Lübnan Hizbullahı'nın İdeoloji ve Pratiği

Esad Ebu Halil

Esad Ebu Halil: Tuft, Üniversitesi, Siyasal Bilimler Bölümü öğretim üyesi. "Suriye ve Şiiler: Esat'ın Lübnan Politikası" adlı bir makalesinin çevirisi Dünya ve İslam'ın 4. sayısında yayınlanmıştı.

İslam'ı ve siyasi İslami hareketleri incelemek Batı'da oldukça popüler bir uğraş haline geldi. İslam dini ve İslam dünyası Batılılar için hala egzotik ve bir o kadar heyecan verici bir konu. İslam üzerine çalışma yapmanın Batı'da birden bire bu kadar popüler olmasının ardında entellektüel bir meraktan öte onun -İslam'ın- son zamanlarda tırmanan uluslararası terörün faili olarak görülmesi yatmaktadır. Ancak Batılıların yaptığı araştırmalar bir takım genellemelerin ve indirgemeci ligin ötesine geçmemektedir. Oysa yükselen İslami bilinç, köktenci İslami hareketlerin hayatiyet kazandığı her bölgenin kendine özgü yerel şartları incelenmeden anlaşılamaz. İslam ülkelerinin halkları İslam'dan aynı şeyi anlamıyor; dinin yorum ve pratiklerinde ülkeden ülkeye farklılıklar görülüyor. Bu nedenle İslami hareketlerin yükselişinin ne tek bir sebebi, ne de evrensel bir şekli vardır. Konuya ayrıntılara daha çok dikkat ederek yaklaşmak gerekmektedir.

Lübnan İslami kimliğin tekrar ve güçlü bir şekilde hayatiyet kazandığı ülkelerden birisidir. Burası, en azından batılıların gözünde, İslami dirilişin ve uluslararası terörizmin ikiz kardeş olduğu ülkedir. İslam'ın burada bir ideoloji olarak yükselmesinin ardında birçok sebep vardır ve bunların hepsi de dini sebepler değildir.

Önyargı [el-ğabn] ve korku [el-havf] Lübnan'daki derin sosyal ayrılığı (anlaşmazlığı) özetleyen iki kelimedir. El-ğabn müslümanlarca maruz kaldıkları adaletsizlikleri, el-havf Hıristiyanlarca Arap-Müslüman hegemonyasından duydukları endişeyi dile getirmek için kullanılıyor. Müslümanlar ulusal gelirin ve siyasi erkin yeniden (adilce) paylaşılmasını isterken, Hıristiyanlar 1920'de Lübnan Cumhuriyetinin kuruluşuyla elde ettikleri ayrıcalıkları -bu ayrıcalıklar anlaşmazlıkların sebebini oluşturuyor- manevi ve siyasi güvenliklerinin garantisi olarak görüyorlar. Başka bir deyişle Hıristiyanlar siyasi gücün ülkedeki dini gruplar arasında nasıl bölüşüleceğini aritmetik olarak belirleyen Milli Misak'ı [National Pact] sabit, hiç bir şekilde değiştirilemez olarak görürken, müslümanlar onu artık geçerliliğini ve gerçekliğini yitirmiş bir doktrin olarak görüyorlar.

Lübnan siyasi sisteminin temelini teşkil eden Milli Misak'a yaklaşımdaki farklılıklar halk arasında tansiyonun yükselmesine sebep oluyor. Hıristiyanların gücünde en ufak bir azalma Müslümanları güçlendirirken, Müslümanların zayıflaması da Hıristiyanları güçlendiriyor. Bundan öte Müslümanlar arasında gücün nasıl dağılacağını kim belirleyecek? Müslümanlar inanç noktasında bir bütün olmaktan çok uzaklar. Kısacası, Lübnan'da bütün tarafları memnun edecek bir sonuca varmak hemen hemen imkansız.

Hizbullah Şii toplumu içindeki gerginlik ve ayrılıkların ürünüdür. Hizbullah'ı ortaya çıkaran nedenlerin en önemlileri Lübnan'ın yerel şartlan ve İsrail'in Lübnan'ı 1982'deki işgalidir. Bundan dolayı, Hizbullah'ı İran'ın kurduğu bir Örgüt olarak görmek hatalıdır.1 Yine, Hizbullah'ı Muhammed Hüseyin Fadlullah'ın buluşu, kişisel bir eseri saymak da yanlıştır.2 Hizbullah Lübnanlı Şiilerin çıkarlarıyla İran'ın dış politika hedeflerinin örtüşmesinin sonucunda ortaya çıkmıştır.

Hizbullah'ın Kökenleri

Hizbullah resmen, İsrail'in 1982'de Lübnan'ı işgal etmesinden sonra kuruldu. Ancak onun oluşum -kuruluş- izlerine bu olaydan önce rastlıyoruz. 1960'lı yıllarda Musa es-Sadr'ın gündeminden memnun olmayan Şii köktenciler vardı. Fadlullah bu satırların yazarına es-Sadr'ı hiç bir zaman sevmediğini ve ona güvenmediğini, onun Hıristiyanlarca öne çıkarılmış bir yıldız olduğunu söylemiştir.3 Fadlullah en-Nabah'taki mahallesinde aktif bir şekilde çalışıyor, İslam anlayışını kendi örgütü olan Kardeşlik Ailesi [Usrat et-Ta'ahi] vasıtasıyla yaymaya çalışıyordu. Fadlullah'ın teolojik görüşleri Şiiliğin ana görüşü olan ve müslümanların Kur'ani bir ilke olan istişare ile hüküm vermelerini vaz eden şura prensibiyle uyum içindeydi. Müslümanların halkı nasıl yöneteceklerini belirleyen bu ilke aynı zamanda gaib imam ortaya çıkmadıkça İslami bir düzenin kurulamayacağını varsayıyordu.4

Fadlullah'ın dini-siyasi görüşleri aradan geçen yıllarla birlikte değişti. Kendi ifadesiyle İran Devrimi Velayet-i Fakih teorisinin siyasi güç modeli olarak kullanılabileceğini ve bir İslam Cumhuriyeti kurulması hususlarında onu ikna etmişti.5 Humeyni'nin, Hz. İmam'ın yokluğunda Müslümanları İslami bir düzen kurmaya davet edişi Humeyni'nin geleceğe yönelik önemini ortaya koyuyor. Aslında bu devrimci görüş, siyasi iktidarı yüzyıllardır Sünnilere bırakmış olan Şii toplumlar için yeni bir diriliş reçetesiydi. Velayet-i Fakih teorisinin Lübnan'daki sadık savunucuları da bu düşünceden aldıkları destekle Hıristiyan iktidarı olarak niteledikleri hükümete sert bir şekilde muhalefet ettiler.

Lübnan'da radikal Şii grupların ortaya çıkmasına neden olan en önemli olay, Cumhurbaşkanı İlyas Şarkis’in 1982'de Ulusal Selamet Komitesi'ni kurmasıdır. Sarkis İsrail işgalinin tahribatını karşılamak için Beşir Cemayel ve Nebih Berri'nin de içinde olduğu bir komite kurdu. Berri'nin komiteye katılması Emel içinde Berri'nin taraftarlarıyla İran'ın yönlendirdiği daha radikal İslami çizgiye sahip olanlar arasındaki uçurumun daha da derinleşmesine neden oldu. O dönemde Emel içinde önemli konuma sahip olan Hüseyin Müsavi, Berri'nin komite üyeliğini kabul etmesine itiraz eti ve İran'dan hakemlik yapmasını istedi. Mesele İran'ın o zamanki Şam Büyükelçisi Ali Ekber Muhteşemi'ye (İran'ın eski İçişleri Bakam ve Iran meclisinde milletvekili) götürüldü. Muhteşemi, Müsavi'yi destekleyerek Berri'nin Beşir Cemayel’in de üye olduğu bir komitede yer almasının uygun olmadığını söyledi. Bern, İran yönetiminin kararma uymadı. Müsavi de bunun üzerine Emel hareketinden istifa etti ve kendi hareketi İslami Emel'i kurdu.6

Selamet Komitesi'nin Berri'nin de katıldığı oturumunun yapıldığı gün, İran'daki resmi Emel temsilcisi İbrahim Emin Tahran'da Keyhan gazetesinin merkezinde bir basın toplantısı düzenledi ve komite ve üyelerini kınadı. Aynı anda Hüseyin Müsavi Baalbek'te İslami Emel'i kurduğunu açıkladı.7 işte Hizbullah bu olaydan sonra İran Devrim Muhafızları'nın desteğiyle Bekaa'da kuruldu.

Fadlullah'ın Hizbullah'ın içinde nasıl bir konuma sahip olduğu hala tam olarak bilinememektedir. Bir rivayete göre Fadlullah sahip olduğu mesajı Şii toplumunun mümkün olduğunca geniş bir kısmına iletmek için radikal Şii müslümanların Emel içinde çalışmalarını sürdürmelerini istiyordu.8 Fakat Şii halk arasında İran'a karşı büyük bir sevgi vardı ve bu her geçen gün artıyordu. Bu sevgiyi, Suriye rejimiyle yaptığı ittifaktan ötürü birçok konuda çekimser davranan Emel'in bünyesinde yönlendirmek mümkün değildi. Üstelik İran, Lübnan'da kendine sadık ve emirlerine uyan ve düşmanlarına karşı bir koz olarak kullanılabileceği bir örgüt istiyordu. Ayrıca Lübnan'da İsrail birliklerinin ve ABD donanmasının bulunması İran'ın bölgeyle direkt olarak ilgilenmesini gerektiren diğer önemli sebebi oluşturuyordu.

Hizbullah'ın ortaya çıkışının diğer bir sebebi de Dava Partisi'nin ortaya koyduğu İslami hareket ve örgütlenme modellerinin iflas etmesidir. Bir kaynağa göre Fadlullah Irak'taki Dava Partisi'nin üyesiydi.9 Fadlullah bu satırların yazarına Irak'tayken milliyetçilere ve komünistlere karşı yürütülen İslami mücadeleye aktif olarak katıldığını söylemiştir.10 Dava'nın eski Üyesi Ali Kurani'nin deyimiyle parti kafir rejimle olan mücadelesinde aşırı çekingenleşmiştir.11 Dava Partisi'nin siyasi örgütlenme modelinde yeraltı faaliyetleri ve gizlilik esas alınıyordu. Humeyni yanlısı ulema bu yapılanma şeklinin partiyi halktan iyice tecrit ettiğini söylüyordu. Dava'dan Hizbullah'a geçişle yaşanan değişim Fadlullah'ın deyimiyle «ümmetin partisinden, partinin ümmetine geçişidir.»12

Şunu hemen belirtelim ki Hizbullah yanlılarının Dava Partisi'nden ayrılmaları Muhammed Bakır es-Sadr'ın Lübnan'daki İran yanlısı topluluklar nezdindeki inanılırlığını ve popülaritesini azaltmadı. Dava Partisi'nin eski liderlerinden birine göre Sadr, ölümünden hemen önce kafir rejimle savaşmak için her yolun denenmesini emretmişti.13 Dava'nın başarısız olmasının sebebi liderliğinin başarısız olması değil, yapılanma şekliydi, işte Hizbullah, toplumun tümünü aktif olarak mücadelenin içine katmayı hedefleyen yapısıyla bir alternatif olarak beliriyordu.

Kur'an'da, Hadis'te ve Leninist Düşüncede Hizbullah Kavramı

Arapça hizb kelimesi, tam olarak İngilizce'deki party kelimesinin karşılığı değildir. Klasik terminolojiye göre hizb kelimesi topluluk, mezhep veya bir takipçi grubu anlamına geliyor.14 Hizbullah, kullandığı siyasi terminolojinin Kur'an kaynaklı olmasına dikkat ediyor. Bu yüzden parti kullandığı siyasi kavramların Kur'an çıkışlı olduğunu iddia ediyor. Hizbullah liderlerinden birinin ifadesiyle Müslümanların yaptıkları her hareket Kur'an ayetlerine dayanmalıdır.15 Ancak Tanrı'nın Partisi'nin siyasi görüşlerinin ve faaliyetlerinin tümünün Kur'an kaynaklı olduğunu iddia etmek pek inandırıcı değil.

Hizbullah teriminin Kur'an'da birçok defa geçtiği doğru. Ancak kelimenin Kur'an'da kullanılışıyla bugün Parti'nin ona yüklediği içerik aynı değil. Maide Suresi'nin 56. ayetinde «Galip gelecek olan Hizbullah'tır» deniliyor. Taberi bu ayette geçen Hizbullah terimini Allah'ın takipçileri veya Allah'a destek verenler olarak yorumlamıştır. Mücadele Suresi'nin 22. ayetinde de Hizbullah aynı anlamda kullanılmış. Taberi bu ayette geçen Hizbullah kelimesini de Allah'ın askerleri şeklinde yorumluyor. Görüldüğü gibi Bu ayetlerden, Hizbullah örgütünün ideologlarının iddia ettikleri gibi Müslüman aktivistlerin örgütlü bir yapıya sahip olmaları gerektiği sonucunu çıkarmayı gerektirecek bir kanıt söz konusu değil. (Yazar bu ayetlerden örgütlü bir yapının gerekliliğinin çıkartılamayacağını söylüyor. Bu ayetlerden örgütlü bir yapının gereksizliğini çıkartmak daha mı kolay? Yalnızca bu ayetler baz alınacak olsa dahi, birlikte toplu mücadele, dolayısıyla örgütlü yapının gerekliliği rahatlıkla anlaşılır. Kaldı ki Lübnan Hizbullahı veya diğer tüm İslami hareketler meşruiyetlerini bir veya bir kaç ayete dayandırmamaktadırlar. Kur'an ayetleri birbirinden yalıtılmaksızın, bir bütün olarak ele alınır ve mezkur ayetler de ancak bu bütünlük içinde anlamlandırılır, [ç. n.])

Hizbullah Kur'an'da Müslümanlar, Müslüman topluluk anlamında kullanılmıştır. Mücadele Suresi'nde geçen Hizbu'ş-Şeytan, şeytanın takipçileri "ki onlar mutlaka kaybedeceklerdir" anlamında kullanılmıştır. Başka bir ifadeyle İslami mücadelenin Hizbullah'la Hizbu'ş-Şeytan arasında cereyan ettiği anlatılmıştır. Açıkça görüldüğü gibi Kur'an'da kavramların bu kullanımı Hizbullah'ın siyasi yapılanmasını ve eylemlerinin karakterini yansıtmamaktadır. Kur'an üstelik müslümanları parti ve fraksiyonlara bölünmekten men eder.16

Hizbullah düşüncesinin dayandığı temellerden bir diğeri de halk tarafından çok sevilen ulemadır, İslam kaynaklarının birçoğunda ulemanın müslümanların önderleri oldukları ve onlara itaat edilmesi gerektiği belirtilir. Hizbullah da büyük ölçüde alimlerin yer aldığı kendi lider kadrosuna halk indinde meşruiyet kazandırmak için «alimler peygamberlerin varisleridir» hadisini kullanıyor.17 Partinin en üst yönetim mercii olan Şura Meclisi [Meclis-i Şura]'nın biri dışında tüm üyeleri ulemadandır.18 Bu durum göz önüne alındığında partinin ideolojisinde ulemanın neden bu kadar önemli bir yer işgal ettiği daha iyi anlaşılır.

Marksist-Leninist örgütler gibi Hizbullah da ideolojisinin kaynaklarının yorumlanması işini yalnızca seçkin bir gruba hasrediyor, İslam ümmetini İslam'ın istediği doğrultuda yönlendirebilecek en yetkin grup olarak görülen ulema, kaynakları yorumlama sorumluluğunu da taşır.19 Hizbullah'ı yönetenlerin alimler olduğu hatırlanırsa ulemaya neden bu kadar değer verildiği anlaşılabilir. Hizbullah liderleri ulemanın halk üzerindeki etkisini artırarak alimlerin yalnızca teolojik tartışmalarla ilgilendikleri tezini çürütmeyi hedefliyorlar. Hizbullah'ın bu teolojik yaklaşımı, ulemanın siyasal liderliğine karşı çıkan geleneksel sünni -ve bazı Şii- mekteplerin görüşleriyle ters düşmektedir.

Oniki imam düşüncesine inanan kişilerden oluşan Hizbullah liderliği sıradan müslümanların dini metinleri yorumlamasına izin vermiyor. Tüm Şiiler mercenin (otoritenin) vereceği fetvalara uymak zorundadırlar. Bu mekanik itaat usulüne Arapça taklid adı veriliyor. Bu usul bireyin alime olan bağlılığım iyice arttırıyor. Siyasi alanda da bireyin merceye kesin itaatini sağlıyor. Bu usul yöneticileri zaten alim olan Hizbullah'ın örgüt disiplinini sağlamasını ve halk içinde etkinliğinin artmasını temin ediyor.

İdeolojik bilginin seçkin bir grubun tekeline verilmesi yalnızca Hizbullah'a has bir yöntem değildir. Bu noktada ulemayla komünist elitler benzeşmektedirler. Lenin komünist doktrinin yorumlanması işinin kitlelere bırakılamayacağına inanıyordu. Bunun yerine o, çalışan yığınların «proleteryanın öncüleri» tarafından temsil edilmelerinin önemini işaret ediyordu. Lenin bu öncü elit zümreyi en çok sorumluluk gerektiren mevkilere seçilmiş, en güvenilir, etkin ve tecrübeli elamanlar olarak tanımlıyor ve onların bu özelliklerinden dolayı lider olarak adlandırıldıklarını belirtiyor.20

Yine, Lenin işçilerin sınıf bilincini kendi kendilerine kazanamayacaklarını, bu bilincin onlara dışarıdan birileri tarafından kazandırılabileceğini iddia eder.21 Hizbullah liderleri de aynı şekilde müslümanlara ümmet bilincini ya da partinin terminolojisiyle birlik bilincini ancak ulemanın aşılayabileceği ne inanırlar.22 Bu düşünce ulemanın parti içinde niye bu kadar güçlü olduğunu ve eylemlerinden dolayı neden kimseye hesap vermek zorunda olmadıklarını açıklıyor. Şeyh İbrahim el-Emin ulemanın gücünün sınırsız olduğuna inanıyor. Ayrıca Emin, ulemanın dünya nimetlerini terk etmesi gerektiğine inanmıyor,23 bununla birlikte Hizbullah'ın ideolojik programı ulemayı "bu dünyanın nimetlerinin saptırıcılığından uzak durarak, Allah yolunda şehadete ve cennete ulaşmak için çaba sarfetmeye" çağırıyor.24

Hizbullah İslam'ın özünde bulunan bir gereklilikten ziyade, devrimci Leninist örgütlenme modelinin İslami bir uyarlamasıdır. Leninist parti örgütlenme modeli, Arap dünyasında tek parti yönetimini hedefleyen, düşüncelerinin doğruluğuna inanan ve başkalarına hiç hoşgörüsü olmayan gruplar için ideal bir örgütlenme biçimiydi. Nasıra, Baasçı ve bir kaç radikal İslamcı grup, kendi üyelerinin bile herhangi bir değişiklik yapmaya cesaret edemediği anti-demokratik Leninist parti modelinden yararlandılar. Parti yapısında bir değişiklik yapılacaksa bu ancak yönetici kadro tarafından -tabii ki kendi çıkarlarına uygun olarak- yapılırdı. Ne gariptir ki komünizme büyük bir kin besleyen Hizbullah Leninist parti örgütü modelini taklit ediyor ve birçok siyasi Leninist terimleri bir iki değişiklik yaparak kullanıyor.

Leninist parti demokratik merkeziyetçilik doktrinine dayanırken, Hizbullah da Ali Kurani'nin deyimiyle aşağı yukarı aynı doktrin olan "Hizbullah'ın metodunun merkeziliği”ne başka bir deyişle ulemayı merkez alan bir düşünceye dayanıyor.25 Leninist «demokratik merkeziyetçilik» teorisi bütün kararların parti liderliğince alınması ve bu kararların üyelerce uygulanmasını öngörür. Bu teori, aynı zamanda Lenin'in Bolşevik iktidarının korunması için gerekli gördüğü parti içinde "en sert ve gerçek çelik" disiplinin gerekliliğini de içerir.26 Hizbullah'da da güç alim-qaid [lider] tarafından yönetilen ulemadan halka doğru kademeli olarak dağılır.

Kurani'ye göre Hizbullah'ın merkeziyetçiliği Dava Partisi'nin öngördüğünden daha ılımlıdır.27 Buna göre ulemanın belirleyiciliği yalnız genel çerçeve üzerindedir. Bir bölgedeki alim halka yapmaları gereken hareketleri ana hatlarıyla gösterir. Olayın nasıl yerine getirileceği halkın inisiyatifine bırakılmıştır. Alim yalnızca gerektiğinde müdahale eder. Alim-qaid -Hizbullah'ın rehberinin Humeyni olduğu sanılıyor- hareketin yalnızca ana gidiş yolunu belirler. Hizbullah bu merkeziyetçiliğinin temellerini Peygamberin liderlik biçimine dayandırır.

Merkeziyetçilik modeli Dava Partisi'nden miras kalan bir olgudur. Ancak İran İslam Devrimi'nden sonra yaygınlık kazanmıştır. Hizbullah liderliğince de bu model örgütün değişik coğrafyalarda değişik halklarla bütünleşmesini sağladığı için destekleniyor. Yine bu olgu sayesinde Hizbullah'ın rejimden gelecek bir saldırıyla dağılıp yok olmasının önüne geçiliyor.28 Ayrıca merkeziyetçilik partiye süreklilik sağlayacak yeni yapılanmalara gidilmesini öngördüğü için rejimin onu kontrol altına almasını da önlemiş oluyor. Tabii akılda tutulması gereken en önemli nokta bu yapılanma modelinin Iran İslam Devrimi'nden sonra gelenekselleştiğidir.

Leninist parti halk arasındaki komünist ajitatörlerin sayısının artmasıyla büyürken, Hizbullah ulemanın sayısının artmasıyla büyüyor. Ali Kurani'nin deyimiyle ulemanın sayısının artması İslami bir atmosferin oluşmasını sağlıyor.29 Bu atmosfer, Fadlullah'ın deyimiyle el-Haletu'l-İstamiyye [İslami durum], Hizbullah'ın halk indindeki etkisini sınırsız kılıyor.30 Böylelikle, Hizbullah'ı diğer İslami gruplardan ayıran şey, diğer gruplar partiyi ümmet içinde bir yapı olarak görürlerken, Hizbullah'ın tüm ümmeti parti için bir yapı olarak görmesidir.31

Leninist teoride, fabrikalar siyasi ajitasyon ve seferberliğin başlıca merkezleridir. Hizbullah'ın ideolojisinde ise camiler merkezi zemini oluştururlar. Elbette ibadet mekanları konumlarını sürdürmek yanında, camiler siyasi, kültürel ve askeri eylemlerin karar alma süreçlerinin yaşandığı platformlara dönüştürülmüştür. Aynı zamanda camiler, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün bulunmadığı ülkelerde cemaat mensupları için nisbeten emin ve güvenli bir mekan olarak da fonksiyon görmektedirler.

Hizbullah ideolojisinde sınıf mücadelesi kavramı da vardır. Leninist düşüncede çatışmanın sömürülen ve sömüren sınıf arasındaki mücadeleden kaynaklandığı varsayılır. Hizbullah da bu görüşü, Leninist terimleri İslamileştirerek kabul eder. Buna göre sömürülen sınıf Kuran'da ezilen, güçsüz bırakılmış anlamına gelen mustezafın diye nitelendirilirken, sömüren sınıf da Kur'an'da kibirli, mağrur anlamına gelen müstekbir diye adlandırılmıştır. Sebe Suresinin 31 ve 33. ayetlerinde bu iki terim mazlum ve zalimi (ezen ve ezileni) tanımlamak için kullanılmıştır.

Hizbullah'ın düşüncesinde adaletsizliğin nedeni halktır. Başka bir deyişle adaletsizliği doğuran şey halkın bir kısmının diğer kısmına tahakkümüdür. Hizbullah da tıpkı Leninist düşüncede olduğu gibi adalet ve eşitliğin insanların gayretleriyle devrimci bir yol izlenerek gerçekleştirilebileceğine inanır. Bu yönüyle Hizbullah Şii İslam'ın devrimci kanadını temsil eder. Muhafazakar ortodoks Şii ekolleri ise adalet ve eşitliğin Gaib İmam'ın dönüşüyle gerçekleştirilebileceğini savunurlar. Velayet-i Fakih teorisi, siyasi bir devrim yoluyla Vekil İmam'ın önderliğinde bir İslam devleti kurulması gerektiğini savunur. Bu devrimci ideoloji, devrimci ulemayla Humeyni'nin saray fukahası olarak nitelendirdiği kesimi birbirinden iyice ayırır.32

Leninizm'de olduğu gibi Hizbullah düşüncesinde de dünya sömürülenler ve sömürenler diye iki kampa ayrılmıştır. Tek fark Lenin'in uluslararası emperyalizm dediği şeyi Hizbullah'ın, Amerika'yı kastederek, uluslararası istikbar diye tanımlamasıdır. Ancak Hizbullah düşünürleri partinin ideolojisiyle Leninist fikirler arasında benzerlik olduğunu kabul etmiyorlar. Onlara göre Hizbullah'ın devrimci düşüncesi Marksist düşünceden daha kapsamlıdır. Partinin yayın organı haftalık el-Ahd gazetesinde çıkan bir makalede Marksizm'in sınıf çatışmasını yalnızca ekonomik alana hapsettiği... oysa İslam'ın hayatı bir bütün olarak gördüğü ve sömürünün hayatın her alanında var olduğu iddia ediliyordu.33

Radikal bir Şii partinin Leninist fikirleri ve örgütlenme modelini kendine örnek alması oldukça gülünç gelebilir. Ama bu, Hizbullah'ı ortaya çıkaran Lübnan'ın o anki şartları gözönüne alındığında pek de şaşılacak bir olay değildir. Lübnan'da Şii radikal grupların ortaya çıkmasının nedeni Lübnan ve Filistin solunun açık başarısızlığı ve iflasıdır. Değişim ve devrim sloganları Lübnan solu tarafından, dini akımların muhafazakar bir görünüm sergilediği bir zamanda kullanılmaya başlandı. Bunun sonucunda ülkedeki siyasi sisteme muhalif olan Şiiler kendilerini en iyi ifade edebildikleri sol örgütler içerisinde yer aldılar. Bu durum 70'li yılların sonuna kadar devam etti.

İşte Emel hareketinin ve sonraları Hizbullah'ın görevi Şiilerin uğradıkları haksızlıklara ve maddi sorunlara tercüman olmaktı. Daha önce bu konularla ilgilenen sol örgütler vakıayı yalnızca kamuoyuna iletmişlerdi. Hizbullah ise, sorunlara kökten çözümler öneriyor, bunu yaparken de Şii kültür mirasından faydalanıyor ve dini bir terminoloji kullanıyor. Hizbullah Şiiler'e geçmişte sol grupların üzerinde ısrarla durdukları adalet ve hükümetten pay almanın ötesinde, Şii bir devlet modeli öneriyor.

Hizbullah'ın kendi ideolojisinin haklılığına dair inancını en açık şekliyle onun Lübnan toplumunu değerlendirişinde görürüz. Hizbullah liderleri Şii halkın çoğunun şimdiye kadar kendilerini değil de Emel hareketini desteklediğini kabul ederler. Ama halkın kollektif iradesine itaat etmeyi ve demokratik seçimlerin sonuçlarını kabul etmeyi reddederler. Gerçek şu ki, Parti canlılığını ve gücünü mesajının haklılığından almaktadır. Fadlullah'a göre çoğunluk her zaman yanlış yönlendirilebilir ve halkın desteğine sahip olmayan azınlıklar haklı olabilir.34 Bu düşünce Hizbullah'ın varlığını meşrulaştırıyor. Lübnanlı Şii halkın Hizbullah hakkında ne düşündüğü ise tali bir konu arzediyor. Eğer ulema örgütün dayandığı temelleri haklı buluyorsa gerisi boştur. Halk olsa olsa yanlış yönlendirilmiştir.

Hizbullah'ın İran'la olan ilişkisinin niteliğini kesin olarak belirlemek mümkün değildir. Hizbullah'ın İran'la, Arap komünist partilerin SSCB ile itaati esas alan ilişki biçimleri gibi bir ilişkisi olup olmadığını da bilmiyoruz. Bildiğimiz nokta ise İran'ın Hizbullah üyeleri ve liderleri üzerindeki etkisinin temelinde Humeyni'nin Şii dünyada sahip olduğu ahlaki ve siyasi saygınlığının yattığıdır. Humeyni'nin Şii halk ile peygamber arasındaki bağı [ıtrahü'l-tahira] kurduğuna inanılıyor. İşte 12. imam'ın vekili sayılan Humeyni'nin bu karizmatik liderliği İran'a Şii dünyada yönlendirici bir pozisyon kazandırıyor.

Humeyni ilgisini Şii mustezaflar üzerine yoğunlaştırmıştır. O, dayanağını 12. imamın yokluğundan alan siyasi teslimiyeti reddediyordu. Humeyni, 12. imam ortaya çıkmadıkça adaletin sağlanamayacağına inanan ulemanın Şii halka aşıladığı çaresizlik fikrine şiddetle karşı çıkıyordu O siyasi hareketsizliği temel alan kelam ekolünü birçok defa yermişti. Humeyni bir konuşmasında muhafazakar ulema için «Onlar fukahadan sayılmaz... Bunlar kovulmalıdır, çünkü bunlar İslam'ın düşmanıdır» derken35 İslam'ın hareket dini olduğunu, onun (İslam'ın) başarılı bir devrim reçetesi sunduğunu belirtiyordu.

Hizbullah'ın örgütsel yapılanmasının kaynağı Parti'nin iddia ettiği gibi İslami ilkeler değildir. Çünkü İslam çağdaş siyasi örgütlenme ve hareketliliklere ilişkin biçimler belirlememiştir. (Yazar temelde Hizbullah'ın ortaya çıkışını, Lübnanlı müslümanların bilinçlice İslam'ı tercih etmeleriyle değil de, Lübnan konjonktürünün etkisiyle açıklamakla konuyu bir çıkmaza sokuyor. Bundan sonra örgütlenmesinden eylemlerine kadar Lübnan Hizbullahı'nın tüm özelliklerine gayr-i İslami temeller bulmakta pek zorluk çekmiyor. Öte yandan yazarın siyasî hareketler için İslam'ın genel biçimler belirlemediği iddiasına gelince, bu yaklaşıma göre bu gün ve gelecekte, Lübnan'da veya dünyanın herhangi bir yerinde İslam adına ortaya çıkacak her hareket, her oluşum aynı şekilde ortaya çıktığı konjonktürün belirleyici dinamikleriyle açıklanmak zorunda kalacaktır ki böyle bir yaklaşımın tutarsızlığı açıktır, [ç.n.]) Aslında Hizbullah da, Lübnan'daki diğer siyasi partiler gibi örgütlenme biçimi olarak parti içi disiplini ve liderliğe sadakati esas alan Leninist modeli taklit ediyor. Partinin yönetim mercii olan şura konseyi karar alma yetkisini küçük bir gruba veren Leninist politbüronun taklidinden başka bir şey değildir. Konseyde kararlar oy birliğiyle, bu mümkün olmadığı zaman oy çokluğuyla alınıyor.36 Bazı durumlarda ise kararlar Humeyni'ye bizzat danışılarak alınıyor. Bu da yine Arap komünist partilerinin Sovyet Komünist Partisi'yle olan ilişkilerine benziyor. 1972'de Suriye Komünist Partisi'nin parti içi bir tartışmayı çözmesi için Sovyet Komünist Partisi'nden yardım istemiş olması buna bir örnektir.37

Yönetim kadrosunun görev dağılımı partinin faaliyet gösterdiği alanlara göre belirlenmiştir. Buna göre düşünce; finans, maliye, siyasi olaylar, iletişim, askeri olaylar, hukuk ve sosyal olaylar komiteleri kurulmuştur. Parti örgütü Lübnan'da üç coğrafi bölgede faaliyet göstermektedir. Bu bölgeler Şiilerce kontrol edilen Beyrut ve banliyöleri, Bekaa ve Güney Lübnan'dır. Parti liderlerinin günlük aktivitelerle ne ölçüde ilgilendikleri bilinmemektedir. Örneğin partiyle direkt bir alakası olmadığını ısrarla söyleyen38 Fadlullah, liderlerin günlük işlerin ayrıntılarıyla ilgilenmemeleri gerektiğine ve parti içi küçük çelişmelere taraf olmamaları gerektiğine inanıyor.39

Lübnan'daki birçok siyasi partide olduğu gibi Hizbullah da lider kadrosuna geniş yetkiler vermiştir. Parti içindeki tüm güç kendilerine itaat eden üyeleri çeşitli mevkilere atayan liderlerde toplanmıştır. Böylece parti gizli bir yapılanmayla siyasi bir hareketi birbirine bağlıyor.

Hizbullah ve Cihad

Cihad kavramı Batı'da yanlış anlaşılmaktadır. Aynı şekilde çağdaş İslami hareketlerce de yanlış yorumlanmaktadır. Cihad adına rehineler alındı, savaşlar yapıldı ve intihar saldırıları düzenlendi. Geleneksel Şii anlayışında Gaib İmam yeryüzüne dönmedikçe müslümanların cihad etmemeleri öngörülür.40 Devrimci Hizbullah ideolojisi cihadın tanımını her tür parti faaliyetlerini içine alacak şekilde genişletti.

Hizbullah düşünürleri, Peygamber'in cihad-ı ekber, cihad-ı asgar terimlerini tarif ettiği hadisini kullanırlar. Buna göre cihad-ı asgar İslam düşmanlarıyla savaşmak, cihad-ı ekber ise bireyin nefsiyle savaşmasıdır. Hizbullah cihad-ı ekber teriminin bireyin bir müslüman olarak yerine getirmesi gereken her şeyi kapsadığını varsayar.41 Böylece Hizbullah'a üye olmak büyük cihadın [cihad-ı ekber] bir parçası haline gelir.

Hizbullah'ın tatbikatındaki şekliyle cihad kavramının İslami (dini) boyutu abartılmamalıdır. Hizbullah'ın kullandığı cihad kavramıyla Lübnan'daki solcu partilerin kullandığı mücadele [en-nidal] kavramı birbirine eş sayılmalıdır. Leninist partiler eylemlerini işçi sınıfının değerlerine dayandırırken, Hizbullah İslami değerlere dayandırıyor. Cihad kavramı ayrıca partinin radikal grupların düşmanlarına yaptığı bombalı saldırılara devrimci bir meşruiyet sağlıyor. Parti cihad kavramını intihar saldırılarından adam kaçırmaya varan eylemlerini meşrulaştırmak ve İslamileştirmek için kullanıyor.

Cihad kavramını inceleyen Batılılar Hizbullah'ın dini iddialarına gereğinden fazla kitabi yaklaşıyorlar. Hizbullah liderleri eylemlerinin ve programlarının kaynağının nasslar olduğunu göstermeye çalışıyorlar. Bugünün problemlerinin çözümünün Kur'an'da olduğunu iddia ediyorlar42 ve Kur'an'ın siyasi yapılanma ve hareket tekniklerine atıfta bulunduğunu söylüyorlar. Oysa Hizbullah'ın ideolojisi ve pratiği Lübnanlı soku partilerin geçmiş tecrübelerini yansıtmaktadır.

Hizbullah askeri eylemlerinin esin kaynağının Şii düşüncesindeki şehitlik kavramı olduğunu söylüyor. Hizbullah'ın intihar komandolarına cennetin vaadedilmesi gerçekten de onları motive ediyor. Ancak intihar saldırılarım ilk başlatan Hizbullah değil, Filistinli gruplardır. Bu meyanda Hizbullah'ın kullandığı şehitlik kavramının aslında Filistinliler'in kullandığı el-fida [fedakarlık, kurban etme] kavramının İslamileştirilmiş bir versiyonu olduğu anlaşılabilir. Şunu da unutmayalım ki İsrail'e intihar saldırılarını yalnızca Hizbullah düzenlemiyor. Suriye Ulusal Sosyal Partisi, ilerici Sosyalist Parti ve birçok Filistinli grup da Güney Lübnan'da bulunan İsrail hedeflerine intihar saldırılan düzenlemişlerdir.

Lübnan'daki sağcı partilerden en uçtaki komünist partilere kadar bütün patiler iç savaşta ölen militanlarını şehit diye adlandırıyorlar. Burada bir takım dini eğilim ve terimlerin Lübnan'da faaliyet gösteren siyasi partilerin, laik ideolojileri benimseyenler de dahil, gündemlerine girdiğini görüyoruz.

Hizbullah eylemlerine uluslararası kamuoyunun ilgi göstermesinden yararlanıyor. Eylemlerinin terörist saldırılar olarak nitelendirilmesi bile taraftarları ve Şii halk arasındaki imajını kötü yönde etkilemiyor. ABD ve İsrail'in Hizbullah’ın eylemlerine gösterdiği aşırı ilgi onun etkinliğinin ve saldırganlığının artmasına neden oluyor. ABD ve İsrailli yargıçların bir eylemi terörist bir hareket olarak nitelendirirken, baz aldıkları ölçü Arap dünyasında özellikle de Lübnan ve Filistin'de paylaşılmıyor. Hizbullah liderlerinden İbrahim el-Emin partiye yakıştırılan terörist damgasını kaale bile almıyor. Ona göre ABD ve İsrail'e karşı savaşmak Kur'an'ın emri.43 Bu argümanını da, Kur'an'dan bir ayet kullanarak sağlamlaştırıyor: Onlara karşı gücününüz yettiği kadar kuvvet besili atlar hazırlayın. Bununla Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanınızı ve bunların dışında diğer (düşmanları) korkutup caydırasınız. Allah yolunda Her ne infak ederseniz, size eksiksiz olarak ödenir ve siz haksızlığa uğratılmazsınız.44

Hizbullah'ın Geleceği

Hizbullah'ın çökeceğini söylemek için vakit henüz çok erken. İran-Irak savaşının sonucuyla Hizbullah'ın dağılıp dağılmayacağı arasında da herhangi bir ilişki söz konusu değil. Hizbullah'ın kaderi daha ziyade kendi tabanını oluşturan Lübnan'daki Şii toplum üzerine sahip olduğu etkinliğe ve Suriye-İran ilişkilerinin seyrine bağlıdır.

Hizbullah'ın İran rejimine itaatini sağlayan en önemli faktör Humeyni'nin kişiliğiydi. Onun ölümü parti içindeki ayrılıkların su yüzüne çıkmasına ve parti liderliğinin Özellikle de alternatif bir finans kaynağı bulunabilirse İran'dan bağımsız hareket etmesine neden olabilir. Humeyni'den başka hiç bir İranlı mollanın Lübnanlı Şii mollalar indinde dini-siyasi güvenilirliği yok. Lübnanlı mollalardan bir kısmı da, özellikle Fadlullah, siyasi etkinliklerini Lübnan sınırlarının ötesine taşımayı arzu ediyorlar. Hatta Fadlullah'ın kendini 12. İmam'ın vekili olarak görmesi bile ihtimal dışı değildir. Bu arada İranlı siyasiler arasında da Humeyni devrinden sonra ayrılıkların çıkması ihtimal dahilinde. Bazı mollalar düşmanlarına darbe vurmak için Hizbullah içindeki gruplardan yararlanabilirler. Lübnan İran'daki iktidar mücadelesinin savaş arenası olabilir. Hizbullah da bu savaşta İranlı gruplarca düşmanlarını alt etmek için kullanacakları bir araca dönüşebilir.

Lübnanlı Şiilerle İranlı Şiilerin bağları İran yanlılarının iddia ettikleri gibi çok kuvvetli değil.45 Güney Lübnan'da bulunan ulema kökenli ailelerle İranlılar arasında bir bağ bulunduğu doğru. Bu bağların kökeni Safevi hanedanının Şiiliğin Lübnan'da yayılması için buradaki mollalara yardım etmesine dayanıyor. Ancak Araplarla İranlılar arasında geçmişten gelen nefreti de unutmamak lazımdır. İranlılar'in Lübnanlı Şiileri kontrol altına almak için uygulayacakları çok yönlü bir program bu düşmanlığı tekrar canlandırabilir. Öte yandan İranlılar'ın İran yanlısı Lübnanlı Şii mollalardan çok fazla bir şey beklediği de söylenemez. Lübnan'da bulunan İranlı bir diplomat bu satırların yazarına Lübnan'daki Şii mollalardan pek memnun olmadıklarını çünkü onların Arap dünyasını iyi bilmediklerini ve İran'a olan sadakatlerinin onlara sağlanan maddi yardıma bağlı olduğunu söylemiştir.46

Iran Irak'la yaptığı ateşkesten sonra Hizbullah'ı daha çok kullanabilir. Irak'ın Orta Doğu'daki genişlemesi ve saldırgan rolü Lübnan'a devredilmesinden sonra47 İran-Irak Savaşı gerçekte ilk başladığı yer olan Lübnan'da sürecektir. Böyle bir senaryoda Hizbullah İran'ın şu anda Hizbullah'ın düşmanlarını silahlandıran Irak'a karşı kullanacağı en önemli silah olacaktır. Hem İran, hem de Irak için savaşı, kendilerini yönlendirecek bir efendiyi bekleyen grupların bulunduğu Lübnan'da sürdürmek en iyi çözüm.

Irak'ın Lübnan'da faaliyet göstermesi Hizbullah'ı iki açıdan güçlendirecek ve ömrünü uzatacaktır. Bunlar İran'ın artan desteği ve Parti'nin Suriye'yle kuracağı ilişkilerdir. Suriye Hizbullah'ı Irak'ın Suriye içinde güç kazanmasını önlemek için kullanabilir. Ama Suriye'nin hem Hizbullah'ı desteklemesi, hem de Lübnan'daki Şii müttefiği Emel’le ilişkilerini sürdürmesi bir hayli güç. Hizbullah'ı Emel gibi kolayca kontrol altında tutmak mümkün değil. Ve eğer Suriye Arap dünyasındaki yalnızlığını kırıp Irak'la ilişkilerini yeniden geliştirirse bunun bedelini Hizbullah öder. Suriye'nin Arap birliğine yeniden kabulünün şartı Lübnan'daki Hizbullah üslerini yok etmek olabilir. Üstelik İran'ın Hizbullah'ı nereye kadar destekleyeceği de belli değil. Hizbullah'ın Emel'le 1988'de girdiği savaşta İran yalnızca diplomatik yardımda bulunmuştu. Lübnan'da son üç yılda meydana gelen gelişmeler İran için Suriye'nin Hizbullah'dan daha değerli hale geldiğini gösteriyor.

Hizbullah'la Emel arasındaki mücadele şüphesiz Hizbullah'ın geleceğini etkileyecek. 1988'deki son çatışmalar iki grup arasında zaten var olan düşmanlığı iyice keskinleştirdi. Suriye'nin Emel'e sağladığı askeri destek Hizbullah'ı geri püskürtmek için hayati bir öneme sahipti. Ancak Emel'in gücü Hizbullah'ı kesin bir yenilgiye uğratmaya (Suriye bunu denemedi veya istemedi) yetmedi. Emel içindeki aşın grupçuluk ve bölünmüşlük hareketin siyasi ve askeri etkinliklerini zayıflatıyor. Nebih Berri'nin Suriye rejimine olan katı itaati hareketi Lübnan'da bulunan Suriye istihbarat elemanlarının elinde oyuncak haline getirdi.

Hizbullah’ın gündemi hayli yüklü. Parti'nin destekçileri Lübnan siyasi sistemine hayatiyet kazandırılmasına kesinlikle karşılar. Bir Hizbullah taraftarının deyişiyle «Tarihte ölümsüz olan hiç bir varlık görülmemiştir. Sömürgecilerin ve haçlıların kurduğu Lübnan Cumhuriyeti de pratikte öldü ve artık yaşamıyor.»48 Bu düşünce ne kadar gerçek dışı olursa olsun, Lübnan'da bir İslam Cumhuriyeti kurmak hala Hizbullah'ın en önemli hedefi.

Son Söz

Son iki yılda Hizbullah'ın örgüt yapısında ve düşüncesinde bir takım değişiklikler oldu. Parti örgüt yapısının Leninist modelle olan benzerliğine artık aldırmıyor. Bunun sonucu Şura Konseyi'nin adı Politbüro olarak değiştirildi ve bir genel sekreter atandı. Parti kongreleri parti hayatının bir parçası haline geldi. Ancak Parti'nin İkinci kongresinin toplanma tarihi önce Ekim 1990'dan Kasım 1990'a sonra da belirsiz bir tarihe ertelendi. Ancak daha önemli olan nokta Parti'nin varlığını ve etkinliklerini Lübnan'ın koşullarına göre düzenlemesidir. Hizbullah, kendini Aun olayından ve kısmen de Hıravi yönetimiyle varılan Taif Antlaşması'ndan sonra ortaya çıkan yeni siyasi düzenin bir numaralı aktörü olarak görüyor. Bu yeni ortamda Subhi Tufeyli'nin de yer almasının Öngörüldüğü kabine pazarlığı bile yapıldı, ancak hayata geçirilmedi. Beyrut basınına göre genişletilmiş yeni Lübnan parlamentosunda Hizbullah'ın da temsilcileri bulunacak (bkz.: eş-Şira, Ocak-Şubat 1991 sayıları) Hizbullah bir çok Lübnanlı partiyle görüşmeler yapıyor. Şeyh Muhammed Hüseyin Fadlullah'la Falanjistler'in lideri Geogre Sa'adah'ın Şubat ayında yaptıkları görüşmede iki örgüt arasında diyalog kurulması kararlaştırıldı. İki örgütün radyosu da artık Ilyas Hıravi'yi Maruni rejimin başkanı değil de, Cumhurbaşkanı olarak anıyorlar. Lübnan'daki diğer partiler gibi Hizbullah da kendini bir gün geleceği umulan iç savaş sonrası devreye hazırlıyor. Parti faaliyetlerini askeri olmayan alanlara kaydırmakta oldukça başarılı. Üstelik bunu yaparken de askeri milislerini de dağıtmıyor. Parti şu anda klinikler, okullar, inşaat şirketleri, basın hizmetleri ve (partinin daha sonra inkar ettiği) bir rapora göre Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde çalışacak uzmanlar heyeti kurmakla meşgul (bkz.: el-Hayat, 14 Şubat 1991).

Parti içinde meydana gelen değişmeler İran yönetiminde meydana gelen değişmelerden bağımsız değerlendirilmemelidir. Muhteşimi'nin grubunun -en azından şimdilik- yenilgisi Hizbullah liderliğinde bu gruba destek verenlerin itibarını sarstı. Rafsancani grubunun iktidara yükselmesi Hizbullah'ın, Lübnan siyasetinin sıradan bir oyuncusu haline gelmesine yol açan bu değişimin sebebi gibi görünmektedir. Eğer Hizbullah İran'ın uydusu olduğu imajını silebilirse, Lübnan siyasetinin en aktif aktörü olabilir. Ancak partinin batılı rehineleri, İran'ın emriyle de olsa, bırakarak prestijini artırması da ihtimal dahilinde görünmüyor. Parti, ABD'nin isteklerini yerine getiren bir örgüt olarak özellikle de Körfez Savaşı"nın hemen ardından görülmek istemiyor. Bu kanımızı Hizbullah ve İran'ın Körfez Savaşı'na bakışlarındaki farklılıklar güçlendiriyor. Parti liderleri, Irak halkına hatta Arap gücünün simgesi olarak niteledikleri Irak ordusuna duydukları sempatiyi gizlemediler. Batılıların rehin tutulması Lübnan siyasetinde önemli değişikliklerin olduğu bir dönemde, Hizbullah'ın radikal söylemini geliştirmesine yardımcı oluyor.

Çeu.: Mehmet Cebeci

 

Dipnotlar:

Bu makale, Körfez Savaşı'ndan önce yazılmıştır.

1- Bkz.: Shimon Shapira, "Hizbullah'ın Kökenleri", The Jerusalem Quarterly, [Türkçesi için bkz.: Dünya ve İslam, No. 4, Güz 1990, s. 65-78], No. 46, Bahar 1988, s. 122-123.

2- Bkz.: Marius Deeb, "Lübnan'da Militan İslami Hareketler: Kökenler, Sosyal Temeller ve İdeoloji", Washington DC, Georgetown University Center for Arap Studies, Occasional Paper Series, Kasım 1986, s. 13.

3- Muhammed Hüseyin Fadlullah ile Ağustos 1985'te yapılan bir röportaj.

4- Şii siyasi düşüncesi için bkz.: Abdulhadi Fadli, ed-Devletü'l-lslamiyye [İslam Devleti], (Beyrut: Daru'z-Zehra, 1979); Abdulhadi Fadli, Fi înti-zuri'l-İmam [imamı Beklemek], (Beyrut: Daru'z-Zehra, 1981); Muhammed Cevad Mugniyye, el-Humeyni ve'd-Devletü'l-İslamiyye [Humeyni ve İslam Devleti], (Beyrut: Daru'l-ilm li'l-Malayin, 1979); ve Humeyni, el-Hükümetü't-İslamiyye [İslami Hükümeti, (Beyrut: Mü'essesetü'l-Ala, tarihsiz) [Türkçesi için bkz.: "İslam'da Devlet", Objektif Yayınları, Istanbul-1991].

5- Bu bilgi Fadlullah'ın 1985'te Velayet-i Fakih üzerine yaptığı konuşmaya dayanmaktadır. Konuşma Fadlullah'ın Bir el-Ahd'daki yandaşları tarafından metin haline getirilmiş ve dağıtılmıştır.

6- Bu açıklama yazara Hüseyin Müsavi tarafından Ağustos 1985'te Baalbek'te yapılan bir görüşmede yapılmıştır. Açıklama daha sonra Emel Hareketinin eski başkan yardımcısı Hasan Haşim tarafından da Ağustos 1985'te bir görüşmede doğrulanmıştır.

7- Bkz.: Şerif el-Hüseyni'nin eş-Şira'daki makalesi. el-Hüseyni'nin Temmuz 1987'de bana söylediğine göre bu makale Hizbullah liderlerince 17 Mart 1988'de verilen bilgiler ışığında yazılmıştır. Hüseyninin makalesi Hizbullah hakkında İngilizce yazılan bir çok makaleye kaynaklık etmiştir.

8- Bkz.: Hasan Sabra'nın eş-Şira'da 4 Ağustos 1986'da yayınlanan makalesi.

9- A. g. e.

10- Muhammed Hüseyin Fadlullah'la Haziran 1987'dc yapılan bir röportaj.

11- Ali Kurani, Tariqat Hizbullah fi'l-Amali'l-İslami [İslami Mücadele Hizbullahi Yol) (el-Müessesetul-Alemiyye, 1406 H., s. 172) [Türkçesi için bkz.: Bengisu Yayıncılık, İstanbul-19911. Kitabın nerede basıldığı belirtilmemiş, ancak üzerindeki  Farsça formundaki Arapça sayılar onun İran'da basılmış olabileceğini gösteriyor.

12- Muhammed Hüseyin Fadlullah, "Değişime Kim Önderlik Ediyor? Ümmetin Partisi mi, Partinin Ümmeti mi'?", el-Muntalaq, Ekim 1985, s. 4-12.

13- Bkz.: Kurani, s. 172.

14- Bkz.: Bustani'nin Muhit el-Muhit adlı eseri (Beyrut: 1866), c. 1, s. 384-385.

15- Bkz.: Muhammed Şeyh el-Muqdad, "Naslardan Hüküm Çıkarma Metodu", el-Muntalag, Şubat 1987, a. 81.

16- Bkz.: Rum Suresi, 30-32.

17- Bkz.: Kurani, s. 31-34.

18- Lübnan'da parti üyeleriyle ve liderleriyle yaptığım bir çok görüşmede bana Hüseyin Musavi'nin Şura Konseyi'nin ulemadan olmayan tek üyesi olduğu söylendi. Bazı kaynaklar İmad Mugniyye'nin Şura Konseyi'nin ulemadan olmayan ikinci üyesi olduğunu iddia ediyorlar. Örgüt yapısının gizlilik esasına dayanması ve herkesin buna sıkı sıkıya uyması bu bilgileri doğrulatmamızı olanaksızlaştırıyor.

19- Hizbullah, Nass er-Risaletün Mefluha elleti Veccehaka Hizbullah ile'l-Mustad'afin fi Lübnan ve'l-Alem [Hizbullah'tan Lübnan ve Dünya Mustazaflarına Açık Mektub), Şubat 1985, s. 44 [Türkçesi için bkz.: Dünya ve İslam, Güz 1990, s. 99-116].

20- V. I. Lenin, Left-Wing Communism, An Infanüle Disorder, [Sol Komünizm, Bir Çocukluk Hastalığı], (Moskova: Progress Publishing, 1970), s. 39.

21- V. I. Lenin, What İs ta be done [Ne Yapmalı?], (Moskova: Progress, 1970), a.74.

22- Bkz.: el-Ahd, No. 146, 12 Şaban 1407 H., 8. 7.

23- Bu makalenin yazarının Şeyh İbrahim el-Emin ile Ağustos 1985'te yaptığı bir röportaj.

24- Hizbullah, Nass er-Risale, s. 11.

25- Bkz.: Kurani, s. 123.

26- Lenin, Left Wing..., s. 11.

27- Bkz.: Kurani, s. 123.

28- Bkz.:A.g. e., s. 123.

29- A. g. e., s. 133.

30- Bkz.: Muhammed Hüseyin Fadlullah, Değişime Kim..., s. 9.

31- Bkz.: A. g. e., s. 11.

32- Bkz.: Humeyni, a. g. o., s. 143-145.

33- Bkz.: el-Ahd, No. 9, Zilkade, 1404 H., s. 9.

34- Bkz.: Muhammed Hüseyin Fadlullah'la eş-Şira da, 6 Haziran 1988 tarihine yapılan röportaj.

35- Humeyni, a. g. e., s. 143.

36- Bkz.: eş-Şira, 17 Mart 1986.

37- Bkz.: Anon, Qadaya el-Hilaffî'l-Hizb eş-Şuyui's-Suri [Suriye Komünist Partisindeki Tartışma Konuları], (Beyrut: Dar ibn Haldun, 1972).

38- Fadlullah, bu makalenin yazarına Haziran 1986'da kendi misyonunun Hizbullah'dan hatta Lübnan'dan daha önemli olduğunu söyledi.

39- Fadlullah, "Merceiyyet Hatlında İslami Liderlik", Tariku't Hakk, No. 12, îkinci.yıl, Şubat 1982, s. 32-41.

40- Bkz.: "Cihad", Shorter Encyelopedia of İslam, (Ithaca: Cornel Universıty Press, 1974), s. 89.

41- Bkz.: el-Ahd, 10 Şevval, 1405 H.

43- Fadlullah'a, el-Haletu'l-islami [İslami Durum, Fadlullah radikal İslami hareketi böyle adlandırıyor] bağlılarının siyasi iktidarı ele geçirecek olurlarsa somut ekonomik ve siyasi bir planlan olup olmadığını sorduğumda bana olmadığını söyledi. Böyle bir programa da İhtiyaçları olmadığını, her şeyin Kur'an'da anlatıldığını belirtti.

44- Bkz.: İbrahim Emin'le el-Livada yapılan röportaj, 1 Temmuz 1986.

45- Enfal Suresi, 60.

46- Bkz.: AH Mürevve, et-Teşayyu Beyne'l-Cebel Emin ve Iran [Iran ve Cebel Emin Arasındaki Şiilik], (Londra: Riad el-Reyyas Books, 1987).

47- İran'ın Lübnan Büyükelçiliği'ndeki eski Maslahat Güzarı Mahmud Nurani ile Ağustos 1985'te yapılan bir görüşme.

48- Irak'ın Lübnan olaylarına artan ilgisi için bkz.: Saddam Hüseyin'in konuşması, FBIS-NES-88-223, 18 Kasım 1988, s. 23-24.

49- Muhammed Zu'aytar, Vazrah Ala Tarhi'l-Cumhuriyeti'l-lslamiyye fi Lübnan [Lübnan'da Sunulan İslam Cumhuriyetine Bakış), (Beyrut: el-Vekaletü'ş-Şarkiyye, 1988), s. 243.

Kaynak: Dünya ve İslam Dergisi - Sayı: 11 - Yaz 1992

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları