Terörle Mücadele Yasa Tasarısı ve Egemenlerin Mantığı

Hamza Türkmen

Türkiye toplumu çağdaşlaşma, liberalleşme, demokratikleşme söylemleri içinde sürekli olarak köle toplum zihniyetine itiliyor ve ufku daraltılıyor. Türkiye'de sınıfsal farklılaşmalar, bireyselleşme/ haksızlık, kayırmacılık ve baskılar, dini inançları tahkir serbestisi, düşünce engelleri, fiili işkence, gözaltında kayıplar, yargısız infaz olayları gittikçe artıyor. Haksızlığa, zulme, işkenceye uğrayanlar idari mekanizmada ciddi hiçbir muhatap bulamıyor. Çünkü Türkiye'de sömürü ve sömürgecilik derinleşiyor. Sömürü, egemenleri daha çok palazlandırıyor. Sömürü derinleştikçe doğacak infaal ve tepkileri bastırmak için yeni hukuki düzenlemelere gidiliyor.

Ülke imkanları ve bir halkın geleceği çokuluslu şirketlere, uluslararası finans kurumlarına ipotek edilirken, kapitalist yaşam biçimi medyatik ve eğitimsel telkinlerle toplumsal kesimlere fiili olarak dayatılırken, egemenler gibi düşünmeyen, egemenler gibi inanmayan ve egemenler gibi yaşamak istemeyenler öylesine suçlanıyor ki, egemenlerin karşısında silahsız bir duruşu ve itirazı oluşturan bu insani tutum bile egemenlerin mantığında terör suçu olabiliyor. Egemenlerin değerlerine inanmayanlar ve onlar gibi düşünmeyenler dün 163., 141-142. Türk Ceza Kanunu (TCK) maddeleriyle yargılanırken, 163. 141. 142. maddelerin fikir hürriyetini savunma iddiasıyla kaldırıldığı bugün de bu maddelerin yerine geçirilen 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu (TMK) ile daha da acımasızca yargılanıyor ve cezalandırılmaya çalışılıyorlar. Ama egemenlerin korkuları bitmiyor; TMK'yı insan haklarına ve uluslararası hukukun normlarına uyumlu hale getirmek iddiası ile yeniden ele alıyorlar, fakat Batılıların da hoşlanacağı şekilde muhalif düşüncenin ve özellikle İslami inançların daha şiddetli sindirilmesi için ilgili madde hükümlerini ağırlaştırmaya çalışıyorlar.

Son aylarda Milli Güvenlik Kurulu (MGK)'nun buyrukları doğrultusunda Adalet Bakanlığı'nın kurduğu "Düşünce Özgürlüğü Komisyonu"(!) tarafından TMK'yı iyileştirme görüntüsüyle TMK'nın bazı maddelerinin değiştirilmesine yönelik yeni bir tasarı hazırlanıyor. Önümüzdeki günlerde TBMM'ye getirilmesi beklenen bu tasarıda daha önceki bir iki maddenin iyileştirilmesi tezi ile düşünce ve inanç özgürlüğüne ağır darbeler vuruluyor ve özellikle Terörle Mücadele Kanun Tasarısı (TMKT)'nın 8. maddesine göre Anayasa'nın 2. maddesine gönderme yapılıyor ve bu kapsam içinde laiklik eleştirisi "şiddet ve teröre çağrı, teşvik ve tahrik" olarak nitelendirilerek TMK kapsamı içine alınıyor. Dolayısıyla Kur'an'ın bütün hükümlerine inanan ve inancını ifade etmek isteyen bütün müslümanlar terörist konumuna getiriliyor. Meclisteki bazı iktidar ve ana muhalefet milletvekillerinden bu tasarı maddesine gelen itirazlar ise bu madde taslağından "dini amaçlı terör" ifadesinin çıkartılmasından öteye gitmiyor. Ve laikliğin eleştirisi yine terör suçu kapsamında kalıyor.

Bilindiği gibi Türkiye'de yaşayan topluma hakim olan "zinde güçler"in; yani İttihad Terakki'nin devamı olan asker, bürokrat, aydın zümresinin ve bu zümrenin sonradan ürettiği sermaye sınıfının sahip oldukları pozitivist, laik, ulusçu, batıcı ideolojiyi Türkiye toprakları üzerinde iktidar yapmalarıyla kurumlaşan "Ulus Devlet" yapısı, egemen olduğu Türkiye insanını kendi amacı doğrultusunda dönüştürmeye, eğitmeye, örgütlemeye çalışmış ve çalışmaktadır. Ulus Devlet'in bu misyonu egemen sınıfların veya "zinde güçlerin" çıkar ve amaçları doğrultusunda üretilen kanunlarla meşrulaştırılmaya çalışılmış ve çalışılmaktadır.

Vahyi ilkeleri veya eşyanın tabiatına uygun olanı arayan tabii hukukun hedeflerini içselleştiremeyen tüm kanunlar pozitif hukukun pragmatizmini taşırlar. Bu pragmatizm insanların menfaatinden önce, egemenlerin çıkarlarını ve egemenlerin iktidar aygıtı olan ulus devlet'in bekasını önceler. Türkiye Cumhuriyeti kanunları da temelde egemenlerin yukarıdan aşağıya bir dayatması olarak oluşturulagelmiştir. Milli Şef, Tek Parti, Askeri Konsey, MGK'lar bu dayatmanın birbirini takip eden üst mercileridir. Özellikle Batı dışı toplumlarda cumhuriyet, demokrasi, çağdaşlık iddiaları ile vatandaşlık ve insan hakları gibi kavramlar, halka, yönetime katılma hissini vermeye çalışan egemenlerin aldatmacalarından öte ciddi bir anlam ifade etmezler. Sınırlarını egemenlerin belirlediği demokrasi oyununda tebaadan rol almaya çalışanlar ya yaşadıkları sistemi tanımayacak kadar düzeysiz ve saftırlar ya da çıkar ilişkileri nedeniyle bu senaryonun figüranı olmaya razı olmaktadırlar. Egemenlerin sınırlarını belirlediği alanlarda muhalefetinde bilinçli olanlar ise hak arama mücadelesinde egemenlerin düzenlediği hukuk sistemine değil öz güçlerine güvenmelidirler.

Yönlendirilmiş muhafazakar kamuoyunun desteği ile kurumlaştırılan Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) şimdi bu kesimi de rahatsız edecek bir şekilde yeni TMKT ile inançları ifade etme özgürlüğünü engellemekle görevlendiriliyor. Toplumun ihtiyaçlarından ve özgürlük ilkelerinden çıkarak değil de ekonomik işleyişin gereği olarak kapitalist güçler ve uluslararası kuruluşlar tarafından yönlendirildiği için mevcut iktidar tarafından gündeme getirilen "demokratikleşme paketi", TMKT ile TMK'da bir iki düzenleme yaparken özellikle düşünce ve inanç özgürlüğünü kısıtlayacak yeni düzenlemeler getiriyor.

Şu anda Türkiye'de 50 cezaevinde bulunan 42 bin 600 hükümlüden 9 bin 184 kişi DGM tarafından terör ve düşünce suçu nedeniyle tutuklanmıştır. TMK'nın "cezada indirim, tecil ve paraya çevirme"yi engelleyen 13. maddesini TMKT ile kaldırılmaya çalışılması bazı mağduriyetlerin giderilmesi için önemlidir ama aynı zamanda hedef saptırıcı bir yaklaşımdır. Zira tasarıda yer alan maddeler şiddetten çok düşünceyi hedef alarak beyinlere zincir vurmaya çalışmaktadır. Şiddet unsuru olarak belirtilen TMK'daki maddeler ise hafifletilmiyor bizzat TCK'nın 150'ye 169'a ve 151'in 2. maddesine atıflarla güçlendiriliyor. Ve egemenler gibi düşünmeyen ve inanmayan insanların cezalandırılması amaçlanarak tutuklu sayısı ve ceza oranları yükseltilmeye çalışılıyor.

3713 sayılı TMK, düşünce ve inanç hürriyetini kısıtlayan TCK'nın 141.,142. ve 163. maddelerinin iptal edildiği aynı gün, yani 12 Nisan 1991 günü Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girmişti. Bu Turgut Özal yönetiminin büyük bir aldatmacasıydı. Oluşturulmakta olan Yeni Dünya Düzeni'nin muhaliflerini "terörist" olarak ilan ettiği günlerde, Türkiye'de TMK yasalaşmış oluyordu. O güne kadar TCK'nın zikri geçen maddeleri nedeniyle "düşünce ve inanç hürriyeti" kısıtlanan insanlar TCK'dan yargılanırken, demokrasi paketi aldatmacasıyla 141.,142.. ve 163. maddeler yürürlükten kaldırılırken, büyük ölçüde aynı kanunların içerikleri, yürürlüğe konan TMK'nın kapsamı içine alınıyor, cezaları artırılıyor ve bu defa inanç ve düşünce suçundan yargılananlar "terörist" konumuna getiriliyorlardı.

O günlerde 163. maddenin kaldırılmasına sevinenler, daha sonra ne büyük bir aldanış içinde olduklarını gördüler. Zira inanç ve düşüncelerini yaşamak isteyen müslümanlar diğer fikir suçluları gibi bu defa "teröristlik" suçlaması ile muhatap olmaya başladılar. Yaşam tarzınız DGM Savcısı tarafından "örgütlü"lük şeklinde algılandığı an, terörist olmak suçuyla karşı karşıya kalmak işten bile değildi. Şu tehlike bu gün de TMKT ile daha da riskli olarak gündemde.

Yasada 1. maddede yapılan "terör" kavramının tanımı TMKT ile müphemleştiriliyor. TMKT terör suçunu ceza kanunlarına ve Anayasa'nın 2. maddesine atıflar yaparak belirlemeye çalışıyor. Sınırı belirsiz ve yoruma açık bu yaklaşım yargının ve çoğu zaman yargıyı yönlendirmeye kalkışan siyasi iktidarların keyfiyetine açık anlamlandırmaları oluşturacak bir durumu ifade ediyor.

TMKT'nın birinci maddesindeki terör kavramı Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen niteliklere atıfta bulunuyor. Yani "Atatürk milliyetçiliği", "milli dayanışma", "demokrasi", "laiklik" gibi nitelikleri eleştirmenin terör suçu kapsamına girmesinin yolu açılıyor. Ancak bununla yetinilmiyor. TMK'nın "TC Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü hedef alan yazılı, sözlü propaganda ile toplantı, gösteri ve yürüyüş" yapılamayacağını belirten 8. maddesi, tasarıda başta 1. maddeye atıf yapılarak kapsamı genişletiliyor; tasarıdaki 1.,3.,4.,7. maddelerde yazılı suçları, dolayısıyla bu madde TCK'nın maddelerinde işaret edilen maddelerinde suçları "alenen tahrik ve teşvik edenler veya övenler" 2 yıldan 5 yıla kadar hapis 500 milyona kadar ağır para cezası ile cezalandırma yoluna gidiliyor. Yeni tasarıda bu suçları işleyenler örgüt ithamı altında ise ve bu kişilere yardım edilirse 3 yıldan 5 yıla kadar hapis, 1 milyardan 5 milyar liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırma hükmüyle de karşılaşıyoruz.

Tasarıdaki 8. madde bendlerindeki suçlardan herhangi birisinin dernek, vakıf, siyasi parti, meslek kuruluşu tarafından işlenmesi halinde cezalar üçte bir oranında artırılıyor ve cezalandırılan dernek, vakıf, sendika ve yan kuruluşları kapatıldığı gibi mal varlıklarına da el konuyor. Örneğin terör suçlusu olarak itham edilen bir örgüt elemanının veya düşünce suçlusunun bir derneğe veya vakfa uğraması bu maddeye göre bu kuruluşun cezalandırılmasına ve kapatılıp mallarının müsaderesine neden olabilir.

Egemenler tarafından hazırlatılan bu tasarı kanunlaştığında artık değil Türkiye'de laiklik veya Atatürk milliyetçiliğinin eleştirisini yapmak, tartışmasını bile yapmak terör suçu kapsamına girecektir. Bu tasarıyla getirilen yüksek para ve hapis cezaları, terörü engellemek adına, düşünce ve inanç hürriyeti ve basın özgürlüğü savunucularına zindanların demir parmaklıklarını göstermektedir.

TMK'nın oluşturulmasında baş rol oynayanlardan eski Adalet Bakanı Oltan Sungurlu bile olayı şöyle karikatürize ediyor: "Getirilmek istenen tasarıya göre bir imam kalksa, dini kaidelere uymazsanız cehennemliksiniz dese, "tehditten doğru içeriye. 5 yıllık terörist olur."

Tasarıda Anayasa'nın 2. maddesindeki "demokrasi" ilkesini ihlal etmekten öte yürürlükteki Anayasayı ilga eder. Askeri darbecilere ve cuntacılara yönelik hiç bir ifadeye rastlanmıyor. Normalde başta 12 Eylül cuntacıları olmak üzere tüm darbeciler TCK'nın 146 maddesine göre idamla yargılanmalılar. Ama çifte standartlılık ısrarla sürdürülüyor.. Öte yandan inanç ve düşünce suçunu ayrı tutacak olursak, devlete yönelen terör yanında diğer bir suç da devlet terörüdür. Tasarıda işkence, gözaltında kayıp, yargısız infaz ve köy yakmalara kadar uzanan devlet terörüne de değinilmesi gerekirdi. Tabiiki bu tutarlılığı beklemek imkansız. Dış politika, güvenlik sorunu ve Anayasa tartışmaları gibi ülke yönetimiyle doğrudan ilgili konuların inisiyatifi adeta TBMM'den alınıp MGK'ya devredilmiş durumda. Maclis'in bir "İnsan Hakları Komisyonu" var. Komisyon üyesi Anap'lı milletvekili Fevzi İşbaşaran'ın açıkladığı kesin bir gerçekte şu ki; "artık mağdur vatandaşların bile TBMM İnsan Hakları Komisyonu'na herhangi bir inancı kalmamıştır. "Tasarının 6. maddesi Terörle Mücadele birimlerinde görevli kişilerin gözaltında gerçekleştirdikleri işkenceleri açıklayan ve eleştiren kişi ve basın organlarını suç kapsamı içinde göstermeye devam ediyor. TMKT'nın Kasım ayı içinde Meclis'e getirilmesi bekleniyor. Milletvekillerinin çoğunluğu bu tasarının Meclis'ten geçemeyeceğini ilan ediyorlar. Ama devlet için önemli görülen yasaların Meclis'ten geçmesi, TBMM iradesinden ziyade MGK'nın iradi dayatması ile gerçekleşmesi adet haline geldi. Tasarıyı hazırlayan sözde insan hakları savunucusu ve düşünce özgürlüğünden yana olduğunu iddia eden SHP'liler. Yasadaki benzer suçlardan daha önce başları ağrımış olan Mümtaz Soysal, Mehmet Moğultay, Uğur Alacakaptan gibi kişilerin yasa tasarısını hazırlayan kişiler arasında yer almaları gerçekten Türkiye'de büyük bir şahsiyet çözülmesine ve kişiliksizliğin yaygınlaşmasına işaret ediyor. Çetin Özek, Bülent Tanör gibi hukukçuların bu güdümlülük hali içinde rol almayı reddetmeleri takdire değer. Ancak MGK ve cunta Anayasası karşısında boynu eğik olan TBMM'den bu tasarının geçmeme ihtimali çok yüksek değil. İnsan Hakları Derneği İstanbul Şube Başkanı Av. Ercan Kanar bunun için tüm baroları tepki göstermeye ve bu tasarının düşünce özgürlüğüne karşı yeni bir suç oluşturduğunu haykırmaya davet ediyor. Ancak TMKT'nın yasallaşıp yasallaşmamasından daha önemlisi düşünce ve inanç hürriyetine karşı suç işleme konumunu devam ettiren TMK'nın kendi varlığıdır. Tartışma TMKT'den ziyade TMK'nın iptali noktasında yoğunlaştırılmalıdır.

Kaynak: Haksöz Dergisi - Sayı: 44 - Kasım 94

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları