Mücadele Sürecinde İman ve İnfak

Mücadele Sürecinde İman ve İnfak
Davut Bıktır

Ey iman edenler, eğer siz Allah'a yardım ederseniz, Allah'da size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz." (47/7)

İnfak, İslam düşüncesinin, Allah'a gereği gibi kulluk etmenin, imanı bir bedel ile İsbat ve ifade etmenin kaçınılmaz bir yolu, Allah için nefsi ve malı arındırmanın bir gereğidir.

İnfak; lügatte sarf etmek harcamak, malı elden çıkarmak anlamına gelir. Tanımından da anlaşılacağı üzere maddi şeyler için söz konusudur. Yani Kur'ani ifadeyle "RIZIK OLARAK VERİLENLERDEN" infak edilir.

Lugavi anlamını biraz daha detaylandırdığımız zaman; harcama, bir gaye ile karşılık bekleyerek / ya da beklemeyerek feda etme, fidye verme, teberru, bir şey ya da bir beklenti için sarf etme anlamlarını ifade eder. Ayrıca tünel anlamına da gelmektedir... Ne Fe Ka (Kaf) fail kalıbında kullanıldığında; Fare, yuvasına girdi, olduğundan başka başka görünmek (Münafıklık) gibi anlamlar kazanır Nifak ve Münafık da aynı kökten türetilmiştir.

Kur'an-ı Kerim'de bu kelimenin 4 (Dört) boyutta kullanıldığını görüyoruz;

a- Harcamak, sarfetmek. Bu harcama cümledeki yerine göre Zekat verme, yardımda bulunma, sadaka verme, İslami toplumu kalkındırıp güçlendirmek için yapılan yardım, teberru anlamları kazanır. Ayrıca Mal v.s. harcayıp yahut dağıtıp fakir düşme anlamına da gelir ki mesela 17/100 bunu anlatır.

"Deki Eğer Rabbimin rahmet hazinelerine siz sahip olsaydınız, o vakit harcayıp bitirmek korkusuyla muhakkak tutar hiçbir şey vermezdiniz. Zaten insan çok cimridir."

b- Harcanan mal v.s. Harcama (Yukarıda zikredildiği gibi) ya teberru ve yardım maksadıyla, ya karşılığında bir şey elde etmek için, ya da şahsi ve ailevi ihtiyaçları gidermek için yapılır...

"Allah onların yapmakta oldukları amellerinin en güzeliyle mükafatlandırmak için küçük büyük yaptıkları her harcama, geçtikleri her vadi onların lehine yazılmıştır." (9/121)

"Siz nafaka namına her ne verir veya ne adarsanız, muhakkak Allah onu bilir. Zalimlerin hiç yardımcıları yoktur." (2/276)

c- Tünel anlamında kullanılmıştır.

"Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geliyor ve senin de gücün yetiyorsa yerin derinliğine inecek bir Tünel veya göğe çıkacak bir merdiven ara ki onlara bir mu'cize getiresin. Allah dileseydi elbet onları hidayet üzere toplardı." O halde sakın cahillerden olma." (6/35)

d- Münafıklık etmek, İman etmediği halde mü'min gibi görünmek, kalben küfrettiği halde zahirde müslüman imajı vermek anlamında kullanılmıştır ki, kanaatimizce kelimenin köküyle alaka kurduğumuzda şöyle bir bağlantı çıkabilir: "Kendini dünya ve onun geçici menfaati uğruna harcayan, kendini yolunda feda eden, sahip olduğunu dünyaya sarfeden". Nafik kelimesi müfali kalıbında münafık şeklinde kullanılır. Yine Fare deliğine girdi anlamıyla da kendi habis düşüncelerini kalbinde gizleyen, Fare'nin deliğine girip saklanması gibi nünafıkın da karanlığa girip hakiki kimliğini gizlemesi şeklinde bir anlam yakınlığı ortaya çıkar. Mevzu münafıklar olmadığı için asıl meseleye geçmek yerinde olur. Ancak münafıklık ve münafıklarla ilgili şu ayetlere bakılabilir; 3/167; 59/11; 9/67-68-77-97-101; 33/73; 48/6 ; 57/13; 8/49; 9/64; 33/12-60; 63/1,7,8...v.d.

Asıl Mevzumuz olan (a) şıkkında inceleyeceğimiz infak konusunu, Kur'an bütünlüğünde tasnifi bir usulle incelersek hem ayetlerin toplu dökümünü birden vermemiş hem de daha nesnel bir boyutta incelemiş oluruz.

İnfak, kapsamlı ve kuşatıcı bir salih ameldir. Zekat, sadaka, bunun kapsamına girdiği halde, bunlarla sınırlı değildir. İnfak olayı bunları içine aldığı gibi bunlardan ayrı, sürekli, her zaman ve zeminde ifa edilen /edilmesi gereken bir ameldir. İnfak için ne bir miktar, ne de bir vakit konmamıştır ki bu salih amelin iman mücadelesindeki ehemmiyetinin anlaşılması için kafi bir işarettir.

İnfak; ihlas, itaat, sadakat, cihad, velayet, kardeşlik ve diğer sosyal sorumlulukların vazgeçilmez bir unsurudur. Müminler infak ederek, ihlas, takva fedakarlık ve adanmışlık ile kulluklarını perçinler, "hannasın" vesveselerine, dünya metaının süslenmişliğine, nefse ve onun verdiği tamaha sırt çevirip Rablerine yönelir ve karşılığını ancak O'ndan bekler, yalnız O'na teslim olduklarının şahitliğini yaparlar.

İslam toplumunun oluşturulması, yaşatılması ve ayakta kalıp devam ettirilmesi için infak eylemi olmazsa olmaz bir gereklilik, imani bir sorumluluktur. Allah'u zü'l-celal müminleri tarif ederken "Kendilerine verdiğimiz rızık-tan İNFAK ederler" ifadesiyle mü'minlerin özellikleri belirtiliyor.

"Allah yolunda infak edenlerin durumu, yedi başak bitiren bir dane gibidir ki her başakta yüz dane vardır. Allah dilediğine kat kat fazlasını verir. Allah lütuf sahibidir her şeyi bilendir." (2/261)

"Ey iman edenler, kazandıklarınızın iyilerinden ve size yerden çıkardığımız rızıkların temiz olanlarından infak edin. Size verildiğinde gözü yumulu alamayacağınız kötü malı, hayır diye infak etmeye kalkışmayın. Biliniz ki Allah Ganiy'dir. Hamîd'dir." (2/267)

"Onlar ki gayba iman eder (2/3) namazlarını ikame eder ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler." (8 /3; 22/35;)

"Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen, bir başkasının malı olmuş bir köle ile, katımızdan kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli-açık infak eden bir kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olurlar mı? HAMD Allah içindir. Fakat onların çoğu bilmezler." (16/75)

"İman eden kullarıma söyle; Namazlarını ikame etsinler, ve kendisinde ne alışveriş ne de dostluk olmayan bir gün gelmeden kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli açık infak etsinler." (14/31)

"De ki; rabbim kullarından dilediğine bol rızık verir veya kısar. Siz hayra ne İnfak ederseniz Allah onun yerine başkasını verir. Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır." (34/39)

"Kim Allah'a güzel bir borç verirse, Allah'da onun karşılığını kat kat verir ve ona büyük bir ecir vardır." (57/7)

"Allah'ın kitabını okuyanlar, namazlarını ikame edenler ve kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık infak edenler asla zarara uğramayacak bir kazanç umabilirler." (35/29) ve 3/92; 57/10; 8/60; 47/7... v.d.

Ayetlerden de açıkça anlaşıldığı gibi iman ile infak eşitlenmekte; kulluğun pratik bir isbatı ve bunun sonucunda kat kat kazancı olan bir ticaretin müjdesi ile mü'minler infak'a teşvik edilmektedir. Nefsin önündeki engelleri sünnetullah çerçevesinde aşarak infak ile pekişen imanın tablosu resmedilmektedir. Adeta canlarının olduğu gibi mallarının da Allah'a satıldığını tescil etmeleri istenmektedir. Verecekleri mallarının, paralarının ve diğer variyetlerini ve borcun güzeli (Karzen-Hasenen) ve kazançlı bir yol" olduğu beyanıyla eksilen mallarının daha dünyada iken artacağı müjdelenmektedir. İntakın makbul olabilmesi için mutlaka Allah yolunda olması Allah rızası için sarf edilmesi gerekmektedir. Bunun dışında yapılan infaklar heba olmuştur, zayi olmuştur ve Allah katında bir karşılık görmeyecektir. Bu yüzden infak etmeyenleri cimrilik edenleri Kur'an tahkir edip utandırıyor.

" Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe BİRR'e (iyilik) eremezsiniz. Her ne İnfak ederseniz. Allah onu bilir." (3/92)

"Bedevilerden öyleleri vardır ki infak ettiğini angarya sayar ve sizin başınıza belaların gelmesini bekler. O bela kendi başlarına gelmiştir. Allah semi ve Alim'dir." (9/98)

"Sizler Allah yolunda infaka çağrılıyorsunuz. İçinizden kiminiz cimrilik ediyor. Ama kim cimrilik ederse, cimriliği ancak kendine karşıdır. Allah Ganiy'dir, siz ise fakirsiniz. Eğer O'ndan yüz çevirirseniz yerinize başka bir topluluk getirir ve onlar sizin gibi de olmazlar." (47/38) bkz; 9/54; 4/38-39; 8/36; 57/10...v.d.

Allah'a ve O'nun Dinine Muhalefet Edip Zarar Vermek İçin İnfak Edenler

Allah'a ve O'nun dinine karşı savaş açan tağutlar bütün imkanlarını seferber ederek zarar vermek, fitne çıkarmak yeryüzünü ve ekini ifsad edip, küfrü ve zulmü yaygınlaştırmak isterler. Bunu büyük bir ibadet telakki eden tağutlar ve yandaşları her halükarda tevhide ve kurtuluşa çağıran bir ses, bir kıpırtı işittiklerinde, en ufak bir hareket gördüklerinde, servetlerini, canları dahil bütün varlıklarını feda etmekten geri durmazlar. İşte bu zalim tağutların bu yaptıklarıyla bütün amaçları fitne çıkarma (Dinden döndürme) atalar dinini koruma, hayra engel olma, tekebbür, İstiğna, şirk, zulüm, ifsad ve kurulu batıl düzenlerini korumak ve yaşatmaktan başka bir şey değildir. Bu vasıflar kafirlerin en bariz vasıfları ve emelleri olmuştur. Bu vasıflar artık onlarda bir ahlak, bir din ve karakter olmuştur.

Veyl olsun onlara;

"İnkar edenler var ya, onların malları da, evladları da Allah'a karşı kendilerine hiçbir fayda sağlamayacaktır. İşte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedi kalacaklardır. Onların bu dünyada yapmakta oldukları harcamaların durumu (İNFAK) kendilerine zulmetmiş bir kavmin ekinlerini vurupta mahveden kavurucu bir rüzgarın durumu gibidir. Allah onlara zulmetmedi fakat onlar kendilerine zulmettiler." (3/116-117)

"Şüphesiz küfredenler mallarını Allah yolundan alıkoymak (FİTNE) için infak ediyorlar. Daha da İnfak edecekler ama sonunda bu onlara yürek acısı olacak ve en sonunda mağlub olacaklardır. Kafirlikte ısrar edenler ise cehennemde toplanacaklardır. (8/36) bkz. (18/42)

İnfak Şekli

Rabbimiz için ve nasıl İnfak edeceğimizi bildirmekle beraber teferruata girmemiş hikmet gereği müminlerin iman, fedakarlık ve teslimiyetlerini imtihan için alanı serbest bırakmıştır. Ancak infak olayını hayatın her zaman dilimi ve her alanına teşmil ederek vakıanın ehemmiyetini belirtmiştir.

"O takva sahipleri ki bollukta da, darlıkta da Allah için intak ederler, öfkelerini yutarlar, ve insanları affederler. Allah'da muhsinleri sever." (2/219)

"Ey iman edenler, kazandıklarınızın iyilerinden ve size rızık olarak yerden çıkardıklarımızın temiz olanlarından intak edin. Size verildiğinde gözü yumulu alamayacağınız kötü malı hayır diye vermeye kalkışmayın. Biliniz ki Allah Ganiy'dir, Hamid'dir." (2/267}

"Sana Allah yolunda ne infak edeceklerini soruyorlar, De ki; infak ettiğiniz şey ana-babanız, akrabalarınız, yetimler, miskinler ve yoksullar içindir. Allah yaptığınız her hayrı bilir." (2/215)

"Onlar intak ettiklerinde ne israf ederler, ne de cimrilik ederler. İkisi arasında vasat bir yol tutarlar." (25/67)

"Onlar rabblerinin rızası için sabreden, namazı ikame eden kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık infak eden ve kötülüğü iyilikle savan kimselerdir. İşte dünya yurdunun güzel sonucu onlarındır." (123/22) bkz. "(/29 ; 2/274-261; 9/99; 16/75...v.d.

Burada da intakın, hayatın her alanında yani bolluk ve darlıkta, gece ve gündüz, malın en iyisi ve en güzelini sevdiğiniz şeylerden olmasını, ihtiyaçtan fazla kalan, ne aşırısını verip kendisi muhtaç olacak derecede ne de eli sıkı cimrilik ederek değil vasat bir yol üzere ana-babaya, akrabalara, yetimlere, miskinlere ve yoksullara yolda kalmış veya yolculara yapılmasını, en önemlisi bunların Allah yolunda (32/16; 2/261; 28/54...v.d.) intak edilmesini söylüyor. Gizli olmasını, nefsin ileri gitmemesi, kabarıp, şımarmaması, gösteriş olmaması, başa kakıp rencide etmeden, fakirleri incitmemesi (2/262; 4638-39) için isterken açık olmasını da mü'minlere bir örnek, bir teşvik olması, hayırlarda yarışılması (23/60-61), İslam toplumunu güçlendirip kalkındırmak, İslami otoriteyi desteklemek (8/60) için defalarca ve ısrarla vurguluyor, Özellikle "ALLAH YOLUNDA" ifasının kullanıldığı zaman yer ve mekan belirtmemesi dikkat çekicidir. Allah yolunda olması, mücadele, cihad, dayanışma, kalkınma, eğitim, barınma, beslenme, v.s, hayatın içinde olan bütün haillerde Allah'ın dinini yüceltmek, yeryüzünü ve ekini inşa ve ıslah etmek, kısacası bütün salih amelleri kapsamak üzere bu ifade kullanılıyor.

İnfak ve Mücadele Boyutu

"Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın. Onunla Allah düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz ama Allah'ın bildiği kimseleri korkutasınız. Allah yolunda her ne infak ederseniz size eksiksiz ödenir ve haksızlığa uğratılmazsınız." (8/60)

"Yine onlar rabblerinin davetine icabet eder ve namazlarını İkame ederler. Onların işleri aralarında şura iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda infak ederler." (42/38)

" Korkuyla ve ümitle rabblerine yalvarmak için vücutları yataklarından uzaklaşır ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden Allah yolunda infak ederler." (32/16)

"Hayır olarak infak ettikleriniz sizin iyiliğiniz içindir. İnfaklarınızı ancak Allah için yapmalısınız. Hayır olarak verdiğiniz ne varsa karşılığı size tam olarak verilir. Ve asla haksızlığa uğratılmazsınız." (2/272)

İmanın isbatı tağutu/tağutları kesin ve net bir şekilde reddedip bir tek Allah'a kulluğu kabul etmektir. Bu da salt bir teori ve kuru ifade olarak kalmaz/kalamaz. Allah'a sahih bir iman ile salih bir kulluk için tağutun fiili bir şekilde reddedilip, bunun ortadan kaldırılması için Allah'ın emanet olarak verdiklerini samimi, bilinçli/basiretli ve fedakar bir şekilde seferber etmek kaçınılmazdır.

Bu mücadelenin sağlıklı bir zeminde oturtulması için de mü'minlerin şûra ile hareket edip erimiş kurşun gibi saf bağlamaları gerekir. (61/1)

Yine bilinçli ve köklü bir alt yapı ile besili atlar hazırlamaları, bir vücudun azalan gibi bütünleşmeleri gerekir. Allah'ın dininin yeryüzüne hakim olması için müminlerin canları evladları ve dünyada sahip oldukları bütün varlıkları ve imkanları ile cihad etmeleri istenmektedir. Kendini (Nefsini) değiştirmeyen kavmi, Allah değiştirmeyecektir. (13/11) Değişimi istemek için de memnuniyetsizliğin olması gerekir. Durumdan memnun olanlar değişim kelimesini telafuz etmeyi bile düşünemezler. Unutulmamalıdır ki imanın ilk ve temel şartı olarak reddedilen tağut, basit ve içi boş bir kavram değil, Nadiye'si, Ahzab'ı, Cunud'u, Mele'si, Mütrefin'i, Karye'si, Ahbar'ı, Atalar dini ve muhabese'si olan canlı, organik ve oturmuş bir yapıdır.

İslam toplumunun bu canlı, organik ve oturmuş tağutu yoketmek için ve yine tağutun kendilerini yok etmemesi için alternatif bir güç oluşturmaları gerekir.

"Size ne oluyor ki; Allah yolunda infak etmiyorsunuz. Halbuki göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Elbette içinizden fetih'ten önce infak edip savaşanlar daha sonra infak edip savaşanlarla eşit değildir. Onların dereceleri sonradan infak edip harcayanlardan ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber Allah hepsine de en güzel olanı va'detmiştir. Allah amellerinizden haberdardır. (57/10)

Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 61 - Nisan 96

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • "Sabır" Uzlet Değil, Eylemdir!21 Şubat 2015 Cumartesi 00:45
  • Örnek ve Öncü Bir Kimlik Tanımı Olarak Şehadet ve Şehid20 Şubat 2015 Cuma 04:22
  • Kur'an'da İnsan-Gayb İlişkisi19 Şubat 2015 Perşembe 01:51
  • Vesile Salih Ameldir17 Şubat 2015 Salı 23:51
  • Toplumsal Kimlik ve "Millet"16 Şubat 2015 Pazartesi 21:34
  • 'Büyük Cihad', Kafirlere İtaat Etmemektir!16 Şubat 2015 Pazartesi 21:18
  • Bir Yaşam Tarzı Olarak Takva14 Şubat 2015 Cumartesi 01:24
  • Cehennem Geçici Bir Menzil midir?14 Şubat 2015 Cumartesi 01:12
  • Sekine Ne Zaman İner?10 Şubat 2015 Salı 02:49
  • Kur'an-ı Kerim'de Muhkem ve Müteşabih09 Şubat 2015 Pazartesi 00:28