Kadının Kimliği

Hülya Şekerci

Modern hayatta "müslüman kadının kimliği" güncelliğini koruyan bir sorun. İnsani değerleri öğütüp, sınırsız üretim mallarını tükettirmek için her yola başvuran pragmatist bir felsefenin ürünü kapitalist sistemin şekillendirdiği insan tipini modern kadın üzerinde somut olarak görebiliyoruz. Bu çöküşle mücadele ederek yerine Rabbimizin istediği ilkeleri ikame etmek kadın-erkek tüm müslümanların görevi. Ancak temelini gelenekte bulan yüzyılların verdiği sinmişlik, müslüman kadının kimliğini bulma konusunda geciktirici bir etken oldu. Modernizm, gelenek, örf, din ayrımı yapmadan tüm değerleri sürükleyip götürürken konuya duyarlı müslümanların bu sel karşısında hangi değerleri ne adına korudukları tartışma götürür bir konu.

Bu bağlamda, modern hayatı sorgulayarak, kimliğini oluşturmaya çalışan eksiklikleri ve hatalarıyla da olsa müslüman kadınlara tanık oluyoruz, İşte bu çabalardan biri olarak değerlendirebileceğimiz ve heyecanla elimize aldığımız "Kadın Kimliği" dergisi geçtiğimiz ay yayın hayatına girdi.

Derginin yayın yönetmeni Şule Yüksel Şenler, İslam terminolojisinde asla bir sorun olarak görülmeyen kadının, dinin fıtrata uygun olarak kendisine biçtiği kimliği kuşanmakla fert-aile-toplum olarak bütün sorunların çözüleceği ve aranılan huzurun gerçekleşeceği şeklinde oldukça iddialı bir sunuş yazısıyla başlıyor. Hedefleri, basın-yayın platformunda geniş bir yelpaze açmak, meslek ve meşrep taassubundan uzak kalmaya hassasiyet göstererek, manevi değerlerine saygılı her kesimden insanı asgari müştereklerde bir araya getirmek olarak belirtiliyor.

Dergideki kısa, bir solukta okunan yazılar, ciddi anlamda okumayan çoğunluğu göze aldığımızda ihtiyacı karşılayacak nitelikte. Ne var ki "modernite ve kadın kimliği", "kimlik problemlerimiz ve açmazlarımız" vb. çarpıcı başlıkların altında istediklerimizi bulamıyoruz. Derginin genelinde modernizm eleştirisi yapılırken bunun karşısına hangi değerlerin ön plana çıkarılarak,nasıl bir kadın kimliği oluşturulacağı konusunda ortak bir dil kullanılmıyorsa da geleneğin olumlanması eğilimi ağır basıyor.

"Girdaptaki Toplum" yazısında Mine İzgi, ideal müslüman tipine arı duru İslam düşüncesine sonradan karışma ne kadar pislik varsa hepsini de bir anda temizleyip atarak ulaşılacağını söylerken, M. Canan Ceylan büyük ve ehil müfessirlerin bize Kur'an'dan açıkladıklarına göre yaşamalıyız diyor. Nurten Acar ise "Kimliksiz ve Sahipsiz Bir Neslin Anatomisi" adlı yazısında İslam dışı sistemlerde uzlaşma hastalığı, insan hakları havarilerinin eleştirisi, emperyalistlerin İslam üzerindeki oyunlarına karşı bizim "Allah'a davet eden, salih amel işleyen ve ben müslümanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim olabilir" ayetiyle tanımlanmamız gereği ifade edildikten sonra "Kadın Kimliği dergisi on dört asır boyunca taşıdığımız ancak çok acı bir gerçektir ki son yıllarda kaybetmiş olduğu muz kimliğimizi bulmamızda bize yardımcı olacaktır" cümlesi okuduğumuzda tam bir sukut-u hayale uğruyoruz. Modernizmi eleştiri adına. 14 asır boyunca tarihten devraldığımız, Kur'an ve sünnete aykırı olarak her konumda (sevap işlemede bile) kadını erkeğin aşağısında gören ve bu anlayışla kadını toplumsal sorunlardan yalıtarak pasifize eden geleneğin kadına biçtiği kimliği hangi mantıkla savunabiliriz?

"Gönül Yolu" yazısıyla Fatma Temir tasavvufun İslam'ın özünde olduğunu ispatlamaya çalışıyor. "Bütün dinlerde ruh vardır ve ruh olan yerde de tasavvuf vardır" cümlesiyle tasavvuf meşrulaştırılmaya çalışılmış.

N. Gök'ün hazırladığı Nostalji sayfasında iki parça antika eşya resminin altında bu eşyalara çoğumuzun sahip olmama ihtimaline rağmen, elimizin altında bir resminin bulunmasının bizi rahatlatacağının söylenmesi, sayfa doldurmaktan başka bir amaca hizmet ediyor mu bilemiyoruz.

Sosyolojik bazı tespitlerin yapıldığı Afet İlgaz, Nuray Mert ve Aynur İlyasoğlu ile ilgili röportajlar da dergide yer alıyor. "Kadınlar da Hata Yapar" konusunun ele alındığı "Kulis"te Kader Uyar, feministlerden biri olarak bazı şeylerin zor da olsa kabul edilmesi gerekliliği üzerinde duruyor. Hayatta en çok başarılı olanların erkekler olduğu belirtilirken günümüzde kadınlara da bazı hakların verildiği hatta başbakan olduğu vurgulanarak onun hataları sıralanıyor. Ve bu sayfa içerisinde hata yapanların uyarılacağı söyleniyor. Yazının içindeki yargıları biraraya getirip ne anlatmayı istediğini anlayabilmemiz için mantık sınırlarını zorlamamız gerekiyor.

Dergide kullanılan güzel resimlerin en anlamlısı Ahmet Bostancı'nın "Örtünün Unsurları ve Süslenme" adlı yazının üzerindeki arkasında kadınların bulunduğu kadın bir imamın namaz kıldırması. Yazıda örtüye modernist ve geleneksel yaklaşımlardan ayrı olarak bakılmaya çalışılmış.

Müslüman kadınların kendi kimliklerini sorgulamaları ve bunu müslümanlarla tartışma platformu oluştururken aynı zamanda kendilerini de yetiştirmeleri elbette ki önemli. Ancak dergide gördüğümüz, modernizmi eleştiriyorum derken geleneğin çözümsüzlüklerine sarılmak bizi avrı bir girdaba itecektir. Bunun karşısında dergide Kur'an ve Rasulüllah'ın vahiyle paralellik arzeden uygulamaları baz alınarak günümüzde nasıl bir kadın kimliği oluşturulabilir endişesinin olmaması önemli bir eksiklik.

Önce kendimiz "hangi kimlik" sorusuna sahih bir anlayıştan yola çıkarak cevap bulmalıyız ki insanlarla sahip olduğumuz doğruları paylaşmanın, eleştiriye açmanın bir anlamı olsun. Yoksa bizim de bir dergimiz olsun kabilinden duygusal yaklaşımlarla bir yere varamayız.

Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 49 - Nisan 95

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları