Kur'an'da İnsan-Gayb İlişkisi

Kur'an'da İnsan-Gayb İlişkisi
Murat Kayacan

Bilimsel araştırmalar nereye varırsa varsın, yeryüzünün zenginlikleri ve onun gizli olan enerji kaynakları ne ölçüde ortaya çıkarılırsa çıkarılsın, insanlar hep gaybın perdesi önünde güçsüz ve çaresiz kalacaklardır. İnsanoğlunun en bilginleri dahi bir an sonra başlarına gelecek şeyi bilemezler. Verdikleri nefesin geri gelip gelmeyeceğinden habersizdirler1. Gaybın varlığına inansın, inanmasın herkes gayb ile her an iç içedir ve bu içiçeliğin farkında olanlar da, bilinçsizce yaşayanlar da doğruyu pek yakında bileceklerdir.

Umumi olarak gayb ile insanın ilişkisi bir bilgi düzeyinde görülmüştür. Vahyin insan hayatına etkisi ve yaşamdaki yeri geri planda kalırken araştırmalar, gayb bilinebilir mi, kimler bilebilir, bilen insana tabi olmak gerekir mi, yoksa gaybı bildiğini iddia edenler apaçık iftira mı almaktadırlar, yoksa bu bir keramet midir gibi sorular etrafında yoğunlaşmıştır. Tabii bu sorular kesinlikle cevapsız bırakılmamalıdır. Nihayetinde hayatın olduğu kadar bilginin de bir problem oluşu söz konusudur. Bu anlamda gaybın insanı ilgilendiren ve müesser kılan yönü bizi daha fazla ilgilendirmektedir. Yoksa bize bildirilen vahyi daha da gaybileştirerek somut örnekleri soyut alana kaydırma ve hedefi kaçırma tehlikesi söz konusudur.

Bu tehlikeden korunmak için Kur'an'ı rehber edinerek onun tanıttığı insanı, gaybı ve ikisi arasındaki ilişki şeklini ölçü edinmek kaçınılmazdır.

I. İnsan nasıl bir varlıktır?

a) İyi yönleri:

İnsan yeryüzünün efendisidir2. Allah onu bilmediğini öğretir3. Bu özelliği sayesinde meleklerden farklı olarak keşfedebilme kabiliyetine sahiptir4. Doğuştan Allah'ın varlığını tanıma ve kabullenme tabiatına sahiptir5. Allah onu ruhundan üfleyerek yaratmıştır6. Kainattaki yerin, göğün ve dağların kabullenmekten imtina ettikleri emaneti (iradeyi) yüklenerek büyük cesaret örneği gösterir7. Allah'ın gösterdiği hak yolu kabul veya red noktasında serbesttir8. İyiliği ve kötülüğü seçme kabiliyeti Allah tarafından bahşedilmiştir. İnsan nefsini kötülüklerden arındırırsa kurtulur, kirletirse ziyana uğrar9. Yeryüzünün bütün nimetleri onun için yaratılmıştır10. Yaratılış hedefi Allah'a kulluktur11. Onun bazı gerçekleri görmesi ölümünden sonraya bırakılmıştır12. Öldükten sonra karşılaşacağı şeylere iman etmesi onun ödüllendirilmesine vesile olur13.

b) Kötü yönleri:

İnsan Allah'ın nimetlerini görmezlikten gelir 14. Bazen Allah'a ihtiyacı olmadığı zannıyla azar. Küçük dağları ben yarattım sanır15. Çok acelecidir16. O kadar ki, adeta aceleden yaratılmıştır17. Zor durumda kalınca Allah'ı hatırlar. Zorluktan kurtulunca Allah'ı unutur18. Allah'ın ikram ettiklerini kendisinden bilerek cimrileşir. Çok nekes bir varlıktır19. İhtiraslı ve hırslıdır20. Kötülük görürse inler, sızlanır, bağırır ve yardım ister, yardım edilince de cimrileşir21.

Görüldüğü gibi insan nötr bir varlık değil, fıtrat hadisinde olduğu gibi inanmaya mütemayildir. Yapısı bunu gerektirmektedir. Fakat insanların çoğu müşriktir ve zanna uymaktadırlar22. İslami kesimden bazı cemaatlerin ya da "münafık müslümanların (ılımlı laiklerin) ifade ettiği gibi inananlar ifadesi son derece muğlaktır. İnanmayan insanlar kaale alınmayacak kadar azdır ve muhatap alınacak keyfiyet ve kemiyete sahip değillerdir. Demek ki asıl mesele insanları bilgisel bir imana ulaştırmak değil, şirkten ve zulümden arınmış bir anlayış ve hayata sahip fertler yetiştirmektir. O halde yalnız başına "imanlı gençlik" sözü muhaldir. Muhtevası çağdaş bilimle değil. Kur'an ile doldurulmalıdır.

II. Gayb nedir?

a) Gaybın anlamı:

Gerektiği yerde bulunmamak, kaybolmak, uzaklaşmak, gizli kalmak, bulunmamak, hazırda olmamak anlamına gelen gayb23 Kur'an'da sıkça işlenen bir temadır. Gayha iman müminlerin özelliklerindendir24.

Kur'an'da gayb geçmiş olaylar25, gizli ve sır olan şeyler26, bir hadisenin gerçek yüzü27, fiziki dün yada başkalarının göremediği davranışlar28, bilinmeyen her şey29 ve görünmeyen her şey30manalarına gelmektedir. Allah kendisini gayb olarak değil de yine görünmeyen anlamına gelen batın31 olarak nitelendirir. Bu anlamda Allah gaybtır diyebiliriz.

b) Gaybın türleri;

1.Mutlak gayb:

Bu alan peygamberler de dahil kimseye açık değildir. Bunu ne gökte ne de yerdekilerin bilmeye gücü yeter32. İnsan ne bilgi kapasitesiyle, ne de vahyi verilerle bu alana nüfuz edebilir. Mutlak gayb alanının neleri ihtiva ettiğini sayıp dökmeye çalışmak manasız ve imkansızı istemektir. Allah'ın zatı ile ilgili konular, yaratılış, kıyamet anının kamil bilgisi, ümmü'l kitab'ın mahiyeti gibi...

2.Vahy yoluyla peygamberlere bildirilen gayb:

Cennet, cehennem ve nihai adaletin tahakkuku gibi konular33 bu alana aittir. Sözgelimi melekler ile ilgili konular da bu alana girer. Melekler Allah'ın emrini tereddütsüz yerine getirirler34, insanların yaptıklarını kayda geçirirler35, Allah'a itaatkar, insanoğluna saygılıdırlar36, insanların canlarını alırlar37, teşbih ederler38, müminler için mağfiret talebinde bulunurlar39, peygamberlere vahy getirirler40 ve arşı taşırlar41.

Rabbimiz vahy yoluyla bunların dışında cinlerin42 ve şeytanların43 da varlığını bize haber vermiştir. Bu tür vahy ile kendisinden bahsedilen varlıklar gayb olma özelliğini sürdürürler. Allah bizi güvenilir bir kaynakla onların mevcudiyetini bildirmiştir. Müminler bu varlıklar hakkındaki vahyi bilgilerle yetinmek durumundadır.

3. İzafi gayb:

Buna göreceli gayb da diyebiliriz. Şehadet ile gayb içice geçmiştir. İnsanı aşan durumlar ve dolaylı yollardan hakkında bilgi sahibi olunabilecek gayb izafi olan gaybdır. Mekan olarak bir insanın çıplak gözle duvarın ardını görememesi zaman olarak da önceki kavimlerin kendilerine gönderilen peygamberlere karşı aldıkları tavrın nasıl olduğu gaybtır. Ancak bu duvarın ardındaki insanlar ve peygamberlere karşı plan kuranlara gayb değildir. Bu nedenle Yusuf44 ve Nuh45 kıssası gayb olarak tavsif edilmiştir. Yani Yusuf ve Nuh peygamberlerin düşmanları bize gayb olanı bilmekteydiler.

Eski Ahid'in Tekvin babında Yusuf ve Nuh kıssaları yer almaktadır. Ayrıca rivayetlerde Arap kabilelerinin Nuh kavminin putlarının isimlerini zaten bildiklerinden söz edilmektedir46. Bu durumda bu kıssaların gaybiliğinden maksat nedir? Kur'an'daki kıssalar ayrıntılı değildir. Kıssalar öğüt, hatırlatma, uyarma, müjdelerine, açıklama ve telkin amacını güder ve olayları bu mana ve tarz da zikreder. Orta seviyede kültüre sahip birisi bile bunu kavrayabilir. Kur'an'da bununla uyumlu olan ve destekleyen somut bir gerçek vardır ki o da Kur'an'ın kıssalardaki hedef ve üslubunun aktarılan olaylar, mücadeleler, hükümler ve deliller ile Hz. Peygamber'in siretindeki olayların arasında uyumlu bir ilişki olduğudur. Kur'an kıssalarının tarihi olayların sadece can alıcı noktalarına dikkat çekmesi bu gerçeği tekid etmektedir. Kur'an bir tarih kitabı değildir. Ona böyle bir yaklaşımla bakmak doğru değildir. Bundan Kur'an'ın tarihi gerçeklerle çelişkili olduğunu değil, onun olayların doğru ve öz bilgisini verdiğini kastediyoruz. Zaten gayb olan, geçmiş dönemlerde vuku bulan olayların bilinmezliği değildir. Ehl-i Kitab ve Mekke müşrikleri bu kıssaları bilmektedirler. Fakat ellerinde kalan ilahi mesaj değil, tarihi kırıntılardır.

c) Gaybı kim bilebilir?

Kur'an-ı Kerim gaybın Allah'a ait olduğunu ve bu konuda cinler ve peygamberlerin de istisna edilmediğini söyler47. Ancak Allah dilediği peygamberlere gaybi bilgiler verir48. Peygamber kimsenin kalbinden geçeni bilmez49. Allah bildirmedikçe onun bunlardan haberli olması söz konusu değildir. Nitekim kendilerine arz edilmiş bir dava ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur: "Ben ancak bir beşerim, birbirinizden davacı olarak geliyorsunuz. Bazınızın davasını, ötekininkine haksız olarak galip getirmesi mümkündür. Ben de duyduğum gibi karar vereceğime göre o kimse için eğer kardeşinin hakkı olan bir parçayı hükmetmişsem o kimse ona ateşten bir parça veriyor olduğunu bilip sakın ondan bir şey almasın"50. Yine, Allah bildirmedikçe peygamberlerin gaybla ilgili bilgi sahibi olmaları Kur'an nokta-i nazarından mümkün değildir51.

d) Görünen şeylerin gaybi yanı:

Kur'an'da insanın bazı organlarının yapıp ettikleri konusunda ahirette şahidlik yapacağından bahsedilir52. Bu organlar deriler, eller, diller, gözler, kulaklar ve ayaklardır. Bu, aklımıza onların da bir bilince, kavrayamadığımız özellikleri sahip oldukları ihtimalini getirmektedir. Kur'an canlı cansız her varlığa bir kişilik atfeder. Evrendeki her şey Allah'ı teşbih eder, fakat insanlar bunu anlayamazlar53. Kainattaki her şey ona boyun eğer, göklerde ve yerde olanlar, gök cisimleri, dağlar, ağaçlar ve insanlardan bir çoğu Allah'a secde etmektedirler54. Nice taşlar vardır ki, Allah korkusundan ötürü aşağıya doğru düşerler55. Bütün bu ifadeler eşyanın, duyularımıza hitab eden yanının ötesinde bir boyuta sahip olduğuna işaret ediyor. Ancak bu vasıfların mahiyeti mecazi midir, değil midir, o bizi aşmaktadır. Yorumlar yapmak da ihtimalden öteye geçmez.

III. İnsan-gayb ilişkisi

Görünür alemde oldukları halde insanın zaman, mekan ve duyuların yetersizliği gibi engellerden ötürü göremediği, duyamadığı hakkında doğrudan bilgi sahibi olamadığı şeyler mevcuttur.

Duyularımızın sınırlılığı bizi gözümüzün önünde duran mikropları bile göremez durumda bırakır. Bilgimiz, bilmediklerimize göre çok sınırlıdır. Bu alemde vukubulan hadiselerin küçük bir bölümünü duyularımızla algılarız. Saniyede 30'dan az ve 2400'den fazla olan hava titreşimlerini algılayamıyoruz. Gözlerimiz yedi rengi görebilecek kapasitededir. Gözlerimizin göremediği ultra mavi ve kırmızı ışınları ancak gözden daha kuvvetli aygıtlar tespit edebilmektedir. Ayrıca X ışınlan, Gama ışınları, Kozmik ışınlar ve radyo dalgaları için gözlerimiz işe yaramıyor56.

Bu durumda insan gayb olgusundan kurtulamamaktadır. İnsanoğlu sayısız bilinmeyenlerle karşı karşıyadır. Eğer insanoğlu neyin peşinde olduğunda hayırlı bir amel üzere olduğunu tespite edebilirse hüsrana uğramaktan kurtulacaktır. Bu sayede zanna ya da yakine tabi olup olmadığını farkedebilecektir.

A- Diğer dinlerde gayba ilgi:

Geleneksel dinlerden Konfüçyüsçülük'de Gök Tanrı'ya Tien denir. O, tabiat düzeninin idarecisi, herşeyin üzerinde olan varlık ve yaratıcı güçtür.

Hinduizm'de bir üçleme vardır. Brahma yaratıcıdır, Vişna koruyucu, Şiva ise yok edici tanrıdır. Hinduizm'de vahdet-i vücud inancı da bulunmaktadır.

Zerdüştlük'de tanrı Ahura Mazda, kötülüklerin kaynağı ise Ehrimen'dir.

Yahudilik'de tek tanrı inancı ve peygamberlere inanma söz konusudur.

Görüldüğü gibi dinlerdeki temel inanç esasları 'gayb' ile bağlantılıdır. Tarihte ve günümüzde insanoğlunun kahir ekseriyetini ilgilendiren din gayba büyük önem vermektedir.

B- İslami ekollerde gayba ilgi:

1- Kelamcıların ilgisi:

İslami kültürde Usulu'd-din ve Tevhid ilmi olarak da ele alınan kelam, Kur'an'ın gayb alemindeki varlıklar, onların nitelikleri ve gayb alanındaki oluşlardan söz eden ifadelerden kalkarak onların insan irade ve sorumluluğuyla ilgisi konusunda değerlendirmeler yapmışlardır. Kelamcılar gaybi bilgilerin sadece vahiy ile elde edilebileceğini kabullenmelerine rağmen gaybın insan hayatındaki öneminden ziyade Allah'a ait olan kısma akılla nüfus etmeye çalıştılar57. Onlar gencide keşf ve ilham gibi tasavvufi bilgi anlayışına karşı çıkmalarına rağmen akli metoda o kadar güvendiler ki, gayb hakkında kesin yargılarda bulunmakta bir beis görmediler.

2- Mutasavvıfların ilgisi:

Tasavvufta hep görünmeyen üzerinde bir yoğunlaşma, bir tecrübe ve yaşantı hali olmuştur. Gayba doğrudan nüfuz etme çabası, görünen aleme pek önem vermeyiş genel temalardır. Mistik vahyi verilerin tanrı ve gaybla ilgili verdikleri bilgileri yeterli görmeyip görünmeyeni deruni bir tecrübeyle, tam bir içe dönüşle daha yakından görme, tanıma ve hissetme çabasındadır. Bu açıdan mistisizm gayb ile ilgilidir. Sufilere göre akıl ve nakil bilgilerin kaynağı kabul edilse de en ulvi, en kutsi bilgiler keşf ve ilhamla, yani sezgi ile elde edilir. Bu sufi tecrübenin ayırıcı özelliği doğrudanlık ve kesinliktir. İnsan zihninin sonsuz ve mutlak olanı kesinlikle bilebileceği iddiaları vardır. Mükaşefe halinde kul ile gayba ait hususlar arasında perde bulunmaz.

Sufilerin gaybi olan durumları bilmeye kalkmasının Kur'an çerçevesinde muhkem bir zemine oturtmanın imkanı yoktur. Tasavvufi bilgiye ulaşma arzusunda Kur'an'ın verdiği gaybi bilgilerle yetinmeme gibi bir düşünce sezilmektedir. Oysa Kur'an gaybi bilmemizi değil, gaybın varlığını derinden ve sürekli hissederek şehadette güzel faaliyetlerde bulunmamızı ister. Kur'an'da gaybın bilinmesine yönelik bir amaçtan söz etmek mümkün değildir. Aksine bunun tersi vurgulanır. Müslümanın böyle bir bilgiyi amaç edinmesi doğru olmadığı gibi kul olarak böyle bir bilgi iddiasıyla da imtiyaz sahibi olunamaz. En doğru tutum, gaybın yegane sahibinin Allah, yegane güvenilir bilginin de vahyi veriler olduğunun benimsenmesidir. Bizim için gaybın bilgisi sadece Kur'an vahyi ile kayıtlıdır. Aksi takdirde istismarın önü alınmaz. Kur'an'daki gaybi bilgiler inanan insanın duygu ve düşünce dünyasında yaşanan gerçeklikler halini aldığı müddetçe ilave hiçbir gaybi bilgiye ihtiyaç duyulmadan Allah'ın dostluğu kazanılır.

3- Hatmilerin gayba ilgisi:

İslam dünyasında batini yorumda yana olanlara baktığımızda mutasavvıfları ve Şiiliğin İsmailiye kolunu görürüz. İslami literatürde aslında batinilik denince akla hemen İsmaililik gelir. Batınilik 12. yy.'dan sonra varlığını daha çok bazı tasavvufi akımları içinde sürdürmüş ve Kalenderilik, Melametlik ve Hurufilik gibi tarikatlerin oluşumunu etkilemiştir.

Hurufilik; Fazlullah tarafından 800/1398 yılında Horasan'ın Esterabad kasabasında kurulmuş bir tarikattir. Hurufilik harf ve rakamların yorumlarıyla ilgili bütün eski birikimlerle tasavvufi, batini ve Şii inançların bir sentezinden oluşmuştur. Eski kültürlerde olduğu gibi İslam dünyasında da harflerin simgeselliği ve sayısal değerleri bir meşguliyet alanıdır.

İlm-i Hurufi denilen alanda harflerin sırları ve simgelediği anlamları araştıran çalışmalar lugaz, mevamma, remil, fal, cifr, vefk, azam ve nücum gibi bağımsız dalları ortaya çıkardı. Hurufiler Kur'an'daki el-Hurufu'l-Mukatta'yı çeşitli şekillerde yorumladılar. Hurufilik hususunda yapılan sufi tefsirlerde 2. yy.'dan başlamak üzere gelişmiş, İbnu'l Arabi'de zirveye ulaşmıştır.

4- Astrologların ilgisi:

Günümüzde özellikle gizli bilimler, astroloji, büyücülük, vs. yoluyla gayb hakkında bilgi edinme gayretlerinin revaç bulduğunu görmekteyiz. Bu yanlış adrese yönelmiş boş bir çabadır. Kur'an insanın önüne böyle bir amaç koymadığı gibi bünyesinde teşvik unsuru da barındırmaz. Gaybi bilgilere sahip olduklarını ileri sürenler bir temel üzerinde değildirler.

Medyumlar da cinlerle bağlantılı çalıştıklarından bahsederler. Halbuki cinler gaybi bilmekten aciz var­lıklardır58. Teşebbüs etseler de gaybın bilgisine ulaşamazlar59. Bir de cinlerin insanlara düşman olanlarının60, insanlarla uğraşanlarının61 olması eklenince, onlar vasıtasıyla elde edilen bilgilerin zanniliği daha da muhkemleşmektedir. Türkiye'deki iki meşhur medyuma bir çok yardımda tutunduğu iddia edilen cinlerin, onları gözaltına alma niyetine sahip polislerin gelişlerini haber ver(e)memeleri, ilişkinin –varsa eğer- anlamsızlığını göstermektedir.

5- Bilimin gayba ilgisi:

Bilimin pozitivist yorumu insanın bütünlüğünü ihmal ederek, onu olgusal alana hapseder ve insanın bu alanın dışıyla bir bağının olmadığını ileri sürer. Olgusal durum üzerine olmayan bir cümle anlamsızdır. Metafizik olan nesnel olmadığı için kabul edilemez. Dolayısıyla bir pozitivist, insanı sadece bilen bir varlık olarak alıyor gibidir. O, insanın aynı zamanda anlayan, sezen, idrak eden, kavrayan, inanan bir varlık olduğunu gözardı eder. Bu, insanı parçalayıp cüz veya bir yanını alarak 'insan bundan ibarettir' demek gibi anlamsız bir şeydir.

IV- Gayb üzerinde insanın etkisi

A- Müminlere etkisi:

Allah, namaz ve infak ibadetlerini yerine getirenlere hayırlı bir ticarette bulunduklarını söyler62. Güzel davranmalarına, geceleri pek az uyuyarak, seherlerde de bağışlanma dilemelerine ve infak etmelerine karşılık gayb olan cenneti vaadeder63. Namazlarında huşu içinde oldukları, boş şeylerden uzak durdukları, zekatlarını verdikleri ve iffetsizlikten sakınmaları, kurtuluş vesilesi olur64.

Onlar, geleceklerini garantiye alabilmek için peygamberin yoluna destekçi olurlar ve Kitab'a tabi olurlar65. Allah müminlerin inanıp sakındıkları için dünya ve ahirette korku ve üzüntü nedir bilmeyeceklerini66 söyler. Allah'ı Rab olarak kabul eden ve dosdoğru yol üzerinde olan müminleri meleklerin gaybi kimliğine yöneltir. Bizlere meleklerin dünya ve ahirette dost olacağından bahseder67, Gayba imanlarının gereği olarak müminler adaklarını yerine getirirler ve şerri salgın olan bir günden korkarlar. Yoksula, yetime ve esire onun sevgisi için yemek yedirirler: "Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz, sizden bir karşılık beklemiyoruz. Çünkü biz suratsız, çok katı bir gün(ün azabından)den ötürü Rabbimizden korkuyoruz..." derler68.

Demek ki Allah gaybi varlıkları ve bizler için hazırladığı nimetleri bizler için teşvik unsuru olarak kullanmaktadır. Allah müminleri dünyada melekleriyle destekler. İnanan insanlar için gaybi yardımlar söz konusudur. Bu, yardımların her zaman mucizevi tarzda olmasını gerektirmez. Mesela Şamil Basayev'in Rusya'da eylem gerçekleştirebilecek kadar cesarete sahip olması ve bu eylemi gerçekleştirmesi karşısında Rus toplumunun ifsad içinde olması, ona yardımcı bir unsurdur. Peygamberi öldürmeye gelenleri bir örümcek ağının engellemesi, gaybi bir yardımdır.

Bu tür olaylarda mümin, eşyanın işleyişindeki gaybiliği yakalarken, kafir bunu görse de inkar etmektedir. Matematik olarak az sayıda olan müminlerin, çok sayıdaki kafirlere galip gelmesi de bir gaybi yardımdır69. Çünkü kafirlere-karşı savaşırken müminler yalnız değillerdir70.

İslam inancının üç ana esasından birini teşkil eden ahiret inancı her şeyden önce imtihanda sorumluluk duygusu meydana getirmekte ve bu yönüyle hem hukuki, hem de ahlaki müeyyide olmaktadır. Dünya hayatında insanın zorluklarla, haksızlıklarla mücadele ettiği halde, bunları ortadan kaldıramadığı, neticede elem çektiği bir gerçektir. Mutlak adaletin tecelli edeceği iyiliğin mükafatlandırması için bütün engellerin ortadan kalkacağı ebediyet aleminin varlığına inanmak, insan için büyük bir teselli kaynağı ve yaşama sevincidir71.

Kur'an-ı Kerim'de ahiret sahneleri somut bir şekilde sunularak insanlara amellerinin onları nereye götüreceği gösterilir. Tevbe Suresi'nde hahamlar ve rahiplerden çoğunun malı haksızlıkla yedikleri ve Allah yolundan alıkoydukları anlatılır. Malı biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar için cehennem ateşinin kızdırıldığı ve bu ateşte alın, böğür ve sırtlarının dağlanacağı ifade edilir. Sa'd Suresi'nde ise müminlerin amellerine karşılık, onlara Adn cennetlerinin kapılarının açılacağı, orada tahtlara yaslanmış olarak türlü meyveler ve yiyecek isteyeceklerini ve yanlarında son derece iffetli yaşıt eşler bulacakları haber verilir. Bu ayetlerle bir yandan haklarını alamadan ömrünü tamamlayan insanların zararda olmadığı ve adl-i ilahinin muhakkak ortaya çıkacağı vurgulanırken, bir yandan da hakkın şahidliğini yapan insanların güzel davranışlarının karşılıksız kalmayacağı müşahhas bir şekilde ifade edilir.

B- Kafirlere etkisi:

Gayba inanmayan insan, gaybi cezalandırmadan dünya ve ahirette kurtulamaz. Gaybi inkar edene karşı, gaybın sahibi sürekli sarsıcı, incitici, hüsrana uğratıcı darbeler gönderir. Bunların bir kısmını sıralamak yerinde olacaktır.

Kafirleri Allah, melekler ve insanlar lanetlerler72. Bu azab onları saptırır73. Kalplerini katılaştırır74, mühürler75. Allah yolundan dönenleri, O'nu unutup terk edenleri O da terk eder ve yardımsız bırakır76. Onlara bütün kapıları açar, bütün imkanları verir, onların vahim bir durumda olduklarını hatırlamalarına engel olur. Aralarına düşmanlık sokar77. Onların inananlara karşı tuzaklarını boşa çıkarır78. Allah onlara gazab eder79. Allah azgın toplulukların yok oluşunda rol sahibidir. Nitekim geçmiş toplulukları da azgınlıklarından dolayı yok etmiştir80. Allah haddi aşanları, nankör ve günahkarları, kafirleri, zalimleri, hainleri, büyüklük taslayanları, bozgunculuk çıkaranları, aldatanları sevmez81. Münafıklara ve kafirlere azab eder82.

Gaybi varlıklardan şeytan, inanmayanların dostudur83. İnananlar ve ihlaslı olanlar hariç diğer bütün insanların gönlüne vesvese verir84. Bu vesveseler özellikle günahkar, müfteri ve kafir şahıslar üzerinde etkili olurlar85. Allah kendisine, peygamberlerine Cebrail ve Mikail'e düşman olan inkarcıların düşmanıdır86. İnkarcıların, zalimlerin, fasıkların, yalancı nankörlerin, hainlerin dosdoğru yolu bulmaları engellenir87.

Kafir ve münafık varoluşunu gayb unsuru olmaksızın yaşadığını sanarak varoluşunu yaşar, mümin ise her zaman Rabbinin gücünü, müdahalesini, sevgisini, gazabım, rahmetini, bereketini, feyzini, adaletini, fiillerini hissederek yaşar.

Sonuç

Müminin hayat mücadelesinde vahyi bilgilerin etkili olabilmesi ve onun varoluşunun en güçlü belirleyicisi haline gelebilmesi öncelikle bu bilgilerin müminin benliğini kaplaması, ondan bir parça haline gelmesi, onunla bütünleşmesi gerekir. Bu bilgileri iç dünyasında, yaşayan unsurlar haline getirip onların söylediğini hissetmesi gerekir. Kısacası bilginin mücerred bir bilgi olmaktan çıkıp müminde yaşayan, kaynayan, coşan, hislendiren, harekete geçiren bir ruh haline dönüşmesi gerekir.

Bu amaca yönelik olarak Rabbimiz gaybi unsurları anlayabileceğimiz düzeye indirgemiş ve görünen ile görünmeyen unsurların içiçeliğini bizlere göstermiştir. Gaybi meseleler öz olarak belirtilmiş, bu konudaki insan merakı sahih bilgilerle duyurulmuş ve insanoğlu zandan kurtulma imkanını yakalamıştır.

Müminlerin gayba ilgisi, onun bilinebilirliği/bilinemezliği noktasında kilitlenmemelidir. Gaybın müminin gücüne güç katan, onu destekleyen, imtihan eden, bazen korku ve hüznünü kaldıran aktif bir unsur olduğu ön planda tutulmalıdır. Bir şey yaparken gayb gerçeğini ve onu yönlendiren iradeyi hesaba katmak gerekir. Zira müminler aldıkları karar ve kurdukları planların gerçekleşmesinin Allah'ın dilemesiyle olacağını zihinlerinde taze tutarlar. "Hiçbir iş hakkında bunu yarın mutlaka yapacağım deme, inşaallah (Allah dilerse) de" (18/Kehf, 23-24)

 

Dipnotlar:

1- S. Kutub, Fizilaii'l-Kur'an, Dünya Yay., İst., 1991,c.6,s.554

2- Bakara 2/30

3- Alak 96/5

4- Bakara 2/31-33

5- Araf 7/172

6- Secde 32/9

7- Ahzab 33/72

8- İnsan 76/3

9- Şems 91/8-10; İsra 17/7

10- Bakara 2/29; Casiye 13

11- Zariyat 51/56

12- Kaf50/22

13- Fecr 89/28; Tevbe 9/172

14- Hac 22/66

15- Alak 96/6-7

16- İsra 17/11

17- Enbiya 21/37

18- Yunus 10/12

19- İsra 17/100

20- Mearic70/19

21- Mearic 70/20-21

22- Enam 6/116

23- Bekir Topaloğlu - H. Karaman; Arapca Türkçe Yeni Kamus; Nesil Yay., İst., 1991.S.305

24- Bakara 2/3

25- Al-i İmran 3/44; Yusuf 12/102; Kehf 18/22,26

26- Tevbe 9/78 ; Rad 13/9,10

27- Yusuf 12/81

28- Tevbe 9/94,105

29- Araf 7/187-188 ; Hud 11/31

30- Enam 6/73

31- Hadid57/3

32- Nemi 27/65

33- Bakara 2/25; Rad 13/18; İbrahim 14/16,17,23

34- Tahrim 66/6

35- Kaf 50/17,18

36- Araf 7/11-12

37- Nisa 4/97; Enam 6/61; Nahl 16/28,32; Muhammed27

38- Fussilet 41/38

39- Mümin 40/7

40- Şura 42/51

41-Mümin 40/7

42- İsra 17/88

43- Araf 7/27; Maide 5/95; Araf 7/200-201; Taha 20/120

44- Yusuf 12/102

45- Hud 11/49

46- İ. Derveze, Kur'an Cevap Veriyor, Yöneliş Yay., İst., 1988, S.228-229

47- Nall 16/77; Müminun 23/92, Kehf 18/26; Fatır 35/38; Nemi 27/65

48- Cin 72/26-27; Al-i İmran 3/79

49- Tevbe 9/64, 101; Muhammed 47/30; Münafikun 63/8

50- Sünen-i Nesai, Mısrr 1383/1964, c.8, 205; A. B. Hanbel, Müsned VI, 308

51- Araf 7/188; Yunus 10/20; Lokman 31/34; Kehf 18/23

52- Nur 24/24; Yasin 165; Fussilet41/20-22

53- İsra 17/44

54- Hac 22/18

55- Bakara 2/74

56- Halis Albayrak, Kur'an'da İnsan-Gayb İlişkisi, Şule Yay., İst., 1993, s. 174-175

57- A.g.e.,s.4O

58- Sebe 34/12-14

59- Saffat 37/6-10

60- Enam 6/112

61- Enam 6/128

62- Fatır 35/29

63- Zariyat 51/15-19

64- Müminun 23/1-5

65- Araf 7/157

66- Yunus 10/62-64

67- Fussilet 41/30-33

68- İnsan 76/7-10

69- Bakara 2/249

70- Enfal8/17

71- İslam Ansiklopedisi, d, s.545

72- Bakara 2/88, 159, 161; Nisa 4/46,52; Maide 5/64, 78; Feth 48/6

73- Nisa 4/88, 143; Hac 22/4; Şuara 99;Gaşiye88/37, 74

74- Maide 5/13

75- Nisa 4/115; Araf 7/100-101; Tevbe 9/87,93; Yunus 10/74; Münafikun 63/3

76- Nisa 4/115; Tevbe 9/67; Haşr 59/19

77- Maide 5/14, 64

78- Bakara 2/9; Al-i İmran 3/54; Nisa 4/142; Nemi 27/50 vd.

79- Bakara 2/61, 90; Al-i İmran 3/112; Araf 7/152; Enfal 8/16; Nahl 16/106 vd.

80- Enam 6/6; Yunus 10/13; İsra 17/17; Enbiya 21/9; Hac 22/45 vd.

81- Bakara 2/190, 276; Al-i İmran 3/32,57, 140; Nisa 4/36, 107; Maide 5/64, 87; Enam 6/141; Araf 7/71; Hac 22/38; Kasas 28/76

82- Al-i İmran 3/56; Tevbe 9/26, 39, 55, 66, 74

83- Enam 6/121; Araf 7/30; Nahl 16/100

84- Hicr 15/40; Nahl 16/100; Sad 38/83

85- Şuara 26/221

86- Bakara 2/98

87- Bakara 2/258, 264; Al-i İmran 3/86; Nisa 4/51; Tevbe 9/19,24; Yusuf 12/52; Nahl 16/107; Zümer 39/3; Mümin 40/28

Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 58 - Ocak 96

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • "Sabır" Uzlet Değil, Eylemdir!21 Şubat 2015 Cumartesi 00:45
  • Örnek ve Öncü Bir Kimlik Tanımı Olarak Şehadet ve Şehid20 Şubat 2015 Cuma 04:22
  • Kur'an'da İnsan-Gayb İlişkisi19 Şubat 2015 Perşembe 01:51
  • Vesile Salih Ameldir17 Şubat 2015 Salı 23:51
  • Toplumsal Kimlik ve "Millet"16 Şubat 2015 Pazartesi 21:34
  • 'Büyük Cihad', Kafirlere İtaat Etmemektir!16 Şubat 2015 Pazartesi 21:18
  • Bir Yaşam Tarzı Olarak Takva14 Şubat 2015 Cumartesi 01:24
  • Cehennem Geçici Bir Menzil midir?14 Şubat 2015 Cumartesi 01:12
  • Sekine Ne Zaman İner?10 Şubat 2015 Salı 02:49
  • Kur'an-ı Kerim'de Muhkem ve Müteşabih09 Şubat 2015 Pazartesi 00:28