Kur'an Çerçevesinde Kadın -4

Hülya Şekerci

IV. İSLAMİ HAREKETTE KADIN

Kur'an hayatı yönlendiren, hayatın her alanına müdahale eden bir hidayet rehberidir, Bu rehberi hayatının düsturu edinmiş ve yaşadığı çağı Kur'an ile aydınlatmış Rasulullah (s) ise müminler için en güzel örnektir. O, vahyi sadece insanlara aktarmakla kalmamış, vahyi ilkeleri hayata nakşetmiştir. Bu yüzden, Kur'an'a sadece bilgilenme ve teorik bazda yaklaşım, Rasul'un bütün bir ömür boyunca verdiği mücadeleyi anlamamaktır. Bu nedenle Kur'ani bilginin pratik hayattan kopuk olmaması gerekir, Çünkü Kur'an ilk elde kişiyi tevhidi bir bilince ulaştırmayı, tevhidi bilinç de imanı eyleme dönüştürmeyi gerektirir.

Biz, şimdiye kadar, kadının Kur'an'daki konumunu anlamaya ve irdelemeye çalıştık. Teori ve pratiğin ayrılmazlığı gereğince şimdi de müslüman kadının bu konumunu hayat alanı içerisinde ne şeklide yerleştireceğini ve bu noktada karşılaşılan problemleri ele almaya çalışacağız.

Emanetin, kadın-erkek ayrımı yapılmadan tüm müslümanların sorumluluğu olduğunu daha önce ifade etmiştik. Bu sorumluluğun bilincine varmış müslümanların inançları gereği olarak toplumu dönüştürme hedeflerini nasıl gerçekleştirecekleri, nasıl çözüm bulabilecekleri ve bu konuda karşılaşabilecekleri engeller bugün hepimizin cevaplamaya çalıştığı soruların başında gelmelidir.

Yüzyılların verdiği sinmişlikle, toplumun gidişatını yönlendirme konusunda yaşadığımız coğrafyada gerçekleştirilmiş ciddi ve sürekliliği olan bir çaba ve örnek olmadığı için İslami hareket mensupları kadınıyla, erkeğiyle bu konuyu ciddi bir şekilde gündemlerine almaları gerekmektedir.

Bizler, her şeyden önce inancımız gereği olan tevhidi yaşam biçimini kendimizde ve çevremizde doğru birliktelikler oluşturarak yaşayabiliriz. Bunun için de toplumumuza egemen sistemi Kur'ani ilkeler doğrultusunda değerlendirmemiz ve tevhidi mücadeleyi hep birlikte yüklenmemiz gerekmektedir.

Bu konuda öncelikli görevimiz tarihsel birikimlerin şartlanmışlığını terk ederek ve Kur'an dışı sistemlerin etkisini aşarak Kur'an bütünlüğünden çıkaracağımız mücadele metodunu hayata uygulamamızdır. Bu alanda erkeğin öğrenme ve mücadelesi kadar kadının da gayret göstermesi, öncelikle fikri açlığını gidermesi, Kur'ani bilgi ve eğitimi alarak güncel sorumluluklarını ifa etmesi gerekmektedir. Toplumdaki yanlış inanışları değiştirmek, siyasi ve ahlaki fitneyi kaldırmak, yerine alternatif bir sistem kurup, toplumun her alanına yaygınlaştırmak hedefinin zorunlu önemleri bunlardır. Bu gereklilikleri yerine getiremeyen kadın İslami harekete katılamayacağı gibi, hareketin gelişimini engelleyici bir rol de alabilmektedir. Toplumun yarısını teşkil eden önemli bir kitle için düşünsel gelişimini sağlayacak ortamların hazırlanmaması ve İslami mücadelede atıl bırakılmasının harekete ket vurması doğaldır.

Kadın unsurunun İslami harekete engel olması yerine bizzat İslami mücadelenin bu alandaki boşluğunu doldurması elzemdir. Müslüman kadının, özellikle yüzyıllar boyunca ihmal edilmiş olan bu kesimin pasifize oluş nedenlerinin araştırılması, İslami mücadeledeki eksiklik ve ihtiyaçlarının tespit edilmesi gerekir. Bundan sonra da, kadının yeniden aktif hale getirilmesi yolları araştırılmalıdır.

Bu yapılırken din iyi tanınmalı, Kur'ani eğitim alınmalı ve fikri seviyesinin yükseltilmesine çalışmalıdır. Müslüman kadın her şeyden önce kendi konumunu belirlerken de kulluk görevi olan toplumu dönüştürme hedefini göz önünde bulundurmalıdır. Toplumsal hayatı yönlendirmede fikri aydınlanma kadar, sosyal hayatı takip edip doğru yorumlamak da önemlidir. Yani kadın da siyasi bir sorumluluğa sahip olmalı, yaşanan olaylarla Kur'an arasında bağlantılar kurarak Kur'ani mesajı güncelleştirebilmelidir.

Siyasi sorumluluğunun farkına varmış ve bu bilinçle İslami görevlerini yerine getiren kadın, müslümanlara ait karar mekanizmalarında ehliyeti oranında yer alabilmelidir. Mücadele sahasında toplumun önemli bir kesimini temsilen istişari organlara katılmalıdır. Bu yetkinliğe erişmiş müslüman kadının, ehil olduğu bir konuda söz sahibi olmasına ve birtakım görevleri üstlenmesine kadın olduğu için engel konulamaz. Kanaatimizce kadına başkanlık veya yönetme görevi verilir mi, verilmez mi gibi fıkıh tarihi içinde kilitlenmiş tartışmalar bu noktadan bağımsız ele alınmalıdır. Eğer kadın yönetim için ehliyetli ise yani İslami sorumluluğunun bilincinde, yeterli Kur'an bilgisine sahip, siyasi konulara ve siyasi tarihe vakıf ve toplumun yapısını tanıyan, yönetme işini yapabilecek vs. kapasitede ise cinsiyetinden ötürü bu görevi almasına engel olmak doğru değildir. Yönetme, temsilcilik vs. görevlerde esas olan ehliyettir ve en ehliyetli kim ise görev ona verilir. Kadının böyle bir görevi almasına engel olacak kesin bir nass yoktur. Hz. Peygamber döneminde kadınların biati, savaşlara bizzat iştiraki, yine halifeler döneminde bir peygamber hanımının ordu kumandanlığı yapması bizim için önemli işaretlerdir. Kaldı ki o dönemdeki kadının konumunu hatırlarsak verilen haklar ve katedilen mesafe oldukça önemlidir. Bu bağlamda herhangi bir görev için yetkinliğe sahip müslümanın o görevi üstlenmesi gerekir.

Tabii müslüman kadınlar olarak bugün bizi öncelikle ilgilendiren sorumluluğumuzu dar bir çerçeveden çıkarmak ve onu en iyi şekilde yerine getirebilecek bilinç ve yetkinliğe ulaşmaktır. Buna, sorumluluk ve haklarımızı bilmek Kur'an'ı iyi tanımak, sosyal ve siyasi olaylarla ilgilenerek kendimizi ve çevremizi aydınlatmak şeklinde başlayabiliriz. Yükselen İslami mücadeleye katılmak, katkıda bulunmak ve ona ivme kazandırmak için yapılması gereken öncelikli görevler bunlardır.

Ancak gösterilen gayretlerin istişari bir denetimle birbiriyle irtibatlı, ölçülü ve her kesimden müslüman kadına hitap edebilecek kapsamlılığa ulaşabilmesi de şarttır.

Burada üzerinde önemle durulması gereken bir nokta da kadınları bilinçlenme, birbirleriyle ve diğer müslümanlarla irtibatlı bir şekilde hareket etme sürecinde kadın-erkek ilişkilerinde oluşturacakları gelenek veya kurumlaştıracakları örnekliliktir. Gelişen İslami hareketlerin karşılaşabilecekleri önemli aksaklıklardan biri de bu alanda görülebilmektedir. Kanaatimizce İslami bilgilenme ve faaliyet gösterme süresince fıtri özellikler gözönünde bulundurulmalı ve kadınlar öncelikle hemcinsleriyle ilgilenmelidir. Zira tebliğ ettiğimiz vahyi mesaj, muhatabın bütün hayatını kuşatmaktadır. Kişinin yaşantısını, özel sorunlarını, özel alışkanlıklarını kuşatabildiğimiz oranda muhatabımızı daha iyi tanımış olur ve mesajımızla hayatını kuşatabiliriz. Kişiyi bu yakınlıkta tanımak ise onun mahremi olmakla yakından ilgilidir. Muhataplarımızla ilgilenme ve onlara tebliğ etme konusuna ve bu konunun süreklilik gerektirdiğine dikkat edecek olursak, tebliğde yakın ilgi kurma olayı kadınlar ve erkekler arasında kendiliğinden bir iş bölümünü zorunlu kılmaktadır. Bu meydana gelebilecek olumsuzlukların önlenmesi açısından dikkat edilmesi gereken önemli bir husustur.

Kadınların her alanda olduğu gibi faaliyet alanında da diğer kesimden tamamen ayrı ve arada geçilmez duvarlar tesis edilmesi ifrat çizgisidir. Geleneksel kesimin düştüğü bu yanlış düzeltilmeli ve aşılmalıdır. Ancak geleneksel düşünce eleştirilip aşılmaya çalışılırken ikinci bir yanlışa düşülmemelidir. Müslüman kadınların kendi aralarında iletişim kurma, çalışma yapma ve faaliyet gösterme imkanları varken ve bu yeterliliğe sahiplerken bu imkanı kullanmayıp erkeklerle birlikte denetimsiz, örneklik teşkil etme açısından bütünlükten kopuk ve sorumsuz ilişkiler kurulması veya çalışmalar yapılması gereksiz ve beraberinde sakıncalar taşıyan bir durumdur.

Ancak sözlerimiz İslami mücadelede kadınlarla erkeklerin irtibatsızlığı şeklinde anlaşılmamalıdır. İslami hareketin bütünlük içinde ve her alanda sürdürülebilmesi için böyle bir irtibat gerekli ve aynı zamanda zorunludur. Ancak bu irtibat Ölçülülük, saygı, iffet duygularıyla kurulan denetimli bir ilişkiye dayanmalıdır.

İslami mücadelede gerek bilgi, gerekse tecrübe açısından erkeklerin birikimi daha fazladır. Bu hüküm olanı mutlaklaştırmaya değil, olanı ifade etmeye yöneliktir. Ve bu birikimlerden, tecrübelerden faydalanılması zorunludur. Kadınların bu alandaki eksikliğini gidermesi ve uygun bir seviyeye gelmesi için marufu gözeten irtibatlar oluşturulmalıdır. Ayrıca kadınların kendi alanlarında gösterdikleri faaliyetlerinin gelişme ve sonuçlarının değerlendirilmesi, hareketin diğer alanlarıyla irtibatlandırılması ve genel politikaların belirlenmesi içine tabii ki istişareye ve temsil sorumluluğuna ehil kişilerin uygun form ve birimlerde bir araya gelmesi de kaçınılmazdır.

İslami Hareket ve Aile

İslami hareket, toplumu kuşatmayı amaçlayan bir harekettir. Toplumun çekirdeği kabul edilen aile de bu bağlamda İslami hareketin temel birimlerinden biri olmalıdır. Toplumsal planda kurumlaştırılmaya çalışılan ıslah çalışmaları ve tutarlılık, aile bazında da gerçekleştirilmelidir. Bu yüzden İslami hareket mensupları aile konusunda da ıslahçı ve söylemleriyle tutarlı bir çizgi takip etmelidirler.

Ancak bu konuda İslami hareket sürecine katılmış olan gençlerin evliliğe bakış açıları farklılık arz etmektedir. Bazı müslüman erkekler pek çok sahada gelenekselliği aştığı halde kadın ve aile konusunda geleneksel bakış açısına sahip kalabilmekte veya kalmak istemektedir. Bir kısmı ise bunu aşmakla birlikte pratik hayattaki uygulamaları düşünceleriyle tutarsızlık gösterebilmektedir. Öte yandan Kur'ani bilinçlenme konusunda mesafe katetmiş bayanların aile yapısı hakkında günümüz koşullarını yorumlayacak bir standarda ulaştıklarından da genel olarak bahsedilemez.

Evlilik konusunda karşımıza çıkan öncelikli hata, İslami hareket ve aile olgularının birbirinden farklı oluşumlar olarak değerlendirilmesinden kaynaklanmaktadır. Oysaki Tevhidi planda bilinçlendiğimiz andan itibaren ölene değin tüm hayatımız, bayatımızın bütün merhaleleri İslami ölçüler doğrultusunda olmalıdır. Hayatımızı parçalara ayırarak bir kısmını İslami mücadeleyle doldurup diğerini hayatın akışına bırakamayız. Eğer İslami mücadelemiz aileye taşınamazsa ailede oluşacak aksaklıklar İslami mücadeleyi etkileyecek ve her şeyden önce tüm alanlarda örneklik edebilme imkanı kaybolacaktır. İslami hareket ailenin içine hapsolamayacağı gibi aileden bağımsız da değildir. Bu noktayı belirttikten sonra farklı müslüman kesimlerin aileye ve dolayısıyla İslami mücadelede kadının konumu hakkındaki bakış açılarına değinebiliriz. Geleneksel zihniyete göre kadının İslami mücadele alanı eviyle sınırlıdır. Evinde faaliyet göstermeli, çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmeli, iyi bir ev hanımı olmalıdır. Yetiştireceği çocuklar İslami toplumu oluşturacak böylece kadın İslami mücadelede yerini almış olacaktır. Bunun için tahsil yapması gerekli, değildir. Kocasına kayıtsız şartsız itaat etmeli ve onun kendisini eğitmesiyle yetinmelidir. Toplumumuzun İslami kesiminde yaygın olan zihniyet budur ve oluşan kadın tipi ortadadır. Okutulmayan, camilere sokulmayan, her türlü toplumsal ve müslümanları ilgilendiren olaylardan uzak tutulan ve evinin sınırları içerisinde bir şeyler yapması beklenen kadın tüm bu engelleri aşarak kendisini yeterli derecede eğitip fikri seviyesini yükseltecek, toplumu dönüştürme sorumluluk ve bilincine ulaşabilecek midir? Hayatını buna göre düzenleyebilecek ve bu bilinçle nesiller yetiştirebilecek midir? Bu soruya evet cevabı vermek oldukça zordur.

Bu düşüncenin en büyük yanlışı kadını eğitim ve öğretimden uzak tutmasıdır. Klasik ilmihal bilgisi dışında dinini öğrenmesi fazlalık görülmüş dininin temel kaynağı olan Kur'an'ı değil okuması, belli zamanlar da dokunması bile yasaklanmıştır. Müslüman toplumlarda eğitim merkezi olan, sosyal ve siyasi olayların gündeme geldiği camilerden alıkonmuş böylece kadın ev merkezli düşünmeye ve yaşamaya alıştırılmıştır. Zamanla müslümanları ilgilendiren sorunlara duyarsızlaşmaya, İslami bilinçten ve Kur'an'dan uzaklaşmaya ve hurafelere yönelmeye başlamıştır. Kulluk vazifesini; dar anlamda ibadetlerini yerine getirip, kocasına muti ve çocuklarına adanmış bir hayat geçirmekten ibaret saymıştır ve böylece İslami mücadele ilk darbesini toplumun yarısının atıllaştırılmasıyla almıştır.

Sonuçta çıkan tablo; kocası ne düşünüyorsa doğrudur deyip onun grubuna, tarikatına veya partisine katılan, ben kadınım deyip ömrünü iyi bir ev hanımı olmaya programlayan arada bir dualara, mevlidlere katılarak üç beş fakiri doyurarak İslami sorumluluğunu yerine getirdiğini zanneden sosyal ve siyasi olaylarla ilgilenmeyi fantazi gören bir kadın tipidir. Böyle bir tablo ile toplumu dönüştürme eylemi bir hedef değil, hayal olur. Her şeyden önce toplumun yarısı bu eylemi gerçekleştirecek nitelikte değildir. Çocuklarını da istenilen düzeyde yetiştiremeyecek ve o beklenen nesil bir türlü gelmeyecektir. Çünkü İslami bilinci ve sorumluluğu kuşanmamış, bunun için gerekli bilgi ve fikri seviyeye ulaşamamış kadının kendisini her yönüyle çevreleyen değer dejenerasyonuna karşı direnmesini ve çocuklarını bu etkilerden korumasını beklemek haklı bir beklenti değildir. Bu göründüğü kadar kolay bir iş değildir. Televizyonun düğmesini kapatmakla veya çocuğa bir kaç dua ezberletmekle önüne geçilebilecek zayıf bir fitne değildir bu. Çocuğun hayatının büyük bir bölümünü geçirdiği okul, arkadaş ve diğer çevreleri farkında olmasak da çocuklarımızı bizden daha fazla eğitmeye adaydır. Eğer kadın bu fitneden çocuklarını koruyacak kadar yeterli bilince ve İslami bilgiye sahip değilse İslami hareket diğer bir darbeyi ve geleceğini de etkileyen çok büyük bir darbeyi bu alandan alacaktır. Yine gerekli bilince ulaşmamış kadın, günümüzdeki korkunç dünyevileşme ortamında ve değerler dejenerasyonundan etkilenecek, tüketim kültürünün çarklarına kapılmaktan kendini alıkoyamayacaktır. Ve ilk önceleri mütevazı döşenmiş eve yavaş yavaş modern stilde mobilyalar alınacak ve her gün değişen modaya ayak uydurma çabalan baş gösterecektir.

Evet geleneksel kesim bu sorunlara nasıl çözümler bulacaktır? Klasik ilmihallerle bilgilendirdiği kadını bu dejenerasyondan koruyamadığını görünce, toplumdan soyutlama işine hız kazandırıp üzerine bir kilit daha mı vuracaktır? Bu elbette mümkün değildir. Erkek dini kendisine tahsis etmeyi bırakmalı, Allah'ın kadına verdiği hakları gasbetmekten vazgeçmelidir. Aksi halde dünyada sorumluluğunu üstlendiği kadının, eşlerin birbirinden kaçtığı günde hesabını kendisi veremeyebilir.

Müslüman kadın da artık sorumluluğunun farkına varmalıdır. Allah'a hesap gününde birey olarak hesap vereceğini unutmamalı, yaptıklarıyla yetinmemelidir. Önce kendisini, daha sonra çevresini İslam ile aydınlatmak için çaba sarf etmeli, bu asli vazifesinin önüne hiç bir şey geçirmemelidir. Ne ev işleri, ne eş ve çocuklarının bakımı onun asli vazifesi değildir. Elbette dünya hayatında sağlıklı bir aile yapısını kurma ve yürütme görevinin de muhatabıdır ancak, öncelik hakkını her zaman İslami mücadelesinden yana kullanmalıdır. Peygamber (s) döneminde savaşta askerlere su taşıyan kadının belki ev işleri ve çocuklarının bakımı mükemmel değildi. Ama o kadın bu vazifeyi yerine getirerek kulluğunu yapıyordu. Aynı zamanda İslami bir toplumun yaşaması için verdiği mücadele çocukların geleceği için yapılmış bir hizmet ve yatırımdı. Bugün biz sıcak savaşın içinde olmayabiliriz. Fakat hiç kimse mücadelemizin o günkünden daha az olması gerektiğini iddia edemez. O halde müslüman kadın yapması gerekenleri önem sırasına koymalı, çocuklarını gürbüz yetiştirmeye çalıştığı kadar kafalarını doldurmak ve toplumu ıslah etmek ve tevhidi iktidar kılmak için de çalışmalıdır. Müslümanların vermesi gereken topyekün mücadeleye katılmalı, durduğu an gerileyeceğini, kendisiyle birlikte İslami mücadelenin de yaralar alabileceğini unutmamalıdır. Bu konuda bahsedilmesi gereken diğer bir kesim, geleneksel düşüncenin bu olumsuzluğunun farkına varmış, kadının ev ve çocuklar için yaratılmadığını, eğitilmesi ve sorumluluğu paylaşması gerektiğini düşünen ama bunu pratikte çoğunlukla uygulayamayanların oluşturduğu kesimdir. Burada erkek İslami bir mücadelenin içindedir ve bu alanda kadınların da bir boşluğu doldurması gerektiğine inanır. Ve zamanla mücadelenin içine katmayı düşündüğü eğitilmek üzere evlendiği bir eşle aile hayatını kurar. Ancak ev dışındaki mücadelesi o derece yoğundur ki İslami hareketini bir-türlü evine taşıyamaz. İslami birikim ve tecrübe açısından fikri seviye açısından zaten kendisinden gerilerde olan eşiyle ilgilenmemesi, onun bu eksikliklerini gidermesinde yardımcı olmaması, kısacası ev ortamını bir okul haline dönüştürememesi sonucu eşiyle arasındaki seviye farklılığı birer uçuruma dönüşür. İlgi alanları değişir, hatta duyarlı olunan konular değişir ve sonunda dünyalar değişir. Artık ev erkek için de, kadın için de çekilmez bir hal alır. Kadın eşinin evle ve çocuklarıyla ilgilenmediğinden, zorunlu (!) ihtiyaçları için yeterli maddi imkan sağlayamadığından şikayetçi olur. Erkeğin İslami sorumluluğu için geçirdiği saatleri fazlalık görür ve engellemeye çalışır. Bu ve bunun gibi aile içi huzursuzluklarla erkek bir de bakar ki ıslah etmeye çalıştığı toplumun ıslah edilmeye muhtaç bir birimi olmuştur ailesi. Ve bunda kabahati eşine de yükleyemeyecektir. Çünkü baştan kendisi ayırmıştır İslami hareketini ve ailevi yaşantısını. Bu olumsuzluklardan elbette sadece o ailenin bireyleri etkilenmez. İslami mücadeleye bir ket daha vurulmuş olur. Kadın da bu noktada büyük zarar alır. Gerekli bilgi ve bilince ulaşamadığı için İslami sorumluluğun farkına varamamıştır. İslami harekete kendisi katılamadığı gibi hareketi engelleyen bir unsur bile olmuştur. Bu çok büyük bir kayıptır. Geleneksel kesimden farklı olarak bunun bilincine varmış müslüman erkeklerin eğitmek ve bilinç kazandırmak üzere evlendikleri eşleri hakkında daha sorumlu davranmaları ve aileleriyle İslami mücadelelerini ayırmamaları gerekmektedir.

Yukarıda bahsettiğimiz bu evliliklerin çıkmazlarını gören müslüman erkek ve kadınlar da bulunmaktadır. Bu kişiler, eşlerin İslami anlayış ve duyarlılıklarının, hayatı algılayış biçimlerinin birbirine benzer olması konusunu öncelerler. İslami sorumlulukların beraberce paylaşılmasını ve İslami mücadelenin hayatın her safhasında temsil edilmesi gerekliliğine inanırlar. Evlenecekleri kişide aradıkları en önemli özellik bu sorumluluğun bilincine varmış olmasıdır.

Acaba toplumumuzda azınlığı teşkil den bu zihniyete sahip kişilerin evliliği bizler için örnek aile tablosunu çizmeye yeterli midir? Geleneksel düşüncedeki aile anlayışını eleştirerek, büyük ideallerle kurulan bu evliliklerin sorunları nelerdir?

İstisnaları bir kenara bırakarak söylemek gerekir ki, dünyayı değiştirme söylemleri bulunan bu eşlerin de zamanla, en basit görünen problemlere takılabilmektedirler.

Bu konulardan biri ev işleriyle ilgili sorumlulukların paylaşımı noktasındadır. Çünkü her iki taraf ev dışında da mücadele etmekte veya çalışmakta, böylece de ev işlerinin yürütülmesi bir sorun haline gelebilmektedir. Erkek eşinin ev dışında da faaliyet göstermesini istemekte, fakat eve gelince bir kaç çeşit yemek ve tatlıyı da sofrasında bekleyebilmektedir. Veya eşi bir konferansa gitmek istediğinde çocuğuna bakmak nefsine ağır gelebilmektedir. Aynı şartlarda çalıştığı eşine yardım edeceği yerde bu tip bir tutuma girmesi ona zulmetmesine ve kendi kendisiyle çelişmesi demektir.

Bunun yanında kadın da, evde bulunduğu zamanlarda bile ev işi yapmak zorunda olmadığını fıkhen temellendirmekle uğraşmakta, ev işi yapmayı kendisi için bir zül kabul ederek bu noktada o da eşine zulmedebilmektedir.

Bir ailenin işleyişiyle ilgili sorumlulukların yüklenilmesinde hem erkeğe, hem kadına görev düşmektedir. Aynı şartlarda çalışan kadın ve erkeğin ev işlerinde birbirlerine yardımcı olmaması gerçekten yadırganacak bir tutumdur. Ancak bu konuda bir işbölümü tesbit etmek, işleri kategorilere ayırıp kesin çizgilerle sınırlandırmak zordur ve gereksizdir. Her aile bu görev paylaşımını kendi şartlarına göre ve adaletli davranarak sevgi ve merhameti esas alıp birbirlerine zulmetmeden yapabilirler. Allah'ın eşler arasında yarattığı sevgi ve merhamet bu aksaklıkların aşılmasında en temel saiklerden biridir. Önemli olan bu sevginin suistimal edilmemesidir. Bir tarafın sürekli sorumluluklarını yerine getirmediği durumlarda, sevgi ve merhamet içi doldurulmamış boş bir kavram olarak kalacaktır. Çocuk bakımı konusunda da aynı durum söz konusudur. Elbette fıtratından gelen özellikleri itibariyle kadının çocukla bağımlılığı özellikle ilk dönemlerde daha fazla olmalıdır. Fakat bu hayatı boyunca kadının çocuğun bakımı ile ilgilenmesi ve tek sorumlu olması demek değildir. Erkek de çocuğun bakım ve eğitimiyle sorumludur.

Özet olarak, daha önce de belirtildiği gibi nasıl ki müslüman erkeğin ailesini geçindirme görevi İslami mücadelesine engel olmuyorsa, kadının da bu sorumlulukları İslami harekete katılımına engel olarak değerlendirilmemelidir. Eşler, aksaklıkların çıktığı noktalarda birbirlerine yardımcı olup, mükellefiyetleri dengeleyecek bir mücadeleyi sürdürmelidirler.

SONUÇ

Bugün İslam'da kadının konumu, dünyada ve yaşadığımız ülkede önemli oranda gündeme girmiştir. Belki de son zamanlarda hakkında en çok yazılıp çizilmiş bir konudur, İslam'da kadın. Özellikle İslam düşmanlarının kendilerine saldırı alanı seçtikleri bu konuya, geleneksel düşünce tatmin edici cevaplar verilemedi. Modernist eğilimlerin ise bu konuda kompleks dolu ve özür dileyici tavırlarla açıklamalar yaptıklarını görüyoruz. Sorun, elbette problem olan veya edilen konuların iyice kavranması, İslam'ın sahih kaynağının anlaşılması ve problemlerin çözümü için doğruların tatbik edilmesiyle çözümlenecektir.

Yazımızın başından beri dile getirdiklerimiz Kur'an'ın konuya yaklaşımını ortaya koyma çalışmasıdır. Kur'an'dan uzaklaşmayla ortaya çıkan sapmaların eleştirisi ise doğrunun yanlıştan ayrılması için yapılmış tesbitlerdir. Özellikle yaşadığımız coğrafyada, sahih anlayışı canlandırmak isteyen müslümanların Kur'an'ın konuya yaklaşımını ve bunun nasıl sosyalleşmesi gerektiğini düşünmesi ve bu konuda tezler geliştirmesi gerekmektedir. Elbette asıl olan pratik hayatta gösterilecek örnekliklerdir. Ancak teorisini sağlam temellere oturtmayanların doğru pratikler ortaya koyması mümkün değildir.

Bu yüzden üzerimize düşen görev, düşüncelerimizi Kur'ani doğrultuda yönlendirerek doğru pratikleri yaşamaya çalışmaktır. Bu alanda karşılaşacağımız sıkıntıları sorumluluğumuzun büyüklüğü oranında çalışarak, hakkı ve sabrı tavsiyeleşerek aşabiliriz. Mücadeleyi hayatın her boyutuna taşımak, emaneti yerine getirmek ancak hakkıyla iman eden müminlerin kaldırabileceği bir sorumluluktur. Duamız bu sorumluluğu yerine getirmiş müminler olabilmek içindir.

"Rableri onlara karşılık verdi: 'Ben sizden erkek-kadın hiç bir çalışanın işini zayi etmeyeceğim. Hep birbirinizdensiniz. Göç edenler yurtlarından çıkarılanlar, yolumda işkence edilenler, vuruşanlar ve öldürülenler... Elbette onların kötülüklerini örteceğim ve onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım.' Allah katında bir karşılık olarak karşılıkların en güzeli Allah katındadır.'" (3/195)

Bitti.

Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 34 - Ocak 94

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları