Kur'an'ın Anlaşılmasında Nüzul Ortamı -1

Yılmaz Çakır

Allah'ın biz kullarını doğru yola iletmek için, son nebisi Hz. Muhammed aracılığı ile gönderdiği Kitab'ın önemi; yaratılışımızın tek amacı olan Rabbimize kulluğun yerine getirilmesi açısından çok büyüktür, insanın zayıf yaratılışta oluşu, doğruyu bulabilmede kendi kendine yeterli olmayışı, delalete, gaflete ve sapkınlığa açık oluşu ona yaratıcısı tarafından, doğru yolu bulmada yardımcı olacak işaretler (ayetler) gönderilmesini zorunlu kılmıştır, içinde insanlara doğru yolu gösteren işaretlerin bulunduğu son kitap ise Kur'an'dır.

Kur'an'ın anlaşılmasında en temel ve asli kaynak yine Kur'an'ın kendisi olmakla beraber, onun ilk tatbikçisi ve tebliğcisi olan ve Kur'an tarafından da "en güzel örnek" olarak vasf edilen Rasulullah'ın bize kadar intikal eden sözleri, uygulamaları ve yaşantısı da -rivayet kültürünün taşıdığı zaaflar sebebiyle- "asıl olan'ın ölçüsüne vurularak alındığında yararlanılacak önemli bir yardımcı kaynaktır.

Bundan başka, Kur'an'ın indirildiği döneminin sosyo-ekonomik yapısının, kültürünün, tarihinin bilinmesi de bize Kur'an'ı daha iyi anlamada "yardımcı" olacak malzemeler sunacağı için göz önünde bulundurulmalıdır.

Bize Kur'an'ı anlamada söz konusu yardımcı imkanları sunan ortama ise "nüzul ortamı" diyoruz.

Nüzul ortamı, usul kitaplarında ifade edilen Sebeb-i Nüzul'un [Nüzul Sebepleri] karşılığı olarak düşünülmemeli. Sebeb-i Nüzul sadece inzal olunan ayetlerin nedenlerini açıklayan hadis kitaplarındaki ahad veya zayıf hadis rivayetlerine dayanır. Oysa Nüzul ortamı, en başta Kur'an bütünlüğü içinde meseleleri kuşatmak yanında, içinde sebeb-i nüzulün de bulunduğu, fakat bahsi geçen ortamın tanınmasında bize yardımcı olacak, siyer, tefsir, sünnet, hadis, tarih, cahiliyye şiiri ve hatta arkeoloji gibi diğer faktörlerin malzemelerinden de yararlanıldığı daha kapsamlı ve kuşatıcı bir alanın adı olarak düşünülmelidir.

Nazil olmuş bir kitap olarak Kur'an'ın, kendisine indirildiği kimseyle (Rasulullah'la) ve onun toplumuyla ilgili yakın bağlarının olmaması düşünülemez. Kur'an'ı; indiği dönem şartlarını [nüzul ortamı] göz önüne almadan değerlendiren her yaklaşım, onun vakıayı göz ardı eden, soyut teoriler kitabı olduğunu iddia ediyor demektir ki, bunun böyle olmadığı ortadadır. Ancak bu ifadelerimiz "nüzul ortamı" olarak adlandırdığımız ortamı oluşturan faktörlerin belirleyiciliğine, vazgeçilmezliğine bir işaret olarak da ele alınmamalıdır.

Kur'an'ın inzal olduğu tarihin ve dönemin, nüzul ortamı faktörleriyle olan ilişkisi, onun evrenselliğine halel getirmez. Biz bu hususta Muhammed Esed'in dediğine katılıyoruz: "Kur'an'ın hiç bir bölümü saf bir tarihsel bakış açısıyla ele alınmamalıdır. Yani Kur'an'ın tarihsel şartlara ve olaylara yaptığı bütün atıflar -hem peygamber zamanındaki, hem de önceki olaylar- bizzat bir amaç olarak görülmeyip, beşeri şartların bir açıklaması olarak değerlendirilmelidir." (1) Aksi düşünüş; Kur'an'ı, asırlar önce gelip işlevini yerine getirmiş bir tarih kitabı konumuna indirger.

Kur'an'ın 1400 küsur yıl önce Arap toplumuna indirilmiş olması ve indirildiği toplumun, Mevdudi'nin deyimiyle "yerel unsurlarım" (2) kullanmış olması, onun bugün de anlaşılabilir, yaşanabilir olduğu gerçeği ile çelişmez.

Aynı çelişmezlik bizatihi Kur'an'ın açık ve anlaşılır oluş gerçeği ile onu anlamaya çalışırken nüzul ortamı faktörlerini göz önünde bulundurma gereği arasında da vardır.

Kur'an'la ilgili bir çalışmada göz önünde bulundurulması gereken üç önemli husustan ilki; Kur'an'ın son kitap olduğudur. Ki bu Kitapla Rabbimizin insanlığa ilettiği tüm haber ve emirlerden, insanlık sorumludur.

İkincisi; bütün insanlığa gönderilen Kitab'ın insanlar arasından peygamber seçilen birine indirilmesidir.

Üçüncüsü de; seçilen peygamberin mesajı götürdüğü toplum ve onun özellikleridir.

İlk indirildiği günden bugüne kadar hiç bir değişim ve tahrifata uğramayıp, kıyamete kadar da baki kalacak olan kitap elimizdedir. Kitab'ın kolay anlaşılır, açık ve dinde esas oluşu onun bildirimini kavramamızı kolaylaştırmaktadır.

Söz konusu bu özellikleri taşıyan Kur'an'ın bir dağın başına ya da insanların her birinin ayrı ayrı evlerine gönderilmeyip, insanlar arasından seçilen bir Rasule 23 yıl süreyle inzal edilmesi ve Rasulün de Kur'an'ın tatbikini, hayatında göstermiş bulunması, Kur'an'ı anlama yönündeki çabalar için önemlidir.

İşte bu, aynı zamanda "nüzul ortamı" dediğimiz ve Kur'an'ın anlaşılmasında bir arka plan olarak da görülebilecek faktörlerin en önemlisidir.

Kur'an'ın nazil olduğu toplumun ve dönemin tanınmasına, bilinmesine yönelik siyasi, ekonomik, kültürel vb. bilgileri ihtiva eden kaynaklar ise, nüzul ortamını besleyen diğer faktörleri oluşturmaktadır.

Aynı cümleden olarak, Kur'an'da -sayıları az olmakla beraber- bazı ayetlerin iyice anlaşılabilmeleri, (bu nihai anlamdaki Kur'an'ın anlaşılmasından farklıdır) dönemin söz konusu çerçevede ele alınmasıyla mümkün olmaktadır.

Bu konuda "zihar" yapmayı yasaklayan Mücadele Suresi'nin ilk ayetleriyle "Evlere arka kapılardan girmek iyilik [birr] değildir." (Bakara, 189) diyen Kur'an ayetlerini örnek olarak verebiliriz.

Bazı ayetlerin Rasulün içinde yaşadığı toplumun sorduğu sorulara cevap olarak inmiş olması bile (örnek: 2/189, 215, 217, 219, 220; 8/1; 17/85; 18/83; 20/10) bize, Kur'an'ın o toplumla arasındaki ilişkinin bilinmesinin önemini hatırlatmaktadır.

Mesajı evrensel olan Kur'an'ın, ilk olarak Arap toplumuna inmiş olması, pek doğal olarak onun teşbih ve misallerine kadar yansımıştır.

Bu konuda bolca verilebilecek örneklerden olarak: Kureyş Suresi'ndeki "yaz-kış yolculuğu", Beled Suresi'ndeki "emin belde" ifadesini ve Tekvir Suresi'ndeki "On aylık gebe devlerin başıboş bırakıldığı zaman" ayetlerini verebiliriz. "Yaz-kış yolculuğunun, emin beldenin ve yavru devenin" Arab'ın hayatındaki rolü bilindiğinde ayetler daha iyi anlaşılabilecektir.

Özetle; Kur'an'ın anlaşılmasında onun indiği dönemin ve o dönem toplum şartlarının nüzul sebebi gibi bir sınırlı imkanla yetinilmeyip daha kuşatıcı malzemelerle kavramaya çalışması büyük faydalar sağlayacaktır.

Nüzul ortamı, vahyin Rasulullah'a nazil olduğu zaman kesitindeki olay ve olgularla daha çok alakalıysa da sadece bunlarla sınırlı değildir. Onun için biz nüzul ortamı faktörlerini oluşum zamanlarına göre üçe ayırmak istiyoruz:

1. Kur'an nazil olmadan önceki ortam [cahiliyye çağı].

2. Kur'an'ın nazil olduğu ortam.

3. Kur'an nazil olduktan sonraki ortam.

Bu üç dönemin iyi değerlendirilmesiyle, Kur'an'ı anlamada gerekli olan yardımcı unsurların ağırlıklı bölümü olarak ifade ettiğimiz "nüzul ortamı" tanınmış, bilinmiş olacaktır. Bahsi geçen bu üç dönemle ilgili geniş değerlendirmeler yapmak bu yazının konusunu aşmakla beraber sırasıyla kısaca şunları söyleyebiliriz:

1. Kur'an nazil olmadan önceki ortam

Kur'an öncesi dönem İslami terminolojide "cahiliyye çağı" olarak adlandırılmıştır. (Bu sadece, o dönem hakkında konuşurken, yazarken kolaylık sağlayan bir tanımdır. Yoksa cahiliyye çağını o döneme hasretmek mümkün değildir.)

Cahiliyye çağının bizim tarafımızdan bilinmesini, anlaşılmasını sağlayan başlıca kaynaklar; önce Kur'an ayetlerinden çıkaracağımız bilgiler başta olmak üzere, o döneme ilişkin bilgiler sunan tarihi kitaptan (3) tarihi bulgular, mevsuk rivayetler ve cahiliyye şiiridir.

Kur'an'ı anlama noktasında, Kur'an'ın nüzulundan önceki çağı tanımanın, bilmenin mutlak gerekliliği hiç bir zaman için söz konusu edilemezse de, Kur'an'daki eski toplumların halini gezip görmemize yönelik göndermelere baktığımızda bu yöndeki bir çabanın yararsız olduğunu söylemek de mümkün değildir.

Genel olarak "nüzul ortamı" olarak adlandırdığımız ortamın, faktörlerinin oluşum zamanlarından ilki olan cahiliyye çağının (Kur'an'ın nüzulünden önceki ortam) tanınmasının, bilinmesinin çerçevesi -bizim için- Kur'an'ı anlamada, yorumlamada katkı sağlayacak bilgilerle sınırlıdır.

Kur'an'ın nüzulundan önceki ortamı bilmenin, onun daha kolay anlaşılmasını sağlayacağı görüşüne Kur'an'daki kölelerle ilgili hükümleri içeren ayetleri örnek verebiliriz.

Günümüzde ön yargılı ve bilgisiz birçok insanın Kur'an'da kölelerle ilgili ayetlere bakarak, Kur'an'ın köleliği onayladığı gibi bir sonuca varmalarının temelinde bağnazlıklarının yanında o döneme ilişkin bilgilerinin olmayışı da bulunmaktadır.(4)

Zira Kur'an'da kölelerle ilgili ayetler, köleliğin onayladığı manasında olmayıp, o toplumda çok önceden beri iyice yerleşmiş bir kurumun -tedriç yoluyla- önce ıslah edilmesine, sonra da kaldırılmasına yöneliktir. Kölelerin Arap toplumundaki statülerinin ilk halini ise tarihi rivayetlerden kavrayabiliriz.

Kur'an'ın yaşadığı toplum gerçeğini yok sayması onun hidayet kitabı oluş gerçeğine aykırı olurdu. Kur'an'ın dönemsel olay ve olgulara yaklaşımı onun evrensel oluşuna halel getirmemiştir, getirmez de. Bu cümleden olarak diyebiliriz ki, nüzul ortamı faktörlerinden olan, Kur'an'ın nüzulünden önceki çağın (cahiliyye çağının) tanınması, Kur'an'ı anlamada bize yardımcı olmaktadır.

Kur'an'ın nüzulünden önceki ortamın bizim tarafımızdan anlaşılmasını kolaylaştıran bir diğer yardımcı kaynak ise cahiliyye şiiridir. (5)

Büyük kısmı okuma yazma bilmeyen (6) ümmilerin oluşturduğu Arap toplumunda etkili ve güzel söz söyleme sanatı olan şiirin cahiliyye döneminde kutsanarak Kabe duvarlarına asılması bile sanırız onun toplumsal mevkiine ve itibarına önemli bir işarettir.

Aynı şekilde cahiliyye Araplarının hac mevsimlerinde düzenledikleri panayırlarda(7) da belagat ve fesahat ustası şairlere gösterdikleri büyük ilgi, dönemin bir tür entelijansiyasını oluşturan şairlerin ve onların şiirlerinin önemi dolayısıylaydı.

Cahiliyye döneminde şairin ve siirin etkisi ve alanı sadece beliğ ve fasih söz söyleme ile sınırlı değildi. Şair kelime olarak şe'ara veya şe'vra kökünden türemiş olup, normal insanların bilemeyeceği şeylerin farkında olan, ilham alan, görünmeyen dünya hakkında bilgi sahibi olan kimse demekti. Söz konusu bu bilgileri şaire verenin "cin" olduğuna inanılırdı. Bütün bunlardan dolayı cahiliyye döneminde şiir, bugün anladığımızdan ve düşündüğümüzden çok daha farklı bir etkiye ve güce sahipti. (8)

Şairin ve şiirin söz konusu bu gücü dolayısıyla, dönemin Arap kabileleri karşılıklı olarak hasımlarına ya da düşmanlarına çoğu kez şairin diliyle hitap ederdi. Şiir, kimi zaman hasma saplanan zehirli bir ok olurken, kimi zaman da dosta uzanan sıcak bir barış eli olurdu. (9)

Bütün bunlar döneme ilişkin bilgilerimizi oluştururken cahiliyye şiirini de göz önünde bulundurmamızı zorunlu kılmaktadır:

 

Notlar:

1. Kelime, Sayı 10, s. 46.

2. Mevdudi, Tefhimu'l-Kur'an,c. 1, s. 31.

3. Bu konuda örnek olarak bkz.: İzzet Derveze, Asrun Nebi, Yöneliş Yay.; ve Mevdudi, Tarih Boyunca Tevhid Mücadelesi ve Hz. Peygamber, Pınar Yay.

4. Konuyla ilgili kasıtlı ya da hatalı yaklaşımlar ve onlara verilen güzel cevaplar için bkz.: Muhammed Kutub, İslam'ın Etrafındaki Şüpheler, Cağaloğlu Yay., 1969.

5. Cahiliyye şiirinin, dönemi tanıtıcı bir kaynak oluşu şüphesiz onun tartışılmaz ve her yönüyle güvenilir olduğu manasında değildir. Bu hususta faydalı gördüğümüz bir yaklaşım için bkz.: Ali Bulaç'ın Toshihiko Izutsu'nun Kur'an'da Dini ve Ahlaki Kavramlar (Pınar Yay.) isimli kitabına yazdığı önsöz, s. 14.

6. Konuyla ilgili olarak bkz.: Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi. , s. 712.

7. Bkz.: Reşid Rıza, Muhammedi Vahy, Fecr Yay., s. 113.

8. Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Allah ve insan, s. 159.

9. Ayrıca konuyla ilgili olarak bkz.: İzzet Derveze, Kur'an'a Göre üz. Muhammed'in Hayatı, s. 234

Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 18 - Eylül 92

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları