Mealen Ne Demek?

Ufuk Çoşkunkan

Allah'ın selamı üzerinize olsun.

Bu yazının beraberindeki fotokopi 17 Aralık 1993 Cuma günü Türkiye Gazetesi'nin "Bir Bilene Soralım", Ali Güner imzalı köşesinde yayınlandı.

Bursa'dan SEMİH KUL'un suali:

(Ayetin tercümesinde "Mealen" deniyor. Bu ne demektir?) Cevap

Mealen demek, tefsir alimlerinin bildirdiklerine göre demektir. Yani tefsir aliminin anladığı ma'na demektir. Bunun için Kur'an tercümesi denilen kitaplardan, Kur'an-ı Kerim'in ma'nası anlaşılmaz. Kur'an tercümesi okuyan kimse, murad-ı ilahiyi öğrenemez. Tercüme edenin bilgi derecesine göre, yaptığı açıklamayı öğrenir. Hiçbir selahiyeti, ehliyeti olmayan bir cahilin veya bir sapığın yaptığı tercümeyi okuyan kimse de Allahu Teala'nın bildirmek istediğini değil, tercüme edenin anladım sanarak kendi kafasından anlatmak istediğini öğrenir.

Kur'an-ı Kerim tercümesini okuyan, amele ve ibadete ait bilgiler öğrenemez.

İ'tikada ait bilgileri ise öğrenmesi hiç mümkün olmaz. Çünkü yetmiş iki sapık fırka, Kur'an-ı Kerime yanlış ma'na verdiği için sapıtmışlardır. Kur'an tercümesi okuyarak, doğru imanı, Ehl-i sünnet İ'tikadını öğrenmek mümkün olmaz. Hatta (Beydavi), (Celaleyn) gibi kıymetli tefsirleri bile bizim gibilerin anlaması mümkün değildir. Kur'an-ı Kerim'in ma'nasını öğrenmek isteyen kimse, Ehl-i sünnet alimlerinin yazdığı kelam, fıkıh ve ahlak kitaplarını okumalıdır. (Hadika)

Ali Güler, "BİR BİLENE SORALIM", Türkiye Gazetesi

Bu ve buna benzer düşünceleri, Sivaslı müslümanları afişe (daha da doğrusu risualize) ederek, sermayesini güçlendiren ve belki de bu sayede, maneviyatçı TV ayakları ile kanalına dünün yarı çıplak assolistlerini yarışma sunucusu diye transfer eden, ne idüğü belirsiz bir yığın kıssayı film haline getirip, toplumumuzun İslami anlayışını sömüren zihniyetler için olağan karşılıyoruz. Ancak İslam'ı adeta tekelleri altına alıp, Kur'ani İslam'ın dışındaki sahalarda eylettikleri kardeşlerimizi, Allah'ın kitabı ile uyarmamız (şahsım her ne kadar alim (!) olmasa da) gerekiyor.

Yazıda "Kur'an tercümesi okuyan kimse, murad-ı ilahiyi öğrenemez" deniyor. Buradan anladığım şu ki Arapça bilmeyip, kendi dilinde tercümesi yapılan Kur'an tercümesinden, kul Rabbinin kendisinden ne istediğini bilemez...

Rabbin ilk emri okumak (Alak: 1). Neyi okumak? Rabbin bizleri karanlıktan aydınlığa çıkarmak için indirdiği apaçık ayetleri (Hadid: 9). Nasıl okumak? Tane tane (Müzzemmil: 4). Niçin? Ayetler üzerinde düşünülsün ve akıl sahibi olanlar öğüt alsın diye (Sad: 29)

Bir düşünün, karanlıktan aydınlığa çıkmak ancak Allah'ın apaçık olan ayetlerini okuyup, anlamakla mümkün. Asıl olan anlaşılmasıdır ve Rabbimizi bu yüzden onu Rasülünün kullandığı lisanla indirdi. 'Toplanma günüyle onları korkutman için sana böyle Arapça bir Kur'an vahyettik." (Şura: 7). "Eğer biz onu, yabancı bir dilden Kur'an kılsaydık, diyeceklerdi ki: Araba yabancı dilden olur mu? De ki: O, inananlar için doğru yolu gösteren bir klavuzdur, şifadır. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur'an onlara kapalıdır. (Fussilet: 44). Dikkat edilirse Kur'an'ın kime kapalı olduğunu Rabbimiz bize bildiriyor. Şimdi düşünelim Allah pek çok kavmi kendi lisanı ile halk ederken; Arap kavmi dışında olanlar ve Arapça bilmeyenlere haşa zulüm mü etmiş oluyor? Veya o toplulukta Arapça bilenlere mi evrensel dinini emanet ediyor? Biz hakkı öğrenmek için Kur'an'dan önce, bu istismarcı tekelcilere mi muhtacız? Kur'an anlaşılmaz, ona abdestsiz dokunulmaz, senin ceddinde nice alim varken onların kitaplarını oku diyen bu zihniyet köyünde belli olanaklara sahip, cahil ama muttaki müslüman kardeşime Allah'ın en büyük lütfü hidayeti fazla görüyor. Çünkü sömürü düzeninin gayr-ı tevhidi İslamcısı kendince saf müslümanları sınıflayıp, rolünü üstleniyor, hem de tabi olduğu sisteme karşı görevini yerine getirerek. Bunlara sorarsanız, Kur'an dışında müracaat ettikleri için "Kur'an menbaından bir dere" vb. şeyler söyleyeceklerdir. O dereleri öyle bulandırıp, pislediler ki, kimsenin temiz su içmesini de istemiyorlar.

Kur'an muttakiler için (alim veya değil) bir hidayettir (Bakara: 2). Muttaki ve akıl sahibi tüm müslümanların mealinden veya Arapça'sından Kur'an'! anlar ve amel eder. Buna karşı olan Allah'ın adi sıfatına dil uzatır. Çünkü Allah dilleri de Kur'an'ı anlayabilecek vasıfta yaratmıştır, o alimdir.

Yazıdan bir başka alıntı: "Kur'an-ı kerim tercümesi okuyan, amele ve ibadete ait bilgileri öğrenemez. İtikada ait bilgileri öğrenmesi hiç mümkün olmaz?" Bunlar nereden öğrenilsin? Aynı zihniyetin mahsulü olan mesela Saadet-i Ebediyye'den mi? (Ebedi Arap olması lazım.) Ya sonra? Zavallı müslüman davranış bozuklukları göstermeye başlar. (Örnek isterseniz İlk aklıma gelenler... Bevl ettikten sonra zekerine çaput tıkar, dişinde dolgusu var diye Safi mezhebine tabi olur, namazın teşehhüdünde şehadet getirirken, şehadet parmağını nerede, ne zaman nasıl kaldıracağına kafayı takar, namazın asliyyetini kavrayamaz vb.)

Fussilet: 26'da "İnkar edenler: Bu Kur'an'ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın, umulur ki bastırırsınız dediler." Arab olan Kur'an'ı dinlerken anlıyor. Bizlerin de şu anda geniş bir toplumsal kesim olarak Kur'an'ı anlamamız için Kur'an meallerine ihtiyacımız var. Bunlar ilmihal ve fıkıh kitapları ile araya girip, ne kadar gürültü yaparlarsa yapsınlar. Allah'ın kelamını bastıramazlar ve biz hidayeti sadece Kur'an'da bulacağız, başka şeye hacet yok. Bunlara son sözümüz yine Hidayet kitabından: "Hala Kur'an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi?" (Nisa: 82).

Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 39 - Haziran 94

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları