Kur'an ve Lisan Meselesi -1

Kur'an ve Lisan Meselesi -1
Yılmaz Çakır

Lisan tanımının en önemli yanını, onun insanlar arasındaki iletişimi sağlamada kullanılan bir araç olması oluşturur. İnsanı diğer varlıklardan farklı ve bu farklılığın neticesinin olumluluğu durumunda üstün kılan onun tercih edebilme, düşünebilme, ayırabilme ka­biliyetidir (90/10; 91/8). Söz konusu bu kabiliyetin zihinde belli faaliyetler sonucunda bulduğu karşılıkları ifade etme aracı da lisandır. Bu ise insana yaratılışının hemen ardından Rabbimiz tara­fından öğretilen isimler (2/31) ile yakın­dan alakalıdır.

İnsanı yaratan, ona yaratılışın pe­şinden isimleri öğreten Allah; aynı za­manda insanların tanışmaları, kaynaşmaları için onları farklı kabilelere, ka­vimlere de ayırmıştır (49/13). Bu farklılıklar ise lisan farklılıklarına zemin oluş­turmuştur. Tamamen insanların yararı­na yönelik olarak imkan verilen bu tür çeşitliliklerin, farklılıkların hiç bir zaman için bir "ayrıcalık, üstünlük" olarak gö­rülmemesi için de Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar! Biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık ve birbi­rinizi tanımanız için sizi halklar ve kabi­leler yaptık. Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız, en takvalınızdır." (49/13).

Ulus-ırk farklılığının bir ayrıcalığa sebebiyet teşkil etmemesi gereğini ha­tırlatan ve uyaran Allah, aynı şekilde in­sanların konuştukları lisanların farklı­lıklarının da bir "ayrıcalık-üstünlük" aracı olarak telakki edilemeyeceğini beyan etmiştir: "Onun ayetlerinden bi­risi de lisanlarınızın ve renklerinizin de­ğişik olmasıdır. Şüphesiz bunda bilen­ler için ibretler vardır." (30/22). Yukarı­daki ayette de görüldüğü gibi, insanla­rın konuştukları bütün lisanlar Allah'ın takdiri ve dilemesiyle oluşmuş doğal farklılıklardır. Nasıl ki insanlar renkleri­ni, ırklarını doğuştan önce seçme hak­kına sahip değillerse, lisanlarını seçme hakkına da sahip değillerdir. Allah'ın kendileri için takdir ettiğine razı olma­nın ötesinde bir alternatifleri de yoktur. Kendi iradeleri dışında oluşturulan lisan farklılıkları ile birbirlerine üstünlük sağlamaları ya da aynı şekilde lisanla­rın diğer lisanlara üstün olması söz konusu değildir.

Bu cümleden olarak, Arapça ya da herhangi bir dilin, Allah katında diğer dillere bir üstünlüğü olmadığı gibi öte dünyada da birinin diğerlerine tercih edilmesi gibi bir vaad de Kur'an'da bulunmamaktadır. Bütün bu söyledikleri­miz Kur'an'ın Arapça olarak indirilmesi gerçeğiyle de çelişmez. Zira Kur'an, ilk etapta Arapça konuşan bir topluma indirilmiştir. Yani Kur'an'ın Arapça oluşu Arapça'dan ziyade Araplarla ilgilidir. Allah Rasulü Hz. Muhammed'in ve top­lumunun bir başka dil değil de Arapça konuşuyor olmaları Kur'an dilinin Arapça olmasını en güzel şekilde ifade et­mektedir. Zira anlaşılsın, yaşansın diye gönderilen kitabın, anlaşılamayan, ya­bancı bir dille gönderilmesi amacın ger­çekleşmesinin önündeki en büyük en­geli teşkil ederdi. Sanırız aşağıdaki ayetler konuyu yeterince aydınlatmak­tadır:

"Biz düşünüp anlamanız için onu Arapça bir Kur'an yaptık." (43/3)

"Biz onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik ki anlayasanız." (12/2)

"Biz sana onu böyle Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onda tehditleri türlü biçimlerde çevirip açıkladık ki (gü­nahlardan) korunsunlar yahut Kur'an onlara bir hatırlatma yapsın." (20/113). [Ayrıca bkz.:41/3; 42/7]

Kur'an'a göre dil/lisan amaç değil araçtır. Kur'an'ın gönderilmesindeki amaç ise insanların uyarılmalarıdır. Söz konusu amacı gerçekleştirebilmek içinse uyarılmak istenen toplumun lisanının kullanılmasından daha doğal bir şey olamaz. İnsanlık tarihi boyunca Al­lah'ın yasası (sünneti) hep böyle cere­yan etmiştir: "Biz her elçiyi yalnız kendi toplumunun lisanıyla gönderdik ki onla­ra (emredildikten şeyleri) bildirsin." (14/4)

"Biz onu senin lisanınla kolaylaştır­dık ki onunla (günahlardan) korunanla­rı müjdeleyesin ve inatçı bir toplumu onunla uyarasın." (19/97) [Ayrıca bkz.: 44/58]

Kur'an'ın insanlara kendi lisanların­da iletilmediğinde doğacak sorunları ise Yüce Allah şöyle ortaya koymaktadır:

"Eğer biz onu yabancı lisanda bir Kur'an yapsaydık, derlerdi ki: 'Ayetleri açıklanmalı/anlaşılmalı değil miydi? Arap(ça konuşan)a yabancı (lisanda bir Kur'an) olur mu hiç?'..." (41/44)

"Biz o Kur'an'ı yabancılardan birine indirseydik de onu onlara okusaydı, ona inanmazlardı." (26/198-199).

Her normal aklın da kabul edebile­ceği gibi anlaşılamayan bir kitabın ya­şanması, hayata tatbik edilebilmesi asla mümkün olamayacaktır. Lisanları oluşturan, farklılığını doğal kılan Allah (30/22), her topluma kendi lisanında hi­tap etmiş, insanlık tarihi boyunca vahyi­ni değişik lisanlarda göndermiştir (14/4). Farklı lisanlarda gönderilen vahiylerse anlam itibarıyla farklı olmayıp, özdeş olmuşlardır:

"O size dinden Nuh'a tavsiye ettiği­ni, sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Mu­sa'ya ve İsa'ya tavsiye ettiğini şeriat (yol) yaptı." (42/13)

"Bu (Kur'an hükümleri) elbette ilk sahifelerde de vardır: İbrahim'in ve Mu­sa'nın sahifelerinde." (87/18-19) [Ayrıca bkz.: 26/192-196; 5/48]

Allah'ın, daha önce gönderdiği elçi­leri olan Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. İsa ve Hz. Musa'ya bildirdiği dini, bizler için de şeriat olarak seçmesi (42/13) ya da Kur'an'daki hükümlerin daha önceki İb­rahim (a) ve Musa (a)'nın kitaplarında da bulunması (87/18-19) konumuzla il­gili olarak önemli bir açılıma işaret et­mektedir. Şöyle ki: Daha önce de ifade ettiğimiz gibi Allah, insanlık tarihi bo­yunca mesajını farklı lisanlarda gön­dermiştir. Çünkü lisanların farklılığını kendisi dilemiştir. Bu iki hususun net­leşmesinden sonra, şimdi de yeni bir hususla karşılaşıyoruz. Bu, tarih bo­yunca farklı lisanda gönderilen vahiyle­rin anlam, içerik itibarıyla farklı olma­dıkları hususudur. Bu ise, bizi lisan de­ğişikliklerinin Allah'ın vahyini iletmede bir problem, bir zaafiyet oluşturmadığı sonucuna götürmektedir.

Yukarıdaki ayetlerin ışığında varı­lan sonuçlar, Kur'an'ın başka dillere ter­cüme edilmesinin gereği hususunda önümüzü aydınlatmaktadır. Unutma­yalım ki Allah, Kur'an'ı sadece Araplar'a göndermemiştir; yani o, mahalli, bölgesel bir kitap değil, evrenseldir. Bü­tün insanlara gönderilmiştir (14/52, 68/52,6/19,25/1 vb.).

Bu durumda bütün insanların uya­rılmaları nasıl mümkün olacaktır? Çünkü son vahyin dili, insanların konuştuk­ları dillerden sadece birisiyle (Arapça) indirilmiştir. Burada problemin çözümü için karşımıza iki yol çıkmaktadır: Birin­cisi, Kur'an'ı anlamaları/yaşamaları is­tenen bütün insanlar Arapça öğrene­cektir. İkincisi, Kur'an bütün dillere çev­rilecek, insanlar kendi dilleriyle vahye muhatap olacaklardır. (1) Birinci yolun gerçekleştirilmesinin imkansızlığı bir yana, Allah tarafından böyle bir şey is­tenmemiştir de. Çünkü kişiye taşıya­mayacağı yük yüklenmez (2/286). Ge­riye ikinci yol kalmaktadır ki en makul çözüm de budur.

Kitabullah'ın baştan beri açıklama­ya çalıştığımız mesajını kavramayan, düşünmeyen kimselere göre ise, Arap­ça indirilen Kur'an başka lisanlara çev­rilemez. Çevrilse bile bu, çok yetersiz(!) olup onunla amel edilemez (!). Öyle ki Kur'an çevirilerinin yeterli olamaya­cağını onun üstün belağati, edebî gü­zelliği ve senfonisi ile ispat etmeye kal­kışanlar, (2) aynı zamanda Kur'an'ın mislinin (benzerinin) getirilemeyeceği ile il­gili ayetleri de bu alanda yorumlayarak tezlerini doğrulamaya çalışırlar. (3) Oysa Kur'an okuyan her insan şunu mutlaka görür ki, Allah Kur'an'ın hiç bir yerinde onun belağatine, müziğine, senfonisi­ne dikkat çekmemiş, onun yol gösterici (2/2, 16/89), rahmet (16/89), şifa (41/44, 10/57), öğüt (39/23, 36/69), öl­çü (42/17), aydınlatıcı (14/1, 7/157), ilim (13/37, 3/61), ayırdedici (25/1, 2/185), uyarıcı (14/52), müjdeleyici (19/97), önder (11/17) oluşuna dikkatleri çekmiştir. Bu yönleriyle Kur'an bir "hayat kitabı"dır. Hâşâ, edebiyat ya da müzik kitabı değildir. Bunları söyle­mekle Kur'an'ın edebî güzelliğinin olmadığını iddia ediyor değiliz. Fakat dik­katlerin böylesi asıl olmayan konulara hapsedilmesini ve Kur'an'ın yaşam ki­tabı oluşunun ister istemez geri plana itilişini yanlış buluyoruz.

Nasıl ki; bir kaç ayet esas alınarak tevhid ve şirk kavgasını anlatan yüce kitap, bilim ve teknik kitabı yapılamaz­sa, bazı kafiyeli ifadelerden ya da edebî anlatımlardan kalkılarak da onun asıl maksadı geri plana itilemez. (4)

Onun üstünlüğü, kulları hidayete ulaştırmada, tutarlılığında, verdiği bil­gilerde aranmalıdır. Dolayısıyla Kur'an'ın tercüme edilememezliğini be­lagat ve senfoniye bağlayanların kor­kuları yersizdir. Kur'an'ın söz konusu özellikleri tercüme edilirken karşı dile tam aktarılamayabilir. Bunun, Kur'an'ı yeryüzünde şirkle savaşta yol arkada­şı, el kitabı görenlere hiç bir zararı olmayacaktır. Kur'an tercümesinde esas amaç anlamın aktarılması olduğundan gerekirse bir kelime, bir cümle ile açıklanır... Burada kaygı "edebi" olmaktan ziyade, Kur'an'ın yaşanması için anla­şılmasının gereği üzerine yoğunlaştırır.

Kur'an sahte ilahların, sahte rablerin, tağutların boyunduruğu altındaki insanlara edebî ve müziksel hazlar tattırmak için değil, tağutların hükümleri­ni, fitneyi, şirki kaldırmak, ancak yaratanın insanlar üzerinde söz hakkına sahip olduğunu öğretmek için gönderil­miştir. Bunun için de öncelik! anlaşıl­ması, tercüme edilmesi gerekmekte­dir.

Kur'an'ın Arapça oluşunu, onun Türkçe ya da bir başka dile çevrilmesi­ne engel olarak görenlerin unuttukları en önemli husus; İslam dininin tüm kül­türel kaynaklarının asıllarının (hadis, siyer, fıkıh, kelam vs.) Arapça olduğu­dur. Öyle ki bugün, din diye kitlelere anlatılan, onların itikadlarını yaralayan en olmadık kıssaların, masalların asıl kay­naklan bile Arapça'dır. Garip olan şu­dur ki, referansları Kur'an olanların, onu tatbik etmek isteyenlerin önüne çı­kartılan Arapça engeli, tüm kaynakları Arapça olan hurafeci anlayışların önü­ne çıkartılmamaktadır. Bu hıyanet de­ğilse bile, en azından cehalettir. (5)

Kur'an tercümesi için gerekli olan hasletleri, bilgileri ise; samimi olmak, Allah'tan korkmak, Kur'an'ı yaşamak için mücadele vermek, Kur'an Arapçası'nı, kavramları ve çeviri yapılabilecek dili iyi bilmek şeklinde sıralayabiliriz. Burada hatırlatılması gereken önemli bir husus şudur: Birçok lisan için de geceli olan Arapça'nın kelime zengin­liği, kavramlarının birçok anlama teka­bül etmesi olayı abartılarak ifade edildi­ği gibi Kur'an tercümesinin yapılama­yacağına bir delil teşkil etmez.

Kur'an kelimelerinin zengin anlam­lara sahip olmaları bir gerçektir. Fakat bu zenginlik karışıklığa ve yanlışlığa sebep olabilecek şekilde değildir. Bunu daha fazla açıklayacak olursak, tek başlarına ele alındıklarında bir kaç an­lama gelebilen Kur'an kelimeleri, bir ayet ya da ayetler bütününde kullanıl­dıklarında "belirli ve sabit" anlamlar ifa­de ederler. Örneğin; işaret, delil ve mu­cize anlamlarına gelen "ayet" kavramı, Kur'an'da herhangi bir ayet içinde kullanıldığında söz konusu bütün anlamlarını değil, "belirli ve sabit" bir anlamı yüklenir. Örnek olarak şu ayetleri vere­biliriz:

"O'nun ayet (işaret)lerinden biri de göklerin ve yerin yaratılmasıdır..." (30/22)

"Peygamberleri onlara şöyle dedi: "Onun hükümdarlığının ayet (delil)i si­ze tabutun gelmesi olacaktır." (2/248)

"(Musa) ona (Firavun'a) büyük ayet (mucize)i gösterdi." (79/20)

Görüldüğü gibi "ayet" kavramı Kur'an'da kullanıldığı yere göre anlamlarından belirli birini almış karışıklığa ve bulanıklığa sebep olmamıştır. Bu hu­sus, zengin anlamlı bütün Kur'an kav­ramları için de geçerlidir.

Burada hatırlanması gereken en önemli kural, Kur'an Arapçası'nın zor ve girift olduğu şeklindeki iddiaların tersine, bizzat Allah tarafından anlaşılıp öğüt alınması için kolay kılındığıdır:

"Andolsun biz bu Kur'an'ı öğüt alın­ması için kolaylaştırdık, öğüt alan yok mudur?" (54/17)

"Biz onu senin lisanınla kolaylaştır­dık..." (19/98)

[Ayrıca 44/58; 54/22, 32, 40 nolu ayetlere de bakılabilir.]

 

Notlar:

1. Bu durumun ehemmiyetine binaen, Hz. Pey­gamber Kur'an'ın Arapça dışındaki dillere ter­cüme edilmesi için ashabtan Zeyd b. Sabit (r)'den İbranice ve Süryanice öğrenmesini iste­miştir. Bkz.: Salih Akdemir, Cumhuriyet Döne­mi Kur'an Tercümeleri, Akid Yayınları, s.32

2. Bu hususla ilgili görüşlerin derli toplu bulunduğu bir kitap olarak bkz.: İsmail Cerrahoğlu. Tefsir Tarihi: D.l.B. Yayınları, c. l, s. 30

3. Türkçeye çevirilen hemen hemen bütün tefsir usulü kitaplarının "icaz" bölümlerine bakılabilir. Konuyla ilgili önemli bir istisnayı izzet Derveze'nin, Yöneliş Yayınlarından "Kur'an Cevap Veriyor" adlı kitabı oluşturmaktadır. Bkz.: A.g.e. s. 168

4. Kur'an'ın edebi güzellikleri üzerinde duran müs­takil bir eser için bkz.: Seyyid Kutup, Kur'an'da Edebi Tasvir, Hilal Yayınları, ist.

5. Buna en güzel örnek kendi içinde çelişen cüm­lelerdir: "islam'ı öğrenmek için Kur'an-ı Kerim tercümelerini ve yine Arapça'dan başka dilde yazılmış tefsirleri, bunların yanında Türkçe'ye çevrilmiş büyük hadis külliyatlarını okumak, metot bakımından verimsiz bir yoldur, islam'ı en iyi, en sahih, en güzel şekilde öğrenmenin yolu icazetli ve ehliyetli din alimlerinin, kamil mürşidlerin. İmam-ı Gazali'lerin, İmam-ı Rab­banilerin ve benzeri büyüklerin yazdıkları ki­tapları okumakla olur. islam Kur'an tercümesiy­le değil, ilmihal kitabı okumakla öğrenilir." Bkz.: M. Şevki Eygi, 29.11.1991 tarihli Milli Gazete.

Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 9 - Aralık 91

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler