İslami Hareket ve Islahat Çabalarının Sürekliliği

Bahadır Kurbanoğlu

İslami hareket bir sorgulama, akletme ve ıslahat sürecinin adıdır. Yakın dönem kökleri somut olarak 19. yüzyılda Malik b. Nebi'nin deyimiyle "sömürüye müsait hale gelmiş" olan İslam ümmetini vahiy eksenli bir anlayışla yeniden ihya etme çabalarının önderleri konumundaki Cemaleddin Afgani ve Muhammed Abduh'a kadar dayandırılabilir.

Türkiye İslami hareketinin 6O'lı ve 70'li yıllarda yapılan çeviriler sayesinde yeni yeni tanıştığı ıslah çabaları, 80'li yıllarla birlikte belli bir ivme kazanırken, gerek iç gerekse dış sebeplerden dolayı bir takım sorunlar da kendisini göstermeye başlamıştır, Yani bu sorunlar Kur'an merkezli bağımsız bir kimlik oluşturmaya çalışan İslami hareketin iç dinamikleri, hedefleri ve 12 Eylül sonrası ortaya konulan devlet politikalarıyla yakından alakalıdır.

Mutlak anlamda, Allah'ın rızasına muhalif tüm itikadı ve siyasi unsurlarla mücadele etmesi gereken bir hareketin, otuz yıllık tarihinde bu seviyeyi yakalamış olduğu söylenemez. Müslümanlar, bir takım vahyi doğrulara, sindirerek değil mukallitlik ölçeğinde ulaştıklarından dolayı, ayakları yere basan, kendini rahatlıkla tanımlayabilen ve bu meyanda somut hedeflerini oluşturmuş bir harekete dönüşememiştir.

Seyyid Kutub, Mevdudi, Maiik b. Nebi vb. şahsiyetlerin eserleri hep bu sözünü ettiğimiz çerçevede değerlendirilmiş, müslümanlar Kur'an'la aralarındaki perdeleri kaldırma misyonunu gerektiği gibi yerine getirememişlerdir.

1979 İran İslam devriminin ardından 150 yıllık sinmişlik ve ezilmişliğinden silkinmeye çalışarak belli bir özgüvene kavuşan müslümanlar, bu özgüveni gerektiği gibi değerlendirememişlerdir. Yine mukallit bir tavırla serdedilen İran'a biat etme, şiiliği benimseme gibi analizci değil hamasi yönelimler, tüm itikadi, ekonomik, toplumsal vb. sorunları arka plana iterek, kısa vadede iktidarı hedefleme tavrı, sünnetullah'a uygun bir mücadele hattının oluşturulamamasına sebebiyet vermiş, yapay bir şekilde gündeme sokulan toplumsallaşma ve ülke gerçeklerine dönme tespitleri yukarıda sözünü ettiğimiz iki hatalı yönelime bir tepki olarak ortaya çıkmıştır.

Bu süreç açıkça ortaya koymaktadır ki, vahyi doğrulara yönelim hususunda yaşanan tüm olumluluklara rağmen sabırsız, aceleci, hamasi tavırlara paralel bir yeniden-gelenekçileşme süreci de yaşanmıştır. Evrensel İslami hareketin kazanımlarıyla doğru orantılı olarak yıllar önce aşılan meseleler, tekrardan müslüman kitlelerin gündemine sokulmuştur.

Sivil toplum meselesi, modernizm-gelenek çatışması, yerellik sorunu vb. gündemler, hareketin kazanımları ve ilkelerine dayanmayan bir düzlemde yapılan, vahyi bilinci hayata ikame etme noktasında adanmışlık ölçüsünü yakalayamayan hareket mensupları açısından saptırıcı gündemler halini almıştır.

Tüm bunları aşabilmek, bir takım konuların altını yeniden kalın çizgilerle çizmekle mümkün olacak, kazanım ve olumluluklarımızın çerçevesinin belirlenmesine önemli katkılar sağlayacaktır.

Birincil problemimiz Allah'ın rızasına muhalif unsurlarla mücadeleyi sürekli kılacak bağımsız bir İslami kimliği oluşturmaktır. Bu ise vahyi merkeze alarak geleneksel ve modern itikadi-siyasi bozulma, çözülme ve kirliliklerle mücadele etmekle olacaktır. Siyasi olanı ön plâna çıkartıp, itikadi problemleri arka plana itmek, itikadi bulanıklığın hayatla olan içiçeliğini görmezden gelmek demektir. Bunun yanı sıra mezhepçi ve fıkıhçı anlayışların zaaflarını görmezden gelme tavrı, ıslahat sürecine sekte vuracak olan bir anlayıştır. Tarih boyunca içtihat kapısını açık tutmasıyla övgüye mazhar olan Usuli ekolün, bugün İran'da ıslahat sürecine engel oluşturucu tavırları, itikadi, dolayısıyla kültürel ve siyasi zulmün bir parçasını oluşturmaktadır.

Bugün bir takım çevrelerde ortaya atılan "Medeniyet oluşturma" problemi, İslami hareketin temel hedefi değildir. Hatta bu konu İslami hareketin esas problemlerinin üstünü örtücü bir muhtevaya sahiptir. İslam medeniyeti adı altında Guenonien(Hermetik), gnostik, irfani, batini anlayışlar tekrardan müslümanların gündemine sokulmaktadır. Oysa bu konuya sahih bir anlayış çerçevesinde bakabilmek ancak Kur'an'la mümkündür. Buna basit bir misal Mısır medeniyetine karşı Hz. Musa'nın gösterdiği mücadeledir. Yine aynı konuyla ilintili olarak Malik b. Nebi'nin batı tipi medeniyet tanımlamalarına karşı geliştirdiği 'insan merkezli' medeniyet anlayışı(Bin Nebi'ye göre İslam medeniyeti otuz sekiz yıl sürmüş, ardından çöküş başlamıştır.) bizlere rehber olucu bir muhtevaya sahiptir.

Ne batıyı ne de yaşanılan coğrafyanın mirası ve geleneğini yeniden keşfetmek sorunlarımızı çözemez. Dolayısıyla İslami hareket yapıp etmelerine Kur'an'dan ve tarihi/siyasi/kültürel tecrübelerden delil getiren bir hareket değil, Kur'an'ın yaşamlaştırılmasını istediği kimliği, Kur'an'ın emirleri mucibince hayata geçirmesi gereken bir harekettir. Kur'an'ın çizmediği hedefleri kendisine hedef seçemez; o hedefleri Kur'an'ın üzerinde bir yerlere oturtup onlara Kur'an'dan ya da sünnet'ten delil bulma yoluna gidemez.

Bugün modernizme(batı tipi yaşam tarzı/üretim-tüketim ilişkileri) karşı çıktıklarını iddia eden bir takım İslami kesimlerin modern kültürün ürettiği ilkesizliklere savrulmaları, modernlerin onayladıkları din anlayışlarını sözde modernizme karşı çıkma adına sahiplenmeleri ölçünün/nimetin yitirilmişliği ve terk edilmişliğinin en büyük göstergesidir.

Özalizmin geleneksel kesimlere açtığı kanallara girerek, onun nimetlerinden faydalanan müslüman sermayedarlara ve onların besledikleri "aydın takımı"na karşı tavrımız belirginleşmeli ve kesinlik kazanmalıdır. Bu tabloyu onaylayıcı tavırlar İslami hareketin Önünü açmaktan ziyade çözülme, ilkesizleşme ve kirlenmeleri görmezden gelerek tıkanmasına ve ıslahatçı misyonunu kaybetmesine sebebiyet verecektir.

Sonuç olarak ciddi anlamda bir durum tespiti yapmalıyız. Bunu irdelemeyen bir hareket, her daim kör radikalizmden pragmatik siyasi/toplumsal projelere savrulmaya mahkum olacaktır. Müslümanlar geçmişlerini ve köklerini iyi irdeledikleri zaman ne halkın nefsinde olana taviz verme ne de siyasi ilkesizlikler sonucu gündeme gelen savrulmalara uğramayacaklar ve Rabb'lerinin rızasını gerçek anlamda bu yolla kazanacaklardır.

Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 63 - Haziran 96

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları