İran Devrimi ve Filipinler'deki Müslümanlar

Cesar Adib Majul

Cesar Adib Majul: Quezon City, Filipinler Üniversitesi İslami Araştırmalar Enstitüsü'nün eski dekanı. Türkçeye çevrilen eserleri şunlardır: "Filipinler'de Moro Mücadelesi", Dünya ve İslam. Yaz 1990 ve Filipinler'de Çağdaş İslami Hareket, Şafak Yay., İstanbul, 1991.

Ayetullah Humeyni liderliğinde, (İslami ölçülerce bir zalim olarak nitelenen) İran Şahı'nı deviren ve toplumda İslami kanunları daha işlevsel hale getirmeyi hedefleyen bir hareket olarak İran İslam Devrimi, Filipinler'de kaçınılmaz politik etkilere sahiptir. Bu etkinin değişik sebepleri vardır, ilk olarak, 1972'den beri sıkıyönetim kanunlarının yürürlükte olduğu Başkan Ferdinand Marcos'un otoriter rejimine karşı Filipinler nüfusunun değişik kesimleri tarafından açıkça meydan okunmasa bile kızgınlığın yükselmesi, İran'daki Şah karşıtı hareketle paralellik arzeder. İkinci olarak, liderlik ve örgütsel açılardan bölünmüş bir yapı olmasına rağmen Filipinler'de, bir çoğu Arap ülkelerinde eğitim görmüş önemli bir ulema topluluğu vardır. Onlar kaçınılmaz olarak İrani bir devrim (veya benzer İslami bir devrim) hedefleyeceklerdir ve onların Müslüman toplumlara etkileri politik ve dini açıdan derin sonuçlara neden olabilir. Üçüncü olarak, sıkıyönetimin ilanından beri rejime karşı silahlı mücadele eden Müslümanların var olmasıdır. Hedefleri, engellenmeden ibadetlerini yerine getirebilmek, Filipinlerdeki Müslümanlar arasında İslami kurumların geliştirilmesi, kendi kaderini tayin etme ve bağımsızlık olarak tanımlanabilir. Dördüncü olarak, 1971 yılında Pers imparatorluğunun kuruluşunun 2500. yıldönümü kutlamalarından sonra Filipinler ve İran daha yakın diplomatik ilişkilere başlamışlardır. (Her iki ülke Devrim'den sonra bu ilişkileri tekrar değerlendirmek zorunda kaldı.) 1978 sonunda 6000 Filipinli İran'da çalışıyorken başta Manila olmak üzere çeşitli Filipin öğretim kurumlarında en az 2500 İranlı öğrenci okumaktaydı. Son bir şey olarak İran Devrimi'nin (özellikle Amerika'yı hedefleyen) anti-emperyalist karakteri Filipinler'deki anti-Amerikancı solcu kesimin onayını kazanmışta.

Marcos Karşıtı Politik Muhalefet

Başkan Ferdinand Marcos, Eylül 1972'de sıkıyönetim ilan ettiği zaman Meclis'i feshetti, gösterileri yasakladı, sansür koydu, en sert eleştirmenlerini hapse attı vs. Hapse atılmayan siyasi rakipleri sindirildi ve lidersiz başıboş bırakıldı. Başkanlığın başlıca adaylarından ve muhalefetin en iyi tanınan lideri eski senatör Benigno Akino, tutuklanan ve hapse atılanlar arasında ilk sıradaydı. Akino Filipinler halkının büyük çoğunluğunun sıkıyönetimden nefret ettiğini biliyordu ve eğer seçimler yapılırsa Marcos'u kolaylıkla yeneceğine inanıyordu. Fakat o an için etkisiz hale getirilmişti. 1979'da İran Devrimi olduğunda hala hapiste olan Akâno'nun aklına, Humeyni ile bir ölçüde benzerlik taşıyan, Ülkenin en yüksek din görevlilerinden Manila Başpiskoposu Jaime Cardinal Sin'in katolik ruhban sınıfını ve düşüncesini birleştirerek oluşturacağı muhalefetle, Marcos'u geri adım atmaya veya en azından sıkıyönetimi kaldırarak yeniden kurulan demokrasi ortamında tekrar serbest seçimlere gitmeye zorlama fikri geldi.

Ekim 1979'da Akino, kardinale yazdığı mektupta kardinalin ihtiyaç duyulan liderliği eski politikacıların yerine, kendisinin sağlaması gerektiğini belirtti. Kardinalin sonraki bir gazete röportajında cevabı "kendisinin Filipinler'de Ayetullah Humeyni rolü oynamayacağı" şeklindeydi.1 Onun görüşüne göre, Filipinler'deki dini ve sosyal durum İran'dakinden oldukça farklıydı. Hatta o, sıkıyönetim ilanıyla birlikte ülkede en azından bazı kanun ve emirlerin tekrar işlerlik kazandığını söylemişti. Üstelik kiliseye baskı yapılmıyor ve rahatsız edilmeden ibadet, seminer, eğitim ve diğer faaliyetlerinin yapılmasına izin veriliyordu. Nihayetinde, Katolik Kilisesi Filipinler'de en önemli muhafazakar kurumlardan birini temsil etmekteydi ve herhangi bir toplumsal ayaklanma ve düzensizlikten dolayı suçlanmayı istememekteydi. 1979'daki durum buydu. Bununla beraber, kardinal ve diğer önde gelen din görevlilerinin insan hakları konusunda Marcos'un en önemli eleştirmenleri arasına girmesi uzun sürmeyecekti ama bu eleştiriler bir devrimin oluşmasını sağlayacak yeterli güce sahip değildi.

İnsan hakları ve politik özgürlük konulan için Marcos rejimine karşı savaşan diğer insanların aklında Şah'ın akıbeti kesinlikle en önemli yeri tutuyordu. Örneğin 8 Aralık 1979'da Filipin Sivil Haklar Birliği, Marcos'u açıkça Filipinler'in Amerikancı Şahı olarak niteledi ve er veya geç ülkedeki yaygın yozlaşmadan dolayı Birleşik Devletler'in yardımı keseceğim söyledi.2 Yine de Ayetullah Humeyni'nin Şah'a yaptığım Marcos'a yapabilecek karizmatik bir lider ortalıkta yoktu.

Ulema ve Müslüman Öğrenciler

Filipinler'de Morolar olarak da bilinen Müslümanlar ülkenin güney tarafında yoğunlaşmışlardır.3 Bu Müslümanlar sünnidir ve genellikle Safi mezhebine mensupturlar. Morolar'ın çoğu Sünniler ve Şia arasındaki farklılıklardan habersiz veya bu farklılıklara karşı ilgisizdirler. Bütün Müslümanlar'ın bir olduğuna inanırlar. Ülkeye, gittikçe çoğalan sayıda girmekte olan İslami yayınları takip eden Müslüman öğrenciler bu farklılıklardan haberdardırlar, fakat Filipinler'de Sünniler ve Şiiler arasında bir çatışma tarihi olmadığından, bu farklılıklar genellikle gözardı edilir. Manila camilerinde Sünniler ve Şiiler beraber ibadet ederler ve namaz kılmadaki farklılıklar bilerek görmezlikten gelinir.

İran Devrimi'nden önce, Filipinler'deki eğitim görmüş Müslümanlar, Şah'ın İslam karşıtı hareketlerinden haberdardılar: Medreselerdeki sınırlamalar, bazı ulemaya yapılan baskıların önemsenmemesi, batılı kurumların hızla kabul görmesi geleneksel İslami değerlere karşı bir tehlike olarak algılanmaktaydı. Sonuçta Şah'ın devrilmesi İran devrimi için halk arasında yaygın bir sempati doğurdu. Buna ilaveten ulema İranlı ayetullahlara, aynı sınıftan olmanın getirdiği sempati ile yaklaşmaktaydı. Sünnilik ve Şiilik arasındaki farklılıklar hatırlatıldığı zaman onlar bunu çoğunlukla "İslam için herhangi bir devrim bütün gerçek Müslümanlar'ın desteğine layıktır" sözüyle cevaplandırırlardı. Ve onlar dünyanın bir çok bölgesinde Müslümanlar'ın ezildiğinden haberdardılar. Bazıları Şah'ın devrilmesinin sadece Allah'ın cezalandırmasının bir tezahürü olmadığını aynı zamanda Marcos'un alınyazısına da ışık tuttuğunu düşünüyorlardı.

1979 yılı sonlarında çok miktarda dini yayın, kitapçıklar, gazeteler, broşürler direkt İran'dan veya İran Konsolosluğu ve İranlı öğrenciler aracılığıyla Filipinler'e gelmeye başladı. Bu yayınlar ilk olarak İslami kuruluşlara, organizasyonlara ve müslüman öğrencilere dağıtıldı. İran İslam Cumhuriyeti İrşadi İslami Bakanlığı, İslami Tebliğ Teşkilatı, Şeriati Vakfı, Kültürel Devrim Konseyi ve diğer resmi veya resmi olmayan kuruluşların bir çoğu İngilizce olan yayınları yüksek akademik seviyedeydiler. İlk defa Filipinler'deki Müslüman fakülte öğretim üyeleri ve öğrencileri İranlı müslüman aydın ve ilahiyatçıların yazıları ve düşünceleriyle karşı karşıya geldiler. Bilhassa Kur'an ve sünnet anlayışlarında yeni bir bakış açısı kazanmaları kadar, Mehdi'nin manası, Hüseyin'in şehadetinin önemi ve Ali bin Ebi Talib'in tarihi rolü hakkında daha fazla bilgi sahibi oldular. Aynı zamanda İran milliyetçiliğinin izlerini bırakmadan büyük miktarda anti-Amerikancı propaganda da ülkeye girmeye başladı. Ama bu propaganda çok net algılanmadı. Genelde Morolar arasında aşikar bir anti-Amerikancılık yoktu ve İran ile ABD arasındaki kötü ilişkiler onların pek ilgisini çekmiyordu.

Genç ulemanın çoğu Arap dünyasındaki dini kurumlardan, bilhassa Mısır'daki Ezher'den mezun olmuştu. Bu ulema Sünni ve Şiiler arasındaki bazı inanç farklılıkları olmasına rağmen bu farklılıkları önemsemezlerdi. Bunun yerine onlar Müslümanlar arasındaki temel benzerlikler ve tek ümmet bilincine değinirlerdi. Yine de bazı dini liderler şimdiye kadar kesin olarak bilinmeyen İslami sorunların (Mehdi'nin gelmesi veya imam zincirinin vasıfları gibi) gençlerin kafasının karışmasına neden olacağına inandılar. Bunun sonucu olarak bazı ulema kendi öğrencilerinin İranlı müslümanlarla dini tartışmalara girmelerini istememiştir. Fakat bütün bunlar Güney Filipinler'deki büyük Müslüman nüfusu etkilemedi. Hükümete karşı silahlı mücadeleye girmelerinin getirdiği savaş koşulları altında dini ibadetlerini en iyi şekilde yapmaya çalışırken, günlük ihtiyaçlarını karşılama çabaları Müslümanları daha çok meşgul etmekteydi.

Morolar'ı yakından ilgilendiren büyük karışıklık kaynağı İran-Irak savaşıydı. Tarihsel olarak Filipinler'deki müslümanlar Araplar'a taraf olmaya meyilliydiler, fakat İran Devrimi'ne de sempati duyuyorlardı. Özellikle Arap dünyasının çoğunluğu Irak yanlısı olduğu zamanda, Morolar muhtemel bir Irak yenilgisinin sonuçlarından pek iyimser değildiler. Müslümanlar arasındaki savaş dindarlar için gerçekten dini bir sarsıntıydı. Bundan dolayı, Batı dünyasının ve bilhassa ABD ve Sovyetler Birliği'nin savaşın en büyük ateşleyicisi olduğu tezi onlar tarafından hemencecik kabul edildi.

30 Kasım 1979"da, beş yerel İslami kuruluşu temsilen, yaklaşık 300 Moro öğrenci Manila'daki ABD Elçiliği'nin yanındaki parkta toplandı. "Yaşasın Humeyni'nin İslam Devleti", "Cihad için Birleş", "Amerikan emperyalizmine son", '"Carter, Şah'ı geri ver" gibi sloganların yer aldığı pankartlar taşıdılar. Sıkıyönetim altında politik gösteriler yasaklandığından, 250 özel tim toplanan Müslümanlar'ı dağıtmak için geldi. Genç Müslüman liderlerden bazıları Cuma namazı için toplandıklarını ve her şeyin sükunet içinde geçeceğini açıkladılar. Daha sonra öğrencilere namaz İçin izin verildi. Bu arada silahlı askerler ABD Konsolosluğu'nu korumak için gelmişlerdi. Cuma namazından sonra öğrencilere dağılmaları veya onları Manila Camii ne geri götürmek için bekleyen otobüslere gitmeleri söylendi. Fakat göstericilerden bazıları konsolosluğun önüne kadar yürümeyi arzulayarak ayrılmayı reddettiler ve otobüslere binmiş olanları da kendilerine katılmaları için ikna ettiler. "Allahu Ekber" diye bağırarak ve ellerindeki pankartları sallayarak polise meydan okuyan öğrenciler yeniden grup olmaya başladılar. Daha sonra polis joplarla ve tazyikli suyla harekete geçti. Yaklaşık 150 öğrenci tutuklandı ve sorguya çekilmek için Fort Bonifacio Cezaevi'ne götürüldü. Sonuçta çoğu serbest bırakıldı. Fakat 25 tanesi bir kaç ay çok sağlıksız koşullarda cezaevinde alıkonuldu. Filipinler Üniversitesi'nden ziyarete gelen öğrencilerin, aynı yerde komünistlikle suçlanan mahkumların daha iyi şartlarda yaşadıklarını görmeleri çok şaşırmalarına sebep oldu.

Bu olayı takiben İranlı öğrenciler tarafından tasarlanan ve organize edilen ABD Elçiliği önüne kadar yürüme ve toplu namaz kılma eylemi bazı üniversitelerde konuşuldu. Bazı öğrenciler bu ilginç planın bir grup İranlı öğrencinin gösteriye katılabilmesi için hazırlandığını söylediler. Sonuçta, ne bir İranlı grup görüldü, ne de başarısızlıktan dolayı İranlılar suçlandı. Fakat Carter karşıtı ve Amerikan karşıtı sloganlar İran etkisinin ve iknasının iyi birer delili idiler. Manilalı Müslüman gençlerin cesur tavırları ve liderlerinin şevkleri düşünüldüğünde İmam Humeyni ve İran Devrimi'nin İslami karakteri için eşine az rastlanır bir sempati ortaya çıktı. Bu aynı zamanda liderlik için bir kaç müslümana yapılan bir teklifti, öğrencilerin yeniden grup oluşturmak için otobüslerden inmeleri İslami olduğuna inanılan bir olayda herhangi bir şekilde korkaklıkla suçlanmaya karşı Müslüman gençlerin samimi tavırlarının açık belirtisiydi.

Her halükarda, hadisenin meydana getirdiği "kötü tecrübe" hükümet yetkililerini harekete geçirdi. Basın, Tahran'daki ABD Elçiliği'ne İranlı öğrenciler tarafından saldırı düzenlenerek içerideki Amerikalılar'ın rehin alınması eylemini günü gününe yazıyordu. Yönetime yakın Filipinli gazetecilerin çoğu, Tahran'da olanların desteklendiği toplu namazlar ve tasarlanan gösterilerle daha alakadar olmaya başladılar. Marcos, toplu namazdan yaklaşık yirmidört saat sonra yasadışı gösterilerin dağıtılacağını, kanunlara uymayan öğrencilerin dava edileceğini bildirdi. Bu tavır, Marcos'un ABD yetkililerine onların dostu olduğunu gösterebileceği bir yoldu.

Moro Ulusal Özgürlük Cephesi ve İran Devrimi

İran'ın Moro Ulusal Özgürlük Cephesi [Moro National Liberation Front (MNLF)] ile ilişkilerini anlamak için yakın tarihe bakmak gereklidir. Yüzyıllar boyunca Güney Filipinler'deki Müslümanlar bağımsız sultanlıklar halinde yaşamışlardı. İspanyol istilasından başarılı şekilde korunmuşlar, fakat tedrici olarak A.B.D'nin hakimiyeti altına girmişlerdi. A.B.D Müslümanlar'ın ihanet olarak değerlendirdikleri bir harekette bulunarak, 1946'da Müslümanların bağımsız Filipinler'in bir parçası olmalarına sebep oldu. Bağımsızlık öncesi büyük çoğunluk kendisini Filipinos (Filipinli) olarak görmüyor ve ayrı bir halk olarak kimliklerini muhafaza ediyorlardı.

Bu, temelde dini ve kültürel bir kimlikti. Müslüman liderler bağımsız bir devlet kurmak için Filipinler'in diğer kesiminden ayrılmak istemişlerdi. Müslümanlar uzun yıllar topraklarında, hükümetin yardım ettiği hristiyan göçmenlerin tecavüzlerine inatla direnmişlerdi. Ekonomik baskılar ve siyasal ayrımcılıkla geçen yıllar, eğitim seviyesinin ve ekonomik düzeyin düşmesine yol açtı. İşsizlik çok yaygındı; kanun ve düzen ortadan kalkmıştı. Müslümanlar'a ve sahip oldukları topraklara kendilerinden önceki İspanyol ve Amerikalı sömürgeci yönetimlerin yaptıklarına çok benzer şekilde yaklaşan Manila'daki Filipinli ulusal liderler, derin kuşku ve şiddetli kızgınlıkla karşılandılar. Belirgin biçimde Müslümanlar'ı siyasi yapıya entegre etmeye yönelik hükümet programlarına paralel olarak İslami uyanış da gelişti.

1960'lı yılların sonlarında ve 1970'li yılların başlarındaki olaylar Müslümanları daha da yabancılaşırdı ve silahlanmalarına yol açtı: Mart 1968'de Filipin ordusunun bazı Müslüman öğrencileri katletmesi; Müslümanlar ve Hristiyanlar arasındaki çarpışmalar (bu çarpışmalarda polis ve jandarma çoğunlukla Hristiyanlarla beraberdi); Müslüman cemaate ait toprakların tedrici olarak göçmenlere aktarılması Marcos ve iktidar partisinin yardımlarıyla Kasım 1971 seçimlerinin sonucunda bir çok eyalette ve belediyelerde, Hristiyan politikacıların Müslümanlar'a ait bölgelerde yönetimi ele geçirmesi ve silahlı, gayri resmi hristiyan güçlerin sayısal artışı. 1969'dan başlayarak birçok Müslüman genç, ülke dışında Malezya'nın Sabah eyaletinde gerilla savaşı ve ormanda savaş üzerine eğitildi. Geri dönmeleri cemaatlerinin savunmalarının güçlenmesine yardım etti.

Eylül 1972'de medeni kanun ilan edildiği zaman hükümetin, silahlı Hristiyan gruplardan olduğu kadar ordu saldırılarından da çekinen Müslümanları silahsızlandırmaya yönelik girişimleri açık başkaldırıyı ateşledi. Bu mücadelede en önde, kurucuları yurt dışında eğitilmiş olan MNLF vardı. MNLF, kurucu üyeleri bölge ve dil yönünden kesişen merkezi bir komite tarafından yönetiliyordu; başkanı Nur Misuari Filipinler Üniversitesi'nde öğretim görevlisiydi. Dışarıda eğitim görmesinden önce bile Misuari, yalnızca özgür ve bağımsız bir devlet vasıtası ile Müslümanlar'ın kendilerini bozulmuş yöneticilerden kurtarabileceklerini ve İslami kurumları tamamen hayata geçirebileceklerini söylüyordu. Ona göre Morolar başka bir halktı: Bangsamoro halkı. Misuari'nin kullandığı kavram ulusal bir çağrışım yapıyordu. Şöyle ki kaderlerini Müslümanlar ile bir tutan gayrimüslimler de "Moro" diye adlandırılıp gelecekteki Bangsamoro Cumhuriyetinin vatandaşları olarak değerlendirildiler.

Güney Filipinler'deki savaş binlerce asker ve sivilin ölümüne, yüzbinlerce sığınmacının göçüne sebep oldu. "Soykırım" suçlamaları Morolar'ın uluslararası Müslüman cemaatin yakınlık ve ilgisini çekmelerini sağladı. Libya bazı üst düzey MNLF yöneticileri için güvenli bir mekan sağladı ve çeşitli şekillerde yardım ulaştırdığını inkar etmedi. İslam Konferansı Teşkilatı [İKT] ve diğer uluslararası İslami örgütler Müslümanlar'ın silahlı mücadelesinin liderleri, özellikle MNLF, ile barışçı bir çözüm için müzakerelerde bulunması yolunda Filipin hükümetine sürekli olarak baskı yaptılar.4

Aralık 1976'da Libya'nın müdahalesi ve İKTnin gözlemciliği altında Filipin hükümeti yetkilileri ve MNLF liderleri Libya Trablusgarp'da bir anlaşmaya varmak için görüştüler. Trablusgarp Antlaşması olarak anılan çözüm, ateşkes ve Müslümanlar'ın çoğunluğunun yaşadığı onüç eyalete özerklik verilmesini içeriyordu. Daha sonra Marcos, 1971'in başlarında kendi tanımlayışına uygun bir özerklik şekli oluşturmak için ise başladı. Bu arada Suudi Arabistan'da, Cidde'de yaşayan iki gelenekçi lider tarafından Bangsamoro Özgürlük Teşkilatı resmen oluşturuldu; Lanao eyaletinde halkı arasında sultan ve eski bir kongre üyesi olan Raşit Lokman ve Kotabato eyaletinin Maguindanao asilzadelerinden ve eski sidkongre üyesi Sahipuda Pendatun. Onlar, BMLO'nun Filipinler'deki İslami mücadelenin lideri olduğunu iddia ettiler.

Misuari ve diğer MNLF kumandanlarının ve bilinen geleneksel imtiyazları sebebiyle Lokman, MNLF'nin tam kontrolünü ele geçirmesi gerektiğini düşündü. Fakat bu başka etnolinguistik gruba ve farklı bir toplumsal sınıfa ait olan Misuari başkan oldukça mümkün değildi. Sonuç olarak, BMLO, Misuari'nin solcu eğilimlere sahip, şüpheli ve gizliliğe meyilli biri olduğunu ve onun komitenin ortak kimliğinden saptığını iddia ederek, MNLF'nin liderliğini ele geçirmek için MNLF merkez komitesi başkan yardımcısı Selamet Haşim ile gizli ittifak yaptı. Selamet Haşim, Pendatun'un yeğeniydi ve Maguindanao sülalesine mensuptu. Ezher'de çok yönlü bir eğitim almıştı. Aralık 1977'de Selamet liderliği ele geçirmeye yönelik bir bildiri yayınladı ve İKTye de bildirdi. Fakat Misuari kendine sadık taraftarlarının yardımı ile konumunu korudu ve Selamet Haşim'i azletti. Buna karşı Selamet bağımsızlığını ilan etti ve merkezini Kahire'ye taşıdı. BMLO ise, ne onu ve ne de MNLF'yi kontrolüne alamadığı için 1978'de Filipinler'deki İslami hareketin liderliği iddiasında olan üç güç belirdi; MNLF-Misuari fraksiyonu, MNLF-Selamet fraksiyonu ve BMLO.

İran devrimi olduğunda MNLF-Misuari fraksiyonu ileri gelenleri ve BMLO, İslami ilkelerin yeniden vurgulanması olarak gördükleri devrimi selamladılar. Mayıs 1979'da Raşit Lokmanın kendisine Filipinler'deki de dahil Müslümanlar'ın özgürlük hareketlerine maddi destek sağlayacak bir komite oluşturacağını vaad eden Ayetullah Humeyni'yi ziyaret ettiği söylendi.5 Bununla birlikte sonraki gelişmeler herhangi bir üst düzey İranlı yetkilinin BMLO'ya böyle bir şey söylemediğini gösterdi.

MNLF-Misuari fraksiyonu için durum farklıydı. Haziran 1979'da Misuari beş kişilik heyetin başkanı olarak emperyalizme karşı uluslararası bir konferansa katılmak için Tahran'a geldi. Heyet 9 Haziran'da Kum'da Ayetullah Humeyni ile görüştü, İmam Humeyni Filipinlerdeki devrimci İslami mücadelenin başarısı için dua etti ve Misuari'ye, İran İslam Devrimi'nin zaferinin, Güney Filipinlerdeki mustazaf Bangsamoro Müslümanları kendi zaferlerini kazanana kadar tamamlanmış olmayacağını söyledi. MNLF heyeti, Başbakan Mehdi Bazargan, Ayetullah Muntazari ve o zamanlar Tahran imamı olan Ali Hamaney ile görüşme fırsata da buldu. İran dışişleri bakanı Misuari'ye, İran ve MNLF arasındaki ilişkinin İslam kardeşliği ilkesini temel aldığını söyledi ve zaten Filipinler Büyükelçisi General Rafael M. İleto'ya İran ve Filipinler arasındaki ilişkinin, Filipin'in Moro halkına yönelik davranışlarına bağlı olacağı bildirilmisti. Hemen ardından, İran Hükümeti Devlet Televizyonu'ndan İran'ın Filipinler'deki mustazaf Müslümanlara mümkün olan her yardımı yapacağına dair söz verdi. MNLF heyeti İran basınında geniş şekilde yer aldı.6

İran ziyareti Misuari ve emrindekiler için, özellikle BMLO'nun entrikalarına katlanmak zorunda olmalarının, Selamet Haşim'in ayrılışının ve bir kaç üst düzey MNLF yetkilisinin Filipin hükümetine teslim olmasının ardından, gerçek bir moral dopingi oldu. İran'ın yeni yönetiminin, liderliği geleneksel Moro toplumu içindeki hanedanlığa dayanan ve çeşitli çıkarları temsil eden BMLO ile görüşmekten çekindiği söylenebilirdi. Görece genç olan Misuari ve heyet üyeleri samimi ve kendilerini adamış görünüyor olmalıydılar. Her durumda öbür fraksiyonlarla kıyaslandığında Misuari en büyük silahlı grubu yönetiyordu.

2 Ekim 1979'da İslam Devrimi Muhafızları lPasdaran] Komutanı Ebu Şerif, Kirmanşah'da, teşkilatının Filistin, Lübnan, Eritre, Filipinler ve İran tamamen özgür olana kadar dinlenmeyeceğini ilan etti.7 Sonraları Kayhan International da yer alan bu ifade umulmadık şekilde Manila'da, Filipin hükümetinin MNLF'nin çoktan bittiği yolundaki klasik görüşünü savunan günlük bir gazetede yayınlandı. 15 Ekim'de İran petrol bakam Ali Ekber Monifar aniden, Filipin yönetiminin Müslümanlar'ı katletmesine karşılık olarak İran'ın bu ülkeye ham petrol ihracını askıya aldığını ve "Müslümanlara yönelik baskı ve şiddet devam ettiği sürece bir tek damla petrol satılmayacağını" açıkladı.8

Filipinlerin İran büyükelçisi hareketten resmi olarak haberdar edilmediğini söyledi. Ve ülkesinin İran'dan günde 10.000 varil (yıllık petrol ithalatının yaklaşık %4.16'sı) petrol aldığını açıkladı. Filipinli yetkilileri yalnızca katliam suçlamaları rahatsız etmemişti. Sözleşmesi çoktan yapılmış olan yaklaşık 800.000 varil petrolü de kaybetmek üzereydiler. Diğer bir endişeleri de diğer petrol ihraç eden İslam ülkelerinin de İran'ı izlemeleri veya petrol ambargosu silahını Filipin yönetiminin 1976 Trablusgarp Antlaşması'nı tamamen uygulamaktan vazgeçmesine misilleme olarak kullanmalarıydı.

Ekonomiden sorumlu olanlar da hüsrana uğramışlardı; çünkü İran'da devrimci hükümet kurulduğunda, az gelişmiş ülkelere yardım etme politikası doğrultusunda Filipinler'e petrol ihracını gerçekten arttırmıştı (bazı gözlemcilere göre idealist bir politika, eğer safça değilse ). 6 Kasım'da İran'ın Filipinler'e koyduğu petrol ambargosu tam etkili hale geldi. Monifar'ın açıklamasına resmi tepkiler hemen geldi. Dönemin Dışişleri Bakanı olan Manuel Collontes, ordunun katliam yaptığını inkar ederken, (İran) Petrol Bakanı'na da bir şekilde yanlış bilgi aktarıldığını açıkladı. Hükümetin ateşkese uyduğunu, Trablusgarp Antlaşması'nı uyguladığını ve hatta özerk bölgeleri yönetecek yetkililerin seçiminde tüm halkın oy kullandığını da ekledi.

Savunma Bakanı, siviller arasında tek tük bazı olayların meydana geldiğini kabul etmesine rağmen katliamı yalanladı. Dışişleri bakanlığındaki Müslüman İşleri Bürosu'nun müslüman başkanı da İran'ın suçlamalarını reddetti ve hükümetin Müslümanlar için neler yapmakta olduğunu, Mekke'ye giden hacıların sayısının her yıl nasıl arttığını ve buna benzer şeyleri içeren uzun bir konuşma ile karşılık verdi. Önemli başka bir tepki de, hükümet ile işbirliği içindeki bir grup Müslümanın Misuari'yi İranlı yetkililere yanlış bilgi vermekle suçlamasıydı. Manila'da yayınlanan bir gazete ise İran'dan gözlemci bir heyeti ülkeye davet edip, bu heyetin katliam suçlamalarının yanlışlığını görmelerini söyleyecek kadar ileri gitti.9

Petrol ambargosundan önce bile bazı yerel siyasal gözlemcilerin, yeni İran hükümetinin Filipinliler'e ve Filipin hükümetine yönelik artan soğukluğu üzerine yorumlarda bulunmuş olmaları dikkate değerdi. Bir çok konuda hükümetin tutumunu yansıtan bir köşe yazan olan Jesus Bigornia, bu tutumun İranlı yetkililerin Filipinlilerin halen Şah'a sempati duydukları hususundaki şüphelerinden kaynaklandığını söyledi.10 Imelda Marcos, Şah'ın düzenlediği Pers İmparatorluğu'nun 2500. yıl kutlamalarına katıldığı ve petrol ithalatı ile ilgili olarak en azından bir kere Şah'ın kendisi ile görüşme yaptığı için, bu görüş bir şeyler ifade edebilirdi. Ancak soğuk ilişkilerin başlıca nedeni muhtemelen İran'ın, Misuari'nin açıkladığı gibi Morolar'ın kötü durumlarına karşı gelişen yakınlığıydı.

Ambargonun açıklanmasının ardından Filipinli yetkililer, özellikle de Eğitim Bakanlığı'ndakiler, İranlı öğrencilere karşı, düşmanca değilse de, oldukça tedbirli hale geldiler. 19 Ekim 1979'da Bigornia, köşesinde, Tahran'daki bir devrim komitesinin Güney Filipinler'deki isyancı Morolar'a İranlı öğrenciler vasıtasıyla yardım sağladığını iddia etti. Bilgi kaynağı, içinde bulunduğu duruma üzülen ve bu yüzden Manila'dan ayrılıp Avusturalya'ya giden İranlı bir öğrenciydi. Bu İranlılar tümüyle Tahran'ın emri altındaydılar. Bir askeri eğitime ve Kuzey İran'da isyancılara karşı savaşırken kazandıkları savaş tecrübesine sahiptiler. Ardından Bigornia, hükümetin, ulusal güvenliğini tehdit eden böyle öğrencileri soruşturmaya başlamasını ısrarla tavsiye etti.11 Bundan sonra bir çok İranlı Filipinler'deki yaşamı Şah iktidardayken geldikleri ilk zamanlardaki kadar kolay bulmayacaklardı.

İran'ın petrol ambargosu MNLF için bir zaferdi. Aynı şekilde İslam ülkelerinin Morolar'a daha fazla imtiyaz vermesi, Filipinler'i zorlamak amacıyla yaptırım uygulamalarını savunan BMLO tarafından memnunlukla karşılandı. Bununla birlikte özerklikten vazgeçerek esas düşüncesi olan ayrılıkçılığa geri dönen Misuari'nin aksine BMLO Trablusgarp Antlaşması'nın tüm yönleriyle uygulanması için mücadelesine devam etti. Bu başarıldığında BMLO liderleri ülkeye dönüp özerk bölgenin yönetimini ele alacaklarım umuyorlardı. Fakat Marcos antlaşmanın tamamen uygulanmasını açıkça engellerken dünyaya aslında tüm hükümlerin yerine getirildiğim ilan ediyordu. iKTyi ikna etmeyi başaramayınca Müslümanların liderliği iddiasında üç örgütün olduğunu ve hangisi ile görüşme yapacağını bilmediğini -İKT'nin MNLF ve başkanı olarak da Misuari'yi tanıdığı gerçeğine rağmen - söyleyerek itiraz etti.

Aslında yeni İran hükümeti İran petrolünü İslami amaçlarla kullanma politikasını hiçbir zaman gizlemedi. Bu 1979 Mayıs'ında Fez'deki onuncu İKT konferansında sunduğu tebliğinde BMLÖ'nun neden İran'dan Filipinler'i Trablusgarp Antlaşması'na uymaya ve Müslüman eyaletlerinde uygulanan sıkı yönetimi kaldırmaya zorlamak amacıyla petrol yaptırımı istediğini açıklamaktaydı. BMLÖ'nun tebliği, Arapların Filipinler'e İslam'ı götürenler olmaları nedeni ile Morolar için bazı sorumluluklar yüklenmeleri gerektiğini belirtirken, Araplar'ın petrollerini, yalnızca Müslüman oldukları için soykırıma kurban giden Arap olmayan halklar için de kullanmaları zorunluluğunu dile getiriyordu. Oradaki Müslümanların, Araplar'ı davalarında her zaman desteklediklerini ve buna karşılık İslam düşmanlarının misillemelerine hedef olduklarını söylemeye bile gerek yoktu.12 İran petrol ambargosunun başlamasından kısa bir süre sonra alt düzey bir BMLÖ yetkilisi Cidde'de BMLO tebliğini özetleyerek İran'ın doğru hareketi yaptığını ve Suudi Arabistan'ın yapacağı en uygun hareketin onu izlemek olduğunu açıkça ilan etti. Teklif, onu alışılmadık şekilde küstah bulan Suudi yetkililerin hiç de hoşuna gitmemişti ve BMLO yetkilisinin hemen sınırdışı edilmesi sadece bazı merhametli kimselerin ricaları ile önlenmişti.

Misuari, genel petrol ambargosu konusunda daha diplomatik ve ittihatlıydı ve konuyu Araplar'ın hassasiyetini zedelemeden halletmeye çalıştı, 1980 Nisan'ında Hz. Muhammed hakkında Londra'da düzenlenen uluslararası bir konferans sırasındaki konuşmasında söyle dedi:

“İslam ülkelerinin ve özellikle kahraman kardeşimiz İran İslam Cumhuriyeti'nin petrolü kesmesi, Marcos yönetimini hiddetlendirdi. Bu karar İslami dayanışmanın mümkün ve kaçınılmaz olduğunun açık bir işaretidir. MNLF ve dünyadaki sempatizanlarımız, Filipinler'e tek bir damla petrol almayana kadar kampanyayı sürdüreceklerdir.”13

Gene aynı konuşmada Misuari tüm petrol üreten ülkelere soykırım savası bitene ve müstazaf Bangsamoro halkı özgürlük ve bağımsızlığını kazanana kadar, katil Marcos yönetimine petrol satışını durdurmaları çağrısında bulundu. Marcos'un petrol ve borç almasına izin vermek yalnızca müslümanlara daha fazla baskı yapmasına hizmet etmektir ve bu yüzden Marcos'a ve Siyonizm ve ABD'nin yönetimindeki emperyalist dünyanın beslediği zalim yönetimine silah temin etmekten hiç de farkı yoktur. Ardından, gelecek yıl Mayıs ayında İslamabad'da toplanması planlanan İslam Konferansından önce, Konferansın MNLF davası için sosyal ve maddi yardım içeren bir karar almasını teklif etti .14

Kasım 1980'de Tahran'daki MNLF bürosu İran hükümeti tarafından resmen tanındı. Bununla ilgili olarak büro yöneticisinin ev sahipliği yaptığı resepsiyona İran'la ilişki kurmuş Müslüman ülkelerden en az altı büyükelçi katılmıştı. İranlı yetkililerin Selamet Haşim ve Misuari arasında uzlaşma sağlamaya çalışmaları da bu zamana rastlamaktaydı. Haşim Tahran'a davet edilmişti. Ancak kendisinin ev sahibi olan Mısır ile İran arasındaki gergin ilişkiyi göz Önüne alarak daveti kabul etmemeyi uygun buldu.

6 Haziran 1982'de Misuari ve büyük bir heyet, İran hükümetinin daveti ile İslam Devrimi muhafızlarının düzenlediği İslami hareketler üzerine bir haftalık seminere katılmak için Tahran'a geldi. 4 Temmuz'a kadar İran'da kaldılar ve bu süre içinde heyet üyeleri Ayetullah Humeyni'yi bir kez daha ziyaret ettiler. Misuari ve grubu, hepsi de MNLF'nin Bangsamoro halkı için kendi kaderini tayin hakkını ve özgürlük taleplerini İran'ın tam destekleyeceğine söz veren Ayetullah Muntazari, devlet başkanı Ali Hamaney, Dışişleri Bakanı Ali Ekber Velayeti, Dışişleri Bakanı Yardımcısı Ahmed Azizi ve Seyyid Mehdi Haşimi ile görüşmeler yaptılar, özellikle Hamaney, Bangsamoro Devrimi için siyasi, ekonomik ve diğer tür yardımlar için söz verdi.15 Tahran'da iken Misuari basınla da röportaj yaptı ve Bangsamoro halkının kahraman Filistin ve Lübnan halkı ile birlik ve dayanışma içinde olduğunu teyit ederek İsrail'in Lübnan halkına ve Filistin Devrimi'ne yönelik zalimce saldırılarını da kınadı.16 Heyetin üyeleri değişik dinleyiciler önünde Bangsamoro mücadelesi üzerine konuşma yapmaları için davetler aldılar. Ayrıca Kayhan International, MNLF'nin enformasyon sorumlusu Abdulreşat Asani'nin kaleme aldığı Filipinler'deki müslüman katliamı hakkında bir seri makale yayınladı.

Tüm pratik amaçlar için Tahran'daki (hükümetin tesis ettiği) MNLF bürosu bir elçilik görevi görüyordu, önemli bayramlar ve siyasal olaylar için İran'ın en üst düzey siyasi ve dini yetkililerinden gelen resmi tebrikleri ve mesajları MNLF oradan alıyordu. MNLF temsilcileri basına da kolayca ulaşabiliyorlardı. Sonraki bir kaç yıl için MNLF yetkilileri Bangsamoro halkının sorunları üzerine İran üniversitelerinde, okullarda ülkenin her yerinden gelen gruplar önünde planlı bir seri konferans vereceklerdi.

İran'ın anti-emperyalist tutumuna dikkat çekmek yanında Misuari ve MNLF'yi sürekli destek hususunda temin etmek için Dışişleri Bakanı Velayeti 9 Kasım 1982'de devlet radyosundaki açıklamasında ülkesinin ABD'ye, İsrail'e, Güney Afrika'ya ve Filipinler'e petrol vermeyeceğini söyledi.17

İran'ın Libya büyükelçisi Mehdi Şamlu ve üst düzey diplomat Muhammed Rıza Şakir'in karşılıklı ilişkiyi konuşmak için 24 Nisan 1983'de MNLF'nin Tripoli bürosuna nezaket ziyaretinde bulunması MNLF ile daha sıkı bağlar kurulmasına yönelikti. Takip eden ay İran Siyasi İşler Şubesi üyesi Hamid Fikri, MNLF liderleriyle fikir alışverişinde bulunmak için aynı büroyu ziyaret etti.18

Bunun gibi ziyaret ve bağlantılar bir çok siyasal gözlemcinin İran'ın şimdi zayıf olan Libya'nın elinden MNLF'nin başlıca destekçiliğini aldığı sonucuna varmalarına yol açtı. Artık Misuari'nin merkez üssü Tahran'daydı. İstihbarat yetkililerinin raporları doğrultusunda Maninalı gazeteciler Ülkede İranlı ziyaretçiler ve MNLF sempatizanlarının gizli buluşmaları hakkında yazılar yazdılar; savaş tecrübesine sahip İranlılar'ın Güney Filipinler'e gittiğini ve MNLF üyelerinin gelecekte savaşçı olarak hizmet etmeleri İçin İran'da eğitildiklerini de haber olarak geçtiler.

O zamanlar Filipinler dışında olan Benigno Akino, 1981'in Mayıs ve Temmuz aylarında sonradan kendisinin liderlik edeceği bir siyasal muhalefet grubuna katılmalarına hazırlık olarak değişik Müslüman örgütleri birleştirmeyi denedi. 23 Haziran 1983'te A.B.D Beyaz Saray Dışişleri Komitesi'nin Asya Pasifik işleri Alt Komitesi önünde muhtemel İran-MNLF ilişkilerini açığa vurdu:

“Nitelik olarak MNLF [komünistler yönetimindeki Yeni Halk Ordusu'ndan] daha iyi eğitilmiş savaşçılara sahip görünüyor. Bu gerillaların çoğu Ortadoğu'daki eğitim kamplarında, Libya, Suriye ve İran'da yetiştirildi. MNLF yalnızca daha eğitimli değil, aynı zamanda daha fazla teçhizat ve paraya sahip. Geçen sene Ayetullah Humeyni'nin yönetimi, silah ve cephane alması için rivayete göre 30 Milyon dolarlık bir fon kurduğunda MNLF büyük bir darbe haberini yaydı. FKÖ'den Yaser Arafat'ın da aracılığıyla İran parayı sağladı ve FKÖ Suriye'deki teçhizat depolarından silahları temin etti.”19

Bilhassa Akino'nun bunları nereden bildiğini merak etmek yanında belirtilen muazzam para miktarının gerçekliği de, özellikle İran'ın çok pahalı bir savaşın içinde bulunduğu da göz önüne alınarak sorgulanabilir. Akino'nun bilgi kaynağı, Misuari'yi, ılımlı olarak adlandırılan İslam ülkelerinden, genellikle Suudi Arabistan ve Mısır'dan izole etmek istemiş olabilir. Bir süre Filipinler'de bulunmuş ve Bangsamaro konusunda dikkatli bir gözlemci olan Hüseyin Hakkani, "Misuari'nin İran, Libya ve Suriye gibi yönetimlerle kaderini bir tutma kararının, İslam dünyasının geri kalan kısmında onu itibarsız kılacak eleştirilere yardımcı olduğunu" belirtmekteydi.20 Gerçekten, Misuari'ye yönelik en sert eleştiriler Suudi Arabistan destekli olduğu sık sık iddia edilmiş olan Cidde merkezli BMLO'dan geldi.

İyi bilindiği gibi Misuari ve MNLF'nin ilk ve en güçlü destekçilerinden biri Libya'ydı. Misuari orada bir merkez kurduğunda Şam'da buna ilave bir üs elde etmesi onun için doğal ve mantıklıydı. Tahran'da da bunlara ilave bir üs, bir kaç nedenden ötürü mecburiydi. Hakkani'nin gözlemlediği gibi:

“İslam dünyasındaki farklılıklar Moro savaşçıları arasındaki bölünmeye de yansıdı, İslamcı ulusalcı ideolojisi ve devrimci mücadeleye bağlılığı bilinen Misuari yönetimindeki MNLF, Libya ve Suriye ile bağlarını korumakla beraber şu anki İran yönetimine yakınlığını arttırdı. Diğer gruplar (BMLO vd.) İslam Konferansı Örgütü aracılığıyla Filipin hükümetine Morolar lehine baskı yapılmasında aktif rol oynamış olan Suudi Arabistan'ın desteğini görecek faaliyetler üzerine yoğunlaştılar.”21

Müslümanlar'a özerklik ve barış çerçevesinde Tripoli Antlaşması'nda ısrara devam eden Libya, Suudi Arabistan ve bir çok İslam ülkesinin tersine İran'ın, Bangsamoro halkının kendi kaderini tayin hakkını ve bağımsızlığına sahip olması gerektiğini savunmasına çok dikkat edilmelidir. Filipinler'le birlikte Güneydoğu Asya Ulusları Birliği (ASEAN) üyeleri olan Endonezya ve Malezya'nın aksine İran, MNLF ile ilişkilerinde İslami hedefleri ile ilgili herhangi bir sınırlamaya tabi değildir. Misuari Marcos'un hiç bir zaman Tripoli Antlaşmasını tümüyle uygulamaya niyet etmediğini sık sık söyledi; Marcos'un faaliyetleri yanında (Antlaşma'nın hükmünün kalmamış olduğunu belirten) üst düzey Filipinli yetkililerin açıklamaları Misuari'nin mücadelesini teyit etti. Dahası, sıkıyönetim ilanından önce dahi Misuari yalnızca bağımsız ve ayrı bir halk olarak İslami kural ve kurumları uygulayabileceklerini ısrarla söylemişti. Anlaşma'yı Libya ve İKT ülkelerinin güçlü baskıları altında imzalamaya razı edilmişti. Ayrıca, herkese Anlaşma'yı ilk olarak ihlal edecek tarafın Marcos yönetimi olacağını göstermek istemişti.

Er ya da geç üst düzey İranlı yetkililerin ve MNLF liderlerinin ortak bir anlayış geliştirmeleri hemen hemen kaçınılmazdı. Humeyni yönetimi, kaynaklarının sınırlılığına ve bunlara çok gereksinim duymasına rağmen verdiği manevi desteğin yanında MNLF'ye mütevazi bir yardım yaptıysa, bu şaşırtıcı olmamalıdır, İran'ın konukseverliliği, MNLF-Misuari fraksiyonunu ılımlı adlandırılan İslam ülkelerinden izole etmedi. Misuari ve en yakın yardımcıları, bir devlet başkanına gösterilenden hiç de farklı olmayan bir nezaketle karşılaştıkları Suudi Arabistan, Pakistan ve Körfez ülkelerinde serbestçe seyahat etmeye devam ettiler. Son haberlere göre, oğullarından birinin okumak için bulunduğu Ezher'de büyük Şeyh'e yaptığı ziyarette, Misuari'ye MNLF'nin Kahire'de açık bir irtibat bürosu açmasına izin verilmesi için Ezher Şeyhi'nin yetkililere tavsiyede bulunacağına dair söz vermiştir.

Fİlipinler'deki Müslümanların kötü durumlarına, İslam dünyasının tüm ülkeleri birleşik bir ilgi ve sempati gösterdiler. Bunun tam olarak farkında olan Misuari dikkatlice bir yol izleyip boş yere birini öbürüne üstün tutmaz iken bir çoğu ile bağlantısını sürdürmeye çalıştı. İKT ve diğer uluslararası İslami teşkilatlar önündeki konuşmalarında Misuari, Körfez Savaşı'na acil ve onurlu bir son için22 veya İslami birlik ve kardeşlik adına İran-Irak savaşında barışın üstün gelmesi için içten dualarını ifade etti.23

Şubat 1989'da İslamabad'da toplanan İslam Dünyası'nın İslami Birlik Konferansı'nda İran-Irak savaşına son vermenin yollarını ve araçlarını bulmak için İslam dünyasının ileri gelenleri, ulema, entellektüel ve mücahidlerden oluşan tarafsız bir heyet oluşturulmuştu. Misuari seçilmiş heyet üyelerinden birisiydi. Bu durum İran ile olan yakın ilişkisinin yanında bir çok Arap Ülkesiyle olan iyi ilişkilerini de tasdik etmektedir.24

Filipinler'de İranlı Öğrenciler

1960'ların sonlarında hayli düşük masraflı eğitim ve İngilizce kullanılıyor olması genç İranlılar'ı Filipinler'deki üniversite ve kolejlere kaydolmaya sevk etti. İran Devrimi arifesinde Filipinler'de en az 2500 İranlı öğrenci vardı. 12 Şubat 1979'da yaklaşık 700 tanesi Manila"daki İran Konsolosluğu'na girerek Devrim'in zaferini kutladılar. Şah'ın bütün resimlerini yırtarak büyükelçi ve memurların şaşkın bakışları arasında Ayetullah Humeyni'nin resimlerini astılar. Öğrenci liderleri Kasım 1978'de Şah'a karşı yapılan gösteride büyükelçinin kendilerine karşı olumsuz tutum takındığını söyleyerek büyükelçiyi suçladılar. Ertesi gün elçilik kapandı.

Ağustos 1979'da yaklaşık 2000 İranlı ve yerli Müslüman öğrenci Manila'daki caminin yanında İsrail'in Lübnan'a bitmek tükenmek bilmeyen saldırılarından dolayı Başkan Carter ve Begin'i suçlayan bir gösteri yaptılar. Aynı zamanda İsrail'i Kudüs'ü işgal etmekle ve Filistinlileri Filistin'den çıkartmakla suçladılar. Eylül'de İranlı öğrenciler bazı elçilik görevlileri yardımıyla elçiliklerini Şah'a sadık oldukları bilinen memurlardan temizlediler. Kasım'ın ikinci haftasında 200'den fazla İranlı öğrenci elçilik önünde Şah ve Amerika karşıtı bir gösteri düzenlediler. Buna cevap olarak Marcos, savunma bakanına yabancılar tarafından yapılacak bütün gösterileri yasaklaması için talimat verdi. Aynı gün, eğitim bakanı akademik yükün ve kanunsuz olarak ülkede kalan İranlı öğrencilerin tesbitindeki başarısızlığın sınırlandırılması için bütün İranlı öğrencilerin kayıtlarının (yaklaşık 3500) gözden geçirileceğini açıkladı. Bununla birlikte bu tehdidler, Filipinli polisler tarafından çok şiddetli bulunan İranlı öğrencilerin protesto gösterilerini engellemekte başarısız kaldı. Bu aydan sonra İranlı öğrencilerin ABD Elçiliği önüne kadar sürecek bir gösteri hazırladıkları söylentisi silahlı polis kuvvetlerini Elçiliği korumaya ve kordon altına almaya sevk etti. Fakat hiç bir gösteri olmadı. İstihbarat yetkilileri 30 Kasım 1979'da yerli Müslümanlar tarafından ABD Elçiliği yanında yapılan gösterinin İranlı öğrencilerden ilham alınarak veya onların yardımı ile yapıldığına inanıyorlardı.

Bu gösteriyi takiben 5 Aralık'ta eğitim bakanı yabancı öğrencilerin sayısını kısıtlayan yeni politikalarını açıkladı; 1980-81 akademik yılında yansı ASEAN öğrencileri için ayrılmış sadece 750 başvuruya izin verilecekti, yeni İranlı öğrenci kabul edilmeyecekti. Bakan bu kararın İran'daki rehine sorunuyla alakası olmadığını, Filipinler'deki İranlı öğrencilerin toplam 6831 olan yabana öğrenci sayısının 2324'ü gibi büyük bir kısmını teşkil etmesinden dolayı olduğunu söyledi.25 Rapor yayınlandıktan iki gün sonra bazı eğitim bakanlığı memurları yeni yabancı öğrencilere uygulanan yasağın kaldırılmasını talep eden imzasız ölüm tehditleri aldılar. Yine de bu, bakanlığın, İranlı öğrenciler tarafından okuma izni için yapılan 120 yeni başvuruyu reddetmesine ve diğer 30 İranlı öğrenciyi sınırdışı etmesine mani olamadı. Buna ilaveten Göçmen İşleri Komisyonu tarafından doküman veya belge eksikliğinden dolayı 21 İranlı öğrencinin ülkeye girmesine izin verilmedi.

Ayetullah Humeyni'nin 11 Ocak 1981'de özel bir görevle Ayetullah Hüseyin Nuri'yi Manila'ya göndermesi büyük bir ihtimalle eğitim bakanının davranışının ve İranlı öğrenciler tarafından gönderilen şikayet mektuplarının bir sonucuydu. İran Konsolosluğu'ndaki bir basın toplantısında Nuri, Humeyni'nin İranlı öğrencilerin, özellikle polisle, güvenli olmayan ve kötü koşullarla karşı karşıya kaldıklarıyla ilgili raporlar aldıklarını açıkladı. Yaklaşık 4000 İranlı öğrencinin Filipinler'de olduğunu söyledi. Nuri konuşmasında 30 Kasım'daki gösteride tutuklanarak hapiste tutulan İranlı öğrenciler adına serbest bırakılmaları için ricada bulunurken, hala hapiste tutulan bu öğrencilerin serbest bırakılacakları için şimdiden teşekkür etmeyi de ihmal etmedi. Nuri İran'ın petrol ambargosunun bir nedeninin de İranlı öğrencilere karşı yapılan sert davranışlar ve ayırt edici tutumlar olduğunu belirtti. O aynı zamanda İran'da hala en az 1500 Filipinli işçinin bulunduğunu hatırlatmayı da unutmadı.

Nuri'nin ayrılışından sonra Filipinler Yabancılar Bakanı Carlos P. Romulo İranlı öğrencilere kötü davranıldığını reddetti ve bütün yabancı öğrencilerin haklarını teker teker saydı. Aynı zamanda Ayetullah'ın yetkililere iletmekten önce basına şikayetlerde bulunmasından dolayı26 da üzüntülü olduğunu belirtti.

1980 yılında İranlı öğrenciler tarafından bir dizi iyi planlanmış gösteriler yapıldı. Örneğin 7 Nisan’da 200 öğrenci elçilikleri önünde Mısır ve Amerika karşıtı gösteri yapmak için toplandı. Fakat güçlü asker ve polis kordonundan dolayı Mısır Elçiliği önüne kadar yürüyemediler. Manila'da yaşayanların bildiği kadarıyla İran'la ilgili konuların işlendiği politik gösteriler, Şah'ın mahkemeye çıkarılması için geri verilmesi gibi, ilgisiz ve boş bir iş olarak algılandı. Fakat Mısır karşıtı sloganlar sadece bir kaç Müslümanı kızdırmakla kalmadı. Mısır hükümeti yüzlerce Moro öğrenciye burs vermişti. Genç ulemanın büyük bir kısmı Ezher'de eğitim görmüştü. Buna ilaveten genelde çoğu Moronun kalbinde Araplar önemli bir yer tutmaktaydı.

Bununla beraber Ramazan ayının sonundaki kutlamalar ve gömülmek için İran'a gönderilen bir öğrencinin hava alanına götürülmesi olağan dini gösteriler olarak algılandı. Bu tür toplanmalara normal olarak polis tarafından toleranslı davranılırdı ve İranlıların Morolu sınıf arkadaşları da katılımda bulundu. Polis bu tür gösterilerin ABD Elçiliği'ne doğru yürüyüşe dönüşmemesi için alarm halindeydi. Kültürel farklılıklar, uygun iletişim eksikliği İranlı öğrencilerle polis arasında sık sık tartışmalara yol açıyordu. Şurası ilginçtir ki İranlıların düzenledikleri dini bir toplantıya 500 veya daha fazla kişi katılıyorken politik gösterilere ortalama 250 kişi katılıyordu.

7 Ağustos'taki bir ziyaretinde Ayetullah Rıza Reghabi İran Elçiliği'nde düzenlediği bir basın toplantısında MNLF’nin Tahran'da bir ofis açtığını ve maddi yardım istediğini doğruladı. O aynı zamanda prensip olarak Filipinli Müslümanlar'ın resmi olarak ayrılmak için yaptıkları mücadeleyi desteklediklerini açıkça belirtti. Fakat maddi yardımın parlementoda tartışılacağını söyledi.27 Bu yorum Marcos hükümetinin, MNLF'nin hemen hemen izole edildiği öngörüsü ile hareket eden basın tarafından pek önemsenmedi. Ertesi gün ellerinde Amerika'yı büyük şeytan olarak niteleyen ve İran uyrukluların Amerika'dan atılışım protesto eden 300 kişilik bir grup İranlı öğrencinin ABD Elçiliği önüne yürümesi güçlü bir tim tarafından önlendi. 13 gösterici polis tarafından tutuklandı. 13 Ağustos'ta 170 İranlı öğrenci tutuklamaları protesto etmek için elçilikleri önünde ve Manila camiinde açlık grevine başladılar. 8 Ağustos gösterisinin Ramazan'ın sona erdiğini belirten gerçek bir dini bayram olduğunu söylediler. Tutuklanan öğrenciler serbest bırakıldı. 18 Ekim'de Eğitim bakanı, eğitim ve barınma ihtiyaçlarını karşılayacak yeterli miktarda finansal doküman veremeyen 350 öğrenciye daha (çoğu İran'lı) okuma izni vermeyi reddetti. Bu tarihte İran'daki Filipinli işçi sayısı 600'den az kalmıştı.28

Ocak 1981'de Marcos'un otoriter rejiminin devam etmesine rağmen sıkı yönetim kaldırıldı. Bu arada İranlı öğrenciler kendi aralarında anlaşmazlık ve mücadele tecrübesini yaşadılar. Şubat'ta bir grup İranlı harçlıklarındaki kısıntıyı protesto için kendi elçiliklerine saldırıda bulundular. 200 tanesi polis tarafından sessizliği bozmaktan tutuklandı. Ve Göçmen Bürosu bazılarını sınırdışı etmeye başladı. Gözaltında iken 4 elçilik görevlisinin işine son verilmesini talep ederek açlık grevine başladılar. Yolun sonunda öğrenciler arasında belirgin olarak iki fraksiyon ortaya çıktı: Humeyni yanlıları ve karşıtları. Söylentilere göre bölgede yasayan bazı Müslümanlar, güneydeki Müslümanlara elçilik görevlilerinin maddi yardım yaptığını söyleyen Humeyni karşıtlarını rahatsız ederek Humeyni taraftarlarına yardım ediyorlardı. Her iki grup arasında polisin ve bir çok İranlı'nın yaralanmasına yol açan şiddet tehlikeli boyutlara ulaştı. Bir olayda 200 İranlı Fort Bonifacio Cezaevine götürüldü. İran Elçiliği memurları, kanunlara karşı gelen İranlılara Filipinler hükümetinin sert bir şekilde muamele etmesi gerektiğini söylerken, bazı günlük gazeteler idarecileri huzursuzluk yaratan İranlıları sınırdışı etmek için ikna etmeye çalıştılar. 1982'de gazeteler Humeyni karşıtı öğrencileri sindirmek için ölüm taburlarının var olduğunu iddia eden haberler yayınladılar. Bazı İranlılar 32 ölüm taburu mensubunun kimliğini bildirdi ve Elçiliğin "İslam Muhafızları”nın bir üssü olduğunu iddia ettiler. Bunlardan biri, bu uygulamanın İslam Devrimi'nin dünyaya ihracını öngören İran anayasasının doğal bir yansıması olduğunu söyledi. Hatta daha ileri giderek, MNLF'den maddi destek karşılığı, silah ve cephane elde edildiği de iddia edildi.29

17 Nisan 1983'te Manila'nın aşağı mahallelerinde Müslümanların yaşadığı bir bölgede yangın 3000'den fazla aileyi evsiz bırakarak büyük hasar yaptı. Hasarın büyük olmasında suyun azlığı ve itfaiyenin ilgisiz kalması büyük rol oynadı. Yakınlarda ikamet eden İranlı öğrenciler Müslümanların mallarını kurtarmaya ve yağmalamaya karşı korumaya geldiler. Politik farklılıklar geçici olarak bir kenara bırakıldı. Bir ihtiyaç anında Müslümanların diğer Müslümanlara yardım etmesi gerektiğinin açık bir ifadesiydi bu. Morolu aileler, karşılık olarak bir şey beklemeyen İranlı öğrencilere bundan daha müteşekkir olamazlardı.

Bunu takip eden Ağustos'ta, Manila gazetelerinde yer alan bir seri sansasyonel başlıklı makaleler, Şah yanlısı veya Humeyni karşıtı öğrencilerin defedilmesi için çabalayan militan İranlı öğrencilerin oluşturduğu ölüm taburlarına karşı beklenmedik bir ilgi oluşturdu. Ve bunların gerçekte ajan olduğu söylendi. En azından beşi geçmişteki Şah yanlısı olaylardan iyi tanınan, dokuz İranlı öğrencinin ortadan kaybolduğunu kanıtlayan raporlar vardı. Ve Humeyni karşıtı öğrencilere yapılan kötü muamele dokuz aydan beri devam ediyordu. İran Elçiliği sözcüsü bu tür suçlamalara, hükümetlerine karşı yapılan kötü propagandaların bir parçası olduğunu söyleyerek karşı çıktı. Filipinler'deki İranlı Müslüman öğrençiler bir bildiri yayınlayarak, bir çoğunun Devrim'den önce Şah'ın İran'daki kampüslere yaptığı sert baskılardan kaçmak ve yüksek standartlarda olduğu bilinen Filipinler eğitim kuruluşlarında okumak için bu ülkeye geldiklerini açıkladı. Buna ilaveten "ölüm taburu" propagandasına karşı çıkan 200 İranlı öğrenci, 18 Ağustos'ta eğitim bakanlığını kuşattılar. Bazı Filipinli Müslüman olmayan öğrenciler de İranlılar'ın temel haklarını serbestçe ifade etme hakkı tanınmasını talep ederek hükümetin faşist baskılarını itham etmek için onlara katıldılar.

Bu arada eğitim bakanı Ekim kayıtlarında hiç bir İranlı öğrenciye geçici izin çıkmayacağını ve en azından istenmeyen 25 İranlı'nın sınır dışı edilmesi için tavsiyede bulunulduğunu söyledi, iki üç gün zarfında Göçmen işleri Komisyonu okuma izni uzatması eksik olan 200 İranlı öğrencinin derhal dışarı atılmasını emretti. Bu tarihte eğitim bakanı 32 kuruluşa kaydolan 900 öğrenciden yarısından fazlasının (489 öğrenci) okuma izni olduğunu, kalan 411 öğrencinin izni olmadığını söyledi.

İranlı öğrencilerin sayısının yaklaşık %10'unu etkileyen sınırdışı etme emri, İranlılara karşı sinir bozukluğu yükselenleri ikinci defa düşünmeye itti. Bir gazeteci, maddi durumları kötü olan Humeyni karşıtı öğrencilerin İran'a dönüşlerinin durumlarını daha da kötüleştirebileceğini söylerken30 "petro-dolar"lara sahip diğer öğrencilerin ülkede kalmak için rüşvet verebileceklerini belirti. Diğer bir gazeteci ise bir çok İranlı öğrencinin ülkede kalmak istemelerinin, sadece eğitim masraflarının düşük olmasından değil aynı zamanda Şah rejimi sırasında Filipinler eğitim kuruluşlarındaki akademik serbestlik havasının İran'dakinden farklı olmasından kaynaklandığı yorumunu yaptı.31

İran Elçiliği eski Çalışma Ataşesi Hüsrev Manoçer'in ifadesine göre Humeyni karşıtı öğrencilere rahatsızlık veren ve onları İran'a dönmeye zorlayan bir ölüm taburu vardı. Ve gerçekten bazı öğrenciler ajanlık yapmaktaydı. Önemli olan şuydu ki büyük çoğunluğu, İdeolojik bakımdan davranmayan, "kitapları ve dersleriyle yalnız bırakılmayı arzulayan" bütün İranlı öğrencileri Humeyni yanlısı veya karşıtı olarak adlandırmak yanlıştı.32

22 Ağustos 1983'te Filipinler muhalefetinin umudu ve sembolü eski senatör Beningo Akino'ya Manila havaalanında suikast yapıldı. Bu haftalarca gazetelerde kalacak büyük bir hikayeydi ve fark edilmemeye karar veren İranlı öğrencilerle ilgili haberler, günlük gazetelerin ön sayfalarından kayboldu.33

Fakat birçok İranlı öğrencinin ülkede bulunuşunun milli güvenliğe bir tehdit olduğunu tartışanlar hala vardı. 16 Kasım 1983'te bir gazeteci İranlı öğrenciler tarafından yayınlanan Birlik Çağrısı [Peyam-ı Vahdet] adlı derginin baş makalesinden İran Devrimi'nden sonra kitap, makale şeklinde 5 milyon propaganda malzemesi üretildiğini belirtti. Bu materyallerin bazıları Filipinlerde devrimi teşvik etmek için dağıtılmıştı:

“Bizim bu ülkede Filipinli kardeşler arasında dağıttıklarımız ve söylediklerimiz onları uykularından uyandırdı. Biz Müslüman ve Hristiyan Filipinli halkı diktatörler ve fahişelerin çöken rejimine karşı açıkça eyleme geçmek için aydınlatmayı ve etkili şekilde teşvik etmeyi başardık. Onların bütün ülke çapında ve en son olarak da Cebu'da büyük gösterilerine ve toplanmalarına şahit olduk. Bizim onlara devrim sanatı ve bilimi hakkında öğrettiklerimizi öğrendiler. Şimdi gururla söyleyebiliriz ki biz İran'da örneğini başlattıktan sonra onlar da kendi yeraltı hareketlerine sahip oldular.”34

Marcos rejimine karşı, 1972'den beri gelişmeye devam etmekte olan Müslümanlar'ın silahlı mücadelesi, belli bölgelerdeki komünist isyanlar ve 1960'lann sonlarından beri yapılan, şiddetli öğrenci gösterileri ve yüzyılın başından itibaren görülen iyi organize edilmiş işçi ve köylü hareketleri bu kendinden menkul iddia tarafından kaale alınmıyordu.

Özellikle Manila gibi şehir merkezlerinde Moro öğrenciler İranlı sınıf arkadaşları tarafından ortaya atılan evrensel sorunlarla karşı karşıya idiler. Politik ve dini yayınlar Müslümanlar'ın çoğunun yaşadığı güney bölgelerinde daha çok ilgi gördü. Bir çok MNLF bölge komandosu Ayetullah Humeyni'nin fikirlerine yakınlık gösterdi. Bazıları hatta açıkça onlardan etkilendiklerini söylediler. Aynı zamanda manevi bir lider olan Humeyni'nin resimleri bir çok Müslümanın evinde asılıydı. Müslümanlar, 18 Mart 1988'de, Bangsamoro Özgürlük Gününün 20. yıldönümü gösterilerinde Güney Filipinler'deki çeşitli şehir ve kasabalarda ve özellikle de Zamboanga şehrinde düzenledikleri barışçı gösterilerde Nur Misuari ve Ayetullah Humeyni'nin büyük boy resimlerini yanyana taşıdılar. Gerçekten bir çok Moro için Humeyni İslam Devrimini simgeliyordu.

Sonuç

İran İslam Cumhuriyeti'nin Bangsamoro'da kendi kaderini tayin ve bağımsızlıkları için mücadele eden insanlara gösterdiği sempati, Nur Misuari ve MNLF'ye gösterilen iyi davranış ve misafirperverlik, İran'ın moral desteği ve elle tutulur sayıdaki yardımları Filipinler'deki İslami harekete çok ihtiyaç duyduğu cesareti verdi. Marcos rejimi ve sıkıyönetimin sınırlandırmalarına rağmen Morolar'ın hakları için bir çok İranlı öğrenci tarafından gösteriler yapıldı. Bu eylemler İranlı öğrencileri askeri denetim altına koydu, onlara hükümet kontrollü basında kötü bir şöhret kazandırdı. Onları gereksiz küçük düşürmelere maruz bıraktı, onların ülkedeki İslam devriminin önemini kavrayamayan gayri müslim çoğunlukla ilişkilerini zorlaştırdı. Bundan dolayı İranlı öğrenciler ve devrim için Moro sempatisi kolaylıkla anlaşılabilir.

İKT’yle birlikte İran MNLF'yi, başkan olarak Misuari'yi Filipinler İslami hareketinin lideri olarak tanıdı. Fakat diğer Müslüman ülkelerin tersine İran Misuari'yi İKT kararlarında belirtildiği sekliyle, Filipinler hükümeti ile "Filipinler Cumhuriyeti'nin toprak bütünlüğü ve egemenliği çerçevesinde" özerklik görüşmeleri yapmaya itmedi. Moro halkı adına konuşma iddiasındaki dört fraksiyondan yalnızca MNLF baştaki ayrılıkçı çizgisine tekrar döndü, diğer üç fraksiyon ise özerklik yanlışıydılar. Diğer üç parti arasından BMLO, Lokman'ın 1985'de ölümüyle ve Pendatun'un hükümete hizmet için geri dönüşü ile küçülmüştü. Şimdi Moro İslami özgürlük Cephesi olarak bilinen MNLF-Selamet grubunun nisbeten zayıf olmasına rağmen bir kaç bin silahlı takipçisi vardır. Üçüncüsü BMLO tarafından MNLF'nin Misuari grubunun yerine geçmek için cesaretlendirilen ve desteklenen MNLF'nin reform grubu veya bilinen adıyla Pundato grubu, lideri Dimas Pundato'nun Manila'da bir devlet işini kabul etmesiyle unutulmaya yüz tutan hareketler içinde yerini aldı. İran hükümeti iç mantıkları ve düşünceleri açısından bu dört gruptan en devrimci ve bundan dolayı desteklenmeye en değer olarak MNLF'yi görmektedir.

Körfez'deki ateşkes ve bunu takip eden İran dış politikasının hedefleri kuşkusuz ki İran'ın gelecekteki MNLF ve Filipinler'le olan ilişkilerini etkileyecek, fakat İran İslami hedeflerini terk etmedikçe Bangsamordlar İran'dan aynı sempatiyi bekleyecek ve MNLF daima haz duyduğu aynı desteğin gelmesini ümit edecektir.

Çev.: İhsan Bayraktar - Mehmet Uzun

 

Dipnotlar:

1- Bulletin Tuday (Manila), 24 Ekim 1979, ve Foreign Broadcast Information Service Daily Reports Asia and Pacific, 23 Ekim 1979.

2- FBIS Daily Reports - Asia and Pacific, 10 Aralık 1979.

3- 55 milyonluk toplam nüfus içinde en az 5 milyon Filipinli müslümandır. On tane ayrı etnik ve dil grubu müslüman kimliği taşır. Bunların en büyüğü Maguindanao, Marano, Tausug, Samal ve Yakan'dır. Diğer taraftan toplam nüfusun % 85'i Katolik'tir.

4- MNLF'nin doğuşu ve silahlı mücadelesi hakkında daha fazla bilgi için bkz.: T. J. S. George, Revolt in Mindanao: The Rise of İslam in Philippine Politics, (Kuala Lumpur, Oxford University Press, 1980); Peter G. Growing, Müslim Philipinos: Heritage and Horizon, (Quezon City, Filipinler: New Day Publisher, 1979); ve Cesar Adib Majul, The Contemporary Müslim Movement in the Philippines, (Berkeley, Mizan Press, 1985).

5- Far Eastern Economic Review, 8 Haziran 1979.

6- Mahardika (MNLF'nin resmi yayın organı) 9, Sayı 1 (1982): 1; Dansalan Quarterly, (Iligan City, Filipinler) 1, Sayı 2 (Ocak 1980): 133; ve Far Eastern Economic Revieıv, 22 Haziran 1979.

7- Bulletin Today, 4 Ekim 1979.

8- Bulletin Today, 17 Ekim 1979.

9- Evening Express, (Manila), 18 Ekim 1979.

10- Bulletin Today, 7 Eylül 1979. Bu yaklaşım Bigornia'nin Tahran havaalanında Filipinli müzisyen ve şarkıcıların göçmen bürosu memurlarından kötü muamele gördükleri iddialarına tepkisini yansıtmaktadır. Eğer iddia doğru ise, bu davranışın muhtemel bir nedeni, bazı İranlı yetkililerin devrimin getirdiği bir "keskinlik ve saflık" hali ile davranmaları olabilir.

11- Bulletin Today, 18 Ekim 1979.

12- BMLO Yüksek Konseyi. "Bangsa Moro Mücadelesi." İslam Konferansı Dışişleri Bakanları Fez Zirvesi'ne sunulan tebliğ, Fas, 8 Mayıs 1979.

13- Nur Misuari, "Bangsamoro'nun Kendi Kaderini Tayin Hakkı." İslam Konferansı Örgütü'nce finanse edilen ve Avrupa İslam Konseyi'nce 11-15 Nisan 1980 tarihinde Londra'da düzenlenen "Hz. Muhammed ve Mesajı" konulu uluslararası konferansta yapılan konuşma.

14- A. g. k., s. 18-19. O dönemde Filipinler petrolünün % 75'ini Orta Doğu ülkelerinden, özellikle de Suudi Arabistan'dan almaktaydı. Suudiler İran örneğini izlememekle birlikte, Marcos'un Tripoli Antlaşması'nın koşullarını tam olarak uygulamaya yanaşmamasına karşılık olarak daha fazla taahhüt eden sözleşmeleri iptal ettiler. Suudi Arabistan aynı zamanda Marcos'u Misuari'yle görüşmelere yeniden başlamaya zorlamak için çeşitli baskılar uyguladı.

15- Mahardika 9, Sayı 1 (1982): 8.

16- Mahardika 9, Sayı 2 (1982): 1.

17- Mahardika 9, Sayı 4 (1982).

18- MNLF Newbriefs (Diplomatik Yayınlar, İdare Bürosu, Tripoli, Libya), Sayı 2,6 Mayıs 1983; a. g. k., Sayı 6, 3 Haziran 1983.

19- Eski Senatör Benigno S. Aquino'nun sunduğu açıklama. (ABD Kongresi, Dışişleri Komitesi, Asya Pasifik İşleri Alt Komitesi önünde 28 Haziran 1983 tarihinde yapılmıştır.) Basılmış metin, s. 10.

20- Hüseyin Hakkani, "Bölünme Moro Davasını Zayıflatıyor", Ambia; The İslamic World Review, Haziran 1983: 38.

21- A. g. m.

22- Enformasyon Komitesi "MNLF Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Nur Misuari'nin, 21-25 Mart 1988 tarihinde Amman'da, 7. İslam Dışişleri Bakanları Konferansı'nda yaptığı konuşma. (Mahardika Press, Temmuz 1988), 13.

23- Enformasyon Komitesi. "MNLF Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Nur Misuari'nin Dünya İslam Kongresi [Mutamer el-Alemi'l-İslami]’nin 30 Mart - 2 Nisan 1988 tarihleri arasında Karaçi'de düzenlenen 9. Genel Kurulu'nda yaptığı konuşma."

24- Mahardika 14, Sayı 2 (Mart-Nisan 1988): 6.

25- Eğitim Bakanlığı'nın verdiği İranlı öğrenci rakamı her zaman Muhacerat ve Sınırdışı Komisyonu'nun bildirdiği rakamlardan fazla olmuştur. İşin aslı Eğitim Bakanlığı verdiği rakamlardan çok emin değildir.

26- Ayetullah Nuri'nin ziyareti hakkında daha fazla malumat için bkz.: Bulletin Today, 12, 13, 15 ve 19 Ocak 1980. 20 Ocak tarihinde yazdığı makalesinde, Jesus Bigornia, Romulo'nun ikazlarının Ayetullah'ı rahatsız edebileceğine dikkat çekerek, Kasım 1979'da Amerikan Elçiliğinde yaşanan rehine krizinin bir benzerini yaşamamak için Tahran'daki Elçiliğin kapatılmasını tavsiye etti. Bigornia aynı zamanda 1979'da Filipinlerin İran Elçisi General Ileto'nun Manila'ya özel olarak gelip Filipinler'deki İranlı öğrencilere karşı uygulanan sert tavrın gevşetilmesi için hükümeti iknaya çalıştığını, Tahran'da öğrencilerin bu uygulamayı protesto için Filipinler Elçiliği Önünde gösteri yapma tehdidinde bulunduklarını söylediğini açıklamaktaydı. Filhakika, Nuri'nin ziyareti, kendisinin dünyanın her yerindeki İranlı öğrencilerin problemleriyle ilgili olduğunun kanıtlanması amacına yönelik bir adım olarak da düşünülebilir.

27- FBIS Daily Report - Asia and Pacific, 8 Ağustos 1980.

28- 1978'de İran'daki Filipinli işçi sayısı yaklaşık 6.000'e çıktı. Şah'ın kaçmasından sonraki bir kaç ay içinde, sayı 2.000'e düştü. 1980 Nisanında sayı 1.300’e kadar inmişti.

29- Jesus Bigornia, Bulletin Today, 25 Nisan 1982.

30- A. g. k-, 22 Ağustos 1983.

31- Apolonio Batalla, Bulletin Today, 21 Ağustos 1983.

32- Bkz.: Jesus Bigornia, Bulletin Today, 25 Nisan 1982 ve Bulletin Today 16 ve 17 Ağustos 1983. Manoçer aynı zamanda İranlı öğrenciler içinde Humeyni yanlılarının % 15, Humeyni karşıtlarının ise yalnızca % 5 olduğu şeklindeki bilginin de muhtemel kaynağıdır.

33- 2 Aralık 1983 tarihli haberler de, Manila'daki ABD Elçiliği'nin dış bürosunda bir İran gazetesine sarılı şekilde (bir başka haberde Noel gazetesi geçmektedir) saatli bir bombanın görevlilerce bulunduğu ve patlatıldığı şeklindeki haber şehirde pek ilgi çekmeyi başaramadı. Nisan 1984'te iddia edilen "ölüm timi”nin lideri olduğundan şüphelenilen bir kişi ve iki yardımcısından ülkeyi terk etmeleri istendi.

34- Jesus Bigornia, Bulletin Today, 16 Kasım 1983.

Kaynak: Dünya ve İslam Dergisi - Sayı: 12 - Güz 1992

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları