Modernizm ve Modernistlik

Sadık Kılıç

1- Modernizmin en ayırt edici özellikleri nelerdir? Modernizm batılı olmayan toplumlara telkin mi edilmiştir, yoksa bu toplumlar modernleşmeyi kaçınılmaz bir süreç olarak mı algılamışlardır?

 Kelimelerin, düşünce ve kavramların yapıtaşları, örgülerini oluşturan ilmikler durumunda oldukları bilinen bir gerçektir. Bu temel ilişkiden ötürü, her düşünce, onun mümessili ve "gösteren" (signifiant)i olan kelimeler vaz'eder; onu bir savaşçı gibi, düşünceler, ideolojiler ve inançlar mücadelesinin cereyan ettiği birey ve toplum cephelerine sürer,

Bu temel amaç ve dilin öz işlevinden dolayı, bir sözcük kendisinin gerisinde bir dünya anlayışını; daha geniş ölçekte, topyekün bir varlık perspektifini sürükler. Böyle bir gaye için seçilen kelime, bağrından çıktığı toplumun hayatı algılayışının ve varoluş tercihinin çok veciz bir sembolü olur. Sözcüğün bu sembolik yanını iyi kullanarak ona, gerek kendi toplumu, gerekse diğer uygarlıklar nezdinde, adeta tılsımlı bir cazibe yükleyen bir medeniyet de, artık böylece, insanlara çağrışımları yüklü sözcüklerle hükmetmeye başlar. İşte modernizm de bütün dünyayı peşine takmış olan böylesi "dilbaz" sözcüklerdendir.

Batı'dan esen bir rüzgar, daha doğrusu bir kasırga.. Doğu'nun egzotizmine; onun, geleneklere, bölüşüme, ihtiyaç için üretime, nesnel değerler sistemini aşan metafizik değerlere sırtını dayamış dünya perspektifine köklü bir çıkış. Ve, öfke yüklü.. Özü itibariyle, bireyselleşme (pragmatizm), aklilik (rasyonalizm), en yeniyi ve daha yararlıyı alma ile karakterize edilebilecek olan, bu nedenle de, her ne pahasına olursa olsun, daha çok üretim ve olabildiğince tüketim anlayışım modern bir mitosa dönüştüren doğrusal gelişmeden yana bir "karşıt tez".. Aklı (Ratio) birincil derecede değerler kaynağı olarak tanıyan rasyonalizm ve dini geleneksel değerlerden uzaklaşma manasında doğrusal bir tarihi gelişmeyi öngören Hegeliyen bir çizgiye uygun düşen tarihselcilik, onu besleyen iki damar.

Modernizm, saf bir ifade olması şöyle dursun, aksine militan bir çığlık... Sunduğu her yeni ürün gibi, Batı, modernizmi de önce bir algılayış, sonra da başka bir hayat tarzı olarak sunmadan önce, ifritçe bir yolla, onun hem zihinsel hem de sosyal ve ekonomik zeminini hazırlamıştır. Bu bağlamda, Batılı mantaliteye yabancı toplumlar, kendi varlık bilinçleri konusunda şüpheye düşürülmüş, giderek de, kendi kimliklerine yabancılaştırılmışlardır. Artık bir köksüzlük duygusu içinde bunalımlı böylesi toplumlar için zenginlik, tüketim, özgürlük, gelişme., gibi sütunlar üzerinde yükselmekte olan Modernizm, sözlerinin cazibesine karşı durulamayan bir Mefisto olacaktı.

2- Müslümanların modernleşme karşısında geliştirdikleri eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu eleştiriler (Örneğin, teknoloji konusundaki yaklaşımlar) realiteye tekabül ediyor mu? Sizce bu eleştirilerin ne kadarı Batı'nın kendi içinde modernliğe karşı geliştirdiği eleştirilerden veya içine kapanan gelenekçi tutumun çözümsüz tepkiselliğinden etkilenmiş, ne kadarı Kur'an merkezli bir cevap çözümlemesine yönelebilmiştir?

Şöyle bir tespit yapmalıyız: Bir kimlik bunalımına yol açan Modernizm, kimi olumlu öğeler de içeriyordu. Bunlar genelde, insan yaşamını kolaylaştıran, doğadaki hammadde kaynaklarından daha fazla yararlanmayı hedefleyen; öte yandan bilgiyi büyüterek daha çok kimse tarafından kullanımını sağlayan teknolojidir. İnsanlığın ortak kaynaklarından beslenen bunlar, tüm insanlığın istifadesine sunulmuş..Diğer yandan bilgi ve teknolojiye "Özel olmak" niteliğini kazandıracak olan, amaç ve niyettir. Bu nedenle, iki farklı matematik, fizik, geometri ile olmaz, ama fiziği ya da geometriyi iki ayrı amaç için kullanan iki ayrı laboratuvar olabilir.

Bilgi ve onun kullanımı hususunda takınılacak tavır, açık birey, açık toplum yaklaşımıdır. Kapalı, geçmişi, ama her şeyiyle, kutsallaştıran; geleceğe dönük değil geçmişi aynen sürdürme çabasında olan bir tutum, sadece kendisi etrafındaki ölüm çitini yükseltecektir.

İslam'ın başlangıç yılları böyle bir tomurcuklanma ve taçlanıp çiçeklenme çağları olmuştur. İmanı bilgiye dayandıran, cehaleti de inkarın köprüsü addeden başka bir inanç yoktur.

O halde, tarih ancak bir kere yaşanacağından, kendi moral, estetik ölçülerimize göre, zamanı geri çevirmek, bilgi ve teknolojiyi yeniden kurgulamak mümkün değildir. Allah'ın, tüm evreni, kanunlarıyla beraber insana sunmasının ifade eden "teshir" bilinci içinde, geç kalmış, objektif teyitlerden yoksun, duygusal tepkilerden uzak durarak, önümüze gelmiş tarihe, artık bundan sonra biz yön vermeye çalışalım. Bilgi ve teknolojiye rengini veren bizim kendi niyet ve tasarılarımız; dini toplumsal öğelerimiz olsun.. Bilgi üreten dev birimler ile onu kullanan ve işleyen teknolojinin çarkı, bizim manevi ve insani ümit ve kaygılarımıza uygun olarak dönsün..

Eğer biz, katı bir zealotcu tavrı terketmez, bilgi ve hikmet ile onların kullanımının en yakın takipçileri olmazsak, Kur'an düşüncesinin yerdiği kemikleşmiş ve geriye doğru işleyen bir kısır döngüye düşeriz. Bu bakımdan, Kur'an'ın insana, topluma, evrene ve tüm varlık alemine açık dünyasında, daima kendini yenileyen, uyarlayan, kendi mahiyet ve vasfını veren, ruhları ve dimağları hep diri ve hareketli tutan çözüm ve öneriler peşinde olunmalı. O halde çözümsüzlük, tahlil ve nihai terkipten uzak olan sırf duygusal, reddedici, vakıayı kendi oluşum süreçleri içinde ele almayan "acul" tepkilerin bir neticesidir.

3- İslam Ülkeleri'nde ve Üçüncü Dünya'da modernizm olgusuna duyulan zihinsel ve davranışsal yakınlık modernist tutumun oluşmasına neden olmuştur. Seyyid Ahmet Han veya Cemalettin Afgani örneklerinden hareketle İslam dünyasındaki düşünürlerin modernizme yönelik tavırları arasındaki farklılığı nasıl değerlendiriyorsunuz? Ve bu farklılığı aynı kategoride vasıflandırabilir miyiz?

 Kendini size kabul ettirmek isteyen bir düşünce ya da eyleme, yine kendi türlerinden, ama onlardan daha güçlüleriyle cevap vermek zorundasınız. Bunun için de, öncelikle, karşınızdaki olguyu iyi tanıyıp, kavramaksınız. Vereceğiniz tepkinin isabetli olması için, "tam yerinde" durmalısınız. Ama, ayrı ayrı yerlerde durur da, bu konumlara göre tepki verirseniz, zorunlu olarak farklılıklar, dolayısıyla çözümsüzlükler ortaya çıkar. Bunun içinde, o "tam yerinde", yani size global bir bakış açısı sağlayan noktada bulunmanız gerekir. Bu noktada biz, tarihsel süreci okuma becerisi ve dinamizmi ile, ilahi makam karşısındaki yükümlülüklerimizi yerine getirme gerilimini aynı anda duyabilmeliyiz. Yüzümüzü bu iki taraftan sadece birisine çevirir de diğerine arka dönerseniz, farklılıklar kendiliğinden ortaya çıkar.

Çözüm yada çözüme giden yol, o halde, tam ileriyi görebilmektir. Daha somut olarak ele alırsak, müminleri harekete geçirmek için gerekli motivasyon ve öz, Kur'an'dan elde edilirken öte yandan, toplumsal değişim yakından izlenerek, onun iç dokusu teşhis edilmeli; uygun noktalardan, yeni oluşumun dokusuna Kur'ani bir istikamet verilmeye çalışılmalı. Öyleyse yaklaşımlardaki bütün farklılıklar, ilmi bir enaniyet ve narsisizmle birlikte, hep birebirlik çözümler önermek arzusundan doğmuştur.

4- Modernlik ve modernleşmeye karşı İslam dünyasında nasıl sahih bir alternatif oluşturulabilir?

 Sahih bir alternatif oluştururken, öncelikli olarak, modernleşme mitos'unun helak edici cazibesi yok edilmeli. Onun sabıkası ortaya konulmalı. Kelimesine yüklenilmiş olan olumlu çağrışımlarının aksine, modernizmin, insanlığın ortak yıkımına doğru giden bir süreç olduğu gösterilmeli. Ve özellikle, modernizmin de, Batı'nın bir komplosu olduğu canlı ve vurgulu bir biçimde ortaya konulmalı. Bir başka deyimle, tahlil ve tesbite yönelik, keskin bir tarih yorumu..

Buna paralel olarak, diğer yandan, müslümanlar, tarihsel süreç içinde onları durağanlaştıran itikadı ve fiili sebepleri belirlemeliler. Şu merkezi hakikat bir iyice kavranılmalı: Müslüman toplumların tarihi ancak, Kur'an imanı etrafında oluşabilir, olgunlaşabilir, yükselebilir. Ve Kur'an, etkin birey ve toplumlar öngörür. İşte bu açıdan bakılınca müminler şimdi, manevi kimlik tasfiyesine, arıtmasına yönelmeli. Kur'an ile kalbi ve aklı arasına girmiş olan objeler, duygular, bilgisel birikimler yeniden yerlerine konulmalı. Yüce Allah'a ve O'nun mesajına sahih bir bağlılık azmi ve aşkı oluşmadan, tarihsel bir şekillenme ve yapılanma da olmaz. Bu süreç boyunca hep, değişmeyen asıl olarak Kur'an'a atıflar yapılmalı. Kur'an'ın ebedi bir mucize oluşunun da bir yankısı olacaktır bu.

Bugün müslüman ilim adamının, motivasyona; üzerindeki silikliği ve "Ben başaramam" duygusunu atıp, ihlasla, çözümler sunabilecek liyakatte olduğu hususunda, bir özgüvene ihtiyacı var. Onu kendisi hakkında yetersizlik hissine boğan mütevares birikim de, aşılmaz bir duvar olarak sunulmaktan kaçınılmalı. Bu müktesebatı, kendi çağlarının alternatifi ve mesel çözümleyicisi konumuna yükselten bir ruh ve çabayla yeniden ele alıp, onlardaki genel çizgi ve hayati özler sürdürülürken, tali unsurlar olan kendi zamanlarına has hususiyetler de bırakılmalıdır. Böylece de, hayatla hep yüz yüze gelmek zorunda kalacak olan iman ve dini pratikler devamlı aktivite kazanacaklardır.

Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 29 - Ağustos 93

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları