifada faaliyetlerine katılarak İntifada’nın muharrik güçleri durumuna geldiler. Hamas hareketinin oluşum ilanının ve işgale karşı harekete geçme duyurusunun temel sebebi bu husustu. Stratejideki bu değişim iki temel faktörden neşet ediyor:

1. İhvan hareketinin devrimci özellik arzetmesi ve işgal topraklarındaki İntifada’da var olan diğer güçlerle ortaklaşması.

2. Tamamen siyasal yalnızlığa çekilme korkusu ve rakip devrimci İslami bir güç olarak İslami Cihad’ın ortaya çıkışı.

İslami güçlerin İntifada’daki yeri düşünüldüğünde aşağıdaki sonuçlar elde edilir:

a) İhvan-ı Müslimin hareketlerinden birinin (Hamas’ın) ve İslami Cihad’ın faaliyetinin tırmanması, genel olarak İslami oluşumun tırmanışıyla ilgilidir. Bu da Arap dünyasında ve tüm İslam aleminde İran İslam Devrimi’nin zaferinden sonra meydana gelmiş İslami seyrin bir uzantısıdır.

b) Siyasi açıdan işlek olan İslami oluşum, genellikle iki güce ayrılıyor: Mevcut statükolarla uzlaşma eğilimi gösteren daha eski güçler ve yeni kuşaklardan oluşan, daha çok mevcut durumları reddetme ve mevcut durumlara karşı keskinlik ve şiddet eğilimi taşıyan yeni güçler.

c) Dini güçlerin programı, dini şiarlara dayanmayan diğer siyasi güçlerden farklıdır. Ama işgalle savaşım faktörü, tüm güçler arasında birlikteliği talep ediyor. Aksi takdirde onlardan her biri etkisini yitirecektir.

İşgal ve sömürü ile yüz yüze olmanın bir kuralı gereği olarak İslami güçlerin bu olguya karşı mücadele yönetimi ile iç siyasi mücadele yöntemi farklı olmak zorundadır. Bu şu anlamdadır: Dış düşmana karşı ulusal savaşım aşamasını kesintisiz sürdürmek doğal olarak, İslami güçlerin diğer güçlerle ilişkilerinde birtakım değişiklikleri beraberinde getirecektir.

Bu güçlerin işgal topraklarında ya da dış siyasi faaliyetlerindeki şu anki işbirlikleri, bu değişimin başlangıcı olarak görülebilir. Fırsatçı unsurların tahrip nüfuzunu önlemek için, İslamcı savaşçı güçlerin uyanık olmaları gerekiyor!

Çeviren: Malik Eşter

Dipnotlar:

1- Michael, Robert; el-İhvanu’l-Müslimin [Müslüman Kardeşler], Trc.: Abdusselam Rıdvan ve Mina Enis, (Kahire: Mektebetu Medbuli, 1985), s. 95. (Michael’in kitabının Arapçaya tam tercümesi Dr. Mahmud Ebussud tarafından yapılmış olup Farsça tercümesi de açıklamalarla yakın zamanda yayınlanacak.)

2- Eş-Şerif, Kamil, el-İhvanu’l-Müslimin fi harbi Filistin [Filistin Savaşında Müslüman Kardeşler], (Kahire: Daru’z-Zehra li Ameli’l-Arabi, 1987), s. 59.

3- Ebu Amr, Ziyad; Usulü’l-Hareketi’s-Siyasiyye fi Kıtal’ Gazze [Gazze Şeridi’nde Siyasi Hareketin Yöntemi], (Akka: Daru’l-Esvar, 1987), s. 67.

4- Ebu’n-Neml, Hüseyni; Tetavvuratu İktisadiyyeti ve Siyasiyyeti ve İçtimaiyyeti ve Askeriyyeti [Askeri, Sosyal, Siyasi ve İktisadi Gelişmeler], (FKÖ Araştırmalar Merkezi, Beyrut, 1979), s. 65.

*- Halil el-Vezir [Ebu Cihad]: Fetih hareketinin kurucularından olup Nisan 1989’da Tunus’ta bir grup siyonist komando tarafından öldürülmüştür. Sonraları Tunus güvenlik güçlerinden birinin bu suikasta ortaklık ettiği anlaşıldı.

5- Besisu, Muin; Defatiru Filistiniyyeti Beyrut [Filistin Defterleri], (Daru’l-Farabi, 1978), s. 93.

6- Hüveyda, Fehmi, “Onlar İhtilal Topraklarının Gerçek Sahipleridir”, 08.02.1987 tarihli el-Ehram, s. 3.

7- Simare, “Filistin’deki Dini Cemaatlerin Gücü”, el-Arab (Londra), 11.12.1987, s. 5

**- En-Necah, Bir Zeit, Gazze, Beytu’l-Mukaddes ve el-Halil üniversiteleri.

8- El-Asimi, Muhammed; “İslami Gazze Üniversitesi’nin Hikayesi”, er-Rây, 11.05.1987, s. 5.

9- el-Beyadiru’s-Siyasiyye, 15.08.1987, s. 11.

10- I. Filistin İslam Konferansı hakkında Şeyh Abdulaziz Udeh ve Dr. Fethi Şikaki ile yapılan söyleşi. Dışişleri Bakanlığı Siyasi ve Uluslararası İncelemeler Defteri.

***- İslami Cihad’ın manevi lideri Şeyh Abdulaziz Udeh, Ezher’de öğrenim görmüş olup işgal altındaki topraklarda bir cami imamıydı. Tutuklanıp bir süre hapis yattıktan sonra Filistin dışına sürüldü.

****- Dr. Fethi Şikaki, İslami Cihad’ın ikinci seçkin şahsiyetidir. Şikaki, Refh’te dünyaya geldi. Bir süre Ramle zindanında tutuklu kaldıktan sonra Ağustos 1988’te işgal altındaki Filistin’in dışına sürüldü. Şikaki, İslami Cihad örgütünün teorisyenlerinden ve örgütün askeri dalının sorumlularındandır. Şikaki, öğrenimini Mısır Zekazik Üniversitesi’nde tamamlamıştır.

*****- İslami Cihad, birkaç yıl Londra’da aylık et-Taliatü’l-İslamiyye’yi yayınladı. İşgal altındaki topraklarda mücahitler dergiyi çoğaltıyorlardı. Şu anda Beyrut’ta kendisinin resmi haber organı olarak el-Mücahidin’i yayınlıyor. İki haftada bir çıkan el-İslam ve Filistin’de, Filistin İslami Cihad organlarından sayılıyor.

Kaynak: Dünya ve İslam Dergisi - Sayı: 13 - Güz 1993

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler