Sünnetullah Çerçevesinde Mucize -1

Emin Kelekçi

I. GİRİŞ

Allah, insanlara hidayet rehberi [2/2] olması için gönderdiği Kur'an'ı, Kabe'nin tepesine değil, bir insan olan Hz. Muhammed'in kalbine inzal etmiştir. Kur'an'ın, inananlar için onun usvetü'n hasene [en güzel örnek; 33/21] olduğunu, onun hayatını örnek alıp yaşayabilmeleri için de insanlara kendilerinden birisinin [14/11], arkadaşlarının [53/2] gönderildiğini; yine bu noktada yeryüzünde uslu uslu yürüyen melekler olsaydı, onlara gökten bir meleğin elçi gönderileceğini vurgulaması da [17/95] olayın netlikle anlaşılmasını kolaylaştırmaktadır.

Kur'an, her topluma, Allah'a kulluk edin, tağutlardan kaçının diye bir rasul gönderildiğinden bahsetmekte [16/36]; kendisine indirilen Zikr'i insanlara duyurmakla görevlendirilen [16/44] Rasul'e de müminlerin uyması istenmektedir [3/31]. Kur'an'daki bu ve bu konuyla ilgili diğer ayetler tarih boyunca farklı şekillerde anlaşılmış, bir kesim Rasul'ün her hareketinin vahy mahsulü olduğunu söylerken, tepkisel davranan diğer kesim ise Rasul'ü postacı gibi algılayarak tartışmanın ifrat ve tefrit boyutunu oluşturmuşlardır.

Fakat şunu belirtmek gerekir ki, rasullerin konumu ve bu konunun alt başlıkları olan risalet öncesi ve sonrası insan olarak rasul, rasulün bilgi kaynağı, rasulün görevi, rasule ilahi yardımlar, rasulün örnekliği ve itaat, rasulün hüküm koyması, rasulün uyarılması ve rasule özgü durumlar gibi konular Kur'an'a göre çözümlenmediği müddetçe Rasulullah'ı; dolayısıyla İslam'ı, tam olarak anlayabildiğimizi söylememiz güçtür. Yanlış Rasul imajını oluşturan konulardan birisi de mucize konusudur.

Mucize Kavramı Üzerindeki Spekülasyonlar

İslam tarihi boyunca, kavram olarak mucize; en çok tartışılan konulardan birisi olagelmiştir. Mucize kavramı, konuya yaklaşan insanların kafa­larındaki akılcı/pozitivist, ideolojik ve geleneksel önyargılara göre çeşitli şekillerde algılana gelmiştir. Rivayetlerin tozu dumanı arasından gelen her haberi mucize olarak kabul eden anlayışla, bu tür olayların hayatın doğal akışı içerisinde meydana gelen olağan vakıaların sembolize edilerek anlatıldığını kabul eden anlayış bu konudaki iki zıt -aşırı- kutbu oluşturmaktadır.

Örneğin «Musa'ya: "Değneğinle denize vur!" diye variyettik. (Vurunca deniz) yarıldı. Her bölüm, kocaman bir dağ gibi oldu.» (Şuara, 26/63) ayetini modern bilime uygun olarak med-cezirle (!) açıklamaya çalışan mantıkta bu tür önyargılardan pozitivist ön­yargıyı görmek mümkündür.1

Allah'ın her şeye gücü yettiğini ve bir şeyin olmasını istediği zaman ona sadece ol demesiyle onun olacağına [16/40] inanan müminler olarak Kur'an'da pek çok olağanüstülüklerin yer aldığını ve bu olağanüstülüklere de hiç bir şekilde bilimsel yorumlara vs.ye girilmeden inanılması gerektiği­ni vurgulamamız elzemdir.

Bu anlayıştan yola çıkarak; Salih (a)'e verilen deve mucizesi [7/73], Allah'ın, dünyada iken bir insanı öldürdükten sonra tekrar diriltmesi [2/259], Hz. İbrahim için 4 kuşun diriltilmesi [2/260], Hz. İbrahim'in hanımının yaşlılığına rağmen çocuk sahibi olması [11/71-73], Hz. İsa'nın babasız doğması [19/16-23], Hz. Peygamber'e savaş sırasındaki ilahi yardımlar [8/9-12 ve 33/9] gibi olağanüstülüklere hiç bir yorum yapmaya gerek duyulmadan iman edilmelidir.

Allah Bir insanı mı Elçi Gönderdi?

İnsanların mitolojiye ve efsaneye olan düşkünlükleri onların peygamber anlayışlarına da sirayet etmiştir. Bunu Kur'an'da da görmekteyiz:

"Zaten kendilerine hidayet geldiği zaman insanları doğru yola gelmekten alıkoyan şey, hep:

"Allah, bir insanı mı elçi gönderdi?" demeleridir. De ki: "Eğer yeryüzünde uslu uslu yürüyen melekler olsaydı elbette onlara gökten bir meleği elçi gönderirdik." (İsra 17/94-95) [Ayrıca şu ayetlere de bakılabilir: 43/30-31; 21/3.]

Bu anlayışın Müslümanlar üzerindeki tezahürü de kendisini sık sık göstermektedir. Maalesef insanlar İslam oldukları halde, kafalarındaki cahili düşüncelerden arınamamışlar ve İslam'la atalarının kültürü arasında sentez oluşturmuşlardır. (2) Bu olumsuz sentezlemeden peygamber anlayışı da etkilenmiştir. Buna göre peygamber doğduğunda; Mecusilerin taptıkları ateşgedeler sönmüş, Sava Gölü'nün suları çekilmiş, Kisra Sarayı yıkılmış, daha çocukken bile göğsü yarılıp yıkanmış (hatta bir kaç kez), (3) ölüleri diriltmiş, (4)dilsizi konuşturmuş, (5) yürürken tepesinde kendisine gölge yapması için bulut dolaşmış, çocukken bile en küçük hatası Cebrail tarafından düzeltilmiş, hala ölmeyip yaşadığına inanılan adeta bir mitoloji kahramanı haline getirilmiştir. (6)

Bütün bunlara karşın Kur'an ise, peygamberin risalet öncesinde dalalette olan [93/7], kitap nedir iman nedir bilmeyen [42/52; 12/3], ölümsüz olmayan [21/34], evlenip çoluk çocuğu olan [13/38], yemek yeyip çarşılarda gezen [25/20], bazen hata ya­pabilen [6/35; 8/1-10], bazen günah işleyebilen [47/19; 40/55;'48/2], ba­zen utanan [33/53] birisi olduğundan bahsetmektedir.

Geleneksel inanıştaki peygamber anlayışıyla vahyin tanımladığı peygamber anlayışı arasındaki bu fark sonucunda; gerçeklikten uzaklaştırılan peygamber yaşanılamayan, örnek alınamayan, seneler geçtikçe (bir lambanın uzaklaştıkça ışığının azalması gibi) pratikleri uygulanamayan birisi haline getirilmiştir.

Bu yanlış anlayışın kaynak bulduğu iki kavram da vahy ve mucize kavramlarıdır, insanımız en çok bu iki kavramla ilgili rivayetlerden yola çıkarak kafalarındaki peygamber anlayışını oluşturmuşlardır. Bizim bu konuyu gündeme almaktaki amacımız; ne pratikten uzak akademik bir çalışma yapmak ne de geçmişteki tartışmaları günümüze taşımaktır. Sadece Allah'ın Kur'an'da sık sık üzerinde durduğu mucize kavramını yine Kur'an merkezli inceleyerek, insanların Rasul anlayışlarındaki çarpıklıkları gidermek ve buna bağlı olarak da Rasul'ün bizim için yaşanılabilir bir örnek olduğunu vurgulamaktır.

"Şeyh uçmaz, müridleri uçurur" sözünün tezahürü olarak bırakalım peygamberleri, ilahi olmayan bir din hatta tarikat kuranlar hakkında da, o dinin ya da tarikatın bağlıları tarafından çeşitli olağanüstülükler uydurulmuştur. Mesela Budizm'in kurucusu Buda'yı öldürmeye gönderilen katiller, ona yaklaşınca korkudan titriyorlar, o da bunlara tatlılıkla muamele edince hepsi Budizmi kabul ediyorlar. (7) Tarikatlarda da şeyhlerin, insanın kalbinden geçeni bilebilme, (8)müritlerini düş­manlarından koruyabilme (9) özelliklerine sahip olduklarını çeşitli örnekleriyle menakıb kitaplarında görmemiz mümkündür. Burada üzerinde durulması gereken nokta insanların mitolojiye, olağanüstülüklere olan ilgisinin, bir takım insanlar tarafından kötüye kullanılarak bu tip rivayetlerin uydurulmasıdır. Bazı cahil ilahi din mensuplarıyla, gayri ilahi din mensupları kendi dinlerinin doğruluğunu ispatlamak için devamlı bu olağanüstülük silahını kullanarak hem taraftar toplamaya, hem de diğer dinlere karşı olağanüstülük açısından yenik düşmemeye çalışmışlardır. Dolayısıyla insanlardaki bu zaaf, bizlerin olağanüstülükleri haber veren rivayetlerin karşısında biraz da­ha temkinli davranmamız gerektiğini göstermektedir.

Şimdi bu girişten sonra mucize kavramının lügat ve ıstılah manasına ve Kur'an'da kullanılış biçimine bakalım.

Mucizenin Lügat ve Istılahi Manası

Mucize; acz kökünden türetilmiş bir kelime olup, icazdan ismi faildir. Aciz bırakan, güçsüz kılan, karşı konulmaz harika olay, kudretsizlik, takatsizlik veren anlamındadır. (10)

Istılahi olarak ise, peygamberin insanlara getirdiği, Allah'ın, iman ve inkarı denemek için koyduğu bir alamettir. (11) Mucize bizatihi iman-küfür ayırımının mihenk taşıdır.

Mucizenin Kur'an'da Kullanılışı

Mucizenin Kur'an'da kullanılış lafzı 'ayet'dir.

«Bilmeyenler dediler ki: "Allah bizimle konuşmalı ya da bize bir ayet (mucize) gelmeli değil miydi?" Onlardan öncekiler de onların dedikleri gibi demişlerdi...» (Bakara 2/118)

Ayetin lügat manası da, açık alamet, nişan ve belirtidir. Kur'an'da ayet, mucize dışında lafız olarak; işaret, ibret, geçmiş şeriatler ve Kur'an ayeti anlamında kullanılmaktadır: 12/105; 11/102-103; 16/101; 7/203.

II. SÜNNETULLAH ÇERÇEVESİNDE MUCİZE

a) Mucize Göndermek Allah'ın Tasarrufundadır

Nasıl ki insanları doğru yola iletmek için vahy gönderen Allah ise, bu vahyin (ve peygamberin) doğruluğunu ispatlamak için mucize göndermek de Allah'ın tasarrufundadır.

Bunu Kur'an ayetlerinde apaçık görmekteyiz:

«Andolsun, biz senden önce de elçiler gönderdik, onlara da eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmadan hiç bir peygamber bir ayet (mucize) getiremezdi...» (Ra'd, 13/38)

Yine mucizenin gönderilmesinde peygamberin dahi hiç bir tasarrufu olmadığını Kur'an ayetleri bize bildirmektedir:

«Eğer onların yüz çevirmesi sana ağır geldiyse, haydi (yapabilirsen) yerin içine (inebileceğin) bir delik ya da göğe (çıkabileceğin) bir merdiven ara ki onlara bir mucize getiresin.» (En'am, 6/35) [Ayrıca bkz.: 6/37, 13/38]

b) İnanmayanların Mucize İstekleri

İnanmayanların peygamberlerden mucize istekleri, Kur'an'da sıklıkla görülmektedir:

«Hayır, dediler (Muhammed'in söyledikleri), karmakarışık rüyalar, hayır onu uydurmuş; hayır o şairdir. (Eğer bizim kendisine inanmamızı istiyorsa) o halde bize öncekilerin (kavimlerine mucizelerle) gönderildikleri gibi o da bir mucize getirsin.» (Enbiya, 21/5) [Ayrıca bkz.: 15/6-7, 25/7-8, 28/48-49]

Kur'an'da anlatılan peygamberle kafirler arasındaki diyaloglarda, kafirlerin mucize isteklerinde samimi olmadıklarını görürüz. Onların gerçeği öğrenmekten ziyade, sırf işi yokuşa sürmek, mucizeyle ilgili sorularla peygamberi bezdirmek istediklerini görürüz. Kur'an bu hususta; kafirlerin her mucizeyi görseler de yine inanmayacaklarını [6/25], kendilerine bir mucize getirilirse kesinlikle inanacaklarına yemin eden insanların mucize gelmiş olsa da inanmayacaklarını (6/109). hatta gökten bir kapı açılmış ve oraya çıkartılmış olsalar bile "herhalde gözlerimiz döndürüldü, biz büyülenmiş bir toplumuz" diyeceklerini [15/14-15] kendilerine kağıt üzerine yazılmış bir kitap indirilmiş olsaydı ve onu elleriyle tutsalardı yine de inkar edip 'büyü' diyeceklerini [6/7] bize bildirmektedir.

c) İnananların Mucize İstekleri

İnanmayanların mucize istekleri yanında, inanan insanların da mucize istekleri olmuştur. Misal olarak Hz. İsa'nın havarileri, ondan yiyelim kalplerimiz yatışsın ve Hz. İsa'nın doğru olduğunu bizzat görerek bilelim diye gökten sofra indirilmesini [5/112-113], Hz. İbrahim, ölülerin nasıl diriltildiğini [2/260], Hz. Musa da [7/143] kalbinin kuvvet bulması için Allah'ı görmek istemişlerdir. Burada örnek verilen olaylarda kafirlerin mucize isteklerinde görülen yokuşa sürme, zora koşma olmayıp; iman etmiş kimselerin imanlarını kuvvetlendirmeye yönelim vardır.

İnsanların mucize isteklerinde dikkat çeken nokta, onların gözle görülebilen, beş duyu organı vasıtasıyla algılanabilen somut olağanüstülüklerin karşılarına getirilmesini istemeleridir. Mesela İsrailoğulları'nın Musa'dan Allah'ı açıkça göstermesini istemeleri [2/55], muarızlarının Hz. Muhammed'den yerden pınarlar fışkırtmasını, gökten üzerlerine parçalar düşürmesini, melekleri karşılana getirmesini, üzerlerine okunacak bir kitabı indirmesini, göğe çıkmasını istemeleri [17/90-93] bunun en güzel örneğini teşkil etmektedir.

d) Allah Tarafından Gönderilen Mucizelere Örnekler

Kur'an peygamberlere, peygamberliklerini ispat etmek için mucizeler verildiğinden bahsetmektedir. Mesela Semud kavmine verilen deve [7/73], Hz. Musa'ya verilen tufan, çekirge, kımıl (haşarat), kurbağa, kan, asa, beyaz el (Hz. Musa'nın mucizelerinin dokuz tane olduğu bildirilmektedir) [17/101]. Hz. İsa'nın çamurdan kuş şeklinde bir şey yapıp ona üflemesi ve hemen Allah'ın izniyle kuş oluvermesi, körü ve alacalıyı iyileştirmesi. Allah'ın izniyle ölüleri diriltmesi, evlerde neyi yeyip, neyi biriktirdiklerini haber vermesi [3/49], sofra mucizesi [5/112] gibi mucizeler Kur'an'da bahsi geçen mucizelerdir.

e) Mucizelerin Sonucu

Kur'an'da, sonuç açısından iki tür mucizeden bahsedilmektedir:

i) Sonucu helak ile biten mucizeler: Peygamberler, gönderildikleri toplumlarda aşırı tepki ile karşılanıp mecnun, şair gibi yaftalarla suçlanmalarına rağmen, bıkmadan usanmadan Allah'ın kendilerine verdiği insanları uyarıp, korkutma görevini yerine getirmeye çalışmışlardır. Fakat böyle bir durumda inanmayanların inanmama sebeplerini kendilerine mucize gönderilmemiş olmasına bağladıklarını Kur'an bize bildirmektedir.

«Eğer kendilerine bir mucize gelirse ona mutlaka inanacaklarına olanca güçleriyle Allah'a yemin ettiler. De ki: "Mucizeler ancak Allah'ın yanındadır." Hem bilir misiniz o (mucize) gelmiş olsa da onlar yine inanmazlar," (En'am, 6/109)

Ayet, mucize isteyen insanların kafalarındaki inatçı düşünceyi çok güzel şekilde vurgulamaktadır: «...o (mucize) gelmiş olsa da onlar yine inanmazlar.» ibaresi inanmayanların mucize isteklerinde samimi olmadıklarını, peygamberi zora sokmak ve işi yokuşa sürmek için böyle bir talepte bulunduklarını, iyi niyetli olsalardı mucizenin sonucunda inanabileceklerini vurgulamaktadır.

İnanmama sebebi olarak devamlı dayattıkları mucize istekleri şayet gerçekleşirse sonuç ne olacaktır? Elbette her şey aynı şekilde kalmayacaktır. Kur'an bu hususta da bizi aydınlatmaktadır:

«Kendilerine hidayet geldiği zaman insanları inanmaktan ve Rablerinden bağışlanma dilemelerinden alıkoyan şey, ancak evvelkilerin sünneti­nin kendilerine de gelmesi ya da azabın onları karşılarcasına kendilerine gelmesidir... (Kehf, 18/55)

«Hayır, dediler (Muhammed'in söyledikleri), karmakarışık rüyalar, hayır onu uydurmuş; hayır o şairdir. (Eğer bizim kendisine inanmamızı istiyorsa) o halde bize öncekilerin (kavimlerine mucizelerle) gönderildikleri gibi o da bir mucize getirsin. Bunlardan önce helak ettiğimiz hiç bir kent (halkı) inanmamıştı. Şimdi bunlar mı inanacaklar?» (Enbiya, 21/5-6)

Bu ayetten de anlaşıldığı gibi, geçmişte mucize gönderilen insanların tümü (mucize isteklerinde samimi olmadıkları için), mucizeye inanmayıp sonuçta helak edilmişlerdir.

«Dedi: "İşte (mucize) bu dişi devedir. (Bir gün) onun su içme hakkı var, belli bir günün su içme hakkı da sizin. Sakın, ona bir kötülük dokundurmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar. Nihayet onu kestiler, ama pişman oldular. Ve azab onları yakaladı...» (Şuara, 26/155-158)

Bu ayetlerde Salih Peygamber'in kavminin, mucize istekleri [26/154] karşısında mucizenin gönderildiğini ve Salih Peygamber'in ona bir kötülük dokundurmaları halinde onları azap ile tehdit ettiğini ve azabın sonuçta gerçekleştiğini görüyoruz.

«...Hiç bir elçi, Allah'ın izni olmadan bir mucize getiremez. Allah'ın emri geldiği zaman hak yerine getirilir ve işte o zaman (Allah'ın ayetlerini) boşa çıkarmağa uğraşanlar, hüsrana uğrarlar... (Mü'min, 40/78)

Ayette mucizeye inanmayanların hüsrana uğrayacakları belirtiliyor.

Mucize isteyen Meryem oğlu İsa'ya [5/114] ise, Allah şöyle cevap vermiştir:

«Allah buyurdu ki: "Ben onu sizin üzerinize indireceğim, ama ondan sonra sizden kim inkar ederse ben ona dünyalarda hiç kimseye yapmayacağım azabı yaparım."» (Maide, 5/115]

Ayetten anlaşılacağı üzere eğer havariler sofra mucizesini inkar etselerdi, helak edileceklerdi.

Olayı biraz da toplumsal boyutu ile birlikte düşünmemiz gerekir, Peygamberleri kabul etmeyen, onlarla alay eden, onlara iftiralarda bulunan yanı sıra da mucize gönderilmesini peygamberden isteyen insanların mucizeyi inkar etmelerine rağmen helak edilmemeleri hali; peygamberleri ve ona. inananları güç bir duruma sokarken, diğer İnsanlar nezdinde de büyük bir itibarca güven kaybına yol açacaktır. Aynı şey inanan inananlardan gelen mucize istekleri için de geçerlidir.

Bu çerçevede anlatılan, sonucu helak ile biten mucize aşamalarını formülleştirirsek:

1) İnanan olsun, inanmayan olsun bazı insanların, peygamberlerden mucize istekleri;

2) İstenilen ve gönderilen mucizelerin somut, görülebilir olarak gerçekleşmesi;

3) Daha önceden inanmam iş olanların mucize sonucunda helak edilmeleri.

ii) Sonucu Helak ile Neticelenmeyen Mucizeler: Kur'an'da mucize için kullanılan 'ayet' lafzının, aynen kullanıldığı bazı olağanüstülükler sonucunda, olağanüstülüğü (mucizeyi) inkar ettikleri halde, helak edilmeyen toplumlardan bahsedilmektedir. Mesela Hz. Musa (a), Firavun'a, koynuna sokunca bembeyaz olan el ve atılınca yılan gibi titreşen asa [28/31] mucizeleriyle gitmiş olduğu halde [28/32] Firavun, onu yalanlamış buna rağmen helak olmamıştı. Yukarıda bahsedilen mucize çeşidiyle bu örnek arasında, oluşum seyri açısından bazı farklılıklar vardır. Meydan okuma mucizelerinde peygamberlere evvelden verilen olağanüstü özellikler olmayıp, peygambere inanmayanların, onu zora sokmak için sık sık dayattıkları mucize istekleri karşısında gönderilmiştir. Fakat Hz, Musa örneğinde Allah, Hz. Musa'ya, toplumunda tevhid mücadelesine daha başlamadan bu mucizeleri vermiştir [28/31]. Yani ilk tebliğ -önceki örneklerin aksine- bizatihi bu mucizelerin kendisiyle ifa edilmiştir.

Hz. Musa'ya verilen tufan, çekirge, kımıl, kurbağalar ve kan mucizelerinde ise Firavun kavminin ilk etapta bu mucizelere inandıklarını [7/134] fakat daha sonra yeminlerini bozduklarını her yeminlerini bozduklarında da başka bir mucizenin geldiğini görüyoruz. Belirli bir müddet inanma, (ardından) inancından geri dönme olayları vuku bulduktan sonra ayetleri yalanlamanın ve umursamaz olmanın [7/136] sonucunda Firavun ve kavminin, yapa geldikleri şeylerin ve yükseltmekte oldukları sarayların yıkıldığını [7/137] görmekteyiz.

Hz. İsa'nın insanlara bir mucize ol­ması [19/21], çamurdan bir kuşa üflediğinde onun Allah'ın izniyle uçuvermesi, Allah'ın izniyle ölüleri diriltmesi, evlerde ne yiyip, ne biriktirdiklerini insanlara haber vermesi gibi mucizeler (3/49) de bu kısımda değerlendirilmesi gereken mucizelerdir.

Sonucu helak ile neticelenmeyen mucize aşamalarını formülleştirirsek:

1) Bu kısımda mucizeler, zorlu tevhid mücadelesinin getirmiş olduğu bir sonuç olmayıp, peygamberlere peygamberlikleriyle beraber verilmiş olağanüstülüklerdir.

2) Bu kısımdaki mucizeler de somut, gözle görülür bir halde gerçekleşmiştir.

3) Sonuçta -birinci şıkla bağlantılı olarak- inanmama durumunda helak yoktur.

Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 14 - Mayıs 92

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları