Libya ve BM Ambargosu

Necati Öz

ABD; özellikle İslam dünyası üzerinde yoğunlaştırdığı oyunlarına, -kuyruğuna İngiltere ve Fransa'yı da katarak- Libya üzerindeki planlarıyla bir yenisini daha kattı.

ABD; 1988 yılı Aralık ayı içinde İskoçya'da bir Amerikan yolcu uçağının düşmesinden ve 270 kişinin ölümünden iki Libya vatandaşını sorumlu tuttu ve -İngiltere ve Fransa ile birlikte- bu iki Libyalının yargılanmak üzere ABD veya İngiltere'ye teslimini, aksi halde Libya'ya çeşitli yaptırımlar uygulanmasını öngören bir karar tasarısı hazırladı ve BM Güvenlik Konseyi'ne sundu. Karar Tasarısı Ocak ayı içinde 731 sayılı karar olarak kabul edildi ve yayınlandı. Libya, karara uymayacağını bildirdi. Mart ayı sonunda Libya'ya 15 günlük bir sûre tanıyan yeni bir karar Güvenlik Konseyi'nce yayınlandı. Libya'nın karara uymayacağını açıklamasından sonra; Libya ile hava bağlantılarının kesilmesini, Libya'ya silah ambargosu uygulanmasını, diplomatik temsilciliklerin sayısının düşürülmesini, Libya'nın topraklarındaki çeşitli örgütlerin kamplarını kapatmasını ve IRA'ya istihbarat sağlamayı durdurmasını içeren Güvenlik Konseyi kararı Nisan ayı ortasında yürürlüğe girdi.

Olay baştan sonra ABD'nin isteği doğrultusunda ve çifte standartlarla dolu bir biçimde geçmektedir, iki Libyalının suçlanması ile ilgili tüm deliller CIA kaynaklıdır. Dünyanın çeşitli ülkelerinde darbeler düzenleyen, can alan, gerekli gördüğünde kendi ülkesinin başkanını öldür(t)en bu örgütün ne derece tarafsız ve güvenilir olacağı ortadadır. ABD de, CIA kaynaklı bilgilerinin dünya kamuoyu gözünde yeterince ikna edici olmayacağı anlamış olmalı ki, Nijer'de düşürülen Fransız Havayollarına ait bir uçağı düşürmekten de Libya'yı sorumlu tuttu. Ambargonun uygulanmaya başlandığı günlerde TİME dergisi olayın faillerinin aslında Suriye ile ilişkisi olduğunu iddia etti. Tüm bu zayıflıklara rağmen BM Güvenlik Konseyi'nin karan kabul edişi bu örgütün "Yeni Dünya Düzeni'ndeki yerini bir kez daha net bir şekilde ortaya koydu: Amerika'nın emperyalist ve terörist uygulamalarına ulus­lararası meşruiyet kazandırmak. BM Güvenlik Konseyi Libya'ya karşı bütün hukuki yolları tıkadı. Libya'nın iki vatandaşının önce kendi ülkesinde, sonra Malta'da ve daha sonra Kahire'de yargılanması istemini önce ABD, İngiltere ve Fransa, peşinden de BM reddetti. Yine Libya'nın ABD ve İngiltere'ye karşı koruma önlemleri başvurusu Lahey Adalet Divanı tarafından reddedildi. BM, karardan hemen sonra Libyalıların Batılı devletlerin elciliklerine saldırması üzerine acil toplandı. Bosna-Hersek'te, Filistin'de, Karabağ'da, Keşmir'de ve dünyanın çeşitli yerlerinde katledilen insanlar için kılını kıpırdatmayan BM, batılı devletlerin hizmetine en küçük olayda bile koşuyordu.

Libya'ya karşı uygulanan yaptırımların nedeni insanın aklına çeşitli olayları getiriyor. 1985 yılında 329 kişinin ölümüne yol açan Hint yolcu uçağının düşürülmesi ve asıl önemlisi bir Amerikan savaş gemisinden atılan füzelerle vurulduğu kesin olarak bilinen İran'a ait bir yolcu uçağının düşürülmesi ve 290 sivilin ölmesi vb. Bu olayların hiç birinde olayların soruşturulması veya faillerinin cezalandırılması için BM'nin herhangi bir girişimi yok. ABD bir taraftan suçluluğu kanıtlanmamış insanları yargılamak üzere kendi ülkelerine istemek gibi hakaret dolu ve onur kırıcı bir istemde bulunurken, diğer taraftan Costa Rika'nın, kasıtlı adam öldürme, uyuşturucu ve silah ticareti, bombalama olaylarının sanığı olarak saptadığı ABD vatandaşı John Hull'un iadesini istemesi yıllardır cevapsız kalmaktadır.

Uluslararası normları da alt üst ederek iki Libyalıyı yargılamak amacıyla isteyen ABD'nin yargı ve adalet anlayışı da trajikomik bir vakıadır. ABD'nin kendi vatandaşlarına uyguladığı, özellikle zencilere uyguladığı hukuk sisteminin ne kadar adil olduğu(!) son zenci ayaklanması ile bir kere daha dünya kamuoyunun dikkatlerine sergilendi. ABD sistemi kurumlaşmış büyük bir mafyadır. Yargı işlemleri çoğu zaman infaz işlemlerinin ambalajı olmaktadır.

ABD'nin Libya'ya karşı uyguladığı ambargodan çok yönlü amaçları bulunuyor, ilk olarak Bush, yaklaşan başkanlık seçimlerinde yakın zamanda kaybettiği popülaritesini ve seçimi yeniden kazanmak istiyor. Libya'ya boyun eğdirmesi, Irak'a karşı kazanılan askeri zaferin akabinde olduğu gibi istediği popülariteyi geri getirecektir. Körfez Savaşı'nda Irak'a destek veren Kaddafi'yi halkının gözünden düşürmek, Libya'yı Kuzey Afrika ülkelerinin oluşturduğu birlikten ayırmak ve genelde tüm Arap ülkelerine yönelik olan İsrail'e karşı Arap ülkelerini saf dışı bırakma planını işletmek ABD'nin diğer hedefleri arasında. Dünyanın adalet dağıtıcısı ABD, "terörist" ilan ettiği bir ülkeye karşı bu uygulaması ile "Yeni Dünya Düzeni'ne işlerlik kazandırmak istiyor. Kendi sistemine ve varlığına düşman veya düşman olma potansiyelindeki tüm ülkeleri terörist ilan eden ABD, muhtemelen gelecekte kendi terörünü Suriye ve İran üzerine estirecektir. Basında olayla ilgili sorumlular olarak bu iki ülkenin de gösterilmesi bunun bir işareti sayılabilir.

Ambargo ne getirir? Tüm ülkelerin oybirliği ve desteği sağlanmadan, ABD'nin baskısı ile çıkan BM kararı etkili olmayacaktır. Özellikle Arap ülkeleri kararın çıkmaması için yoğun çaba harcadılar. Libya'nın Kuzey Afrika ülkeleri ile çok sıkı sosyal, kültürel ve ekonomik bağları bulunmaktadır. Bu ülkelerin desteği Libya'ya olacaktır. Genelde Arap ülkeleri arasında iki görüş yaygın. Birinci grup ülkeler uluslararası hukukun bağlayıcılığını dolayısıyla ambargoya gönülsüz de olsa katılmak gerektiğini savunuyor. Bu tip bir görüş Mısır'da çıkmakta olan yarı resmi el-Ahram gazetesinde yayınlandı, ikinci grup ülkeler Libya halkının bağımsızlığına saygı duyulması gerektiğini, ABD'nin dünyada bir hegemonya kurmaya çalıştığını, bu nedenle alınan kararın şüpheyle karşılanması gerektiğini, uluslararası meşruiyetinin tartışılır olduğunu ileri sürüyor. Suriye, Lübnan ve Cad karara uymayacağını açıkladı. Ambargo kararları arasında Libya'nın petrol alım satımı ile ilgili bir madde bulunmaması ilgi çekici. Libya'nın batılı bankalarda bulunan oldukça yüklü sermayesini çekmesi ihtimali gibi gelişmeler batının aleyhine olacaktır. Libya'nın, nüfusuna oranla oldukça fazla olan 8 milyar dolarlık ithalatının % 22'si İtalya, % 14'ü Almanya ve % 8'i İngiltere'den gerçekleşmektedir.

Burada, Batılı efendilerinin kararına her zaman olduğu gibi maddi çıkarlarının yok olması pahasına uyan Türkiye'nin tav­rını not düşmek gerekiyor.

Evet, El-Ahram gazetesinde tanımlandığı şekliyle "Uluslararası Korsanlık Kuralları'ndan oluşan yeni dünya düzeni hızla işlemeye devam ediyor. Emperyalistlerin kanlı elleri mazlum dünyanın üzerinde dolaşıyor. Elbet bir gün hesap sorulacaktır.

Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 14 - Mayıs 92

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları