İslami Hareket Üzerine

İslami Hareket Üzerine
Dünya ve İslam Dergisi Sayı: 3

Muhammed Hüseyin Fadlullah / Dünya ve İslam Dergisi - Sayı: 3 - Yaz 1990

- Bismillahirrahmanirrahim. Lübnan'daki Hizbullah, Tevhid, İslam Cemaati ve isimlerini bilmediğimiz diğer İslami hareketlerin tek bir önderlik altında birleşip çalışmaları mümkün mü?

- Bismillahirrahmanirrahim. Elbette en İyi olanı tek bir önderlik altında çalışmalarıdır.

Çünkü tek önderlik üstün yolun ve hedefin vahdetini gösterir. Fakat İslami faaliyetlerin şartları buna engel olabilir. Bunun için biz bu dönemde cemaatlar arasında yardımlaşmayı gerçekleştirmek için irtibatın oluşmasına çalışıyoruz. Biz bununla inşaallah gelecekte vahdete ulaşırız.

- Müstekbirler Lübnan'da bir devlet oluşturmak istiyorlar. Bu devletin müslümanlarla ilişkisi nasıldır?

- Lübnan'daki devlet Hıristiyan Maruni bir devlet olarak kabul edilir. Devlet her türlü siyasi ve idari işleri hakimiyeti altına alır. Müslümanların gerçek güç olarak bulundukları yerlerde de durum böyledir. Elbetteki müslümanların haklarını da tam bir şekilde vermiyor. Bundan dolayı müslümanlar genel olarak bu durumdan razı değiller. Onlar "siyasi ve demokratik şartların gereği olarak bu devlette bizlerin hakim olmamız gerekir. Çünkü biz çoğunluğu oluşturuyoruz. Biz bizimle hıristiyanlar arasında eşitliğe de razı oluyoruz" diyorlar. Fakat hıristiyanlar ise bunu kabullenmiyorlar. Bu mıntıkada yirmi veya daha fazla sayıda Arap devleti var. Bu devletlerin halklarının hepsi de müslümanlardan. Bu durumda Lübnan'da hıristiyanlara bariz roller verilmiş ki Araplar kendi iktidarlarına karşı mutmain olsunlar, (gülüşmeler)

- Efendim, devletin müslümanlara baskısını daha fazla açar mısınız?

- Yani bir çok temel görevler hıristiyanlar içindir. Cumhurbaşkanı hıristiyan, ordu komutanı hıristiyan, istihbarat başkanı hıristiyan, dışişleri bakanı hıristiyan. İşte bunların hepsinin hıristiyanlardan olması gerekir. En son kararları böyledir. Her ne kadar müslümanlar bakan ve başbakan olsa da gerçek güç hıristiyanlar için.

- Emperyalist devletler Taif konferansı ile tüm Lübnan'a hakim olacak bir devlet oluşturmak istiyorlar. Daha önce ise Lübnan 'da devlet ya yok ya da hükmü yok idi. Bu iki durum arasında müslümanlar için fark var mı?

- Müslümanların çok şeye sahip olduklarını sanmıyorum. Tabii ki devlet otoritesi anarşiden daha iyidir veya kötülük olarak daha azdır. İç savaş başlamadan önce Lübnan'da bir devlet vardı, şöyle veya böyle halka hükmediyordu. Lakin hıristiyanların elinde idi. Daha sonra fitne ve kötülük çıktı. Şimdi Taif'te hıristiyanlar çok az haklarından vazgeçtiler, fakat kuvvet halen onlar için.

- Daha önce yaptığımız bir konuşmada vahdetin önünde iki engelden bahsetmiştiniz: Müslümanların cehaleti ve müstekbir güçlerin oyunları. Bu iki engelin dışında başka şeyler de var mı?

- Cehalet kelimesi kapsamlıdır. Cehalet sadece bilmeme demek değildir, bilakis cehalet bir çok yerde müslümanların temel maslahatlarını bilmemedir. Biz müslümanların vahdetlerinin bir kuvvet olduğunu söylüyoruz. Müslümanlar risalete inanmada, Kur'an'a inanmada, ahiret gününe inanmada ittifak ediyorlar. Bu esaslar müslümanları tek kuvvet yapıyor. Müslümanlar hilafette ihtilaf ettiler ve biz biliyoruz ki hilafette ihtilaf eden halifeler güzel bir şekilde yaşamaya ve birbirleriyle en güzel şekilde yardımlaşmaya güç yetirdiler. Sonra hilafet ve halifeler geçip gittiler. Şimdi müslümanlar için kendi nefislerine ve hayata tatbik etmeleri gereken İslam Şeriatı gerçeği var. Sünni ve Şia fıkhını araştırdığımızda %70 veya %80'inde buluştuklarını görürüz. Zaten biz akidede birleşiyoruz, şeriatın da %70 veya %80'inde birleşiyoruz. Akide ve şeriatın bir takım kon ularında ihtilaf edelim. Bu ihtilaflar tabii şeylerdir. O şeylerde Sünniler kendileri, Şia da kendisi ihtilaf etsin.

Vahdet konusunda düşünmeyen müslümanlar aslında cahildirler. Onlar şehir halkıyla, komşularıyla ilişki kurmaksızın yaşamak isteyen insanlar gibidirler. Onlar ne kendileri ne de hak için hiç bir şey gerçekleştirmeye güç yetiremezler. İşte cehalet tüm bu unsurları içeriyor. Cehalet kişiyi cehalete, bağye, geri kalmışlığa götürür.

Yine müstekbirler müslümanlar vahdeti gerçekleştirdiğinde kendilerinin müslümanlara hakim olamayacaklarını bildiklerinde müslümanlar arasındaki ihtilafları körüklüyorlar ki onlara hakim olsunlar.

- Elbetteki ben inanmıyorum ama bu noktada bir takım fitneler çıkarıldığı için soruyorum. Diyorlar ki: 'Şia Ehl-i Sünnet'e mü'min gözü ile bakmıyor. Ehl-i Sünnet müslümandır, ama mü'min değildir.' Bunun aslı nedir?

- Bu Kur'an'ın hilafınadır. Kur'an, İslam: şehadeti getirip İslam'a uymayı dil ile ifade etmek, iman: akidenin kalbe yerleşmesidir, diyor. "Bedeviler iman ettik dediler. De ki: "İman ettik demeyin, bilakis müslümanlar olduk, deyin." (Hucurat, 14). Muhakkak ki iman akidenin kalbte olmasından ibarettir. Biz Kur'an mefhumuna göre Ehl-i Sünnefin mü'min ve müslüman olduklarına inanıyoruz. Fakat geçmişte Kur'an'ın tefsiri olan ıstılahlar değil de teferruata tealluk eden bazı ıstılahlar vardı. Şöyle ki bazen bir Şiiye işaret olunurken ondan mü'min veya arif diye bahs olunuyordu. Bunu da o, kişinin Ehl-i Beyt'e imam veya Ehl-i Beyt'in velayetini bilmesinden dolayı kullanıyorlardı. Yoksa Kur'ani anlamda Ehl-i Sünnet'in mü'min olmaması noktasında değildi. Kur'ani anlamda kim şehadeti getirip ve bunu da kalbi ile tasdik ederse o, mü'mindir. Şia da Kur'an'a inandığına göre Kur'an'ın hilafına bir şey söylemeleri mümkün değildir.

- Affedersiniz bunu imamların masumiyetlerine inanıp inanmama noktasında söylüyorlar.

- O, akide de bir şart değildir. Bilakis imanın kemal dereceleri ile ilgili bir durumdur. Bunun için Ehl-i Sünnet'i müslümanlar ve mü'minler olarak itibar ediyoruz. Bu imanın kemal dereceleri ile alakalıdır. Az önce de dediğim gibi bu ifade tarzıyla ilgili bir durumdur. Yoksa Ehl-i Sünnet müslümanlar ve mü'minlerdir.

- Biraz da İran konusunu konuşalım. Ortada bazı şayialar var. Basın yayın organları İmam'ın vefatından ya da ateşkesin kabulünden sonra İranlı müslümanların kendi içlerine dönüp iktisadi işlerle meşgul olduklarını yayınlıyorlar. Örneğin; bütçenin bir çoğu daha Önceleri kurtuluş hareketleri ve çeşitli hareketlere ayrılırken şimdi iktisadi işlere ayrılıyor. Yine İran'ın bir devlet olarak hareket ettiği söyleniyor. Bu görüşe Türkiye'ye yeni tayin olunan büyük elçinin anıtkabiri ziyaret etmeni ve saygı duruşunda bulunması örnek gösteriliyor. Daha önce Türkiye'yi ziyaret eden eski Başbakan Hüseyin Müsavi kabri ziyaret etmemişti. Bunun gibi bazı misaller daha veriliyor.

- Biz rehberliği temsil eden Ali Hamaney'in (Allah onu korusun) sözlerini incelediğimiz de onu müslümanları ve İran'ı hala düşünüyor buluyoruz. Ben onunla bu konuda çok konuştum. Fakat İran savaş dolayısıyla iyice zayıfladı. Bunun için müslümanlarla çalışma yolu bir başka şekilde oldu. Eskiden İran şu ya da bu İslami hedeflen dolayı girer, çıkar, problem çıkarır, harplere girerdi. Belki İran şu an hazırlanıyor, eskiden daha dikkatli ve daha temkinli bir yol ile çalışmalarını sürdürüyor. Ama biz, yetkililer ile konuştuğumuzda onların dünya müslümanlarıyla ilişkiye girme noktasında halen İmam'ın hattında olduklarını söylüyorlar. Fakat biz İran'ın varlığının devam etmesine muhtacız. Çünkü İran düşerse müslümanlar için hiç bir sığınak ve kuvvet kalmaz. İşte biz müslümanlara yardım için iktisadi ve siyasi yönde İran'ın kuvvetlenmesine çalışıyoruz. Yine biz biliyoruz ki İran halen bir çok İslami harekete yardım ediyor. Örneğin, Lübnan Hizbullahı'na Filistin Cihadı'na destek olsun diye İslami ya da gayri İslami çeşitli Filistin Örgütlerine, çeşitli İslam beldelerinde bazı İslami çalışmalara yardım ediyor. Fakat geçmişte yaptığı yol ile değil de bir başka yol ile olabilir. Eskiden kabul olunan yöntemi bu şekilde değiştirmiş olabilirler. Fakat onlar halen İslami faaliyetlerin sorumluluğunu yüklendiklerini söylüyorlar. Tabii ki bu, bildiğim kadarıyla olanı.

- Yine Rafsancani hakkında bazı şaiyalar var: İmam'ı ateşkese zorlaması Rafsancani'de bazı değişikliklerin olması, yani onun öncelikle İran'ın güçlendirilmesi (iktisadi yönden) daha sonra da dışa açılmasını hedeflediği gibi. Bu konuda ne dersiniz?

- Bana bazı güvenilir kaynakların naklettiğine göre imam ateşkes kararını kabul ettiğinde 60'a yakın devlet erkanı ve ulema ile istişare etmiş. O sadece Rafsancani ile istişare etmemiştir -ki Rafsancani İmam'ı ikna etmiştir diyelim- Bilakis O, 60'a yakın kişiyle istişare etmiş, onlarla münakaşa edip ikna olmuştur.

Ben İmam'ın vefatından sonra Rafsancani ile konuştum. O biz İran'ın müslümanlara yardımcı olabilmesi için güçlenmesine çalışıyoruz. Biz İslami faaliyetleri terk etmiyoruz, fakat üslup değişiyor, dedi. Tabii Batılı kitle iletişim araçları Rafsancani'yi mutedil lider, Batı'ya açık, liberal vs. gibi sıfatlarla vermek istiyor. Fakat zahirde olan bu kelimelerin dakik olmadığıdır.

- Bu üniversiteli arkadaşlar soruyorlar. Biz üniversitede bazı solcularla tartıştığımızda özellikle de Dev-Sol bize Lübnan'da Hizbullah'ın denetiminde kampları olduğunu söylüyorlar. Bu doğru mu?

- Yani solcular mı? Hayır, doğru değil

- İslami harekete yardım amacıyla müslümanların gasp, soygunculuk gibi eylemler yapmaları caiz mi?

- İslam müslümanlardan sıfatlarının hırsızlar sıfatı olmasını istemiyor. İslam müslümanlardan başkalarının mallarına fasık da olsalar saygı göstermelerini istiyor.

- Bu mallardan kasıt devletin malları deniliyor.

- Toplumu kuşatan haller bazen devrim hali olabilir, fakat normal hallerde toplum hukukuna kötülük olduğu için caiz olmaz.

- Devletin bankaları da mı?

- Devletin bankaları halkındır.

- Türkiye'de müslümanlar solcuların tecrübelerinden faydalanabilir mi?

- İslam hükümlerine zıt olmayan konularda bütün insanların tecrübelerinden faydalanabiliriz. Harpte ve barışta bizim için İslami yollar var. Fakat kafirlere karşı koymada harp sanatındaki tecrübeler İslami hükümlere ters düşmüyorsa bütün insanların tecrübelerini alabiliriz. Yani harp sanatı diğer şeyler gibidir, idari örgütlenme, okulların düzenlenmesi gibi çeşitli konuları kafirlerden alıyoruz. Bütün bunları batıdan aldık. Bunda bir engel yok. Çünkü İslam'a ters değil. Yine gerek solcuların gerekse solcu olmayanların çeşitli savaş tecrübeleri var. Eğer bunlar İslam'a aykırı değilse alırız, aykırı ise almayız.

- İşte bu noktada Türkiye'de gençler ikiye ayrıldı. Bir kısmı faydalanabiliriz derken bir kısmı da faydalananlayız diyorlar.

- Bizim için Kur'an'da bilinen yollar var. Birinin okul müdürünü öldürmesi, okula hücum etmesi ve okulu dağıtması ya da talebelerin trafik işaretlerini iptal edip kırmaları gibi ümmetin eza göreceği şeyler caiz değildir. Bazen devrim hallerinde caiz olabilir. Bu noktada önümüze bu meselelerin incelenmesi, öğrenilmesi için müslümanların veliyyülemrine döndürülmesi çıkıyor. Şöyle ki bu işler caiz mi yoksa değil mi? Sonra çeşitli durumlara göre değişmiyor mu?.. Sonuç olarak solcuların üslupları diğerlerinin üslupları gibidir. İslami değerlere göre onları inceleriz, eğer İslami değerlere uyuyorsa alırız, uymuyorsa almayız. Fakat bunların şartlara göre değişip değişmediğini hesaba katmamız gerekir.

- İhvan'ın son durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz

- Zahirde olan onların dağılmalarıdır. Bir grup Suudi ile işbirliği yapıyor, bir grup devrimci ruh taşıyor, bir başka grup yaklaşık olarak kültürel bir cemaate dönüşmüş, İhvan bir tek grup değil ki bir yorum yapalım. Fakat çoğunluğu inkılabcı görüşü desteklemiyor diyebiliriz.

- Biraz daha açar mısınız?

- Örneğin, şu an Mısır'da olan İhvan teşkilatı rejime karşı mücadelede şiddet olaylarını desteklemiyor. Bu yüzden Tekfir ve'l-Hicre, Cihad gibi çeşitli hareketler İhvan'dan ayrıldı. Belki de ihvanın aleyhinde oldular. Çünkü İhvan devletin yanında demesek de devlete karşı mücadelesi olmayan bir çizgiye geldi. Bundan ayrı olarak uluslararası İhvan teşkilatı var. Belki bu diğerlerinden daha üstün olabilir. Yine bazı gruplar da var ki Suudi ile ilişkiye girdiler. Ve devrimci siyasi bir hareket olmak yerine kültürel bir hareket oldular. Şimdilerde İhvan'ın bir gücü yok. Ortamları siyasi bir ortam olmaktan çok kültürel bir ortam. Tabii ki biz Şehid Benna, Şehid Udeh, Şehid Kutup ve bunlar gibi ihlaslı, inkılabcı şahsiyetleri takdir ediyoruz. Şimdi sanki İhvan kuvvetli siyasi önderliği kaybetti ve geride taklitçi bir önderlik kaldı. Bu yüzden biz İhvan'ı kuvvetli bir konumda hissetmiyoruz. Son olarak Ürdün'de olan başarının bir güce delalet edip etmediğini bilemiyoruz. Fakat zahirde olan inkılabcı olmadığıdır.

- Cezayir ve Tunus'takilerin inkılab hadisesine bakışları nasıldır?

- Şu anda Tunus'ta Raşid el-Gannuşi şiddet hareketlerini benimsemiyor. O "gücümüz yettiğince devlete karşı yumuşak yollarla mücadele etmeliyiz" diyor. Cezayir'deki hareket ise teşkilatlanmasında henüz son şeklini tam olarak almadı. Yani Cezayir'de ortam değişken.

- Suriye'de bazı Cezayirli talebeler var. Onlar ne Şiayı ne de İran'ı seviyorlar.

- İran ve Şianın karşısında propaganda araçları onları sanki müşrik, imamlar noktasında aşırı, İslam'da ihlasları olmayanlar olarak değerlendiriyor. Tabii bunlar Şiadan uzak şeyler. Bazı kardeşler İran'a geliyor ve bakıyorlar ki Şiiler aynı Sünniler gibiler. Tabii ki onlar da masum değillerdi. Fakat genel hava İslami bir havadır. Onlar Şia'da olan devrimi gerçek olmayan bir devrim olarak değerlendiriyorlar. Bunların çoğu da Suudi tarafından oluyor. Onların görevleri komünizmle ya da Amerika'yla mücadele etmek değil, Şia ile mücadele etmektir. Bu Amerikancı bir plandır. Çünkü Şia Amerika'ya karşı çıkan inkılabcı bir yolla hareket etti. Onlar da müslümanların Şia ile buluşmalarını istemiyorlar. Hangi yolla Şiaya karşı koyabilirler? Mesele öyle olmadığı halde onlar müşriklerdir, gulattır vs. kullanıyorlar.

- Bunların dışında olarak İslami İran'la yardımlaşıp onunla ilişkide olanlar var mı?

- Filistin'deki İslami cihad devrime inanır ve devrimle yardımlaşır.

- Peki Cezayir, Mısır, Tunus'ta?

- Tabii oralarda da var. Örneğin, az bir müddet önce Mısır'da bazı hareketlerle diyalogu olan kültürlü bazı insanlar geldiler ve yardım istediler.

- Taifi Amerika istedi ve Amerika da her ne kadar açıkta olmasa bile gizli olarak Misel Aun'a yardım ettiği halde o Taifi kabul etmedi. Nasıl oluyor bu?

- Amerika genel olarak çift yönlü oynar. O'nun bir ön yüzü bir de arka yüzü vardır. Ön yüzü ile Aun'a yardım etmiyor, ama arkadan yadım ediyor.

- Peki Amerika bunu nasıl açıklayabiliyor?

- Amerika'nın açıklamasına gerek yok. O yardım etmiyorum der (iş biter). Küçükler her şeye rağmen kabul ettiğinden, büyükler açıklama ihtiyacı duymazlar.

- Samir Ca'ca ve Aun'ın son günlerdeki ihtilaflarının sebebi nedir?

- İktidar için ihtilaf ettiler. Kim hıristiyan Batı Beyrut'a hükmedecek, oraya Aun mı, yoksa Ca'ca mı hükmedecek? Aun, ben iktidarını. Herkesin ancak meşru iktidarın izniyle silah taşıması gerekir diyor.

- Amerika buna müsaade ediyor mu?

- Onun maslahatları herkesin zayıflamasını gerektiriyorsa müsaade eder. Zaten o da herkesin zayıflamasını istiyor.

- Ahmed Cibril hakkında biraz açıklama yapar mısınız?

- Gerçeği Allah bilir. Fakat o zahirde Arap kavmiyetçiliği iflas etmiştir, bize düşen İslam'ı tecrübe etmektir, İslam esası üzerinde yürümek ve cemaatımızı İslam üzere bilinçlendirmemiz gerekir. Çünkü Filistin'i hürriyetine kavuşturacak olan İslam'dır, ama Arap kavmiyetçiliği Filistin'i hürriyetine kavuşturamaz diyor. O konuşmalarında İslam'dan bahsediyor. Fakat ihlaslı olup olmadığını Allah bilir.

- Yakın gelecekte Lübnan da bir zafer olabilir mi?

- Çok zorluklar ortaya çıktı.

- Bizlere tavsiyeleriniz nelerdir?

- Ben İslam yolunda olanlara iki şey üzerinde olmaları gerekir diyorum. Birinci nokta; İslam'ı, hedeflerini, vasıtalarını, ahkam konularını iyi ve geniş bir anlayışla anlayıp onlara uymaları gerekir. Onlar takip ettikleri yollarında İslam yolu ve Allah korkusu üzerinde olmaları gerekir, ikinci nokta; çevrelerinde olan sosyal ve siyasi gerçekleri anlamalılar ki, kendi siyasi konumlarını kendi prensipleri ve yaşadıkları gerçek noktasından değerlendirebilsinler. Bunun için özel bir inceleme gerek. Benim bu konuda Farsça'ya tercüme olunmuş "İslam Yolunda Adımlar" isminde bir kitabım var. İnşaallah yakında yayınlanacak "Mücadeleci İslam'da Düşünceler" isminde bir kitabım var. Çoğunlukla İslami hareketlerin çalışmalarındaki üsluplarından bahsediyor. Yakında yayınlanacak inşaallah. İslam yoluna adımlar kitabım ise İslami faaliyetlerin vasıtalarından bahsediyor.

-Teşekkür ederiz.

Kaynak: Dünya ve İslam Dergisi - Sayı: 3 - Yaz 1990

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • İslami Hareket Üzerine01 Haziran 1990 Cuma 00:10
  • 1987 Kanlı Hac Hakkında Söylenmemiş Olanlar01 Haziran 1990 Cuma 00:09
  • Pakistan Şii Hareketi01 Haziran 1990 Cuma 00:08
  • Türkiye'de İslami Hareketin Gelişim Süreci01 Haziran 1990 Cuma 00:07
  • Kitle İletişim ve İktidar01 Haziran 1990 Cuma 00:06
  • İslamiyetin Siyasete İlişkin Tavırlarının İncelenmesi01 Haziran 1990 Cuma 00:05
  • Malezya İslami Uyanışının Siyaseti01 Haziran 1990 Cuma 00:04
  • Filipinler'de Moro Mücadelesi01 Haziran 1990 Cuma 00:03
  • Endonezya Müslümanları ve Devlet; Uzlaşma mı, İsyan mı?01 Haziran 1990 Cuma 00:01
  • Sunuş01 Haziran 1990 Cuma 00:00