Sovyet Müslümanları Arasında Kıpırdanmalar

Alexandre Bennigsen

Glasnost ve Perestroika politikalarıyla birlikte yaşanan hızlı değişimler dünya gündeminde Sovyetler Birliği'ni odak noktası haline getirdi. Olayın çok boyutlu yönleri olmakla birlikte doğal olarak Müslümanların asıl ilgisi Sovyetlerdeki Müslümanlar üzerine yoğunlaşıyor. 70 yıllık bir belirsizlik-bilinmezlik perdesi yavaş yavaş kalkarken, Sovyetler Birliği'nde yaşayan Müslümanların yapısı, İslam anlayışları, Sovyet yönetimiyle olan ilişkileri üzerine yoğun tartışmalar sürüyor. Bu makale Nisan 1988 tarihinde yayınladığından son gelişmeleri kapsamamakla birlikte, bu gelişmelerin beslendiği zemini yetkin bir biçimde ele alıyor. Bir Sovyetolog olarak CIA ve yan kuruluşları ile bağlantısı bilinmekle birlikte, Sovyetler Birliği'nde İslam ve Müslümanlar konusunda derin araştırmaları bulunan Alexandre Bennigsen'in gözlemlerinin konuya ışık tutma noktasında önemli ip uçları sağladığını düşünüyoruz. (Dünya ve İslam)

 

Bolşevik Devrimi'nden yaklaşık 1973'lere gelinceye kadar Sovyetler'in İslam'a karşı olan politikası hem içte hem de dışta fark edilir bir süreklilik yaşamıştır. Batı'da yazılanların aksine Stalin'in, Kruşçev'in ve Brejnev'in İslam'a karşı olan tutumları -taktik niteliğindeki tavırları dışında- çok az farklılık gösteriyordu. Sovyetler Birliği'nde İslam, sosyalist dünyada yeri olmayan düşman bir unsur ve dialektik materyalizmin bilimsel gücü karşısında yok olmaya mahkum bir akım olarak görülüyordu. Onlara göre geçmişin tüm bağlarından sıyrılmış, ulusal sınırın üstünde bir bilince sahip "Yeni Sovyet insanı" ortaya çıkacaktı. Sovyet ideologları, Sovyetler sınırının ötesindeki İslam'a ise "güçlü bir düşman potansiyelinin açık tehdidi" gözüyle bakıyorlardı.

Bu açık tehlikeye karşı önlem almak amacıyla 1968-1973 arasında, muhtemelen aralarında zamanın KGB başkanı olan Yuri Andropov'un da bulunduğu Sovyet yetkilileri durumu değiştirmek üzere harekete geçti. İlk bakışta paradoksal görünen iki yönlü karmaşık yeni bir politika uygulanmaya başlandı.

Başka bir kitapta ayrıntısıyla tartıştığımız,1 yeni politikanın ilk yönü, Sovyetler'in yerli, kendilerine bağlı ve sadık resmi İslami kuruluşları, dıştaki Müslüman dünyaya özellikle de Batı yanlısı Arap ülkelerine -ki bu ülkelerin Sovyetlerle ya çok az denebilecek ilişkileri vardı ya da hiç yoktu- sızmak amacıyla bir kanal ya da bir propaganda aracı olarak kullanmasını içeriyordu. Bu yeni atılım, Sovyet müftülerini bu ülkelere 'etkili elçiler' olarak göndermek, Orta Asya'yı genelde Taşkent müftüsü tarafından organize edilen dini konferanslara katılmak üzere davet edilecek yabancı Müslümanlara açmak ve Orta Asya üniversite ve enstitülerine, çok sayıda yabancı öğrenci ve uzman kabul etmek gibi çok boyutlu bir görünüm arz ediyordu. Sovyetlerin "İslam stratejisi"nin bu ilk boyutunun amacı, yabancı Müslüman ülkelerde prestij ve nüfuzunu artırmak, bunlara Emperyalist Batı'dan daha iyi bir müttefik olduğunu göstermekti.2

Yeni stratejinin ikinci ve paradoksal boyutu ise, ülke sınırları içinde daha fazla baskı uygulamaktı. Sovyet din adamları gittikleri ülkelerde Sovyetlerin büyük bir Müslüman ülkesi olduğunu söylerken, Sovyet Müslümanları katı bir baskının altında yaşıyorlardı. Sözgelimi, 1970'li yılların başlarında Sovyetler Birliği, "Sufi Tarikatlar"3 tarafından temsil edilen yaygın "paralel" İslam karşıtı bir kampanya başlattı. Sadece bu yaygın "paralel" İslam'a karşı değil, aynı zamanda Müslümanlar arasında kökleşmiş, yerleşmiş gelenek ve ritüellere de karşıydı.4 İslam karşıtı propagandanın genel düzeyi artırıldı ve Müslümanlara karşı cezai önlemler alınması kurumlaştırdı.

Son yıllarda Sovyet iletişim araçlarının daha fazla konu üzerinde bilgi vermeye başladığı görülüyor. Ayrıca, Sovyet Orta Asyası'nın mahalli dillerini konuşabilen İslam ve İslam toplumlarına dair geniş birikimi olan yabana Müslümanlar da, Sovyet Müslüman bölgelerini ziyaret edip, izlenim ve bulgularını aktardılar. Diğerleriyle birlikte bu yeni bilgi kaynaklarından yararlanarak artık bugünün Sovyetler Birliği'nde İslam'ın durumuna ilişkin daha iyi bir görüntü elde edebiliyoruz. Sovyet liderliği, hem glasnost'un uygulandığını gösterme gerekliliğinden, hem de Sovyetler Birliği'nde İslami bilincin doğal olarak büyümesi gerçeği yüzünden bugün ilk politikaları olan Müslüman-Sovyet ilişkilerindeki sürtüşme ve gerilimin göz ardı edilmesi politikasının yeniden daha ciddi ve gerçekçi biçimde gözden geçirilmesinin gerekliliğine inanıyorlar. Onları bu görüşe itmede Aralık 1986'da Alma-Ata'da meydana gelen şiddetli azınlık ayaklanmaları ve bundan kısa süre sonra Tacikistan'da kıpırdanmaya başlayan hareketlerin rolü vardı. Büyük olasılıkla bu hareketler İslami örgütlerce kışkırtılıyordu. M. Gorbaçov, İslam uzmanlarım (kendi kontrolünde olan), kendi kendilerini kandırmaya son vermeye ve yabancı uzmanların araştırma ve analizlerine daha yakın ilgi göstermeye çağırdı.5 Sovyetler'de İslam'ın yeniden dirilme ve Müslüman milliyetçiliğinin yerli toplumlar düzeyinde artma potansiyeli, yapılan araştırmalar ve istatistikler sonucu rakamlara döküldü.

Sovyet Müslümanları Arasında Dini Duyarlılığın Düzeyi

Sovyetler'de din olgusu şimdiye dek çok yönlü sosyolojik bir araştırmanın konusu olmuş değildi. Orta Asya ve Kuzey Kafkasya Müslüman bölgelerindeki ilk akademik araştırmalar ancak 1970'li yılların başlarında yapılmıştır. Gorbaçov zamanında ise bu araştırmalar daha sık ve sistematik bir duruma getirildi.

Yapılan son araştırmalarla, geçmiştekileri karşılaştırdığımızda, dini duyguların Sovyet Müslüman nüfusunun tüm katmanlarında özellikle de genç kesim arasında hızla yaygınlaştığını görürüz. Sözgelimi, 1. Tablo'nun ilk kolonu, Orta Asya'nın en geleneksel bölgelerinden biri olan Özbek Cumhuriyeti'ndeki özerk Kara-Kalpakkaya6 yöresinde 15 yıl önce yapılmış olan bir araştırmanın sonuçlarını göstermektedir. 2. kolon ise, Tacikistan ilimler Akademisi Felsefe Bölümü'nün kıdemli bir üyesi olan T. Vasneva tarafından 1986'da, Tacik Cumhuriyeti'nin kuzey kesiminde bulunan Kurgan-Tub şehrindeki tıp ve pedagoji enstitüleri öğrencileriyle yapılan röportajların sonuçlarını göstermektedir.7

Tablo: 1 İki Sovyet Cumhuriyetinde İslami Bağlılık Düzeyi

 

 

1973 Araştırması

1986 Araştırması

İnananlar

%0.0

%17.0

İnançlarında Tereddüt Edenler

%1.4

%39.5

İnanmayanlar

%50.8a

%28.6b

Ateistler

%47.8c

%6.9

Cevap Vermeyi Rededenler

--

%8.0

 

a) Bu kişiler açıkça dindar değildirler. Fakat dini törenlere, geleneklere ve dini evliliklere kesin bağlılıkları vardır.

b) Bunlar da diğerleri gibidir: Ancak oruç tutan, camiye giden ve Kurban ve Ramazan bayramlarındaki cemaat ibadetlerine katılanları da içerir.

c) Muhtemelen dini bağlılıkları güçlü olanlar.

Sovyet medyası son zamanlarda 1986 araştırma sonuçlarıyla ortaya çıkan eğilimlere karşı açık bir tavır aldı. Özellikle de genç insanların ve aydınların İslam'a olan ve tehlikeli olarak nitelendirilen ilgisine karşı... Sözgelimi Tacikistan Komünist Partisi Merkez Komite ilk sekreteri Makamov yoldaşlarını şöyle uyardı:

"Din-karşıtı bilimsel propaganda çalışmalarına daha fazla önem vermeliyiz. Çünkü bu propagandaların zayıflaması yüzünden, geçtiğimiz yıllarda cumhuriyetimiz deki nüfusun dini düzeyleri farkedilir bir artış gösterdi, özellikle dine eğilim gösteren genç kuşakla yakından ilgilenmeliyiz."8

Kırgız'daki bir başka yetkili bunu değişik bir biçimde tekrarlıyor:

"Dine karşı bu kayıtsız ve tarafsız tutum, bölgemizde İslam'ın yeniden şiddetlenmesine ve nüfuz kazanmasına neden olmuştur. Şu gerçeği göz önünde bulundurmalıyız: Genç insanlar camilere gidiyorlar. Dini bayramlar süresince çok sayıda okul çağındaki genç camilerde toplanıyorlar. Yaşları 18 ile 30 arasında değişen bu gençler toplam cemaatin yüzde 17 ve 30'unu oluşturuyor..."9

Bu yetkililerle birlikte diğer birçok yetkili, Sovyet komünist yönetimi altında -ateizme, komünist ortodoksluğa ve bilimsel sosyalizme bu kadar önem verilirken, vurgulanırken- sayıları gittikçe artan bu genç neslin İslam'a olan ilgisinden haklı olarak endişe duyuyorlar. Sovyet medyasının neredeyse her gün verdiği bilgilere göre, Dini inancın kurbanı olan yalnız yeni komünist gençliği değildi, Parti bürokratları ve görevlileri de aynı etkinin altında. Gorbaçov'un bizzat kendisi de bu eğilimi şiddetle kınadı. Parti memurları ikili ahlaka sahip olmalarından dolayı suçlandı.10 Suçlamalara göre bunlar, görünüşte ateist olmalarına rağmen özel yaşamlarında dindar kimseler.11 Tacikli din aleyhtarı bir uzman; "Din, her geçen gün kanser gibi yayılıyor; yayıldıkça da her geçen gün daha fazla sayıda insanı etkisi altına alıyor. İnananlar, dün sessizce ibadet eden insanlardı, bugün ise kitle hareketlerinde yer alıyorlar. Peki, yarın ne olacaklar?"12 derken, hem endişesini dile getiriyor, hem de açıkça uyarıyordu.

Sovyet kaynakları; Sovyetler Birliği'nde İslam'ın yeniden uyanışının, kıpırdanışının bazen örtüşen üç farklı boyut taşıdığını iddia ediyorlar:

- Dini ve laik adetler arası çatışma.

- "Paralel İslam" etkinlikleri.

- İslami düşüncenin politizasyonu.

Eski Dinsel Adetler Karşısında Yeni Laik Adetler

Sovyet iletişim araçları on yıllardan beridir sık sık, İslami bilinçlenmeyi silmek için girişilen mücadelelerde en güç yanın, Sovyet Müslümanlarının İslami merasimlere (sünnet, cenaze, evlilik vb.) katılmalarının önlenemeyişi olduğunu söylüyor. Sovyet propagandaları eski dinsel törenlerin ortadan kalkmasını sağlamak amacıyla Sovyet deneyimine dayanan yeni törenler ürettiler. Askere gidecek genç için bir kutlama yapmak gibi. Bu çabalara rağmen, Sovyet yorumcular yaptıkları açık oturumlarda, eski dinsel törenlerin, yenilerine oranla daha çekici olduğu, yenilerine ise fazla katılım olmadığı yolunda açıklamalarda bulundular.

Sovyet propaganda ve ajitasyon uzmanı A. Rozanov, Kazakistan'daki durumu tanımlarken, yeni dinsel ritüellerin, eski Sovyet laik ritüellerin yerini almakta olduğunu tespitinde bulunuyor ve 1960'larda canlanmaya başlayan enternasyonalist ruhun tekrar yok olduğunu açıklıyordu. Açıklamaya göre; Başkent Alma-Ata, Ust-Kamenogorsk ve çelkar gibi yeni yerleşim yerlerinde kurulan ve özellikle yüksek mertebeli parti üyelerine ait olan mezarlıklar İslami motifler ve sembollerle süslenmeye devam ediyordu.13

1970'lerde zorunlu olan laik nikah törenleri dinsel törenlerin yerini almakta başarılı olamadı. Müslüman din adamları bugün hem laik olanları hem de diğerlerini uygulamaktan kaçınmıyor. Dolayısıyla Komsomol düğünleri genellikle dini nikahla tamamlanıyor. Bir Sovyet gözlemcinin yazdığına göre, 'bu yolla, hem Komsomol hem de Allah memnun ediliyor.'14

Diğer bir uzman ise Kırgız'daki durumu şöyle ifade ediyor: "Müslüman kesimin dini törenleri, nüfusun yüzde yüzü tarafından yerine getirilmektedir; bu durumu herkes biliyor, ama hiç kimse bir şey yapamıyor; ne bizim din-karşıtı makalelerimiz ya da konuşmalarımız, ne de yeni seküler kurallarımız... çok sayıda Parti ve Sovyet çalışanının ve hatta ekonomik liderlerimizin bu törenlere katıldığı gayet açıktır. Parti Üyelerinin çocukları dahil kaç tane yeni evli çift camideki dini törenden kaçıyor ki?15

İslam ve Sovyet örfleri arasındaki rekabetin en can alıcı yönlerinden biri başlık parası ödemede görülebilir. Türkistanlı damat geleneksel olarak bu parayı gelinin ebeveynine ödemek durumundadır. 1920'li yılların sonuna doğru bu paranın ödenmesi resmi olarak yasaklandı ve suç sayıldı. Bu yasaklamadan sonra, bu gelenek Orta Asya'da zamanla kayboldu. Bir Sovyet uzmanının yazdığına göre, 1930'larda, 1940'larda hatta 1950'lerde bu gelenek yoktu; fakat 196O'lı yılların sonlarına doğru yeniden ortaya çıktı. Bugün başlık parası çok yaygın bir gelenek halinde devam etmektedir. Sözgelimi Türkmen Cumhuriyeti'nin bazı bölgelerinde ödenen maksimum başlık parası miktarı 30.000 Ruble'ye kadar çıkmaktadır.16 Gözlemcilerin kaydettiğine göre, asıl rahatsız edici olan şeyin, özellikle de genç kızların kendileri olmak üzere, genç neslin bu utanç verici erkek şovenizmi taşıyan adeti savunmalarıdır. Dahası, genç ve güzel bir kızın, eğer babası yüklü bir başlık parası istemezse onurunun kırıldığını, çünkü toplumun buradan yola çıkarak kızda kötü huy olduğu ya da bazı gizli utandırıcı hastalık olduğu gibi şüphelere kapılabileceğinden çekindikleri bilinmektedir. Geleneksel yargıların son derece hakim olduğu bir toplumda bu tür şüpheler kişi için hiç de hoş değildir.

Dini törenler, halk arasında büyük ilgiler uyandırıyor, bu kesin bir gerçektir. Aralarında resmi parti ve devlet organının üyelerinin de bulunduğu törenleri canlandırmaya çalışan genç aydınlar, bu törenlerin Rus kültürünün asimilasyonuna karşı güçlü bir savunma hatta olduğuna inanıyorlar.

Paralel İslam

Sovyet resmi İslami kuruluşları doğal olarak hizmette olan yaklaşık 350 camisiyle,17 sayıları 50 milyonu aşan Sovyet Müslümanlarının ihtiyaçlarına cevap veremiyor. Buna karşılık yıllardır, yeraltında paralel bir İslami uygulamanın Sovyetlerin tüm Müslüman bölgelerinde yeşermiş olması şaşırtıcı olmasa gerek. Paralel İslam18, büyük ihtimalle binlerce gizli cami ve dini okula sahip. Bu yeraltı hareketinin birinci ve belki de ana oluşturucu gücü sufi tarikatlardır.19

Özellikle Afganistan'daki savaşın başlangıcından bu yana, Sovyet basınında, 'Paralel İslam'ın Sovyet-karşıtı aktiviteleri ve yakalanan Sufi Üyeleriyle ilgili haberlerin sayısı büyük artış gösterdi. Bu haberlere göre resmi onaysız kendilerini din adamı olarak ilan edenlerin sayısında beş yıl öncesine oranla çok büyük artışlar olmuştu.20 Bunların çoğunluğu kırsal kesimden gelmekle beraber, şimdi genç aydınlar ya da beyaz yakalılar (doktorlar, avukatlar) ve mavi yakalılar (işçiler) arasında epey yaygınlar. Igor Beliov, Literaturnaia Gazeta adlı gazetede yayımlanan iki dizilik yazısında Sufi tarikatlara şu yorumu getiriyor: "Sufi tarikat, 'işletme kulübü' adı altında illegal faaliyetleri olan gizli bir organizasyondur- Bunlar, üyelerini Öncelikle genç kuşaktan ve aydınlar arasından seçiyorlar."21

Bazı Sufi şeyhleri, önceleri Komünist Parti üyesi ve hatta din-karşıtı kampanyanın propagandisti idiler.22 Geçmişte, Sovyet medyası tarafından saf inançlı kişileri sömüren ahlaksız dolandırıcılar olarak nitelendirilen bu şeyhler, artık uzmanların değişik yaklaşımlarıyla tanımlanıyor. Sözgelimi, Kırgız bölgesinde bir uzman, "Biz bu şeyhlerin kim olduklarını öğrenmek zorundayız. Bunların salt dolandırıcı olduklarım söylemek çok basit olur. İnananlar da öyle pek saf değiller. Onlar bu özelliklerini yıllar önce yitirmiş, aşmış olmalılar."23

Sufi üyelerinin faaliyetleri genellikle, gizli ibadethaneler, kutsal yerler ve çay evlerinde yoğunlaşmış durumda, ibadethaneler hızla camilere dönüşmektedir. Resmi kaynaklara göre24 bu tip yerlerin sayısı, resmi camilerin on katı kadar. Bunlar illegal olmakla beraber, Sovyet güvenlik polisinden kolaylıkla kaçabilmek için özel evler içinde yapılmıştır. Kutsal yerler ise, 19. yüzyılda Ruslar'ın, 20. yüzyılda Sovyetler'in işgali sırasında ölen şeyhlerin ya da şehitlerin mezarları ve türbelerdir. Kutsal yerler, gidilmesi zaruri fakat imkansız olan Arabistan'daki kutsal toprakları temsil etmektedirler, buralardaki insanlar da bir çeşit "hacı" sayılmaktalar. Bunun yaraşıra buralar aktif ruhi yaşantının merkezlerini oluşturmaktadır. Dini (toplu) ibadetler ve zikir ayinlerinin sıkça yapıldığı yerlerdir. Sovyet yetkilileri, bu merkezlere daima cephe aldı, fakat olumlu sonuç elde edemedi.

Bu kutsal yerlerin ne denli önemli olduğunu aşağıdaki örneklerle daha net anlayabiliriz. Sözgelimi Kırgızistan'da:

Nisan'dan Ekim ayına kadar olan 6 aylık süre için de Oş şehrinin nüfusunda -ki bu şehirde Türkistan'ın en ünlü kutsal yeri kabul edilen Tahtı Süleyman bulunuyor- keskin bir artış gözlemlendi. Buraya gelen hacılar, tüm Orta Asya Cumhuriyetlerinden, Volga Bölgesi'nden, Azerbaycan'dan ve diğer Müslüman bölgelerden gelen kimselerdir. Bunlar, ya hava ya da kara yoluyla bu kutsal yöreye gelirler. Bazen yaya, bazen tek bazen de gruplar halinde yolculuk ettikleri de görülür. Fakat bunların çoğu "hac" için gelirler. Her Müslüman Süleyman Dağı'na üç haccın Mekke'deki hacca eşit olduğunu ve bu ziyaretin onlara "hacı" sıfatını kazandıracağını bilir. Burada görev yapan çok sayıda vaiz ve şeyh hacılarla ilgilenir, toplu ibadetleri organize eder, onlara hac hakkında bilgiler verir.25

(Türkmenistan'da) bir kaç yıl önce kısa sürede bir tür küçük hac merkezi durumuna gelen yeni türbeler ortaya çıkmıştır. Yapılan araştırmalar sonucunda buraların Büyük Vatan Savaşı esnasında dini bir takım sebepler yüzünden Sovyet ordusuna katılmak istemeyen din adamları (veli)nın mezarları olduğu ortaya çıktı. Bu hayret verici bir olaydı. Fakat asıl hayret veren, bu kutsal yere gelen ulaşım yollarının yapılma maliyetinin ve hacıların ulaşım maliyetlerinin bu civarlarda kurulmuş yerel çiftliklerce (kolhoz) karşılanmasıydı.26

Uzmanlara göre, Orta Asya'nın geleneksel çayhaneleri son bir kaç yıl içinde, fahri din adamlarının toplu ibadetleri yönettiği Sufilerin faaliyet merkezi haline geldi.27 Bu din adamlarının faaliyetleri, çocuklardan yetişkinlere kadar her kesime vaaz vermekten, ailesel törenleri (sünnet, evlilik, cenaze vb.) organize etmeye kadar değişik şekiller arz ediyordu.

Ancak bazen bunların saldırgan tavırlar sergiledikleri haberleri de yayılıyordu. Sözgelimi bir Tacik gazetesinde anlatıldığına göre Kuzey Tacikistan'ın Garm Bölgesi'nde bir grup molla "Moral Boyut" başlığıyla yayımlanan; din-karşıtı haberler ve makaleler yayımlayan bir bülteni toplattı ve hepsini ateşe verdi. Bu olaya Sovyet yetkilileri ve parti yetkilileri sadece bakmakla yetindiler.28

Bu din adamlarına ait haberler her gün gittikçe yayılıyor. Sözgelimi:

Kalender Sadurdinov; kendini Vahhabi olarak adlandıran ve bir işçi olan bu fanatik Müslüman tüm zamanını seyahat etmeye, dinsel vaazlar vermeye ve İslam farzlarını anlatmaya harcıyor. Bunları yaparken de Sovyet-karşıtı bir politika izliyor. Takipçilerine açıkça "Peygamberlerin ve imamlarının hayatlarının Sovyetlerdekilerden daha heyecan verici olduğunu hiç düşündünüz mü?" diye soruyor. Üstelik Sovyetler Birliği tarafından Afganlılar'a verilen uluslararası yardımı açıkça lanetliyor ve Sovyet askerlerinin Müslüman Afganlılar'ı dinlerinden döndürmek üzere orada bulunduklarını alenen halka anlatıyor... Bu Sufi vaizler genellikle yüksek kesimdeki insanlar, öğretmenler ve pedagoglar arasında popülarite kazandılar. Sadurdinov bir süre sonra Sovyet rejiminin kudsiyetine zarar vermek suçundan yakalandı ve hapsedildi.29

Tacikistan'da 1947 yılında doğmuş ve jeodezi mühendisliği eğitimi görmüş bir Tacik olan Abdullah Saidov, Komünist Parti üyesi olan bir devlet çiftliğinin yöneticisinin oğluydu. Saidov'un babası emekli olurken onun yaşında biri için dinin daha önemli olduğunu ileri sürmüş Parti kartını yırtıp yakmıştı. Saidov'un iki kardeşi de, O'nun yakalanmasından sonra Parti'den atıldı. Saidov, 30 yaşında Sufi üyesi oldu. Bir zahid olan Saidov, Kur'an'ı hıfzetti ve sağlam bir dini birikime sahip oldu. Takipçileri arasında 'aziz' olarak görülüyordu. Fakat resmi Sovyet İslam hiyerarşisini tanımayı, insanları İslam'dan uzaklaştırdığı ve İslam'a ihanet ettiği gerekçesiyle reddediyordu. Kendine 'Vahhabi' diyen Saidov'un halka verdiği vaazlar tek bir fikir etrafından toplanıyordu. "Tacikistan'ın bağımsız bir İslam Cumhuriyeti olması." Sovyet gazetecilerden biri, O'nun hakkında "Sovyet düzeni için özel tehlike taşıyan bir eleman" diye yazmıştı. Saidov yakalandıktan sonra tutuklandı ve toplumdan izole edilmesi amacıyla isçi kampına gönderildi. Sovyet rejiminin katı tutumunun kurbanı olan Saidov'un evinde düzeni yıkmak amacıyla yazılan yasak kitaplar bulundu. Takipçileri (Komsomol ve Parti üyeleri de dahil) mahkemesi sırasında Saidov'u kurtarmak amacıyla Adalet Mahkemesi'ne saldırırlarsa da bu girişimlerinde başarılı olamadılar ve Sovyet milisler tarafından dağıtıldılar.30

Sufi hareketinin güçlendirdiği paralel İslam'ın diğer bir faaliyeti de "îslamizdat"tır. Beliaev'in kaydettiği gibi, "islamizdat" değişik formlarda ortaya çıkabilmekte:

"Dinî bildirileri (duyuru) yazmak, basmak ve Müslüman otoriteler tarafından yapılan konuşmaların ya da yazılan yazıların kaydedildiği kasetleri dağıtmak gibi işlevleri yerine getiriyor islamizdat. Yabancı ülkelerde imal edilen bu tip kasetlerin Tacikistan ve Özbekistan'a ve diğer bölgelere aksamasız ulaşımını da göz önünde bulundurmak gerek."31

Son bir kaç yıldır, İslami yayınlar yapan, basan ve dağıtan pek çok işletme, Sovyet otoritelerince ele geçirildi. Bu işletmelerin geniş dağıtım tekniklerine ve Taşkent'te satış bölümlerine sahip olduğu öğrenildi.32

İslam'ın Politizasyonu

Sovyet yetkilileri, özellikle Afganistan'da savaşın başlamasından bu yana Orta Asya'da İslam'ın politikleştiğini iddia ediyorlar.33 Bir çok Sovyet uzmanı, Orta Asya'daki son gelişmeleri İslam'ın tehditkar yönünün öne çıkması şeklinde tanımlıyorlar. Bu uzmanlar, İslam'ın ferdi (kişisel) bir inanç ve dini gelenek ve ritüellerin toplamı olmaktan çok "siyasi" bir kimlik taşıdığını ileri sürüyorlar. Ve bu hareketin de "İslam milliyetçiliği" olduğunu savunuyorlar. Sovyet sınırları içindeki bu hareketlerin diğer ülkelerdeki radikal İslami hareketlerden daha farklı olduğu iddia ediliyor. Sovyet kaynaklan bu yeni dini milliyetçi akımı "reaksiyoner, dini, milli ve siyasi" bir hareket olarak tanımlıyorlar.34 Kırgızistan'ın, Frunze şehrinin Pervomaisk yöresinde Komünist Parti baş sekreteri olan V. Bogatyrev, Kırgız Cumhuriyeti'nde İslam'ın yeniden canlanışını şu şekilde yorumluyor:

"Kurban ve Ramazan Bayramları süresince şehir camilerinin durumuna bakınız! Bu genç kalabalıkların salt inananlar olduklarına inanıyor musunuz? Hayır, değiller. Onlar bu ibadetlerle sadece milliyetçiliğin kokusuna üşüşüyorlar."35

Özbekistan'da, Özbek Komünist Partisi Merkezi Komitesinin baş sekreteri olan Osmanhocaev daha kesin ve sert konuşuyor:

"Din, milliyetçilik ve şovenizm yollarım açıyor. Baş düşmanımız, sosyalizme, Marksist-Leninist ideolojiye ve Sovyet rejiminin iç ve dış siyasetine acımasızca saldırıyor. Köhnemiş pan-İslamist fikirler yeniden canlanıyor ve milliyetçi tutkular şiddetleniyor."36

Bir Tacik uzmanı olan K. Nurulhakov bu olguya (fenomene) daha mantıklı bir açıklamayla yaklaşıyor:

"İslam'ın inananların günlük yaşamına güçlü bir biçimde girmesinin sonuçları iki yönlüdür. Bu olaylar bir yandan dini tören ve geleneklere etnik bir renk katarken, öte yandan da milli geleneklere de dini bir özellik vermiştir... İnananlar, aralarında genç nesil de dahil dini olanla milli olan arasında pek ayrım gözetmemektedir... Milli ve dini olmak üzere iki şekle girebilen ulusal kültür söz konusu olduğunda hem inananlar hem de ateistler eşit derecede hassas olabilmektedirler."37

Igor Beliaev, kalabalık bir dinleyici kitlesine yaptığı konuşmada tehlikeyi şöyle dile getirdi:

"Gerçek, üzüntü verici boyuttadır. Orta Asya'daki merkezlerimizde, korkunç gerçeklerle karşı karşıyayız. Çevremizde milli ya da dini diye adlandırılabilecek bir yığın alt yapılar oluşmakla ve bunlar her geçen gün sayılarını artırmakta."38

Tacikistan Komünist Partisi'nin baş sekreteri olan K. Makhamov, bu konuyu şöyle vurguluyor: "Milliyetçilik, dini bir kılıf arama çabasında..."39 "Milliyetçilik tek başına asla var olamaz. Bu yüzden dini-milli fikirlerin içiçeliğini küçük görmemeliyiz."40 Makhamov, bir çok Sovyet işçisinin, Komünist Parti üyeleri de dahil, din probleminin siyasi boyutunu anlayamamalarım ve yabancı radyo yayınlarının oluşturduğu tehlikeleri gözardı etmelerini üzüntüyle karşılıyor.

Oysa ki, dış yayınların tek hedefi gerçekte Sovyet düşmanlığıdır. Özellikle, Azadlık Radyosu, Amerika'nın Sesi, BBC, Alman Radyosu, Radyo Gorgan (İran) ve Radyo Urumçi (Çin) aynı yolda yayın yapıyor. Fakat Sovyet yorumcuları Sovyet Müslümanlarının İslami mesajlar taşıyan değişik istasyonları dinlemesinden şikayet ediyorlar:

"Azadlık Radyosu ve Amerika'nın Sesi Radyosu Özbekçe'de yaptığı programlarının % 90'ınını İslam'a ayırmıştır... Programcıların, dinleyicilerin ne dinlemek istediklerini bilmeyen yetersiz insanlar olduklarını düşünebilir miyiz? Hayır tam tersi. Onlar, Müslüman cumhuriyetlerdeki Sovyet gücüne doğrudan saldırmayacak kadar uyanık kişiler. İyi hazırlanmış programları çekici bir İslami eğitim vermekte... Amerika, Orta Asya'ya İslami aksanla yayın gönderen tek ülke değil, sadece İran-Sovyet sınırında İslam ve İslam Devrimi'nden bahsederek yayın yapan 38 yayın istasyonu var. Bu yayınların amacı gayet açıktır: Yalnızca din hakkında konuşuyorlar ve "İslam Devrimi"nin ihracının bir propaganda olmadığını da iddia ediyorlar."41

Bu konu, yani Sovyetler'deki İslam'ın dış güçler tarafından yönlendirilmesi artık Sovyet yorumcular tarafından yazılarda ve haberlerde sıkça dile getiriliyor. Sovyetlerde politik çevreler şu iddiada bulunuyorlar: "Gerici güçler... köhne İslam'ı anti-Sovyet bir araç durumuna getiriyor. İslam, bu halk düşmanı güçler elinde, güçlü bir silah oldu... Gericiler, İslam'ı sosyalizm karşısındaki engel olarak kullanıyorlar."42

1986 Aralığı'nda Alma-Ata ve Kazakistan'ı alt üst eden milliyetçi kargaşalıklar, Müslüman kıpırdanmaların tehditkar olduğunu en iyi biçimde ispatladı. Günlerce süren bu kargaşalıklar Sovyet ve Batı basınında genişçe yer aldı. Resmi olmayan raporlara göre bu kargaşalıklar sırasında birlerce öğrenci tutuklandı ve sürgüne gönderildi. Bir kesimi kargaşalıkları örgütlemek suçundan idam edildi. Daha sonra Kazakistan'daki ve komşu Müslüman cumhuriyetlerdeki eğitim kurumlarında (öğrenciler arasında) katı bir biçimde ayıklamalar yapılmaya başlandı.

Sovyet iletişim araçlarının ilk raporları, kargaşalıkları milliyetçi karakterde gösterirken, İslami yönü göz ardı etmeyi tercih etti. En yetkili Batılı raporlar bile -bunlar belki de Mayıs 1987'de ortaya çıkanlardan önce baskıya gitmişti- şunları kaydediyordu: "Bu noktada, yaygın İslam bağlarının Kazaklar arasındaki kargaşanın yönünü tayin etmede ne derece rolü olup olmadığını bilmiyoruz."43 Şimdi durum daha farklı. Litereturnaia Gazeta İslami bir ilişiğin bulunduğuna dair kesin deliller öne sürdü. "Alma-Ata'da Aralık ayında meydana gelen olaylarda yer alan gençler, Müslüman fanatikler, Sufiler tarafından yönlendiriliyorlar. Bunlar, üniversite öğrencileri ve profesörler arasına sızma başarısı bile gösterdiler."44 Bu gelişme Orta Asya'daki olaylara da yansıdı: İslam özellikle anti-Rus görüşleri ve politik örgütlenme araçlarından biri olarak iyi eğitim görmüş genç nesillerin ilgisini çekiyor.

Sovyet Otoriteleri ve İslam

Aralık 1979'da Kabil'in işgalinden bu yana, Ruslar'la Orta Asya'daki tüm Müslümanlar arasındaki ilişkiler gittikçe kötüleşiyor. Artık iki olayın birbirleriyle ilişkisini gösteren kesin deliller bile var.45

Sovyetler Birliği'nin düzene zarar verecek bu tür gelişmelere tolerans göstermeyeceği ve onu kontrol altına almaya çalışacağı kesindir, ancak ne tür önlemler alınacağı şimdiden tahmin edilemez. Öte yandan, din-karşıtı kampanyalar, tüm Müslüman bölgelerde benzeri görülmemiş bir yoğunlukta sürdürülüyor. Hemen hemen tüm yerel yöneticiler ve hatta Gorbaçov'un kendisi bile, bu şekildeki İslami bilinçlenme ve örgütlenmeyi bastırabilmek için mevcut tüm metotların uygulanmasının gerekliliğini vurguluyor.46 Gorbaçov rejiminin, Sovyet Müslümanlarına karşı 1930'larda Stalin"in uyguladığına benzer bir katı baskı politikası uygulamak üzere olduğu görülüyor.47 Bir kesim yetkili ve uzman da, İslami uyanışı, Orta Asya'da mevcut yolsuzluk ve bozulmaya bağlıyorlar. Gorbaçov'un yolsuzluklara karşı açtığı savaşta bu sorunun çözülebileceğine inanıyorlar.48

İstenmeyen İslami eğilimleri bastırma yoluna gitmenin, Sovyetlerdeki Müslüman halkın bugünkü dinamizmi göz önüne alındığında, ne derece mümkün olabileceği sorusu doğal olarak akla gelmektedir. Bazı Sovyet yorumcular dine karşı yapılan bunca baskının yararlı olup olmadığı konusunda şüphe taşıdıklarını belirttiler. Kırgızistan'da İslam karşıtı propaganda yürüten bir yazar şunları söylüyor: "İslam'ın reaksiyoner doğasını çürütmek amacıyla çok zaman ve enerji harcadık, fakat sonuç hani?"49 "Onlarca, yüzlerce hatta binlerce propagandistimiz, politik zihniyetli uzmanlarımız var" diye yazıyor: "çok sayıda seminerlerimiz, toplantılarımız oldu; milyonlarca gazete çıkardık, yazılar yazdık, fakat yaşayan insan nerede?"50 Bunun da ötesinde tüm bu çabalar ters tepti: Aynı şekilde çeçen-inguş özerk Cumhuriyeti başkanı olan H. Bakov şöyle diyor: "Din-karşıtı propagandalarla uğraşan kimseler, halkın güvenini kazanmıyorlar, onlar genellikle yaptıkları bu işlerle (halkın) inananların milli duygularını rencide ettiler."51 Ya da bu davranışlar Rus karşıtı duygulan artırabilir. Bir Tacikli uzmanın yazdığına güre, "bir Müslüman, ibadet yasasını ihlalden tutuklanırsa, tüm yazılı materyallerine (dokümanlarına) el konur ve imha edilir." "Tüm Arap harfleri İslam demektir, İslam ise canlıdır, dolayısıyla onu derhal yok etmeliyiz." "Bu tip materyalleri yalnızca ilimler Akademisi ve Adalet Bakanlığı'nın müdahalesi koruyabilir." Yine tarihi değer taşıyan eski eserlerin örneğin camilerin korunması Müslümanlar için özel bir önem taşıyor. Ruslarsa bu camileri korumak isteyenlere "bu camileri unutun, eğer bunları korumaya kalkarsanız sizin inanç sahibi olduğunuz ortaya çıkar"52 diyorlar.

Bu şartlar altında, Rus karşıtı hisler beslememek doğal olarak çok zor. Rusların iddialarına göre, Sovyet Müslümanları artık doğrudan tehditler savurmaya başladılar: Sözgelimi; Tacikistan'da cumhuriyet çapındaki gazetelerden biri olan Komünist Tadzkikistana'a din-karşıtı makaleler yazan yerli gazetecilerle mücadele etmek yolunda tehditkar ifadeler bulunan mektuplar gönderiliyor."53

Gorbaçov'un liderliği zamanında, doğrudan baskılar uygulamak yerine daha çok bu tehlikeyle nasıl başa çıkılacağı konusundaki öneriler üzerinde duruldu. Özbek Komsomol lideri "Ne yapabiliriz?" şeklinde konuşurken hem çözüm arıyor, hem de şikayette bulunuyordu: "Dini eğilim gösteren Komsomol üyelerini yeniden eğitebilir miyiz? Genç kuşakların ideolojik yönünü nasıl yükseltebiliriz? Nasıl, nasıl?"54 En azından iki otorite İslam'a taviz verme politikası önerdi: Beliaev, Literatumia Gazeta'da yayımlanan bir makalesinde; paralel camileri legal hale getirmeliyiz ki faaliyetlerini daha rahat kontrol edelim." diyordu. İslamologların önde gelenlerinden olan T. S. Saidbaev de, "Beliaev'in camilerin legalize edilmesi konusundaki görüşüne yalnızca katılabilirim, resmi kayıtlara geçen cami sayısının -devrim öncesi sayının yalnızca %1'i kadar olan-, Müslümanların sayıları hakkında bilgi vermediği kesin. Aksini düşünmek, kendi kendimizi aldatmak olur" diyor.55

Sovyetler Birliği din karşıtı yeni kampanyalarla birlikte, Aralık 1986'da beş Orta Asya Cumhuriyetinde yönetimi ve komünist partileri dindarlardan temizleme operasyonları başlattı. Temizlik hala devam ediyor. Bu ayıklamalardan en çok etkilenenler orta ve yüksek düzey yerli kadrolar oldu; bunların yerine ya "Rus"lar ya da Sovyet "Avrupalılar" getirildi. Sözgelimi, Şubat 1987'de yapılan 16. Kazakistan Komünist Parti Kongresi'nde 500 üyenin ihraç edildiği açıklandı.56 Orta Asyalı bu kadrolar "yolsuzluk"la suçlandılar; oysa gerçek neden doğal olarak "milliyetçilik"ti. Orta Asyalı bu kadrolar Rus meslektaşlarından daha 'yolsuz' değildi elbette.

Gorbaçov'un İslam karşıtı stratejinin bir parçası günden güne genişlemekte olan Müslüman ailelerin yapısını daraltmayı amaçlıyordu. Son bir kaç yıldır Sovyet ajitatörleri, Orta Asya'dakileri, buralardan göç ettikleri taktirde daha iyi şartlara sahip olacaklarına inandırma uğraşısındalar. Oysa asıl amaç diğer bölgelerdeki iş gücü açığını kapatmak. Sovyet demograflar da bu yerleşim birimlerindeki Müslüman ailelerdeki doğum oranının kendiliğinden düşeceğini söylüyorlar. Müslümanların çok azı bu yeni yerleşim teklifini kabul etti. Orta Asya'da yaşayan Müslümanların % 98'i şehir merkezlerinde hayatlarını devam ettirmektedirler. Buna karşılık Ruslar Orta Asya'daki yerleşim birimlerini iyi bulmayarak bu merkezlerin dışına göç ediyorlar.57

Müslüman aile yapısını daraltmayı amaçlayan planlardan diğerleri ise şunlardır: Müslim ve gayr-i Müslimler arasında yapılacak evlilikleri desteklemek58 ve özellikle Tacikistan'da "daha küçük çekirdek aileler" için propaganda kampanyaları yürütmek.59 Bu programların başarılı olup olmadıklarının göstergesi henüz elimizde yok. Bir Müslüman demograf yaptığı açıklamada "daha geniş Rus ailelerine karşılık, daha dar Müslüman aileleri" planının Müslümanlarca ayrılıkçılık kabul edildiğini bildirdi.60

Diğer otoriteler ise, Müslümanların niteliğini düşürecek "enternasyonalist eğitim" programlarının seviyelerinin yükseltilmesinden söz ediyorlar.61 Hatta güvenlik güçleri "dinsel gericilik"e karşı girişilecek mücadelede tetikte olmaya çağrıldı.62

Alma-Ata'daki olaylardan sonra artık Sovyet taktiklerinin İslam'ı ortadan kaldıramayacağı ortaya çıktı. Sovyet dogması yaklaşık yetmiş yıldır "Yeni Sovyet insanı" teranesiyle İslam'ın elimine edileceği fikrinde ısrar etse bile, tüm olanların bu görüşü çürüttüğü açıktır. İslam Müslümanlara güç vermek ve tatmin etmek suretiyle güçlenirken Maksizm-Leninizm bu savaşta yenik düştü. Sovyet "pota"sı artık işlemiyor. Gözlemcilerin de onun çalıştığım iddia edecek sağlam delillere sahip olmadıkları açık. Ve İslam -ister aktif bir din isterse bir kültür unsuru olarak- Müslümanları asimile etmeyi amaçlayan tüm "Rus" çabalarını boşa çıkardı. Sovyet Müslümanları Afganistan ve İran'dan "Sovyet gücünün yenilmez olmadığı" mesajını aldılar. Her yerde olduğu gibi İslam, Sovyetler Birliği'nde de meydan okumaya devam ediyor. Ve yakın gelecekte Sovyet Müslümanlarını ön saflarda göreceğiz. Bu dinamik gücün Rus baskısına daha aktif bir biçimde başkaldırması da önlenemeyecektir.

Çev.: Vildan Serdaroğlu

 

Dipnotlar:

1- Resmi Sovyet İslamî Teşkilat Taşkent (Orta Asya ve Kazakistan için), Ufa (Avrupa Rusyası ve Sibirya için), Mahackale (Kuzey Kafkasya için) ve Bakü (Sovyetler Birliği Şiileri ve Trans Kafkasya Sünnileri için) şeklindeki dört Müslüman idare tarafından temsil edilmektedir. Bu idareler Sovyetler Birliği sınırları içindeki resmi (kayıtlı) Müslüman din adamlarını kontrol ediyor. Bu din adamlarının sayısı 1500 ile 2500 arasında değişmektedir. Ve bu kimseler kanunların faaliyet etmelerine izin verdikleri Müslüman din adamlar. Ayrıca iki İslami eğitim kuruluşu ve 50 milyon insana hizmet etmesi beklenen 365 caminin kontrolü de bu idarelerin kontrolü altında. Sovyet Müslümanları hakkındaki temel bilgiler ipin bkz.: Alexandre Benningsen ve S. Enders Wimbush, Muslims of the Soviet Empire: A Guide, Londra ve Bloomington: C. Hurst ve Indiana üniversitesi basımı, 1986.

2- Bu stratejinin bir tartışması için bkz.: Alexandre Benningsen, Paul B. Henze, George K. Tanham ve S. Enders Wimbush, The Soviet İslamic Establishment as a Strategic înstrument, Kansasville, Wisconsin: Yabancı Saha Araştırmaları, 1986.

3- Sovyotler'de Sufizmin gelişmesi, evrimi ve artış kaynakları için bkz.: Alexandre Benningsen ve S. Enders Wimbush'ın Mystics and Commissars: Sufism in the Soviet Union, Londra, Los Angeles: C. Hurst ve University of California Press, 1985. [Türkçesi için bkz.: 'Sufî ve Komiser', Akçağ Yayınları]

4- Geleneksel İslami aile ritüellerini eşit düzeydeki "Sovyet seremonileri" ile değiştirmek üzere atılan ilk adım 1960'ların sonlarına kadar uzanır. "Komsomol" düğünlerini ve laik "Sovyet" cenaze törenlerini içine alan "Sovyet törenleri" adlı yeni bir literatür türedi.

5- Bkz.: Igor Beliaev, 'Islam i politika' (İslam ve Politika", Literaturnaia Gazeta, 13 ve 20 Mayıs 1987.

6- Kaynaklar: Jumanazar Bazarbaev, Sekuliarizatsüa Naseleniia Sotsialisteheskoi Karakalpakia (Sosyalist Karakalpakya Halkının Laikleştirilmesi), Nukus, Özbekistan, 1973, s. 60.

7- T. Vasneva, Vospityvat ubezhdennykh ateistov' (Davasına Bağlı Ateistlerin Eğitimi), Agitator Tadzhikistana, (13), 1986, s. 24-26.

8- Agitator Kirghiziia, 1986.

9- Sovietskaia Kirghiziia, 4 Mart 1987.

10- Pravda Vostoka, 25 Kasım 1986.

11- Tadzhikistan-i Soveti, 8 Nisan 1987.

12- V. Rabîev, Idushchie v nikuda' (Boşluğa Yürüyüş), Kommunist Tadzhikistana, 12 Şubat 1987.

13- A. Rozanov, 'Chei obychai?' (Kimin Adeti?), Nauka i Religiia (5) 1987, s. 16-18.

14- N. Kuliev, 'Natsionalnye oaobcnnosti i ateischcskaia rabola' (Milli özellikler ve Ateist çalışma), Turkmenskaia Iskra, 19 Şubat 1987.

15- M. Poliachek, "Vglİadis v eto zcrkalo: rasmyshlonie u podnozhiia Suleiman-gory' (Süleyman Dağı'nın Eteklerinden Yansıyan Zihniyete Dikkat), Nauka i Religiia, (5) 1987, a. 43 ya da SoueLskü Uzbekistan, 4 Kasım 1986.

16- A. Djapakov, 'Svad'ba s kalymom' (Başlık Parasıyla Evlilik), Trud (Moskova), 19 Nisan 1987, ya da D. Aminova, 'Ncblagopriatnaia religioznaia obstanovka v Karakalpakii: ne chastnoe delo' (Karakalpakîstan'ın Kötüleşen Dini Durumu: Bunlar Özel Meseleler Değil), Pravda Vostoka, 6 Haziran 1987.

17- Beliacv, 'İslam i politika'...

18- Soyvet politik literatürüde "Koşut (paralel) İslam" deyimi, resmi İslami teşkilatın kontrol alanı dışında kalan ve illegal sayılan tüm aktiviteleri kapsıyor. Bunlara el altından yönetilen ibadethaneler ve dini okullar, toplu ayinler ve ibadetler, dini grupların yeraltı faaliyetlerinin organizesi de dahildir. Koşut (parallel) İslam'ın temsilcileri ise genelde camileri Sovyet otoritelerince kapanan imamlar ve hatiplerdir. Bunlar da Sovyetler'de faaliyet gösteren Sufizm'in üç değişik koluna mensuptur: Nakşibendiye, Kadiriye ve Yeseviye.

19- 4. nota bakınız.

20- Rabiev, Idushchine v nikuda'...

21- Beliaev, 'İslam i politika'...

22- Bkz.: L. Krıuchkova, A Sidikov ve R. Khclimskaia, 'Irreconcilability towards old religious supersitions', Soveltik Kyrghizstan, 4 Mart 1987. Bu kaynakta önceden Parti üyesi ve Sovyet işçisi olan bazı kimselerin sonradan sufi şeyhi (molla) olduklarından bahsediliyor, s. 42.

23- Nauka i Religiia (5) 1987, a. 43.

24- Beliaev, a. g. e.

25- Poliachek, 'Vgliadis v eto zerkalo'... Komsomolets Kirghizii'den alınmıştır. Sovyet otoriteleri Süleyman Dağı'nın alt kısmındaki bu küçük anıtı defalarca yıktılar, fakat Sufiler bu anıtı yeniden inşa ettiler.

26- Beliaev, İslam i politika'...

27- Bkz. K. Mahkamov (Tacikistan Komünist Partisi birinci sekreteri), Agitator Tadzhikistana (20) Ekim 1986, s. 15 ve K. Nurulkhakov, a. g. e., (19) Ekim 1986, s. 23.

28- Tadzhikiston-i Soveti, 6 Nisan 1987.

29- Rabiev, V klass s Koranom?' (Sınıflarda Kur'an ile), Kommunist Tadzhikistana, 31 Ocak 1987.

30- Rabiev, "V klass s Koranom?' ve Idushchie v nikuda'... Rabiev Saidov'un metodunu şöyle tanımlıyor O bu yolda sağlığını, zamanım ve çabasını hiç bir zaman esirgemedi. Hemen her genç ruhla, onu Allah'ın yoluna getirebilmek için diliyle mücadele etti durdu.

31- Beliaev, 'İslam i politika'.

32- H. B. Paksoy, The Deceivers', Central Asian Survey 3(1) 1984, s. 123-131; M. Abdyldaev, 'Za shirmoi İslama", Sovietskaia Kirghiziia, 30 Haziran 1984; A Dilmukhammedov, Sovİet Uzbekistani, 24 Haziran 1984 ve "Kogda net kontralia', Bakinskil Rabochii, 3 Şubat 1985.

33- Sovyet uzmanlar İslam kavramının kendi politik gücünü kapsadığını hala kavrayamadılar. Oysa İslam'ın dini yönü politik yönünden asla ayrılamaz. Bunun için bkz.: S. Enders Wimbush. The Müslim ferment in Soviet Central Asia', (Sovyet Orta Asyası'nda Müslüman mayası) Global Affairs, Yaz 1987, s, 110-114.

34- K. Mahkamov, Agitator Tadzhikistana, 20 Ekim 1986.

35- Bogatyrev, "Polupravdai ne otdeashsia' (Gerçeleri Gizlemek çözüm değil), Sovetskaia Kirghiziia, 19 Şubat 1987.

36- Pravda Vostoka, 31 Ocak 1987.

37- Nurulkhakov, 'Ne naviazyvat-udezhdaf (Zorlama; îkna et!), Agitator Tadzhikistana, 20 Ekim 1986.

38- Beliaev, 'İslam i politika',..

39- Agitator Tadzhikistana, 30 Ağustos 1986.

40- Tadzhikiston-i Soveti, 8 Nisan 1987. Şunları ekliyor: Bizim bu problemi defalarca ve hemen her yerde sıkça dile getirmemize rağmen mollaların ve Vahhabiler'in bu aktiviteleri hiç bir ciddi muhalefetle karşılaşmadı.

41- Beliaev, 'İslam i politika'...

42- Ağababa Rzaev, "Na ideologicheskom fronte' (ideolojik Cephe üzerine), Kommunist (Baku), 26 Mayıs 1987.

43- S. Enders Wimbush, "The Alma-Ata riots', Encounter, Haziran 87, s. 67.

44- Bkz.: Beliaev, 'İslam i politika'...

45- Bkz.: "Radio Free Eourope/Radio Liberty Soviet Area Audience and Opinion Research', Summary of Broadcasled Neıvs, 2-85, Mayıs 1985.

46- Bkz.: Kommunist Tadzhikistana, 25 Ocak 1987; Pravda Vostaka, 5 Ekim 1986; Kommunist (Baku), 22 Ekim 1986 ve Pravda Vostoka, 25 Kasım 1986.

47- Prauda Vostoka, 31 Ocak 1987.

48- Rozanav, 'Chei obychai?'....

49- B. Borombaev, "V uqodu Allakhu-v ushcherb sebe' (insanın Kendi Tecrübesiyle, Allah'a Yalvarmak), Sovetskoia Kirghiziia, 11 Mart 1987.

50- E. Sirajitdinov, 'Svishchennyi karnen sehasfia ne podarit' (Kutsal Taş Mutluluk Getiremez), Komsomolets Uzbekistana, 10 Ekim 1986.

51- Kh. Bokov, TJroki istorii' (Tarihten Dersler), Nauka i Religiia (5), 1987, s. 23.

52- T. S. Saidbaev, İslam i politika', Literaturnaia Gazeta, 10 Haziran 1987.

53- Tadzhikiston-i Soveti, 9 Nisan 1987.

54- B. Azimbaev, 'Ubezhdennost v zhcrtvu predrassudkam' (Hurafelere Karşı Fedakarca Bağlılık), Komsomolets Uzbekistana, 13 Mart 1987.

55- Saidbaev, 'İslam i politika'...

56- Kazakhstanskaia Prauda, 8 Şubat 1987.

57- Tadzhikiston-i Soveti, 8 Nisan 1987.

58- Bkz. Sovetskaia Etnografiia, Mart-Nisan 1984. Bu tip evliliklerin çok nadir olarak gerçekleştiğini söylüyor.

59- Kommunist Tadzhikislana, 20 Ocak 1987.

60- Maqash Tatimov, 'Rcızvilie Narodoneselanİia i Demografickeskaiia Politika' (Nüfua Artışı ve Nüfus Politikası), Alma-Ata, 1978, S. 74.

61- Örneğin, Kazakhstan Kommunusi (1) (1987). "Enternasyonel eğitimin temeli, ateist eğitim ve anti-komünistlerin foyasını meydana çıkarmaya dayanıyor."

62- Kazakhstanskaia Prauda, 6 Mart 1987.

Kaynak: Dünya ve İslam Dergisi - Sayı: 2 - Bahar 1990

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları