Sudan'da İslamizasyon ve İran Devrimi

Sudan'da İslamizasyon ve İran Devrimi
John O. Voll

Sudan'da toplum ve devletin resmi İslamizasyon programı, "Eylül Yasaları" olarak bilinen bir dizi bildiriyi yayınlayan ve daha sonra da Devlet Başkanı olan Cafer Numeyri zamanında, Eylül 1983'te başladı. Bu yasalar iş hayatını, kamu işleyişini, aile ahlaki yapısını İslami kurallara göre düzenlemeyi içermekteydi ve geleneksel İslami yargı usulünü ve ceza sistemini yerleştirmeyi amaçlıyordu. Bu İslamizasyon programı, dünyanın dikkatinin İslam'ın yeniden canlanmaya, güç kazanmaya başladığı bir döneme çekildiği zamanda uygulamaya konuldu. 1979'un daha başında Şah'ı deviren ve İslami uygulamanın yükselişi hususunda önemli bir birleştirici unsur sağlayan İran Devrimi, bir İslami Cumhuriyet'in kurulmasıyla sonuçlandı. Şu halde, İran Devrimi'nin, Sudan'daki gelişmeler üzerinde belirgin bir etkisinin olup olmadığı gibi bir anahtar soru sorulabilir. Bu sorunun cevabı, daha ziyade İslam dünyası sınırları içerisinde vuku bulan olaylar ile Sudan toplumunun dahili gelişimi arasında bir ilişkinin genel meselelerinde aranabilir.

Sudan İslamizasyon programı, İran'daki İslam Devrimi'nden haberdar olan bir toplumda uygulamaya konuldu. Sudanlı Müslümanların ekseriyeti Şah'ın devrilmesini müteakip gelişen olaylardan ve İslami bir Cumhuriyet'in kurulduğundan haberdardılar ve genel olarak da tasvipkar bir yaklaşım içerisindeydiler. Bu haberdar olmanın ötesinde İran Devrimi'nin Sudan üzerinde doğrudan etkisinin az olduğu anlaşılıyor. 1970'li ve 1980'li yıllar boyunca ülkede İslamizasyonun asli gelişimi ve İslami diriliş esasen Sudan tarihinin geleneklerine göre biçimlendi. Bununla birlikte geniş bir tarihi perspektif içinde İran Devrimi, genel İslami yükseliş devri boyunca Sudan İslamizasyonunun şekillenmesine yardımcı oldu. Sudan İslamizasyonu ile bu genel yükseliş arasındaki ilişkiler incelenmeye değer; çünkü bu, modern İslami uygulama ile yeni Sudan tarihi hakkında birtakım fikirler verir.

Sudan ve İran Devrimi

Analizciler İran Devrimi'nin etkisinin Sudan'ın şartlarıyla pek yakından uyuşmadığını tanımlamaya çalıştıklarında birçok ayrıntılı sorular soruyorlar. Yerli Şiiler, İran tarafından hükümete karşı bir muhalefete teşvik edildiler mi, edilmediler mi gibi sorular bu cümledendir. Önemli denecek miktarda Şii nüfusun olmadığı Sudan'da böyle bir soru abesle iştigaldir. Fakat İslami uygulamanın ve Sudan'da İslami canlanmanın etkisinin niteliğine ilişkin olarak ele alınan anlamlı sorular da mevcuttur.

İran ve Sudan'da Dahili Gelişmeler

Önemli bir soru İran Devrimi'nin, İslami güdümlü muhalif hareketlerin gelişmesini destekleyip desteklemediğidir. Daha ayrıntılı ifade etmek gerekirse, İran Devrimi'nin Sudanlı Müslümanların kendi devletlerine bakış açılarını hangi yoldan, nasıl etkilediği hususudur.

Sudanlı Müslümanların 1970'lerin sonlarına doğru İran'daki gelişmelerden haberdar olmalarına rağmen, bu olayların Sudanlıların kendi devletlerine bakış açılarında büyük bir etkisi olmadı. 1978-1983 yılları arasında, Sudan'da askeri tahakkümlü hükümetin başı olan Numeyri'nin daha İslami bir devlet ideolojisi geliştirmeye çalıştığı sırada İran örneğinden etkilendiğine ilişkin herhangi bir gösterge yoktur. 1978'in daha ilk günlerinde büyük modern ıslahatçı hareket Müslüman Kardeşler'in Sudanlı lideri Hasan Turabi'yi, ulusal uzlaşma programı çerçevesinde hükümette göreve getirdi. Üstelik Numeyri'nin kendisi kasten, hükümet programını, "İslami Yol: Niçin?"1 isimli kitabını yayınlatmasıyla da yansıttığı gibi, apaçık bir şekilde İslam'la özdeşleştirmek için çalışıyordu.

Bu bağlamda İran Devrimi'nin Sudanlı Müslümanların kendi devletlerine bakış açılarına etkisi, nispeten az oldu. İran'daki hareketler hız kazandığında, Numeyri rejimi İslami vurguyu yoğunlaştırmıştı zaten, fakat en temelde devrimin Sudan'da mevcut gelişmeden güçlendiği söylenebilir.

Bu husus, analizciler tarafından sık sık sorulan bir soruyu takip eder: Niçin İran dışında, İran modeli bir devrim gerçekleşmedi? Sudan için cevap karmaşıktır.

Numeyri'nin İslamizasyon programı, ülkede 80'li yılların başlarında görülebilen İslami bir devrim talebini bertaraf etti. Sudanlı Müslüman Kardeşler'in Numeyri programına ilişkin bazı çekinceleri vardı, ama yine de Cemaat, neredeyse 1985'te Numeyri'nin devrilmesine kadar kendisiyle işbirliği yaptı. Bu işbirliği, İslamizasyon programının tanımlanması hususunda birtakım taktik kararların alınmasına dayanıyordu ve bunun mükemmel olmasa da hiçbir şey olmamasından daha iyi olduğu düşünülüyordu.

Sudan'da bir İslam devrimi için şartlar müsaitti ve doğrusu diğer cemaatler de birçok kereler teşebbüs etmişlerdi. Hareketleri 1880'lerde Mehdi'nin devrimi ile başlayan ve şu an da ülkenin en büyük İslami cemaati olan "Sudan Mehdi Hareketi", 1970'te Numeyri'yi devirmek için girişimde bulunmuştu. 1969'da bir askeri darbe ile ülke yönetimini eline geçirmiş olan Numeyri, o tarihte rejimin radikal sosyalist kanadını oluşturuyordu. Mehdiciler, hükümet güçleri tarafından ezildiler. 1970'ler boyunca, Numeyri'yi devirme girişimleri birçok İslami güç tarafından, özellikle de Mehdiciler ve Müslüman Kardeşler tarafından denendi; ama yine de, rejimin askeri gücü yüzünden başarıya ulaşılamadı.

İran Devrimi'nden önce bile, Sudan'da yönetimi ele geçirmek için teşebbüste bulunan İslami kökenli birçok muhalif hareket vardı. Mamafih bu başkaldırıların hiçbiri İranvari bir devrim değildi ve mevcut rejim yerine faal bir fundamentalist İslami devlet oluşturmaya yönelik planları da yoktu. İlginçtir ki, muhalifleri değil, Numeyri'nin kendisi Sudan için resmi bir İslamizasyon programı başlattı. Eylül 1984'te Numeyri, hükümet destekli, İslamizasyon konulu uluslararası bir konferansta, kendisini ülkenin imamı ile etti.2

Bu durumda, İran Devrimi'nin, Sudan'da kopya edilemeyeceği açıktı, çünkü İslami muhalefet ve taraftarlık her iki ülkede de farklı biçimlere sahipti. 1980'lerin ilk yıllarına kadar Numeyri'ye karşı muhalefet birçok sebeplerden dolayı büyüdü, ama erken uygulamaya koyduğu İslamizasyon programı açıkça İslami muhalefeti kuşatıyordu. Böylece, 1985-1986'da Sudan İhtilali gerçekleştiğinde, birçok büyük İslami cemaatin muhalefette birleşmesine rağmen, devrimci harekette İslam birleştirici güç olamadı.

Üzerinde durulması gereken bir üçüncü husus ise, İran Devrimi'nin Müslüman olanlarla Müslüman olmayanlar arasında gerçekleştirdiği ilişkinin olumlu etkisidir. Nüfusun yaklaşık üçte birini gayrimüslim halkın oluşturduğu Sudan'da bu önemli bir meseledir: Gayrimüslimler genellikle ülkenin güney bölgelerinde toplanmışlardır. Müslümanlarla gayrimüslimler arası ilişkiler, böylece Güney ve Kuzey Sudanlılar arasındaki bölgesel çekişmelerde düğümlenmiştir. Ve dinsel çoğulculuk Sudan'da devam eden sivil savaşın önemli bir boyutunu oluşturmaktadır.

Numeyri'nin İslamizasyon programı ülkede Müslümanlarla gayrimüslimler arası ilişkileri kötüleştirdi. İslam hukukunun mali yükümlülükleri ve suçların cezalandırılmasında herhangi bir ayrım gözetilmemesi, gayrimüslimler arasında büyük endişelere yol açtı. Genel olarak, Numeyri'nin otoriter yaptırım programı (ki eski bir askerin idaresinde zorla uygulanan İslamizasyon programları olarak görüldü), Sudanlı gayrimüslimler arasında militan muhalif hareketlerin doğmasına neden oldu.

İran Devrimi, Sudan'da Kuzeyliler ile Güneyliler arasında ya da Müslümanlarla gayrimüslimler arasında gerginlik yaratmadı: Bu gerginlikler, on yıllardır süren çatışmanın kalıntılarıdır. Güneyliler, Müslüman Kuzey'in hakimiyetine muhalefet ettiklerinde, İslamizasyon programının uygulandığı bir devlette kişi haklarının ne olacağını tartışmalarına rağmen, İran örneğine bir atıfta bulunmadılar.3 Humeynizm probleminden dem vuran olsa bile, çok azdı; amaNumeyrizm'e karşı muhalefet sık sık dile getirildi. Bununla birlikte, artık, herhangi bir çağdaş, aktif İslamizasyon programının kalıtsal özelliği haline gelen ve devrimden sonra İran'da da bazı gayrimüslimlere yapılan baskılar, belki de Sudanlı gayrimüslimlerin endişelerini artırdı.

Sudan'ın İran'la İlişkisi

Tarihi olarak, İran'la Sudan arası ilişkiler sınırlıydı ve her iki ülkenin halkının temel bağlılıkları farklı alanlardaydı. Bununla birlikte, İran Devrimi'nden beri, hem Sudan hükümeti ve hem de en azından bir muhalif cemaat İran'ın devrimci hükümetiyle ilişkiler kurdu.

İran İslam Devrimi'nin genel hedeflerine en çok sempati duyan Sudanlı Cemaat, Müslüman Kardeşler'di ve hareketin lideri Hasan et-Turabi, devrimden sonra İran'a bir resmi ziyaret yapan ilk Sudanlıydı. Turabi'nin ziyareti, İslami hareketin amaçları doğrultusunda Kardeşler'in sempatisini yansıttı; fakat bu, cemaatle İran'ın yeni hükümeti arasında herhangi bir resmi bağın olduğuna işaret değildi. İran hükümetinin bazı pragmatik uygulamalarına ilişkin çekincelerini açıkça belirtmekle birlikte, Turabi toplumun etkin bir şekilde İslamlaştırılması amacına olan desteğini ifade etti.

Sudanlı Müslüman Kardeşler'in düşünce tarzı, Ayetullah Humeyni'ninkinden ziyade Ali Şeriati'nin eserlerinde bulunana daha yakındır. Kardeşler esasen bir ulema teşkilatı değildi ve yine Sudan şartlarında ulema için özel bir role taraftar da değildi. Bunun yerine Turabi, sık sık İslami olarak bilgilendirilmiş hem dünyevi, hem de dini alanı da temsil eden vatandaşların katılımıyla gerçekleşecek yeni bir ulemadan bahseder. Bundan dolayı Sudanlı Müslüman Kardeşler, İran Devrimi ilkelerine sempati duyan nispeten geniş ve nüfuzlu bir grubu temsil etmelerine rağmen, İran İslam Cumhuriyeti'nin kendine özgü siyaset ve programlarına bağlı değildir.

Sudan'da Müslüman Kardeşler gibi İran'la yakın bağları olan bir başka büyük cemaat yoktur. Ülkedeki diğer İran taraftarı cemaatler çok küçüktür ve belirgin bir sosyal ya da siyasi güç olmaktan ziyade ferdi anlayışı ve çıkarcı bir bakış açısını yansıtmaktadırlar. Nijerya gibi diğer Alt-Sahra bölgelerde, gözlemcilerin resmi olmayan raporlarına göre, birtakım İran destekli cemaatlerin kendilerini Şii diye isimlendirmelerine rağmen, bu vakıa Sudan için önemli bir durum arzetmemektedir.

Bu sınırlı ilişkilerin sonucu olarak; Sudan hükümeti, gerek Numeyri idaresinde, gerekse 1985'te Numeyri'nin devrilmesinden sonra İran'ın etkisini yok etmek için gözle görülür bir girişimde bulunmadı. Gerçekte, İran Devrimi'nin çekiciliği, hükümetin faaliyetlerine zarar vermek yerine, özellikle de Numeyri döneminde, Sudan İslamizasyon çabalarına destek sağlamak için kullanıldı.

Hükümet liderleri, bununla birlikte, İslami kimlik meselesini Arap ve Sudan diplomasisinin meselelerinden ayırdılar. Örneğin İran'daki İslami başarının Sudan halkının beğenisini toplaması yüzünden İran Devrimi, Mısır ve ABD ile olan çok özel fakat güçlü hükümet bağlarını dengede tutmak zorunda kalan Numeyri'ye birtakım diplomatik problemler çıkardı: Numeyri'nin, ABD ile çok sıkı bir ilişkisi vardı ve bu ülkenin yardımına bağlıydı. Yine Numeyri, Enver Sedat ve halefi Hüsnü Mübarek idaresindeki Mısır'la olan samimi ilişkilerini sürdürdü. İran'da Amerikan rehine krizinin çözümü bu diplomatik soruna kolaylık sağladı.

Sudan politikasında benzeri bir denge hareketi İran-Irak Savaşı döneminde gerekmişti: İran'a, İslami bir devlet olması noktasında herhangi bir muhalefet göstermezken, Sudan, İran'ın bir Arap devletiyle savaşmasına karşı çıktı. Bununla birlikte, Sudanlı liderler genellikle, global ve bölgesel çatışmalara katılımlarını aza indirmeye gayret ettiler ve Sudan uluslararası bir anlaşmazlık4 hususunda bir tarafa katılmaktan ziyade arabulucu bir rol üstlenmeye çalıştı. Aynı şekilde, İran'ın dahil olduğu anlaşmazlıklarda Sudan'ın katılımı, kuvvetle İran'ı desteklemek ya da faal olarak İran'ın durumuna muhalif olmak değil, anlaşmazlıkların çözümü için çalışmada bulunmaktı.

Sudan'da hükümet destekli İslamizasyon programının ortaya çıkışının, İran Devrimi'nden direkt esinlenmiş gibi gözükmediği sonucuna vardık. Gerçekten İran Devrimi ile Sudan İslamizasyon programı arasındaki ilişkiler, İslami dirilişi uluslararası bir komplo ya da birbirine sıkıca bağlı bir ağ olarak gören varsayımları çürütür. Sudan'da 1970'lerin sonu ve 1980'lerin başındaki İslami diriliş, Sudan'ın kendi tarihi köklerinde aranmalıdır.

Sudan İslamizasyonunun Genel Çerçevesi

Modern çağda hiçbir bölge ya da ülke dünyanın diğer kısmından tamamen soyut olarak varlığını sürdüremez. İslami dirilişi tanımlamaya çalışmış çağdaş çeşitli tecrübeli şahsiyetlere göre, İslami dirilişin bazı evrensel temaları olduğu doğrudur fakat aynı zamanda çok önemli yerel boyutlarda vardır. Sudan özel durumunda, gözle görülür İslami dirilişin en önemli sebebi yerel etkenlerdir. Ülkede İran'ın nüfuzunun ve "dış" güçlerin etkisinin değerlendirilmesi için, dahili faktörlerin sorgulanması gerekir.

Sudan'da İslamizasyon yalnız bir şahsın siyasi programı değildir. Bu durum hala açıklığa kavuşmaya devam eden tarihi bir olaydır. Bir bakıma Sudan İslamizasyonu, nüfusun artan kesiminin üyelerinin kendilerini Müslüman olarak tanımladıkları ve kurumların tedrici olarak Müslümanların beklentilerine göre uyarlandığı bir sosyal değişmedir. Böylesi bir sosyal evrim çoğunlukla İslami bir "diriliş" gibi düşünülmez; daha doğrusu sosyal kurumların bilinçsiz bir gelişimi olarak görülür.

Bu uzun vadeli gidişatın ikinci boyutu, şahısların ve cemaatlerin Sudan toplumunun İslami niteliğini yoğunlaştırmak ve ıslah etmek için yaptıkları bilinçli faaliyetlerdir. İşte bu İslami niteliğin ıslahı, sık sık tasvir edilen İslami yeniden doğuş ya da diriliştir. Bu manada, Sudan'da İslamizasyon yeni değildir ve ilk olarak Numeyri tarafından da başlatılmamıştır. Sudan tarihinde birçok "İslamizasyon programları" olmuştu ve bunlar Sudan'da çağdaş Müslüman liderlerin ve cemaatlerin faaliyetlerinin ve fikirlerinin oluşumunu sağlamıştı.

Sudan'da her büyük çağdaş İslami kurumun bilinçli bir İslamizasyon çabasına dayalı temeli vardır. Bu çabaların doğası ve ürettikleri kurumlar, Sudan'da İslami toplumun gelişimini yansıtmaktadır.

Sudan'da İlk İslamizasyon: İslami Merkezler ve Kutsal Aileler

Müslümanlar, İslam tarihinin daha ilk yüzyılında, Mısır'ın güneyi olan Nil Vadisi bölgesine geldiler. Fakat bölgede İslami cemaatlerin gelişimi uzun zaman aldı. İç evlilik ve göçlerin sonucu olarak İslamizasyon esasen bilinçsizce ve tedrici olarak uygulandı.

Bölgede bilinçli ve kararlı bir İslamizasyon Funj Sultanlığı'nın, yeni İslamlaşmış bir krallık5 olarak ortaya çıktığı 16. yüzyılda başladı. Sudan için önemli bir geleneksel kaynak bu durumu kişiliklere göre tasvir eder. Kitab-ı Tabakat, Funj Devleti'nin kurulduğu o tarihle ilgili olarak şunları kaydeder: "Orada, o topraklarda, ne ünlü bir ilim mektebi ne de Kur'an okunmasına yönelik teşebbüs vardı. Söylentiye göre bir adam karısını boşayabilirdi ve bir başkası, gereken bekleme süresine riayet etmeksizin, aynı gün o kadınla evlenebilirdi. Mısır'dan gelen Şeyh Mahmud el-Araki'nin halka gereken bekleme süresini öğretmesine kadar durum böyleydi."6 Mahmud el-Araki, Sudan'a gelen birçok alimden biriydi ve halkı İslamlaştırmak için bilinçli bir şekilde çalıştı.

18. yüzyılın sonuna kadar, şu anki Kuzey Sudan'da, birçok İslami eğitim ve öğretim merkezi kuruldu.7 Böyle bir merkez genellikle dindar bir kimsenin türbesini, bir okulu ve merkezi idare etmekten sorumlu "kutsal ailenin" meskenini kapsardı. Sultanların ya da seçkin kabilelerin kontrolünün zayıfladığı bazı yerlerde, aile ve teşkilatı temel siyasi hizmetleri de sağlayabilirdi.

Sonraki ıslahatçılar ve yenilik taraftarları, kuralcı fundamentalistlerin ve (yenilik taraftarlarının) tasvip etmedikleri, bu "halka özgü" İslam tarzının göstergeleri olan İslami merkezlerin yerel geleneklerle iç içe yapısını eleştirmeye başladılar. Yine de, bu kuruluşlar halkı İslami esaslara uygun bir şekilde eğitmeye yönelik olan asli amaçlarından hiçbir taviz vermedi ve kendini toplumun İslamizasyonu ve eğitimi için vakfetti. Bu bakımdan bu merkezlerin gözetimi altında oluşan seçkin aileler, Sudan'da İslam'a bağlılığı titiz hale getirmek için çaba sarfetmiş olan Mahmud el-Araki'nin mirasçıları durumundadırlar.

20. yüzyılda bu mevcut seçkin ailelerin az da olsa ulusal siyasette etkinliği vardı, ama daha belirgin olarak yerel nüfuza sahiptiler. Siyasi olarak esas amaçları, hükümetin başında kim olursa olsun, kendi yerel çıkarlarını korumak için onunla işbirliği yapmaktı. Bu kutsal ailelerin mensupları sivil hükümet zamanında sık sık parlamentoya seçilirlerdi ve askeri idare dönemlerinde ise birçok yerel memuriyetlere tayin edilirlerdi.

Numeyri yönetiminin son yıllarında, bu elitlerin büyük çoğunluğu hükümeti desteklemek için8 harekete geçirildi. Bunlar arasında en göze batanı Numeyri'ye 1983-1984 yıllarında başdanışman olarak hizmet etmiş ve İslamizasyonun kanunlaştırılmasında tasarımcı olarak görev üstlenmiş olan, küçük, eski bir kutsal aileye mensup Nayal Ebu Garun'dur. Kendisi ve diğerlerinin, Numeyri'nin devrilmesiyle birlikte yönetimdeki konumlarını kaybetmesine rağmen, aileler yerel bölgelerdeki hatırı sayılır nüfuzlarından bir şey kaybetmediler. Takipçileri onların siyasi etkinliklerini sürdürmekte ve eski yapının mensupları yeni parlamentonun üyeleri haline dönüşmektedir.

Ulusal meselelere katılımın artması ve resmi İslamizasyon programının desteklenmesi elbette 1970 ve 1980'lerde Sudan İslamizasyonunun dirilişinin belirgin bir örneğidir. Geleneksel tabakanın daha aktif bir duruma geçişi 1970'lerde oldu, ama bunlar yerel şartların ve güdülenmelerin bir sonucu olarak görülmektedir. Diğer "ulusal" İslami örgütlerin muhalefette olmasından ve birçok liderin de sürgünde bulunmasından dolayı, Numeyri idaresinde gelişen siyasi sisteme eski İslami cemaatlerin talip olmalarını gerektirecek birçok fırsatlar vardı. Mahmud el-Araki'nin varislerinin değişmekte olan rollerine bakılırsa, İran Devrimi'ne açıkça bağlılıklarına ilişkin çok az alamet vardır ve bunlar İslamizasyon'dan dolayı ani bir değişimi de temsil etmemektedirler. Daha doğrusu, kutsal ailelerin siyasi meşguliyetleri, artık yeni bir biçim kazanmış bulunan, aynı davaya süregelen bir bağlılığı yansıtmaktadır.

Değişen bu rolün bir başka görüntüsü Sudanlı Müslüman Kardeşler'in lideri Hasan et-Turabi'nin konumunda beliriyor. Turabi, bir büyük kutsal ailenin çocuğu olarak belki de Funj bölgesinden çıkan en ünlü kişidir. Hasan et-Turabi, Sudan'da birçok İslami kurumun lideri olurken, Evlat Turabi'nin türbesi eski kurumun saygınlığını devam ettiriyor. Farklı metotlarla çalışmalarına rağmen, eski ve yeni kurumların her ikisi de, Sudan toplumunda İslamizasyonun daha etkili olması için, kendilerini vakfetmişlerdir. Sudan Müslümanları için, geleneksel İslami merkezcilikten Müslüman Kardeşler'in temsil ettiği modern fundamentalist çizgiye geçiş, modernizasyonun laik bir biçimini tercihten daha kolaydı ve daha tatmin ediciydi. İlk bilinçli İslamizasyon programıyla kaynaşmış gelenekler ve kurumlar Sudan sahnesinden kaybolmamıştır. Ve gerçekte, belki de, Sudan şartlarına bağlı olarak yeniden titiz bir şekilde biçimlendirildiğinde önemli bir rol oynamaya devam edebilir.

Ulusal İslami Kurumlar ve İslamizasyon

Bugün Sudan'da ulusal politikada aktif olan ve İslamizasyon için gayret sarfeden iki büyük İslami teşkilat vardır: Bir sufi tarikatı olan Hatmiyye ve Mehdi Hareketi. Eski özerkleşmiş geleneksel kutsal ailelerin ve müstakil dini merkezlerin tersine, bu cemaatler merkezi olarak teşkilatlanmış yapıları temsil etmektedirler. Hatmiyye ve Mehdi Hareketi'nin her ikisi de Sudan'da İslami diriliş geleneğinin birer parçasıdır.

Hatmiyye Tarikatı: Hatmiyye Tarikatı, 19. yüzyılın ilk yılları boyunca süren İslami canlanış döneminde Sudan'a gelen bir sufi tarikatıdır. Ahmet b. İdris'in öğrencisi ve tarikatın kurucusu Muhammed Osman Mirgani (1793-1853) çağın en büyük ıslahatçılarındandı ve Sudan'a yeni bir İslamizasyon ruhu getirdi.9

Hatmiyye, Kuzey Sudan'ın birçok bölgesinden taraftar kazandı. Tarikat, yerel kabile teşkilatlarının ruhaniyetinin ve eski kutsal ailelerin mahalli merkezli yapılanmalarının ötesinde, bölge çapında, nispeten Mirgani ailesinin göbeğinde merkezileşmiş bir teşkil olma yoluna gitti. Bununla birlikte Hatmiyye'nin öğretileri, Orta Doğulu ulemanın da bakışını yansıtması bakımından çok kozmopolitti. Yerel grupları, geniş bir İslami çatı altında bütünleştirmek amacıyla kurulmuş bir teşkilat olması bakımından, Hatmiyye, Sudan'daki İslamizasyonun devamı açısından önemli bir gelişmeydi.

Hatmiyye ve Mirgani ailelerinin daha başından beri siyasi nüfuzları vardı. 19. yüzyıl başlarında tarikatın kurucusu Sudan'a vardığında onun ıslahatçı görüşleri, Mısır tarafından bir istilayla karşı karşıya bulunan Funj sarayında gerginliğe neden oldu. 1820'lere kadar ülkenin büyük bölümü, Mısır'daki Osmanlı valisinin kontrolüne girdi ve Mirganiler Sudan'ın Türk-Mısır hükümetiyle sıkı sıkıya ilişkiye geçtiler. Mirgani ailesi, Mısırlıların bir müttefiki olarak, 1880'lerde yükselen Mehdi'nin Sudan'ın devrimci İslami rejimine karşı koydu.

20. yüzyıl boyunca, Hatmiyye, genellikle diğer bazı gruplarla birleşerek kendi siyasi nüfuzunu korudu. İlk on yıllık dönemde cemiyetin lideri Seyyid Ali Mirgani, 1989'de Sudan'ı fethetmiş olan İngilizlerle işbirliği yaptı. Daha sonraki ulusçuluk çağı döneminde, Hatmiyye'nin liderleri, müstakil ve bağımsız bir Sudan yerine, Mısır'la birleşme fikrini savundular. Seyyid Ali, bir eylem yanlısı olan ve 1940'lardaki Sudanlı, eğitim görmüş, milliyetçi temellere sahip yeni neslin önde gelen sözcüsü durumundaki İsmail el-Ezher'in Ulusal Birlik Partisi'nin patronu oldu.

Hatmiyye, Sudan toplumunun önemli bir kesiminde açık bir İslami örgütsel bağlılığı sağlar, fakat kendi özel siyasi rolünü tanımlamak güçtür. Tarikat, siyasi güç olarak alternatif bir sistem oluşturma yerine, çeşitli hükümetlerle işbirliği yaptı. Görevi, laik düşüncenin etkisini azaltmak ve İslami kimliğin hassasiyetini korumak olmasına rağmen Hatmiyye çok nadiren İslami bir muhalif ses oluşturdu ve Mirgani liderler her İslamizasyon programını aktif olarak desteklemekte çekimser kaldılar. Örneğin, Seyyid Ali Mirgani, 1950'lerin ortalarına doğru, kısmen laikleşme meselesi yüzünden ve büyük İslami cemaatlerin siyasetteki işlevleri açısından İslami el-Ezheri ile ilişkilerini kesti.

Geleneksel olarak, Mirgani ailesi liderleri, özellikle de (1969'da vefat eden) Seyyid Ali, kendilerinin siyasi liderler olmadığını ve yine siyasi makamlar için de emelleri olmadığını savundular. Bununla birlikte, arabuluculuk ve himaye vasıtasıyla önemli denecek miktarda siyasi nüfuzlarını kullandılar. Seyyid Ali'nin oğulları olan Seyyid Ahmed ve tarikatın liderliğini Seyyid Ali'den devralan Seyyid Muhammed Osman doğrudan doğruya siyasi arenaya katıldılar. Gayri resmi danışman olmaktan ziyade parti liderleriydiler. Numeyri sonrası sivil politikada, resmi makamlara sahip oldular. İsmail el-Ezheri geleneğindeki politikacılarla ittifak içinde, Demokratik Birlik Partisi'nin halen lideridirler.

Tarikatı oluşturanlar ve onu Sudan'a getirenlerin yenilikçi kalıplarını devam ettiren Mirganiler, reformist ama radikal olmayan bir "saygın" İslam ile özdeşleştirilmişlerdir. 19. yüzyılda aşırı militan ve içtimai olarak altüst olmuş Mehdi hareketine karşı savaştılar ve 20. yüzyılda da benzeri cemaatlere karşı koymaya devam ettiler. 1950'lerdeki el-Ezheri grubunun laikleri ve son zamanlardaki Müslüman Kardeşler'in fundamentalistleri gibi içtimai olarak karmaşık yapıların etkisini azaltmak için, 20. yüzyıl Mehdi hareketi liderleriyle ara sıra siyasal birliktelikler oluşturdular.

1970'lerin sonlarında, yani İran Devrimi döneminde Muhammed Osman el-Mirgani Sudan'daki çeşitli Sufi tarikatların tek bir çatı altında birleştirilmesi için İslami Diriliş Komitesi (İDK)'nin teşkilatlanmasına ön ayak oldu. Amaç, kardeşleri fundamentalistlerin eleştirilerine karşı korumak ve yine İslami mesajı, Hatmiyye'nin ve kafa dengi Müslümanların anladığı şekliyle temsil eden örgütsel bir yapı kurmaktı. 1980'de, özellikle de Omdurman İslam Üniversitesi'nde,10 İDK öğrenci politikasında aktifti.

Hatmiyye'nin artan sosyal etkinliği ve siyasal katılımı, İslami dirilişin bir biçimini temsil ediyor. Bu esasen 1970'lerin sonunda Sudan'da, sosyal ve siyasal şartların dışında baş gösterdi ve 1980'ler boyunca da devam etti.

Mirgani ailesi her zaman prestijini İslami liderlikle özdeşleştirmeye dayandırdı. Bu fundamentalist usul bir siyasal platform oluşturmadı ama bu Mirganilerin yıllar boyunca Sudan'da İslami bir yapılanma için makul önerileri desteklediği anlamına gelir. Bu konumları itibariyle, aşırı laik reformist düşünceler ile siyasi olarak faal Mehdi hareketinin programları ve planları ya da daha güncel olarak, fundamentalistler arasında nispeten dar bir yol izliyorlar.

Mehdi Hareketi: İkinci büyük ulusal İslami kurumsallaşma, 1881'de kendini Mehdi ilan eden Muhammed Ahmed'in başlattığı harekete dayanır. Muhammed Ahmed, 1880'lerde Osmanlının Mısır valilerini bozguna uğratarak, Sudan'da reşit bir devlet kurdu ve Müslüman toplumu ihya etme misyonunu açıkladı. Halefi, Halife Abdullahi'nin Mehdi ailesinden gelmemiş olmasına rağmen, Mehdi devletinin 1898'de İngiliz ve Mısır güçleri tarafından yıkılmasına kadar hareketin liderliğini bu aile üstlendi.

20. yüzyıl boyunca, Mehdi liderliği, 19. yüzyıldaki Mehdici karakterinden, nispeten daha gerçekçi ve pragmatik bir şekle dönüştü. Mehdi'nin bir oğlu olan Seyyid Abdurrahman, babasının Ensar diye isimlendirdiği taraftarlarını, bir cemaatin cihatla meşgul savaşçılarından, bir milliyetçi harekete ve daha sonra da bir siyasi parti gibi etkili bir şekilde çalışabilecek bir teşkilata dönüştürmek için çaba sarfetti. Fakat hareketin boyutlarına bakmaksızın, Sudan toplumunun İslamizasyon bilincinin daha ileri seviyeye getirilmesi ve adil bir siyasi düzen kurulması amacıyla Mehdi liderliği, siyasi arenada aktif bir katılımın sağlanması gerekliliğini gözeterek varlığını devam ettirdi.11

Gerçekte bu siyasal dürüstlük için yapılan mücadele Mehdi hareketi liderlerini ya da bu hareketin liderleriyle çalışmak isteyen politikacıları açıkça desteklemekten başka bir işe yaramadı. Bununla birlikte modern eğitim görmüş Mehdi Hareketi liderlerinin gönüllü ya da politik olarak bir laik programı savunabileceklerini farzetmek bir yanlışlık olacaktır. 1960'larda Ümmet Partisi (Mehdi Hareketi'nin siyasi partisi) lideri olan Mehdi'nin büyük torunu Sadık el-Mehdi partiyi modernleştirmeye yönelik geçici teşebbüslerde bulundu; ama bu Ensar arasında önemli bir ihtilafa sebep oldu.

Sadık el-Mehdi bugünkü Mehdici İslamizasyon fikirlerinin özel niteliğini yansıtır. Mehdi taraftarları Sudan devleti için sürekli olarak bir çeşit İslami kimliği savundular. Yine 19. yüzyılda Sudan'da İslami amelleri "saflaştırma, arındırma" için başlatılmış olan geleneksel çalışmayı devam ettirdiler. Bu bağlamda Mehdi hareketi açıkça ve doğrudan doğruya İslamizasyon idealleri ile tanımlandı. Bununla birlikte, Mehdiciler, 1983'te başlayan Numeyri'nin İslamizasyon programını tanımayı reddettiler ve Sadık el-Mehdi, Numeyri programına aleni muhalefetinden dolayı hapse atıldı. İslamizasyon taraftarlığı ittifakı olabileceği gibi rekabete de dönüşebiliyor.

Çelişkili olarak, Numeyri'nin mevkiinden alaşağı edildiği zamanı takip eden yıllarda Sadık el-Mehdi, Numeyri'nin İslamizasyon programının savunucusu gibi görünmeye başladı. 1986 yılında Sadık, Numeyri sonrası ilk sivil hükümette Başbakan oldu ve Numeyri tarafından çıkarılan Eylül Yasaları da dahil olmak üzere, eski rejimin siyasal sistemini değiştirme göreviyle karşı karşıya kaldı. Sadık cesaretli bir şekilde, yersiz bir İslamizasyon programı olan Eylül Yasalarına itiraz eti, fakat bu yasaların iptali, Sadık'ın da karşı çıktığı devletin laikleştirilmesi konusuna tekabül etmekteydi. Bu ikilem karısında, Sadık, devleti İslam'dan uzaklaştıran bir lider gibi görünmekten ziyade, İslami kimliği korumayı tercih etti.

Bir İslam devleti için Mehdici yaklaşım uzun vadelidir. Sadık'ın, Numeyri'ye muhalefeti ve sonradan devletin laikleşmesine karşı olan direnişi, hala Mehdi geleneğinin devam ettiğinin göstergeleridir. Hatmiyye örneğinde olduğu gibi, İran Devrimi gibi bir dış ilham kaynağı Mehdi hareketinin fikirlerinin geliştirilmesi için gereksizdi.

Yeni İslami Güçler ve Görüntüler

Eski kurum ve hareketlere ilave olarak, Sudan son günlerde ehemmiyeti artan ve ülkenin potansiyel İslamizasyon programları arasındaki farklılığı gösteren yeni bir İslami uygulamaya dahil edildi. Üç İslami görüntü bu farklılığın örneğidir: Sudan Müslüman Kardeşler'in programı, Mahmut Muhammed Taha'nın öğretileri ve Cafer Numeyri'nin İslamizasyon programı.

Sudan Müslüman Kardeşleri: Sudan'da Müslüman Kardeşler'in tarihi hemen II. Dünya Savaşı'nı takip eden yıllarda başlar. İlk günlerinde, cemaat entelektüel meseleler üzerinde durdu ve tahsilli kesimden ve öğrencilerden destek aldı, fakat siyasi alanda etkisi zayıftı. Eski kamu kuruluşlarının gücü ve kitle desteği göz önüne alındığında, gerçekten, Kardeşler'in siyasi liderliği devam ettirebilir bir kaynak olabileceği düşünülemezdi. Fakat süreç içerisinde bu durum, Müslüman Kardeşler'in nispeten Hatmiyye ve Ensar'ın kaleleri durumunda olan kırsal kesimlerden aldığı önemli miktardaki oyların 1986 seçimlerinde açıkça kendini gösterdiği gibi, aşamalı olarak değişti.

Hareketin programı, toplumun hızlı bir şekilde İslamizasyonudur. Hasan et-Turabi gibi hareketin liderleri, hukukun İslamileştirilmesini ve hükümlerin tam tamına lafzi anlamlarına riayet edilerek somut olarak uygulanmasını desteklediler. Bu yaklaşım doğal olarak Hatmiyye ve Ensar tarikatlarının varlığının da ortaya koyduğu gibi İslam toplumunun bölünmüşlüğüne de muhalefeti getiriyordu. Başından beri, laikliğe karşı oldukları gibi, tarikatları da kabul etmiyorlardı. İlaveten, örgüt sürekli olarak militanik devrimden ziyade barışçıl bir yöntemle ikna etme taraftarlığı güttü ve demokratik parlamento siyasetini destekledi ve buna katıldı da. Turabi tarafından öngörülen İslamizasyon metodunun temeli, zoraki ya da tek yanlı olarak empoze edilmiş bir İslamizasyon programından ziyade, aşağıdan yukarıya bir sosyal değişimdi.

Müslüman Kardeşler'in yaklaşımı, Turabi ile Numeyri arasında değişen ilişkilere yansır. Yaklaşık 10 yıldan beri Kardeşler, Numeyri askeri rejimine karşı sivil siyasi muhalefetin bir kanadıydılar. 1978'de, Turabi "ulusal uzlaşma"ya iştirak etti ve mevcut Sudan anayasasına uygun olarak, İslam hukukunu bununla bağdaştırması amacıyla görevlendirilerek Sudan başsavcısı oldu. Komitesi dikkatli bir şekilde ülkenin meşru yapısını değiştirmek için ağır ağır çalıştı. Numeyri bu gidişi hızlandırmaya karar verdiğinde ve biraz daha hızlı -ve keyfi- bir İslamizasyon uygulaması başlattığında, Turabi görevinden uzaklaştırıldı. Numeyri tarafından empoze edilen İslamizasyon programı ne Turabi'nin ve Kardeşler cemaatinin bir buluşuydu, ne de cemaatin büsbütün taraftar olduğu metotları yansıtıyordu.

Böylece, 1978'e kadar Müslüman Kardeşler Sudan politikasını, meşru sistemin İslamizasyon idaresi yönünde değiştirebilmişlerdi ve 1980'lerin başında örgüt önemli bir siyasi güç haline geldi. Hareket, modern eğitim görmüş Sudanlılar ile öğrenciler arasında güçlüydü ve bu sınıfın dışında başka kesimleri de etkilemeye başlamıştı. Müslüman Kardeşler açıktır ki Sudan İslami dirilişinin önemli bir parçasıdır, bu arada esas faaliyet çizgisi ve başarısı direkt olarak İran Devrimi tarafından biçimlendirilmemiştir.

Cumhuriyetçi Kardeşler: Yirminci yüzyıl boyunca Sudan, İslami düşünce ve yapılanma hususundaki belirgin gelişmelerin, entelektüel ve sosyal olarak dikkate değer çeşitliliğine tanık oldu. Mehdizmin değişimi ve Müslüman Kardeşler'in ortaya çıkışı sadece göze daha çok çarpan iki gelişmedir. Yine bir başka cemaatin teşekkülü -Cumhuriyetçi Kardeşler- bu dinamizmin derecesini gösterir.

Cumhuriyetçi Kardeşler (ve Bacılar) Mahmud Muhammed Taha'nın takipçileridir. Hareketin kökleri, II. Dünya Savaşı'nı takip eden yıllarda, Taha'nın İslam'ın yeniden hayata döndürülmesi için açık fakat farklı nitelikteki düşüncelerini geliştirmesinde yatar, 1960/'ların sonuna kadar Cumhuriyetçi Kardeşler'i kurdu ve üyeleri Sudan'da büyük şehirlerde herkesin önünde kendi düşünce ve hislerini açıkça söyleyen birer vaiz olmaya başladı. Örgütün tabanı dardı ve şehir kökenliydi; fakat tahsilli Sudanlılar ve özellikle de öğrenciler üzerinde nüfuzu vardı. 1985'te Taha Mahmud, Numeyri hükümeti tarafından idam edildiğinde, hareket uluslararası platformda tanınmaya başladı.

Taha Mahmud, günümüz sanayileşmiş Batı medeniyetinin gelişiminin sonuna ulaştığını iddia eder. Bu medeniyet toplumun ihtiyaçlarına cevap vermekten yoksundur.12 Yine insanlığın bugünkü bunalımına İslam'ın çözüm sağlayabileceğini savunur, fakat onun İslam tanımlaması diğer büyük İslami cemaatlerinkinden farklıdır. Kendi görüşleri, eski kurumların ve yeni fundamentalistlerin her ikisine de meydan okumaktadır. Taha'ya göre, toplumun İslamizasyonu nihai hedeftir, fakat ilk adım insanlık için İslam'ın anlamının radikal olarak yeniden tanımlanmasıdır. Kendi deyişiyle şu an "İslam'ın ikinci mesajı"nın zamanıdır.

Küçük fakat etkili Cumhuriyetçi Kardeşler, İslamizasyon meselelerine olan standart yaklaşımlara karşı açık ve güçlü bir entelektüel alternatif ortaya koyar. Bu bağlamda hareket, sınırlı da olsa, bir fonksiyonu icra eder. Üstelik Cumhuriyetçi Kardeşler daha başından beri, İran Devrimi'ni mahkum eden Sudan'daki güçlü tek İslami cemaattir. "İran'daki sözde İslam devrimi, İslami Şerita'ına13 kesin hükümlerini ihlal ediyor." şeklindeki görüşleriyle kendi durumlarını ortaya koydular.

Cumhuriyetçi Kardeşler'in kökleri 1970'lerdeki İslami diriliş çağı öncesine kadar uzanır ve kendi ilkeleri İran Devrimi öncesinde saptanmıştır. Üstelik devrimin içeriği, Cumhuriyetçi ilkenin farklılıklarını artırmıştır. Yine de, Mahmud Muhammed Taha tarafından gerçekleştirilen hareketin gelişmesinde büyük bir etkisi olmamasına rağmen, İran deneyiminin bazı tesirleri olmuştur.

Numeyri ve İslamizasyon: Diğer İslamizasyon çabalarından birçok bakımdan farklı olarak, Cafer Numeyri'nin 1980'lerin ilk yıllarındaki siyaseti Sudan'da bir başka İslamizasyon biçimini temsil eder. Geniş bir değişimin parçası olmaktan ziyade, Numeyri İslamizasyonu, devleti idare eden bir şahıs tarafından öngörülen ani ve beklenmedik bir siyasetti.

Numeyri, 1980'lerin daha başında, Sudan politikasındaki birçok meseleyi yersiz bir şekilde ele alması yüzünden itibarını kaybetmişti: 1972 yılında Güney Sudan'a özerklik verilmesi için anlaşmaya varması ve 1970'lerin sonundaki "ulusal uzlaşma" politikalarını gerçekleştirmesi, büyük ölçüde siyasi iyi niyeti istismar etmesine neden olmuştu. 1980'lerin başında Numeyri, İslamizasyon fikrini vurgulamaya başladı. Çünkü, eğer düzenli idare edebilmiş olsaydı Kuzey Sudan'daki rejimi için destek sağlayabilmiş olacaktı.

Yine de, Numeyri, kendi otoriter idare tarzına uygun bir İslamizasyon şeklini dayattı, fakat hakikatte hiç kimse tarafından memnunlukla karşılanmadı ve Kuzey Sudan'daki büyük İslami cemaatler tarafından da meşru olarak kabul edilmedi. Numeyri, destek için daha az tanınmış ailelere gitmeye zorlandı.

Numeyri programı, uygulanmasındaki tutarsızlığa nazaran dramatik bir hal alırken, önemli denecek bir açılımı da gerçekleştiremedi ve yalnızca İslam hukukunun seçmeci bir derlemesi olarak kaldı. Güncel hükümler, Numeyri'ye yakın danışmanlar tarafından, özellikle de Nayal Ebu Garun ve Ewad el-Cid Muhammed'in kontrolünde hemen uygulamaya konulmuştur. 1984'te, bu hükümlerin derlenmesi için kullanılacak materyallerin tartışması sürerken bu danışmanlar İran Devrimi ya da İranlıların eserlerini bir ilham ya da muhtevasını kaynak olarak almadılar.14

Numeyri programı, "entelektüel olarak tutucu fakat kendi bütünlüğü içinde, sosyal ve siyasi söylemde devrimci"15 şeklinde nitelendirildi. Bu İslamizasyon çabasının kökleri kısmen İslami dirilişin genel bütünlüğü içinde mevcuttur. Fakat Sudan'ın kendi konumuyla da iç içedir. Numeyri'nin Sudan'da, toplumu ve devleti İslamlaştırmasındaki çıkarı 1983 sonbaharında birden ortaya çıkmış değildi. Numeyri rejimi aslında bilinçli bir Arap sosyalizmi olmasına rağmen, 1970'lerin ortalarına doğru Numeyri sol kökenli ideolojik fikirlerinden uzaklaştı. 1978'de, Turabi başkanlığında, kanunların İslamizasyonu için komite oluşturdu. 1983'te Nehcü'l-İslami: Li Maza?[İslami Metot: Niçin?] isimli kitap Numeyri imzasıyla yayınlandı. Bu kitapta odak alınan asıl husus Arap kimliği idi; fakat, bu sefer vurgunun ağırlığı, eski açıklamalarındaki Arap sosyalizminin durumundan ziyared İslam üzerineydi. 1983 İslamizasyon programında yeni olan şey Numeyri'nin ansızın İslam'ı "keşfetmiş" olması değil; Arap milliyetçiliği ve Müslüman Kardeşler modelinden zorla uygulamaya koyduğu kendi özel İslamizasyon programına geçişidir. Kendi siyaseti için bir etken olan İslam'ın kendisi açısından gittikçe artan ehemmiyeti, İran Devrimi'nden daha önde gelmiştir ve Sudan İslamizasyonunun oluşumunda İran deneyiminden doğrudan etkisi çok az olmuştur.

Sonuçlar

Şuurlu ya da şuursuz İslamizasyon sürecinin Sudan'da çok derin tarihi kökleri vardır. Bugün ülkedeki büyük İslami cemaatlerin ve kurumların her biri önemini korumaya devam eden İslamizasyonun bir tarzını yansıtırlar. Bu İslamizasyon girişimleri 1970'lerdeki kapsamlı İslami diriliş hareketlerine hem destek verdi, hem de bunlardan esinlendi. Yine de, günümüz Sudan'ında İslamizasyonun ana özelliği içsel esinlenmeden ziyade Sudan toplumunun içsel dinamiklerini yansıtıyor olmasıdır.

20. yüzyıl boyunca tüm İslami cemaatlerin benimsediği aşamalı gelişim yönteminden farklı olarak Eylül Yasaları tutarsız bir kalkıştı. Numeyri'nin İslamizasyon programı sadece bir kişinin dayattığı bir politika olması bakımından farklıdır; çünkü diğer yaklaşımlar bir sınıfın, örgütün ya da kurumun gayretini içermektedir. Numeyri, hala önemli bir rol oynamaya devam eden meşru bir yapı kurdu, fakat kendi İslamizasyon modelini sürdürecek bir örgüt ya da sadık bir cemaat bırakmadı.

Sudan'ın toplumsal ve siyasi liderleri hiçbir zaman Orta Doğu ve Afrika'daki şahsiyetler kadar laikleşmemişlerdir. Ülkenin Müslüman kesimindeki siyasi partiler ve güçlü cemaatler belirgin bir İslami kimliği koruyorlar. Bununla birlikte, Numeyri programının uygulanması ve Müslüman Kardeşler Cemaati'nin büyümesi birer delil olarak ele alındığında, 1970'lerin İslam'ın daha sarih ve fundamentalist söylemin artarak gündeme geldiği bir zaman dilimi olduğu görülür. Bu artan söylem İran Devrimi'nin belirgin bir rol oynadığı İslam dünyası sınırları içinde yer aldı. Bu noktada Numeyri ve Sudan'da İslamizasyon ile ilişkili uygulamalar İran Devrimi'nin tam anlamıyla çağdaşlarıdır. Geniş tarihi süreçte ise bunların hepsi çağa özelliğini veren İslam ruhunun yeniden canlanmasına katkıda bulunmuşlardır. Bununla birlikte bu olayı İran ve Sudan arasındaki gelişmelerin direkt bir sebep-sonuç ilişkisi gibi görmekten kaçınmak gerekir.

Çeviren: Hüseyin Ceyhan

 

Dipnotlar

1- Cafer Numeyri, el-Nehcü'l-İslami: Limaza?, Kahire: el-Mektebetu'l-Mısri el-Hadis, 1398.

2- John L. Esposito, "Sudan", The Politics of Islamic Revivalism [İslami Dirilişin Siyaseti] içinde (der.) Shireen T. Hunter (Bloomington: Indiana University Press, 1988), s. 197.

3- Bkz.: Örneğin; ana muhalif grup "Sudan Halk Kurtuluş Hareketi" liderlerinin açıklamaları, John Barang,John Garang Speaks [John Garang Konuşuyor] isimli kitaptan, (der.) Mansur Halid (Londra, KPI, 1987).

4- John O. Voll ve Sarah Potts Voll, Sudan: Unity and diversity in a Multicultural State [Sudan: Çok Kültürlü Bir Devlette Birlik ve Farklılık], (Boulder, Colo: Westview Press, 1985), s. 125.

5- Yusuf Fadl Hasan, The Arabs and the Sudan [Araplar ve Sudan], (Edinburgh: Edinburgh University Press, 1967), s. 180.

6- Muhammed en-Nur bin Dayf Allah, Kitab et-Tabakat fi Husus el-Evliya ve es-Sahihin ve el-Ulema ve eş-Şuara fi's-Sudan, (der.) Yusuf Fadl Hasan (Hartum: Hartum Üniversitesi Basımı, 1971), s. 39-40.

7- Bu tür merkezlerin gelişimi P. M. Holt'un Studies in the History of the Near East [Yakın Doğu Tarihi Üzerine Çalışmalar] adlı kitabında tartışılmıştır (Londra: Frank Cass, 1973), II. Bölüm.

8- Bkz.: Örneğin, Badrab of Um Dubban tartışması İdris Salim el-Hasan "On Ideology: The Case of Religion in Northern Sudan" [İdeoloji Üzerine: Kuzey Sudan'da Din Olgusu] (Connecticut üniversitesi'nde hazırlanmış basılmamış doktora tezi, 1980).

9- Ahmed İbn İdris'in ehemmiyeti üzerine bir tartışma için bkz.: Rex S. O'Fahey ve Ali Salih Karrar "The Enigmatic Imam: The ınfluence of Ahmad İbn İdris" [Muammalı İmam: Ahmed İBn İdris'in Nüfuzu],International Journal of Middle East Studies, 19, no. 2 (Mayıs 1987): 205-220. Hatmiyye Tarikatı üzerine çalışmalar için bkz.: John O. Voll, A History of the Khatmiyyah Tariqah in the Sudan [Sudan'daki Hatmiyye Tarikatının Tarihi], (Harvard Üniversitesi'nde hazırlanmış doktora tezi, 1969); Ali Salih Karrar, The Sufi Brotherhoods in the Sudan Until 1900 [1900'e Kadar Sudan'da Sufi Tarikatları], (Bergen Üniversitesi'nde hazırlanmış doktora tezi, 1985). 20. yüzyıl boyunca hareketteki gelişmeler için bkz.: Ahmet eş-Şahi, "A Noah's Ark: The Continuity of the Khatmiyya Order in Northern Studies", [Nuh'un Gemisi: Kuzey Sudan'da Hatmiyye Tarikatı'nın Sürekliliği], British Society for Middle Eastern Studies Bulletin, 8, No. 1(1981): 13-19.

10- İslami Diriliş Komitesi'nin tasvirleri ve üniversite kampüsündeki faaliyetleri için bakınız: Ezheri Abdurrahman, "Pacific Student Politics" ve "Spreading the Word", Sudanow (Kasım 1980).

11- Aktivizmin eski şeklinden daha modern tarzına geçişte bilgi verici tartışmalar için bakınız: Lidwien Kqpteijns, Mahdist Faith and Sudanic Traditions: The History of the Masalit Sultanate [Mehdici İnanç ve Sudan Gerçeği: Masalit Sultanlığı Tarihi] 1870-1930 (Londra: KPI, 1985); ve Hasan Ahmed İbrahim "Imperialism and Neo-Mahdismthe Sudan: A Study of British Policy Toward Neo-Mahdism" [Sudan'da Emperyalizm ve Neo-Mehdizm: Neo-Mehdizme Karşı İngiliz Politikası Üzerine Bir Çalışma], International Journal of African Historical Studies, 13 (1980): 214-239. Modern Mehdici siyasi örgütün evrimi üzerine bir tartışma için bkz.: Gabriel Warburg, Islam, Nationalism, and Communism in a Traditional Society: The Case of Sudan [Bir Geleneksel Toplumda: İslam, Ulusçuluk ve Komünizm: Sudan'ın Durumu], (Londra: Frank Cass, 1978), özellikle Bölüm I. Ayrıca bkz.: Vincent Andrew, Religion and Nationalism in a Traditional Society: Ideological Leadership and the Role of the Umma Party as a Force for Social Change in the Northern Sudan, [Geleneksel Bir Toplumda Din ve Ulusçuluk: İdeolojik Liderlik ve Kuzey Sudan'da Sosyal Değişim İçin Bir Güç Olarak Ümmet Partisi'nin Rolü] (Pennsylvania Üniversitesi'nde yapılmış doktora tezi, 1988).

12- Mahmud Muhammed Taha, The Second Message of Islam [İslam'ın İkinci Mesajı], çev.: Abdullahi Ahmed en-Naim (Syracuse: Syracuse University Press, 1987), s. 53. En-Naim'in giriş yazısı Taha'nın hayat öyküsü ile ilgili bilgiler veriyor; kitap ekseriyetle kendi fikirlerinin tanıtımını içeriyor.

13- 1980 Rebuplican Brotherhood adlı bir broşürden alıntı. Paul J. Magnarella, "The Rebuplican Brotherhood: A Reformist Movement in the Sudan" [Cumhuriyetçi Kardeşler: Sudan'da Reformist Bir Hareket], The Muslim World, 72, no. 1 (Ocak 1982), s. 17.

14- John O. Voll ve John L. Esposito'nun Nayal Ebu Garun ve Awad el-Cid Muhammed Ahmed ile röportajı (Ağustos, 1984).

15- John O. Voll, The Political Impact of Islam in the Sudan: Numayri's Islamization Program [Sudan'da İslam'ın Siyasi Etkisi: Numeyri'nin İslamizasyon Programı], Washington, D.C.: U. S. Department of State, 1984), s. 104-105.

Kaynak: Dünya ve İslam Dergisi - Sayı: 15 - Yaz 1993

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler