İslami Hareket ve Demokrasi: Ürdün Deneyimi

İslami Hareket ve Demokrasi: Ürdün Deneyimi
Azzam Temimi

Giriş

Ürdün parlamentosundaki Müslüman Kardeşler grubunun eski lideri müteveffa Ahmed Azaide, 27 Mayıs 1991'de Amman'da yapılan bir seminere sunduğu tebliğinde Ürdün'deki etkin siyasi rolün cephelerini tartışırken ülkesinin (Ürdün) bağımsız ve hür hareket etme yeteneğini kısıtlayan iç ve dış etkenleri açıkça ortaya koymuştu. İhvan'ın önde gelen isimlerinden olan ve 21 Haziran 1992'de 43 yaşında vefat etmiş olan Azaide, Ürdün'ün Osmanlı Devleti'nin yıkılmasından ve I. Dünya Savaşı'nın ardından oluşturulan dünya düzeninin bir yan ürünü olduğuna inanıyordu. Ona göre Ürdün'de alınan siyasi kararlar, daima, Ürdün'ün bağımsız ancak zayıf ve dış yardıma muhtaç kalmasını öngören dünya düzenince yönlendiriliyordu.

Bu gerçek Müslüman Kardeşler [İhvan] hareketince en başından beri biliniyordu. Fakat hareketin birçok üyesi bu gerçeğin boyutlarını ancak hareketlerinin parlamentodaki en büyük grup haline gelmesinden ve ağır bir borç yükü altında olan ve çok kısıtlı geliri bulunan küçük bir ülkenin devasa boyutlara ulaşmış sorunlarını çözmekten aciz bir hükümetin (koalisyonun) ortağı olduktan sonra kavrayabildiler.1

Ahmed Azaide, Ürdün İhvanı içinde bulunan ve rejim ve diğer siyasi gruplarla bir arada bulunmanın, işbirliğinin ve diyalogun kaçınılmaz olduğuna inanan reformist kanadın manevi lideriydi. Bu eğilim her ne kadar, 1945 sonrasında ortaya çıkan Ürdün İhvan hareketinin geleneksel politikasını temsil ediyor olsa da; 70'li ve 80'li yıllarda hareket, Seyyid Kutub ve kardeşi Muhammed Kutub'un yazılarından etkilenen güçlü bir radikal eğilimin yükselişine tanık oldu. Radikal eğilim 1970'lerde ve 1980'lerin büyük bölümünde çok popülerdi ve hareket üyelerinin büyük çoğunluğunun desteğine sahipti. Ancak bu gücünü 1989'da yapılan ve İhvan'ın 22 üyelik kazandığı parlamento seçimlerinden sonra yitirmeye ve diğer eğilime terk etmeye başladı. Bu İhvan'ın ilk parlamento deneyimi olmasa da hareketin siyasi gelişiminde bir dönüm noktasıydı. Bu sonuç, İhvan tabanının reformist eğilime bakışının ve yaklaşımın değişmesine ve bu akımın güçlenmesine neden oldu.

Olayın tarihine bakıldığında İhvan'ın Ürdün anayasasının 7 Kasım 1951'deki kabulünden beri parlamentoyu devalarına (İslami tebliğ) hizmet edebilecekleri platformlardan yalnızca biri olarak algıladıkları görülür. Ancak onların parlamentoyla ilişkilerinin düzeyi iyiliği emredip, kötülükten sakındıracak ve İslami görüşü duyuracak birkaç üyeye sahip olmakla sınırlıydı. Bundan öte İhvan, hareketin yeteri kadar halk desteğine sahip olmadığı tarihlerde istese bile adaylarını yeterince destekleyemeyeceğini ve seçilmelerini garanti edemeyeceğini biliyordu. Üstelik hükümetin rejim tarafından kabul edilen adaylar dışında kimsenin kazanmamasını sağlayacak özel tedbirleri alacağının bilincindeydi. Bundan da öte Müslüman Kardeşler, kendisini bir siyasi parti olarak görmüyor veya böyle algılanmak istemiyordu. İhvan, 1963'te Başbakanlığın özel izniyle bir dernek olarak kurulmuştu ve bu statüsünü halen korumaktadır.

Kralın 1967 savaşının hemen ardından kapattığı parlamento tekrar ancak 9 Ocak 1984'te açılabildi. Bu tarih, İhvan'ın Amman'ın 35 km güneyindeki Mabada şehrinin belediye meclisi -ki bu meclis on yıllardan beri şehrin Hıristiyan ahalisinin denetimindeydi- seçimlerde büyük bir zafer kazanmasından hemen hemen dört yıl sonrasına rast geliyordu. İhvan sonra Mart 1984 parlamento ara seçimlerinde kendi üyesi olan iki adayla birlikte bağımsız Müslüman bir adayı destekledi ve seçimleri kazanarak parlamentoya birkaç milletvekili daha gönderme imkanı buldu. Şüphesiz belediye ve parlamento ara seçimleri; İhvan'a, halk indindeki popülaritesini ölçme ve kampanya ve lobi taktiklerini öğrenip uygulama ile geçici ittifaklar yapma imkanı verirken, kendilerine olan güven ve inançlarını kazanmalarını da sağladı. Ayrıca yine seçimler, temiz, adil, müdahale ve yönlendirmeden uzak olursa önemli başarılar kazanabileceklerini anladılar.

İhvan, öncelikle Suriye ile ilişkilerin geliştirilmesine önem veren Zaid Rifai hükümeti döneminde büyük kayıplar verdi ve görülmemiş baskılara maruz kaldı. Aralarında Parlamento Sözcüsü ve Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Dr. Abdullatif ve şu anda milletvekili olan birçok üniversite öğretim üyesi gibi önde gelen üyelerin de bulunduğu birçok İhvan mensubu işlerinden atıldı. Yine birçok siyasi aktivistle birlikte çok sayıda İhvan üyesinin seyahat etmesi ve özel sektörde de çalışmaları yasaklandı. Bu durum derin bir umutsuzluk ve hayal kırıklığının doğmasına ve radikal eğilimin güçlenmesine neden oldu.

Hareket içinde giderek artan huzursuzluk ve kızgınlık Ma'an'da başlayıp daha sonra bazı kuzey şehirlerine de yayılan Nisan ayaklanmasının sebebi olarak gösterilirse de, gerçekte, İhvan'ın bu olayla herhangi bir ilişkisi yoktu. İhvan, telaş ve yanlışlıkla bu olayı kışkırtmakla suçlanmıştı. Ancak olayın hemen ardından Kral'ın devrimi durdurmak ve kızgın halkı yatıştırmak için aldığı tedbirler ve yaptığı önemli siyasi reformlar en çok İhvan'ın işine yaradı ve onun amaçlarına hizmet etti.

Deney

Nisan'daki halk ayaklanmasının ardından Kral 1989 yazı başında Başbakan Zaid Rifai'yi görevden alarak yerine Zaid Bin Şakir'i yeni parlamento seçimlerini -ki Kral bu seçimlerin temiz ve adil olacağına garanti vermişti- düzenlemek üzere atadı. Seçim takvimi ve tüzüğü saptandı ve halktan yeni parlamentoya girmek isteyenler öne çıkmaya ve kayıt parasını ödeyip kampanyaya başlamaya teşvik edildi.

Birçok İhvan üyesi olaya şüpheyle yaklaşıyor ve Kral'ın kararının küskün halkın tepkisini yatıştırmak için yapılmış bir manevra olduğuna inanıyordu. Ancak bir kısım İhvan mensubu da Kral'ın hareketinin samimi olduğuna ve bunun dünyanın birçok yerinde esmekte olan demokrasi rüzgarının tabii bir sonucu olduğuna inanıyordu. Şüpheci kesim bu deneyde yer almanın izne bağlılığını, uygulanabilirliğini ve faydasını sorgulayan soruları ortaya attılar. Soruların bir kısmı ideolojik, bir kısmı da yalnızca teknik kısma aitti. Bunun sonucunda seçime girme kararının resmen çıkması uzun zaman aldı ve örgütün her düzeyinde sıcak tartışmalara neden oldu.

İhvan'ın iç örgütlenmesi hayli ileridir ve şura prensibine dayanan karar alma süreci tamamen demokratik olduğunu kanıtlamıştır. Hareket doğrudan örgüt üyeleri tarafından seçilen bir şura meclisine sahiptir. Ülke şu'ab (kısım)lara ayrılmıştır. Her şu'ab, Şura Meclisi'nde kendilerini temsil edecek üyeyi seçer. Şura Meclisi de el-Murakıbu'l-Amm (lider) liderliğinde ve Şura Meclisi'nin denetiminde çalışacak Yürütme Konseyi'ni seçer. Arap dünyasındaki birçok siyasi örgüttekinin aksine, İhvan lideri mutlak otoriteye sahip değildir ve Yürütme Konseyi'nin diğer üyeleriyle birlikte Şura Meclisi'ne karşı sorumludur. Seçimler her dört yılda bir yapılır ve Şura Meclisi örgüt liderini ve Yürütme Konseyi üyelerinden herhangi birini görevden alma yetkisine sahiptir. Oy sayım işlemi hem meclis, hem de Konsey'in denetiminde yapılır.

Parlamento seçimlerine katılıp katılmama konusu çok önemli addedildiği için önce şu'ablarda tartışılması sağlandı. Örgütün seçimlere katılmasına demokratik bir oylama sonucunda karar verildi. Çünkü oyuna katılmanın, dışarıda kalmaktan daha avantajlı olduğu kanısına varılmıştı. Bundan da öte, İslam'ın demokrasiyi onaylamadığı, çünkü onun ithal bir sistem olduğu ve laik unsurları barındırdığı şeklindeki iddiaların geçersiz ve asılsız olduğu ispat edildi.

Demokrasinin bir ideoloji değil, bir mekanizma (işletim sistemi) şeklinde algılanması gerektiği iddia edildi. Bu mekanizmanın amacı despotluğu, diktatörlüğü ve insan hakları ihlallerinin önlenmesi ile insan haklarının korunması, halkın toplu eleştiri hakkının muhafaza edilmesi ve hükümet politikalarını sorgulama hakkına sahip olunması olduğu söylendi. Bu meyanda demokrasi yanlısı İhvan üyeleri, "eğer demokrasinin amaçları buysa, aynı şeyleri öngören Şeriat'la2 uyum içindedir" şeklindeki tezlerini öne sürdüler. Cahili3 bir toplumda seçimlere katılmanın caiz olmadığı ve dolayısıyla bunun günah olduğu şeklindeki görüşün mağlup edilmesi, hareket içindeki radikal kanadın biraz daha zayıflamasına neden oldu.

Teknik açıdan, sonuçta seçimlere müdahale edilse ve olay tamamen bir tiyatro oyununa dönse bile, İhvan'ın seçimlere girmesinin dışarıda kalmasından daha iyi olacağı iddia edilmiştir. Yine parlamentonun çok sınırlı bir güce sahip olduğu bilinmesine ve Kral'ın onu her an kapatma ihtimali olmasına rağmen, orada hareket mensubu birkaç milletvekilinin bulunmasının yararlı olacağına inanılıyordu. Bu durumun avantajları arasında şunların olduğu belirtiliyordu:

- Kampanya süresince örgüt halkla direkt ve açık temas kurabilecek ve ülkenin problemlerini özgürce tartışabilecektir. Böylece adaylara tanınan dokunulmazlık hakkından yararlanılarak dava birçok platformda çok daha etkin bir şekilde savunulacaktır.

- Bu deney, İhvan'ın sahip olduğu halk desteğinin boyutlarını ölçme imkanı sağlayacak ve örgütün propagandasını yaptığı İslam'ın halkın gündemine ne derece girdiği belirlenebilecektir.

- Yine bu olay, Hareket'in gücü ve etkinliği ile birim ve üyelerinin ne derece etkin olduklarını karşılaştırma imkanı verecektir.

- Bu deneyle adaylar ve ileride parlamentoda yer alacak İhvan mensubu milletvekilleri aracılığıyla halka sevecen bir İslam görüntüsü sunma imkanı doğacaktır.

- Bu deneyle, İhvan'ın bu tür olaylardaki performansını geliştirme ve mümkün olan en fazla sayıdaki üyeyi siyasi aktivite ve manevranın içine katarak çağdaş hayatın gerçekleriyle tanıştırma imkanı doğacaktır.

Adayların Seçimi

Parlamentodaki sandalye sayısı, 60'dan 80'e çıkarıldı ve özellikle Batı Şeria'nın artık mecliste temsil edilmeyecek olmasının tabii bir sonucu olarak, yeni sandalye tahsis sistemi, oluşturuldu. Azınlıklara (Hıristiyan, Çerkez, Şişhani...) ve Bedevilere belirli bir nüfusa sahip oldukları yerlerde belirli sayıda sandalye ayrıldı. İhvan tabii olarak toplam sandalyelerin %30'undan az olmayan bu sandalyeleri kazanmak için herhangi bir şansa sahip değildir.

İhvan'ın güçlü olduğu ve seçimi kazanabileceğine inanılan yerlerde aday belirleme görevi, oradaki şubeye verilmişti. Bu uygulamayla İhvan adayları seçim bölgelerindeki örgüt mensuplarınca belirleniyor ve merkezdeki liderliğin herhangi bir müdahalesi olmuyordu. İhvan yekun olarak 15 seçim bölgesinde bulunan 27 sandalye için mücadele eden 27 adaya sahipti.

Kampanya

İhvan adayların isimlerinin bulunduğu bir listeyi ilan edip halktan listede bulunanların hepsi için oy vermesini isteyen tek gruptu. Hareketin seçim programının ve adayların resim ve adlarının bulunduğu bir kitapçık basılarak tüm ülkede dağıtıldı. Buna ilaveten her şube kendi bölgesindeki aday için kampanya yapmak zorundaydı. Seçim toplantıları en etkili kampanya metoduydu ve İhvan'dan başka hiçbir grup halkı bu derece cezbedecek bireylere sahip değildi. Bu toplantılara katın ve erkek, katılanların, sayısı hareketin sahip olduğu desteğin boyutlarını gösteriyor ve bir nabız yoklaması işlevini görüyordu. Naşid'in katılımı ve kadın ve erkekler için eşit sayıda sandalye ayrılması bu kampanyanın tipik özellikleriydi. Ulaşım sağlanmış seçim bölgesinden ve komşu bölgelerden gelen İhvan mensupları arı gibi çalışmışlardı.

Seçime iki hafta kala İhvan, mümkün olduğunca çok kişinin seçim kütüklerine kaydolup seçmen kartlarını alması için bütün gücüyle çalıştı. Çoğu kez halkı kaydettiren ve kendisine oy verecek seçmeni toplayan İhvan'dı. İhvan'ın kadın kanadı [el-ahavat], tüm üyelerini, mümkün olduğunca çok kadını kaydettirmek için harekete geçirmek zorundaydı. Çünkü tüm seçmenlerin %65'ini kadınlar oluşturuyordu. Bunun sebebi de, ezici çoğunluğu erkek olan Ordu ve Halk Güvenliği Servisi mensuplarının oy kullanmasının kanunen yasak olmasıydı.

Kampanyanın mahsulünün alınması sonucunda seçimlere girilmesine karşı çıkan çok az sayıdaki İhvan mensubu da desteksiz kaldılar. İhvan'ın sesini duyurması, halkla iletişim kurması ve onlara reform programlarını anlatıp fikirlerini birçok vesileyle açıkça söylemesi için bundan daha iyi fırsat olamazdı.

İhvan mensubu olmayan birçok İslamcı aday, İhvan'ın da aday gösterdiği seçim bölgelerinde adaylıklarını koydular. Bereket versin ki bölgelerdeki toplam sandalye sayısı İhvan'ın gösterdiği aday sayısından fazlaydı ve bağımsız İslamcılarla işbirliği sağlanabildi. Bazı bölgelerde İhvan ve bağımsız İslamcı adaylar aynı listelerde yer aldılar ve halk da tüm listeye oy vermeye ikna edildi. Bu tür ittifaklarla istenmeyen adayların, özellikle İslami programları benimsenmeyen veyahut da açıkça ülkenin İslamileştirilmesine karşı çıkan adayların şansları en düşük düzeye indiriliyordu.

Yaklaşık dört seçim bölgesinde İhvan, Hıristiyan adaylarla ittifak yaptı ve İhvan'ın desteklediği en az iki aday bu şekilde seçimi kazandı.

Parlamento Bloğu

İhvan aday gösterdiği 27 sandalyeden 10'unu kazansaydı bir hayli memnun olurdu. Hükümet onların dört ila altı sandalye kazanmalarını bekliyordu. Oysa hareket 22 sandalye kazandı ve kazanan adayların hepsi bölgelerinde birinci sırada seçildiler. Dr. Abdullatif Arabiyat bu 22 milletvekilinden oluşan bloğun lideri ve sözcüsü seçildi. O, İslami Hareketin Parlamento Bürosu adı verilen ve yeni kurulmuş olan büroya düzenli olarak gidiyor ve direkt olarak İhvan'ın Yürütme Kurulu'ndan, ki bu kurulun bazı üyeleri de milletvekiliydi, talimat alıyor ve yönlendiriliyordu.

Bu 22 milletvekilinden en azından yarısı ilahiyat mezunuydu ve hareket içindeki radikal eğilimi temsil ediyorlardı. Onlardan birçoğu sahip oldukları niteliklerden veya bu işin uzmanı olduklarından dolayı değil, halk arasındaki popülaritelerinden dolayı aday gösterilmişlerdi. Ülkenin problemlerine alternatif çözümler sunmak ve çeşitli konularda yorum yapmak gerektiğinde, bu işler için oluşturulmuş destek komiteleri araştırmalar yapar ve milletvekillerine sunardı. Destek komitelerinin mensuplarının çok iyi niteliklere haiz İhvan mensuplarından, sempatizanlarından ve destekleyicilerinden olması beklenirdi. Ancak bu komitelerden hiçbiri ne önemli bir şey gerçekleştirdi, ne de üretti. Bunun nedeni de başlarında bulunan milletvekillerinin olaylara ilgisiz kalmaları ve girişken olmamalarıydı. Kısa süre sonra İhvan mensubu milletvekillerinden yarısından fazlasının, tıpkı İhvan mensubu olmayan birçok milletvekili gibi, bu işe uygun olmadıkları anlaşıldı. Bazıları iyi bir öğrenci olduklarını ve kendilerini hızla geliştirdiklerini kanıtlamalarına rağmen, bir kısmı da tekrar seçilemeyeceklerini açıkça gösterdiler.

Demokrasi İhvan'ın eksiklerini görmesini sağlayan önemli bir avantaj haline geldi. Bazı olaylar sonucu ortaya çıkıp hareket içinde sivrilen kişilerin mutlaka örgütün en iyi elemanları olması gerekmediği anlaşıldı ve yine düşüncelerini Cuma hutbelerinde, kalabalıklar önünde veya fıkıh ve akaid derslerinde cesurca dile getiren hatiplerin iyi bir siyasetçi veya yönetici olamayacakları anlaşıldı. Çoğu kendinden emin ve gururlu olmasına rağmen İhvan mensuplarının birçoğunun panik halinde olduğu ve hayal kırıklığına uğradığını görmek bir hayli şaşırtıcıydı. Bu durum; hareketin, özellikle ve öncelikli olarak eğitim ve öğretim programlarında [menahicü't-terbiye] ciddi bir şekilde harekete geçmesini sağladı.

Parlamentonun açılışını takip eden birkaç gün yeni atanan Başbakan Mudar Badran ile İhvan liderliği arasında sert tartışmalara sahne oldu. Badran İhvan'a kabinesinde 5 ila 7 bakanlık teklif ediyor, buna karşılık da kabinesine güvenoyu verilmesini istiyordu. Bakanlık tartışmaları İhvan'ın özellikle Eğitim Bakanlığını istemesi ve Kral'ın da bu bakanlığı İhvan'a vermemesi üzerine bir sonuca ulaşılamadan sona erdi. İhvan'ın daha sonra kabineye katılma projesini reddetmesinin altında ne ilkesel bir karar, ne de herhangi bir hesap vardı. Onu buna iten sebep, hükümetin (Kral'ın) yukarıdaki davranışı olmuştu. Üstelik İhvan içinde hükümette yer alma konusuna karşı hala önemli bir muhalefet vardı. Radikaller Şeriat'a dayanmayan bir hükümette yer almanın İslami ilkeleri çiğnemek demek olduğuna inanıyorlar ve bu görüşün propagandasını yapıyorlardı. Çeşitli ülkelerde bulunan İhvan teşkilatlarının önde gelen alimleri 1980'lerin başında bu tür (gayri İslami) hükümetlerde yer almanın caiz olduğuna dair fetva vermelerine rağmen Ürdün İhvanı'nın Yürütme Kurulu'nu ellerinde bulunduran radikaller bu fetvayı gözardı ederek, büyük ölçüde Mevdudi ve Kutub'un görüşlerine dayanan kendi yaklaşımlarını öne çıkardılar.

Badran'ın kabinesine güvenoyu ancak 14 şartın yerine getirilmesi koşuluyla verildi. Bu şartların ilki ve en önemlisi hükümetin İslam şeriatını uygulamaya doğru yönelmesi ve Ürdün anayasasının 2. maddesiyle çelişen bütün yasaların yeniden düzenlenerek ıslah edilmesiydi. İhvan'ın güvenoyu vermesinin gerekçeleri, 14 şart da dahil olmak üzere "Güvenoyu Vermemizin Nedenleri" başlıklı küçük bir kitapçıkta toplandı ve tüm ülkede dağıtıldı. Bu girişimin nedeni de kararlarının haklılığını kanıtlamak ve buna destek sağlamaktı.

İhvan'ın milletvekilleri parlamento sözcülüğü için aday göstermeme kararı aldılar. Bunun yerine bağımsız İslamcılardan bir aday gösterdiler, o da seçimi hükümetin adayına karşı kaybetti. İhvan ilk yılı parlamentoyu tanımak ve işleyişi öğrenmekle geçirmek istiyordu. Gelecek yıla daha iyi hazırlanmak amacıyla çeşitli gruplarla, önce İslamcılarla, sonra da milliyetçilerle ittifak yaptılar. İkinci ve üçüncü yıllarda parlamento sözcülüğü kazanmayı başardılar.

İhvan ilk ittifakını on kişiden oluşan bağımsız İslami blokla yaptı. Bu ittifak, İslami Parlamento Cephesi diye adlandırıldı. Milliyetçiler kendi gruplarını oluşturdular ve cepheye katılabileceklerini ancak cephenin adının kendi varlıklarını da açıkça ortaya koyacak şekilde değiştirilmesini istediler ve Milliyetçi İslami Cephe ismini önerdiler. İhvan'ın radikal milletvekilleri buna şiddetle karşı çıktılar ve milliyetçiliğin kesinlikle onaylanmaması gerektiği konusunda ısrar ettiler. Uzun görüşmelerin ardından anlaşmaya varıldı. Ancak yeni kurulan cephe birçok konu üzerinde var olan görüş ayrılıkları -ki bunlar arasında hükümetle güç paylaşımı konusunda bir uzlaşmaya varıldığı takdirde kimin bu gücü kullanacağı sorunu da vardı- yüzünden uzun ömürlü olmadı. Bağımsız İslami Blok ve Milliyetçi Blok kısa süre sonra cepheden ayrıldılar.

Kabineye Katılım

Parlamentodaki ilk yıl milletvekilleriyle birlikte birçok İhvan üyesinin de yaklaşımlarını değiştirdi. Demokrasi konuşma özgürlüğünü alabildiğine kullanabildiğiniz ve o zamana kadar vatandaşların hayatlarının her alanına müdahale eden gizli servisin hareketlerini sınırlandırdığınızda hoştur. Ancak statükonun gerçekleriyle yüz yüze gelmek nahoştur ve hayal kırıklığı yaratır. Ürdün'ün 13 milyar dolar dış borcu var ve attığı demokratik adımlar, kendi vatandaşlarına da demokrasi virüsünün bulaşmasından korkan komşu ve bir anlamda bu ülkenin ağabeyleri olan Arap devletlerini rahatsız etmektedir.

Başbakan Badran sürekli yapılan eleştirilere karşılık İhvan'a kabineye katılma teklifini tekrar götürdü ve ülkenin kalkınmasında daha aktif rol almaya çağırdı. Bu sefer İhvan'a istediği bakanlıklar verildi. Bunlar Evkaf, Eğitim, Sağlık, Adalet ve Sosyal İşler bakanlıklarıydı. Bu olay, Körfez Krizi'nin en çetin döneminde yani şimdiye kadar benzeri görülmemiş bir ulusal birliğin ve rejimle muhalifleri arasında karşılıklı anlayışın dorukta olduğu bir dönemde vukubuluyordu. Dört aylık balayı ve güç paylaşımından sonra ortaklık Körfez Savaşı sonrası döneme hazırlanmak amacıyla Başbakanın değiştirilmesiyle aniden sonra erdi. Bu dönemde Ürdün'e Amerika liderliğindeki barış sürecinde önemli görevler verilmişti.

İhvan bakanları, en azından bazıları, halkın büyük çoğunluğunca desteklenen, buna karşı batıcı elitlerin öfkesine sebep olan önemli reformları yapmışlardı. Bu reformların bazıları bakanların görevden alınmasından sonra iptal edildi. Ancak buna rağmen halkta olumlu izlenimler bırakılmış ve iktidara geldiklerinde neler yapabileceklerine -ki halk yapılan reformların benzerini daha önceki yönetimlerin hiçbirinden görmemişti- dair önemli ipuçları verdiler.

Siyasi Çoğulculuk

Kral siyasi çoğulculuğa geçişin planını hazırlayacak olan 60 kişilik bir Kraliyet Komisyonu kurdurdu. Komisyonun görevleri, siyasi hayatı yönlendirmek ve siyasi partilerin kuruluş ve kayıt kurallarını yapmaktı. Komisyon üyeleri çok değişik kesim ve eğilimlerdendi. Bunların içinde altısı İhvan mensubu olan on İslamcı, Bedeviler, Çerkezler, Komünistler, Baasçılar ve milliyetçiler vardı. Bu kurum demokrasinin, Müslümanlara kendi düşüncelerini paylaşmayan insanlarla bir arada olmayı, tartışmayı ve hatta anlaşmayı öğrettiği platformlardan biriydi.

Bu girişimle aynı tarihlere rastlayan bir zamanda İhvan da bir siyasi parti kurma çalışmalarıyla meşguldü. İslami gruplar ve bireyler tek bir siyasi parti kurma konusunu tartışmak üzere toplantılara çağrıldılar. Davet edilen hiçbir grup böyle bir partide yer almayı kabul etmedi. Neticede kurulan ve İslami Hareket Cephesi adı verilen parti İhvan ve birçok bağımsız bireyden müteşekkil bir kurum oldu. Cephe'nin Genel Sekreteri Dr. İshak el-Farhan partinin özgürlük, sorumluluk, şura, siyasi çoğulculuk, ulusal birlik ve insan haklarını koruma ve İslam şeriatını hayatın her alanına hakim kılma ilkeleri üzerine kurulduğunu söylüyordu. Dr. el-Farhan Cephe'nin, partilerin bir ortaklığı değil, İslam'ın sosyal, bireysel ve ulusal sorunları çözebilecek tek sistem olduğuna inanan tüm Ürdün vatandaşları için ortak bir platform, ortak bir cephe olduğunu belirtiyordu.

İhvan, cephenin yalnızca İhvan'dan ibaret olmadığını bilakis kendi karakteri, kuralları, yönetimi, organizasyonu ve karar alma sistemi olan bağımsız bir siyasi parti olduğunu ısrarla vurguluyordu. İhvan diğer grup ve kişilerin partiye katılması için onun İhvan liderliğinden emir aldığı ve hatta onun (İhvan'ın) kontrolü altında bulunduğunu yalanladı. İhvan'ın bir siyasal partiye dönüşmediği, çünkü onların (İhvan) faaliyetlerini dar siyasi parti yapısına indirgeyip kendilerini sınırlandırmak istemedikleri, çünkü daha kapsamlı bir programa sahip oldukları iddia edildi. İhvan'ın böyle yapmakla, hareketini demokrasi başarısızlığa uğrayıp rafa kaldırıldığında, 1957'deki gibi, siyasal partilerin uğradığı kapatılma tehlikesinden korumayı amaçladığı kolayca görülebilir.

Çeviren: Mehmet Cebeci

 

Dipnotlar

1- Ürdün'ün yüzölçümü 89.200 km2, nüfusu da 3,5 milyondur. Filistin'le olan sınırının uzunluğu 650 km'dir. Arap dünyası içinde en yüksek okur-yazar oranına sahip olmasına rağmen, işsizlik oranı %20'lere varmaktadır. Ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayanmakta, fosfat ve potasyum hidrat dışında önemli bir yeraltı kaynağı bulunmamaktadır. Ülke üç komşu Arap devleti tarafından etki altına alınmıştır. Bunlar kuzeyindeki Suriye, güneyindeki Suudi Arabistan ve doğusundaki Irak'tır. Ülke zaman zaman, Suriye ve/veya Suudi Arabistan'ın uyguladığı ekonomik baskılara maruz kalmaktadır.

2- İslam'ın vahiyle bildirilmiş kanunları.

3- Sözlük anlamı, bilgisizlik veya barbarlık hali. Tarihi olarak İslam öncesi döneme verilen ad. Teknik olarak ise, ilk olarak Mevlana Mevdudi ve Seyyid Kutub tarafından kullanılan ve Allah yerine insana itaat etme ve Allah'ın varlığını reddedip ölümlü varlıklara tapma. Kutub'a göre cahiliye, bu anlamıyla, yalnızca tarihteki bir döneme (İslam öncesi dönem) delalet etmez, aksine bu kavram geçmişte var olmuş, günümüzde var olan ve gelecekte de var olacak bir durumun ifadesidir ve İslam'ın can düşmanıdır.

Kaynak: Dünya ve İslam Dergisi - Sayı: 15 - Yaz 1993

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Kur'an ve İslami Mücadelede Kaynak Sorunu18 Şubat 2015 Çarşamba 00:21
  • İslam'a İnanmak ve İslami Mücadele16 Şubat 2015 Pazartesi 22:04
  • Eleştirinin Önemi ve Yol Göstericiliği16 Şubat 2015 Pazartesi 21:57
  • Kimlik Sorunu ve Yabancılaşma14 Şubat 2015 Cumartesi 00:43
  • Nasıl Bir İslami Kimlik?14 Şubat 2015 Cumartesi 00:38
  • 1980 Kuşağı Olarak Biz Nerede Doğru Yaptık?13 Şubat 2015 Cuma 04:25
  • "İslamcı" Nitelemesi Ne İfade Ediyor?09 Şubat 2015 Pazartesi 00:24
  • Kur’an’ı Anlamak ve Yaşamak08 Şubat 2015 Pazar 23:19
  • Bir Davranış Bozukluğu Olarak Tepkisellik07 Şubat 2015 Cumartesi 22:11
  • Eğitim Çalışmaları ve Eksikliklerimiz06 Şubat 2015 Cuma 23:00