Tarihi ve Çağdaş Bir Olgu Olarak İslami Hareket

Tarihi ve Çağdaş Bir Olgu Olarak İslami Hareket
İsmail Aksu

Günümüz İslam coğrafyasında yaygın bir İslami Hareket olgusu ile karşılaşıyoruz. Bilhassa 1970'li yıllardan başlayarak bütün İslam dünyasını saran İslami Hareket, İran İslam Devrimi ile uzun bir aradan sonra yeniden iktidar olma imkanını elde ederken, İslam aleminin geri kalan bölgelerinde de tesir sahasını genişletme sürecine girmiştir. Siyasi manada uzun bir geri çekilme döneminin arkasından İslamiyet'in yeniden canlılık kazanması yoğun bir alakaya mazhar olmuştur. Konu çok değişik saiklerle gerek İslam aleminde, gerekse Batı'da çeşitli açılardan ele alınmakta, tartışılmaktadır.

İslami Hareket'in gösterdiği canlanma ülkemizde de belirli bir alaka uyandırmış ve buna bağlı olarak, değişik kesimlerde konuya ilişkin değerlendirmelerin yanında çeşitli çalışmalar da gerçekleştirilmiştir. İslami Hareket, gerek Türkiye dışındaki Müslüman düşünür ve bilim adamlarınca verilmiş eserlerin ve gerekse oryantalist çalışmaların tercümeleriyle çeşitli dergilerde yapılmış soruşturmalar ve yine bir kaç telif makale ile sınırlı olarak Müslümanların gündeminde yer almıştır.1 Türkiye'de Müslüman olmayan kesimlerde uyanan İlgi ise daha çok sosyal ilimler sahasında yer alan akademisyenlerin çalışmaları ve gazetecilerce gerçekleştirilen çalışmalarda somutlaşmıştır.2 Bu tür çalışmaları, genel olarak, Batı'nın, İslami Hareket'in gelişme seyri ile ilgili olarak ihtiyaç duyduğu bilgi ve değerlendirmeleri Batı'ya temin etmeye yönelik çalışmalar şeklinde vasıflandırabiliriz.

Müslümanlar için İslami Hareket, mevcut alakanın ilerisinde ehemmiyeti haizdir. Zira, onlar İslami Hareket'in öznesini oluşturmakta ve var olan esaslar üzerinde hareketi daha ileri safhalara taşımakla mükelleftirler. Hareketin daha ileri safhaya ulaştırılması da öncelikle, hareketin sıhhatli taranması ve tanımlanmasına bağlıdır. Yanlış tarama ve tanımlama, beraberinde hareketin gerçek olmayan hedeflere doğru yön kazanmasına, bu da İslam tarihinde sık sık misallerim gördüğümüz sapmalara ve mevcut koşulları aşma başarısından uzak tıkanmalara yol açacaktır. Bu sebeple, İslami Hareket'in sıhhatli bir şekilde tanınması ve tanımlanması Müslümanlar için elzemdir. Aynı şekilde İslami Hareket'in, tarihi seyri içinde gösterdiği özelliklerin, yaşanan tecrübeler içinde karşılaşılan meselelerin ve bu meselelere getirilen cevapların bilinmesi; günümüz İslami Hareketinin özelliklerinin doğru kavranmasına ve hareketin bugün içinde bulunulan sorunların aşılmasında gerekli çözüm yollarına ulaşılmasını sağlayacaktır.

Hareketin geçmiş tarihi seyrinde karşılaşılan meselelerin ve buhranların bilinmemesi halinde ve günümüzde problemlerin nerelerden kaynaklandığı doğru konulmadığı takdirde, bugüne ve geleceğe yönelik gerçekçi İslami bir siyaset üretme imkanı olmayacaktır. Buna bağlı olarak bugün İslam aleminde müşahede edilen canlanma giderek hızını kaybedeceği gibi, Müslümanların çözüme ulaşma imkanlarının bir kez daha yitirilmesine yol açacaktır. Bu açıdan İslami Hareket'in sıhhatli bir tanım çerçevesinde tarihi seyrinin, bu tarih içinde kazandığı hususiyetlerin ve karşılaştığı meselelerin araştırılması Müslümanların günümüz şartlarında yaşadıkları problemlerin halledilmesi açısından ehemmiyet arzetmektedir.

Müslümanlar, bizatihi Müslüman olmanın getirdiği sorumluluklar ve kaygılar taşımaktadırlar. Bunlar, Allah'a gereğince kulluk etme, teslim olma arzu ve ihtiyacının getirdiği kaygı ve sorumluluklardır. Müslümanlar İslami bir hayat yaşamak ve İslamiyet'in şahidliğini yapmak durumundadırlar. Ancak günümüz koşullarında Müslümanlar, dinlerini hayatlarına geçirmelerine mani olan cahili şart ve dayatmalara maruz bulunmaktadırlar. Günümüz koşullarına bu vasfını kazandıran hadise ise Müslümanların siyasi olarak toplum ve toplumlar arası ilişkilerde belirleyici mevkilerini yitirmeleri olmuştur. Günümüz koşullarında hakim mevkie yükselen müşrik güçler, yeryüzünde insan hayatının bütün sahalarına yayılan cahili şart ve ilişkileri egemen kılmışlardır. Buna bağlı olarak Müslümanlar da esaslarını cahili güçlerin belirlediği ve yön verdiği bir hayatı yaşamak durumda kalmaktadırlar. Aynı sebeple Müslümanlar kendilerinin belirleyici olmadıkları bu hayat içinde dinlerinin gereğini, kulluk görevini çok sınırlı olarak ifa edebilmektedirler. Bugün Müslümanlar dinlerinin onlara yüklediği mükellefiyetler dahilinde ve Allah'a karşı olan sorumlulukları çerçevesinde esaslarını cahili güçlerin çizdiği hayatın dışına çıkma; toplumu, mevcut ilişkileri dönüştürme; günümüzde Müslümanların aleyhine olan dengeleri değiştirme; ubudiyetin ve kulluğun bütün boyutlarıyla yaşanabilir olduğu bir ortamı oluşturma çabası içinde bulunmaktadırlar, İslami Hareket'in varlık temeli de bundan başka birşey değildir.

İslami Hareket çok yakın sayabileceğimiz bir geçmişte ortaya çıkmıştır. Çok yakın sayılabilecek tarihte ortaya çıkmış olmakla birlikte İslami Hareket zengin bir tarihe sahiptir. Bugünün şartlarını, ilişkilerini dengelerini İslamiyet'in belirleyici olduğu yönde değiştirmeyi hedefleyen İslami Hareket için bu tarih, önemli ve yol gösterici tecrübeleri bünyesinde barındırmaktadır. Bu tarih, zengin bir tecrübeler sahası olmanın ötesinde bir anlama da sahiptir. Bu ise, günümüz İslami Hareketi'nin Müslümanların daha önceki tarihlerinde ortaya koydukları Tecdid ve ihya hareketlerinden farklı hususiyetler kazanmasına yol açan hadiselerin bu yakın tarih kesitinde cereyan etmiş olmasıdır.

İslami Hareket'i konu alan çalışmalara ya da kronolojiye baktığımızda İslami Hareket'in, bu adla vasıflandırılabilecek İslami kalkışlı mücadelelerin 17. yüzyıl sonrasında ortaya çıktığı, 18. yüzyıldan başlayarak 19. ve 20. yüzyıllarda büyük bir kesafet kazandığı görülmektedir. 18. yüzyıla gelinceye kadar Müslümanlar ya da ideolojik dokusunu İslamiyet'in oluşturduğu Devletler dünya siyasetinde belirleyici mevkilere sahiptiler. 18. yüzyıldan itibaren Müslümanlar dünya siyasetinde işgal ettikleri hakim konumlarını yitirme sürecine girdiler. Siyasi kayıplar İslam aleminde umumi bir zaafiyetin de başlangıcını oluşturdu. Başlangıcı itibariyle siyasi kayıplar ve bunun yol açtığı içtimai zaafiyet sınırlı iken giderek bu hal Müslümanlar üzerinde yok edici tesirler icra etmeye başlamıştır. Bu tesir iki yönde tezahür etti: İlki, siyasi zaafın beraberinde içtimai zaafı da getirmesi neticesinde cemiyetin bütün kesimlerinde kendisini hissettiren toplumsal çöküntü halinin İslam aleminde yaygınlık kazanmaya başlamış olmasıdır. Aynı gelişmelerin, dini değerler, dinin algılanışı üzerinde de müessir olmasıyla, İslami ilkelerin muhtevasında gerçek bir erime ve boşalma sürecinin yaşanmaya başlandığı müşahede edilmiştir. Yok edici tesirlerin tezahür ettiği ikinci yön ise, Batılı (Müşrik) güçlerin İslam alemine yönelik fiilî saldırı ve tecavüzleri karşısında Müslüman toplumların giderek kendi fizik varlıklarını sürdürememe tehlikesiyle yüz yüze gelmesi şeklinde ortaya çıktı. (Geçmiş Müslüman devletlerin tarihsel rolünü bu çerçevede düşünmeliyiz.) Nitekim toplumlar arası ilişkilerde siyasi dengenin Müslümanlar aleyhine iyice bozulması ve bu gelişmenin akabinde giderek dozu artan Batı saldırıları neticesinde İslam coğrafyasının çok büyük bir kısmı fiili olarak müşrik güçlerce işgal edileli. Fiili işgalle birlikte gelen sömürgeleştirilme süreci içinde İslam alemi zulmün, sömürünün, cahili güçlerin baskı ve dayatmalarına maruz kaldı. Batı'nın İslam alemi üzerinde tesis ettiği fiili hakimiyet (Sömürgecilik) ve giderek İslam aleminin çeşitli bölgelerinde işbirlikçi yönetici kadroların Batı yanlısı siyaset takip etmeleri, içsel boşalmanın/çürümenin yanında İslamiyet'in Müslümanlarca kavranışında İslami olmayan unsurların öne çıkmasına da yol açmıştır. Geniş yığınların İslam anlayışı gayri-İslami unsurlarla bezenip, eklektik nitelikler kazanırken, geleneksel İslami kimliğin de büyük bir erimenin yanında dönüşüm de geçirdiği, İslami olmayan hususiyetler kazandığı müşahede edilmiştir. Giderek geçmişi İslam olan toplumlar şirke bulanmaya, şirkle iç içe yaşamaya başladılar. Başka bir deyişle Müslüman toplumlar, Batı'nın ve Batı taraftan rejimlerin denetlediği ve oluşturduğu hayat tarzı içinde sürekli olarak aleyhlerine gelişen şartlara muhatap oldular.

Böyle bir gelişmenin en tabii ve başta gelen neticesi ise dünya Müslümanlarının mevcut durumu değerlendirmeye tabi tutmaları ve içine düştükleri menfi şartların nasıl aşılabileceği yönünde düşünmelerine yol açmış olmasıdır. Kültürel ve fizik varlığın sürdürülmesinin tehlike ile karşılaşması beraberinde Müslümanları içinde bulundukları şartlan aşma ve gayri İslami ortamı İslami kılma mücadelesine sevk etmiştir. Bir taraftan Batı'nın işgalci güçlerinin saldırılarına karşılık verilirken, diğer taraftan da İslam aleminin içine düştüğü duruma yol açan saiklerin neler olduğu üzerinde de düşünülmeye başlanmıştır. Batılı güçlere ve onların yerel işbirlikçilerine karşı mücadelede olduğu gibi, fikri zaafın nasıl aşılacağı sorusuna verilen cevaplar da çeşitlilik gösterdi. Bu noktada değişik yön ve mecrada çeşitli İslami Hareketlerden, kanat ve ekollerden söz edilebilir. Bununla birlikte aynı tarih kesitinde, aynı hadiseler ve ilişkiler içinde ortaya çıkmaları; İslami kimliğin muhafaza edilmesi çabalan, karşılaşılan meselelerin çözümünü İslamiyet'te aramaları, İslam'dan kalkmaları dolayısıyla bahis konusu hareketler, bütün bir İslami Hareket'in parçalarını oluşturmaktadırlar. Bu sebeple çeşitli ekol ve mücadeleleri tek bir İslami Hareket başlığı altında toplayabiliriz. Buradan hareketle, İslami Hareket, çeşitli hareket ve ekolleri tek bir şemsiye altında toplamamıza izin veren kavramsallaştırma olarak görülmemelidir. Gerçekte de İslami Hareket bir bütündür. Başka bir ifade ile günümüzde görülen bütün parçalanmış hüviyetine (Bu parçalanmışlığın kaynakları ve nitelikleri ayrıca ele alınması gereken bir huşundur) rağmen, İslami Hareket bir bütündür ve bütün İslam ümmetini kuşatıcı karakter taşımaktadır. Bu bütünlük onun en temel vasıflarından birini oluşturduğu gibi, İslam Aleminin günümüzde içinde bulunduğu şartların aşılması ve istikbalde elde edilecek çözüm bu bütünlük içinde gerçeklik kazanabilecektir.

Bütün bu değindiğimiz gelişmeler içinde ortaya çıkmış olan İslami Hareket, mana ve mahiyet itibariyle yeni ve çağdaş bir olgudur. Hareket olarak tanımlanması/adlandırılması da yakın bir dönemde ortaya çıktığına işaret etmektedir.

Bununla birlikte İslami Hareket, günümüze yakın bir tarihte ortaya çıkmasının bir neticesi olarak sahip olduğu bu çağdaş mahiyetinin yaranda kökleri ve kaynaklan tarihte bulunan ve bu yönüyle de tarihi bir mahiyeti haiz bir harekettir. 18. yüzyıldan başlayarak günümüze gelen çağdaş İslami Hareket'in en bariz vasfı "Kur'an ve Sünnet"e dönüş çağrısını bünyesinde barındırmasıdır, İslami Hareket'in İslam tarihinde cereyan eden çeşitli gelişmelere karşılık "Kur'an ve Sünnet" Müslümanlar için asli referans kaynağı olmayı sürdürmekle kalmayıp, aynılığını ve tartışılmazlığım sürdürmüştür. Günümüz İslami Hareketi için de referans kaynaklan değişmemiş, bu, hareketin kalkış ve varoluş sebebini oluşturmuştur. "Kur'an ve Sünnet"in İslami Hareketin esas dayanak ve kalkış noktasını oluşturması, İslami Hareketi, İslam tarihinde daha önce ortaya çıkmış çeşitli İslami teşebbüs ve mücadelelere bağlamaktadır. Bu manada İslam tarihinde "Kur'an ve Sünnet"i, bu asli kaynakları esas alarak ortaya çıkmış her çaba, her yeniden ele alış, Tecdid ya da ihya hareketleri günümüz İslami Hareket'inin köklerini ve tarihi geleneğini oluşturur. Günümüz İslami Hareket'ini İslami kılan, ona bu vasfını kazandıran bu "Kur'an ve Sünnet"ten, başka bir ifade ile vahyin belirleyici olduğu bir bakış açısından hareket ederek Müslümanların siyasi ve fikri olarak karşılaştıkları meselelere çözüm arama çabalandır; bu çabaların oluşturduğu tarihtir. Bu yönüyle İslami Hareket'i, tarihi bir hareket hüviyetine sahiptir.

Bu şekilde ele aldığımızda İslami Hareketi asli kaynaklar kılavuzluğunda, Müslümanların geçmiş tarihi miras ve tecrübeleri ışığında günümüz şartlarını yeniden bir ele alış, değerlendirme ve dönüştürme çabası olarak tanımlayabiliriz. İslami Hareket bu çabanın siyasi ve toplumsal ifadesidir.

Değindiğimiz ilişkiler ve ifade ettiğimiz tanım içinde ele alındığında İslami Hareket, çağdaş bir olgudur. Bununla birlikte değindiğimiz vasıflarıyla aynı zamanda tarihi bir olgudur da. Vahyi temel ve tarihi miras günümüz İslami Hareket'in özelliklerini kazanmasında rol oynamakta, ona İslamilik vasfını sağlamaktadır. Bu sebeple günümüz İslami Hareket'i, Müslüman toplumların çağdaş sorunlarına (Bu sorunlar en temelde yeryüzünde kurulan Batı hakimiyeti ve Batı ile ilişkilerin getirdiği sorunlardır.) karşılık olarak ortaya çıkmakla birlikte köklerini İslam tarihindeki Tecdid ve ihya hareketlerinde bulmaktadır.

Günümüz İslam aleminin yaşadığı problemlerin temelinde siyasi hadiseler bulunmaktadır. Bu siyasi hadiselerin başında da günümüzde yeryüzüne yaygın Batı hakimiyeti ve İslam Ülkelerinde Batı taraftarı siyasetlerin iktidarı gasb etmiş olmaları gelmektedir. Bu gelişme yakın bir tarihin ürünüdür, İslami Hareket de İslamiyet'in var olan bu hayatiyeti ve kendisini sürdürme gücü içinde bu gelişmeye karşılık olarak ortaya çıkmış, mevcut ilişki ve şartları İslami kılma çabalarının siyasi ifadesidir. İslami Hareket öncesinde İslam tarihinde karşımıza çıkan Tecdid ya da ihya hareketleri olarak adlandırılan İslami teşebbüsler bütün siyasi muhtevalarına karşılık, en nihayetinde mücadelenin yönü itibariyle içsel, içe dönük bir mahiyet taşımaktadır. İslami Hareket'te olduğu gibi, bahis konusu hareketlerin de ana vasfım Müslümanların yaşadıkları problemlere, karşı karşıya kaldıkları çeşitli sorunlara cevap arayışı oluşturmaktadır. Ancak bu manada Tecdid ve ihya hareketlerinin muhatap olduğu sorunlar, büyük ölçüde İslami bir muhteva taşıyan ortamın daha İslami kılınması sorunları olarak değerlendirilebilir. Bu çerçevede ele alındığında İslami Hareket ile Tecdid ve ihya geleneği aynı dünya görüşünden kaynaklanmaları ve meselelerin çözümünü bütünüyle İslamiyet'te aramaları itibariyle belli bir devamlılık ve ortaklık göstermelerine karşılık, ortaya çıktıktan dönemlerde karşılaşılan sorunların ya da bu sorunlara yol açan saiklerin farklılıkları sebebiyle aynı zamanda farklı özellikler kazandıkları görülmektedir. Bu farklılığın tezahürü ise yukarda da kısmen değindiğimiz gibi, Tecdid ve ihya hareketlerinde sorunların daha çok içsel mahiyet göstermeleri, buna bağlı olarak bu girişimlerin muhataplarını da Müslümanların oluşturmasını ve eleştirilerin de içe dönük olmasını getirmişken, günümüzde Müslümanların karşılaştıkları sorunun temelinde Müşrik güçlerin Müslümanlar üzerinde kurduğu hakimiyet ve bunun yarattığı sorunların olması, İslami Hareketin bu sorunun halline yönelik olarak ortaya çıkması ve eleştirilerin bu sebeple daha ziyade dışa dönük bir mahiyet taşımasıdır.

Günümüz şartlan Tecdid ve ihya geleneğinin ortaya çıktığı tarih koşullarından daha değişiktir. Müslümanların yaşadıkları koşullar doğrudan doğruya Müslüman olmayan güçlerce, müşriklerce tayin edilmektedir. Günümüz İslami Hareketi de, ortaya çıkan yeni bir durumun İslami ilkeler etrafında değerlendirilmesi ve aşılması çerçevesinde ortaya çıkmakla birlikte; sorunun gösterdiği niteliğe bağlı olarak içsel eleştiri boyutundan çok müşrik güçlerce dayatılan koşulların aşılması ve bu koşulların yarattığı gayri İslami tesirlerden İslamiyet'in, Müslümanların korunması ve ubudiyetin bütün boyutlarıyla gerçekleştirilebildiği bir ortamın tesis edilmesi gayesine matuftur. Çağdaş İslami Hareketin, Batılı sömürgeci güçlere karşı Müslümanların verdikleri sayısız savaş içinde oluşan anti-emperyalist karakter ve geleneği de bunun ifadesi olarak değerlendirilmelidir.

İslami Hareket'in belli, tarihi olaylarla birlikte ortaya çıkması, belli nitelikler kazanması İslamiyet'in, İslami Hareket'in tarihi toplumsal şartların ürünü olduğu yargısını getirmemelidir. Söz konusu tarihi siyasi gelişmelerin günümüz İslami Hareketi'nin belli özelliklerini kazanmasına yol açmış olması, İslamiyet'in ve İslami Hareket'in tarihi toplumsal şartların ürünü olduğu manasına gelmez, İslamiyet, muharref nitelikleri ile ilahi olma vasfını yitirmiş ve bu yönleriyle beşerileşmiş dinlerden olduğu kadar, bütün beşeri bakış açılarından ve ideolojilerden farklı mahiyete sahiptir. En temel farklılık da İslamiyet'in var olan vahyi temelidir. Bu temel ona var olan diğer din ve ideolojilerden farklı olarak tarihi ve toplumsal koşulların üzerinde kalmasını sağlarken, ortaya çıkan yeni gelişmeleri izah ve aşma imkanlarını da kazandırmaktadır. Bu sebeple İslamiyet'in herhangi bir gelişme önünde aşılması ya da tarihi ve toplumsal koşulların değişmesine bağlı olarak bir reform tecrübesi geçirmiş olması söz konusu olmamıştır. Batı'da, Hıristiyanlık içinde Protestanlığın ortaya çıkışında olduğu gibi bir aşılma, ya da dönüşmeden söz edilemez. Ve İslami Hareket de, bir şekilde İslami gelenek içinde ortaya çıkmış Protestan manada bir reform teşebbüsü kesinlikle değildir. Çünkü önce İslamiyet tarihi siyasi şartların üzerinde vahyi temele sahiptir. Vahyin korunmuşluğu ve aşılmazlığı yanında vahyin insan hayatının bütününü kuşatıcı olduğu kadar, onun karşılaştığı sorunlara her zaman cevap getirme imkanını bünyesinde barındırması hayatiyetinin esas kaynağını oluşturmaktadır. Siyasi olarak Müslümanların ellerinde bulunan imkanları yitirmiş olmaları, İslamın aşılması anlamına gelmediği gibi, İslami Hareket'in günümüzde gösterdiği canlılık da bunun aksini göstermektedir. Ayrıca hadiselerin değerlendirilmesinde ısrarla asli kaynakların ehemmiyetinin ve belirleyiciliğinin vurgulanması da, İslami Hareket'in bir reform ya da aşılma hadisesinden ziyade, gelişen yeni olayların asli referanslar çerçevesinde yeni bir değerlendirme, dönüştürme teşebbüsü olduğunun ifadesidir.

İslam ve buna bağlı olarak İslami Hareket sahip olduğu vahyi temel dolayısıyla karşılaşılan her yeni koşul ve meselenin aşılmasına ve çözümüne yönelik gücü bünyesinde taşımaktadır. Müslümanların asli görevi içinde yaşadıkları mevcut şartları, bu şartlara yön veren siyasi gelişmeleri doğru ve sıhhatli tahlil ve İslam'ın asli kaynakları kılavuzluğunda ve sahip oldukları zengin tarihi miras ışığında meselelerin çözümüne yönelik geçerli/sıhhatli siyaset üretmeleridir.

Günümüz İslami Hareket'inin ilk örnekleri, yukarda değindiğimiz tarihi siyasi gelişmeler içinde ortaya çıkmışlardır. İslam aleminin bütününe yayılan İslami mücadelelerin bariz vasfı Batı karşıtı karakter göstermeleridir. Bu özelliği İslam coğrafyasında geçtiğimiz iki asrı aşan tarih kesitinde ortaya çıkmış hareketlerin hemen bütününe şamil kılmak mümkün olabilir. Hindistan'da olsun, Afrika'da olsun ve yine Asya'nın değişik bölgelerinde olsun ortaya çıkmış İslami kalkışlı hareketler bu özelliği göstermektedir. Bunun tek istisnası sayılabilecek Muhammed Abdülvehhab ve onun takipçilerinin ortaya koyduğu Vehhabilik hareketidir. Abdülvehhab'ın yaşadığı tarih kesiti (1703-1792) İslam aleminin siyasi olarak gerileme halinde olduğu bir dönemdir. Abdülvehhab'ın görüşlerini va'z etmeye başladığı Deriye bölgesi herhangi bir şekilde Batı hakimiyetine maruz kalmış bölge olmamakla birlikte, umumi olarak İslami ilkelerde belli bir erimenin ve içsel boşalmanın yaşandığı bir bölgedir. Abdülvehhab'ın görüşleri ve faaliyetleri bu bölgede Müslümanların içinde bulundukları durumu bir gözden geçirme ve İslam'ın asli kaynaklan ışığında yeniden değerlendirme teşebbüsüdür. Dine nüfuz etmiş İslami olmayan inanç ve davranış unsurlarının ayıklanması girişimidir. İleri sürülen görüşler daha çok bu yönde ortaya çıkmış olan içsel zaafın giderilmesine yöneliktir. Çok katı ve keskin bir şekilde yürütülen mücadelenin muhatabı ise bizzat Müslümanlardır. Abdülvehhab'ın görüşleri içsel zaafın giderilmesi ve içe dönük eleştirileri itibariyle İslam tarihindeki Tecdid ve ihya hareketlerinin bir benzeridir. Kaynağını İslam tarihindeki Tecdid ve ihya hareketlerinde bulan Abdülvehhab'ın görüşleri, sonradan gelişecek olan İslami Hareketlerin bilhassa içe dönük boyutu üzerinde olumlu tesirler bırakmıştır. Ancak Abdülvehhab'ın görüşlerinde karşılaştığımız bir çok olumlu unsura karşılık, hareketin dönemin koşullan içinde İslam aleminin karşılaştığı temel meselelerin halline yönelik bütüncü bir teşebbüse dönüşememesi beraberinde tıkanmayı getirmiştir. Hareketin içe dönük eleştiri ile sınırlı kalması bir müddet sonra tıkanmayı, arkasından Batılı emperyalist güçlerle işbirliğini getirmiş, ve nitekim Vehhabilik, hareketin ikinci döneminde İslam alemi aleyhine Batılı güçlerle çok yakın bir işbirliği içinde olmuştur. Abdülvehhab'ın görüşleri İslami Tecdid ve ihya hareketlerinin bir benzeri yakın dönemde ortaya çıkmış bir çabanın ifadesi şeklinde karşımıza çıkarken; Vehhabilik, Müslümanların içinde bulundukları koşulların aşılması yönünde bütüncü İslami bir mücadeleye dönüşememenin örneği olarak kalmaktadır. Bu özelliği ile bir yanı ile Tecdid ve ihya geleneği içinde ortaya çıkmış bir teşebbüs niteliği gösterirken, diğer yanı ile dönemin sorunlarını gerçek boyutlarıyla kavrayıp bir cevap getirmemenin sınırlılığıyla İslami Hareket'e dönüşememenin ifadesi olmuştur.

Günümüz İslami Hareketi'nin ifade etmeye çalıştığımız ilişki ve gelişmeler içinde yakın dönemde ortaya çıktığını, bu dönem şartlarında Müslümanların karşılaştıkları meselelere bir çözüm getirme ve içinde yaşanılan siyasi ve kültürel ortamı dönüştürme gayesine yönelik olduğunu, bu bağlamda İslam tarihinde var olan Tecdit ve ihya geleneğine eklenen, ancak günümüz ilişkilerinin gösterdiği farklılık sebebiyle bir ölçüde ondan farklılaşan ve gücünü esas itibariyle vahyi temel ve Müslümanların zengin tarihi mirasından aldığını ifade ediyoruz. İslami Hareketin yakın dönemde ortaya çıkmış örnekleri bu bağlamda düşünülebilir. Vehbabilik ise büyük ölçüde Tecdid ve ihya Hareketlerinden İslami Hareket'e geçişin bir ara örneği olarak ele alınabilir.

 

Dipnotlar:

1- Kelim Sıddıkî, İslami Hareket; Problemleri ve Amaçları (trc. M. Yolcu), Bir Yayıncılık, 1986; Mustafa Tahhan, İslami Hareket, Risale 1987; J. I. Esposito, Güçlenen İslam'ın yankıları (trc. E. Çatalbaş), Yöneliş Yayınlan, 1989; J. O. Voll, İslam: Devamlılık ve Değişme, Yöneliş, (yayınlanacak); W. E. Shephard, 'Çağdaş İslami Etiketler', Kalem Dergisi; Ekim-Kasım-Aralık 1988; "Türkiye'de İslami Hareket" Girişim, Mart 1990; "İslami Hareket'te Aydın ve Ulema", Girişim, Haziran 1990 ve yine aynı derginin Temmuz 1990 sayısındaki   "İslami Hareket'te Gençlik" isimli soruşturmaları; ayrıca Dünya ve İslam'da konuyla ilgili olarak çıkan çeşitli tercüme makaleler. Bu anlamda, aynı dergide yer alan S. A. Ertürk'ün Türkiye'de İslami Hareket'in gelişimini konu alan çalışması.

2- İlkine Binnaz Toprak ve Şerif Mardin'in çalışmaları, ikincisine ise G. Şayian ve R. Çakır'ın çalışmaları örnek verilebilir.

Kaynak: 

Dünya ve İslam Dergisi - Sayı: 5 - Kış 1991
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Kur'an ve İslami Mücadelede Kaynak Sorunu18 Şubat 2015 Çarşamba 00:21
  • İslam'a İnanmak ve İslami Mücadele16 Şubat 2015 Pazartesi 22:04
  • Eleştirinin Önemi ve Yol Göstericiliği16 Şubat 2015 Pazartesi 21:57
  • Kimlik Sorunu ve Yabancılaşma14 Şubat 2015 Cumartesi 00:43
  • Nasıl Bir İslami Kimlik?14 Şubat 2015 Cumartesi 00:38
  • 1980 Kuşağı Olarak Biz Nerede Doğru Yaptık?13 Şubat 2015 Cuma 04:25
  • "İslamcı" Nitelemesi Ne İfade Ediyor?09 Şubat 2015 Pazartesi 00:24
  • Kur’an’ı Anlamak ve Yaşamak08 Şubat 2015 Pazar 23:19
  • Bir Davranış Bozukluğu Olarak Tepkisellik07 Şubat 2015 Cumartesi 22:11
  • Eğitim Çalışmaları ve Eksikliklerimiz06 Şubat 2015 Cuma 23:00