İran İslam Devrimi: Değişim Kaynakları ve Tehditler

İran İslam Devrimi: Değişim Kaynakları ve Tehditler
Mahmud Sari'ul Gulam

Dr. Sari'ul Gulam, Şebid Bebeşti Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler bölümünde öğretim üyesidir.

Bu metin İran İslam Devrimi'nde uyarlama açısından değişim kaynaklarını ve tehditleri (meydan okumalar) konu almaktadır. Bu kısa çalışmada, akademik bir gözlemci olarak bir seri özel ve genel gözlemimi sunacağım. Giriş mahiyetinde olmak üzere ilkin, dikkatinizi İngiliz dilinde kaleme alınmış İran hakkındaki külliyatın mahiyetine çekmek arzusundayım. Son on yıllık dönemin İran siyasetini konu alan yazar, araştırmacı, gözlemci ve tahlilcilerin günlük olaylar ve stratejik ve jeopolotik kaygılarca belirlenen siyasi meseleler üzerinde yoğunlaştıkları açıkça görülebilmektedir. Son on yıldaki siyasi eğilim ve süreçlerin nazari [teorik] tahlilleriyle uğraşan çok az sayıda teşebbüsten söz edilebilir. İran toplumunun devasa bir dönüşümünü getiren İran devrimi yalnızca ve belirleyici olarak gazetecilik yaklaşımları ve tarih yazımcılığı çerçevesinde ele alınmıştır. Değer yargılarını bir kenara bırakmak zordur ve siyasi araştırmalar her zaman daha bir açıklık, netlik arayışındadır; fakat akademisyenler topluluğundan İran devrimine ilişkin olarak daha ciddi, ideolojik olmayan ve nazarî çalışmalar yapmaları beklenirdi.

İran devriminin kuşatıcı ve nazarî bir şekilde anlaşılabilmesi için, İran'ın son 150 yıllık siyasi düşünce tarihinin çok zengin bir biçimde kavranılmasının şart olduğuna inanıyorum. Bir başka şekilde ifade edecek olursak, İran'da son 150 yıl içinde siyasi sahnenin evrimiyle, bunun bir yansıması olan, son on yıllık İran devrimi arasında çok yakın bir ilişki vardır. Bu formülasyonda benim temel noktam siyasi gelişme konusuna ilişkindir: İran nüfusunun (toplumunun) hangi kesimi devrimden sonra karar verme (belirleyicilik) konumuna yükselmiştir? Bunların özellikleri nedir? İnanç, düşünce ve gelenekleri nedir? Ve uluslararası sisteme nasıl yaklaşmaktadırlar? İki değişken çok önemlidir ve son on yılı ele alan bir siyasi gelişme çalışmasında mutlaka göz önüne alınmalıdır: a) İslam dini; b) tarihi vakıaların etkileri ve canlılığını sürdürmekte olan maziye ilişkin algılar.

Böylelikle, son on yılda İran devrimini şekillendirmiş olan yukarıda zikrettiğimiz; iki değişkene ilişkin süreçlerin anlaşılması, aynı zamanda bu ülkede siyasi gelişme hakkındaki sağlıklı çabalara ışık tutacaktır. Bu bağlamda, zikredilen bu iki değişkenin yeni yorumlarının İran İslam Devrimi'nin kavramsal değişimlerinin kaynaklarını teşkil edeceğine işaret etmek önemlidir. Burada belirleyici bir değişken, devrimin seçkin kesimi (eliti) olarak İslam ulemasının rolüdür. Her toplumda fiili ve potansiyel elit grupları mevcuttur. İran tarihine aşinalığı olanların" bildiği gibi, yaklaşık iki asırdır, İran'da ulema potansiyel bir elit grubu teşkil etmektedir. İran devrimi bu potansiyeli fiili bir siyasi ve dinî güce dönüştürmüştür.

İran halkının bir çok kesimiyle çeşitli dini ve sosyal ilişkilere sahip bulunması nedeniyle, ulema müessesesi 1979'da halkın güven ve bağlılığını elde etmeyi becerebilmiştir. Dolayısıyla diğer aydın gruplarının önüne geçmesinde ve yeni bir yapının temellerini atmasında ulemaya gerekli imkanları sağlayan, devrim öncesindeki iyi oturtulmuş, yarı örgütsel, geleneksel ve dini bağlantıların varlığı burada asıl noktayı teşkil etmektedir. Bu itibarla, devrim sonrası karar vericilerin siyasallaşma ve sosyalleşmeleri İran toplumu ve ulema arasındaki ilişkinin geleneksel ve tarihi çerçevesi dahilinde şekillenmiştir.

Son on yılda, din ve siyasetin bir araya gelmesinin ortaya çıkardığı bir siyasal kültürün girift yapısı İran toplumunun çok geniş bir kesimi tarafından içselleştirilmiştir. Bu içselleştirme hem dahilî, hem de uluslararası (haricî) siyaseti kapsamaktadır. Gelecekte de daha net açığa çıkacağı gibi, bu girift ilişkiler sisteminde İslam uleması belirleyici bir rol oynamaktadır. Ulema geliştikçe, öğrendikçe, intibak ettikçe ve değiştikçe; buna paralel olarak toplum da değişecek ve intibak edecektir. Sonuç olarak, ulema kendi içinde bir değişim kaynağıdır.

Şahlık rejimi halkın çoğunluğunu yabancılaştırmıştı. Devrimden sonra bu çoğunluktan yeni yapılanmada karar verici rol üstlenmesi istendi. Son on yıldır bu çoğunluk ve ulema devlet idaresi için gerekli becerileri öğrenmektedirler. Yani, bir anlamda devrimin anlam ve atmosferine uygun olarak, önceki dönemin yabancılaşmış ve tecrübesiz, şimdinin ise devrimci karar vericileri mantıklı bir devlet idaresi için gerekenleri öğrenme ve uygulama sürecin dedi Her. Son on yıllık dönemdeki deneme yanılma sürecinin olumluluğu, verimliliği ve etkililiğini yoğun siyasallaşma, zorluklardan ders çıkarmalar ve düşüncelerin gelişimi ortaya koymaktadır. Hiç bir toplum hareketsiz değildir, fakat toplumlar farklı yollar ve farklı süratlerde değişirler. Bu metnin ortaya koymaya çalıştığı gibi, ulemanın kendi içindeki kavramsal, yönelimsel ve evrimci değişimler önümüzdeki yıllarda İran siyasetine ilişkin eğilim ve kalıpların ana belirleyicileri olacaktır. Aynı zamanda değişimin epeyce de hızlı seyredeceği görülebilmektedir.

Devrim nazariyelerinin tartışma kabul etmez bir biçimde gösterdiği gibi, başarılı bir devrimden sonra müesseseleşme meselesi çok gayret isteyen bir iştir. Etkili bir devlet idaresi ve kalkınma planlaması bir toplumun veya bizim örneğimizde bir devrimin hızlı ve temelleri sağlam atılmış bir müesseseleşmesini gerektirir. Böylelikle bu tür zorunluluklar, İran halkını, ulemayı ve bir bütün olarak toplumu değişime itecek olan hareket alanını meydana getirir.

Üzerinde durmak istediğim ikinci ve yine birinciyle irtibatlı bir diğer gözlem İslam devrimi ve onun oluşturduğu İslam Cumhuriyeti'nin karşı karşıya olduğu tehditlerin niteliğine ilişkindir. Modern tehditler yeni değildir; fakat Irak ile olan savaş nedeniyle ertelenmiştir. Nazari olarak en ciddi tehdit laik bir uluslararası sistem içinde normatif (kaidevî) ve dinî bir devlet oluşturma ve yapılandırma ikilemidir. Modern uluslararası sistemin laik karakteri yanında, bir de Doğu blokundaki yeni gelişmelerle birlikte devlet idaresinde ideolojik yönlendirmeler dramatik bir biçimde zayıflamaktadır. Bu itibarla, devletin kavramsal, ideolojik, ekonomik, siyasi ve sosyal çerçevesinin çizilmesinde İran ulemasının geniş bir kesimine ve dindar aydınlara iş düşmektedir. İran devriminin dış dünya ile karşılaştığı çatışmalar ve krizler bu kavramsal tehdidin göstergesidir. Bu konuyla ilgili bir zorluk, ilahî kural ve kanunlar ile modern uluslararası sistemin akliliği baz alan teamulî yorumlarının birbirine yakınlaştırılması ve ortak noktaların altının çizilmesi konusudur. Müesseseleşme bu tür zorlu meselelerin ele alınması, tartışılması ve çözülmesi için gerekli vasatı sağlayabilir.

Bu son tehdidi, nazari bir bakış açısından tahlil etmek için, siyasi uyarlamacılığı konu alan eserler ile birlikte karşılıklı bağımlılık külli-yatındaki kimi formülasyonlara da başvurulabilir. Karşılıklı bağımlılık tezi üzerine kaleme alınanlar en yalın olarak şunu ileri sürmektedirler: Ulus devletler aldıkları kararlardan şimdiye dek görülmemiş ölçülerde etkilenmekte ve yine devletlerin kaderleri şimdiye kadar olmadığı biçimde birbirlerine çok yakından bağımlıdır. Bu, uluslararası sistemde mevcut bulunan modern kalıpların sistemci bir açıklamasıdır (örneğin bkz.: 'Dünya Siyasetinde Karşılıklı Bağımlılık', Oran Young, International Journal, No. 24; Güz, 1969, s. 726-750). Böyle bir çerçeve içinde, İslamî kurallara göre işleyen bir devletin hangi alanlarda ve hangi koşullar altında özgün, aslî, nev'î şahsına münhasır salacağı ve hangi diğer alanlarda mevcut kuralları kabul etme eğilimi gösterebileceğinin ayrıntılı bir biçimde belirlenmesi gerekmektedir. Bu konu Batılı ve sosyalist modeller göz önüne alındığında devletin yapılandırılması alanında karşılaşılabilecek en büyük tehdittir.

öte yandan, siyasi uyarlamayı konu alan çalışmalar bir devletin tutumu ile onun haricî çevresinin tabiatı arasında bir ilişki kurma girişiminde bulunurlar (Örneğin bkz.: The Study of Political Adaptation, James Rosenau, Frances Pinter Yayınevi, 1981, Londra). Rosenau dört çeşit uyarlamacı tutum tespit ediyor: Kabullenici (boyun eğici), uzlaşmaz, destekleyici ve korumacı. Bu tutumların her biri bir toplumun aslî yapılarından kaynaklanan talep ve değişimler ile aynı toplumun haricî çevresinden kaynaklanan talep ve değişimler arasındaki ilişkinin göstergesidir (s. 60-86). Sosyo-ekonomik gelişmenin gerektirdikleri ve İslam devletinin haricî çevresinde etkili olan sisteme ait kalıpların tabiatı nedeniyle, İslam devrimi uygun uyarlamacı tutum için model oluşturma meselesini halletmek noktasında kavramlar ve araçları çok net biçimde belirleme gerekliliği ile yüz yüzedir, öyle görülüyor ki, İslam Cumhuriyeti'nin şimdiye dek kendini hissettiren uyarlamacı tutumu dahilî ve haricî talepler arasında bir denge kurma anlamına gelen ‘korumacı' tutum olacaktır.

Sonuç olarak şu hususun altının çizilmesi gerekmektedir ki, bu tehditler dikkatlice inceden inceye işlenip, çözümlendikçe, İran toplumunun siyasî davranışları ve gelişmesi üzerinde kalıcı etkiler doğuracaktır. Bu itibarla, İslam Cumhuriyeti'nin kavramsal ve düşünsel tekamülü genel anlamda İran'daki siyasi ve buna bağlı olarak da sosyo-ekonomik gelişmenin tekamülü ve dayanıklılığına paralel bir biçimde oluşacaktır.

Çev.; Rıdvan Kaya

Kaynak: Dünya ve İslam Dergisi - Sayı: 7 - Yaz 1991

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler