Seçimler ve Laiklik Krizi

Rıdvan Kaya

27 Mart seçimleri TC tarihinin muhtemelen en bol Mustafa Kemal'li seçimi oldu. Düzenin kronik kimlik krizinin tam bir saldırganlığa dönüştürüldüğü bu seçimlerin en belirgin özelliği, devletin resmi ve gayrı resmi güçlerince yürütülen laiklik kampanyasının dozu gittikçe artan bir şekilde azgınlaşması oldu. Kendini koruma güdüsü ile önce DEP özelinde Kürt sorununa, RP özelinde de İslam tehlikesine karşı yürütülen ortak yıpratma savaşı, DEP'in seçimleri boykot kararının ardından RP üzerinde odaklanarak ve yoğunlaşarak devam etti. Seçimler sürdürülen kampanya ile adeta laik düzenin referandumu mahiyetine sokuldu.

RP'yi hedef alan -fakat yalnızca RP ile sınırlı kalmayıp İslam'a ve müslümanlara karşı topyekün bir savaş görüntüsü taşıyan- bu saldırgan laik kampanya süresince, adeta atış serbest misali, her türlü yalana, küfre başvuruldu, akla hayale gelmeyecek araçlar kullanıldı.

Batıcı, işbirlikçi ve ahlaksız kimliği ile maruf medyanın aracılığıyla ve DSP (Ecevit) tarafından başlatılan kampanya Genel Başkan'ın tanımıyla 'katı laik" SHP'den, Mezarcı'nın önergesini fırsat bilerek Taksim'de ilkokul çocuklarıyla müsamereye çıkan Çiller'e ve onun koltuk değneği MHP'ye kadar düzenin çok geniş kurum ve şahsiyetlerinin de katkılarıyla geliştirilip sürdürüldü. Kendi içlerinde bir bölünmüşlük ve uzlaşmazlık görüntülerine rağmen tüm bu unsurlar RP'ye karşıtlık temelinde laik bir düzen cephesi oluşturdular. Bu cepheye doğrudan olmasa da dolaylı bir desteğin de PKK'den geldiğini söylemek pek yanlış olmasa gerekir. RP'nin seçim bürolarına, toplantılarına, adaylarına karşı giriştiği saldırılarla PKK bir anlamda RP'ne karşı oluşan laik cephenin hislerine tercüman oldu.

RP cephesine gelince, karşıtlarının tüm ısrarına ve netliğine rağmen netleşmemekte oldukça kararlı bir tutum sahibi olduğunu RP bu kampanya sırasında bir kez daha gösterdi. RP, yoğunlaşan saldırılar karşısında sağcı-muhafazakar, siyasal/kültürel köklerine uzanan bir refleksle, otomatikman "savunmacı, özür dileyici" bir tutum takındı. RP Genel Başkanı'nın "Atatürk yaşasaydı RP'li olurdu", "Ordumuzu seviyoruz" türünden açıklamalarını, partinin İzmir adayı örneğinde olduğu gibi "mega laik" olduğunu ilan edenler izledi. Buna rağmen RP yöneticilerinin vermeye çalıştığı tüm bu "uzlaşma-uslanma" sinyalleri laik saldırganlığın dozunu azaltmaya yetmedi ve seçim yasaklarının mevcut olduğu seçim günü dahi RP karşıtı propaganda sürdü.

Bu şartlar altında yapılan seçimlerde, RP yöneticileri (ve tabanı) bekledikleri ölçüde bir oy patlaması gerçekleştirememekle birlikte, oy oranlarının artışı ve özellikle de kent merkezleri açısından büyük bir zafer kazanmışlardır. İstanbul ve Ankara gibi büyük illerde RP'nin seçim galibiyetinin simgesel önemi yanında, Türkiye'nin gelişme dinamiğini belirleyen ve yönlendiren metropollerde etkinlik kazanmanın yarınki Türkiye için bir fikir vermesi açısından önemi büyüktür. Bu seçimlerin ortaya koyduğu önemli gerçeklerden biri de RP'nin Güneydoğu'da elde ettiği başarının, Kürt sorunu gerçeğinin altını kalınca çizilmesine yaptığı katkıdır.

Seçim sonuçları açısından bakıldığında bu seçimlerin, MHP hariç olmak üzere laik cephe partilerinin tümü için bir hezimet oluşturduğu görülmektedir. Tırmanan PKK terörü ve Kürt milliyetçiliğine paralel biçimde yüksel(til)en Türkçülüğün radikal bir ifadesi olarak MHP'nin güçlenişi son derece tehlikeli, fakat o ölçüde de doğal bir tepkidir. MHP olgusu artık klasik yatağı olan Orta Anadolu'nun sınırlarını aşmakta ve Kürt nüfusun yoğunlaştığı hemen her bölgede ağırlığını hissettirmektedir. MHP'nin güçlenişine etki eden bir faktör de Güneydoğu'da öldürülen askerlerin cenaze törenleri olmuştur. Kürt sorununu çözmenin biricik yolu olarak şiddetin kutsandığı bu cenaze törenleri MHP ve ideolojisi için adeta doğal mitingler olmuştur.

İktidarın büyük ortağı DYP ve lideri Çiller, her ne kadar seçim sonuçlarını kendileri için başarı sayıyorlarsa da, oy oranındaki büyük erime bu değerlendirmenin bir nevi "züğürt tesellisi" olduğunu ortaya koymaktadır. Ana muhalefet partisi ANAP'ın durumu ise açık bir yenilgidir. Büyük umutlarla ve iddialarla girdiği seçimden önemli bir yara alarak çıkan ANAP'ın varlığını sürdürmekte zorlanacağı kesindir. Renksiz, ruhsuz, ideolojisiz bir parti olarak ANAP'ın bu seçimler sonucunda erime sürecine girmemesi sadece alternatifinin olmayışından kaynaklanmaktadır.

Şüphesiz bu seçimlerin asıl mağlubu küçüğüyle büyüğüyle sol partilerdir. Bir türlü sol olmayı becerememiş -zaten buna niyetleri de olmamıştı- bu sözde sol partiler dünyada solun yaşadığı, çöküşün de etkisiyle, tam bir ideolojik boşluğa, 'hiçliğe düşmüş ve düzeni laik diktatörlük temelinde korumayı-sürdürmeyi küçüğüyle büyüğüyle kendilerine temel şiar seçmişlerdir. İSKİ örneğinden de görülebileceği gibi "yağma düzeninden aldığı payın tehlikeye düştüğü belirginleştikçe SHP "laik düzen"in muhafızlığı görevine daha bir sarılmış ve onu diğer sol partiler izlemiştir. "Türkiye laiktir, laik kalacak" sloganını bir bayrak gibi yükseltmekle övünen, Sivas edebiyatını bir duygusal sömürü aracı kılarak aralarındaki rekabette malzeme olarak kullanan, bu sözde demokrat ve solcuların ideoloji adına gerçekte iman ettikleri şeyin ne olduğu "Beyoğlu" tartışmalarında gayet net bir şekilde açığa çıkmıştır. Beyoğlu'nu koruma adı altında her türlü ahlaksızlık, çirkef ve pislik Atatürkçülük, laiklik, demokratlık adına savunulmuş ve savunulmaya da devam etmektedir.

Seçimler öncesinde bir Haçlı Seferi'ni andıran laik kampanya, seçimlerden sonra tam bir 'laiklik krizi' şeklinde sürdürülmektedir. Sonuçlar kabul edilmek istenmemesine, çeşitli yollara başvurularak konu saptırılmaya çalışılmasına rağmen 27 Mart seçimlerini bir referanduma dönüştürmeyi -büyük ölçüde- başaran saldırgan laik cephe seçimleri kaybetmiştir. Bununla birlikte bu düzenin kaybettiği anlamına gelmez. Her şeyden evvel RP'nin düzen karşıtlığı, muğlak ve köksüz bir iddiadır. Her fırsatta düzen partisi olmadığını iddia eden RP açık, net bir İslami kimliğe sahip değildir. Üstelik son zamanlarda düzene ve düzeni temsil eden kimi kurum ve sembollere yaklaşımında daha orta yolcu, daha uzlaşmacı bir tavır ve yönelim içine de girmiştir. Seçimlerde kazandığı başarının getirebileceği muhtemel bir olumsuzluk RP'nin daha geniş kitleleri kucaklama, iktidara ulaşma adına daha tavizkar, daha ılımlı politikalar içine girmesi, ideolojik kimliğinin daha bir bulanıklaşması olabilir. Bu yönüyle bir tür ANAP'laşma tehlikesi RP'yi ve kitlesini bekleyen önemli bir tehlikedir. RP'nin ideolojik örgüsü ve iç dinamiklerinin bu tehlikeyi atlatabilecek kadar güçlü olup olmadığını zaman gösterecektir. Değişimi-dönüşümü, Ayasofya'nın açılması ya da su parasının azaltılması gibi sembolik veya yüzeysel birtakım konulardan çok daha derinlerde ve bütüncül bir tarz da ele alan/alması gereken devrimci müslümanlar açısından, bu seçimlerle 'laik yobazlık ve çözümsüzlüğün' belirginleşmesi noktasında olumlu bir tablo ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte tablonun sonuçlandırılması ilkeli, bütüncül ve tavizsiz bir İslami mücadeleyi gerektirmektedir. Mücadele sorumluluğu ise, gündelik politikalar ve gelip geçici avunmalarla geçiştirilmesi mümkün olmayan bir çaba içinde olmayı zorunlu kılmaktadır.

Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 37 - Nisan 94

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları