İslam Tarihine Bir Önsöz Denemesi

Yusuf Aydın

Geleceği kurmak; geçmişi iyi tahlil edip, onu doğru bir biçimde anlamak ve sağlıklı oluşumlar gerçekleştirmek ile mümkündür. Bizim için kendisinde en güzel örnek bulunan (33/21) Rasulullah'ın hayatını ve onun vefatından sonra müslümanların siyasi, sosyal, iktisadi, ahlaki yapılarını tanımamız için bir araç olan islam Tarihini bu yönüyle incelememiz gerekmektedir. Tarihe bakış açısı ve tarihten devralınan mirasın değerlendirilmesi bugün yeryüzünün çeşitli coğrafyalarında yaşayan müslümanların problemlerinin en önemli saiklerinden birini oluşturmaktadır. Böyle olunca İslam Tarihi değerlendirmeleri daha önemli bir konuma sahip olmaktadır, İslami sorumluluğumuzun gereği nefsi, kavmi veya yabancı kültürlerin etkisi sonucu oluşturulmuş tarih anlayışlarını, Kur'ani ilkelerin ışığında tashih etmemiz, müslümanların birlik ve beraberliklerinin kuruluşunda en önemli çıkış yollarından birisidir.

İslam tarihini iyi değerlendirmek için ilk dönem tarihi kaynakların esaslı bir analizine ihtiyaç vardır. Hele siyer değerlendirmeleri söz konusu olunca. Bu konuda Kur'an'a Göre Hz.Muhammed'in Hayatı adlı eserinde İzzet Derveze bu konuda şunları ifade ediyor: Siret kitaplarında ve diğer kitaplarda yer alan rivayetler geç zamanlarda yazıya geçtiğinden, hafızalarda taşındığı sırada güzel korunamama ve sağlıklı bir biçimde nakledilememiş olma ihtimali bulunduğundan, ayrıca bu rivayetlere heva-hevesin, ön yargıların, kasıtlı müdahalelerin, uydurmacılığın, düzmeciliğin ve uzlaşmacı gayretlerin etkisi uzanmış olabileceğinden, kişinin gönlünde pek çok kuşkulara neden olabilirse de Kur'an böyle değildir. Çünkü Kur'an tüm bu şaibelerden tamamen uzaktır, her türlü takdirin üstündedir.1 Derveze, yöntem olarak diğer kaynaklardan ancak Kur'an'ın gösterdiği ölçüler oranında yararlanabileceğimizi söylemektedir.

Üzülerek belirtmeliyiz ki, müslümanlar asırlar öncesinde oluşturulmuş klasik tarih anlayışını ve nakilleri adeta kutsallaştırmalardır. Bunun doğal sonucu olarak da tarih siyasi, sosyal, itikadi veya mezhebi değerlerin tasdik ettirilmeye çalışıldığı bir alan (bilim) haline getirilmiştir. Müslümanların bu şablonik yaklaşımları atıl, sömürülen ve çöküş içindeki durumlarının karamsarlığını, islam tarihi çalışmalarında hissedebilmekteyiz, islam dünyasında karşılaştığımız son dönem tarih çalışmaları, tahlil ve analiz gücünden mahrum, sadece eski rivayetlerin bir aktarımı şeklinde vücut bulmuştur. Öte yandan Batılıların islam'ı tanımak amacıyla kurdukları şarkiyat enstitülerinde yetişmiş ve islam dünyasını da etkilemiş Welhausen, Van Vloten, Lammes, Goldzier, Gibb, Watt gibi oryantalistlerin çalışmaları islam tarihine yönelik önemli araştırmaları içeren gayretler olmuşlardır.

Yukarıda isimlerini saydığımız oryantalist yazarların çalışmaları, ne tamamen kabul edilecek ne de toptan reddedilecek çalışmalardır, islam tarihi kaynaklarında bile mevcut siyasi, mezhebi önyargılı yaklaşımlar var olduğunu göz önünde bulundurursak, farklı kültür değerleri ve İslam'a yönelik husumetler, oryantalistlerin çalışmalarını da doğal olarak etkiliyecektir. Oryantalistlerin çarpık ve kasıtlı yaklaşımlarına dikkat etmek kaydıyla, ciddi araştırmalardan faydalanmayı da gözardı etmemeliyiz, islam dünyasının son bir kaç yüzyılında oryantalistlerin tarih konusundaki çalışmalarını yakından izleyen ve kendi değerlerimize sahip çıkmayı amaçlayan islam tarihçilerinden biri de Ürdünlü A. Aziz Duri'dir. Duri'nin Endülüs Yayınları tarafından dilimize kazandırılan İslam Tarihi'ne Bir Önsöz2 adlı eseri islam tarihini yeni bir yaklaşımla değerlendirmek ve mevcut klasik tarih anlayışını dar kalıplardan çıkartmak istemesi bakımından önem ifade etmektedir.

Duri bu kitabında, Tarih Biliminin üzerinde az durulan metodoloji/usul konusuna değinmiş ve bu konularla ilgili örnekler vermiştir. Metodoloji konusunda Önemli gördüğümüz yaklaşımlarını özetlerken konu ile ilgili kullandığı bazı tarihi Örneklere de değinmek istiyoruz.

Tarih biliminin konularını kültürel, iktisadi, siyasi ve sosyal alanlardan ayrı görmek önemli bir eksikliktir. Tarih diğer sosyal bilimlerden kopuk bir bilim dalı değildir. Arkeoloji, edebiyat, siyaset bilimi tarihin birer parçasıdır. Yazar bu konudaki tesbitini Araplar'ın bedevi, kültürsüz bir toplum olmadığını ve onların diğer Arap olmayan kavimlerden üstün olduğu tezine prim vererek örneklemeye çalışıyor ve konuyu eğitim, kültür, siyaset, şehirleşme alanlarında inceliyor. Sıffin'de Şamlıların TAHKlM'i sağlamak için beş yüz mushafı mızraklarının uçlarına takacak kadar okur-yazar olduklarını ve Arapların göç ederek yerleştikleri Bağdat, Küfe, Basra gibi Şehirlerde önemli roller üstlenmelerini Araplık ruh ve asaletinin sürekliliğine örnek olarak veriyor.3 Oysa Kur'an-ı Kerirn'de vahyin inzalinden önce ve sonra Arap toplumunun ve özellikle de bedevilerin gayri medeniliklerine dair örnekler verilmekte, durumu iyi olanların ise azınlıkta olduğu vurgulanmaktadır: Bedevi Araplar, küfür ve iki yüzlülükçe daha yaman ve Allah'ın, rasulüne indirdiği şeylerin sınırlarını tanımamaya daha müsaittirler. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (9/Tevbe, 97) Ve diğer ayetler: (9/98,99,101;33/20)

Duri'nin üzerinde durduğu Arapların asaleti ve kültürlü olmaları hususu, ayetlerden de anlaşılacağı üzere, hepsinin böyle bir kategoriye girmesine imkan vermiyor. Arap toplumunun böyle olduğunu varsaysak bile, üstünlük ve asaletin Mevali'ye ve Parslara karşı üstünlük değil TAKVA üstünlüğünde (49/13) olduğu açık bir gerçektir.

Duri, Arapların tarihlerini tahrif etmeye yönelen ve özellikle eski Fars devletlerine tarihin söylemediği eser ve medeniyetleri nisbet eden Şuubi rivayetlerden de söz ediyor, Duri, bu asılsız rivayetleri oluşturan Şuubiler din kisvesine bürünmüş zındıklar olarak niteliyor. Şuubilerin olumsuzluğu eleştirilir olmakla beraber, yazarımızın Şuubilere karşı çıkışı, daha ziyade Araplar ve saltanat aleyhindeki rivayetlerin onlardan kaynaklanmasına dayanıyor. Şuubi rivayetlerin çarpıklığını sergilemek için de şu örneği veriyor: Şuubi rivayetlerde Abbasi halifelerinden Emin, bilgisiz, aciz, zevk ve sefa dışında bir şeyle uğraşmayan, sorumluluk taşımayan, cariye içki ve bir sürü cinsi sapıklık peşinde koşan 5 Dicle nehrinde gezme zevkini tatmin için hayvan şekillerinde botlar yaptıran, hatalar içinde bocalayan 6 birisi olarak tanıtılır, diyor. Ve buna karşılık Duri, Emin hakkında geceler boyu uyumadığını, ordusunu kendi eliyle tanzim ettiğini, Kassai ve Asmai gibi alimlerin eğitiminden geçtiğini bildiren diğer kaynaklardaki rivayetleri Şuubi rivayetlerin karşısına çıkararak şöyle soruyor: Bu rivayetlere karşın Emin, bilgisiz, gaddar, cahil olarak tanımlanabilir mi? Bu ve benzeri sorular yönelten Duri, Emin aleyhindeki rivayetleri tarihi saptıran Şuubi rivayetler olarak damgalayıp reddediyor.7

Rivayetler arasındaki bu çelişki, tarih kaynaklarımızın güvenilirliği açısından ibret verici olmakla beraber, Duri'nin tercihini yaptığı Emin lehindeki rivayetleri de olduğu gibi kabul etmemiz ve Emin aleyhindeki rivayetleri yok saymamız mümkün değildir. Zira Emin lehindeki bu rivayetler de Abbasi dönemi resmi müverrihleri tarafından kaleme alınmış olabilir.

"Duri'nin, müstensihlerin (yazıları kopya edenlerin), çözümü hiç de kolay olmayan problemler oluşturabilen yanlışları ve tahrifleri konusunda verdiği örneklerden biri de şudur: Mes'udi'nin Mürucu'z-Zeheb adlı eserinin bir baskısında Halife Mansur'la ilgili olayın sonunda Araplar dağıldı, helak oldu; güçleri ve mevkileri yok oldu. şeklinde geçen bir ifade farklı bir nüshada şöyle geçiyor, Arapların önderliği bitti, başkanlıkları yok oldu ve mertebeleri gitti. Bu ikisi arasındaki fark ise açıktır.

Duri, ayrıca, kaynak eleştirisinin ve araştırmada kapsamlı bir bakış açısının gelişmediğini, rnüslümanlar arasında yabancı kültürün ve çeşitli konularda kasıtlı uydurmacılığın güç bulmasının etkisiyle bir çok efsane, hikaye ve masalın uydurulduğunu ve bunların düzeltilmesi gerekliliğini vurguluyor. Konuyla ilgili olarak İstanbul'un fethi konusunda adı peygamber adına benzeyen birinin liderliği olmaksızın İstanbul'un fethedilemiyeceği rivayetini, fethi bilinmeyen bir tarihe erteleyen, karamsarlığa yol açan bir rivayet olarak niteliyor.

Duri'nin verdiği örnekler göz önünde bulundurulduğunda, kaynaklarda yer alan rivayetlere islam dışı unsurların karışabilmiş olduğu ortaya çıkmaktadır. Böyle olunca, kaynaklara, seçici bir göz ve analiz yöntemiyle yaklaşmamız daha elzem hale gelmektedir. Çünkü bir çoğu zan taşıyan ve uydurulma ihtimali yüksek olan bu rivayetlerin, bizi İslam dışı çarpık anlayışlara yöneltme ihtimali söz konusudur.

Duri, kitabının ikinci bölümünde ele aldığı Emevi ve Abbasi saltanatı konusundaki tahlillerinde de, daha önce değinmeye çalıştığımız Arap milliyetçiliğinden izler taşımaktadır, Duri, Emevi saltanatının Raşidun dönemi hilafetinin devamı olduğunu, bunun da toplumsal, ekonomik, siyasi temellere dayandığını belirtiyor. Oysa Hz.AIi'nin hilafetini reddedip Sıffin Savaşı'na neden olan, haksız ve cahili uygulamaları ile bir çok fitnelere sebebiyet veren ve Emevi saltanatının kurucusu olan Muaviye b. Ebi Sufyan 8 hakkındaki rivayetlerin gerçekliği, onları şuubi rivayetler hacmine sığdıramayacak kadar çok ve müteselsildir.

Duri, Abbasi saltanatı hakkında yaptığı değerlendirmede ise, Emevi saltanatı karşısındaki yumuşak ve onaylayıcı tutumundan kurtulmaktadır. Abbasi saltanatını genel olarak şöyle değerlendiriyor: Abbasi sultanları verdikleri sözleri yerine getirmemişler, Kitap ve Sünnete bağlı kalmamışlar ve dini, despotik yönetimlerini hukukileştirmek için bir araç olarak kullanmışlardır.

Sonuç olarak Duri'nin bu çalışması, önerdiği tarih usulü açısından incelemeye ve tartışmaya değer bir kitap olmakla beraber, yukarıda değindiğimiz sübjektif, önyargılı ve genelde Arap ulusunu yücelten kanaatlerinden dolayı da tenkitleri kendisine celbedecek bir kitaptır.

 

DİPNOTLAR: 
1- Kur'an'a Göre Hz.Muhammed'in Hayatı. İzzet Derveze, Cl.1 1-12, Yöneliş Yayınları. 
2- İslam Tarihine -Bir Önsöz-- Prof. A. Aziz Duri, Çev: Hayrettin Yücesoy. Endülüs Yayınları. 1991 -lst. 
3- a.g.e.29-33 
4- a.g.e. 35 
5- Bakınız: Tarihu'l Hulefa. Sh.339, Beyrut Baskı- 14. 
6- Bakınız: Taberi: Cilt.10. sh. 155. 
7- Duri, a.g.e. 43 a.g.e.46-47 
8- Gerekli bilgi için bkz: -Muaviye b. Ebi Sufyan, irfan Ayçan, Fecr Yayınları, 1991 -Ankara; Hilafet ve Saltanat. Mevdudi, Hilal Yayınları.

Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 3 - Haziran 91

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları