Sivas Olayları ve Dergimizin Mahkeme Safahatı

Macide Göç Türkmen

Hak Söz Dergisinin Ağustos 1993 tarihli 29, sayısında Sivas olayları ile ilgili Mustafa Osmanoğlu'nun kaleme aldığı "Sivas Müslümanlarının Haklı Tepkisi" başlıklı yazıda, kanunun suç saydığı fiili övmek ve iyi göstermek suçlamasıyla hakkında dava açılan yazı işleri müdürü Yılmaz Çakır, İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 4 Mart 1994 tarihli kararıyla 10 ay hapis ve 266 bir lira ağır para cezasına çarptırıldı.

Daha önceki duruşmada savcılık, zikri geçen yazıda 'Aziz Nesin'in tahrikleriyle başladığı işlenen Sivas olaylarıyla ilgili yazıda, bilirkişi raporunda belirtildiği gibi Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet etmek, ızrar, adam öldürmeye teşebbüs gibi" suç unsurlarının teşvik edilmesi iddiasıyla Yılmaz Çakır'ın 5680 sayılı kanunun 39. maddesine göre cezalandırılmasını istemişti.

"Sivas Müslümanlarının Haklı Tepkisi" başlıklı yazı hakkında değerlendirmesine baş vurulan Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer ise bilirkişi raporu olarak verdiği yazısında şunları belirtiyordu:

"Yazıda, Aziz Nesin'in sarfettiği iddia olunan İslama yönelik sözlerini nakletmekte ve 1 Temmuz günü adı geçenin sarfettiği bu sözlerin yerel gazetelerde protesto edilmesinden sonra "müslümanlar" imzasıyla bildirilerin dağıtıldığını, Müslüman halkın tepkisini göstermeye çağrıldığı, Cuma günü şenlik adı altında Müslümanlara hakaretlerin devam ettirildiği, Kültür merkezindeki güruhun cemaatin uyarılarına karşı "kahrolsun şeriat" diye mukabele ettiği, Cuma günü çeşitli camilerden çıkan müslümanların önce ABD bayrağını yaktıkları sonra valiliğe doğru slogan atarak yürüdükleri, bu arada dikilen heykelin saz kısmının kırıldığı, sonra Aziz Nesin'in bulunduğu Madımak Oteli'ne doğru İslamiyet ve şeriat yanlısı sloganlar atılarak yürüyüşe geçildiği, Aziz Nesin ve yandaşlarının ise ikazlara rağmen otelde kalmayı tercih ettikleri, tahrikler sonucu çileden çıkan kitlenin oteli tahribe girişerek Aziz Nesin'i istedikleri, toplumsal vicdanın yoğunlaşan tepkisiyle topluluğun kontrolü kaybettiği, heykelin parçalandığı, her ne pahasına olursa olsun Aziz Nesin'in istendiği, Aziz Nesin'in yanında bulunan kişilerin bu şeytanı korumak için, İslam'a nefretlerinden olacak, kararlı oldukları, bu arada valiye de şeytan denildiği, istifasının istendiği, böylece Sivas'ta rejimin kontrolü kaybettiği ve İslami duyarlılık karşısında aciz kaldıkları, Müslüman halkın kitlesel katılımı ile rejim güçlerine etkisiz bıraktıkları belirtilmekte ve olay sırasında yangının otele sirayeti ile dumandan boğulup ölen insanlar "necaset, mahluk" olarak ifade edilmekte ve bunların cenaze namazlarını kıldıran ve kılanlara hayret edilmektedir. Yazının önemli bir kısmında laik-batıcı olarak tanımlanan basının satılmışlık tablosunun ortaya çıktığı ifade edilmekte ve basının olayları yanlış yansıttığı ifade edilmektedir.

Yazıda nihai değerlendirmeler de yapılmış ve Sivas olayının Türkiye'de halkın İslami duyarlılığının bir örneği olduğu, halkın tercihinin küfürle çatışmada İslam'ın lehine olacağının çarpıcı biçimde kanıtlandığı, basının bu satılmış yayınları karşısında Müslümanların adeta bir suçluluk kompleksine kapılıp saldırıları ve küfürleri, iftiraları sineye çekmeleri eleştirilmekte ve gene ölen 36 kişi bir avuç "kafir" olarak nitelendirilip bunlar hakkında ağıt yakılması kınanmaktadır.

Sivas olaylarında iki safha birbirinden ayrılmalıdır: Birinci kısım Aziz Nesin'in İslam ve Kur'an hakkında sarfettiği sözlerin yerel basında yer almasından sonra bir kısım halkın suç haline dönüşmüş olan tepkileridir. Bu tepkiler Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na aykırılık, heykelin tahribi suretiyle naşı izrar, kamu mülkiyetinin tahribi, özel mülkiyete tecavüz ve otoların yakılması, Aziz Nesin'e yönelik olarak adam öldürmeye teşebbüs niteliğindeki hareketlerdir. Yazı bütün bu hareketleri halkın haklı tepkisi olarak belirlemiş, bir bakıma bu hareketleri böylece övmüştür. Bu sebeble yazının söz konusu olaylarla ilgili kısmı TCK 312. maddenin I. fıkrasını ihlal eder surette kanunun cürüm saydığı bir fiili açıkça övmek veya iyi gördüğünü söylemek niteliğindedir.

Olayın ikinci kısmı yangının otele sıçraması dolayısıyla yangından dolayı 36 kişinin boğularak ölmesidir. Kanaatımızca yazıda bu hareketleri öven, iyi gören nitelik yoktur. Yazıda gerçi ölen kimseler kafir olarak belirlenmekte ve bunların cenaze namazlarının kılınması tenkid edilmektedir; ancak bizatihi öldürmeyi övücü nitelik yoktur."

Mahkemede okunan bu bilirkişi raporu üzerine savunma avukatı Muharrem Balcı yaptığı konuşmada şunları belirtmiştir:

"Suç konusu yazının ilk iki paragrafında Sivas halkının Aziz Nesin ve Sivas Valisi'ni halkın inançlarına yapılan saldırılarına karşı duyarlılığını dile getirdiği ve bu duyarlılığını Aziz Nesin ve Sivas Valisinin şahsında Müslümanlara baskılar yapan, inançlarıyla alay edip tahrik ve tahkir eden resmi İslam düşmanlarına yönelttiği vurgulanmakta, fakat bu yöneltmenin fiili hali üzerinde yorum yapılmaktadır. Herhangi bir fiilin övülmesi söz konusu değildir. Düşünce bazında inanca yönelen baskı ve tahriklere tepki duymanın doğallığı işlenmektedir."

"...Amerikan bayrağının yakılması, Valiliğe yönelerek yürüyüş yapılması, slogan atılmasının altında yatan sebebin, olayın gerçek sorumluları olan Aziz Nesin ve Valinin tahrikleri olduğu ve halkın tahrikler sonucu çileden çıkarıldığı vurgulanmaktadır. Hatta, "incinen toplumsal vicdanın tepkisinin yoğunlaşması ve topluluğun kontrolünü kaybetmesiyle olaylara kitle psikolojisi yön verdiği" ifade edilmektedir."

"...Bilirkişinin hadiseye zorlama bir yorumla izah getirdiği açıktır. Zira yazı halkın tepkisinden bahsetmektedir. Halk kavramı ile, yukarıda bilirkişinin saydığı eylemlere katılanlar değil, inançlarına hakaret edilen tüm Sivas Halkı kastedilmektedir. Tepkilerin neler olduğu sayılırken de henüz yargılanmakta olan (Ankara DGM'nde devam eden davada) sanıkların eylemleri de haber niteliğinde zikredilmektedir. Bilirkişi yazıdaki suje'yi dar anlamda yani sadece yargılanan insanlar olarak almış, yazının gerek başlığı, gerekse içeriğinde çok sık kullanılan Sivas Halkı kavramını görmezlikten gelmiştir."

Savunmanın, iddia makamının ve bilirkişinin çelişkilerini göstermesine rağmen mahkeme aleyhte sonuçlanmıştır. Mahkumiyet cezasının tecil edilmemesi konusunda mahkemenin gerekçeli kararını anlamak ise mümkün değildir. "Sanığın geçmişteki hali, müşahede edilen durumu, suç işleme hususundaki eğilimi nazara alındığında cezasının tecili halinde ilerde bir daha suç işlemeyeceğine dair mahkemece kanaat hasıl olmadığından" ifadesiyle tecil işlemine yanaşmayan mahkeme heyetini hiç bir maddi delil olmadığı halde bu yargıya ulaştıran saiklerin ne olduğu ise ciddi şüpheler uyandırmaktadır. 10 aylık hapis cezasını para cezasına çeviren mahkeme kararının temyiz edilmesi için Yargıtay'a başvurulmuştur.

Bu arada Sivas Olayları Davası'na 21-26 Mart 1994 günleri arasında Ankara DGM'nde devam edildi, son duruşmada 26 sanık daha tahliye edildi. Duruşmanın son iki günü, kamu tanıkları olan polis ve Emniyet Müdürleri'nin dinleneceği gerekçesiyle basına kapalı yapıldı. 25.3.1994 günlü oturumda Sivas Davası ile ilgili olarak yayın yasağı kondu. Bu nedenle duruşmada dinlenen tanık ifadeleri ve duruşma safahatı hakkında bilgi verme yolu da kesilmiş oldu. Gelecek duruşma tarihi yine kamu tanıklarının dinlenmesine devam edilmek kaydıyla 25 Nisan 1994 günü olarak belirlendi.

 

Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 37 - Nisan 94

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları