Süleyman Peygamberi Anlamak -2

Cengiz Duman

Dört/ Sebe Melikesi

Nemi Suresi'nde anlatılan, Süleyman (a) ve Sebe melikesi arasında geçen olaylar; Kur'an-ı Kerim'in diğer surelerinde anlatılan Hz. Süleyman ile ilgili kıssaların iyice anlaşılmasından sonra daha iyi kavranacaktır.

"Süleyman'ın cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil olan ordusu toplandı. Hepsi toplu olarak gidiyorlardı." (Neml/18). Hz. Süleyman ordusu ile bir sefere çıkar, fakat bir müddet sonra Hüdhüd ona bir haber getirir. "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim." Bu ayet-i kerimeden anlaşılan, Hz. Süleyman'ın Sebe'den haberi olmadığıdır. Allah onu, Hüdhüd vasıtasıyla Sebe'den, orada olanlardan haberdar eder ve bu vesileyle de Sebe'ye sevkeder. Burada haberleşmeyi; kıssanın anlatımına başlarken "Ey insanlar! Bize KUŞ MANTIĞI öğretildi." diye belirtilen "Mantıku't-tayr" sayesinde Süleyman'la Hüdhüd arasındaki diyalog sağlar. Tabi burada Hüdhüd ile Süleyman arasındaki konuşmalar sanki hüdhüd insan dili biliyor da konuşuyor gibi anlaşılıyorsa da; aslolan MANTIKUT-TAYR'ı bilen Hz. Süleyman tarafından Hüdhüd'ün mantığı kavranarak oluşan diyalog olduğu kabul edilmesi lazımdır. Bu hususa merhum Elmalılı Hamdi Yazır; Hak Dini Kur'an Dili adlı tefsirinde şöyle değinir: "...Süleyman'a kuş dili değil, kuşa insan dili bildirilmiş olur. Halbuki 'Bize mantıku't-tayr öğretildi' buyrulmuştur. Ehemmiyet kuşun söylemesinden ziyade Süleyman'ın anlamasında ve anlayışının derinliğindedir."

Hüdhüd'ün getirdiği haberde Sebe ile ilgili anlattığı detaylar Peygamberlik fonksiyonunun Allah tarafından Hüdhüd ağzıyla ifade edilmesidir. "Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm." Sebe kavminin Allah'ı tanımadıkları, Allah zannıyla güneşe taptıklarını anlatıyor. Bunu niçin yapıyorlar? "... Şeytan kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. " O halde ne olacaktır? Şeytan onlara eğri yolu süslü gösterdiği için, doğru yolu bulamayacaklardır. Onlara Allah'ın dinini bildirecek bir rasul gereklidir. İşte Allah'ın Süleyman'ı Sebe'ye sevketmesi; onlara doğru yolu bildirmek istemesinden kaynaklanıyor. Tabii ki bu ayetler bize, aynı zamanda peygamberliğin toplumdaki fonksiyonunu anlatmış oluyor.

Hüdhüd'ün Süleyman'a Sebe kavminin durumunu bildirdikten sonra; Süleyman (a) Melike'ye Hüdhüd vasıtasıyla bir mektup gönderir. Mektubu alan Melike, hemen mele'sini toplar. "Ey ileri gelenler! Vereceğim emir hakkında bana fikrinizi söyleyin; siz benim yanımda bulunmadıkça, bir iş hakkında kesin bir hüküm veremem."

Bu ayet, Melikenin ülkeyi nasıl yönettiği hakkında bize bir fikir veriyor.. Daha önce 23. ayette Melike'nin elde ettiği nimetler sayılır: "Ora halkına hükmeden, her şeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum." Kendisine her şeyden bolca verilen, ifadesi Süleyman (a) için de kullanılır: "Ey insanlar! Bize kuşdili öğretildi ve bize HER ŞEYDEN BOLCA VERİLDİ." Şu halde Melike büyük bir servet sahibidir ve ülkesini şura ile yönetmektedir. Sebe Melikesi Belkıs ile Hz. Süleyman arasında yapılacak bir kıyaslamada, ülke yönetim tarzları ile sahip oldukları servetlerin birbirlerine yakın olduğunu gösteren verilerle karşılaşıyoruz. Her iki yönetim birbirinin aynı kapasiteye sahiptirler. Ancak Belkıs'ın yönettiği devlet ve tebası şirke düşmüş, Allah'a isyan etmişlerdir. Hz. Süleyman'ın yönetimi ise adaleti ile şöhret bulmuş, ele geçirilen yerler ve tüm bölgede nam salmış, diğer idarelerin gözleri korkmuştu. Tabii bu Belkıs tarafından da duyulmuştu.

Yapılacak en iyi iş, Hz. Süleyman'ın mektubunu aldıktan sonra, Süleyman'ın zayıf taraflarını yoklamaktı. Neticede şura, Hz. Süleyman'ın hediyelerle denenmesine karar verir. Bu kararda şu psikoloji vardır: Krallar her ne kadar büyük bir servete sahip olsalar da, tebaları tarafından saygı ile karşılansalar da, yine de içlerinden elde ettikleri bu nimetlerden daha da fazlasını isterler. Bu onların zayıf taraflarıdır. Dolayısı ile iyi bir yönetici olan Melike, Süleyman'ı denemek ister. Fakat umdukları gibi olmaz. Süleyman (a) mala düşkün biri değildir. Allah bunu daha önce anlatmıştı. "(Süleyman) Doğrusu ben bu iyi malları Rabbimi anmayı sağladıkları için severim." (Sad/32). Hz. Süleyman'ın, malı Allah'a hizmette bir vasıta olduğu için sevdiğini bilmeyen melikeye cevabı çok serttir: "Allah'ın bana verdiği size verdiğinden daha iyidir. Ama belki de siz hediyenizle sevinirsiniz. Onlara dön! Andolsun ki, güç yetiremeyecekleri bir ordu ile gelir onları oradan alçalmış ve küçük düşmüş olarak çıkarırız," Bu sert cevap içerisinde Melike'nin daha önce ifade ettiği bir husus yer alır. O da; "Doğrusu hükümdarlar bir şehre girdikleri zaman orasını bozarlar, onurlu kimselerini aşağılık yaparlar." şeklindeki hükümdarlar hakkındaki tanımıdır.

Hz. Süleyman, bu sert cevabı yolladıktan sonra, Melike'nin teslim olacağından o kadar emindir ki şöyle bir çağrı yapar. "Ey cemaat! Bana teslim olmalarından önce, hanginiz o kraliçenin tahtım yanıma getirebilir?" Amacı ona kudretinin büyüklüğünü göstermektir. Buna bile gerek kalmaz çok zeki biri olan Melike; Süleyman'ın hükümdarlığı hakkında tevatüren edindiği bilgilerle, bu mülkün Allah'ın yardımı olmadan olamayacağı kanaatine varır. Hz. Süleyman'la görüşmek üzere Kudüs'e doğru yola çıkar.

Belkıs Kudüs'e doğru yol alırken onun müslüman olduğundan haberi olmayan Hz. Süleyman, Kitab ilmine sahip birisi sayesinde Belkıs'ın tahtını getirttirerek, tahtı melike tarafından tanınamayacak hale getirtir. Süleyman'ın Melike'ye ilk sorusu, yanı başlarında duran tahtın kime ait olduğu idi. Belkıs'ın cevabı ise tahttan ziyade Allah'a teslim olması ile ilgiliydi. "Sanki odur, daha önce bize bilgi verilmişti ve teslim olmuştuk." Rivayeten aldığı bu bilgilerle teslim olan Melike, Hz. Süleyman'ın sahip olduğu eserleri görünce kalbi daha mutmain olur ve şöyle der: "Rabbim! Şüphesiz ben kendime yazık etmişim. Süleyman'la beraber alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum."

Böylece Allah'ın verdiği nimetleri, O'nun yolunda kullanan bir yöneticinin ve toplumun ulaştığı seviye Belkıs'a gösterilmiş, onun da elindeki serveti Allah yolunda kullanması gerektiği anlatılmış oluyordu.

Beş./ Süleyman'ın Ölümü

"Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, ancak değneğini yiyen kurt onun ölümünü cinlere farkettirdi. O ölü olarak yere düşünce, ortaya çıktı ki, şayet cinler gaybı bilmiş olsalardı alçak düşüren bir azab içinde kalmazlardı." (Sebe/14)

Süleyman (a), babasından devraldığı hükümdarlığı adaletle; Allah'tan aldığı Rasullüğü hak ile yerine getirip eceli geldiğinde vefat ettirilir. Emrindeki cinlerin bu olaydan haberleri olmaz. Dolayısıyla azab içinde hayatları devam eder. Eğer Süleyman'ın ölümünden haberleri olsalardı isyan eder kurtulurlardı.

Müfessirler ise bu ayete farklı bir açıdan yaklaşırlar. Mehmed Vehbi Efendi'ye göre: "Nastan aylarca uzlet edip hiç kimseyle ihtilat etmeksizin ibadetle meşgul olarak evvelden beri adeti olduğundan, herkes eski adetine hamletmiş ve ölümü hatırlarına gelmemişti. O zamanda asaya dayanarak ibadet etmek caiz olduğundan asa üzerine dayanması da adet-i sabıkaya muvafık olduğu cihetle tul-u müddet vefat ettiği halde asa üzerinde kalacağı görülmüş bir şey olmadığından hiç kimsenin şüphesini dai olmadı. Halbuki cinniler biz gaybı biliriz diyerek halkı aldatıyorlardı." (9)

Razi'ye göre: "Süleyman bazen tam bir gündüz gece ayakta Allah'a ibadet ederdi. Hatta bazen daha da uzatırdı. Bir asası vardı, ona dayanarak O'nun huzurunda dururdu. İşte böyle bir ibadeti sırasında değneğe dayanmış iken vefat ettirildi. Askerleri kendisini ibadette sanıyorlardı. Böylece günler, aylar geçti. Sonra Allah işin ortaya çıkmasını isteyince kurt, Süleyman'ın değneğini kemirerek çürüttü ve Süleyman yere düştü. Süleyman'ın öldüğünü daha önce farketmeyen ve kendilerinin gaybı bildiğini zanneden cinler, bu durum karşısında gaybı bilmediklerini anladılar."(10)

Ayeti açıklamak için müfessirlerin yaptıkları yorumlar oldukça ilginç. Asaya dayalı olarak günler haftalar hatta aylar geçirip ibadet etmek gibi bir ibadet çeşidi bulunarak olayı izah etmek çok acayip bir yorum olsa gerektir. Hal böyle olsa bile namazın sadece kıyam bölümünü ikmal edip diğer erkanlarını yerine getiremeyen biri derhal fark edilirdi. Hele hele asaya dayalı namaz kılan birinin rahatsızlığından ötürü bunu yapsa gerektir ki; eğer böyle ise oturarak namazını kılabilirdi. Büyük bir hükümdarlığın sahibine bu uzun müddet içerisinde hiç bir şey danışılmaması mümkün olmazdı. Kırk gün toplumundan ayrılan Musa peygamberin, döndüğünde onları buzağıya tapar bulması; Süleyman'ın böyle çok uzun müddet toplumdan ayrı kalmasının mümkün olmadığına delalettir.

Ömer Rıza Doğrul'a göre: "Süleyman'ın dayandığı değnek, onun saltanatıdır. Değneğini yiyen kurt da oğlunun idaresizliği ve zaafıdır, Cinler de kendisinin emri altına giren yabancılardır. Süleyman'ın ölümünden sonra onun saltanatına musallat olan oğlu Rehoboam, sefahate ve zevke daldığından, onun saltanatını kemirdi, çürüttü, sonun da İsrailoğullan'na hizmet eden, boyun eğen kabileler, artık onlara boyun eğmediler." (11)

Tevrat'ta da Süleyman'ın ölümünden sonra yerine oğlu Rehoboam'ın geçtiğini fakat; ülkeyi babasının yönettiği gibi iyi yönetemediğini anlatır.

Dolayısı ile Süleyman'ın ölümünden sonra yerine geçen oğlu adaletle ülkeyi yönetememiş, fakat emrindeki köleler, kavimler idareye tabi olarak itaattan ayrılmamışlardır. Ne zaman ki Süleyman'ın ölümünü haber almışlar o zaman idareye karşı gelerek, tabi olmaktan imtina etmeye başlamışlardır. Eğer Süleyman'ın ölümünü daha evvel haber almış olsalardı itaat etmeyerek isyan edecekler ve baskıdan kurtulacaklardı.

Hz. Süleyman'ın ölümü hakkında Tevrat'ta muharref ifadeler vardır. "Ve vaki oldu ki, Süleyman'ın ihtiyarlığı zamanında karılan onun yüreğini başka ilahların ardınca saptırdılar..." (Tevrat, I. Krallar).

Bu hususu Allah şiddetle reddeder. "Şeytanların Süleyman'ın hükümdarlığı hakkında söylediklerine uydular. Oysa Süleyman kafir değildi, ama insanlara sihri öğreten şeytanlar kafir olmuşlardı." (Bakara/102).

Gerek müfessirlerin yaptığı yorumlar, gerekse Ö. Rıza Doğrul'un yaptığı izah, sonuçta vakıayı anlamaya yönelik ferdi görüşler olarak alınmalı, ama nihai tespit olarak değerlendirilmemelidir. Zira Rabbimiz bu detay üzerinde fazla durmamış, asıl mesajı, öne çıkarmıştır: " ...Şayet cinler gaybı bilmiş olsalardı alçak düşüren bir azab içinde kalmazlardı." Bizler için önemli olan husus budur. Ölümün nasıllığının bilinmesi bizlere pek bir şey kazandırmayacaktır. Hatta belki de gereksizdir.

Altı./ Bir Tesbit

Müslümanlar, Kur'an'la olan ilişkilerinin niteliğini zamanla kaybetmişler, Kur'an'ın verdiği mesajdan ziyade kavramlar üzerinde uğraşır olmuşlardır. Süleyman kıssası da aynı akibete uğramış, bu kıssa ancak "karınca, kuş, taht, köşk, Süleyman (a)'m ölümü" gibi ayrıntılı olarak zihinlerde yer etmiştir.

Dolayısıyla müfessirlerimizin tefsirleri; Süleyman kıssasının değişime uğramış kavramlarının yerlerine oturtturularak, müfessirlerin yaşadıkları çağlardaki toplumlarına; Süleyman kıssasının vermek istediği mesajı o çağlara yansıtarak vermeleri gerekirken ayrıntıların tartışıldığı metinlerle dolup taşmıştır.

Kur'an'ı yüzünden okuyup içeriğine vakıf olamayan halk, Süleyman (a) gibi nice krallık, imparatorluk kuranların gidişat ve çökmeleri hakkında ne bir değerlendirme ne de tepki gösterememişlerdir. Servet, zevk-ü sefa peşinde, toplumunu unutarak yaşayan yönetimlerini uyarma arzusu gösteremediklerinden her türlü eza ve cefaya maruz kalmışlardır,

Yedi./ Sonuç

Sonuç olarak Süleyman (a) kıssasının vermek istediği mesajları şöyle sıralayabiliriz:

a) Hz. Süleyman kıssasının nazil olmasının ilk sebebi Tevrat, İncil gibi muharref kitaplardan ve çeşitli rivayetlerden, Hz. Süleyman hakkında bir takım yanlış fikirlere sahip olan cahiliyye toplumuna kıssanın doğrusunu bildirmektir. Çünkü hidayetle ilgili içerikten yoksun olan Süleyman (a) kıssasından insanlar öğüt ve ibret alamazlardı.

b) Mekke'yi kendi heva ve heveslerine göre yöneten Mekke melelerine, toplumu hak ve adaletle yönetmeleri kıssa yoluyla bildirilmiş oluyordu.

c) Hz. Süleyman'ın kıssasının bütünü, ülke yönetiminde bulunan bir yöneticinin Allah'ın emirlerini gerek kendisine, gerek toplumuna, gerekse diğer toplumlara uygulamalarını ibret olarak vermektedir.

d) "Ey Davudi Biz, seni yeryüzünde halife yaptık. O halde insanlar arasında hak ile hükmet, hevana uyma yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. " (Sad/26). Babası Davud'a Allah'ın emrettiği bu ilke; Hz. Süleyman'ın da kavmini yönetirken uyguladığı İlahi bir ilkedir. Allah böylece ülke yöneticilerinin toplumlarına yapacakları davranışların nasıl olması gerektiğini iki İslami otorite olan Davud ve Süleyman'ın kıssası ile bildirmiş oluyordu.

e) Sebe melikesinin melesi ile yaptığı istişare, ülke yönetiminde ŞURA prensibinin önemini gösterir.

f) Allah'ın verdiği nimetleri onun kanunlarına göre değerlendirerek toplumun refahını artırmak? Diğer toplumların önüne geçmek... Hz. Süleyman'ın gemiler inşa edip, rüzgarlardan faydalanarak ticarette ilerlemesi, zırh ve arap atları ile teçhiz edilmiş kuvvetli bir orduya sahip olması, bakır madenini işleme sanatını geliştirmesi ve inşaat sanatını ilerleterek elde ettiği göz alıcı binalar sayesinde kurduğu medeniyet bizlere ibrettir. Böylece silah üstünlüğü sayesinde gelecek tehlikelere karşı hem hazırlıklı olmak, hem de diğer kavimlere üstünlüğünü bu yolla kabul ettirmek mümkün olabilir. İyi değerlendirilen yeraltı ve yerüstü servetleri ve iyi yapılan ticaret sayesinde ekonomik olarak hem kavmini refaha ulaştırmak ve hem de diğer kavimlere egemenlik sağlamak mümkün olabilir. İslam bunu yaparken insanlara adalet ve refah götürür. Fakat günümüzde ise aynı imkanlara sahip müşrik, emperyalist Batı ülkeleri kendi refah ve zenginliklerini, diğer milletlerin sömürülmesine, aç kalmasına, yokluk ve sefalet içinde kalmasına dayandırmaktalar.

g) Yöneticiler geldikleri makama Allah'ın lutfu ile gelirler, dolayısıyla böbürlenme, şöhret tutkusu ve tamahkarlık onlara yakışmaz. Elde ettikleri o mevkinin Allah'ın onlara bahşettiği ve sınandıkları bir mevki olduğunu her zaman hatırlamaları gerektiği kıssa yolu ile anlatılır.

h) Süleyman (a)'ın Sebe melikesini, İslam'a çağrı metodu olan mektup gönderme metodunu, daha sonra Peygamberimiz Hz. Muhammed aleyhisselatu vesselam'ın; çağdaşları diğer hükümdarları İslam'a davet ederken kullandığını görmekteyiz.

ı) Davud ve Süleyman kıssası, Allah'ın yeryüzündeki halifesi olarak İslam otoritesinin yapması gereken davranışların neler olduğunun; olması gerektiğinin örneklerini veren bir ibret ve nasihat vesikasıdır.

 

Notlar:

9- Konyalı Mehmed Vehbi Efendi, Hülasat'ül-Beyan, Cilt 11-12, s. 4493, İstanbul, 4. Basım.

10 - Süleyman Ateş, Yüce Kur'an'ın Çağdaş Tefsiri, Cilt 7, s. 243, İstanbul, 1990.

11- A. g. e., Cilt 7, s. 244.

Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 29 - Ağustos 93

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları