Müslümanların Gerileme Nedenleri

Ali Bulaç

İslami uygulamalardaki ilk kurumsal bozulma/sapma nasıl ve ne zaman oluşmuştur?

Geçen yüzyılın ikinci yarısından beri İslam dünyası, "Müslümanların gerileme sebepleri nelerdir?" sorusuna cevap arıyor. Henüz buna doyurucu bir cevap bulduğu söylenemez. Ben, Şubat '92'de İran'da düzenlenen Uluslararası İslam Düşüncesi Konferansı'nda bu konuda bir tebliğ verdim ve bu sorunun ilk günden beri yanlış sorulduğunu, yanlış sorulan bir soruya da hep yanlış yerlerde cevap arandığını söyledim.

Tebliğim sonunda önerdiğim yeni soru şuydu: İslam'ın modem dünyaya cevabı nedir?

Bence müslümanlar bugünkü dünyaya niçin itiraz ettiklerini ve itiraz ettikleri ilişki biçilen ve kurumlar yerine neleri önerdiklerini açık ve somut bir şekilde ortaya koymuyorlar.

Ancak bugün İslam dünyasında uygulamadaki ilk kurumsal bozulmanın Muaviye'nin iktidarı devralmasıyla başladığı yolunda neredeyse bir icma oluşmuş bulunuyor. Bu, hayra alamet sayılır. Çünkü böylelikle müslümanlar, Tarihsel İslam ile Sahih İslam arasındaki ince ve fakat derin farkı giderek belirginleştiriyorlar. Şu var ki Muaviye ile başlayan bozulma kurumsal düzeyde gerçekleşti; bu demektir ki, bu bozulmayı besleyen ve daha öncesine dayanan fikri, manevi ve ahlaki bozulmalar da vardı. Henüz Türkiye'de yaşayan müslümanlar, bunları araştırabilecek yeterli entellektüel cesarete sahip değiller. Belki biraz daha beklenecektir.

Ne var ki, durum sandığımızdan ciddidir, İslam dünyası geniş kapsamlı bir uyanış hareketi içindedir. Ne bugün dünya sistemi tarafından bize dayatılan model tutuyor, ne de tarihten devraldığımız geleneksel malzeme yığını çözüm olabiliyor. Ben başından beri İslam'ın saf ruhuna, Kur'an ve Sünnet'e dönüşü savundum. Ama bu dönüşü hikmet fukarası selefiler veya tarih ve toplum düşmanı radikaller gibi anlamıyorum. Zaten Selefiliğin de, Radikalizmin de bir çözüm üretmediğine bugün hepimiz ve deneysel olarak tanık oluyoruz.

Son yüzyıllarda İslam dünyasında ve ümmet bünyesinde açıkça ortaya çıkan kültürel, sosyal, siyasi, ekonomik ve askeri sahalardaki çöküşü hazırlayan en önemli etkenler neler olmuştur?

İslam dünyasındaki çöküşün sebeplerini tek bir faktöre indirgemek yanlış. Genelde şu söylenebilir: Kur'an, binlerce yıllık ve pekişmiş bir geleneği kırarak yepyeni bir insan ve toplum profili çizdi ve bunu Peygamber Efendimiz (s.a.) eliyle gerçekleştirdi. Ancak, alışkanlıklarına ve çıkarlarına bağlı insanlar, bu evrensel değişim projesini değiştirmek için çeşitli girişimlerde bulundular. Bunun üzerine ayrıca durmak gerekir.

Muaviye bu sözünü ettiğimiz değişimin kurumsal düzeyde temsilcisiydi.

İkinci önemli darbe Ebu Yusuf'un Abbasi yönetiminde görev kabul etmesiyle geldi. Bu olay, sivil toplumu resmi topluma bağlayan önemli bir gelişmeydi.

Üçüncü büyük darbe ilim hayatını ve eğitimi devlete bağlayan Nizamiye medresesinin kurulmasıyla geldi. Bunun da imam Gazali ve Nizam'ül-mülk'ün ortak çabasıyla gerçekleştiğini biliyoruz. Bu dönemde Müslüman dünyanın zihin ve bilgi hayatında "dini ve dünyevi ilimler" ayrımının baş göstermesi ayrıca dikkat çekicidir.

Son büyük hamle Fatih'in İstanbul'u fethetmesinin ardından din-devlet ilişkisini kurumlaştıran yeni projesiyle gerçekleşmiş oldu.

Ben bozulmanın kilit noktalarına işaret etmekle yetiniyorum. Bunların ne anlama geldiklerini ve doğurdukları sonuçları üzerinde uzun uzadıya durmak gerekir. Müslüman araştırmacılar eğer bu belirleyici değişim noktaları üzerinde durursa, herkesi meşgul eden bir dizi soru aydınlanmış olur.

Günümüz İslami mücadelesine pratik katkı sağlaması açısından, Müslümanların gerileme nedenleri üzerinde durulmasını ve gündem oluşturmasını gerekli buluyor musunuz?

İlk sorunun cevabında da belirttiğim gibi, bu safhadan sonra soruyu değiştirmekte fayda var. Hatta zaruret olduğunu söyleyebilirim.

150 senedir cevabını aradığımız soru, bizim zihnimizi dış dünyaya ve tabii Batı'daki konjonktürel gelişmelere göre ayarlamamıza sebep oldu. Bunun sonucunda hep onlar üretti ve bizler tükettik. Buradaki üretim ve tüketim kavramlarını sadece maddi ve ekonomik alanlara mahsus mal ve hizmetler anlamında kullanmıyorum. İlim, kültür, düşünce, sanat vb. alanları da kapsayan manevi ve entellektüel üretim-tüketim ilişkisi anlamında da kullanıyorum.

Bu durum, bizim zihinsel düşünme alışkanlıklarımızı gözden geçirmemizi gerektirir.

Günümüz Müslümanları tarihi süreç içinde oluşan bozulma ve gerileme nedenlerini aşabilmek konusunda ne denli başarılı olabilmişlerdir?

Müslümanların genelde bu konuda büyük başarılar kazandıkları söylenemez. Ama bu geçen zamanda yine de önemli şeyler oldu; İslam aleminde önemli bir bilgi ve duygu birikimi oluştu.

Ben ana hatlarıyla bu durum karşısında tavır alışta üç ana grup oluştuğunu düşünüyorum:

a. İslam'dan ümidini kesip moderniteyi veri kabul edenler.

b. Tarihsel İslam'ın geleneksel mirasını aşamayanlar.

c. Ve hem moderniteyi, hem Tarihsel İslam'a karşı çıktığı halde ne önerdiği belli olmayanlar.

Bu negatif üç gruptan sonuncusu ilginç bir vakıa durumundadırlar. Bunlar kör bir radikalizm ile her şeyin düzeleceği mesajını veriyorlar, tabii insanların kin, öfke ve düşmanlık duygularını tahrik etmeyi yöntem olarak seçtiklerinden, toplumun bilinç düzeyinde sıkışıp kalmış hastalıklı bir alanda karşılık bulabiliyorlar.

Bu grupta yer alanlardan kimileri sosyal bilimcidir, ama sosyal bilimlerin kullanılmasına; sosyal statüleri "aydın ve yazar, yayıncı"dır, ama bu statüde üretilenlere karşı çıkıyorlar. Sanki kendi kendileriyle sürdürdükleri bir kavgaları var. İslam adına ortaya konan ve tartışmaya açık bir projeye karşı çıkmak marifet değildir elbette, her girişimi komplo teorileriyle açıklamak da.

Yine de bunlar geçici şeylerdir. Bu ümmet kendi kişiliğini bulma konusunda önemli mesafeler alıyor. Yaşadığımız zengin tecrübeler öğreticidir. Giderek daha doğru ve ilkeye uygun çıkış yolları netleşiyor.

Ben genelde bu konularda iyimserim. Ve her Müslümanın çabasını saygı değer bir katkı olarak kabul ediyorum. Hep muhalefet çözümsüzlüktür ve çözümsüzlük İslam'ı hayatın ve giderek tarihin dışına iter. Bu, bazılarına kazanç getirse de Müslümanlara zarar getirir.

Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 22 - Ocak 93

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları