Müşriklerle Anlaşmanın Yolu

Abdurrahman Şuayp

Birleşik Dağıtım yakın bir süreden beri Cağaloğlu'ndaki yerinde kitap tanıtımına ve değişik kültürel sorunların tartışılmasına yönelik sohbet toplantıları yapıyor. Birleşik Dağıtım kitap satış reyonunda kitapseverlerin katılımıyla gerçekleştirilen bu kültür etkinliğinde her hafta sonu konuşmacı olarak bir yazar dinleniyor. Ve işlenen konu çerçevesinde bazı tartışmalar yapılıyor.

6 Ağustos 1994 Cumartesi günü Birleşik Dağıtım'ın konuğu Ahmet Ağırakça idi. Ağırakça "Medine Vesikası" hakkında bir sohbet yaptı. Sohbet; katılımın çokluğu, konuya taraf olan kişinin de orada olması sebebiyle bir forum havasına büründü.

Ahmet Ağırakça, 1993 Ocak ayında Üsküdar Tevhid Vakfı'nda verdiği konferansta söylediklerini tekrarladı. (Dergimizin 23. sayısında yer vermiştik.) Görülen o ki daha çok tekrarlaması da gerekecek.

Ağırakça özetle şu noktalara değindi: Söz konusu vesika hadis usulü yönünde incelendiğinde, senet olarak Tabi un mürseli" olduğunu, sika (güvenirlik) yönünden de 3. derecede olduğunu belirtti. Kur'an'da sözleşmeye dair herhangi bir ifade bulunmadığını, Buhari'de Enes bin Malik'ten bir rivayet bulunduğunu, bunun da Usul-ü Hadis açısından değerlendirildiğinde zayıf bir rivayet olduğunu bildirdi. Çünkü bu rivayet ilk olarak H. 154. yılda doğan ve H. 222'de vefat eden Ebu Ubeyd Kasım b. Sellam'ın, Kitabü'l-Emval adlı kitabında yer almakta. Ayrıca O'nun çağdaşı olan İbn Hişam'ın İbn İshak'ın siretine yazdığı şerhte yer almakta. Ancak bütün bunlara rağmen vesika alınacak bir bütünlük içinde tamamı alınmalı. Nüfusun % 15'ini teşkil etmelerine rağmen yönetim müslümanların elinde idi ve yönetici de Allah'ın rasulü idi. Şimdi bu vesika uygulanmak isteniyorsa, bu şartlarla uygulanmalı, yönetim ve yönetici müslümanlardan olmalı.

Ağırakça konuşmasını şu tespitleriyle sürdürdü: Bugün Kemalizm, laiklik ve diğer sistemler çökmüştür. Kendilerini toparlamaları için fırsat aramaktadırlar. Günümüz Türkiyesi'nin mevcut şartları ile örtüşmeyen Medine Vesikası tartışmaları bunlara bu fırsatı verecektir. Bu, nakavt olan birinin aman dileyince, tekrar kalkıp devam etmesine fırsat vermek demektir. Bu, müslümanlar belli bir seviyeye gelmişken bu tip zamansız ve gereksiz gündemler oluşturarak Müslümanları gerçekten yapmaları gereken işlerden alıkoymaktır. İslam tıkanmamıştır ki, birtakım yeni projeler (Medine Vesikası, Adil Düzen) tartışmaya açılıyor. Radikalizmin tıkandığını söyleyenler var. Radikalizm; Kur'an ve Sünnet'in ideolojisidir. Kur'an ve Sünnet tıkanır mı?

Dinleyiciler arasında bulunan Ali Bulaç; cevaben özetle şunları söyledi: Vesikanın tevatür derecesinde olduğuna İ. S. Sırma'nın katıldığını Maide 43, Tevbe Suresi'nin ilk 8 ayeti, özellikle 4. ayeti, böyle bir anlaşmanın varlığını gösterdiğini, Mümtehine 12. ayetten de bir kısım müşriklerin siyasi ortağımız olabileceğini, Peygamberin uzlaştığı gibi bizim de herkesle uzlaşabileceğimizi belirtip, Mekkeli müşriklerin Allah'la savaştığını Medineli müşriklerin ise anlaşmalara sadık kalarak savaşmadıklarını, herkesi zımmi görüp kılıç çekmenin İslam'ın görüntüsüne zarar vereceğine dikkat çekti.

Daha sonra söz alan Ağırakça; anlaşmanın varlığını kabul ettiklerini, ancak sözleşme metninin tevatür olmadığını, Tevbe Suresi'nden (Hicri 9) sonra Mekke'de ve Medine'de müşrik kalmadığını Hicri 11. yıldan sonra da hiç bir müşrik kalmadığını Yahudilerin de 6. yılda bittiğini böylece zaten vesikanın bir kısmının nesh olduğunu, Tevbe 29. ayette zımmi hukuku ve yine bu ayetten anlaşıldığına göre Hicaz'da müşrik olmaması gerektiğini belirtti. Ne Adil Düzen, ne de Medine vesikasını gündeme getirenler gibi düşünmüyoruz ve diyoruz ki: "Biz uzlaşmayız." Müslüman şahsiyetli olmalı.

Oturumun sonlarına doğru başkan seçilmesi gereğine binaen A. Rıza Demircan başkan seçildi. Dinleyici olarak gelen Demircan, oturumun bitiminde mealen şunları söyledi: Bu vesikada belirtilen hususların tamamı Kur'an ve sahih sünnette yer aldığı halde, hala neden başka kaynaklar üzerinde tartışmalar yapılmakta? Bunun tek nedeni Kur'an ve sahih sünnete olan ilgisizlik ve uzaklıktır.

Gerçekten bizce de Kur'an ve sahih Sünnet dışında, gerek müslümanlar arasındaki gerekse müslümanların gayrı müslimlerle arasındaki ilişkileri tanzimde başka ölçüler aramanın ictihad veya düşünsel esneklikle izah edilebilir bir yanı görünmüyor.

Ali Bulaç'ın tartışma esnasında müslüman bir dinleyiciye gösterdiği sert tavrı, karşısında tesettürlü bir hanım Ali Bulaç'a sitemle; laiklere, sivil toplumculara karşı çok kibar davrandığı halde bir müslümana karşı neden böyle sert ve kaba davrandığını sordu. Ancak cevabını alamadı.

Foruma dönüşen sohbet bitmişti, konuşmacılar gitmişti ama izleyiciler arasında tartışma uzun bir süre daha devam etti.

Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 41/42 - Ağustos/Eylül 94

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları