Kur'an ve Toplumsal Sorumluluğumuz

Şuayip Mekeç

Hayat tüm canlılar için takdir olunmuş evrensel bir olgu. Biz bu olguyu dirilik ve hareketlilik gibi nicel boyutlarda algılayabiliyoruz. Canlılar aleminde insanın fiziki-biyolojik canlılığının yanında, ona gerçek anlamda hayat veren sahip olduğu düşünebilme, düşündüğünü eyleme geçirebilme gibi istidatlarına ilişkin seçkin özellikleri bulunmaktadır ki, bunlar onun yaratıcısının koyduğu tevhidi ilkelere ve rasulün örnekliğine riayet etmesiyle kayıtlandırılmak istenmiştir [8/24]. Vahyi bildirim, yeryüzünün insan için imtihan sahası kılındığı, sık sık vurgular ve yapıp ettiklerinin karşılığının ceza ya da mükafat olarak verileceği bir sondan haber verir [67/2]. Yaşadığı süre içinde insanın emrine tahsis olunan gizli açık tüm nimetler [31/20] Rabbimizin bu alemi nasıl bir denge ile yarattığının kanıtını teşkil ederler.

Kişi, var oluş sebebini kavrayıp insan olma bilincine ulaştığında, hayatın künhünü idrak etmeye ve onu anlamlandırmaya başlar. Bu nevi değerlendirme tarzının insanın doğayla zorunlu ilişkisinden ve çevresindeki objeleri anlamlandırmasından kaynaklanan iki boyutu vardır. Boyutlar arasında kurulacak bağ, insanın düşünce-eylem bütünlüğünü oluşturur. Bu bütünlük insanın kimliği ve yansıttığı kişiliğidir.

Din, insanların hayatını disipline eden kurallar bütünüdür. Yüce Rabbimiz kulları için tahsis ettiği dinin adını islam olarak açıklamıştır [3/19]. İnsandan, İslam'dan başka bir hayat görüşü kabul olunmayacaktır [3/85], Allah'ın belirlediği dine dileyenin kalbini açan Allah [6/125] gönderdiği Kitapla kulları için gerekli tüm hükümleri açıklamış ve tafsil etmiştir [5/3].

Göklerde ve yerde bulunanların tamamını en güzel ölçü ve tam bir ahenk içinde yaratan Allah, bu dengenin mahlukat için bir süreye kadar sürüp gideceğini ve insanın bu ilahi işleyişle uyum arz edecek şehadetini gerçekleştirmesini istemiş, bu konuda da gerekli olan ölçüyü de bildirmiştir. Alemde mevcut tüm eşyanın kendisini teşbih ettiğini hatırlatan kanun koyucu Allah Teala [59/1, 61/1], insana yarattığı şeylerde hiç bir çelişki bulamayacağını açık bir ifadeyle telkin ederken [63/3], onun ibret almasını [45/4-6,31/25-26] ve bu bütünlüğe ancak Rabbinin koyduğu kurallara sarılmakla tabi olacağını açıklamıştır [55/1,9; 57/1,10]. Zira insan bu amaca istinaden yaratılmıştır [75/36, 51/56,2/21, 76/2-3].

Sosyal ve siyasal hayat, iktisat gibi değişik alanlara yönelik vahyin genel bildirimleri ve ilkelerini benimseyen ve bu doğrultuda eylemde bulunmaya çalışan kişi, bu eksende gösterdiği çabalar nispetinde hakikatin şahitliğini üstlenmiş ve eşyanın tabiatına uygun bir yolu kendisine yöntem tayin etmiştir [3/53]. Bu çerçeveden olayı gördüğümüzde şehadet, bireyin salt kendisine dönük tekil bir ifadeden ziyade, toplumsal yükümlülüklerini de kapsayan bir terimdir [22/68, 2/143, 3/70-71,4/135,2/143].

Bilgilenme sorunumuz ve hayatın tüm birimlerine yönelen düşünsel öncüllerimizi bizlere ulaştıran, hayatı aydınlatan ve hayatımızın yegane klavuzu olan vahyin, işaret ettiği imtihan sahası toplumsal hayattır. Bizler, vahyi bilgi sayesinde bilmediklerimizi öğrenebilir [6/97], aramızdaki problemlerimizi çözebilir [18/54] ve aydınlık yola ulaşabiliriz. Sağlıklı bir toplumsal oluşum da tevhidi ilkelere sahip olan ve hayatını bu yönde idame ettiren insanlarla gerçekleştirilecektir. Toplumsal oluşumun asli temellerini birliktelik bilinci, ortak amaç, aynı düşünce ve eylemlilik çabalarını yaygın olarak yüklenebilme gayretleri oluşturacaktır. Vakıanın sürekliliği (evrensel pratiği) Rabbimizin bize yüklediği hilafet misyonunun gelecek kuşaklara devredilmesiyle kaim olacaktır [6/165,7/74, 10/14,35/39].

Hilafet ümmetin çekirdeğidir. O bir sorumluluk yüklenişin adıdır. O, vahyin belirlediği ve ümmet bilincine yansıyan itikadi ve siyasi tavrın, köklü dönüşümün; İslami toplum modelinin oluşturduğu ortak kimliğin bireylere indirgenmiş kişilik yapısının, oluşan süreçteki eylemlilik ameliyesidir [7/129]. Onun içeriğinde bir bilinç söz konusudur. Bu bilinç önceki toplulukların Allah'a verdikleri sözü tutup tutmadıklarını onların hayatlarıyla ölçümlediği gibi, bu vakıanın intikal eden mirasını sorgulama; geçmişten ders alma, sürdürülen sahih ve muhkem İslami bir gelenek varsa bunu sonraki kuşaklara en güzel biçimde devredebilme eylemini yansıtır. Her ümmet kendi durumundan hesaba çekilecektir. Ümmet bir organizmadır. Her parçası onun kopmaz bütününü temsil ve teşkil eder. Bu vücudu oluşturan bireylerin kendilerine karşı yükümlülükleri olduğu gibi onların ümmet oluşlarıyla ilgili kapsamlı sorumlulukları bulunacaktır. Toplumsal bilinç kişisel bilinci etkilediği gibi, kişisel farklılaşma da toplumsal yapının bütünlüğü karşısında etkisiz değildir. Kişilerin değişimi bu yapının değişimidir. Kişiler Müslüman ise oluşturdukları toplum da, yani ümmet de Müslümandır. Zaten hayat içinde Müslümanca yaşayabilmenin şartı, inanç ve eylemde birlik olunacak sosyal bir oluşumu var kılabilmektir, işte hilafetin toplumsal boyutu burada kendisini gösterir. Toplumsal birleşim, yükümlülüklerin paylaşılması ve tüm bireylerin nezdinde bu bilincin bölüşülmesi, yapısal bütünlüğün dengelenmesi olgusudur.

Toplumsal irade, bireylerin ortak amaçlara yönelik gösterdikleri çabalarla oluşturulan tavır bütünlüğünün pratik vakıasıyla belirlenebilir. Vahyi anlatımda geçen seçilmiş ümmet vasfı, tüm bireylerin sorumluluk alanlarını ilgilendiren konularda amaç ve eylem birlikteliğini vahyi ölçülere göre gerçekleştirmesini hedefleyen ortak bir iradenin vakıalaşmasını ifade eder. Toplumsal irade için, kişinin toplumsal yaşamı içinde, bireysel olarak doğruya ulaşması yetmez. Kişi kendisinden sorumlu olduğu gibi, hayatın akibetinde, içinde yaşadığı toplumdan da sorumlu olacaktır. Kişi, kendine karşı yüklendiği sorumluluğu yanında, içinde yaşadığı topluma karşı da taşımalıdır. Aksi takdirde toplumun çöküşü ve uğrayacağı azap günü gelip çattığında bu akibete kendisi de ortak olacaktır [8/25]. Bu gidişatın sonucunda ancak toplumu değiştirme yönünde çaba sarf etme sürekliliği ve gayreti içinde olanlar felaha ereceklerdir. Allah'ın değişmez yasaları uyarınca bireysel yükümlülüğüyle toplumsal yükümlülüğünü kaynaştıran ve bu yükümlülüklerini zorunlu kulluk görevi olarak algılayan bireylerin oluşturacakları eylem çizgisine, Allah'ın yardımları asla tükenmeyecektir.

Şirkin egemenlik boyunduruğu altında yeryüzünün biçimlendirilmeye çalışıldığı günümüzde, zamanın ibresi küfrün, İslam'ı ve Müslümanları hedef alan oyunlarına yönelmektedir. Saatler Müslüman halkların, zulüm cenderesinden yükselen feryatlarıyla alarm vurmaktadır. Geçmişten bu yana intikal eden çözülmüşlüğün bedelini önceki ümmetler kadar biz de ödüyoruz. Düşünsel berraklıklarını yitirip ihtilaflara sürüklenerek birliktelikleri dağılan, iç dinamikleri eriyen [8/46], vahdetin bozulmasıyla önceki hallerinin yerine bulanık ve buhran dolu günlerin gelip çattığı atıl bir mirası devralmış durumdayız. Bizler geçmiş ümmetlerin halinin onlardan, kendi halimizin de bizlerden sorulacağı bilincine ulaşmışız ve böyle bir inancı paylaşıyoruz, insanlar arasından çıkartılmış hayırlı bir ümmet olmayı talep eden [3/110] ve bu yönde yapacağımız hayırlı işlerle mevcut halimizden kurtulup, Kur'ani ilkeler üzerinde kurulacak toplumsal yapının özlemini duyarak, salih kulların sünnetini oluşturmayı amaçlıyoruz. Müslümanlar beşeri zaaflarını birlikte kontrol ederek, kendi iç dinamiklerini yeniden diriltmeye yönelik devrimci bir amacı yaygınlaştırarak, ıslahatçı tavırlarıyla, sosyal hayatta kazanacakları örnek oluşumlarla vahyin sünnetini yeniden ikame ederek, yeni bir hale kavuşabilirler. Vahiy bilgisinden anladığımız kulluk sorumluluğumuz da bizi bu yükümlülüğe zorunlu kılıyor.

Uluslararası şirk güçleri tekelinde oluşturulmaya çalışılan bugünkü yeni dünya projesi, pratik dayatmalarıyla algılanmaya çalışılacak olursa, küfür cephesinin Müslümanları mevcut hallerinde dondurmayı, onları sosyal hayattan soyutlamayı amaçladığı fark edilecektir. Kafirlerin ince hesaplarını fark edemeyen, basiretini yitirmiş, kaypak Müslüman tipine bu projede payeler verileceği de kaçınılmaz bir gerçek.

Geleceğin aydınlığı, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye eden, tevhidi iman ve amel erlerinin olacaktır.

Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 19 - Ekim 92

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları