Şehid Seyyid Kutub Bir Dönüm Noktasıdır

Atasoy Müftüoğlu

Seyyid Kutub, yönetiminde ve yapısal ilişkilerinde tevhidi ilkelerin hakim olmadığı tüm toplumları "cahiliyye toplumu" olmakla vasfediyor. Alternatif olarak da "İslam toplumu"nun Kur'ani eğitim ve pratikle şekillenen bir süreçte, merhaleci yöntemle oluşturulması gerekliliğini öne sürüyor. Yaşadığımız toplumda bu değerlendirmeye ve projeye nasıl yaklaşıyorsunuz?

İslam, evrensel temellere sahip bir inanç, düşünce ve dünya görüşüdür. Yaşadığımız toplumda, İslami cemaatler, akımlar ve hizipler, kendilerini İslami olmayan kavramlarla tanımlamaya çalışıyor. Bugün, özellikle Türkiye'de etkili olan cemaatler hiç bir akidevi temel çerçeveye sahip değildirler. Bu cemaatler laik politik güçlere bağımlı bulunmaktadır. Bu cemaatler "ulusçulukla, "ulus devletle, "laik kurumlarla uzlaşmışlardır. Din, devlete tamamen bağımlı bir gerçeklik haline getirilmiştir. Cemaatler, devletin hizmetinde olmayı dinin hizmetinde bulunmaktan daha önemli saymaktadır. Bu cemaatler, akımlar, laik unsurlarla uzlaşmayı meşrulaştırmışlardır. İslami olmayan iradeye boyun eğmek, onunla uzlaşmak, yardımlaşmak, dayanışmak büyük bir "şirk" olduğu halde; müslümanların kafirlere, mülhidlere, mürtedlere, zalimlere yönelmesi kesinlikle yasaklandığı halde; tuğyana karşı kıyam etmesi gereken cemaatler ve akımlar, tuğyanı bilinçli olarak kurumsallaştıranlarla birlikte hareket ediyorlar. Bugün Türkiye'de müslüman kitlelere yönelik olarak, kitleler üzerinde hipnotik bir etki yapan; hamasi, ütopyacı ve popülist bir dil ve söylem yürürlüktedir. Bu dil kitleler üzerinde narkoz etkisi yapmaktadır. Kitleler bu söylem aracılığıyla etkisiz kılınmaktadır. Bu dil sezgisel yol ve yöntemlere dayalıdır. Bu dil ve söylem, siyasal bir tavır, siyasal bir amaç, siyasal bir duyarlılık, siyasal kavram ve kurumlar içermiyor. Bu dil ve söylem bir tür "muhafazakarlığı" din haline getiriyor. İslam toplumlarında içtihad kurumunun ortadan kaldırılmasıyla birlikte, katı bir muhafazakarlık, uyulması zorunlu bir gelenek haline getirilmiştir. Şehid Seyyid Kutub, anlamlı mücadelesiyle İslam düşünce ve kültürümüzü, içerisine girmiş bulunduğu kısır döngüden kurtarabilmek ve İslami bilinci bağımsızlaştırabilmek için çok önemli bir başlangıç yapmıştır. Şehid Seyyid Kutub'un İslam toplumları ile ilgili olarak yaptığı tanımlamalar, İslam'ın ruhunu yansıtmaktadır. Bu tanımlamalar bugün için de geçerlidir. Gerek Türkiye'de ve gerekse diğer İslam toplumlarında İslami mücadeleyi İslami yöntemlerle inşa etmek yerine, İslami mücadele Batı düşüncesinin kavram ve kurumları içerisine sokulmaya çalışılmakta, İslam Batılı siyasal ve ideolojik tanımlarla savunulmaktadır.

Günümüz Türkiye'sinde "ülke ve milletin bölünmez bütünlüğü" vurgusu, çoğu dini cemaat ve entellektüel çevreler nezdinde, algılanan "İslam" ile birlikte mevcut devleti, toprağı ve Anadolu insanının değerini birbirine yakınlaştıran bir eğilimle destekleniyor. Bu konuda "İslam milleti"nin varlığı için toprak, tarih ve kan bağını önemsemeyip sadece akaid bağını öne çıkaran Seyyid Kutub'un yaklaşımım "idealler" ve "gerçekler" bağlamında nasıl değerlendiriyorsunuz?

İslam, kardeşliğe dayalı evrensel bir topluluk (ümmet) kurmak istiyor. İslam, Allah'ın (c.c) iradesini bütün dünyada egemen kılmak istiyor. Milliyet ve kan akrabalığı temelinde yapılan bütün tanımlar, insanı insandan ayırıyor. Milliyet ve kan akrabalığına dayalı ortaklıklar ilkel ortaklıklar olarak somutlaşıyor. Bütün bir varoluşun, dünyanın ve hayatın dili ve tevhidi bütünlüğün ifadesi olan İslam düşüncesi, kültürü, siyaseti, geçmişi, şimdiyi, geleceği ve bütün bir insanlığı içeriyor, Modern sosyolojinin vatan, millet, toprak gibi yaptığı tanımlar İçeriği olmayan "sloganlardır. Bugün Türkiye'de genel olarak "din" yerel, ulusal gerçekliklere göre şekillenmiştir. Bu gerçekliklere dayalı olarak resmi bir din dili inşa edilmektedir. Sistem kendisine özgü bir "din" geliştirmiştir. Bu din, daha çok ruhani/ manevi akımlar halinde somutlaşmaktadır. Sistem bu dinin ruhbanlarını da, genel kamuoyunun kutsalları olarak meşrulaştırmıştır. Sistemin rengine bürünen, statükoya tutunan bütün akımlar, sistem tarafından gerçek İslami gelişmeleri durdurabilmek için ustalıkla kullanılmaktadır. İslam, dünya ölçeğinde geçerli evrensel tanımlar getirmiştir. Şehid Seyyid Kutub, dünyaya bu tanımlar açısından bakan, kendi inançlarının bilincinde olan bir öncü idi. Seyyid Kutub, içerisinde yaşadığımız çağda önemli bir dönüm noktasıdır. Özgür siyasetler, özgür düşüncelerle geliştirilebilir. Düşünsel özgürlüklerini kazanamayan bireylerden bağımsız yorumlar, değerlendirmeler beklenemez. İslami yapılarla modern yapıları barıştırarak İslami süreçlere hiç bir katkıda bulunulamaz. Çünkü bütün modern yapılar laik temeller üzerine kurulmuştur. İslami anlamları, değerleri, kavram ve kurumları gereği gibi temsil edebilme yeteneği kazanmamış, ya da İslami anlamlara olan inancı sarsılmış dini cemaatler ve entellektüel çevreler, dünyayı ve hayatı çürüten ve hayatta asla karşılıkları bulunmayan modern, laik, liberal anlayışlara iltica etmeye başlamışlardır. Bu dini cemaatler ve entellektüel çevreler İslam nazarında sadece birer "karikatürdür. Modern kurum ve kavramların diktatörlüğü, bu kurum ve kavramlar adına işlenen insanlık suçları, bu kurum ve kavramları ideolojik bir bağnazlıkla dayatan modern siyasetler; bu kurum ve kavramları maddi ve manevi sömürü için kullanan modern dünya karşısında dini cemaatlerin ve entellektüel çevrelerin içerisine girdiği tavır ancak düşünsel ve ahlaki bir "zillet" ile açıklanabilir. Seyyid Kutub'un İslam toplumlarına ilişkin yaklaşımları yorum ve değerlendirmeleri halen canlılığını, gerçekliğini ve hayatiyetini bütünüyle korumaktadır. Gelenekçiliğin, görenekçiliğin, muhafazakarlığın, sağcılığın, vatancılığın, ulusçuluğun, devletçiliğin, tarihçiliğin, coğrafyacılığın, maneviyatçılığın bir din haline getirildiği toplumlarda Şehid Seyyid Kutub'un düşünceleriyle birlikte olmak İslami bir onurdur. İslami tanımlar, gerçekler, söylencelere dayalı bir kültüre emanet edilemez. Varoluşumuzu, inançlarımızı belirleyen, inançlarımızla belirlenen anlamların yurdu, yurdumuzdur. Ülkemiz bütün bir yeryüzüdür.

Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 53 - Ağustos 95

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları