Müslümanların Gerileme Nedenleri

Ahmet Ağırakça

İslami uygulamalardaki ilk kurumsal bozulma/sapma nasıl ve ne zaman oluşmuştur?

İslam'ın ilk dönemlerinde, yani Hz. Peygamber döneminde bütün uygulamalar vahyin çerçevesinde gerçekleşiyordu. O dönemde gerek ferdin, gerekse toplumun hayatını düzenleyen ve Allah'ın emir ve yasaklarını uygulama alanına koyan bütün kurumlar Allah'ın emirleri istikametinde hareket etmeyi önemli bir görev ve ibadet telakki ediyordu. Hz. Peygamber hayatta olduğu sürece insanların hayatlarını vahiy şekillendiriyordu. Vahyin sona erdiği dönemden yani Hz. Peygamber'den sonra onun yerine geçen halifeleri, aynı şekilde Kur'an-ı Kerim'e ve onun bir izahı mahiyetinde olan Rasulullah'ın sünnetine tabi olmak prensibini yaşadılar. Böylece bu prensip çerçevesi içinde Kur'an ve Sünnet dört halife döneminde en iyi şekilde uygulandı. Bu gerek fert hayatında, gerek toplum hayatında yani devlet uygulamasında en mükemmel şekliyle tezahür etmiştir. Ancak dört halife devrinin sonlarına doğru insanların zaaflarından kaynaklanan birçok karışıklıkların meydana geldiği malumdur, İslam toplumunda meydana gelen Sıffin ve Cemel olayları, toplum içinde bazı yanlışlıkların ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Taraflar haklılıklarını ortaya koymak için deliller öne sürüyorlardı. Bu deliller zaman zaman yerinde kullanıldığı gibi çoğu kez yerinde kullanılamamıştır. Hatta taraflar haklılıklarını kitlelere ulaştırmak gayesiyle hadis vaz'ına başlamışlardır. Bu dönemden itibaren bu gruplar, yanlış uygulamalarını ve yanlış anlayışlarını örtbas etmek için Hz. Peygambere adeta iftiralarda bulunmuşlardır. Hz. Ali'nin şehadetinden sonra Hz. Hasan'ın Emevi ailesine karşı dayanamayıp hilafetten vazgeçmesi, kendi isteği ile hilafeti Muaviye'ye devretmesi yeni bir yönetim anlayışını ortaya çıkardı. Muaviye'nin ilk dönemlerinde zahiren pek önemli sapmalar görülmemektedir. Ancak yönetiminin sonlarına doğru ilk kurumsal sapma ve yanlış uygulama, hilafetin saltanata dönüşmesi olayıdır. Bu İslam toplumunda meydana gelen ilk kurumsal sapmadır. Bu sapma hilafetin babadan oğula intikal ettirilerek İslami olmayan bir kurumun ortaya çıkmasıyla gerçekleştirilmiştir. Yani hilafet veliahtlık usulüyle baba¬dan oğula intikal eden bir kurum haline dönüştürülünce İslam'a uymayan, İslam'ın nasslarına ters düşen bir uygulama ve sapma meydana geldi. Böylelikle İslam'ın çok önemli bir müessesi olan hilafet kurumunda bu yanlış uygulama, bozulma, sapma ister istemez İslam toplumunu tümüyle etkiledi ve toplum içinde bazı yanlış anlayışların ortaya çıkmasına neden oldu. Hilafet önemli bir kurum olarak ehil olmayan ellere geçince bu sapma adeta gittikçe genişleyen bir açı mahiyetinde yavaş yavaş toplumu etkilemeye başladı ve Emeviler'de bir saltanat yönetiminin ortaya çıkmasına neden oldu. Emevi uygulamalarının teferruatına girmek bizim için şu anda mümkün olmadığından dolayı sadece İslam toplumunun gerilemesine yol açan ve toplumun gerçekten bozulmasına, yozlaşmasına neden olan veliahtlık kurumunu İslam'da ilk kurumsal sapma olarak değerlendirmek gerekir. Hz. Peygamber ve dört halife döneminde kırk yıllık müddet içerisinde ortaya konan mükemmel uygulamalar bir günde yıkılamazdı. Ama bu uygulama ister istemez İslam'ın bünyesine bir mikrop gibi yayılınca, bünyeyi zamanla kemiren bir uygulama olmuştur. Veliahtlık babadan oğula geçen bir kurum olduğu için İslam ümmetinin başına yönetimde hiç ilgisi olmayan, bu işe hiç ehil olmayan, yönetimle alakası olmayan insanlar başa geçmiştir.

Bir tarafta Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Abbas, Hz. Hüseyin, Abdullah b. Zübeyr gibi büyük şahsiyetler varken veliahtlık babadan oğula geçen bir kurum olduğu için İslam ümmetinin başına geçmesi asla hiç bir kimsenin zihninde geçmeyen ve hiç bir kimsenin kendisini böyle bir makama layık görmediği, Yezid veya Mervan ibnü'l-Hakem gibi birileri ümmetin başına geçebiliyor. Hz. Peygambere babası ile birlikte haraket/iftira eden ve Medine'den Rasulullah tarafından sürgün edilen bir kişi ümmetin başına geçebiliyor. Bu da hilafetin ehil insanlara değil veliahtlık yoluyla babadan oğula intikal eden bir kuruma dönüştürülmesinden dolayı olup İslam toplumunda büyük çözülmelere sebep olmuştur. Bu uygulama, Ömer b. Abdulaziz veya Abbasiler'de el-Muhtedi veya Abbasiler'in son dönemlerinde Ezzahir Biemrillah gibi şahsiyetler İslam'ın hilafet kurumunu, babadan oğula intikal eden durumdan çıkarıp ehil ellere teslim etmek noktasında büyük gayretler sarfetmişlerse de bunda başarılı olamamışlar ve dünyaya meyleden, dünyayı seven, hükümdarlıktan yana olan ve hükümdarlıkta insanları heva ve heveslerine göre yönetebilecek bir ortam arayan şahsiyetler bu güzel uygulamalara ve ferdi çıkışlara karşı direnmiş ve sonunda saltanatlarını koruma yollarını yakalamışlardır, işte bize göre Batı'ya açılan ilk pencere bundur. Hatta Batı değil, İslam dışı bütün uygulamalara açılan kapı bu kapı olmuştur. Bu kapı İslam toplumunun ve devletinin zirvesinde olan bir kapı, yani hilafet müessesenin kapısı olduğu için ister istemez bünyeye bir çok yanlışların girmesine yol açan ilk bozulma olmuştur. Bu konu üzerinde daha geniş bir yerde durulması gerekir. Bir soruşturma şeklinde değil de çok daha geniş ve kapsamlı olarak bu olayın ele alınması ve İslam dışı sistemlere kaymanın ilk adımının nasıl ortaya çıktığı üzerinde iyice durulması icap eder.

Son yüzyıllarda İslam dünyasında ve ümmet bünyesinde açıkça ortaya çıkan kültürel, sosyal, siyasi, ekonomik ve askeri sahalardaki çöküşü hazırlayan en önemli etkenler neler olmuştur?

İslam'ın orta dönemlerinde özellikle Abbasiler döneminde gerçekten kültürel, sosyal, ekonomik ve askeri alanlarda büyük başarılar elde edilmiştir. Yönetim açısından bir sürü yanlışlıklara rağmen bilhassa ilmi açıdan büyük inkişaflar, büyük buluşlar meydana gelmiş ve İslam toplumu adeta zirvesine ulaşmıştır.

El-Me'mun döneminde kurulan Daru'l-Hikme, daha sonraları Harezmi, Cabir İbn Abdullah, Ebu'l-İzz ve Biruni gibi şahsiyetlerin ortaya koydukları mükemmel buluşlar İslam toplumunu zirveye doğru tırmandırmıştır. Sosyal alanda ibn Haldun vb. şahsiyetlerin düşünce ürünleri, gerçekten İslam dünyasının ufkunu ister istemez zirvelere tırmandırmıştır. Ama İslam tarihinin orta zamanlarından sonra, yani Hicri 7. asırdan sonra, bilhassa İslâm hukukunda taklit çağının başlaması, şerh ve haşiyelerle fazla uğraşılması ortaya konan eserlerin ciddi telifler değil de, daha evvel yazılanların birer açıklaması, şerhi ve haşiyesi mahiyetinde olan eserlerin yazılmaya başlanması İslam toplumunda bir çok kültürel ve sosyal yönde eksikliklerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bilhassa teliften ziyade tercümelerin tercih edilmesi, İslam dışı kültürlerin İslam bünyesine sızmasına da neden olduğu gibi bu yönde de çöküşü hazırlayan sebeplerin yavaş yavaş belirginleşmesine yol açmıştır. Özellikle Yunan ve Hint düşüncelerinin tercüme yoluyla İslâm toplumunu etkilemesi ve bu etkilenmenin en bariz tezahürü olan tasavvuf ve felsefe gibi düşüncelerin meydana getirdiği bozulmalar göz önünde bulundurulduğunda bu gibi dış etkenlerin bozulma nedeni olduğunu ifade etmek mümkün olur. İslam'daki takva ve nafile ibadet anlayışı, ahlak ve edep sahabe neslinde zirvesinde idi; Bu takva ve takvaya giden yollar kurumlaşmaya başlayınca ister istemez bozulmalara ve İslam'da olmayan bidat ve hurafelerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Tasavvufta meydana gelen ve İslam'da olmayan birçok kurum, birçok ibadet şekli ister istemez Kur'an düşüncesini, arı ve saf sünneti aşmış, adeta Kur'an ve Sünnetten uzak bir halk dini ortaya çıkarmıştır. Bunun yanında İslam'a giren yeni milletlerin ve toplumların eski alışkanlıklarından bir türlü kurtulamayınca bazı bozulmalar ve saf Kur'ani anlayış birçok hurafelere ve bidatlere dönüştürülmüş, saf tevhidi anlayış zedelenmiştir.

Bunun yanında Cenab-ı Allah'ın buyruğuyla İnsanların, kendi elleriyle ortaya koydukları yanlış eylemleri aracılığıyla yeryüzünde fesat yayıldı ayeti kerimesinin hükmü gereği olarak gerçekten İslam ümmetinin yöneticileri, toplumu yöneten kitlelerde meydana gelen bozulmalar toplumu da etkilemiştir. Saray hayatının ortaya çıkması, hükümdarların saraylara kapanmak suretiyle cariyeleriyle, eğlenceleriyle hamamlarda çattıkları keyiflerle ister istemez toplumu terk etmiş toplumla ilgilenmez, toplumun dertleriyle uğraşmayan, ilgilenmeyen bir yönetim anlayışını ortaya çıkarmıştır. Onların yani yöneticilerin fıskları ve fücurları toplumda da bir bozulmalara sebep olmuştur. Zira meşhur bir kelam-ı kibarda iade edildiği gibi insanlar yöneticilerinin dinleri üzerinedir. Yöneticiler hangi hayat biçimini benimsiyorlarsa toplum da aynı hayat biçimine bürünür. Eğer yönetici takva sahibi mükemmel bir mümin ise insanlar da ona uyarlar. Ama yönetici fasık bir kimse ise reaya da fişka başlar ve dolayısı ile toplum içinde sosyal bünyede bir sürü yanlışlıkların meydana gelmesine neden olur. Ekonomik alanda da, askeri alanda da aynı şekilde etkilenmeler olur. Bunları bir kaç örnekle değerlendirecek olursak: Mesela Lale devrinde otuz Osmanlı altını verilmek suretiyle Fransa'dan satın alınan lale soğanları İstanbul'a getirilmiş ve İstanbul'un güzel saraylarının, güzel bahçelerine dikilmiştir. Ümmetin malı olan bu otuz altına satın alınan lale soğanlarının, mutlaka Fransız lalesi olması gerekmezdi, ama yöneticiler saraylarının bahçeleri güzel olsun diye ve güzel sarayda oturalım, güzel saraylarımız olsun, İstanbul'un her tarafı güzel saraylarla donatılsın, işte o zaman Osmanlı devleti kalkınır anlayışına kapılınca ister istemez ümmetin mallan çarçur edilmeye başlanmış, yanlış yerlere israf edilmiş, devletin bütçesi boş yere tüketilmiş, bu da ekonomik alanda bozulmalara neden olmuştur. Bu konuda örnekleri artırmak mümkündür.

Askeri alanda insanlar saf cihad anlayışını koruyamamış Avrupa'ya doğru sevk edilen ve bir zamanlar ülkeler fetheden büyük ordular daha Edirnekapı'dan çıkarken elde edilecek toprakları pazarlamaya başlayınca bu topraklar daha fethedilmeden önce satılmaya kalkışılınca askeri alanda gerilemeler oldu. Bu da gerçekten saf bir İslami anlayış ile büyük ülkeler fetheden, Endülüs'ü, İstanbul'u Doğu ve Batı'yı fetheden ordu anlayışı yerine savaşta elde edeceği ganimeti daha elde etmeden nasıl değerlendireceğini ve bunları kimlere satacağını hesaplayan kumandanların başa geçmesiyle askeri alanda da çöküşlere neden olmuştur, işte bütün bu çözülme ve bozulmaların asıl nedeni yöneticilerin fıskıdır.

Günümüz İslami mücadelesine pratik katkı sağlaması açısından, Müslümanların gerileme nedenleri üzerinde durulmasını ve gündem oluşturmasını gerekli buluyor musunuz?

Tarih insanlar için önemli bir aynadır, insanlar geçmişte işledikleri hataya dönüp baktıklarında bu hataların bir daha tekerrür etmemesi gerektiği kanaatine varırlar. Eğer zamanında İslam'ın toplum içerisinde yaşanmasını engelleyen hatalar görülürse bugün için İslam'ın başarıya ulaşmasında pratik katkılarda bulunacaktır. Muaviye'nin oğlu Yezid'i veliaht tayin etmesinden başlayıp, son Osmanlı yöneticilerinin hayatlarına egemen olan Batı tipi bir yaşantı biçimini tercih etmeleri ve Batılılar gibi yaşamaya kadar gelelim bütün bunlar bünyede bir çok bozukluklar meydana getirmiş, İslam hakimiyetini yavaş yavaş geriye çekmek suretiyle sona erdirmiştir. Bir yönetici reayaya nasıl daha faydalı olabilirim yerine, sarayımın bahçeleri hangi tür lalelerle nasıl daha güzel olabilir, şu güfteyi nasıl daha güzel besteleyebilirim nevasına kapılınca ister istemez reaya da bozulur. Bütün bunları göz önünde bulundurduğumuzda hatalar işleyen yöneticiler, toplumun bozulmasına neden olduğundan dolayı, bugün İslami mücadelede önder durumunda olan insanların mümkün mertebe bu tip hataları işlememesi gerekir, İslami mücadele devlete dönüşmeden evvel eğer insanların hayatına yanlışlıklar hakim olursa, bugünden bozulma başlamış demektir. Ama önceki yöneticiler sosyal bünyenin bozulmasına hangi yanlış davranışlarıyla neden oldular, buna güzelce bir bakılıp sağlıklı bir değerlendirme yapılırsa, Müslümanların mücadelesinin daha başarıya ulaşabilmesi için çok güzel katkılarda bulunulacağı kanaatindeyim. Tarih sosyal bünyeyi nerede bozmuştur? Kurumlar hangi etkenlerle bozulmuştur? Toplum tevhidi özelliklerini nerede kaybetmiştir? Veya tevhitten hangi etkenlerle uzaklaşmalar meydana gelmiştir? Düşünülecek olursa, gerçekten Müslümanların gerilemesine neden olan etkenleri iyice öğrenmek, hayata hakim kılmak mümkün olur. Bu da İslami mücadelede önemli bir katkıdır ve yol göstericidir.

Günümüz Müslümanları tarihi süreç içinde oluşan bozulma ve gerileme nedenlerini aşabilmek konusunda ne denli başarılı olabilmişlerdir?

Öncelikle şunu sormak lazımdır. Tam mükemmel bir başarıya ulaşılabilmiş midir? Öncelikle müslümanlar yeniden İslam'ın bir ihyası için 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren çok daha hızlı bir İslami faaliyete yönelmişlerdir. Bu İslami faaliyetler İslam dünyasının muhtelif bölgelerinde yer yer daha düzenli bir şekle sokulmak suretiyle İslami hareketlere dönüştürülmüştür, İslam'ı hareketlerden bir kısmı çok daha düzenli bir örgütlenme şekli ortaya koymuş ve bulundukları bölge yönetimlerini bir hayli sıkıştırma imkanını elde etmişlerdir. Diğer bazı bölgelerde ise bu İslami faaliyetler daha yeni sayılır. Özellikle bölgemizde tam anlamıyla dört dörtlük İslami faaliyetlerden İslami harekete dönüşmüş mükemmel bir yapıdan söz etmemiz mümkün değildir. Ama bunun gayretleri içinde olan Müslümanlara önündeki engelleri aşabilme noktasında yukarıda ifade ettiğimiz gibi İslam tarihi içerisinde düşülen hataların iyice gözden geçirilmesi, bu hataları her ne kadar genel anlamıyla devlet bünyesinde yöneticiler işlemiş ve İslam toplumunu bu hatalarıyla etkileyip İslam dünyasının gerilemesine neden olmuşlarsa da devletin küçük bir numunesi olan hareketlerde bundan çok iyi ibret almak suretiyle bu hataları tekrarlamamaları gerekir. Aksi takdirde aynı hatalar hareketler içerisinde de tekrarlandığı takdirde gerek önderlik konumunda olan insanlar, gerekse onlara tabi olan kitlelerde ister istemez bir ilahi sünnet olarak bozulmalar ve sapmalar görülebilecektir. Bu nedenle müslümanlar son derece gayretli, dikkatli, fedakar ve diğer gam olmak suretiyle İslam'ın yeniden ihyası ve dünya gündemine geldiği bu günlerde bunu bir adım daha ileriye taşıyabilmek için ashabın Mekke ve Medine dönemlerinde gösterdiği fedakarlıkların en azından bir minyatürü mahiyetinde bir fedakarlık ve gayret göstermeleri icap etmektedir. Müslümanlar bu fedakarlıkları, çok ciddi çalışmaları neticesinde daha evvel gerilemelere neden olan hataları kısmen atlatabildiler. Özellikle üzerinde yaşadığımız topraklardaki İslami hareket son derece genç, hatta ilk adımını atmış sayılabilir. Ancak bu hareketler demin ifade ettiğimiz gibi, yeni bir devlet konumunda oldukları için hareketin gerilemesine sebep olabilecek, İslami harekete bağlı kitlelerin bünyesinde tahribata yol açabilecek bütün hatalardan uzak olması gerekir. Bu İslami faaliyetleri sürükleyen şahsiyetlerin İslam'ın arzu ettiği kalifiye seviyede olmamalarına rağmen, mevcut ile yetinmemiz gerekir ve mevcut olan imkanımız budur demek suretiyle bu hataları mümkün mertebe işlememeleri, birbirlerine karşı merhametli olmaları, birbirlerine daha çok güvenmeleri ve birbirlerinin başarısı için yardımcı olmaları gerektiğini onlar da bilirler. Günümüz Müslümanlarının bu gerileme nedenlerini aşabilmeleri veya aynı hatalar düşmemeleri için ilk söylenecek husus, ashabın Hz. Peygamber etrafında kenetlendikleri gibi birbirlerine kenetlenmeleri, büyük fedakarlıklar göstermek suretiyle İslam'ı kalplerine iyice sindirmeleri, samimi olmaları ve asla herhangi bir dünyevi beklentileri olmadan mücadelelerini sürdürmeleri icap eder. İşte bu şekilde bu prensipler çerçevesinde gerileme nedenlerini aşabilmemiz mümkündür. Aynı şekilde o gerilemelere sebep olan tüm hususları bu şekilde bertaraf etmek mümkündür. Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali (r.a) başta olmak üzere diğer bütün sahabilerin birbirlerine karşı davranışlarını örnek almak gerektiği kanaatindeyiz. Eğer onlar örnek alınmayıp da Emevi, Abbasi ve daha sonra gelen yönetimlerin başında bulunan insanların yaptıkları örnek alınır ve böyle bir hataya düşülürse söz konusu gerileme nedenleri nasıl devlet bünyesinde ortaya çıktıysa bu sefer de günümüz Müslümanlarının uğraşıları ve yapılarının bünyesinde ortaya çıkabilecek ve dolayısıyla da bozulmalara sebep olabilecektir.

Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 22 - Ocak 93

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları