Müslümanların Gerileme Nedenleri

Asaf Hüseyin

İslami uygulamalardaki ilk kurumsal bozulma/sapma nasıl ve ne zaman oluşmuştur?

İslam tarihinde ilk kurumsal bozulma hilafet kurumunun Hz. Ali'nin hilafetinden sonra zayıflayıp unutulması ve yerine gayri İslami bir kurum olan saltanatın Ümeyye hanedanlığı ile ortaya çıkmasıyla meydana gelmiştir. Saltanatın dayanabileceği herhangi bir İslami delil yoktur. Ne Allah'ın Rasulü Hz. Muhammed ne de ilk dört halifeden herhangi biri oğulları veya kızlarını kendi makamlarının varisçisi yapmamışlardır.

Saltanat idaresi İslam'ı, kendisine karşı çıktığı her yerde bastırmıştır. Saltanat rejimi devlet reisliği makamına gelecek en ehil Müslümanın seçimle belirlenmesini öngören İslami ilkeyi yok saydı. O, siyasal katılım prensibini bastırıp yok etti. Vesayete dayalı yönetimin zaten halkın onayına ihtiyacı yoktu. Bu yüzden o şura prensibine işlerlik kazandıracağına baskıcı bir yönetim kurmayı tercih etti. Saltanat halkı zulüm vasıtasıyla denetim altına aldı. Sultanlık günümüze gelinceye değin her nerede var olduysa orada İslam'ın en büyük düşmanı olmuştur. O, halkın İslam'a olan sadakatini sultanın şahsına kaydırdı. Sultanlar daha sonra İslami meşruiyeti olmayan ulema kurumunu oluşturdular. İslam'da Hıristiyanlık'ta var olan rahip (ruhban) sınıfı yoktur. Ulema İslami doktrinleri takip etmeyip kendisine hizmet ettikleri sultanların yolunu izledikleri için İslam'a ihanet ettiler. Onlar, saltanat kurumunun siyasi meşruiyet kazanmasını sağladılar.

Çağdaş İslam dünyasında monarşik yönetim biçimi hala iktidarda. Bazı ülkelerde sultanlık rejimi vardır; bazılarında cumhuriyet adı altında askeri veya sivil diktatörlerin hakimiyeti vardır. Bu yöneticilerin bir ellerinde ordu ve gizli polis (istihbarat servisi) diğer ellerinde gayri İslami saltanat kurumu ve bunun devamı olan cumhuriyetin korucusu olan ulema vardır. Onlar geçmişteki baskıcı yönetim tarzını hala devam ettiriyorlar. Bu gayri İslami kurumlar ortadan kaldırılmalı ve yeni İslami kurumlar oluşturulmalıdır.

Son yüzyıllarda İslam dünyasında ve ümmet bünyesinde açıkça ortaya çıkan kültürel, sosyal, siyasi, ekonomik ve askeri sahalardaki çöküşü hazırlayan en önemli etkenler neler olmuştur?

Saltanat rejiminin devlet yönetimini bozması zayıf yöneticilerin ortaya çıkmasına neden oldu. Bu da Avrupalı güçlerin İslam ülkelerini parçalayıp sömürgeleştirmelerini kolaylaştırdı. Bunun sonucu da direkt sömürgecilik oldu. Diğer durumlarda ise sultanlıklar Batı menşeli müslümanlar veya (Batılı) aracılar tarafından laik totaliter devletlere dönüştürüldüler. Daha sonra bu devletlere cumhuriyet ismi verildi. Her halükarda Orta Doğu'da Avrupalılarca oluşturulmuş birçok yeni sultanlık ortaya çıktı. Bu örneklerin hepsinde, ister sultanlık ister cumhuriyet adı altında olsun, sömürgecilik Batı düşünce ve ideolojilerinin Müslüman toplumlara nüfuz etmesini sağlayan en önemli vasıta olmuştur. Sonuçta kültürel, sosyal, siyasi ve ekonomik kurumların hepsi dönüşüme uğradı ve İslam'la olan bağları koptu. Bu kurumlar Batılı güçlerin çıkarlarına uygun bir şekilde yeniden inşa olundu.

Batılılaşma ve sekülarizmin Müslüman toplumlara nüfuz etmesi ve hızla yayılması İslam'ı tamamen ortadan kaldıramasa bile arka plana itti. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus var. İslam dünyasının içine düştüğü bu trajik durumun tek sorumlusu Batılı güçler değildir. Bu durumun sorumluları arasında müslümanlar ve Müslüman toplumlar da vardır. Batılı güçler İslam topraklarına sultanlar onlara fırsat vermeseydi, asla ayak basamazlardı, içeriden destek almasalardı Müslüman ülkeleri asla sömürge veya yarı sömürge haline getiremezlerdi. Batılılara bu imkanı veren çürümüş saltanat rejiminin yarattığı ve dışarıdan gelen etki ve baskılara karşı dirençsiz bırakan boşluktur. Eğer bu kurum İslami olsaydı bozulmaya asla müsaade etmezdi. Eğer müslümanlar bu kurumu (saltanat) ilk ortaya çıktığında yok edip hilafete dayalı İslami bir devlet kursalardı İslami kültür ve medeniyetin zenginliğinden istifade ederlerdi. Toplumlarının yeniden İslam'ı tercih etmelerini isteyen müslümanlar yukarıda zikredilen sorunları ciddi şekilde düşünmelidirler.

Günümüz İslami mücadelesine pratik katkı sağlaması açısından, Müslümanların gerileme nedenleri üzerinde durulmasını ve gündem oluşturmasını gerekli buluyor musunuz?

Bence bunu yapmakta bir sakınca yok. Müslüman toplumların bozuluş sebeplerini tartışmak gereklidir. Bu yapılmalıdır ki gerileyişin gerçek nedenleri anlaşılabilsin. Müslümanlar İslami olmayan geçmiş tarihlerine eleştirel yaklaşmayı öğrenmelidirler. Bundan kastımız kendilerinin İslami meşruiyete sahip olduğunu savunan ama gerçekte böyle olmayan ve yalnızca Müslümanları aldatmakla da kalmayıp İslami ilkeleri örneğin saltanatın İslami olduğunu savunarak saptıran saltanat rejimleridir. Tartışma sonucu gerileyişin sebepleri tesbit edildikten sonra bu sebepleri ortadan kaldırarak doğru tedbirler alınabilir. Bu nedenler bilin­meden nereden başlanacağı ve sorunların üstesinden nasıl gelineceği bilinemez. Tıpkı bir doktorun hastasının sağlığını bozan şeyin ne olduğunu bilmeden yazdığı reçetenin asla etkili olmayacağı gibi. Bundan dolayı İslami mücadeleyle uğraşan Müslüman örgütler önce bozulmanın nedenlerini iyice bilmeliler ki gelecek için etkili planlar yapabilsinler.

Bu noktada müslümanlar iki sorunla karşı karşıya gelirler. Bunların ilki müslümanlar toplumlarının yeniden inşası konusunda farklı görüşlere sahip olmalarıdır. Bu farklı görüşler İslami mücadele için bir tehdit oluşturmuyorlar, ilke bazında hepsi de aynı amaç için çaba sarf ediyorlar. Ancak bu durum Müslüman örgütlerden birinin gerçek düşman olan toplumdaki laik güçleri bırakıp diğer Müslüman örgütleri karşısına alıp onlara karşı savaşmaya başlamasıyla İslam için bir tehlike yaratır. Fikir ayrılıkları yüzünden gerçek düşmanla değil de birbirleriyle çarpışan birçok Müslüman örgüt bu noktada çok basiretsiz davranıyor. Müslümanlar kendi aralarında savaşırlarsa topyekün kaybedeceklerini anlamak zorundalar. Ancak birleşik bir cephe laik güçlere karşı bir tehdit oluşturabilir. Ancak bu cahiliye anlayışı Müslümanlara hakim. Bazı Müslüman örgütler sanki Allah hakkı yalnızca kendilerine vermiş gibi davranıyorlar ve münafıklara ve küffara karşı çarpışacaklarına müslümanlar-la uğraşıyorlar, ikinci sorun da bazı laik hükümetlerin veya sultanların bazı Müslüman örgütlere kendi düşüncelerini savunmaları ve devletin ideolojisine muhalif olan diğer müslümanlarla savaşmaları için ödeme yapmasıdır. Bu da Müslümanların Allah'ın yolundan sapmalarına neden oluyor. Bu yüzden Müslüman örgütler bir araya gelmeli ve bazı temel hareket ilkeleri belirlemelidirler. Ulaşmak istedikleri hedefleri tanımlamalılar ki bir birlik oluşturabilsinler. Aynı zamanda hedefe ulaşmak için farklı yolların kullanılabileceğini de kabul etmelidirler.

Günümüz Müslümanları tarihi süreç içinde oluşan bozulma ve gerileme nedenlerini aşabilmek konusunda ne denli başarılı olabilmişlerdir?

Acı gerçek şu ki müslümanlar henüz tarihi gerileyiş ve bozulma sürecini aşmada başarılı olamadılar. Onlar hala basit konuları tartışıyor ve birbirleriyle çarpışıyorlar. Eğer her ülkede müslümanlar birleşseydi ve dünya üzerindeki müslümanlar birbirleriyle kenetlenseydi bugün yeryüzünün en kuvvetli ümmeti olurduk. Ümmet oluşturulmadıkça İslami mücadeleyi kazanamayız. Ümmeti oluşturmak için her Müslümanın vatandaşı olduğu ulus-devletini aşmak zorundayız. Müslümanlar her şeyden önce Müslüman olmanın ne demek olduğunu düşünmelidirler.

Allah Resulü ve onun ashabı bize takip etmemiz gereken yeterli sayıda örnek bıraktılar. Basitçe bunlar toptan Allah'ın ipine sarılıp ayrılmamak [3/103], gerçeği batılla değiştirmemek [2/42] ve canını ve malını Allah yolunda feda etmeye hazır olmaktır. İslami mücadele devam etmelidir ancak müslümanlar stratejilerini yeniden düşünmelidirler. Onlar düşüncelerini radikal bir şekilde değiştirmeli ve taklidin kör yolunu değil, içtihat yolunu takip emelidirler. Bütün müslümanlar iman sahibi olduklarını söylerler. Ancak gerçek iman amelle beraber vardır. Eğer amel yoksa, imanlarında bir şey eksik demektir. Bundan dolayı müslümanlar imanlarının parametrelerini yeniden gözden geçirmelidirler, iman yalnızca namaz, oruç ve zekat değildir, iman ümmetin, İslami devletin, kültürün ve medeniyetin oluşturulmasıdır, İslami mücadelenin gerekliliği bu yüzden hayati öneme sahiptir. Doğru bir düşünce aynı zamanda etkili ve başarılı olabilmek için kısa ve uzun vadeli planlar yapmalıdır.

Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 22 - Ocak 93

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları