Muhalefetin İmhası: İran İslam Cumhuriyetinin Düşmanları

Haggay Ram

28 Haziran 1981 tarihinde İslami Cumhuriyet Partisi [İCP]'nin Tahran'daki merkez binasında bir çok İranlı lider toplantı halindeyken şiddetli bir bomba patladı. Bomba İCP'nin Genel Sekreteri Ayetullah Muhammed Beheşti ve İslam Cumhuriyeti'nin önde gelen bir çok liderinin ölümüne yol açtı. İki ay sonra, 30 Ağustos günü, Tahran'ın merkezi bir yerindeki Başbakanlık ofisinde patlatılan bir bomba, o sırada toplantı halinde olan Cumhurbaşkanı Muhammed Ali Recai ve Başbakan Muhammed Cevad Bahonar ile birlikte üç kişinin ölmesine yol açtı. Hiç bir muhalefet grubu saldırıların sorumluluğunu üstlenmedi, ama olaylardan solcu Mücahidin-i Halk örgütü sorumlu tutuldu.1 Bu dönem ve takip eden aylar boyunca terörist saldırılar (özellikle suikastler) devam etse de, Humeyni rejimi özellikle bu iki patlamayı savaşın başlangıcı olarak nitelendirdi. Bundan sonra muhalefete karşı, kitlesel tutuklamaları, baskı ve idamları da içine alan şiddetli tedbirler alınmaya başlandı.2

Bu makale, muhalefete karşı sürdürülen "imha" politikasının İslami bir mantık kullanılarak nasıl meşrulaştırıldığını göstererek İslam hükümetinin siyasi söylemini incelemektedir. Toplumun dini duygularını çok iyi bilen İranlı liderler, muhaliflerini, İslam'ın doğuşu döneminde İslam toplumunun en azılı ve nefret edilen düşmanları ile karşılaştırarak ve Peygamber Muhammed ve İmam Ali'den onların aleyhine bir takım alıntılar yaparak muhalefetin imhası işini meşrulaştırmaya çalıştılar. Hutbeler, devrim sonrası İran'da hükümetin politika ve icraatlarının meşrulaştırıldığı temel araçlar haline geldi.3 Bu makale İslam Devrimi'nin ilk on yılında (1979-1989) Tahran'da verilen Cuma hutbelerini incelemektedir.4

Saltanat Yanlılarının Durumu

Mücahidin-i Halk ve Fedaiyan-ı Halk gibi muhalefet gruplarının sonradan dini rejime yönelttikleri tehdit, Şahlık düzeninin yıkılmasından hemen sonra gelen dönemde mevcut değildi. Şah'ı deviren heterojen koalisyonun aktif ve gayretli üyeleri olan bu gruplarca "devrimin saptırılması" henüz söz konusu değildi. Bu yüzden Humeyni ve aynı düşüncedeki diğer ulema tarafından bir dereceye kadar müsamahayla karşılanıyorlardı. Bunun yanında söz konusu gruplar da muhalefet yapabilecekleri tek yolun şiddet olduğu sonucuna henüz ulaşmamışlardı.5

Oluşan dini rejimin ilk dönemlerindeki en büyük endişesi şiddete dayalı muhalefet değil eski rejimin destekçilerinden -Şahcılar- gelen potansiyel tehdit idi.6 Ulemanın iktidarına yönelik olan bu tehdit, sivil hizmetlerde ve askeriyede yapılan kapsamlı bir temizlik sayesinde ortadan kaldırıldı. Bu temizlik, aslında 1979 yazında başlayan ye hayatın her alanında hızla sürdürülen "İslamileşme süreci"nin bir parçasını oluşturuyordu. Bir temizlik politikası takip etmenin gerekliliği, çoğunlukla toplumu fesat ve fitneden -dini zihniyete sahip İranlılar'ın aşina olduğu, olumsuz çağrışımlara sahip iki Kur'ani kavram-"temizlemek" şeklinde izah ediliyordu. İslami liderler fitne ve fesada karşı (yani Pehlevi hanedanına karşı) başlattıkları kampanyanın Peygamber ve Ali'nin yaptıklarıyla benzerlikler taşıdığını ifade ediyorlardı.

Tahran'ın Cuma İmamı Ayetullah Hüseyin Ali Muntazeri, bir hutbesinde şu ayeti okudu: "O'dur ki ümmiler içinde, kendilerinden olan ve onlara Allah'ın ayetlerini okuyan, onları yücelten (temizleyen) onlara Kitab ve hikmeti öğreten bir elçi gönderdi..." (62/Cuma, 2). Daha sonra, Peygamberin Allah tarafından "onları bozuk ahlaktan (mefasid ahlak) kurtarmak için gönderildiği" üzerinde durarak ayetin tefsirini yaptı. Fesad toplumda bulunduğu müddetçe "bilim, sanat ve gelişme hepsi çöküntü, zulüm ve adaletsizlik uğruna yok edilecektir" şeklinde uyarılarda bulundu. Muntazeri daha sonra Farsça pak karden (temizlemek) ve 62:2 ayetinde bulunan Arapça yüzekkihim (yüceltmek) kelimelerinin aynı anlama geldiğini açıkladı. Böylece toplum kendisini fesaddan, yani "devlet dairelerinde ve kurumlarında bulunan entrikacılardan, casuslardan ve hainlerden" "temizlemek" zorundadır. Sonuç olarak şöyle diyordu: Hiç şüphesiz "fesad yuvaları... bulunduğu sürece ülkenin inşası için ne kadar para harcarsak harcayalım hiç bir işe yaramayacaktır." Öyleyse halk "kendi düşmanlarına dikkat etmeli; müfsidler ve fasidleri tanımalı" ve ona göre hareket etmelidir.7

Hüccetü'l-İslam Seyyid Ali Hamaney, Ali'nin sözlerine dayanarak Şah yanlılarının ortadan kaldırılması gerektiğini daha açık bir şekilde ifade ediyordu. Hamaney'e göre Ali şöyle diyordu: "Şakku emvac el-fitan bi sûfûn el-necah" [Fitne dalgalarını kurtuluş gemileriyle kırın]; "Aracu an tariqi'l-münaferah" [Menfur kimselerin yolundan geri dönün] ve en önemlisi "Vada'u tican el-müffahirah" [kibirlenenlerin, taçlarını yere çalın]. Hamaney bunları şöyle açıklıyordu: İran devleti "Şahlığı parçalara ayırmalıdır"; "küçük şah" [şahak]ın... olmaması yani "devrik Şah'ın halefinin reddedilmesi için" elinden gelen her şeyi yapmalıdır. Devamında ise ülkenin "kokuşmuş Şahlık rejimi ve onun kalıntılarından" kurtulmayı çok istediğini belirtiyordu.8

Şahlığın yıkılmasından sonra verilen iç mücadeleler sonucunda, Humeyni'nin çizgisini takip edenler Şah sempatizanlarından bütün siyasi gücü tedrici olarak ele geçirdiler.9 Aynı zamanda hükümetin bütün birimlerinde kontrolü ele geçirmek amacıyla Şah karşıtı koalisyonda işbirliği yaptıkları ortakları saf dışı ettiler. Ulemanın hayal kırıklığına uğratılan ve siyasi baskı altına alman bir zamanki ortakları -özellikle Mücahidin-i Halk ve Fedaiyan-ı Halk- şimdi onlara karşı Şah rejimine karşı gerçekleştirdiklerinden daha kanlı bir silahlı direniş başlatmışlardı.10 İslami hükümetin muhalefete cevabı, gösterilerin acımasızca bastırılması, küçük grupların igorohak, (solcu örgütler için kullanılan küçültücü bir kelime) hücre evlerinin [hane-i timi] basılması, kitlesel tutuklamalar ve idamlar şeklinde olmuştu. Bu icraatlar Peygamber'in ve Ali'nin pratiğine atıflarda bulunularak yapılmaktaydı.

Müsamaha İşaretleri

Şunu vurgulamalıyız ki, imha olayı sırasında bile yeni hükümet iç muhalefete karşı toleranslı davranmak istediğini belli ediyordu. Peygamber ve Ali'nin hayatından örnekler verilerek bu (müsamaha) politikanın mevcudiyeti gösterilmeye çalışılıyordu. Mesela Hüccetü'l-İslam Ali Ekber Haşimi Rafsancani, Nehrevan (659) savaşında geçen olaylardan alıntılar yapıyordu. Bu savaşta Halife Ali Harici fırkasını neredeyse tamamen ortadan kaldırmıştı. Rafsancani'nin anlattıklarına göre (toplam olarak "12 bin" civarındaki) Hariciler'den "10 bin ya da en azından 8 bin"i kesin bir yenilgiye uğrayarak dağıldılar. Halife-İmam onların geri çekilmelerine izin veriyor ve şöyle diyordu; "Gidin, gidin nereye isterseniz gidin... Kufe'ye gidin, Basra'ya gidin." "Geriye kalan 2 bin ya da 4 bin (Harici) öldürülmüştü." Bunlardan sonra Rafsancani günümüz İran'ındaki muhalefetten bahsediyor ve diyor ki "Biz de O'nun (Ali) gibiyiz; sizin kanlarınıza susamış değiliz. Vallahi, sizlerin tutuklanıp hapse atılmanızı görmekten çok üzgünüz. Sizler bu ülkenin geleceği gözlerimizin ışığısınız."11

Ayrıca 1982 Mayısında Rafsancani, Ali'nin kendi katili Abdurrahman İbn Mülcem'e karşı tavırlarına atıflarda bulundu. Rafsancani’ye göre Ali (suikastten) ölümüne kadar süren üç gün boyunca katiline karşı büyük bir alicenaplık ve ilgi göstermiştir. Ölmek üzere olan İmam bilincini tekrar kazandığında sorduğu tek soru: "îbn Mülcem'in durumu nedir?" olmuştur. Daha sonra kendisine süt getirildiğinde hepsini içmemeye özen göstermiş, kalan kısmı için de " Bunu alıp İbn Mülcem'e götürün" demiştir. Bütün bunları söyledikten sonra Rafsancani günümüz İran'ına dönüyor, siyasi suçlulara, özellikle Evin hapishanesindekileri kasdederek, aynı şekilde muamele edilmesi gerektiğini söylüyordu. "Bütün hapishane müdürlerinin bu sözlere dikkat etmelerini istiyorum. Biliyorum ki onlar en iyi şekilde hareket etmeye çalışıyorlar, fakat hangi makamda olursanız olun, bilmelisiniz ki, sizler Ali'nin taraftarlarısınız... ve bugün bizler Ali'nin hükümetini kurmaya çalışıyoruz..."12

Peygamber, muhaliflerine karşı yardımsever tavırlar sergileme hususunda bir örnek oluşturuyordu. Rafsancani'nin Ekim 1981'de yaptığı bir açıklamaya göre, İslam günah ve suçları tedavisi mümkün hastalıklar olarak telakki etmektedir. “Tedavi" ise nefsin ıslahı, "ruhi sağlık" (bekdaşt-i ruhi), eğitim ve en son çare olarak da cezalandırmayla sağlanmalıdır diyordu. İslam cezalandırma yoluna diğer üçü uygulanmadan müracaat etmez. Rafsancani bir örnek olarak şunu veriyordu; bir keresinde "ahlaksız" (bi-edeb) bir bedevi, Peygamber'e yaklaştı ve "küstahça davrandı, bir günah işledi ve topluluğu kızdırdı." Peygamber'in ashabı hemen karşılık vermek istediler. Ancak Peygamber böyle hareket etmelerini engelledi ve büyük bir nezaketle anlatarak saldırganın yanlış yaptığını anlamasını sağladı. "Arap gitti, bir gün sonra döndü ve İslam'ı kabul etti." Rafsancani'nin vatandaşları için bu hikayeden çıkardığı ders şuydu: "Biz [de] bu şekilde hareket etmeli, ıslah edilebilir olanları toplum içinde [muhafaza] edebilmeliyiz. Bu, vatandaşlar için küçük bir olaydan çıkarılan derstir ve İslam'ın geleneği de bu sekildedir. "13

Muhalefetin Ortadan Kaldırılması

Bütün bunlara rağmen hükümetin muhalefeti ezme niyetini taşıdığı anlaşılıyordu. Humeyni rejiminin iç muhalifleri ile Peygamberin düşmanlarının aynı balçıktan yoğrulduğu (her ikisi münafıktır) ilan ediliyordu. Sonuç olarak, onlara Peygamber'in emrettiği gibi davranmak gerekiyordu, yani ortadan kaldırılacaklardı.

Münafikîn kavramı Kur'an'da "Muhammed'in sadakat ve imanlarına tam anlamıyla güvenemediği Medineliler" için kullanılıyordu.14 Münafık teriminin Kur'an'daki anlamı "istikrarsız" ya da "kararsız" idi. Geleneksel karşılığı olan "Hipokrit" (iki yüzlü) sadece bir iki yerde geçmekteydi.15 Aynı insanlar Kur'an'da "kalplerinde hastalık taşıyanlar" (2:9) olarak niteleniyordu. Çünkü müslümanlar imanlarında kararlı ve azimliydiler.

Peygamber'in döneminde münafıklar homojen bir grup oluşturmuyordu: Bazıları yeni dinin ateşli savunucusuyken sonradan terk etmişti; bazıları dinsiz kalmış ve bir çoğu da Peygamberin davasına şüpheyle yaklaşmış ya da kesin bir bağlılık sergilememişti. Bu yüzden Kur'an'da "Kalplerinde olmayan şeyleri ağızlarıyla söylerler" (3:164) şeklinde tasvir edilmişlerdi. Kararsızlıkları yüzünden bazen Peygamberle, bazen de onun düşmanlarıyla işbirliği yapıyorlardı. Onlar (münafıklar) kafirlerden daha iyi değillerdi (hatta bazı yönlerden daha kötüydüler). Sonuç olarak münafıklar "cehennemin en alt katında" (4/145) yanacaklardı.

İslam Cumhuriyeti'nin liderleri, devrime karşı çıkan bütün değişik grupları, örgütleri ve bireyleri, aralarındaki yapısal, ideolojik ve diğer farklılıkları göz önünde bulundurmaksızın tek bir kategoride topluyorlardı. Onlara göre hepsi münafıktı. Cuma imamları örgütleri tasvir etme hususunda serbest idi. Mesela Mücahidin-i Halk "Münafikin-i Halk" olarak tasvir ediliyor, marksist Fedaiyan-ı Halk, liberal "Ulusal Cephe" komünist Tudeh Partisi ve hatta Şah'ın SAVAK örgütlerine de münafıklar deniliyordu.16

İslam'ın ilk günlerinde kafirler de Peygambere karşı çıkmışlardı ve İslam devriminin bugünkü düşmanları kafirlerle eş tutulabilirdi, Ancak münafık kavramı rastgele seçilmemişti. İlk dönemlerdeki münafıkların en çarpıcı karakteristiği çifte standartlı olmaları, "kalplerinde bulunmayan şeyleri ağızlarıyla söyleyen", "çift düşünceli" insanlar olarak "ikiyüzlülük" yapmalarıydı. İşte İslami rejimin muhalefeti ilk dönemlerdeki münafıklarla aynı görmesinin nedeni buydu. Münafıklar Peygamber için kafirlerden daha büyük bir tehlike oluşturuyordu. Çünkü kafirler İslam'a karşı düşmanlıklarım açıkça ilan etmelerine rağmen münafıklar sadakat maskesinin arkasına sığınarak Peygamber'e düşmanlık yapıyorlardı. Kısacası kafirler fark edilebilen düşmanlar olmalarına rağmen münafıklar böyle değildi.

Cuma imamları münafıkların bu özelliği üzerinde sıkça duruyorlardı. Mesela Hamaney Ekim 1980'de şöyle diyordu: "Eğer düşman düşmanlığını açıkça ve dürüstçe gösterirse ve herhangi bir ikiyüzlülük [riyakari] ve gösteriş yapmazsa", onu farketmek çok kolaydır. "Fakat düşman... yüzünü fazilet ve İslam'a bağlılıkla süslerse halkın fark etmesi zorlaşır."17 Aynı şekilde Ali'den şu alıntıyı yapıyordu". "Düşmanların en zayıfı düşmanlığını belli edendir... fakat en büyük düşman odur ki düşmanlığı gizler."18 Dinleyenleri münafıkların oluşturduğu tehdit ve düşmanların müphem ve fark edilmesi zor olduğu hususlarında daha duyarlı yapabilmek için, Hamaney Nisan 1981'de yaptığı bir konuşmada, İran-Irak Savaşı ile ilgili farazi bir örnek verdi: "Farzedin ki saldırgan Irak güçleri... İran ordularının göremeyeceği bir şekilde, zerrecikler halinde havaya dağılsın. Ne kadar zor bir durum olurdu değil mi? Düşman ileriye atılır saldırır, ateş eder, ezer geçer, İran ordusu ise kim olduğunu, ne olduğunu, nereden geldiğini anlayamazdı."19

İşte bu, Humeyni rejimine göre münafıkların sıradan kafirlerden niçin daha tehlikeli olduğunu gösteriyordu. Gerçek şu ki "Biz müslümanlar İslam'ın yükselişinden sonra ne kadar darbe yediysek bunların sebebi kafirler değil münafıklardır."20 Doğal olarak deniyordu ki, İslam bu gerçeği ta başında fark etmiş, bu yüzden Kur'an kafirlerden daha çok münafıklar üzerinde durmuştur. Mesela ikinci surede kafirler ile ilgili sadece iki ayet varken münafıklarla ilgili onüç ayet vardır; ayrıca sadece münafıklara ayrılan müstakil bir sure de mevcuttur.21 Bunlara paralel olarak Hamaney Mayıs 1981'de Peygamberin müşriklerden asla korkmadığını, çünkü onların İslam'a muhalefetini herkesin bildiğini söylüyordu. Ancak peygamber şunları söylüyordu: "Ben, dili bilge bir insanın dili olan ve kalbinde hastalık bulunan münafıktan korkarım."22 Mayıs 1981'de başka bir vesileyle yaptığı konuşmada Hamaney, Ali'den bir alıntı yaparak toplumu "nifak ehline karşı uyanık olma" hususunda uyarmıştı. Hamaney soruyor: Ali niçin "küfür ehli" ya da "şirk ehli" dememişti? Çünkü münafıklar "çeşitli renklere bürünürse", "mevcudiyetleri toplumun gözünde açık değilse" toplumdaki en tehlikeli ve zararlı düşman onlar demektir.23

Bütün iç düşmanların yedinci yüzyıl Arabistan'daki münafıklarla aynı kefeye konmasına Humeyni'nin 1979'da İran'a dönüşüyle başlanmıştı. Cumhurbaşkanı Ebul Hasan Beni Sadr'ın itham edilmesi ve Haziran 1981'de İCP merkezindeki patlama arefesinde ise doruk noktasına ulaşmıştı. Çünkü bu olaylar muhalefet karşıtı bir kampanya başlatılmasına yol açmıştı. 1982'nin ilk yarısında muhalefetin büyük bölümü ortadan kaldırıldığından dolayı "neo-münafıklar"a yapılan atıflar önemli ölçüde azalmıştı. Bundan sonra, muhalefet sadece arasıra münafıklara benzetilmiş, çoğunlukla İran-Irak Savaşı ile ilgili atıflar yapılmıştı. Haziran 1981 öncesi dönemde muhalefetin münafıklarla bir tutulması pek belirgin değildi, sadece özel bir grup ya da şahıslar bu şekilde tanımlanıyordu. Muhalifleri açıkça hedef göstermedeki isteksizlik, ulema ile Şahlığı yıkan koalisyonda yer alan çeşitli hareket ve örgütler arasında gerginleşmeye başlamakla birlikte henüz mevcut bulunan ilişkilerden kaynaklanmaktaydı.24

Ağustos 1979'da Ayetullah Seyyid Mahmud Talegani, ilk münafıkların gizli düşmanlar olduğu temasını tekrar işledi ve İran'ın aynı insanlarca ifsad edildiğini söyledi. Ancak bunların kimliğini açıklamadı. Şöyle diyordu: "Bizler aynı şeytani, kurnaz, hilekar münafıklarla karşı karşıyayız." Bazen "İslami bir yüzle" bazen "bir İranlı yüzüyle görünürler" ve "pek çoğu... halkı sevdiğini söyler." Ancak "kalplerinde olmayan şeyleri ağızlarıyla söylüyorlar. Ruhları, kalpleri ve hisleri emperyalizm, siyonizm ve diğer güçlerin hizmetindedir." "İslam maskesi ya da İran[cılık] maskesi taşıyarak müslümanlara darbe vuruyorlar."25 Benzeri bir şekilde, Hamaney muhalefeti ülke içinde beşinci bir kol görevi gören ve kimliğini belli etmeyen münafıklar topluluğu olarak tanımlıyordu.26

Haziran 1981'den önceki dönemde, münafık denilen muhalefet örgütlerinden birisinin isim verilerek açıklandığı tek hutbeyi Haziran 1980 tarihinde Hamaney vermişti. Örgütten, Fedaiyan-ı Halk'ın doğrudan hedef alındığı çok iyi anlaşılıyordu. 1980'de bir darbe hazırlığı ortaya çıkarılmış ve düzinelercesi tutuklanmıştı.27 Boşa çıkarılan bu planda Fedaiyan'ın rolü olabilirdi. Bu dönem aynı zamanda Humeyni'nin komünizm ve marksizme yönelik suçlamalarının özellikle Hizbullahçılar tarafından şiddet eylemlerine dönüştürüldüğü bir dönemdi.28 Hamaney hutbesinde münafıkların bazı temel özelliklerini sıraladıktan sonra bazı "solcu gruplar" bulunduğunu ve bunların İslam ve sadakat süsleri taşımalarına rağmen "ülkeye savaş açmış" olduklarını söylüyordu. Bazıları kendilerini "halkın fedaileri" [fedaiyan-ı halk] olarak niteliyor, "işçilerin destekçileri" olduklarını söylüyorlar. "Kendilerinin müslüman olduklarını, İslam Cumhuriyeti rejiminin destekçileri olduklarını söylüyorlar, ama bu sözlerini pratiğe geçirmiyorlar."29

1981'in ortalarına gelinen aylarda çağdaş muhaliflerin ilk dönem münafıklarıyla eş tutulması büyük bir hızla devam ediyor, ancak Cuma imamları hala bunların isimlerini vermiyorlardı. Geri dönüp baktığımızda görürüz ki suçun büyük kısmı İran'ı ulemanın hakimiyetinden kurtarmaya çalışan Cumhurbaşkanı Beni Sadr'm üzerine yükleniyordu; fakat Beni Sadr'la yakın ilişkileri bulunan Mücahidin-i Halk örgütü de sorumlu tutuluyordu. Yalnız açıkça görülüyordu ki, Humeyni'nin özellikle Ayetullah Beheşti ve İCP'nin temsil ettiği mollalara karşı Beni Sadr'a destek verdiği dönemde; hiç bir Cuma İmamı, Cumhurbaşkanı veya onu destekleyenler aleyhinde açıkça konuşmaya cesaret edemiyordu. Dinleyenlerin, bazı imaları anlamalarını bekliyorlardı.

Cumhurbaşkanı ile İCP'li alimler arasındaki iktidar mücadelesi şiddetlendikçe, Cuma İmamları Beni Sadr'ı, isim de vermek suretiyle, eleştirilerinin açık bir muhatabı haline getirmekte tereddüt etmediler. Mesela, Beni Sadr'ın nihai düşüşünden yaklaşık iki ay önce Nisan 1981'de, Hamaney hutbesine "Tarih boyunca peygamberlerin yaptığı devrimlerin en tehlikeli düşmanları... münafıklardır." şeklinde bir genel değerlendirmeyle başlıyordu. Daha sonra münafıkların özelliklerini anlatıyordu. Konuşmacı, anlatılan nifak özelliklerini taşıyan belirsiz bir kişiyle ilgili şunları söylüyordu; "Aslında inanmamasına rağmen, korktuğu için tamahkar olduğu için, iktidara el atmak istediği için... veya fırsatçılık adına inandığını söyler... Eğer devrimden bir pay, etki ve kazanç elde ederse... mutludur ve devrime muhalefetini azaltır [taklil mi'dakad]. Ancak eğer devrimden bir şey elde edememişse... şeytani arzularına uyarak hoşnutsuzluk çığlıkları atmaya başlar.... Devrime hizmet edeceğine dair yemin bile eder... imama ve devrime destek vereceğini açıklar, çünkü menfaatini burada görmektedir."30

Haziran 1981'de karışık dönem yaklaştıkça ve ulema ile muhalefet arasındaki ilişkiler bozuldukça, Cuma İmamları İran'dan kaçan muhalefet liderlerini de neo-münafıklar listesine alıyorlardı. Mesela Mayıs 1981'de arka arkaya verdiği iki hutbede Hamaney, Peygamber dönemindeki iki münafık gruba atıflarda bulunuyordu. İlk grup, Peygamber'in "zafer"inden sonra Medine'den kaçan ve Bizans'a gidip İslam'ın yok edilmesi işinde, imparatorluğa yardımcı olacaklarına dair söz verenlerdi. Bu grup zahiri olarak da imansızdı. İkinci grup ise "zahiri olarak" İslam'ı kabul etmiş gözüken, fakat imanları sağlam ve sıhhatli olmayan ve yeni topluluk bir zorlukla karşılaşınca İslam'ı terkeden insanlardan oluşuyordu. Hamaney şöyle diyordu: "Bizim toplumumuzda da bu iki [aynı] grup bulunmaktadır. Bazıları başından beri... İslam'a, İslami hükümete, İslam Cumhuriyeti'ne ve İmam [Humeyni]a inanmamaktadır... [Bunlar] İran'dan kaçan firarilerin ta kendileridir... İslami hükümet onları muhatap almamıştır."31 Hamaney'e göre "her iki olay da birbirine çok benziyordu. Devrim karşıtlarının İslami hükümetin merkezinden kaçışı, süper güçlerin himayesine sığınışı ve [İran'a] dönüp İslam Devrimi'ni yıkmak için hazır bekleyişleri."32

Çağdaş temsilcileri Beni Sadr ve Mücahidin-i Halk'ın liderleri olan ikinci grubu kastederek Hamaney dedi ki: "Bazıları da var ki, başında İslam'a ve İslam Curnhuriyeti'ne inanıyorlardı, İslam devleti tamahkarlıkları ve şahsi ihtirasları yüzünden müfsid bireyleri hesaba katmayınca İslami hükümet onlar için rahatsızlık unsuru oldu, mağrur rütbelerini ellerinden aldı... İslami hükümete karşı hoşnutsuzluk duydular ve münafıkların saflarına katıldılar."33

Din adamlarının kitlesel saldırıları sonucu Beni Sadr 11 Haziran 1981'de saklanmak zorunda kalınca, Hamaney açıkça onun yıkıcı hır nifak hareketinin lideri olduğunu ilan etti.34 17 gün sonra İCP merkezinde bomba patlayınca Mücahidin-i Halk örgütünü de bu harekete kattı ve Münafikîn-i Halk diye isimlendirdi.35 İran İslam Cumhuriyeti işte bundan dolayı iki uca sahip bir münafıklar hareketiyle karşı karşıya olduğunu düşünüyordu: Beni Sadr'ın liderliğini yaptığı "liberal" kanat ve Mücahidin-i Halk'ın başını çektiği "marksist" kanat, örneğin Temmuz 1981'de Rafsancani İslami İran'ın iki "temel bozguncu eğilim" ile karşı karşıya olduğunu söylüyordu. "Teoride birbirinin anti­tezi olmalarına" rağmen, pratikte İslami hareketi ortadan kaldırmak için işbirliği yapıyorlardı. Bu eğilimlerden birini adlandırıldıkları şekliyle "solcu müslümanlar" oluşturmaktaydı. Bunlar münafıktılar, çünkü "müslüman olduklarını, İslam için mücadele verdiklerini" iddia etmelerine rağmen imanları sadece sözden ibaretti. Diğer "bozguncu eğilim" –liberalizm-in takipçileri de münafıktı, çünkü sosyal ve ekonomik programlan, ahlak anlayışları, siyasi bağlantıları ve dış politika anlayışları itibariyle İslami değillerdi. Kısacası, Cuma İmamlarına göre bu iki eğilim, münafıklarla ilgili Kur'an ayetini somutlaştırmaktaydı. "Sen onları bütün bir vücut zannedersin, ama kalpleri bölünmüştür."36

Ulemaya göre Mücahidin kendisinin devrimci olduğunu iddia ediyordu, ama hem Doğu'ya hem de Batı'ya bağlıydılar. "Arada yalpalayıp dururlar, ne bunlara, ne de onlara (bağlanırlar)." (4/Nisa, 143).37 Başka bir deyişle iyi bir münafık amaçsızdır ve havada asılı vaziyettedir. "Bazen bir tarafa, bazen diğer tarafa sarkar." Şah'ın devrilişinin hemen ardından Mücahidin orduyu dağıtmak istiyordu ve bu amaçla Devrim Muhafızları aleyhine sloganlar atıyorlardı, Buna ek olarak eskiden anti-emperyalist düşünceler taşımalarına rağmen, artık "açıkça Batı'nın arkasına sığınıyorlar, firari SAVAK ajanlarıyla işbirliği yapıyorlar ve sürekli Batı'dan dem vuruyorlardı."38

Beni Sadr olayı bahsedildiği şekliyle daha açıklayıcı bir örnek oluşturuyordu. Kur'an münafıklar hakkında şunları söylüyordu: "(Bu davranışlarının) sebebi şudur: İnandılar, sonra inkar ettiler, bu yüzden kalplerinin üzeri mühürlendi, artık onlar anlamazlar." (63/Münafikun, 3). Diğer bir deyişle, "kuruntu", [gurur] ve "kibir" [tekebbür] gıdıklarından dolayı "milleti anlayamazlar." Beni Sadr gibi: "Şimdi, Paris'e gittikten sonra bile, Bay Beni Sadr İran'da halkın yüzde doksanının kendisini desteklediğine inanıyor." İnancında da "samimi". Ancak sadece "kuruntulu" ve "kibirli" bir insan -münafık- bu türden saplantılar" taşıyabilir: "Halkın yüzde doksanının desteğine sahip olduğunu iddia eden insan azledilişinden sonra tuvalette saklanmak Orunda kalmıştı."39

İç muhaliflerin münafıklar şeklinde tanımlanmasıyla İslami rejim onlarla Peygamber ve Ali'nin yaptığı şekilde mücadele edeceğini gösteriyordu. Yani onlar yok edilmeliydi. Yalnız yok edilmeden önce üç kademe takip edilmeliydi. İlk olarak münafıklar kesin bir şekilde tesbit edilmelidir. Ali'nin yerel valilerinden Malik Eşter'e dediği gibi: "Ey Malik! Düşman seni aldatmak üzere yaklaştığında... [onu] ihtiyat, kararlılık ve kesinlik içinde karşıla. Ortaya... sağlam fikir koy; görünmeyen bir düşmanla karşılaşmada saflığa yer yoktur, şüpheye yer vardır... Müslüman toplum... düşmanını iyi teşhis etmelidir."40

Teşhisten sonra, ikinci olarak münafık bir bireyin savaşçı olup olmadığı tesbit edilmelidir. Rafsancani Temmuz 1981'de yaptığı bir konuşmada, Peygamberin sünnetine göre "bir münafık... savaşa kalkışmadığı... devlete karşı ayaklanmadığı sürece İslam'ın koruyuculuğu altında yaşayabilir" diyordu. Fakat ne zaman "nifak maskesi"ni düşürür "perdeyi kaldırır ve eline kılıcı alıp İslam devrimine başkaldırır", işte o zaman durumu değişir.41

Üçüncü olarak da, savaşçılara merhametli davranılmamalıdır. Kur'an bu konuda şöyle diyordu: "Andolsun, ikiyüzlüler, kalplerinde hastalık bulunanlar, şehirde kötü haberler yayanlar (bu yaptıklarından) vazgeçmezlerse seni onların üzerine süreriz." (33/Ahzab, 60).42 Sıkı tedbirler alınmaya başlandığı sıralarda Rafsancani "Açıkça söylüyorum: Münafıklar probleminin tek çözümü Kur'an'ın sunduğu çözümdür" diyordu. Ali Kur'an emirlerini son harfine varıncaya kadar uyguluyordu ve "dört bin münafığı [Hariciler] öldürdü." Aslında Peygamber de, Ali de Kur'ani talimatı uyguluyorlardı: "Allah ve elçisiyle savaşanların cezası, (ya) öldürülmeleri, ya asılmaları, ya ellerinin, ayaklarının çapraz kesilmesi veya bulundukları yeden sürülmeleridir." (5/Maide, 33)43

İran takvimine göre 1361 (1982/1983) yılına girilmesinden hemen önce, Hamaney İran'ın müslüman halkını, ülkedeki nifak odaklarının başarılı bir şekilde sökülüp atılması hasebiyle tebrik etti. Geçen yıl -muhalefetin şiddet kullanmasını kastederek- acı bir yıl olmuştu. Milletin kanı akmış, oğullan kurban gitmişti. Bütün güçlüklere ve ızdıraba rağmen -belki de bundan dolayı- yıl "açık bir zaferle" sona ermişti: "Kim bilir kaç tane yüzün maskesi düşmüş; kaç tane sahte özgülük savaşçısı ve sözde halkçı maskesiz kalmıştı." Ülke birinci ve ikinci devrimlerde -despotizme (Şah'a) ve emperyalizme (ABD'ye) karşı- başarılı olmuştu, şimdi de "nifak odaklarına" karşı olan "üçüncü devrim" de büyük bir zafer elde etmişti.44 Yirminci yüzyılın son dönemindeki İran muhalefeti yok edilmişti. Bazı örgütler ve gruplar 1982 ortalarından sonra faaliyet gösterseler dahi, Humeyni sonrası dönemde ortaya çıkmak ümidiyle yeraltına çekilmişlerdi. Buna paralel olarak muhalefet gruplarının münafık olarak nitelendirilmesi, 1982 ortalarından sonra büyük oranda azalmıştır.46

Belirli şahıslara ve örgütlere münafıklık atfedilme işine neredeyse son verilmesine rağmen, sürmekte olan İran-Irak Savaşı çağdaş "kötü amaçlı" insanların ilk münafıklarla eş tutulmasını kaçınılmaz hale getirmişti. Atıflara Eylül 1980'de savaşın patlak vermesiyle başlandı. Muhalefetin tersine, savaş cephesindeki durum ve bunun yurt cephesine yansımaları, rejim için büyük bir tehdit oluşturuyordu. Öyle anlaşılıyordu ki, İslami hükümet "nihai zafer"in belirsiz bir tarihe ertelenmesi ve savaşın acı kayıpları ve ekonomik yükü sebebiyle halkta oluşan gerginliği yok edebilmek amacıyla, suçu belirsiz bir düşmana yükleyerek tepkileri beşinci kol olarak adlandırılan münafıklara yöneltmeye çalışıyordu.

Mesela, rejim savaşa muhalefet edenleri, Hendek Savaşı(627)'ndaki Peygamber'in metodunu eleştiren, başarılı bir sonuç elde edileceğinden şüphe duyan ve "savaşa katılmak istemeyen, eğer bir menfaat görseler düşman saflarına bile katılabilecek olan" münafıklara benzetmekten hoşlanıyordu.47 Cuma İmamları, Hendek Savaşı'nda münafıkların Medine'yi savunanlar arasında "bozgunculuk ve kışkırtıcılık yapmaya çalıştıkları"nı, çağdaş İranlı münafıkların da aynı şeyi İslam Cumhuriyeti'ni savunanlar arasında yapmaya çalıştıkları uyarısında bulunuyorlardı: "İran devleti düşmanlarıyla savaşmaktadır. Savaş güvensizliği, memnuniyetsizliği, kıtlığı... acıları beraberinde getirir; anneler ve babalar çocuklarının geleceği için üzülürler. Münafıklar bu talihsizlik ve güçlükleri iki katına çıkarıyorlar... Acı olaylar... üzerinde aşırı vurgu yaparak iki kat daha vahim hale getiriyorlar... İnsanların kalbindeki ümidi söküp almaya çalışıyorlar. İnsanlar [zaferimizi] görüyor ve mutlu oluyorlar... Ama birden bir münafık beliriyor... kışkırtıcı ve [haince] faaliyetlerle onların ümidini çalmaya çalışıyor."48

Başka bir örnek ise Rafsancani'nin Nisan 1987'de İran ve Irak'ın, kentler üzerine karşılıklı füze saldırıları yaptığı şehirler savaşını Hendek Savaşı'na bir tutmasıydı. Her iki olayda da, dediğine göre münafıklar düşmana lojistik ve diğer türden bilgiler vermişlerdi. Düşmanın kendi lehine çevirmeye çalıştığı "zayıf bölgeler" ile ilgili bilgi sağlama hususunda etkiliydiler.49 Bu yüzdendir ki, Cuma İmamları çağdaş münafıkların, atalarının İslam'ın doğuşu sırasında yaptığı gibi beşinci kol olarak işlev gördüklerini söylüyorlardı. Iraklı düşmanla bağlantıları vardı; onlar "Saddam'ın uşaklarıydı", çünkü Irak'a İran birliklerinin hareketleri, fabrikaların yerleri, ürünlerin dağılımı ve diğer konularda değerli bilgiler sağlıyorlardı.50

Son olarak 1984 Eylülünde Rafsancani, içerideki "kışkırtıcıların" İran-Irak Savaşı'ndaki tavırlarını, Peygamber'in 630'daki Tebük Seferi sırasında münafıkların sergilediği tavırlara benzetiyordu. Sefer sırasında münafıkların "entrikalarını engelleme olmadan planlayabilecekleri bir yer" olması amacıyla inşa ettikleri ve karışıklık mescidi olarak adlandırılan bir mescid bulunuyordu.51 Ona göre bu mescid günümüz münafıklarının merkezlerini temsil eder. Rafsancani münafıkların Peygamber seferdeyken yaptıkları "propaganda”lardan da -savaşa katılmaları ve katkıda bulunmalarının istenmesinden dolayı duydukları rahatsızlık yaptıkları şikayet ve itirazlar-bahsediyordu. Günümüz münafıklarının da böyle olduğunu söylüyordu: Propagandalarının amacı "halkın moralini bozmak"tı. Rafsancani Tebük Seferi'ndeki münafıkların, yirminci yüzyıl İranındakiler gibi, askere alınmamak için bir sürü bahaneler uydurduklarına da değiniyordu.52

Sonuç

Muhalefet karşıtı kampanya sırasında münafıklarla ilgili İslami temaların işlenmesi, İran dini rejiminin halkın dini duygularını kitleyi seferber etme ve rejime destek sağlama şeklindeki siyasi amaçları için nasıl kullandığını gösteren açık bir örnektir. Münafıkların özelliklerini ve iç düşmanların niyetlerini tanımlamak için Kur'an'dan alıntılar yaparak ve onlara (münafıklara) karşı Peygamber ve İmam Ali'nin davranışlarına müracaat ederek, hakim ulema muhalefeti şiddet kullanarak bastırmasını halkın gözünde meşrulaştırmaya çalışıyordu.

Muhalefeti mahkum etme amacıyla münafikin gibi İslami terimlerin kullanılması İran'da emsalsiz değildi. Aynı şekilde, iç ve dış düşmanları kötülemek için başka olumsuz ve duygusal içerikli İslami terimler de kullanılıyordu. Son İran Şahı'nın "Şah-Yezid" olarak ve son Irak devlet başkanının "Saddam-Yezid" olarak nitelendirilmesi, rejimin temel İslami terimleri kendi siyasi amaçları için kullandığının başka bir örneğidir. Münafikin kavramının İslami rejimin söylemindeki özel kullanımını incelemek birçok faydaları barındırmaktadır. Çünkü bu sayede yönetici ulemanın muhalefet hareketine karşı değişen tavırlarını daha iyi anlayabilme fırsatı doğar.

 

Dipnotlar:

1-Bkz.: Shaul Bakhash, The Reign of Ayatollahs: Iran and the Islamic Revolution, [Ayetullahların Saltanatı: İran ve İslam Devrimi], (New York: Basic Books, 1984), s. 129; ve David Menashri, Iran: A Decade of War and Revolution, [Iran: Devrimin ve Savaşın On Yılı], (New York ve Londra: Holmes &Meier, 1990), s. 184-185, 189.

2-Bakhash, Reign of Ayatollahs.., s. 220.

3-R. K. Ramazani, Reuolutionary Iran: Challenge and Response in the Middle East, [Devrimci Iran: Orta Doğu'da Meydan Okuma ve Cevap], (Baltimore, MD: Johns Hopkins University Press, 1988), s. 26-27. Pehlevi sonrası İran'da verilen Cuma hutbeleri ile ilgili iki yeni araştırma için bkz.: Haggay Ram, "islami Sembolizm: Cuma Hutbelerine Yansıyan Şekliyle İran İslam Devrimi'nin ideolojisi, 1979-1989", (Doktora tezi, New York Üniversitesi, 1991); ve aynı yazar "İlk İslam Devleti Efsanesi: İslami Rejimin Meşrulaştırılması", Iranian Studies, 1992'de yayınlanacak.

4-27 Temmuz 1979 -Cuma namazının İslami İran'da yeniden tesis edildiği tarih- ve 28 Mayıs 1982 tarihleri arasında Tahran'da verilen hutbeler, İslami İrşad Bakanlığı'nın bastırdığı dört ciltlik bir eserde bulunabilir, Der Mekteb-i Cuma'ah: Mecmuah-i Hutbe-i Cum'ah-i Tehran (bundan sonra, Hutbe). Ciltler ayrı ayrı basılmıştır, ilk ikisi 1986'da (1364), üçüncüsü 1987'de (1365) ve dördüncüsü 1989'da (1367). [ilk cildin Türkçesi için bkz.: "İlk Hutbeler", Yöneliş Yay., İstanbul, 1991.) Tahran'da verilen hutbelere bundan sonra yapılacak bütün atıflar -Haziran 1982'den Aralık 1989'a kadar olanlar-İran'da çıkan İttala'at gazetesinden alınmıştır. îttila'at ismi sürgündeki İranlı muhaliflerin Londra'da aynı isimle çıkardıkları gazeteyle karıştırılmamalıdır.

5-Mücahidin-i Halk-ulema ilişkileriyle ilgili bkz.: Ervand Abrahamiyan, The Iranian Mojahedin, [İranlı Mücahidler], (New Haven, CT: Yale Unîversity Press, 1989).

6-Ayetullah Ruhullah Humeyni'nin 1980 Haziranında bu konuyla ilgili söyledikleri için bkz.: Bakhash, Reign of the Ayatollahs, s. 112.

7-Hutbe, Cilt I, 9 Kasım 1979, s. 129-130; ayrıca bkz.: Ayetullah Abdülkerim Müsavi Erdebili, Cilt IV, 15 Ocak 1982, s. 192-193.

8-A. g. e., Cilt II, 25 Ocak 1980, s. 15.

9-Temmuz 1981'de Hüccetü'l-İlam Ali Ekber Haşimi Rafsancaııi Şah yanlılarına karşı sürdürülen "ıslah" kampanyasının büyük bir başarıya ulaştığını söylüyordu. Bkz.: Hutbe, Cilt II, 17 Temmuz 1981, s. 305-306.

10-Pehlevi İranındaki gerilla hareketlerinin kökenleri ve etkinlikleri hakkında, bkz.; Ervand Abrahamiyan, "İran'da Gerilla Hareketleri, 1963-1977", Hale Afşar'ın derlediği Iran: A Revolution in Turmoil, [İran: Kargaşa içindeki Devrim] (Londra: Macmillan, 1985), s. 149-174.

11-Hutbe, Cilt III, 24 Temmuz 1981, s. 316.

12-A. g. e., Cilt IV, 7 Mayıs 1982, s. 403.

13-A. g. e., 2 Ekim 1981, s. 14.    "

14-Fr. Buhl, "Münafıklar", Encyclopedia of islam, Birinci basım.

15-A. g. e.

16-Hutbeden, bkz.: Talegani, Cilt I, 31 Ağustos 1979, s. 40-41, "firari" SAVAK ajanları hakkında; Hameney, Cilt II, 27 Haziran 1980, s. 205-206, Fedaiyan-ı Halk hakkında; Hameney, Cilt III, 19 Haziran 1981, s. 256-258; "Ulusal Cephe" hakkında; ve Muhammed Rıza Mehdevi-Kani, îttila'at, 7 Mayıs 1983, Tudeh Partisi hakkında.

17-Hutbe, Cilt II, 10 Ekim 1980, s. 328.

18-Hamaney, a. g. e., Cilt III, 10 Nisan 1981, s. 164.

19-A. g. e., Cilt III, 24 Nisan 1981, s. 181.

20-Talegani, a. g. e., Cilt I, 31 Ağustos 1979, s. 40.

21--Hamaney, a. g. e., Cilt III, 24 Nisan 1981, s, 179. Ek olarak bkz.: Rafsancani, Cilt III, 10 Temmuz 1981, s. 294

22-A. g. e., 8 Mayıs 1981, s. 201-202.

23-A, g. e., 1 Mayıs 1981, s. 189-190.

24-Bu fikir Abrahamiyan'ın Mücahidin-i Halk ile ilgili çalışmasında savunul­maktadır. Abrahamiyan, tedbirler öncesinde Humeyni'nin kendisinin de örgütü açıkça münafıklara benzetmekten kaçındığını söylüyor. Abrahamiyan, Humeyni'nin 1980 Haziranında verdiği bir hutbede "Münafıklar kafirlerden daha tehlikelidir" dediğini söylüyor. Bu hutbede Humeyni, Mücahidin kelimesini kullanmaktan kaçınıyor, fakat "ulemayı 'gerici' diye karalayanlar; başkalarının sopa kullanması gibi kalemlerini kullananlar ve İslam'ı savunuyor görünürken, Peygamber'e karşı gelen iki yüzlü Medineliler gibi, İslam'ın kuyusunu kazanlara karşı, halkı uyanık olmaları için" uyarıyordu. Bkz.: Abrahamiyan, Iranian Mojahedin, s. 210:

25-Hutbe, Cilt I, 31 Ağustos 1979, s. 40-41; benzeri tasvirler için bkz.: Muntazeri, Eylül 1979, s. 74; Hamaney, Cilt II, 4 Temmuz 1980, s. 213; Hamaney, 10 Ekim 1980, s. 337-339.

26-A. g. e., Cilt I, 12 Ekim 1979, s. 96; ayrıca bkz.: Hamaney, Cilt II, 10 Ekim 1980, s. 343. Çağdaş münafıklara beşinci kol şeklindeki atıflar özellikle İran-Irak Savaşı'nda yoğunlaşıyor.

27-Menashri, Iran, s. 143.

28-A. g. e., s. 144.

29-Hutbe, Cilt II, 27 Haziran 1980, s. 205.

30-A. g. e. 24 Nisan 1981, s. 179-180

31-A. g. e. 1 Mayıs 1981, s. 188.

32-A. g. e. 8 Mayıs 1981, s. 200.

33-A. g. e., 1 Mayıs 1981, s. 188.

34-A. g. e.,  19 Haziran 1981, s. 258.

35-A. g. e., 26 Haziran 1981, s. 264-265.

36-A. g. e., 3 Temmuz 1981, s. 275-285.

37-Hamaney, a. g. e., 26 Haziran 1981, s. 264-265. Ayrıca bkz.: Rafsancani, 10 Temmuz 1981, s. 293-295.

38-Rafsancani, a. g. e., Cilt III, 4 Eylül 1981, s, 383-387.

39-Rafsancani, a. g. e., 14 Ağustos 1981, s. 353.

40-Hamaney, a. g. e., 10 Nisan 1981, s. 165.

41-A. g. e., 10 Temmuz 1981, s. 293-294.

42-Hamaney, a. g. e., Cilt II, 19 Eylül 1980, a. 313. Ayrıca bkz.: Hamaney, 10 Ekim 1981, s. 343-344; ve Hamaney, Cilt III, 13 Mart 1981, s. 128-129.

43-A. g. e., Cilt IV, 9 Ekim 1981, s. 32-34. Ayrıca bkz.; Rafsancani, 16 Ekim 1981, s. 39-45.

44-A. g. e., 19 Mart 1982, s. 304-306.

45-Bkz.: Menashri, Iran, s. 238.

46-Ancak çökertmeden sonra bazı bireyler ve gruplar münafıklara benzetilmişti. Mesela, 1983'de Tudeh Partisi'nin suçunun münafıklarınkinden daha büyük olduğu ve Beni Sadr'ın "münafık yüzü" sayesinde Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanabildiği söyleniyordu. Bkz.: Mehdevi-Kani, İttila'at, 7 Mayıs 1983 ve Fahreddin Hicazı, hutbeden önceki konuşmada, İttila'at, 23 Temmuz 1983. Benzeri bir şekilde Rafsancani, Ekim 1984'de Şah yanlılarının, Fedaiyan-ı Halk'ın ve diğer "solcu grupların" münafık olduğunu söylemiştir. Bkz.: îttila'at, 29 Ekim 1984.

47-W. Montgomery Watt, Muhammad: Propfıet and Statesman, [Muhammedi Peygamber ve Devlet Adamı], {Londra, New York ve Oxford: Oxford University Press, 1961), s. 167.

48-Hamaney, Hutbe, Cilt III, 1 Mayıs 1981, s. 190. Benzeri tasvirler için bkz.: Hamaney, 26 Aralık 1980, s. 37-39.

49-îttila'at, 4 Nisan 1987.

50-Hamaney, îttila'at, 2 Temmuz 1988. Benzeri tasvirler için bkz.: Rafsancani, Hutbe, Cilt IV, 7 Mayıs 1982, s. 405-406. Muhalefetin Iran-Irak Savaşı'nda beşinci kol olarak çalıştığına dair sözler muhtemelen Mücahidin-i Halk örgütünü hedef alıyordu. Çünkü operasyon merkezlerini Irak'a kaydırmalarının ardından, çatışmalar durmadan hemen önce İran topraklarına yapılan saldırılara fiili olarak katılıyorlardı.

51-Watt, Muhammad, s. 221.

52-İttila'at, 29 Ekim 1984.

Kaynak: Dünya ve İslam Dergisi - Sayı: 14 - Bahar 1993

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları