Refah Partisi ve Müslümanlar

Mustafa Bahadır

Refah Partisi (RP), yöneticilerinin kendi deyimiyle İslami değil, siyasi bir partidir.

Türkiyeli müslümanların sayıca önemli bir kesimince desteklenmekle beraber ne kendini destekleyenler, ne de yönetici kadroları itibariyle homojen bir parti değildir. Bu zaman zaman kendi içerisinde yükselen muhalif seslerce de gözler önüne serilmektedir.

Tüm siyasi hayatı boyunca İslami tutarlılığı bir yana, kendi siyasi tutarlılığını dahi gösteremediği, her dönemde tevhidi mücadeleyi savunan müslümanlarca dile getirilmiştir. RP'ye tarafımızdan yöneltilen eleştiriler ise Hakk'ı tavsiye, münkerden sakındırma sorumluluğunun ölçülülüğü içinde ıslah etme amacına matuftur.

RP içinde yaşadığımız Türkiye siyasi yaşamının şu son dönemlerinde izlediği politikalar itibariyle "sisteme rağmen mücadele" metodunu benimsememiştir. Ama her fırsatta diğer partileri sistemle özdeşleştirip kendisini bunlara alternatif bir siyasi oluşum olarak tanıtmak cihetine gitmiştir. Vitrin ve söylem değişiklikleri itibariyle laiklere sevimli görünme siyasetini gütmüş, bunda da siyasi arenada belli ölçülerde başarılar sağlamıştır. Kazandığı altı belediye kamuoyu yoklamalarında (İstanbul'daki 32 belediyeden 11'i yolsuzluk konusunda temiz çıkmıştır. Bunlardan 6'sı RP belediyeleridir) temiz çıkıp halka sunulan hizmetlerde de diğer laik belediyelerden daha duyarlı olduğunu belli ölçülerde de isbat edince RP sadece müslümanlarca değil, farklı kesimlerce de ilgi odağı haline gelmiştir. Son aylarda ortaya çıkan skandallar da (İSKİ, ASKİ vb.) bu olguyu biraz daha pekiştirmiştir.

70 yıllık TC sisteminin tıkanmışlığı olgusu kitlelerce de benimsenince sistem kendi içerisinden alternatif arayışlarına girdi. Sivil, şeffaf, temiz toplum ve gerçek hukuk devleti(!) sloganları aylarca basında gündeme getirildi. Geçmişlerinde siyasi pislikler bulunmayan bazı sanatçı ve politikacı çevreler bu sloganları sahiplendiler. Ancak çok kısa sürede bunların da ipliği pazara çıkarılmak mecburiyetinde kalınınca, devreye bu boşluğu bekleyen RP girdi. RP bu kapitalist-laik sisteme iki alternatif sunuyordu. Bunlardan ilki kapitalizme karşı adil düzen, ikincisi ise laikliğe karşı gelenekçi-muhafazakar İslam olgusu idi.

RP belli kaypaklıkları içinde barındırmakla birlikte bu iki olguyu bünyesinde zinde tutmayı başardı. Bu arada sistemin belli sacayaklarına şirin görünme politikası izledi. Peygamber ocağına(!) , Vehbi Koç gibi sanayicilere ve bürokratlara yönelim belirginleşti. Bu şaşaalı yönelim içinde yaşadığımız şu günlere geldi dayandı.

Kültüründe İslam olan her coğrafyada olduğu gibi Türkiye'de bürokrasi, basın ve diğer baskı unsurları bu kokuşmuş ve çürümüş sistemi bir yana bırakarak çok önemli(!) bir görevde ağız ve el birliği ettiler. RP'nin yükselişi karşısında kısa bir dönem için dahi olsa aralarındaki tüm çekişmeleri unutup kendilerini vatan ve milletin kurtuluşuna(!) adadılar ve üstü kapalı da olsa "aslında RP'nin bizden farkı yok" söylemini günlerce manşet yaptılar. Milletten kasıt, halkı sömüren ve bu sömürüden de büyük kazançlar elde eden gazete, TV yöneticileri, partiler, devletin üst düzey yetkilileri ve bunların sömürülerinden belli çaplarda çıkar sağlayan çevrelerdi. Vatandan kasıt ise yolsuzluklar sonucu elde edilen arsalar ve şu anda gayri meşru olarak elde ettikleri konumları idi.

Fakat nasıl oldu da siyasi açıdan radikal İslamcı eğilimlerin önünde bir emniyet sübabı konumunda gördükleri ve Türkiye coğrafyasında yükselişine şu ya da bu şekilde müsaade ettikleri bir partiyi yerden yere vurma eğilimi içerisine girmişlerdi. Neden1980 sonrası -başbuğları olan ABD'nin emriyle de olsa- milliyetçi-muhafazakar kesimin palazlanmasına ve Türkiye siyaseti ve ekonomisine ortak olmasına fırsat veren Özal'ı (öldükten sonra da olsa) babalan (!) telakki eden bu çevreler RP'ne bu kadar yüklenmekteydiler? Liberal (!) ekonominin çarklarından bir çark durumuna gelen Özal çevrelerine gösterilen tahammül niçin RP'ye gösterilmemektedir?

İnsanın aklına bu noktada bazı sorular gelmektedir: Acaba ABD politikalarında belli değişiklikler mi olmuştur? Oysa Fehmi Koru'nun yayınladığı Türkiye ile ilgili ABD gizli belgelerinde radikal kesim dışında tüm İslami oluşumların desteklenmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Yoksa bu çevreler RP'yi diğer muhafazakar çevrelere nazaran daha mı radikal görmektedirler? Ya da ekonomide bu ortak yeterli midir? Gerçek şu ki bu laik yobaz çevreler RP çizgisindeki bir İslami oluşuma dahi tahammül edememekte ve işlettikleri sistemde ayyuka çıkan yolsuzluklara ve ekonomiden aldıkları paylara çomak sokulması noktasındaki endişelerini açığa vurmaktadırlar.

Öylesine ki, bir siyasi parti olan RP'nin 6 belediyesinden altısı da yolsuzluk konusunda temiz çıktığı ve bu belediyeleri halka örnek olarak sunacakları yerde, fırsatını bulduklarında saldırmakta ve yıpratmaya çalışmaktadırlar. Halkı aldatmayacağına dair "Söz Veriyoruz" şeklinde manşet atan gazetelerde çeşitli komplo teorileri üretilmekte. Eğer RP yerel seçimlerde işbaşına gelirse, genel seçimlere kadar yıpranırmış. Peki diğerleri yıpranmaz mı? Daha doğrusu yıpranmadı mı? Temiz yönetim isteyen (!) bu çevreler niye 6 belediyesi de, hem de kendi araştırmaları sonucu, temiz çıkan bir partiyi eleştiri yağmuruna tutmaktadırlar. RP'ye göre ise, bunlar halktan kopuk laik dinozorlardır. Halk bunlara itibar etmez. Madem ki halk bunlara itibar etmez, o zaman bu halka demokratik (!) vitrinler yerine İslam'ı götürmek gerekmez mi?

Burada üzerinde durulması gereken çok daha önemli bir husus var. Bu çevreler, pratikte gerçekliği tartışma götürür bazı ufak dosyalar haricinde teoride İslam'a saldırmakta ve bu süreç içerisinde İslam'ı tamamen RP ile özdeşleştirerek RP'nin teorik ve pratik bazda savunduğu birçok zaaf içeren ilkelerini İslam'ın ilkeleri olarak halka lanse etmeye çalışmaktadırlar.

Bu noktadan hareketle bazı müslüman yazarlar "Küfür tek bir vücut oldu, müslümanlar nerede?" şeklinde müslüman camiaya bir soru yöneltmektedirler. Bu müslümanların şu anda yaşanan süreçten etkilenerek de olsa gayet samimi bir çağrı yaptıklarına inanıyoruz. Bu yazıyı kaleme alışımızın sebeplerinin başında da bu nokta geliyor. Müslümanların bir saldırı ya da haksızlığa uğradıklarında birbirlerini savunmaları gerektiği rabbimizin ayetlerinden bir ayettir. Burada söz konusu olan konu RP değil, İslam olduğu için bunu bir vecibe telakki ediyoruz. Ancak sırası gelmişken bazı hususların altını bir kez daha çizmek istiyoruz. RP bugüne kadar tüm müslüman çevrelerden beklediği ilgi ve desteğin tam zıddı bir hareket metodu izlemiştir. Bunun en bariz örneğini Sivas olayları sırasında kendi belediye başkanını yalnız bırakarak göstermiştir. Daha öncesinde de Uğur Mumcu'nun ölümünün hemen ardından TC'nin giriştiği operasyonlarda zulüm gören müslümanları görmezden gelerek tasvip edilemeyecek açıklama ve davranışlarda bulunmuştur. Erbakan'ın radikal çevreler hakkında yaptığı açıklamaları da henüz hafızalardan silinmemiştir. Ancak bizler, yine de iyiliği emredip kötülükten sakındırma Kur'ani ilkesi gereğince RP yöneticilerini ve kitlesini dosdoğru olan Kur'an'a yönelme ve bu ilkelerden taviz vermeme yoluna çağırma işlevimizi yerine getirmeyi önemli bir sorumluluk addediyoruz.

Konuştukları kürsülerde ve gittikleri beldelerde halkı dosdoğru olan Kur'an'a çağırma yerine halkın zaaf ve sapkınlıklarına taviz verme yoluna gittikleri için Kitap ve imandan habersiz olan insanları yanlış yönlendirmişlerdir. RP'nin savunduğu refah vadeden mantık insanların İslam'a gelebilmeleri için önce karınlarının tok olması gerektiği mantığıdır. Bu mantık önemli olabilir; ama ölçüsü belirsizdir. Eğer söyledikleri gibi parti İslami değil siyasi bir parti ise, doğru olan hareket tarzı insanları İslam adına partiye çağırmamalarıdır.

Şeriat kavramından bahsetmek insanları ürkütür mantığı RP'nin zaaf içerisinde olduğunu gösteren bir başka örnektir. Nitekim şeriat Kur'an'dır ve insanları Kur'an'a çağırmak, adil düzene çağırmaktan daha zor ve ürkütücü ise o halde insanları Kur'an'a çağıran ve bunun bedelini çok ağır şekilde ödeyen müslümanlardan yardım beklemek ne denli tutarlı bir tavırdır. Kur'ani müslümanların RP'nin zaaf ve gayri İslami unsurlarını sahiplenmek gibi bir vecibesi olamaz. Ancak tasvip etmediğimiz bazı yönlerini bir kenara bırakacak olursak bizler RP'nin çok samimi ve İslam adına çok şeyler yapabilecek bir kitlesinin olduğunu biliyoruz. Bu kitlenin İslami duyarlılığı gereğince dünyadaki gelişmelere ve Türkiye'deki Kur'an'a yönelim hareketini dikkate aldığında, Kur'ani bir devinim ve gelişme içerisine gireceğine ihtimal veriyoruz.

İslam'ın -Kur'ani bakış açısından yoksun bir şekilde- bir kültür ve medeniyet unsuru olarak savunulmasını değil bir hayat nizamı ve nefislerimizde olanı değiştirici olarak görülmesini arzu ediyoruz.

Her nefsin kendinden sorumlu olduğunun ve peygamberlerin bile hesaba çekileceğinin bilincinde olarak hareket etmek her müslümanın Allah'a verdiği bir sözdür. Ve müslümanlar ahidlerinden asla dönmezler.

Eğer hayata ve Türkiye coğrafyasına Kur'ani düsturlarla bakabilmeyi öğrenirsek insanlara vahyi iletme ve tebliğ etme görevimizi yerine getirebileceğimiz araçları da ona göre belirleriz. Önemli olan sistemin onayladığı araçların geri alınmasıyla geriletilemeyecek bir mücadele hattını, kimliğimizi ve Kur'ani İlkeleri gizlemeden ve saptırmadan yürütebilmektir. Kur'an ayetlerini gizleyenlerin Rabbimiz tarafından lanetlendiği hükmü hiçbir zaman aklımızdan çıkartılmamalıdır.

Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 35/36 - Şubat/Mart 94

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları